6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 428

Türk Borçlar Kanunu 428. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 428 İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. II. Sözleşmenin devri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

39 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2022/4947 E., 2022/14521 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 9. Hukuk Dairesi
6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2022/4947 E.  ,  2022/14521 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... 9. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 4. ... Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çalıştığı hizmet gördüğü işkolunda örgütlü olan ... Sendikasına üye olduğunu, üyesi olduğu Sendika ile davalı Şirket arasında toplu ... sözleşmesi bağıtlandığını, davalı işyerinde şoför olarak vardiya usulü çalışan davacıya bu toplu ... sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken vardiya çalışma alacağının ödenmediğini ileri sürerek davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın kısmi dava olarak açılmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkili Kurumun işçisi olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, talep konusu yapılan alacağın da haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2. ... Hizmet Müşavirliği İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, itirazlarının olduğunu, davacının dilekçesinde ileri sürdüğü hususların tamamen, mesnetsiz ve haksız çıkar sağlamaya yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriğine göre davacının şoför olarak fiilen vardiya usulü çalıştığının anlaşıldığı, sendika üyesi olduğu için toplu ... sözleşme hükümleri gereğince vardiya zammına hak kazandığı ancak davalı işverenlerce hak kazandığı vardiya zammı alacaklarının ödenmediği, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının 25.11.2015 tarih ve 745 No.lu meclis kararı ile toplu taşıma hizmetlerini işletme ve/veya işlettirme hakkının 31.12.2015 tarihine kadar davalı ... şirketi olan diğer davalı ... Şirketinde olduğu ancak sözleşme süresinin sona ermesi üzerine 01.01.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle yine bir belediye şirketi olan ... ... Hiz. ve Mak. San. Tic. AŞ'ye (... ... Şirketi) devredildiğini, davalılar arasında hizmet devir ilişkisi olduğu, davacının bu kapsamda asıl işveren konumunda olan ... Büyükşehir Belediyesine ait işyerlerinde alt işveren konumunda olan davalı ... Şirketi işçisi olarak çalıştığı anlaşıldığından davalıların asıl ve alt işveren sıfatıyla davacının taleplerinden kanun gereğince birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda hesaplanan vardiya zammı alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; belirsiz alacak davası açılamayacağını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının ... sözleşmesinin ... Şirketine devredildiğini, toplu ... sözleşmesi hükümlerinin yanlış yorumlandığını, bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu, husumetli tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini beyanla Mahkeme kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası açamayacağını, davacının ... sözleşmesi ile bütün hak ve alacaklarının ... ... Şirketine devredildiğini, vardiya zammının her ay davacıya ödendiğini, husumetli tanık beyanları bulunduğunu beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı ... Belediyesine ait işyerinde alt işveren Şirketlerin işçisi olarak olarak şoför unvanıyla çalıştığı, sendika üyelik aidatı ödediği, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu, asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak kanundan, ... sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu ... sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte (müteselsil) sorumlu olduğu, dava konusu dönemde geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde "vardiyalı çalışan işçilere aldıkları ücretin %25 fazlası ödenir" şeklinde düzenlemenin yer aldığı, ücret bordrolar ve banka kayıtları incelendiğinde davalıların ödeme iddiasının ispatlanamadığı, dosyada puantaj kaydı bulunmadığı gibi davacının vardiyalı çalıştığına ilişkin tanık beyanlarının yanında yine Daire incelemesinden geçmiş olan davalının taraf olduğu emsal dosyalarda şoförlerin vardiyalı olarak çalıştığının sabit olduğu, hüküm altına alınan alacakların zamanaşımına uğramadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) inci bendinin (b) alt bendi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının hatalı olduğunu beyanla bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... Şirketi vekilinin temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenler tekrar edilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının toplu ... sözleşmesi gereğince vardiya usulü çalışma alacağına hak kazanıp kazanmadığı, davalılar ile dava dışı ... ... Şirketi arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ile bu bağlamda davacının hüküm altına alınan alacağından davalı Şirketin sorumlu olup olmayacağının ve sorumluluk belirlenmesi konularındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan ... sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir: " İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: " Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 6098 sayılı Kanun'un 205 inci maddesinde sözleşmenin devri; "sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmıştır. Kanun'a göre sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tâbidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Ayrıca kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır. 5. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Somut uyuşmazlıkta, davacı, davalı ... bünyesinde, alt işveren Şirket işçisi olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının incelenmesinden davacının 07.07.2008 tarihinde davalı ... Şirketi nezdinde çalışmaya başladığı, 31.12.2015 tarihinde bu işyerinden çıkış kaydının bulunduğu, 01.01.2016 tarihinde ise dava dışı ...-... Şirketinde işe giriş kaydının bulunduğu görülmektedir. Mahkemece davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu kabul edilerek alacaklardan müştereken müteselsilen sorumlu oldukları yönünde hüküm kurulmuştur. Davalı Belediyenin asıl işveren sıfatıyla hüküm altına alınan alacaktan sorumlu tutulmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 2. Diğer taraftan dosya içeriğinde yer alan 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge içeriğinden, davalı ... Şirketi ile dava dışı ... ... Şirketi arasında davacı işçinin de imzasını içeren sözleşme yapıldığı, bu sözleşmede davacının 01.01.2016 tarihi itibarıyla devralan işveren ... ... Şirketi nezdinde çalışmaya başlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alt işveren olarak kabul edilen davalı ... Şirketi ile dava dışı ... ... Şirketi arasında işyeri devri bulunduğu kabul edilerek hüküm altına alınan alacaklardan devreden ... Şirketinin de davalı ... ile birlikte sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak söz konusu Şirketler arasında bir işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması isabetli değildir. 3. Belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de ... sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde ... sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa rıza göstermesi beklenir (İştar Cengiz, ... Sözleşmesinin İradi Devri, ..., 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca ... sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden ... sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (Cengiz, s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasından doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da ... sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin ... sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması ... hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden ... sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinde doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 7. Somut uyuşmazlıkta bu ilke ve esaslara göre bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre davalı Belediyeye ait işyerinde şoför olarak çalışan davacının işvereni olarak görünen ... Şirketi ile davalı ... arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır. Gerek hizmet alım sözleşmeleri, gerekse davalı Şirket ile dava dışı ... ... Şirketi arasında düzenlenen 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge dikkate alınarak somut olay bakımından işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususunun tam olarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 8. Şu hâlde Mahkemece yapılması gereken ..., davalı ... ile aralarında hizmet alımı ilişkisi bulunduğu anlaşılan davalı ... Şirketi ve dava dışı ... ... Şirketi arasında işyeri devri veya ... sözleşmesi devri bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılarak bu araştırmanın sonucuna göre davacının işçilik alacaklarından davalı ... Şirketinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesidir. 9. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde yapılacak araştırmaların sonucunda bütün deliller birlikte değerlendirilerek işyeri devri olgusunun sübut bulması hâlinde devredenin sorumluluğu bakımından iki yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibarıyla geçmemiş olması yeterli kabul edilmeli; ıslah tarihinde iki yıllık sürenin dolmuş olmasının ıslah edilen alacakların hüküm altına alınmasına engel teşkil etmediği kabul edilerek şimdiki gibi karar verilmelidir (Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi, 25.....2019 tarihli ve 2016/22051 Esas, 2019/14051 Karar; 08.05.2019 tarihli ve 2016/7747 Esas, 2019/10053 Karar sayılı kararları). Diğer taraftan yapılacak araştırma sonucunda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında ... sözleşmesinin devrine dair hukuki ilişki olduğunun anlaşılması hâlinde ise ... Şirketinin 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi gereğince devreden işveren konumunda olduğu ve devreden işverenin devir tarihinde önce veya devir tarihinde doğmuş alacaklar bakımından birlikte sorumluluğunun söz konusu olmadığı gözetilerek bu Şirket bakımından talebin reddine karar verilmelidir. 10. Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Somut olayda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında işyeri devrinin ya da ... sözleşmesi devrinin bulunup bulunmadığı yönünden araştırma ve inceleme yapılması bakımından oluşturulan bozma gerekçesine katılmakla birlikte, işyeri devrinin bulunması hâlinde ıslah tarihinde iki yıllık sürenin geçmiş olmasının ıslah edilen alacakların hüküm altına alınmasına engel teşkil etmeyeceğine ilişkin Sayın Çoğunluğun vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. 4857 sayılı ... Kanunu’nun 6’ncı ve 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun 428’inci maddesinde işyeri devredilmesi hâlinde devredenin sorumluluğu bakımından öngörülen iki yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak dürücü süreyi durduran veya kesen sebepler kanunda düzenlenmiş değildir. Başka bir anlatımla hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu olmaz. Bu sebeple dava dilekçesi ile istenmeyen miktar bakımından hak düşürücü süre işlemeye devam eder. Dava dilekçesi ile talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı süresi dâhi kesilmezken, hak düşürücü sürenin kesildiğinin kabul edilmesi önemli bir çelişki oluşturur. Somut olayda ıslah devir tarihinden itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra yapılmış olduğundan, ıslah ile talep edilen miktar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmelidir. Bu nedenle Sayın çoğunluğun aksi yöndeki değerlendirmesine katılamıyoruz. 08.11.2022

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/9182 E., 2023/12631 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2023/9182 E.  ,  2023/12631 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/59 E., 2022/1792 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 8. ... Mahkemesi SAYISI : 2021/65 E., 2021/94 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Büyükşehir Belediyesinin şehir içi toplu taşıma işini üstlenen davalı Şirket bünyesinde şoför olarak 2008 yılında çalışmaya başladığını, çalışmasına kesintisiz olarak devam ederken şehir içi toplu taşımacılık işinin ... Hiz. ve Mak. San. Tic. AŞ'ye (... Şirketi) devredildiğini, işyerinin devrinden sonra da aynı işyerinde çalışmasına devam ettiğini, ancak işyerininn ... Şirketine devrinden sonra ücretlerinin eksik ödendiğini, çalıştığı süre içinde fazla çalışma yaptığını, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığını, bu çalışmaları için ayrıca ücret verilmediğini, yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunu, işyerinde geçerli toplu ... sözleşmesi ile verilmesi öngörülen vardiya zammının verilmediğini ileri sürerek işyeri değişikliği sebebiyle eksik ödenen fazla çalışma, ... bayram ve genel tatil ücreti, dinî bayramlarda çalışma ücreti, yıllık izin ücreti, vardiya zammı, eksik ödenen aylık ücret alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Hizmet Müşavirliği İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının alacaklarından davalı Şirketin sorumlu olmadığını, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının 25.11.2015 tarih ve 745 No.lu meclis kararı ile toplu taşıma hizmetlerini işletme ve/veya işlettirme hakkının 31.12.2015 tarihine kadar davalı ... Şirketinde olduğu ancak sözleşme süresinin sona ermesi üzerine 01.01.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle yine bir belediye şirketi olan ... Şiketine devredildiğini, davacının herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı işveren nezdinde 19.03.2008 - 31.12.2015 tarihleri arası belirsiz süreli ... sözleşmesi ile çalıştığı, dava konusu alacaklar bakımından ilgili dosya içeriği, toplu ... sözleşmesi hükümleri ile tüm delillerin birlikte değerlendirildiği ve 07.10.2020 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davalı işverenlerin vardiya zammı alacağından sorumlu olduğu gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası açamayacağını, davacının ... sözleşmesi ile bütün hak ve alacaklarının ... Şirketine devredildiğini, vardiya zammının her ay davacıya ödendiğini, davalıya karşı dava açmış olan tanık beyanları bulunduğunu, davacı tarafın 23.01.2019 tarihinde ıslah dilekçesi verdiği ancak 28.02.2019 tarihli 7 No.lu celsede; "Bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçemizi aynen tekrar ediyoruz, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ediyoruz, ISLAH DİLEKÇEMİZDEN RÜCU ediyoruz, farklı bir bilirkişinin hazırlamış olduğu aynı tür davada hazırlanan rapor arasında 50.000,00 TL’lik gibi bir fark vardır, yeni bir bilirkişi raporu geldikten sonra yeniden ıslah dilekçesi vereceğiz. " şeklinde beyanda bulunduğunu ve Mahkemece tekrar sorulması üzerine devamla "Her ne kadar ıslah dilekçesinden rücu ediyoruz demişsek de bu beyanımdan vazgeçiyorum." yönündeki beyanın bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğunu, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığını, davacı tarafın davada ancak 1 defa yapılabilecek olan ıslah işlemini ikinci defa yapabilmek için de olsa ıslah ile arttırdığı meblağdan açıkça feragat ettiğini, feragatten feragat etmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilmesi gerektiğini, vardiya zammı ücretinin Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre davacının ücret bordrosuna yansıtılan vardiya zammı ücretinin dışında iddiası durumunda davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlaması gerektiğini; ancak bu olgunun davacı tarafından ispat edilemediğini, bilirkişinin davalıya karşı davaları olan tanık beyanlarına itibar ederek kanuna aykırı şekilde vardiya zammı hesap etmesi ve Mahkemenin gerekçesiz olarak bilirkişi raporuna atıf ile yetinerek karar vermesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, bilirkişinin vardiya zammı hesabının da usul ve kanuna aykırı olduğunu, fiilen çalışılan gün üzerinden hesaplama yapılmadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin 28.02.2019 tarihli celsedeki “Islah dilekçemizden rücu ediyoruz." şeklindeki beyanı ile "Her ne kadar ıslah dilekçesinden rücu ediyoruz demişsek de bu beyanımdan vazgeçiyorum." şeklindeki beyanının aynı beyan bütünlüğü içerisinde yer alması nedeniyle davalı tarafın feragatten feragat olmayacağına dair istinaf itirazının yerinde olmadığı, davacının davalı Büyükşehir Belediyesine ait işyerinde alt işveren şirketlerin işçisi olarak toplu ... sözleşmesine dayalı vardiya zammı alacağını talep ettiği dönem bakımından davalı alt işveren ... Şirketinin işçisi olarak şoför ünvanıyla çalıştığı, davalı ile dava dışı Belediye arasında 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu, ... Şirketi ile ... Sendikası arasında imzalanan ve 01.07.2012-30.....2014 tarihleri arasında geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde ve 01.07.2014 - 31.12.2015 tarihleri arasında geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde "Vardiyalı çalışan işçilere aldıkları ücretin %25 fazlası ödenir." düzenlenmesi bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamanın günlük ücret üzerinden yapıldığı, dosyada banka kayıtlarının bulunmadığı, dosyaya sunulan imzasız bordrolar incelendiğinde, davalının ödeme iddiasının ispatlanamadığı, hesaplama yapılan döneme ilişkin 2015 yılında yapılan ödemelerin ise hesaplamadan mahsup edildiği, hesaplama yapılan döneme ilişkin puantaj kaydı bulunmadığı gibi davacının vardiyalı çalıştığına ilişkin tanık beyanlarının yanında yine davalının taraf olduğu emsal dosyalarda şoförlerin vardiyalı olarak çalıştığının görüldüğü, dava dilekçesinde talep edilen miktarın ve ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı def'inin hükme esas bilirkişi raporunda dikkate alındığı gerekçeleri ile davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının toplu ... sözleşmesi gereğince vardiya usulü çalışma alacağına hak kazanıp kazanmadığı, davalı ile dava dışı ... Şirketi arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ile bu bağlamda davacının hüküm altına alınan alacağından davalı Şirketin sorumlu olup olmadığı ve sorumluluğun belirlenmesi konularındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan ... sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir: " İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: "Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 6098 sayılı Kanun'un 205 inci maddesinde sözleşmenin devri; "sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmıştır. Kanun'a göre sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tâbidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Ayrıca kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır. 5. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Somut uyuşmazlıkta, davacı, dava dışı Belediye bünyesinde, alt işveren Şirket işçisi olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının incelenmesinden davacının 07.07.2008 tarihinde davalı ... Şirketi nezdinde çalışmaya başladığı, 31.12.2015 tarihinde bu işyerinden çıkış kaydının bulunduğu, 01.01.2016 tarihinde ise dava dışı ... Şirketinde işe giriş kaydının bulunduğu görülmektedir. 2. Diğer taraftan dosya içeriğinde yer alan 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge içeriğinden, davalı ... Şirketi ile dava dışı ... Şirketi arasında davacı işçinin de imzasını içeren sözleşme yapıldığı, bu sözleşmede davacının 01.01.2016 tarihi itibarıyla devralan işveren ... Şirketi nezdinde çalışmaya başlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alt işveren olarak kabul edilen davalı ... Şirketi ile dava dışı ... Şirketi arasında işyeri devri bulunduğu kabul edilerek hüküm altına alınan alacaklardan devreden ... Şirketinin sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak söz konusu Şirketler arasında bir işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması isabetli değildir. 3. Belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de ... sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde ... sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa rıza göstermesi beklenir (İştar Cengiz, ... Sözleşmesinin İradi Devri, ..., 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca ... sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden ... sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (Cengiz, s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasından doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da ... sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin ... sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması ... hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden ... sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinde doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 7. Somut uyuşmazlıkta bu ilke ve esaslara göre bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre davalı Belediyeye ait işyerinde şoför olarak çalışan davacının işvereni olarak görünen ... Şirketi ile dava dışı Belediye arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır. Gerek hizmet alım sözleşmeleri, gerekse davalı Şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında düzenlenen 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge dikkate alınarak somut olay bakımından işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususunun tam olarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 8. Şu hâlde Mahkemece yapılması gereken ..., dava dışı Belediye ile aralarında hizmet alımı ilişkisi bulunduğu anlaşılan davalı ... Şirketi ve dava dışı ... Şirketi arasında işyeri devri veya ... sözleşmesi devri bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılarak bu araştırmanın sonucuna göre davacının işçilik alacaklarından davalı ... Şirketinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesidir. 9. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde yapılacak araştırmaların sonucunda bütün deliller birlikte değerlendirilerek işyeri devri olgusunun sübut bulması hâlinde şimdiki gibi karar verilmelidir. Diğer taraftan yapılacak araştırma sonucunda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında ... sözleşmesinin devrine dair hukuki ilişki olduğunun anlaşılması hâlinde ise ... Şirketinin 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi gereğince devreden işveren konumunda olduğu ve devreden işverenin devir tarihinde önce veya devir tarihinde doğmuş alacaklar bakımından birlikte sorumluluğunun söz konusu olmadığı gözetilerek talebin reddine karar verilmelidir. 10. Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/17579 E., 2024/1655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir.
9. Hukuk Dairesi         2023/17579 E.  ,  2024/1655 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1470 E., 2023/2246 K. KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/84 E., 2022/8 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılardan T... Center AŞ (TPOFS) vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve TPOFS vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 23.12.2009-31.12.2013 tarihleri arasında Türkiye Petrolleri AO'da (TPAO) çalıştığını; ancak çalıştığı sürede sigortasının TPAO'nun alt kuruluşu olan Turkish Petroleum İnternational Company (TPIC) tarafından yatırıldığını, davacının çalıştığı işyerlerinin TPIC alt işverenleri olan davalılar ... Sosyal Hizmetler Yemek İnşaat Petrol Nakliyat Lojistik Sayaç Okuma Mayın Arama Tarama San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Şirketi) ve ... İthalat İhracat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin (... Şirketi) gösterildiğini, 02.01.2014 tarihinde davalı TPAO'nun diğer alt işvereni olan TPOFS bünyesine geçirildiğini, bu Şirketin yurt dışı sondaj gibi işler için TPAO tarafından kurulduğunu, TPOFS'un yönetim ve denetiminde olanların TPAO'nun eski çalışanları olduğunu, davalıların aralarında fiili ve organik bağ olduğunu ve davacının alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacının TPOFS bünyesinde sondaj mühendisi olarak 02.01.2014-29.07.2016 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını, ücretinin düşürüldüğünü, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiğini, fazla çalışma yaptığını, ulusal ... ve genel tatiller ile hafta tatillerinde çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı TPIC vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkilinin çalışanı olmadığından bahisle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, TPIC ile TPAO arasında akdedilen sözleşmeler gereği TPAO'nun petrol sahalarında tüm teknik hizmetleri sunmak amacıyla TPAO'ya hizmet verildiğini, aradaki ilişkinin ihale makamı ilişkisi olduğunu, hizmet alımına ilişkin yaptığı ihalelerde alt işveren şirketlerin işi üstlendiğini, sonraki dönemlerde ise işlerin ... Şirketi tarafından üstlenildiğini ve bu kapsamda sözleşmeler imzalandığını, bu anlamda davacının ... Şirketi işçisi olarak çalıştığını, davacının tüm alacaklarının ücret bordrolarına uygun şekilde bankadan ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı TPAO vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin Bakanlar Kurulu kararıyla yurt dışında şirket kurmaya yetkilendirildiğini, bu kapsamda 06.02.1996 yılında Jersey Adalarında Turkish Petroleum Overseas Company Limited Şirketi (TPOC) hisselerinin tamamı müvekkiline ait olmak üzere kurulduğunu, TPOC'un da yurt dışında yürütülen faaliyetler kapsamında proje ve servis şirketleri kurduğunu, TPOFS'un da TPOC’a bağlı ve Kanal Adaları Jersey’de kayıtlı, özel hükümlere tâbi, petrol ve doğalgaz sektöründe hizmet işleri yapmak üzere kurulmuş bir şirket olduğunu, davacının müvekkilinden kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra TPOFS'de çalışmaya başladığını, müvekkilinden ayrılırken kendisine tüm haklarının ödendiğini, talep ettiği alacaklardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3. Davalı TPOFS vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan TPAO arasında sermaye sahipliği anlamında bir bağ olduğunu; ancak işçi açısından birlikte işverenliğin söz konusu olmadığını, Şirketin Türkiye'de kayıtlı şubesinin tasfiye edildiğini, 02.01.2014 tarihinde 2 yıllık sözleşme ile işe alındığını, 01.01.2016 tarihinde iş sözleşmesinin sonlandığını, tekrar 29.01.2016 tarihinde 6 aylık yeni bir sözleşme yapıldığını, davacının diğer çalışmalarının müvekkili ile ilgisinin olmadığını, başından beri müvekkilinin çalışanı olarak kabul edilmeyeceğini, davacının aylık ücretine fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücretlerinin dâhil olduğunu, dosyadaki belgelere göre davacının Ankara'daki çalışmalarında fazla çalışma yapmadığını, Erbil'deki çalışmalarında, 5 haftalık çalışmasına karşılık olarak 3 haftalık dinlenme izni kullandırıldığını, bu sisteme göre 2 aylık dönemler dikkate alınıp 8 hafta esas alınarak davacının fazla çalışma ve hafta tatili ve ulusal ... ve genel tatil ücretinine ilişkin alacaklarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 4. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı, toplam çalışma süresinin 6 yıl 6 ay 9 gün olduğu, ayrıca davacının TPIC nezdinde görülen çalışmalarının bir kısmının davalı ... ve ... Şirketlerinde geçtiğinin anlaşıldığı, dosyada bulunan sözleşmelerden davacının 30.01.2016 tarihine kadar 5.000,00 USD ücret karşılığında çalıştığı, 30.01.2016 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yeni sözleşmenin imzalandığı ve ücretinin net 2.750,00 USD olarak belirlendiği, davacının imza itirazında bulunmadığı sözleşme dikkate alınarak fesih tarihindeki aylık brüt ücretinin 2.894,73 USD olduğuna ilişkin tespitin dosya kapsamına uygun olduğu, davacı tarafça sunulan çalışma belgeleri ve Ankara 2. İş Mahkemesinin, 24.02.2016 tarihli ve 2014/820 Esas, 2016/78 Karar sayılı dava dosyasında verilen karar dikkate alınarak davacının birinci dönem çalışması bakımından TPIC, ... ve ... şirketlerinin birlikte sorumluluklarının bulunduğu, tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan işyeri devri kuralları gereğince davacının son dönem çalışmasının TPOFS nezdinde geçtiği de dikkate alınarak TPOFS'nin tüm dönem bakımından talep edilen alacaklardan sorumlu olduğu, birinci dönem çalışmasının 31.12.2013 tarihinde sona erdiği anlaşılmakla devir tarihinden itibaren 2 yıllık yasal sürenin geçtiği kabul edilerek ..., ... Şirketleri ile TPIC bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacı TPAO, TPIC ve TPOFS arasında organik bağın bulunduğu iddiasını ispatlayamadığından TPOFS dışındaki davalılar bakımından davanın reddine verilmesi gerektiği, davacının sondaj mühendisi olarak çalıştığı, yapılan işin niteliği gereği belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirecek objektif unsurların bulunmadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının ödenmeyen fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücretleri bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve TPOFS vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davalılar arasında hukuken ve fiilen organik bağ bulunduğunu, müvekkiline karşı birlikte sorumlu olduklarını, müvekkilinin son brüt giydirilmiş ücretinin hatalı hesaplandığını, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacakları için yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı TPOFS vekili; TPIC ile müvekkili arasında iş sözleşmesi devrinin olmadığını, müvekkilinin TPIC dönemindeki işçilik alacaklarından sorumlu tutulmaması gerektiğini, davalı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, kıdem ve ihbar tazminatı hususunda müvekkili Şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, ... ücretinin belirlenirken fazla çalışma ücretlerinin çıkarılmadığını, hafta tatili ücretinin davacının ... ücretinin içinde olup, davacıya ödendiğini, davacının fazla çalışmalarına karşılık dinlenme izinleri verildiğini; ancak bu hususun dikkate alınmadığını, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarında faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre TPAO, TPIC ve TPOFS Şirketleri arasında organik bağın bulunmadığı hususundaki kabulün isabetli olduğu, davacının yeni iş sözleşmesi imzalamak suretiyle ücretinin düşürülmesine muvafakat gösterdiği, çalışma koşullarının yeni sözleşmeye göre belirlenmesinin yerinde olduğu, davanın davalı TPOFS yönünden kısmen kabulünde hata bulunmadığı gerekçesiyle davacının ve davalı TPOFS vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı TPOFS vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı ve davalı TPOFS vekilleri istinaf dilekçelerinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, aylık ücretinin tespiti, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığının ispatı ve hesaplanması, yıllık izin ücreti alacağının bulup bulunmadığı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: " Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 4857 sayılı Kanun'un 11, 17, 41, 46 ve 63 üncü maddeleri. 5. Dairemizin 08.11.2022 tarihli ve 2022/4947 Esas, 2022/14521 Karar sayılı kararında işyeri devri ile iş sözleşmesinin devri ve sonuçları arasındaki farklılıklar şu şekilde açıklanmıştır: "... 3.Belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de iş sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde iş sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa ... göstermesi beklenir (İştar ..., İş Sözleşmesinin İradi Devri, Ankara, 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz ... bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca iş sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden iş sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (..., s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasında doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da iş sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin iş sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması iş hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden iş sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinden doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir." 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı TPOFS vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta; SGK kayıtları ve dosyadaki belgelerden davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Mahkemece tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan bu Şirketler arasında işyeri devri kabul edilerek sonuca gidilmiştir. Ancak yapılan bu değerlendirme hatalıdır. 3. Dosya kapsamından, davacının da dava dilekçesinde belirttiği gibi TPOFS ve TPIC Şirketleri arasında işyeri devri değil, iş sözleşmesi devrinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak işyeri devri olduğu gerekçesiyle karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ve devir eden davalı Şirketlerin kararı temyiz etmediği dikkate alındığında sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereğidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/27 E., 2023/16 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 428 inci maddesi şöyledir:
Hukuk Genel Kurulu         2022/27 E.  ,  2023/16 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/149 E., 2021/367 K. KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Şirketine ait işyerinde değişen alt işverenler işçisi olarak davalının asıl işi olan kömür işletme yakıt tahliye ve vagon kantarı servisinde 01.04.2013- 12.01.2015 tarihleri arasında çalıştığını, davalının işçileri ile birlikte onların emir ve talimatı altında çalışan müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, davalı ile alt işverenler arasındaki hukuki ilişki muvazaalı olduğundan müvekkilinin davalının işçisi sayılması gerektiğini, bu nedenle de davalının aynı işi yapan işçisinden daha az ücretle çalıştırılmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek davacının çalıştığı süre boyunca alması gereken ücretin tespiti ile buna bağlı olarak fark ücret, ilave tediye, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... (EÜAŞ) vekili cevap dilekçesinde; davacının Çatalağzı Termik Santralinde hizmet alımı yoluyla ihaleyi alan şirketlerin işçisi olarak çalıştığını, anahtar teslimi sözleşme yapıldığından müvekkilinin ihale makamı konumunda olduğunu, santralin devrinden sonra da davacının çalışmasının devam ettiğini, 4628 sayılı Kanun’un 15 ve 6446 sayılı Kanun’un 22 nci maddelerindeki düzenlemelere göre asıl işin bir bölümünün yardımcı iş olup olmadığına bakılmaksızın alt işverene verilmesinin mümkün olduğunu, 4734 sayılı Kanun’a göre yapılan işlerde yüklenici işçilerinin kamu kurumunun kadrolu işçileri ile aynı haklara tabi olmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 15.11.2018 tarihli ve 2018/193 Esas, 2018/1049 Karar sayılı kararı ile 4628 sayılı Kanun’un 15 inci maddesi ile bu maddeyi yürürlükten kaldıran 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 22 nci maddesi ve Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 48 inci maddesindeki düzenlemelere göre imtiyazdan yararlanan davalı EÜAŞ’ın asıl işin tamamını ya da bir kısmını herhangi bir sınırlamaya bağlı kalmaksızın alt işverene vermesinin mümkün olduğu, dosya kapsamından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin muvazaalı olmadığı, aksine geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğu anlaşıldığından muvazaadan kaynaklı ilave tediye ve fark ücret alacağı taleplerinin reddi gerektiği, ayrıca davacının davalı asıl işveren EÜAŞ'ın işyeri olan Çatalağzı Termik Santralinde ihaleyi alan şirketler değişmesine rağmen hiç ara vermeksizin çalışması devam ederken 12.01.2015 tarihinde kod 32 (özelleştirme nedeni) ile iş sözleşmesinin feshedildiğinin Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) ihbar olunan Harmanşa İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından bildirildiği ancak dosya kapsamında son alt işverenin davacının iş sözleşmesini feshettiğine dair yazılı veya sözlü bildiriminin olmaması, 28.01.2015 tarihinde özelleştirme ile işyerini devralan Çates Elektrik A.Ş. işçisi olarak işe girişinin yapılıp çalışmaya devam etmesi karşısında iş sözleşmesinin feshedilmemiş olduğu, davalıya ait işyeri 22.12.2014 tarihli sözleşme ile özelleştirilerek Çates Elektrik Üretim A.Ş’ye işyeri devri kapsamında devredildiğinden davalı EÜAŞ’ın devreden işveren olduğu, 4857 sayılı Kanun gereği devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumlu olmakla birlikte devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıllık süre ile sınırlı olduğu, Kanun’da öngörülen bu sürenin hak düşürücü nitelikte olup devreden işverenin devir tarihi olan 22.12.2014 tarihinden sonrasına ilişkin sorumluluğunun bulunmadığı, öncesine ilişkin olarak ise dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 11.07.2019 tarihli ve 2019/800 Esas, 2019/1150 Karar sayılı kararı ile hizmet cetveline göre davacının davalıya ait işyerinin dava dışı Çates Elektrik Üretim A.Ş’ye devri işlemleri sırasında çalışmasının devam ettiği, 28.01.2015 tarihi itibariyle devralan şirket tarafından işe girişinin yapıldığı dikkate alındığında davalının devreden işveren olduğu, 4857 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi gereği de devir sonrası işçilik alacaklarından sorumlu olmadığı, devir öncesine ilişkin sorumluluğunun da iki yıllık süre ile sorumlu olup hak düşürücü nitelikte bu sürenin geçtiği, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 28.01.2021 tarihli ve 2019/6669 E., 2021/2742 K. sayılı kararı ile "....Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, asıl işveren-alt işveren arasındaki ilişkinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır. ... Dosya içeriğinden davacının, davalı ...Ş.’ye ait olan Çatalağzı Termik Santrali işletmesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında alt işveren yanında çalıştığı anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut 13.03.2013 tarihli davalı ...Ş Genel Müdürlüğü ile dava dışı Harmanşa şirketi arasındaki hizmet alım sözleşmesinin Çatalağzı Termik Santrali İşletme Müdürlüğünün ihtiyacı kömür boşaltma, kül cüruf atma, inşaat işleri, atölye temizliği ve teknik temizlik işlerinin 181 kişi ile 2 yıl süreli yaptırılması işine ilişkin olduğu görülmektedir. Yine dosyaya 22.12.2014 imza tarihli Elektrik Üretim A.Ş.’ye ait olan Çatalağzı Termik Santrali ve Santral Tarafından Kullanılan Taşınmazların Satışına İlişkin Satış Sözleşmesi sunulmuştur. Yargılama esnasında davacı tanıklarının dinlendiği, davacı tanıklarının beyanları arasında davacının yaptığı işi yapan Elektrik Üretim A.Ş işçisi olup olmadığı konusunda çelişki olduğu gibi bir tanığın kendi beyanında dahi bu konuda çelişki olduğu görülmektedir. Yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında dava konusu alacak taleplerinin davalı işyerinin devir tarihinden itibaren 2 yıl geçmesi nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davacının davasının reddine karar verilmiştir. Davacı taraf feshe bağlı alacakların talep edilmediğini belirterek muvazaa dayalı alacakların dava konusu olduğuna ilişkin temyiz isteminde bulunmuştur. Yukarıda belirtilen hususlar tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; davacı iddiasına ilişkin araştırmanın yetersiz ve eksik olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahallinde konusunda uzman bilirkişi marifeti ile keşif yapılarak (davacının tam olarak ne tür bir iş yaptığı da belirlenmek suretiyle) 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi çerçevesinde davacının çalıştığı alt işverenin yaptığı işin asıl iş olup olmadığı, teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olup olmadığının, 4628 sayılı Kanun ile 6446 sayılı Kanunun hukuki çerçevesinde işlem tesis edilip edilmediğinin, davacının ihale ile verilen iş kapsamında çalıştırılıp çalıştırılmadığının tespiti ile geçerli bir asıl-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur. O halde davacı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır…." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iş sözleşmesinin özelleştirme tarihinde feshedilmediği, işyeri devri bulunduğu kabul edilerek verilen davanın reddine ilişkin kararın Özel Daire tarafından değerlendirilmeyip sadece muvazaa araştırması yapılması gerektiğinden bahisle bozulduğu, ancak davacının muvazaa tespitine ilişkin talebinin olmadığı, hak düşürücü süre ve devreden işverenin sorumluluğu hususları dikkate alındığında muvazaa tespitinin esasa etkisinin de olmayacağı, benzer dosyalarda Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında görünen 15-20 günlük kesinti makul kabul edilerek fesih bulunmadığı ve bu sebeple feshe bağlı alacaklar talep edilemeyeceğinden muvazaa tespitinin esasa etkili olmayacağı gerekçesiyle verilen kararların Özel Dairece onandığı vurgulanmak suretiyle önceki hükümde direnilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; müvekkilinin özelleştirilen EÜAŞ Çatalağzı Termik Santralinde alt işveren işçisi olarak çalışmakta iken santralin özelleştirildiğini, 4046 sayılı Kanun çerçevesinde İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılan santral işçilerinin tümünün iş sözleşmesi feshedilerek feshe bağlı alacakların EÜAŞ tarafından ödendiğini, bu işçilere kamuya sözleşmeli personel olarak atanmak veya santralde kazanılmış haklarıyla çalışmaya devam etme seçeneklerinin sunulduğu, santralde çalışmak istemeyenlerin kamuya sözleşmeli personel olarak atandığını, santralde çalışmaya devam etmek isteyenlerinde kazanılmış haklarıyla birlikte çalışmaya devam ettiklerini, devir alınan işçilerle ilgili olarak ayrıca Özelleştirme Sözleşmesinin eki niteliğinde Protokol yapıldığını, müvekkilinin bu Protokol kapsamındaki işçiler arasında olmadığını, özelleştirme öncesinde davalı EÜAŞ'ın alt işvereni olan Harmanşa İnş Nak. San ve Tic. Ltd. Şti. işçisi olduğunu, özelleştirme sonrası iş sözleşmesinin 12.01.2015 tarihinde feshedildiğini, yeni bir iş sözleşmesi ile 28.01.2015 tarihinde santrali satın alan Bereket Holding bünyesinde özelleştirme şartnamesinde yer alan hüküm gereği Çateş Elektrik Üretim A.Ş' de yeni iş sözleşmesiyle çalışmaya başladığını, bu nedenle önceki döneme ait işçilik alacaklarından son işverenin sorumlu olduğunun kabulü ile verilen direnme kararının yerinde olmadığını, işyeri devrinin söz konusu olmadığını, dava dışı Harmanşa İnş. Nakl. San. ve Tic. Ltd. Şti ile davalı EÜAŞ arasında yapılan asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu, müvekkilinin başından beri EÜAŞ işçisi olduğunu, bu yönde Ankara İş Mahkemelerince verilen emsal kararlar bulunduğunu, işyeri devrini kabul etmenin idari bir işlem olan özelleştirme işlemlerine ve sözleşmelerine müdahale sonucunu doğuracağını ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının muvazaaya dayalı işçilik alacaklarının tahsili istemli açtığı ve İlk Derece Mahkemesince geçerli asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğu, özelleştirme nedeniyle işyerini dava dışı şirkete devreden davalının ihbar olunan şirket tarafından 12.01.2015 tarihinde çıkışı ve 28.01.2015 tarihinde işyerini devralan dava dışı şirket işçisi olarak girişi yapılan davacının devir tarihine kadar olan dava konusu alacaklarından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle; devir sonrasına ait alacaklardan ise devreden işveren olarak sorumlu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilen somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre mahallinde konusunda uzman bilirkişi katılımıyla keşif yapılarak davacının ne tür bir iş yaptığı da belirlenmek suretiyle alt işverene verilen işin davalının asıl işi olup olmadığı, asıl işi ise teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirip gerektirmediği, 4628 ve 6446 sayılı Kanunlara uygun işlem tesis edilip edilmediği ayrıca davacının ihale ile verilen işte çalıştırılıp çalıştırılmadığı tespit edilmek suretiyle geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulup kurulmadığının değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (İş Kanunu) 2 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: " Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir." 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin altıncı fıkrası şöyledir: "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur." 3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşyerinin veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 6 ncı maddesi şöyledir: " İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz." 4. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 428 inci maddesi şöyledir: " İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 2. Değerlendirme 1. İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği üzere işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olan işyerinin devrinden söz edebilmek için işyerini veya işyeri bölümünü oluşturan ekonomik birliğin kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. 2. İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş sözleşmesinin yeni işverenle aynen devam etmesini sağlayacak şekilde işyeri devrinin koşullarının belirlenmesi gerekir. İşyeri maddi unsurlardan, maddi olmayan değerlerden ve işgücünden oluşan, teknik amaçla organize edilmiş (örgütlenmiş) bir bütündür. Bu unsurlardan biri veya bir kısmı devredildiğinde ortada işyerinin (bölümünün) devrinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir (Sarper Süzek, İş Hukuku, ..., Yenilenmiş 18. Baskı, 2019, s. 195). 3. Avrupa Birliği yönergelerinde ve Avrupa Adalet Divanı kararlarında, devrin konusunu oluşturacak işyerini (bölümünü) ifade etmek üzere ekonomik birlik kavramına yer verilmiştir. Bu yönergelere göre hukuki sonuç doğuracak bir işyeri (bölüm) devrinden söz edebilmek için, işyerini (devredilecek bölümü) ifade eden ekonomik birliğin bu kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. Ekonomik birliğin devri söz konusu değilse AB yönergelerine ve İş Kanunu’nun 6 ncı maddesine göre işyerinin veya işyeri bölümünün devrinden söz edilemez. 4. Buradaki ekonomik bütünlüğü (birliği), işletme kavramına dâhil kazanç elde etme amacı şeklinde değil teknik bir amaç yani mal ve hizmet üretimi olarak anlamak gerekir. 5. İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinde kimliğin korunmasından söz edilmemiş olması bu koşulun hukuk sistemimiz bakımından aranmayacağı anlamına gelmez. Çünkü, işyerinin (bölümünün) devri durumunda iş sözleşmelerinin devamının öngörülmesi, işçinin devir sonrası işini sürdürebileceği işyerinin varlığı görüşüne dayanır (Süzek, s.194 vd ). 6. Ekonomik birliğin, devir sonrasında da kimliğin korunup korunmadığının saptanmasında esas alınacak ölçütler yargı kararları ile geliştirilmiş ve Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilen ölçütler aynen benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, kimliğin korunduğunun kabul edilmesi ve İş Kanunu’nun 6 ıncı maddesinin uygulanabilmesi için Yargıtay kararında belirtilen ölçütlerin tümünün gerçekleşmiş olması zorunlu değildir. İşyerinin veya işyeri bölümünün devri için ekonomik birliğin yani işyerini karakterize etmek koşulu ile söz konusu ölçütlerden bir kısmının devredilmesi yeterlidir ( Süzek, s. 195). 7. Geliştirilen bu kriterlerden en önemlisi, devralan tarafından aynı veya benzer faaliyetlere devam edilmesidir. Devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin aynı veya benzer olması koşulu gerçekleşmedikçe diğer kriterlerin sağlanmış olması, ekonomik birliğin kimliğini koruduğunu kabul etmeye yeterli değildir (Ercüment Özkaraca, İşyeri Devrinin İş Sözleşmelerine Etkisi ve İşverenlerin Hukuki Sorumluluğu, ..., 1. Bası, 2008, s.33). 8. Ekonomik birliğin kimliğini muhafaza edip etmediğinin tespitinde kullanılan bir diğer kriter, devir sırasında işyerinde yürütülen faaliyetlerin kesintiye uğrayıp uğramadığı ve uğramışsa bunun ne kadar devam ettiğidir. Devir esnasında işyerinde yürütülen faaliyetin kısa bir süre kesintiye uğramış olmasının işyeri devrinin varlığını kabule engel değildir. Ekonomik birliğin artık ortadan kalktığını gösterecek bir kesinti bulunup bulunmadığı, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle önceden her olay için geçerli olabilecek bir süre belirlenemez ( Özkaraca, s. 33 vd.). 9. Sözleşmeden doğan borç ilişkisi tarafları arasında bir hukuki durum yarattığı için, kimler arasında meydana gelmiş ise onlar arasında varlığını sürdürür. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisi özellikle de sözleşme, karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemez. Ancak sözleşmenin karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemeyeceği yönündeki kural mutlak değildir. Sözleşmedeki taraf değişikliği kanun gereği ise, kendiliğinden ve başka bir işleme gerek olmadan gerçekleşiyorsa sözleşmenin kanuni devri söz konusu olurken kanuna bağlı olmaksızın taraf iradelerinden kaynaklanıyorsa sözleşmenin iradi devri söz konusu olacaktır ( İştar Cengiz, İş Sözleşmesinin İradi Devri, Ankara, Dördüncü Bası, 2014, s. 5 vd.). Bu kapsamda İş Kanunu'nun işyeri devri ile birlikte devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceğini öngören 6 ncı maddesi sözleşmenin kanuni devrine tipik bir örnektir. Bunun dışında başka kanunlarda da benzer yönde düzenlemeler mevcuttur. 10. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 205 inci maddesinde sözleşmenin devri açıkça düzenlemiştir. İş sözleşmesinin devri halinde işyeri devrinde olduğu gibi, işveren sıfatında bir değişiklik meydana gelmekte, sözleşme dışı üçüncü bir şahıs işveren olarak mevcut iş sözleşmesinin tarafı olmaktadır. 11. İşyerinin veya bir bölümünün devri halinde, mevcut iş sözleşmelerinde taraf değişikliği kendiliğinden ve başka hiçbir işleme gerek olmaksızın kanun gereği meydana gelmekte olup tarafların devir anında mevcut iş sözleşmelerinin devriyle ilgili ayrı bir irade beyanında bulunmalarına gerek kalmamaktadır (Özkaraca, s.133). Devredilen işyerinde daha önce çalışmış ancak iş sözleşmesi devir tarihinde sona ermiş işçilerin iş sözleşmesinin devralan işverenle devam ettiği söylenemez. 12. İş Kanunu’nun 6 ncı maddesinin bir ilâ üçüncü fıkraları uyarınca, işyerinin devri hâlinde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralan işverene geçecektir. Devralan işveren hizmet süresinin esas alındığı hâllerde işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmak zorundadır. Devir tarihinden önce doğmuş ancak devir tarihinde ödenmesi gereken işçilik alacaklarından ise devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumlu olup bu sorumluluk devreden işveren açısından 2 yıllık süre ile sınırlıdır. TBK'nın 428 inci maddesinde de bu hükümlere paralel düzenleme yapılmıştır. 13. Bu durumda, iş sözleşmesi devralan işverene geçen bir işçi, işyerinin devrinden önce devreden işveren yanındaki çalışması nedeniyle doğan ve muaccel olan örneğin ücret, fazla çalışma ücreti gibi işçilik alacakları için devralan işverene başvurabileceği gibi, devir tarihinden itibaren iki yıllık süre içinde devreden işverene de başvurabilecektir. Devir tarihinden itibaren iki yıllık sürenin geçmesiyle birlikte, devreden işverenin bu alacaklar nedeniyle sorumluluğu ortadan kalkacak ve işçi artık sadece devralan işverene başvurabilecektir (Özkaraca, s. 387). 14. Buna karşılık İş Kanunu'nun 120 nci maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasında devreden işverenin kıdem tazminatı sorumluluğu bakımından 2 yıllık süre sınırlaması bulunmamaktadır. Bu hâlde kıdem tazminatının tümü son ücret üzerinden devralan işveren tarafından ödenecek, devralan işveren ödediği tazminatın devreden işverenin işçiyi çalıştırdığı süre ve devir tarihinde aldığı ücret seviyesine göre belirlenecek kısmı için devreden işverene rücu edebilecektir. 15. Sonuç itibariyle kıdem tazminatı dışındaki işçilik alacakları bakımından işyeri devri ile iş sözleşmesinin tarafı olmaktan çıkan devreden işverenin, kendi döneminde gerçekleşmemiş olan, karşılığında bir edim elde etmediği işçilik alacaklarından sorumlu tutulması mümkün değildir. 16. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının davalı EÜAŞ'a ait olan termik santralde 01.04.2013 tarihinde dava dışı Harmanşa İnş. Nakl. San. ve Tic. Ltd. Şti işçisi olarak işe başladığı ve alt işveren işçisi olarak çalışmasını sürdürdüğü sırada davalı EÜAŞ'a ait olan bu termik santralin Özelleştirme Yüksek Kurulu kararına istinaden yapılan protokol uyarınca özelleştirilmesi sebebiyle 22.12.2014 tarihli devir sözleşmesi ile dava dışı Çates Elektrik Üretim A.Ş.'ye devredildiği, davacının devir sonrası dava dışı alt işveren işçisi olarak termik santralde çalışması devam ederken işten çıkışının 12.01.2015 tarihinde kod 32-özelleştirme olarak yapıldığı, 16 gün sonra da 28.01.2015 tarihinde işyerini özelleştirme kapsamında devralan Çateş Elektrik Üretim A.Ş. nezdinde işçi olarak çalışmaya devam ettiği anlaşılmıştır. 17. Öte yandan davacının işten çıkışının bildirildiği 12.01.2015 tarihinde yapılmış herhangi bir yazılı veya sözlü fesih bildirimi bulunmadığı gibi iş sözleşmesinin sona ermesinin kanuni sonuçlarından olan kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğine dair dosya kapsamında bilgi ve belge olmadığı görülmüştür. 18. Ayrıca davacı tanıklarından biri davacının özelleştirme sonrası işyerinde çalışmasına ara vermeden devam ettiğini belirtmiştir. 19. Bu durumda her ne kadar davacının işyerinde çalışmasında Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 16 günlük bir kesinti söz konusu ise de gerek işyerinin hacmi gerekse davacı tanıklarının beyanları göz önünde bulundurulduğunda fiili olarak çalışmasında kesinti bulunmadığı ancak işe giriş- çıkış işlemlerinin yapılmasından kaynaklanan bir boşluk mevcut olduğu görülmekte ise de bu boşluk makul süre olarak kabul edilmelidir. 20. Yukarıda yapılan tespitler karşısında davalı EÜAŞ ile dava dışı Çateş Elektrik Üretim A.Ş arasında işyeri devri bulunduğundan ve davacının da işyeri devri kapsamında çalışması devam ettiğinden devreden işveren konumundaki davalı EÜAŞ'ın devir tarihinden önce doğmuş ve ödemesi gereken işçilik alacaklarından devir tarihinden itibaren 2 yıllık süre ile sınırlı olarak sorumlu olduğunu öngören İş Kanunu'nun 6 ncı maddesindeki düzenleme uyarınca dava tarihi dikkate alındığında devir tarihinden itibaren 2 yıllık süre geçtiğinden herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı açıktır. 21. Bu itibarla mahkemece davanın işyeri devri hükümleri kapsamında değerlendirme yapılarak davanın reddine ilişkin verilen direnme kararı usul ve yasaya uygundur. 22. O hâlde direnme kararı onanmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.02.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/18311 E., 2024/1589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4857 sayılı Kanun'un 6 ncı ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 428 inci maddelerinde;
9. Hukuk Dairesi         2023/18311 E.  ,  2024/1589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2659 E., 2023/1524 K. KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorlu 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/169 E., 2022/224 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesinin 01.10.2019 tarihli kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalı Çorlu Şifa Hastanesi Özel Sağlık Hizmetleri AŞ (Çorlu Şifa Şirketi) vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 19.09.2011 tarihinde davalı işyerinde uzman ortopedi doktoru olarak çalışmaya başladığını, davacının çalıştığı hastanenin davalı ... AŞ'ye (İrmet Şirketi) devredildiğini, ücretinin muvafakati alınmadan tek taraflı düşürülmeye çalışıldığını, buna rıza göstermediğinden iş sözleşmesinin davalı işverence haksız nedenle 30.03.2016 tarihinde feshedildiğini, buna ilişkin whatsapp yazışma kayıtlarının dosyaya ibraz edildiğini, davacının haftanın 5 günü 08.30-18.00 saatleri, cumartesi günü ise 08.30-17.00 saatleri arasında çalıştığını, haftanın 7 günü de 2'şer saat icapçı olduğunu ve bu nöbetlerde hasta yatışı yapılanların kontrollerinin yapıldığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin ücreti ve ödenmeyen aylık ücret alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının hiçbir zaman kendi şirketlerinde çalışması olmadığını, dava dilekçesinde bahsedilen fesih gerekçesi ile müvekkilinin bir bağlantısının olmadığını, dava dilekçesi içeriğinden taleplerin anlaşılmadığını, davalı işyerinin devralınmadığını sadece demirbaşlar ile hastane ruhsatının alındığını, arada devir ilişkisi veya şirketlerin birleşmesi durumu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı Çorlu Şifa Şirketi vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, müvekkili Şirketin devredildiği tarih itibarıyla davacının herhangi bir alacağı olmadığını, davacının devir sonrasında diğer davalı ile olan iş sözleşmesini haklı neden göstermeden kendisinin feshettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında işyeri devri olduğu, işletme ruhsatının devir sözleşmesi, 22.03.2016 tarihli işletmenin devir sözleşmesi ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, 22.03.2016 tarihi itibari ile devir yapılmış olsa da devreden Çorlu Şifa Şirketinin Nisan ayına kadar sorumluluğunun devam ettiği, bu nedenle Çorlu Şifa Şirketinin de tüm dönemden sorumlu olduğu, her iki davalının da alacaklardan müştereken müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davalı ... vekili; pasif husumet yokluğundan davanın reddi gerektiğini, ücret miktarının davacı tarafça ispat edilemediğini, dosyada yer alan CD içeriğinin ne olduğu ve nasıl temin edildiğinin anlaşılmadığını, davacının baktığı hasta sayısının ve bu hastalara ilişkin ne kadar ödeme yapıldığı belirlenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, gerçeği tartışmalı whatsapp yazışması ile ihbar tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı Çorlu Şifa Şirketi vekili; davacının kendi isteği ile işyerinden ayrıldığından kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamadığını, davacının ücretinin banka hesabına yatırılmış olup ödenmeyen ücret alacağı bulunmadığını, davacının kestiği faturalar karşılığında kendisine hak edişlerinin ödendiğini, fatura kesmediği dönemlerde ise hak edişinin olmadığını, müvekkili Şirkette fazla çalışma uygulaması olmadığını, fazla çalışma yapılırsa da ödendiğini, dosyada davacıya ait yıllık izin belgelerinin bulunduğunu, davacının alacaklarına mahsuben çek ciro edildiğini, tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamı ve 30.03.2016 tarihli whatsapp yazışmalarına göre davacının iş sözleşmesinin devamının aleyhine esaslı değişiklik içeren yeni sözleşmeyi imzalaması koşuluna bağlandığı, işverenin sunduğu şartları kabul etmeyen davacının iş sözleşmesini feshetme iradesi olmadığı, davacının geçerli bir istifa iradesi bulunmadığı, ücret ve yıllık izin ücretinin ödendiğinin işverence ispatlanamadığı, davacının fazla çalışma yaptığını ispatladığı, işverenin ise fazla çalışma ücretini ödediğini ispatlayamadığı gerekçeleriyle davalıların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekilleri; istinaf dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile ayrı ayrı temyiz yoluna başvurmuşlardır. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, ücret seviyesi ile ödenmeyen ücret alacağının bulunup bulunmadığı, yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücretinin hesaplanması ve işçilik alacaklarından davalıların sorumluluğu konularındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6, 17 ve 22 nci maddeleri ile 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (f) alt bendi, 32, 41, 53, 59 ve 63 üncü maddeleri ile aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi. 3. Dairemizin 15.02.2022 tarihli 2022/1226 Esas, 2022/1766 Karar sayılı ilâmında işyeri devrine ilişkin benimsenen ilkeler şöyle açıklanmıştır: "... İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, iş yerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlarda ise, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu olduğu aynı Kanun'un 3. fıkrasında açıklanmış ve devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Kanun'un 14/2. maddesinde devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı kanun'un maddesinde sözü edilen devreden işveren için iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden sorumluluk ise son işverene ait olmakla devreden işverenin bu işçilik alacaklarından sorumluluğu bulunmamaktadır. Devralan işveren ihbar tazminatı ile kullandırılmayan izin ücretlerinden tek başına sorumludur. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumludur. ..." 4. Çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı değişiklik olup olmadığının tespitinde benimsenen ilkelerin açıklandığı Dairemizin 11.03.2021 tarihli ve 2021/961 Esas, 2021/5954 Karar sayılı bölge adliye mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine ilişkin kararı. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İşyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği işveren ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamayacaktır. 3. 4857 sayılı Kanun’un 22 nci maddesinin birinci fıkrasının asıl konuluş amacı, işverenin tek taraflı değişiklik işlemlerine karşı işçiyi korumak; işçinin isteği dışında işini, işyerini ve diğer çalışma şartlarını değiştirecek işveren davranışlarına engel olmaktır. 4. Somut uyuşmazlıkta ortopedi doktoru olarak çalışan davacı işçinin çalıştığı Hastanenin, devir sözleşmesi ve ticaret sicil kayıtlarına göre 22.03.2016 tarihinde davalı Çorlu Şifa Şirketinden davalı ... Şirketine devredildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davacının iş sözleşmesinin son bulduğu 01.04.2016 tarihine kadar devreden Şirkette çalışmasının gözüktüğü ve işten çıkışının 03 kodu ile istifa olarak bildirildiği görülmüştür. Dosyada mevcut 01.04.2016 tarihli davacı tarafça yazı ve imza itirazına uğramayan el yazılı ve imzalı istifa dilekçesinde; sözleşmedeki ödemeler maddesine uyulmadığından iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği yazılıdır. 30.03.2016 tarihli whatsapp yazışmalarına göre ise davalı ... davacıdan son kararını bildirmesini istemiş; davacı, daha düşük ücret teklifi yapıldığından yeni sözleşme imzalamasının mümkün olmadığını belirterek yeni Hastanede başarılar dilemiştir. Davacı tanıkları; Hastaneyi devralan Şirketin davacının ücret ve hak edişlerini düşürdüğünü, davacının buna muvafakat etmediğini beyan etmişlerdir. Dosya içerisinde yer alan istifa dilekçesi, whatsapp yazışmaları ile tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının çalıştığı Hastaneyi devralan İrmet Şirketinin davacıya yeni çalışma koşulları çerçevesinde daha düşük ücret teklif ederek çalışmaya devam etmesini istediği, davacının ise bu koşulları kabul etmeyerek iş sözleşmesini kendisinin feshettiği anlaşılmıştır. Davacının devralan Şirket tarafından ücret ve hak edişlerinin düşürülmesi, işçi aleyhine çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğindedir. Davacının bu değişikliğe 4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinde öngörülen şekilde yazılı onayı bulunmamaktadır. İşveren tarafından çalışma koşullarındaki esaslı değişikliğin geçerli bir nedene dayandığı da usulüne uygun olarak ispat edilmemiştir. 5. 4857 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinde, çalışma koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle işçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshedebileceği öngörülmemiştir. Bununla birlikte çalışma koşullarının değiştirilmesi aynı zamanda çalışma koşullarının uygulanmaması anlamına geldiğinden, aynı Kanun'un 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (f) alt bendinde belirtilen hâl, işçinin haklı fesih nedenleri arasında sayılmıştır. Bu durumda işçinin ihbar tazminatı talep hakkı doğmazsa da kıdem tazminatı ödenmelidir. Çalışma koşullarında esaslı değişikliği kabul etmeyen işçinin iş sözleşmesinin işverence feshi hâlinde ise kıdem ve ihbar tazminatlarını talep hakkı doğar. Dairemizin yerleşik hâle gelen içtihatları bu yöndedir. 6. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; aleyhine çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılan davacı, iş sözleşmesini çalışma koşullarının uygulanmaması sebebiyle sona erdirmiştir. Çalışma koşullarının işveren tarafından uygulanmaması sebebiyle davacı tarafından yapılan feshin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından kıdem tazminatı talebinin kabulü isabetli olmuş ise de, ihbar tazminatının reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile talebin kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 7. İşçi icap nöbetinde evinde ve bulunduğu yerleşim yerinde zamanı serbestçe değerlendirebilir. İhtiyaç duyulduğunda işyerine girmek zorunda olması icap nöbetinde geçen tüm sürenin çalışma süresinden sayılmasını gerektirmez. İşçinin nöbet sırasında işyerine giderek gerçekleştirdiği çalışma nedeniyle geçen süre, çalışma süresinden sayılacaktır. İşyerine gitmesini gerektirecek bir durumun ortaya çıkmaması durumunda ise, uygun bir sürenin çalışma süresinden sayılması hakkaniyet gereğidir. Zira işçi her ne kadar serbestçe kullanabileceği bir zamana sahip ise de işyerine gitmek için her an hazır durumda olması gerekmektedir. Tüm bu hususlar dikkate alınarak icap nöbetinde fiilen daha fazla çalışıldığı kanıtlanmadığı takdirde, icap nöbetinde geçen sürenin 1/8’i çalışma süresinden sayılmalıdır 8. Somut uyuşmazlıkta ise davacı; haftanın 5 günü 08.30-18.00 saatleri, cumartesi günü 08.30-17.00 saatleri arasında çalıştığını, haftanın 7 günüde 2'şer saat icapçı olduğunu iddia etmiş; davacı tanıklarından İ.G.; davacının hafta içi 08.00-18.00, cumartesi 08.00-15.00 saatleri arasında ve haftada en az 2-3 kez icapçı olduğunu, icap çalışmasının 1-2 saat sürebildiğini, icapçı olduğunda hasta geldiği zaman Hastaneye çağrıldığını; E.T. ise davacının hafta içi 08.00-18.00, cumartesi 08.00-15.00 saatleri arasında ve haftada en az 3-4 kez icapçı olduğunu, gelen hastaya bağlı olarak icap çalışmasının 1-2 saat sürebildiğini, icapçı olduğunda hasta geldiği zaman Hastaneye çağrıldığını beyan etmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının haftanın 3 günü 08.30-19.30, 2 günü 08.30-18.00 ve cumartesi günleri de 08.30-15.00 saatleri arasında çalıştığı kabul edilmiştir. Buna göre davacının haftanın 3 günü 1,5 saat icap nöbeti tuttuğunun kabulü ile fazla çalışma alacağı hesaplanmıştır. Şu hâlde yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda değerlendirme yapıldığında; icap nöbetinde geçen sürenin 1/8'inin çalışma süresinden sayılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalı olmuştur. 9. Feshe bağlı haklardan olan kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup devreden işverenin bu işçilik alacağından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu husus dikkate alınmadan devreden işveren Çorlu Şifa Şirketinin yıllık izin ücretinden sorumlu tutulması da ayrıca hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Somut olayda davalı Şirketler arasında işyeri devri bulunduğu kabul edilerek, fazla çalışma bakımından dava ve ıslah dilekçelerinde talep edilen toplam miktardan, devreden ve devralan işveren olan davalı Şirketler müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 428 inci maddelerinde; işyeri devri hâlinde devredenin sorumluluğu bakımından öngörülen iki yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak düşürücü süreyi durduran veya kesen sebepler Kanun'da düzenlenmiş değildir. Başka bir anlatımla hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu olmaz. Bu sebeple dava dilekçesi ile istenmeyen miktar bakımından hak düşürücü süre işlemeye devam eder. Dava dilekçesi ile talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı süresi dahi kesilmezken, hak düşürücü sürenin kesildiğinin kabul edilmesi önemli bir çelişki oluşturur. Somut olayda ıslah, devir tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra yapılmış olduğundan ıslah ile talep edilen fazla çalışma alacağı miktarı bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmelidir. Buna göre devreden işveren olan Çorlu Şifa Şirketinin ıslah ile talep edilen fazla çalışma alacağı miktarından sorumlu olmadığının kabul edilmesi ve kararın diğer nedenlerin yanı sıra bu nedenle de bozulması gerekir. Açıklanan nedenle Sayın çoğunluğun aksi yöndeki değerlendirmesine katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

A Tekstil A.Ş., yeniden yapılanma kararı alarak bünyesindeki "ev tekstili" üretim birimini, bütün tesisatı ve çalışanları ile birlikte bir bütün olarak 01.06.2023 tarihinde B Dekorasyon Ltd. Şti.'ye devretmiştir. Bu birimde 01.03.2018 tarihinden beri çalışan İşçi (C)'nin, devir tarihinde ödenmemiş olan Mayıs 2023 ücret alacağı bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, işyerinin bir bölümünün devri niteliğindeki bu hukuki işleme bağlanan sonuçlarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) İşçi (C)'nin hizmet sözleşmesinin B Dekorasyon Ltd. Şti.'ye geçişinin hukuken geçerli olabilmesi için, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 429. maddesi uyarınca kendisinin yazılı rızasının alınması zorunludur.
B) B Dekorasyon Ltd. Şti., İşçi (C)'nin hizmet süresine bağlı haklarının (kıdem tazminatı, yıllık izin vb.) hesabında sadece 01.06.2023'ten sonraki kendi nezdindeki çalışma süresini dikkate almakla yükümlüdür.
C) A Tekstil A.Ş., İşçi (C)'nin devir tarihinde muaccel olan Mayıs 2023 ücret alacağından dolayı, devralan B Dekorasyon Ltd. Şti. ile birlikte devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle müteselsilen sorumludur.
D) Devir işlemi iş organizasyonunda esaslı bir değişiklik teşkil ettiğinden, bu durum tek başına devralan B Dekorasyon Ltd. Şti.'ye İşçi (C)’nin sözleşmesini geçerli nedenle feshetme imkânı verir.
E) Devreden A Tekstil A.Ş.'nin müteselsil sorumluluğuna ilişkin iki yıllık süre, devir tarihinden değil, İşçi (C)'nin alacağı için yasal yollara başvurduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.