6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 427

Türk Borçlar Kanunu 427. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 427- Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır. F. Hizmet ilişkisinin devri I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

2 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2019/3155 E., 2021/2225 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 29. Hukuk Dairesi
Keza kanunun TBK.’nun 427. Maddesi uyarınca “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.
9. Hukuk Dairesi         2019/3155 E.  ,  2021/2225 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ: ... 29. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ :ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti:Davacı vekili; müvekkili şirkette 02.08.2010 tarihinde işe başlayan ve makina kiralama satış geliştirme uzmanı olarak çalışan davalının pozisyonu gereği şirket müşterilerine ilişkin ve ticari sır niteliğinde sayılabilecek pek çok detaylı bilgiye erişim sağladığını ve çalıştığı süre zarfında şirketin müşteri çevresi, fiyatlandırma sistemi, maliyetler gibi iş sim niteliğinde birçok bilgiyi de edindiğini ve akdettiği 02.08.2010 tarihli sözleşme ile de iş sözleşmesinin devamı sırasında ve iş sözleşmesi sona erdikten sonra sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğü bulunduğunu, ancak davalının bu yükümlülüğüne aykırı davrandığını, rakip firmalara bilgi sızdırdığını, rakip firmada çalışmaya başladığını, sözleşme gereği cezai şart alacaklarının tahsilini talep etmiştir.Davalı Cevabının Özeti:Davalı vekili; müvekkilinin ilk defa iş hayatına atıldığı davacı şirket ile akdettiği 02.08.2010 tarihli iş sözleşmesinin tek taraflı işverenlikçe düzenlenmiş bir sözleşme olup, müvekkilinin hiçbir içeriğini işe başlayabilmek için tartışmadan kabul etmek zorunda kaldığından davacı tarafın iş sözleşmesinin müzakere edildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin 02.08.2010 tarihinde satış temsilcisi olarak işe başladığını, değişik pozisyonlarda çalıştığını, şirketlerden birinin mail yoluyla gönderdiği teklifi değerlendirmeye aldığını, söz konusu teklifin bir sözleşme olmayıp şirketin unvanının dahi yer almadığı bir belgenin sözleşme olarak kabul edilemeyeceğini, hatta davacı taraf, bu teklifte şirket unvanını göremediği için dava dilekçesinde dördüncü bir şirketin adına yer vererek müvekkilinin Ascendum Makina Holding ile anlaştığını beyan etmiş olduğunu, anılan teklifin müvekkilinin üçüncü kişi şirkette çalışması durumunda kendisine sunulacak şartları gösteren bir belge olduğunu, davacı şirketin ticari sırrını ifşa etmediğinin, davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:İlk derece mahkemesince, davalı işçinin, davacı şirkette çalıştığı dönemde işverenin mesleki sır teşkil edebilecek bilgileri kullandığı veya üçüncü kişilere vererek sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği ve şirket menfaatlerinin davalının eylemi ile zarar gördüğü yönünde dosya kapsamında somut delil bulunmayıp bu iddianın davacı tarafından ispatlanamadığı, sözleşme gereği zarar şartına bağlı cezai şart talep koşullarının oluşmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. İstinaf başvurusu : İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge adliye mahkemesince, davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği ve rekabet yasağına aykırı davrandığına yönelik davacı firma içinde çalıştığı ve ayrıldığı sözleşme kapsamındaki belirtilen süreyi kapsayan döneme ilişkin iddianın somut delillerle ortaya koyulup ispatlanamadığı, davacı tarafın kendi anlatımına göre çalıştığı dönem içerisinde davacı şirket nezdinde ve toplantılarda vakıf olduğu ve şirket ticari sırları kapsamında değerlendirilecek hususi bilgileri davacı aleyhine haksız rekabet teşkil edecek şekilde kullandığı ve bu yolla davacı şirketi zararlandırdığı ya da sözleşmeye-rekabet yasağına aykırı hareket ettiği hususunun somut olarak ortaya konulamadığı, davalının işten ayrılacağı süreçte şeffaf davranmamış olsa bile, bu hususun tek başına davacı iddialarını ispatlayan ve doğrulayan hususlardan olmadığı, bu kapsamda dosya münderecatına göre ilk derece mahkemesinin dosya münderecatına uygun düşen bilirkişi raporuna itibar ederek davacının iddialarını somut delillerle ispatlayamamasını değerlendirerek davanın reddine kararvermesinde herhangi bir isabetsizlik ve kamu düzenine aykırılık durumuna rastlanmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyiz başvurusu : Kararı, davacı şirket vekili temyiz etmiştir.Gerekçe: 6098 sayılı TBK.’nun 396. Maddesi uyarınca “İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. Keza kanunun TBK.’nun 427. Maddesi uyarınca “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır. Diğer taraftan Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür.İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır. (Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır).Borçlar Kanunu’nun 180. Maddesinin 1. Fıkrasında “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir” hükmü yer aldığından, işverenin herhangi bir zararı ispatlamak zorunda bulunmaksızın sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı isteyebilmesi olanağı vardır. Bu durumda işverenin cezai şartı talep edebilmesi için rekabet yasağının ihlal edildiğini ispatlaması yeterlidir. (Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 11. Baskı İstanbul 2015, S:378) Somut olayda, taraflar arasında TBK 444. vd. maddelerine uygun rekabet yasağı sözleşmesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı işçinin davacı şirkette 02.08.2010 tarihinde akdedilen yazılı iş sözleşmesi ile satış temsilcisi olarak işe başladığı, taraflar arasında 02.08.2010 tarihli iş sözleşmesinin eki olarak düzenlenmiş aynı tarihli Rekabet Yasağı ve Sır Saklama Sözleşmesinin 1. maddesi ile davalının gerek iş sözleşmesinin devamı sırasında ve gerekse iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra işverenle ve işle ilgili mesleki sır ve gizli belgeleri kendi kişisel amaçları veya herhangi bir başka kişi, şirket, kurum veya kuruluşun çıkarları için kullanmayacağını ve/veya herhangi bir kişi, şirket ve kuruluşa ifşa etmeyeceğini beyan ve taahhüt ettiği ve sözleşmenin 2. maddesinde de, davalının iş akdinin devam ettiği dönemde veya iş akdi sona erdikten sonra yukarıda belirtilen sır saklamaya ilişkin yükümlülüklerini herhangi bir şekilde ihlal ettiği takdirde işverenin haklı fesih hakkı saklı kalmak kaydıyla davalının son aylık brüt ücretinin 12 katı tutarındaki ceza bedelini ve bu ihlal neticesinde uğradığı tüm zararların ceza bedelinden fazla olması hâlinde fazla olan kısmını talep ve tahsil edebileceği ve davalının ceza bedelini ve ceza bedelini aşan zararı kendisine yapılacak yazılı ihbar veya ihtarın tebliğinden itibaren 7 gün içinde işverene ödeyeceğini kabul ve beyan ettiği görülmektedir. Sözleşmenin geçerli olduğu İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinin kabulündedir. Davalı işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 3 gün sonra aynı il sınırlarında aynı alanda iştigal eden işyerinde işe başladığı da sabittir. Nevarki davacı işveren cezai şart isteğinin zararın varlığı ve miktarının ispatlanamadığı gerekçesiyle reddi doğru olmamıştır. Cezai şart alacaklısını ispat yükünden kurtarır. Mahkemece yapılacak iş TBK 182/son hükmünü de göz önünde bulundurmak suretiyle cezai şart alacağı talebini kabul etmektir. Sonuç:Temyiz olunan ilk derece mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden bölge adliye mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.01.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (1)

9. Hukuk Dairesi, 2016/15516 E., 2016/17659 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Keza kanunun TBK.’nun 427. Maddesi uyarınca “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.
9. Hukuk Dairesi         2016/15516 E.  ,  2016/17659 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, ihbar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı işveren vekili, şirketin ambalaj makineleri ve konveyör ekipmanları imalatı, alımı-satımı konusunda faaliyet gösterdiği, davalı ... ‘in 13/02/2012 tarihli iş iş sözleşmesi ile müvekkil şirkette mühendis-işletme müdürü olarak çalışmaya başladığını, 13/06/2012 tarihinde istifa ederek görevinden ayrıldığını, davalının müvekkil şirkette görev aldığı sürece şirketin ticari faaliyetleri ile ilgili olarak şirket müşterileri ile bire bir iletişime geçtiği dava dışı .... da bu müşterilerden biri olduğunu, davalının müvekkil şirketin müşterisi olan ...'a müvekkil şirkrete ait projeyi sattığını, bu nedenle davalının müvekkil şirkete ait proje üçüncü şahıslara satarak sır saklama borcuna uymadığı, .... davacı şirketten bir adet shrink makinesi almak istediğini, daha sonra bu isteğinden vazgeçerek makinenin yan parçası olan kumaş paketleme ön sarıcı ünitesini satın almak isteyerek fiyat teklifi istediğini, davacı şirket tarafından 02/05/2012 tarihli teklifte fiyatın 9000 TL+KDV olarak bildirdiği, teklifin kabul edilerek sözleşme imzalandığını, .... 3600 TL avans gönderdiğini, sonrasında şirketi arayarak siparişten vazgeçtiğini, gönderdiği avansın iade edilip edilmeyeceğini sorduğunu, parasının 06/06/2012 tarihinde iade edildiğini, paranın iade edilmesinden bir hafta sonrasında 13/06/2013 tarihinde davalının görevinden istifa ettiğini, sonrasında ...'ın davacı şirketi arayarak.... kendileri ile görüştüğünü ve bir makine kesimi yaptırmak istediklerini, buna istinaden .... kendilerine gönderdiği mailde davacı şirkete ait çizim kodlarının yer aldığını, davacı şirkete bu durumdan haberdar olup olmadıklarını sorduklarını, davacı şirketin durumdan haberdar olmadığını söylediğini, bunun üzerine ...'ın amcasının .... ile görüşerek siparişteki projenin kime ait olduğunu sorduğunda projenin davacı şirketin eski çalışanı davalı ...'den satın alındığının belirtildiğnini, davalının davacıya ait projeyi üçüncü şahıslara satarak sır saklama borcuna uymadığını, Cankur Makine tarafından davacı şirkete verilen siparişin iptalinden kısa süre sonra aynı siparişleri ait makinelerin projesinde ilişkin çizimlerin ... 'a mail atılarak imalatının talep edildiğini, çizimlerde Hasel logosunun çıkarıldığını fakat kodların aynen bırakıldığını, davacı şirket tarafından ... 'a gönderilen 03/04/2012 tarihli mail de davacı şirkete ait kodların açıkça görüldüğünü, makinenin 26.000 TL bedelinde olduğu davalının müvekkile ait projeyi kullanarak müvekkilin müşterisi şirkete sattığını, bu sebeple üçüncü şahsın makineyi üretmesinde yardımcı olduğunu ve haksız kazanç sağladığını, davacının akdettiği belirsiz süreli iş sözleşmesinin 12/E maddesinde davalının sır saklama borcunun açıkça hükme bağlandığını, üstelik davalının 13/06/2012 tarihinde istifa ederek 29/06/2012 tarihinde işten ayrıldığını ve bu nedenle iş sözleşmesinde belirtilen 60 günlük bildirim süresine uymadığını belirterek sözleşmedeki önel süresi için tazminat ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranması nedeni ile verdiği zarardan dolayı maddi tazminat talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, Söz konusu davacı işyerine ait makineni bir patenti ya da markası bulunmadığını, şirink ambalaj makinesinin sadece bir fırın ve halka mal olduğunu, söz konusu işyerinde görevinin işletme müdürlüğü olduğunu, davacının sözünü ettiği projeyi görevi olmamasına rağmen kendisinin yaptığı projenin bir eser olması durumunda kendisine davacı tarafından tazminat ödenmesi gerektiğini, davacının bu proje sebebi ile afaki ve hayalı bir zarar uğradığını belirttiğini, davacı tarafından iddia edilen maddi zararın fiilen ve maddi olarak ispat edilecek bir gelir kaybı olması gerektiği, davacının belirttiği 26.000 TL zararın ile dava arasında fiili irtibat ve illiyet bağı bulunmadığını, 60 gün önceden bildirimde bulunmamasından sebeple kendisinden 3.000 TL tazminat talep edildiğini, iş Kanunu’nun 17. maddesinde 6 aydan az sürmüş iş ilişkilerinden işçinin bu durumunun diğer tarafa yapılmasından başlanarak 2 hafta içinde iş akdinin feshedileceğinin belirtildiğini, bu sebeple 60 günlük sürenin geçersiz olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalının davacı şirkette çalıştığı süre boyunca dava konusu olan Shrink makinası yada sarıcı ünitesine ait çizim ya da belgeleri dava dışı şirket ile paylaştığına dair herhangi somut bir delil elde edilemediği gibi Borçlar Kanununn 396 maddesinde yer alan sadakat borcunun " ...İş gördüğü sırada öğrendiği özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararında kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli ölçüde işti hizmet ilişkisinin sona erdiğinden sonra sır saklamakla yükümlüdür." maddesi ve Yargıtay kararları ışığında ve aynı zarara ilişkin Bakırköy 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/175 esas sayılı dosyasında tazminat davası açıldığı dikkate alındığında ve söz konusu dosyada alınan bilirkişi raporları incelendiğinde aktin feshinden sonraki haksız rekabate ilişkin davaların bakmak görevinin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ihbar öneli verildiği gerekçesi ile ihbar tazminatı yönünden davanın esastan reddine, sır saklama ve sadakat borcuna aykırı hareket etmesi nedeniyle davalıdan talep ettiği tazminat talebi yönünden ise Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek görevsiz olduğuna karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı işçi vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 6098 sayılı TBK.’nun 396. Maddesi uyarınca “İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. Keza kanunun TBK.’nun 427. Maddesi uyarınca “Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır. Diğer taraftan Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır(Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). İşçi ile işveren arasında rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın İş Mahkemesi’nde mi yoksa ticari dava sayılarak Ticaret Mahkemesi’nde mi görüleceği doktrin ve uygulamada hep tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008(YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K.) ve 2011(YHGK. 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ) yıllarında yukarda belirtilen atıflardaki gerekçeleri de belirtmek sureti ile “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, işçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin iş mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesi ile verdiği kararların aksine 2013 yılında bu içtihadında dönerek ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılındaki kararından etkilenerek(Y. 11. HD. , Direnme ile YHGK. 29.02.2012 gün ve 2011/11-781 E., 2012/109 K. Konu olmuş ve HGK 11. HD.’nin gerekçesine katılmıştır) iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabet etmeme sözleşmesini iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme olarak değerlendirerek, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın ticari dava olması neden ile Ticaret Mahkemesi’nde görüleceğine karar vermiştir(Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K). İşçi ve işveren arasında rekabet yasağına ilişkin “özellikle iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet etmeme yükümlülüğü nedeni ile” doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda YHGK kararları arasında çelişki olmuştur. Son karar ile iş sözleşmesinin feshinden sonrasına ilişkin rekabet etmeme ile ilgili uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilerek, önceki istikrarlı kararlardan dönülmüştür. Dosya içeriğine göre taraflar arasında iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme imzalanmamıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işveren davalının kendisinde üretilen buluşu, sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak yeni çalıştığı işveren de de ürettiği iddiası ile maddi zararının tahsilini istemektedir. Burada rekabet yasağına aykırılıktan çok sadakat borcunun alt unsuru olan sır saklama yükümlüğünün ihlaline dayanılmakta, işyerindeki buluşun bu ihlal nedeni ile başka yerde kullanılmasından kaynaklanan tazminat talebi bulunmaktadır. Uyuşmazlık iş ilişkisinden, iş sözleşmesinin yüklediği sır saklama yükümlülüğünün ihlalinden kaynaklanmaktadır. 5521 sayılı kanunda “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara iş mahkemelerinde görüleceği, 6102 sayılı kanunun 4/1.c maddesinde ise “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın rekabet yasağına ilişkin 444 ila 447. maddeleri ile ilgili doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, ticari davalarda da delillerin ve bunların sunulmasının HMK hükümlerine tabi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra, 5. maddesinde ise “aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalara bakacağı” açıkça belirtilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki kural aksine bir düzenlemedir. Somut uyuşmazlıkta İş Mahkemesi 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca görevlidir. İşin esastan çözümlenmesi gerekirken, sır saklama yükümlülüğüne aykırılık nedeni ile tazminat istemi yönünden görevsizlik karar verilmesi hatalıdır. Diğer taraftan kabule göre ihbar tazminatı ile ilgili istem esastan reddedilmesine rağmen, bu taleple ilgili vekalet ücreti ve yargılama gideri konusunda karar verilmemesi de usule aykırıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.10.2016. tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.