6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 429

Türk Borçlar Kanunu 429. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 429- Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. G. Sözleşmenin sona ermesi I. Belirli süreli sözleşmede

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

15 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/9182 E., 2023/12631 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi         2023/9182 E.  ,  2023/12631 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/59 E., 2022/1792 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 8. ... Mahkemesi SAYISI : 2021/65 E., 2021/94 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Büyükşehir Belediyesinin şehir içi toplu taşıma işini üstlenen davalı Şirket bünyesinde şoför olarak 2008 yılında çalışmaya başladığını, çalışmasına kesintisiz olarak devam ederken şehir içi toplu taşımacılık işinin ... Hiz. ve Mak. San. Tic. AŞ'ye (... Şirketi) devredildiğini, işyerinin devrinden sonra da aynı işyerinde çalışmasına devam ettiğini, ancak işyerininn ... Şirketine devrinden sonra ücretlerinin eksik ödendiğini, çalıştığı süre içinde fazla çalışma yaptığını, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığını, bu çalışmaları için ayrıca ücret verilmediğini, yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunu, işyerinde geçerli toplu ... sözleşmesi ile verilmesi öngörülen vardiya zammının verilmediğini ileri sürerek işyeri değişikliği sebebiyle eksik ödenen fazla çalışma, ... bayram ve genel tatil ücreti, dinî bayramlarda çalışma ücreti, yıllık izin ücreti, vardiya zammı, eksik ödenen aylık ücret alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... Hizmet Müşavirliği İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının alacaklarından davalı Şirketin sorumlu olmadığını, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının 25.11.2015 tarih ve 745 No.lu meclis kararı ile toplu taşıma hizmetlerini işletme ve/veya işlettirme hakkının 31.12.2015 tarihine kadar davalı ... Şirketinde olduğu ancak sözleşme süresinin sona ermesi üzerine 01.01.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle yine bir belediye şirketi olan ... Şiketine devredildiğini, davacının herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı işveren nezdinde 19.03.2008 - 31.12.2015 tarihleri arası belirsiz süreli ... sözleşmesi ile çalıştığı, dava konusu alacaklar bakımından ilgili dosya içeriği, toplu ... sözleşmesi hükümleri ile tüm delillerin birlikte değerlendirildiği ve 07.10.2020 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davalı işverenlerin vardiya zammı alacağından sorumlu olduğu gerekçeleri ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası açamayacağını, davacının ... sözleşmesi ile bütün hak ve alacaklarının ... Şirketine devredildiğini, vardiya zammının her ay davacıya ödendiğini, davalıya karşı dava açmış olan tanık beyanları bulunduğunu, davacı tarafın 23.01.2019 tarihinde ıslah dilekçesi verdiği ancak 28.02.2019 tarihli 7 No.lu celsede; "Bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçemizi aynen tekrar ediyoruz, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ediyoruz, ISLAH DİLEKÇEMİZDEN RÜCU ediyoruz, farklı bir bilirkişinin hazırlamış olduğu aynı tür davada hazırlanan rapor arasında 50.000,00 TL’lik gibi bir fark vardır, yeni bir bilirkişi raporu geldikten sonra yeniden ıslah dilekçesi vereceğiz. " şeklinde beyanda bulunduğunu ve Mahkemece tekrar sorulması üzerine devamla "Her ne kadar ıslah dilekçesinden rücu ediyoruz demişsek de bu beyanımdan vazgeçiyorum." yönündeki beyanın bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragat olduğunu, tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek olmadığını, davacı tarafın davada ancak 1 defa yapılabilecek olan ıslah işlemini ikinci defa yapabilmek için de olsa ıslah ile arttırdığı meblağdan açıkça feragat ettiğini, feragatten feragat etmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilmesi gerektiğini, vardiya zammı ücretinin Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre davacının ücret bordrosuna yansıtılan vardiya zammı ücretinin dışında iddiası durumunda davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlaması gerektiğini; ancak bu olgunun davacı tarafından ispat edilemediğini, bilirkişinin davalıya karşı davaları olan tanık beyanlarına itibar ederek kanuna aykırı şekilde vardiya zammı hesap etmesi ve Mahkemenin gerekçesiz olarak bilirkişi raporuna atıf ile yetinerek karar vermesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, bilirkişinin vardiya zammı hesabının da usul ve kanuna aykırı olduğunu, fiilen çalışılan gün üzerinden hesaplama yapılmadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin 28.02.2019 tarihli celsedeki “Islah dilekçemizden rücu ediyoruz." şeklindeki beyanı ile "Her ne kadar ıslah dilekçesinden rücu ediyoruz demişsek de bu beyanımdan vazgeçiyorum." şeklindeki beyanının aynı beyan bütünlüğü içerisinde yer alması nedeniyle davalı tarafın feragatten feragat olmayacağına dair istinaf itirazının yerinde olmadığı, davacının davalı Büyükşehir Belediyesine ait işyerinde alt işveren şirketlerin işçisi olarak toplu ... sözleşmesine dayalı vardiya zammı alacağını talep ettiği dönem bakımından davalı alt işveren ... Şirketinin işçisi olarak şoför ünvanıyla çalıştığı, davalı ile dava dışı Belediye arasında 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu, ... Şirketi ile ... Sendikası arasında imzalanan ve 01.07.2012-30.....2014 tarihleri arasında geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde ve 01.07.2014 - 31.12.2015 tarihleri arasında geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde "Vardiyalı çalışan işçilere aldıkları ücretin %25 fazlası ödenir." düzenlenmesi bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamanın günlük ücret üzerinden yapıldığı, dosyada banka kayıtlarının bulunmadığı, dosyaya sunulan imzasız bordrolar incelendiğinde, davalının ödeme iddiasının ispatlanamadığı, hesaplama yapılan döneme ilişkin 2015 yılında yapılan ödemelerin ise hesaplamadan mahsup edildiği, hesaplama yapılan döneme ilişkin puantaj kaydı bulunmadığı gibi davacının vardiyalı çalıştığına ilişkin tanık beyanlarının yanında yine davalının taraf olduğu emsal dosyalarda şoförlerin vardiyalı olarak çalıştığının görüldüğü, dava dilekçesinde talep edilen miktarın ve ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı def'inin hükme esas bilirkişi raporunda dikkate alındığı gerekçeleri ile davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının toplu ... sözleşmesi gereğince vardiya usulü çalışma alacağına hak kazanıp kazanmadığı, davalı ile dava dışı ... Şirketi arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ile bu bağlamda davacının hüküm altına alınan alacağından davalı Şirketin sorumlu olup olmadığı ve sorumluluğun belirlenmesi konularındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan ... sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir: " İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: "Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 6098 sayılı Kanun'un 205 inci maddesinde sözleşmenin devri; "sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmıştır. Kanun'a göre sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tâbidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Ayrıca kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır. 5. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Somut uyuşmazlıkta, davacı, dava dışı Belediye bünyesinde, alt işveren Şirket işçisi olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının incelenmesinden davacının 07.07.2008 tarihinde davalı ... Şirketi nezdinde çalışmaya başladığı, 31.12.2015 tarihinde bu işyerinden çıkış kaydının bulunduğu, 01.01.2016 tarihinde ise dava dışı ... Şirketinde işe giriş kaydının bulunduğu görülmektedir. 2. Diğer taraftan dosya içeriğinde yer alan 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge içeriğinden, davalı ... Şirketi ile dava dışı ... Şirketi arasında davacı işçinin de imzasını içeren sözleşme yapıldığı, bu sözleşmede davacının 01.01.2016 tarihi itibarıyla devralan işveren ... Şirketi nezdinde çalışmaya başlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alt işveren olarak kabul edilen davalı ... Şirketi ile dava dışı ... Şirketi arasında işyeri devri bulunduğu kabul edilerek hüküm altına alınan alacaklardan devreden ... Şirketinin sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak söz konusu Şirketler arasında bir işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması isabetli değildir. 3. Belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de ... sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde ... sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa rıza göstermesi beklenir (İştar Cengiz, ... Sözleşmesinin İradi Devri, ..., 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca ... sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden ... sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (Cengiz, s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasından doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da ... sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin ... sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması ... hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden ... sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinde doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 7. Somut uyuşmazlıkta bu ilke ve esaslara göre bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre davalı Belediyeye ait işyerinde şoför olarak çalışan davacının işvereni olarak görünen ... Şirketi ile dava dışı Belediye arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır. Gerek hizmet alım sözleşmeleri, gerekse davalı Şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında düzenlenen 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge dikkate alınarak somut olay bakımından işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususunun tam olarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 8. Şu hâlde Mahkemece yapılması gereken ..., dava dışı Belediye ile aralarında hizmet alımı ilişkisi bulunduğu anlaşılan davalı ... Şirketi ve dava dışı ... Şirketi arasında işyeri devri veya ... sözleşmesi devri bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılarak bu araştırmanın sonucuna göre davacının işçilik alacaklarından davalı ... Şirketinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesidir. 9. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde yapılacak araştırmaların sonucunda bütün deliller birlikte değerlendirilerek işyeri devri olgusunun sübut bulması hâlinde şimdiki gibi karar verilmelidir. Diğer taraftan yapılacak araştırma sonucunda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında ... sözleşmesinin devrine dair hukuki ilişki olduğunun anlaşılması hâlinde ise ... Şirketinin 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi gereğince devreden işveren konumunda olduğu ve devreden işverenin devir tarihinde önce veya devir tarihinde doğmuş alacaklar bakımından birlikte sorumluluğunun söz konusu olmadığı gözetilerek talebin reddine karar verilmelidir. 10. Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2022/4947 E., 2022/14521 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi         2022/4947 E.  ,  2022/14521 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... 9. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 4. ... Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çalıştığı hizmet gördüğü işkolunda örgütlü olan ... Sendikasına üye olduğunu, üyesi olduğu Sendika ile davalı Şirket arasında toplu ... sözleşmesi bağıtlandığını, davalı işyerinde şoför olarak vardiya usulü çalışan davacıya bu toplu ... sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken vardiya çalışma alacağının ödenmediğini ileri sürerek davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... cevap dilekçesinde; davanın kısmi dava olarak açılmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının müvekkili Kurumun işçisi olmadığından husumet yöneltilemeyeceğini, talep konusu yapılan alacağın da haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2. ... Hizmet Müşavirliği İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, itirazlarının olduğunu, davacının dilekçesinde ileri sürdüğü hususların tamamen, mesnetsiz ve haksız çıkar sağlamaya yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriğine göre davacının şoför olarak fiilen vardiya usulü çalıştığının anlaşıldığı, sendika üyesi olduğu için toplu ... sözleşme hükümleri gereğince vardiya zammına hak kazandığı ancak davalı işverenlerce hak kazandığı vardiya zammı alacaklarının ödenmediği, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının 25.11.2015 tarih ve 745 No.lu meclis kararı ile toplu taşıma hizmetlerini işletme ve/veya işlettirme hakkının 31.12.2015 tarihine kadar davalı ... şirketi olan diğer davalı ... Şirketinde olduğu ancak sözleşme süresinin sona ermesi üzerine 01.01.2016 tarihinden itibaren 10 yıl süreyle yine bir belediye şirketi olan ... ... Hiz. ve Mak. San. Tic. AŞ'ye (... ... Şirketi) devredildiğini, davalılar arasında hizmet devir ilişkisi olduğu, davacının bu kapsamda asıl işveren konumunda olan ... Büyükşehir Belediyesine ait işyerlerinde alt işveren konumunda olan davalı ... Şirketi işçisi olarak çalıştığı anlaşıldığından davalıların asıl ve alt işveren sıfatıyla davacının taleplerinden kanun gereğince birlikte sorumlu oldukları gerekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda hesaplanan vardiya zammı alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; belirsiz alacak davası açılamayacağını, dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının ... sözleşmesinin ... Şirketine devredildiğini, toplu ... sözleşmesi hükümlerinin yanlış yorumlandığını, bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu, husumetli tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini beyanla Mahkeme kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı ... Şirketi vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın belirsiz alacak davası açamayacağını, davacının ... sözleşmesi ile bütün hak ve alacaklarının ... ... Şirketine devredildiğini, vardiya zammının her ay davacıya ödendiğini, husumetli tanık beyanları bulunduğunu beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı ... Belediyesine ait işyerinde alt işveren Şirketlerin işçisi olarak olarak şoför unvanıyla çalıştığı, sendika üyelik aidatı ödediği, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu, asıl işverenin alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak kanundan, ... sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu ... sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte (müteselsil) sorumlu olduğu, dava konusu dönemde geçerli toplu ... sözleşmesinin 19 uncu maddesinde "vardiyalı çalışan işçilere aldıkları ücretin %25 fazlası ödenir" şeklinde düzenlemenin yer aldığı, ücret bordrolar ve banka kayıtları incelendiğinde davalıların ödeme iddiasının ispatlanamadığı, dosyada puantaj kaydı bulunmadığı gibi davacının vardiyalı çalıştığına ilişkin tanık beyanlarının yanında yine Daire incelemesinden geçmiş olan davalının taraf olduğu emsal dosyalarda şoförlerin vardiyalı olarak çalıştığının sabit olduğu, hüküm altına alınan alacakların zamanaşımına uğramadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) inci bendinin (b) alt bendi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının hatalı olduğunu beyanla bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... Şirketi vekilinin temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenler tekrar edilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının toplu ... sözleşmesi gereğince vardiya usulü çalışma alacağına hak kazanıp kazanmadığı, davalılar ile dava dışı ... ... Şirketi arasındaki hukuki ilişkinin niteliği ile bu bağlamda davacının hüküm altına alınan alacağından davalı Şirketin sorumlu olup olmayacağının ve sorumluluk belirlenmesi konularındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan ... sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 428 inci maddesi şöyledir: " İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır. Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Kanun'un "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: " Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 6098 sayılı Kanun'un 205 inci maddesinde sözleşmenin devri; "sözleşmeyi devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını devralana geçiren bir anlaşma" olarak tanımlanmıştır. Kanun'a göre sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine tâbidir. Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır. Ayrıca kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır. 5. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu ... Sözleşmesi Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Somut uyuşmazlıkta, davacı, davalı ... bünyesinde, alt işveren Şirket işçisi olarak çalışmıştır. Dosya içerisinde yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının incelenmesinden davacının 07.07.2008 tarihinde davalı ... Şirketi nezdinde çalışmaya başladığı, 31.12.2015 tarihinde bu işyerinden çıkış kaydının bulunduğu, 01.01.2016 tarihinde ise dava dışı ...-... Şirketinde işe giriş kaydının bulunduğu görülmektedir. Mahkemece davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu kabul edilerek alacaklardan müştereken müteselsilen sorumlu oldukları yönünde hüküm kurulmuştur. Davalı Belediyenin asıl işveren sıfatıyla hüküm altına alınan alacaktan sorumlu tutulmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. 2. Diğer taraftan dosya içeriğinde yer alan 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge içeriğinden, davalı ... Şirketi ile dava dışı ... ... Şirketi arasında davacı işçinin de imzasını içeren sözleşme yapıldığı, bu sözleşmede davacının 01.01.2016 tarihi itibarıyla devralan işveren ... ... Şirketi nezdinde çalışmaya başlayacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alt işveren olarak kabul edilen davalı ... Şirketi ile dava dışı ... ... Şirketi arasında işyeri devri bulunduğu kabul edilerek hüküm altına alınan alacaklardan devreden ... Şirketinin de davalı ... ile birlikte sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak söz konusu Şirketler arasında bir işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması isabetli değildir. 3. Belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de ... sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde ... sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa rıza göstermesi beklenir (İştar Cengiz, ... Sözleşmesinin İradi Devri, ..., 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz hakkı bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca ... sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden ... sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (Cengiz, s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen ... sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasından doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da ... sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin ... sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki ... sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması ... hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden ... sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinde doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 7. Somut uyuşmazlıkta bu ilke ve esaslara göre bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre davalı Belediyeye ait işyerinde şoför olarak çalışan davacının işvereni olarak görünen ... Şirketi ile davalı ... arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır. Gerek hizmet alım sözleşmeleri, gerekse davalı Şirket ile dava dışı ... ... Şirketi arasında düzenlenen 31.12.2015 tarihli "Devir ... Sözleşmesi" başlıklı belge dikkate alınarak somut olay bakımından işyeri devri mi yoksa ... sözleşmesi devri mi olduğu hususunun tam olarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 8. Şu hâlde Mahkemece yapılması gereken ..., davalı ... ile aralarında hizmet alımı ilişkisi bulunduğu anlaşılan davalı ... Şirketi ve dava dışı ... ... Şirketi arasında işyeri devri veya ... sözleşmesi devri bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılarak bu araştırmanın sonucuna göre davacının işçilik alacaklarından davalı ... Şirketinin sorumlu olup olmadığının belirlenmesidir. 9. Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde yapılacak araştırmaların sonucunda bütün deliller birlikte değerlendirilerek işyeri devri olgusunun sübut bulması hâlinde devredenin sorumluluğu bakımından iki yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibarıyla geçmemiş olması yeterli kabul edilmeli; ıslah tarihinde iki yıllık sürenin dolmuş olmasının ıslah edilen alacakların hüküm altına alınmasına engel teşkil etmediği kabul edilerek şimdiki gibi karar verilmelidir (Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi, 25.....2019 tarihli ve 2016/22051 Esas, 2019/14051 Karar; 08.05.2019 tarihli ve 2016/7747 Esas, 2019/10053 Karar sayılı kararları). Diğer taraftan yapılacak araştırma sonucunda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında ... sözleşmesinin devrine dair hukuki ilişki olduğunun anlaşılması hâlinde ise ... Şirketinin 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi gereğince devreden işveren konumunda olduğu ve devreden işverenin devir tarihinde önce veya devir tarihinde doğmuş alacaklar bakımından birlikte sorumluluğunun söz konusu olmadığı gözetilerek bu Şirket bakımından talebin reddine karar verilmelidir. 10. Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki olgular gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Somut olayda davalı Şirket ile dava dışı Şirket arasında işyeri devrinin ya da ... sözleşmesi devrinin bulunup bulunmadığı yönünden araştırma ve inceleme yapılması bakımından oluşturulan bozma gerekçesine katılmakla birlikte, işyeri devrinin bulunması hâlinde ıslah tarihinde iki yıllık sürenin geçmiş olmasının ıslah edilen alacakların hüküm altına alınmasına engel teşkil etmeyeceğine ilişkin Sayın Çoğunluğun vardığı sonuca katılmak mümkün değildir. 4857 sayılı ... Kanunu’nun 6’ncı ve 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu’nun 428’inci maddesinde işyeri devredilmesi hâlinde devredenin sorumluluğu bakımından öngörülen iki yıllık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Hak dürücü süreyi durduran veya kesen sebepler kanunda düzenlenmiş değildir. Başka bir anlatımla hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu olmaz. Bu sebeple dava dilekçesi ile istenmeyen miktar bakımından hak düşürücü süre işlemeye devam eder. Dava dilekçesi ile talep edilmeyen miktar bakımından zamanaşımı süresi dâhi kesilmezken, hak düşürücü sürenin kesildiğinin kabul edilmesi önemli bir çelişki oluşturur. Somut olayda ıslah devir tarihinden itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra yapılmış olduğundan, ıslah ile talep edilen miktar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmelidir. Bu nedenle Sayın çoğunluğun aksi yöndeki değerlendirmesine katılamıyoruz. 08.11.2022
9. Hukuk Dairesi, 2023/17579 E., 2024/1655 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir:
9. Hukuk Dairesi         2023/17579 E.  ,  2024/1655 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1470 E., 2023/2246 K. KARAR : İstinaf başvurularının esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/84 E., 2022/8 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılardan T... Center AŞ (TPOFS) vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve TPOFS vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 23.12.2009-31.12.2013 tarihleri arasında Türkiye Petrolleri AO'da (TPAO) çalıştığını; ancak çalıştığı sürede sigortasının TPAO'nun alt kuruluşu olan Turkish Petroleum İnternational Company (TPIC) tarafından yatırıldığını, davacının çalıştığı işyerlerinin TPIC alt işverenleri olan davalılar ... Sosyal Hizmetler Yemek İnşaat Petrol Nakliyat Lojistik Sayaç Okuma Mayın Arama Tarama San. ve Tic. Ltd. Şti. (... Şirketi) ve ... İthalat İhracat Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin (... Şirketi) gösterildiğini, 02.01.2014 tarihinde davalı TPAO'nun diğer alt işvereni olan TPOFS bünyesine geçirildiğini, bu Şirketin yurt dışı sondaj gibi işler için TPAO tarafından kurulduğunu, TPOFS'un yönetim ve denetiminde olanların TPAO'nun eski çalışanları olduğunu, davalıların aralarında fiili ve organik bağ olduğunu ve davacının alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, davacının TPOFS bünyesinde sondaj mühendisi olarak 02.01.2014-29.07.2016 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını, ücretinin düşürüldüğünü, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiğini, fazla çalışma yaptığını, ulusal ... ve genel tatiller ile hafta tatillerinde çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı TPIC vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkilinin çalışanı olmadığından bahisle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, TPIC ile TPAO arasında akdedilen sözleşmeler gereği TPAO'nun petrol sahalarında tüm teknik hizmetleri sunmak amacıyla TPAO'ya hizmet verildiğini, aradaki ilişkinin ihale makamı ilişkisi olduğunu, hizmet alımına ilişkin yaptığı ihalelerde alt işveren şirketlerin işi üstlendiğini, sonraki dönemlerde ise işlerin ... Şirketi tarafından üstlenildiğini ve bu kapsamda sözleşmeler imzalandığını, bu anlamda davacının ... Şirketi işçisi olarak çalıştığını, davacının tüm alacaklarının ücret bordrolarına uygun şekilde bankadan ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı TPAO vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin Bakanlar Kurulu kararıyla yurt dışında şirket kurmaya yetkilendirildiğini, bu kapsamda 06.02.1996 yılında Jersey Adalarında Turkish Petroleum Overseas Company Limited Şirketi (TPOC) hisselerinin tamamı müvekkiline ait olmak üzere kurulduğunu, TPOC'un da yurt dışında yürütülen faaliyetler kapsamında proje ve servis şirketleri kurduğunu, TPOFS'un da TPOC’a bağlı ve Kanal Adaları Jersey’de kayıtlı, özel hükümlere tâbi, petrol ve doğalgaz sektöründe hizmet işleri yapmak üzere kurulmuş bir şirket olduğunu, davacının müvekkilinden kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra TPOFS'de çalışmaya başladığını, müvekkilinden ayrılırken kendisine tüm haklarının ödendiğini, talep ettiği alacaklardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3. Davalı TPOFS vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan TPAO arasında sermaye sahipliği anlamında bir bağ olduğunu; ancak işçi açısından birlikte işverenliğin söz konusu olmadığını, Şirketin Türkiye'de kayıtlı şubesinin tasfiye edildiğini, 02.01.2014 tarihinde 2 yıllık sözleşme ile işe alındığını, 01.01.2016 tarihinde iş sözleşmesinin sonlandığını, tekrar 29.01.2016 tarihinde 6 aylık yeni bir sözleşme yapıldığını, davacının diğer çalışmalarının müvekkili ile ilgisinin olmadığını, başından beri müvekkilinin çalışanı olarak kabul edilmeyeceğini, davacının aylık ücretine fazla çalışma ile ulusal ... ve genel tatil ücretlerinin dâhil olduğunu, dosyadaki belgelere göre davacının Ankara'daki çalışmalarında fazla çalışma yapmadığını, Erbil'deki çalışmalarında, 5 haftalık çalışmasına karşılık olarak 3 haftalık dinlenme izni kullandırıldığını, bu sisteme göre 2 aylık dönemler dikkate alınıp 8 hafta esas alınarak davacının fazla çalışma ve hafta tatili ve ulusal ... ve genel tatil ücretinine ilişkin alacaklarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 4. Diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı, toplam çalışma süresinin 6 yıl 6 ay 9 gün olduğu, ayrıca davacının TPIC nezdinde görülen çalışmalarının bir kısmının davalı ... ve ... Şirketlerinde geçtiğinin anlaşıldığı, dosyada bulunan sözleşmelerden davacının 30.01.2016 tarihine kadar 5.000,00 USD ücret karşılığında çalıştığı, 30.01.2016 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yeni sözleşmenin imzalandığı ve ücretinin net 2.750,00 USD olarak belirlendiği, davacının imza itirazında bulunmadığı sözleşme dikkate alınarak fesih tarihindeki aylık brüt ücretinin 2.894,73 USD olduğuna ilişkin tespitin dosya kapsamına uygun olduğu, davacı tarafça sunulan çalışma belgeleri ve Ankara 2. İş Mahkemesinin, 24.02.2016 tarihli ve 2014/820 Esas, 2016/78 Karar sayılı dava dosyasında verilen karar dikkate alınarak davacının birinci dönem çalışması bakımından TPIC, ... ve ... şirketlerinin birlikte sorumluluklarının bulunduğu, tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan işyeri devri kuralları gereğince davacının son dönem çalışmasının TPOFS nezdinde geçtiği de dikkate alınarak TPOFS'nin tüm dönem bakımından talep edilen alacaklardan sorumlu olduğu, birinci dönem çalışmasının 31.12.2013 tarihinde sona erdiği anlaşılmakla devir tarihinden itibaren 2 yıllık yasal sürenin geçtiği kabul edilerek ..., ... Şirketleri ile TPIC bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacı TPAO, TPIC ve TPOFS arasında organik bağın bulunduğu iddiasını ispatlayamadığından TPOFS dışındaki davalılar bakımından davanın reddine verilmesi gerektiği, davacının sondaj mühendisi olarak çalıştığı, yapılan işin niteliği gereği belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirecek objektif unsurların bulunmadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının ödenmeyen fazla çalışma, ulusal ... ve genel tatil ile hafta tatili ücretleri bulunduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve TPOFS vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davalılar arasında hukuken ve fiilen organik bağ bulunduğunu, müvekkiline karşı birlikte sorumlu olduklarını, müvekkilinin son brüt giydirilmiş ücretinin hatalı hesaplandığını, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacakları için yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı TPOFS vekili; TPIC ile müvekkili arasında iş sözleşmesi devrinin olmadığını, müvekkilinin TPIC dönemindeki işçilik alacaklarından sorumlu tutulmaması gerektiğini, davalı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığını, kıdem ve ihbar tazminatı hususunda müvekkili Şirketin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, ... ücretinin belirlenirken fazla çalışma ücretlerinin çıkarılmadığını, hafta tatili ücretinin davacının ... ücretinin içinde olup, davacıya ödendiğini, davacının fazla çalışmalarına karşılık dinlenme izinleri verildiğini; ancak bu hususun dikkate alınmadığını, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarında faiz başlangıcının hatalı belirlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre TPAO, TPIC ve TPOFS Şirketleri arasında organik bağın bulunmadığı hususundaki kabulün isabetli olduğu, davacının yeni iş sözleşmesi imzalamak suretiyle ücretinin düşürülmesine muvafakat gösterdiği, çalışma koşullarının yeni sözleşmeye göre belirlenmesinin yerinde olduğu, davanın davalı TPOFS yönünden kısmen kabulünde hata bulunmadığı gerekçesiyle davacının ve davalı TPOFS vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı TPOFS vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı ve davalı TPOFS vekilleri istinaf dilekçelerinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, aylık ücretinin tespiti, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal ... ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığının ispatı ve hesaplanması, yıllık izin ücreti alacağının bulup bulunmadığı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi şu şekildedir: "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "II. Sözleşmenin Devri" kenar başlıklı 429 uncu maddesi ise şu şekildedir: " Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır." 4. 4857 sayılı Kanun'un 11, 17, 41, 46 ve 63 üncü maddeleri. 5. Dairemizin 08.11.2022 tarihli ve 2022/4947 Esas, 2022/14521 Karar sayılı kararında işyeri devri ile iş sözleşmesinin devri ve sonuçları arasındaki farklılıklar şu şekilde açıklanmıştır: "... 3.Belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri ile işyerinin tamamen veya kısmen devrine ilişkin koşullar birbirinden farklı olduğu gibi bu hukuki kurumlara bağlanan hukuki sonuçlar da aynı değildir. Hem işyeri devrinde hem de iş sözleşmesinin devrinde, sözleşmenin işveren tarafının değiştiği noktasında bir tereddüt yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.02.2021 tarihli ve 2016/9(22)-2289 Esas, 2021/90 Karar sayılı kararı). Ancak bu hâllerden birinde iş sözleşmesinin devamı işçinin rızası olmaksızın mümkün değil iken diğerinde işlemin geçerliliği için işçinin iradesine ihtiyaç vardır. Çünkü genel anlamda bir sözleşme ilişkisinin devrinde dahi sözleşme ilişkisinde kalan tarafın sözleşmeye dâhil olan tarafa ... göstermesi beklenir (İştar ..., İş Sözleşmesinin İradi Devri, Ankara, 2014, s.167). Oysa işyerinin devrinde kural olarak işçinin devre itiraz ... bulunmamaktadır. Aynı şekilde işyeri devri, taraflarca iş sözleşmesinin feshi için haklı bir sebep teşkil etmez. 4. Görüldüğü gibi iki işveren arasında gerçekleşen işyeri devrine işçinin müdahale etmesi, devre itiraz etmesi yahut onay vermesi gibi bir durum söz konusu olmadığından işçinin bu hukuki işlemin sonuçlarından olumsuz yönde etkilenmemesi gerekir. 4857 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinde işyeri devrinin, devir tarihinde devam eden iş sözleşmelerine etkisi detaylı bir biçimde düzenlenmiş olup işçinin devir tarihinden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken alacaklarından devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu olması esası benimsenmiştir. 6098 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından da Kanun'un 428 inci maddesinde paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olup her iki Kanun hükmünde devredenin devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile devralanla birlikte sorumlu olması emredilmektedir. Buna karşılık işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde tüm tarafların iradesi sözleşmenin devri yönünde birleşmekte; devreden taraf sözleşmenin tarafı olmaktan çıkmakta, devralan ise sözleşmenin tarafı hâline gelmektedir. Böylece devralan işveren, devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olmakta iken devreden taraf, gerek devir öncesi dönem gerekse devir sonrası dönem yönünden sorumluluktan kurtulmaktadır (..., s.118). Bu sebeple işçinin rızası ile gerçekleşen iş sözleşmesinin devrinde, devreden işverenin devir tarihinden önce veya devir sırasında doğmuş borçlardan dolayı devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir. 5. 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesindeki düzenlemeden de tam anlamıyla aynı sonuca ulaşılmaktadır. Kanun koyucu işyeri devrine ilişkin 428 inci maddesinin son fıkrasında "Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan, devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu, devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır." hükmüne yer vermişken "Sözleşmenin devri" kenar başlıklı 429 uncu maddede bu tür bir süre öngörmemiştir. İşyeri devrine ilişkin 428 inci maddede devreden ve devralanın birlikte sorumluluğuna ilişkin kurallara yer verdikten sonra takip eden 429 uncu maddede devredenin sorumluluğuna yönelik herhangi bir hükme yer vermemesi tamamen bilinçli bir tercihtir. 6. 6098 sayılı Kanun, 4857 sayılı Kanun karşısında genel kanun niteliğindedir. Bu Kanun'da düzenlenmeyen hususlarda niteliğine uygun düştüğü ölçüde genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. 4857 sayılı Kanun'da iş sözleşmesinin devrine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden bu Kanun'a tâbi işçilerin iş sözleşmelerinin devrinde, genel kanun niteliğindeki 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesinin uygulanması gerektiği açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki iş sözleşmesinin devri bakımından 6098 sayılı Kanun'da açık bir kural vazedilmiş olup kuralın uygulanması iş hukukunun özel karakterine aykırı düşmez. Bu sebeple 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler bakımından örtülü bir düzenleme boşluğundan da söz edilemez. Sonuç olarak 4857 sayılı Kanun'a tâbi işçiler yönünden iş sözleşmesinin devrinde 6098 sayılı Kanun'un 429 uncu maddesi uygulanmalıdır. Bu maddede ise devredenin birlikte sorumluluğu esası benimsenmediğinden, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece, devredenin devir tarihinden doğmuş veya devir tarihinden sonra doğacak borçlar bakımından devralan ile birlikte sorumluluğu söz konusu değildir." 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı TPOFS vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta; SGK kayıtları ve dosyadaki belgelerden davacının 23.12.2009 - 31.12.2013 tarihleri arasında TPIC işyerinde, 02.01.2014 - 31.03.2015 tarihleri arasında TPOFS işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Mahkemece tanık beyanları, SGK kayıtları gereği TPOFS ve TPIC bakımından işçi geçişleri olduğundan bu Şirketler arasında işyeri devri kabul edilerek sonuca gidilmiştir. Ancak yapılan bu değerlendirme hatalıdır. 3. Dosya kapsamından, davacının da dava dilekçesinde belirttiği gibi TPOFS ve TPIC Şirketleri arasında işyeri devri değil, iş sözleşmesi devrinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece hatalı değerlendirme yapılarak işyeri devri olduğu gerekçesiyle karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden ve devir eden davalı Şirketlerin kararı temyiz etmediği dikkate alındığında sonucu itibarıyla doğru bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin dördüncü fıkrası hükmü gereğidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Davacı ve davalı TPOFS vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmeye yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile sonucu itibarıyla doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2016/2289 E., 2021/90 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 429. maddesinde yer alan "Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir.
Hukuk Genel Kurulu         2016/2289 E.  ,  2021/90 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... bünyesinde çalışmaktayken 6111 sayılı Kanun kapsamında iş sözleşmesinin devredildiğini, 24.10.2011 tarihinden itibaren yeni görev yerinde çalışmaya başladığını, davalı tarafa kullanmadığı yıllık izin sürelerinin bildirilmesi ve bu sürelere ilişkin yıllık izin ücreti alacağının ödenmesi için başvurmasına rağmen olumlu cevap alamadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı ... (Belediye) vekili cevap dilekçesinde; talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının iş sözleşmesi devredildiğinden alacaklarından devralan İdarenin sorumlu olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 13.06.2014 tarihli ve 2012/1028 E., 2014/325 K. sayılı kararı ile; 07.05.2014 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının yıllık izin ücreti alacağına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 2014/23038 E., 2015/33486 K. sayılı kararı ile; "...Taraflar arasında uyuşmazlık davacı işçinin kullandırılmayan izin sürelerine ait ücretlere hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin sona ermesi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve feshin haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Açıklandığı üzere kullanılmayan yıllık izin, ancak iş sözleşmesinin feshedilmesi ile alacağa dönüşür. 6111 sayılı Kanun'un 166/(5) maddesinde “Ataması tekemmül ettirilen işçiler, çalıştıkları kuramlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen günden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine başlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir. ” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu durumda davacı anılan kanıma göre nakil olup yeni işyerinde çalışmaya başladığına göre, iş sözleşmesi devam ettiğinden feshe bağlı izin ücretini isteyemeyeceği gözetilerek talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir... ” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 23.03.2016 tarihli ve 2016/66 E., 2016/286 K. sayılı kararı ile; 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 166. maddesinin 5. fıkrası gereğince, iş sözleşmesi devredilen işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan idarenin sorumlu tutulmadığı anlaşıldığından dava konusu alacaktan davacının iş sözleşmesini devreden davalı Belediyenin sorumlu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca davalı ... tarafından yapılan nakil ile yeni görev yerinde çalışmaya başlayan davacının iş sözleşmesinin devam edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre davacının yıllık izin ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle işyeri devri ve iş sözleşmesinin devri kavramları irdelenmelidir. 13. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun/ İş Kanunu) 6. maddesinde yer alan; "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birinedevredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve harçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılmaya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. Yukarıdaki hükümler iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz." şeklindeki düzenleme ile işyeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi belirlenmiştir. 14. İş Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş sözleşmesinin yeni işverenle aynen devam etmesini sağlayacak şekilde işyeri devrinin koşullarının belirlenmesi gerekir. İşyeri maddi unsurlardan, maddi olmayan değerlerden ve işgücünden oluşan, teknik amaçla organize edilmiş (örgütlenmiş) bir bütündür. Bu unsurlardan biri veya bir kısmı devredildiğinde ortada işyerinin (bölümünün) devrinin bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir (Süzek, S.: İş Hukuku, 2018, s. 202). 15. Avrupa Birliği yönergelerinde ve Avrupa Adalet Divanı kararlarında, devrin konusunu oluşturacak işyerini (bölümünü) ifade etmek üzere ekonomik birlik kavramına yer verilmiştir. Bu yönergelere göre hukuki sonuç doğuracak bir işyeri (bölüm) devrinden söz edebilmek için, işyerini (devredilecek bölümü) ifade eden ekonomik birliğin bu kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. Ekonomik birliğin devri söz konusu değilse, AB yönergelerine ve İş Kanunu’nun 6. maddesine göre işyerinin veya işyeri bölümünün devrinden söz edilemez. 16. Gerçekten, buradaki ekonomik bütünlüğü, işletme kavramına dâhil kazanç elde etme amacı şeklinde değil, teknik bir amaç yani mal ve hizmet üretimi olarak anlamak gerekir. 17. İş Kanunu’nun 6. maddesinde kimliğin korunmasından söz edilmemiş olması bu koşulun hukuk sistemimiz bakımından aranmayacağı anlamına gelmez. Çünkü, işyerinin (bölümünün) devri durumunda iş sözleşmelerinin devamının öngörülmesi, işçinin devir sonrası işini sürdürebileceği işyerinin varlığı görüşüne dayanır( Süzek, S.: s. 202 vd ). 18. Ekonomik birliğin, devir sonrasında da kimliğin korunup korunmadığının saptanmasında esas alınacak ölçütler Yargı kararları ile geliştirilmiş ve Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından kabul edilen ölçütler aynen benimsenmiştir. Hemen belirtelim ki, kimliğin korunduğunun kabul edilmesi ve İş Kanunu’nun 6. maddesinin uygulanabilmesi için Yargıtay kararında belirtilen ölçütlerin tümünün gerçekleşmiş olması zorunlu değildir. İşyerinin veya işyeri bölümünün devri için ekonomik birliğin yani işyerini karakterize etmek koşulu ile söz konusu ölçütlerden bir kısmının devredilmesi yeterlidir ( Süzek, S.:s. 203). 19. Yine İş Kanunu’nun 6. maddesinin birinci ilâ üçüncü fıkraları uyarınca, devir hâlinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun/TBK) 428. maddesinde de işyerinin devri konusunda bu hükümlere paralel bir düzenleme getirilmiştir ( Süzek, S.: s. 204). 20. Sözleşmeden doğan borç ilişkisi tarafları arasında bir hukuki durum yarattığı için, kimler arasında meydana gelmiş ise onlar arasında varlığını sürdürür. Bu nedenle kural olarak borç ilişkisi özellikle de sözleşme, karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemez. Ancak sözleşmenin karşı tarafın rızası olmaksızın devredilemeyeceği yönündeki kural mutlak değildir. Sözleşmedeki taraf değişikliği kanun gereği ise kendiliğinden ve başka bir işleme gerek olmadan gerçekleşiyorsa sözleşmenin kanuni devri söz konusu olurken; kanuna bağlı olmaksızın taraf iradelerinden kaynaklanıyorsa sözleşmenin irade devri söz konusu olacaktır (Cengiz, İ.: s. 5 vd.). Bu kapsamda 4857 sayılı İş Kanunu'nun işyeri devri ile birlikte devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile devralana geçeceğini öngören 6. maddesi sözleşmenin kanuni devrine tipik bir örnektir. Bunun dışında başka kanunlarda da benzer yönde düzenlemeler mevcuttur. 21. İş sözleşmesinin devrine gelince, bu konuda 4857 sayılı İş Kanununda açık bir düzenleme bulunmadığı gibi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda (818 sayılı Kanun/BK) da "alacağın temliki" ve "borcun nakli" gibi münferit alacak ve borçların naklini düzenleyen hükümlerin dışında sözleşmenin taraflarında değişikliğe yol açacak mahiyette topyekün bir devri öngören düzenleme mevcut değildir. Türk Hukuku açısından bu durumun kanunda düzenlenmemiş olmasının 4857 sayılı İş Kanunu dönemi itibari ile sözleşme ilişkisinin bir bütün olarak devrine engel oluşturmadığı öğreti ve yargı kararları ile kabul edilmekteydi (Cengiz, İ: s. 37 vd.). 22. Öğretide, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde Kanun’un 320. maddesinin iş sözleşmesinin devrinin temel yasal dayanağı olduğu ileri sürülmüştür. "Hilafı mukaveleden veya hal icabından anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi yapmağa mecbur olup başkasına devredemez. İş sahibinin dahi hakkını başkasına devredebilmesi, aynı kayıtlara tabidir." Söz konusu düzenleme aksi ile kanıt (argumentum e contrario) yoluyla iş sözleşmesinin devrine dair bir sözleşmeye geçerlilik tanındığını dile getirilmiştir ( Cengiz, İ: s. 59.). 23. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 205. maddesinde işyeri devri, 429. maddesinde ise iş sözleşmesinin devri hususları açıkça düzenlemiştir. 24. İş sözleşmesinin devri hukuki niteliği itibari ile üç taraflı kendine özgü bir sözleşme olup bu sözleşme ile işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesi üçüncü kişi konumundaki başka bir işverene tüm hak ve borçlan ile birlikte devredilmektedir. İş sözleşmesinin devri için işçinin de rızasının bulunması şarttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 429. maddesinde yer alan "Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir. Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda, işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır" şeklindeki düzenleme ile iş sözleşmesinin devrinde işçinin yazılı rızasını açıkça şart koşulmuştur. 25. 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde; gerek 818 sayılı Kanunda gerekse 4857 sayılı İş Kanununda iş sözleşmesinin devrine ilişkin açık düzenleme bulunmamasına rağmen iş sözleşmesinin devri kabul edildiği gibi, duraksamasız biçimde işçinin rızasının alınması da gerekli ve zorunlu görülmüştür. İşçinin rızasının varlığı iş sözleşmesinin devrini aynı zamanda işyeri devrinden ayıran en belirgin farklılıktır. Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarihli ve 2006/9-51 E., 2006/27 K. sayılı kararında 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükte bulunduğu dönemde dâhi iş sözleşmesinin devrine işçinin rıza göstermesinin gerekli olduğu belirtilmiş ve devri kabul etmeyen işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği kabul edilmiştir. 26. Burada üzerinde durulması gereken başka bir husus, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundan önceki dönem bakımından iş sözleşmesinin devrinin şekle tabi olup olmadığı ve işçinin rızasının açıklanma şeklinin ne olacağı hususudur. 27. 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 4857 sayılı İş Kanunu iş sözleşmesini belli bir şekil şartına tabi tutmadığından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 12. maddesindeki hükümden hareketle kendisi belli bir şekil şartına tabi olmayan iş sözleşmesinin devrinin ve işçinin devre rızasının da şekle tabi olmadığı kabul edilmiştir (Cengiz, İ: s. 56.). 28. İş sözleşmesinin devri hâlinde işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişkinin sona ermesi, işçinin taraf olduğu iş sözleşmesinin sona erdiği anlamına gelmemekledir. Dolayısıyla iş sözleşmesi devredilen işçi, devir işlemine dayanarak ihbar ve kıdem tazminatı talep edemeyecektir. Bu durumda iş ilişkisi devam ettiğinden işçinin kullanmadığı yıllık izin sürelerine ilişkin ücretleri talep edebilmesi de mümkün değildir (Cengiz, İ.: s. 126.). 29. İş sözleşmesinin iradi devri ile birlikte işçi ile devreden işveren arasındaki hukuki ilişki yani iş ilişkisi sona ermekle birlikte yeni işverenle kesintiye uğramadan devam etmektedir. Yeni bir iş sözleşmesinin kurulması söz konusu olmamaktadır. Devreden işveren feshe bağlı haklardan sorumlu olmayacağı gibi, işçi de kıdem süresine bağlı hakları kaybetmeyecektir. Devralan işveren ise devraldığı işçinin sadece kıdeme bağlı hakları açısından değil, tüm hakları açısından devreden işveren yanında geçen hizmet süresinden sorumlu olacaktır (Cengiz,İ.:s. 128 vd.). Başka bir anlatımla iş sözleşmesinin devri ile birlikte kıdeme bağlı olan ve olmayan tüm haklar değişikliğe uğramadan devralan işverene geçecektir. 30. Gelinen noktada uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak kanuni düzenlemenin açıklanması gerekmektedir. 31. 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun (6111 sayılı Kanun) “Mahalli idarelerin ihtiyaç fazlası işçilerine ilişkin hükümler” başlıklı 166. maddesinin birinci fıkrası; "İl Özel idarelerinin sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Karayolları Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadrolarına, belediyelerin (bağlı kuruluşları hariç) sürekli işçi kadrolarında çalışan ihtiyaç fazlası işçiler, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatındaki sürekli işçi kadroları ile sürekli işçi norm kadro dâhilinde olmak üzere ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanır.” şeklinde düzenlenmiş olup davalı Belediyede çalışan ihtiyaç fazlası işçilerin, ihtiyacı bulunan mahalli idarelere atanacağı hüküm altına alınmıştır. 32. Bununla birlikte 6111 sayılı Kanun’un 166. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “Ataması tekemmül ettirilen işçiler çalıştıkları kurumlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen yünden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine haşlamak zorundadırlar. Bu süre içinde yeni kurumunda işe başlamayan işçilerin atamaları iptal edilerek 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesine göre iş sözleşmeleri sona erdirilir” şeklindeki hüküm ile de ihtiyaç fazlası işçilerin yeni görev yerinde çalışmaya başlamaması durumunda iş sözleşmelerinin feshedileceğine vurgu yapılmıştır. 33. Yine aynı Kanun’un 166. maddesinin altıncı fıkrası da; “Devredilen işçilerin ücret ile diğer mali ve sosyal hakları; toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileri düzenleninceye kadar devir işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre, toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2010 yılı Kasım ayında geçerli olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenir. Devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan kurum sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatına ilişkin hükümler saklıdır.” şeklinde olup bahsi geçen Kanun kapsamındaki işçilerin, işçilik alacaklarına ilişkin sorumluluğun kime ait olduğu konusu düzenlenmiştir. 34. Öte yandan irdelenmesi gereken bir başka husus ise; yıllık izin hakkının ne zaman yıllık izin ücreti alacağına dönüştüğü konusudur. 35. Bilindiği üzere, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (2709 sayılı Anayasa/Anayasa) 50. maddesi; "Dinlenmek çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” hükmünü içermektedir. 36. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 53 ilâ 61. maddeleri arasında yıllık izin müessesi düzenlenmiş olup Kanun'un 53. maddesi uyarınca, işyerinde işe başladığı günden itibaren deneme süresi de içinde olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir. Kanun, devam eden maddelerde yıllık izin süresi ve kullanımı ile ilgili düzenlemelere yer vermiştir. 37. Bununla birlikte İş Kanunu’nun 59. maddesinin birinci fırkasında yer alan; "İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar.” şeklindeki hüküm ile işçinin yıllık izin hakkının ücrete dönüşebilmesi için iş sözleşmesinin feshedilmesinin şart olduğu açıkça vurgulanmıştır. 38. Bu durumda, iş sözleşmesinin sona erme şeklinin ve feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının öneminin bulunmadığı açıktır. 39. Ayrıca, yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. 40. Bu açıklamalara göre; yıllık izin ücreti alacağının feshe bağlı alacaklardan olduğu, ancak iş sözleşmesinin feshi hâlinde yıllık izin hakkının ücrete dönüştüğü ve fesih şartının gerçekleşmesi ile birlikte kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretin, işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenebileceği anlaşılmaktadır. 41. Somut olayda; davacının, davalı Belediyede çalışmaktayken 6111 sayılı Kanunu’nun birinci fıkrası gereğince ihtiyaç fazlası olduğu gerekçesiyle İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne nakledildiği, bu hususun davacıya 24.10.2011 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine davacının herhangi bir itirazda bulunmaksızın yeni görev yerinde çalışmaya başladığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. 42. 6111 sayılı Kanun’un 166. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; ihtiyaç fazlası olduğu belirlenerek devri yapılan işçilerin, yeni görev yerlerine bu hususun kendilerine tebliğinden itibaren beş iş günü içinde başlamalarının zorunlu olduğuna, bu süre içinde işe başlamayan işçilerin iş sözleşmelerinin sona erdirileceğine dair hükümden belirtilen süre içinde işe başlayan işçiler yönünden iş sözleşmesi sona erdirilmeksizin iş sözleşmelerinin devredildiği sonucuna ulaşılmaktadır. 43. Bu durumda davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedilmediği, 6111 sayılı Kanun gereğince iş sözleşmesinin dava dışı idareye devredildiği kabul edilmelidir. 44. Zira davacı, beş iş günü içerisinde yeni görev yerinde çalışmaya başladığından 6111 sayılı Kanun’un beşinci fıkrası gereğince aranılan fesih şartı da gerçekleşmemiştir. 45. O hâlde davacının iş sözleşmesinin dava dışı idareye devredilmesi neticesinde iş sözleşmesinin hâlen devam ettiğinin anlaşılmasına göre; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinin açık hükmü gereğince iş sözleşmesinin feshi ile talep edilebilecek yıllık izin ücretine hak kazanamayacağı açıktır. 46. Diğer taraftan 6111 sayılı Kanun’un 166. maddenin altıncı fıkrası ile devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan Kurum’un sorumlu tutulamayacağından bahsedilmiş ise de; iş sözleşmesi sona ermeyen davacının yıllık izin ücreti alacağı henüz doğmadığı, dolayısıyla dava konusu yıllık izin ücreti alacağının devir tarihinde doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken bir borç olmadığı anlaşıldığından bahsi geçen hükmün, eldeki davaya uygulanmasının mümkün olmadığı da göz ardı edilmemelidir. 47. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararma uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 48. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2016/1160 E., 2020/255 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
maddesine getirilen yeniliklerin nazara alınmadığı, işçi lehine yorum ilkesinin ihlal edildiği belirtildikten sonra, işyeri devirlerinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429. maddesinde işçi için öngörülen yazılı izin şartı gibi bu maddede öngörülen işçiyi koruyucu düzenlemeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 178.
Hukuk Genel Kurulu         2016/1160 E.  ,  2020/255 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kütahya 2. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 10.02.2014 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan T.K.İ. Kurumuna bağlı S.L.İ. Müessese Müdürlüğünden ihale yoluyla iş alan alt işverenler bünyesinde işe başladığını, işyerinin 01.11.2012 tarihinde davalılardan Elektrik Üretim A.Ş. (...) tarafından devralındığını, 17.06.2013 tarihinde ise aynı işyerinin bu kez diğer davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ye (davalı ... Şirketi) devredildiğini, iş sözleşmesinin davalıların alt işvereni olan dava dışı işveren bünyesinde çalışmakta iken haksız olarak feshedildiğini, davalı T.K.İ. Genel Müdürlüğünün asıl işveren, devir alan ...’ın işyerinin devir ve intikali hükümlerine ve ilgili mevzuata göre yine asıl işveren, diğer davalı ... Şirketinin de yine asıl işveren olarak müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek kıdem tazminatının davalılardan sorumlu oldukları miktar ile sınırlı olmak kaydıyla müştereken ve müteselsilen; ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının ise son asıl işveren davalı ... Şirketinden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü (davalı T.K.İ.) vekili cevap dilekçesinde; davacının talep ettiği tüm alacakların zamanaşımına uğradığını, müvekkili ile davacı işçi arasında iş ilişkisi bulunmadığından taraf sıfatlarının bulunmadığını, Seyitömer Linyitleri İşletmesi Müdürlüğünün müvekkili Kuruma bağlı olmayıp Yüksek Planlama Kurulu kararı ile önce davalı ...’a bağlanıp daha sonra özelleştirme sonucu diğer davalı ... Şirketine devredildiğini, davalı ... ile müvekkili arasında düzenlenen protokolün 23.10.2012 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca onaylandığını ve söz konusu Yüksek Planlama Kurulu kararının yürürlüğe girdiğini, protokol ve karar ile müvekkili kuruma bağlı... Linyitleri İşletmesi Müdürlüğünün bütün varlıklarının hak ve vecibeleri ile mükellefiyetlerinin de ...’a geçtiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 6. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının... Linyitleri İşletmesi Müessese Müdürlüğünde çalışmaya başladığını, anılan müessesenin 03.09.2012 tarihli ve 2012/T-14 sayılı Yüksek Planlama Kurulu kararının 5. maddesi doğrultusunda düzenlenen devir protokolü ile müvekkiline bağlandığını, davacının 17.06.2013 tarihli özelleştirme sonucu devralan diğer davalı ... Şirketinde çalışmakta iken iş sözleşmesinin sona erdiğini, müvekkilinin taraf sıfatının bulunmadığını, tamamı kamuya ait olan bir işyerinin özelleştirme işlemi sonucu başka bir işverene geçmesinin işyeri devri niteliğinde olduğunu, devir nedeniyle feshe bağlı hakların istenemeyeceğini, davacının özelleştirme tarihinden itibaren diğer davalı şirket bünyesinde aralıksız çalışmasına devam ettiğini, davacının iş sözleşmesinin müvekkilinden özelleştirme ile devralan bu şirket tarafından feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 7. Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. (davalı ... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... bünyesindeki... Linyitleri İşletmesini özelleştirme kapsamında 17.06.2013 tarihinde devraldığını, davacının çalışmasına ilişkin hiçbir bilgi ve belgenin müvekkili uhdesinde bulunmadığını, müvekkilinin 17.06.2013 tarihinde özelleştirme devir sözleşmesi ile işletmeyi devralması sonrasında ... tarafından diğer ... alt işverenlerine yapıldığı üzere sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili tarafından hâli hazırda işleyen ve faaliyetlerini durdurma imkânı bulunmayan işletmenin, devamlı bir organizasyon kurulana kadar ara vermeksizin çalışmanın devamını sağlamak amacıyla iş yapan alt işverenler ile 90 günlük iş protokolü imzalandığını ve belirtilen alt işverenler tarafından devir tarihi itibariyle 90 gün süre ile bu hizmetlerin yerine getirildiğini, devir tarihi olan 17.06.2013 tarihinden önceki çalışma dönemi bakımından müvekkilinin hiçbir ilgisinin bulunmadığını, 17.06.2013 tarihinde feshedilen ihale sözleşmesinden dolayı mevcut olan davacının iş sözleşmesi ve bu sözleşmeden kaynaklanan hakların sorumluluğunun alt işverenlere ve diğer davalı ...’a ait olduğunu, müvekkilinin yalnızca 90 gün için bu davacının asıl işvereni konumunda olduğunu ve çalışma hayatının genel prensiplerine göre davacının da 90 günlük yeni bir iş sözleşmesi ile çalıştığının kabulünün gerektiğini, 90 günlük sürenin sona ermesi nedeniyle davacının işvereni olan dava dışı alt işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedildiğini, 90 günlük sürenin sona ermesi nedeniyle fesih üzerine davacının ihbar tazminatına hak kazanamayacağı gibi bir yılı doldurmaması nedeniyle de kıdem tazminatı ile yıllık izin hakkının da bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 8. Kütahya 2. İş Mahkemesinin 03.08.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/586 K. sayılı kararı ile; davalılar arasında işyeri devri olduğundan kıdem tazminatı bakımından devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluklarının bulunduğu, davalı ... Şirketinin son asıl işveren olması nedeniyle tüm çalışma süresi çerçevesinde kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağından sorumlu olacağı, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği ve yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığının ispat edilemediği gerekçeleriyle kıdem tazminatı yönünden davalıların belirtilen sorumluluk durumları dikkate alınarak, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden ise son asıl işveren davalı ... Şirketinin sorumlu olduğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Kütahya 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 02.12.2015 tarihli ve 2015/29664 E., 2015/33399 K. sayılı kararı ile; "(1) nolu bentte davalı ... Şirketinin tüm, diğer davalılar Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Elektrik Üretim A.Ş. vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, (2) nolu bentte asıl-alt işveren ilişkisi ve işyeri devri ile ilgili açıklamalar yapıldıktan ve işyeri devrinin alt işveren yönünden sonuçlarına değinildikten sonra, davalı T.K.İ.’nin işyerini diğer davalı ...’a, davalı ...’ın ise aynı işyerini özelleştirme suretiyle diğer davalı ... Şirketine devrettiği, bu itibarla iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı alacaklar bakımından davalılar ... ve T.K.İ.’nin asıl işveren oldukları dönemde doğmadıkları da dikkate alındığında anılan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. Kütahya 2. İş Mahkemesinin 12.02.2016 tarihli ve 2016/17 E., 2016/28 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten Özel Daire bozma karar tarihinden önce incelenen seri haldeki Kütahya 1. İş Mahkemesinin 6 adet dosyasında verilen bozma kararlarına anılan mahkemece uyulmakla bozma kararı lehine olan taraf yönünden usulü kazınılmış hak teşkil edeceği, bu nedenle aynı nitelikte davası olan işçiler hakkında aynı Daireden kaynaklı farklı kararlar çıkmasının önlenmesi, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güvenin zarar görmemesi amacının da gözetilmesi gerektiği, uyuşmazlık ile ilgili mahkemece yapılan araştırma sonucu ilgili makale ve tezlere değinildikten sonra, bu bilimsel makale ve tezin nazara alındığı, bozma kararında kıdem tazminatından davalı ... ve T.K.İ.’nin sorumlu olmadıklarına dair değerlendirmenin sadece muvazaa hâlinde sorumluluklarının kabul edilmesinin kanunun maksadına uymadığı, ayrıca devir protokollerinin hizmet alım ihalelerindeki rücu ilişkisini ve rücuya engel olan ilgili hükümlerin değerlendirilmesinin 5521 sayılı Kanun kapsamı dışında asliye hukuk mahkemelerinde görülecek davalı şirketlerin birbirlerine açacakları davalarda söz konusu olacağı, bozma kararının 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası kapsamında yapılması gerekirken rücu davalarını da kapsayacak şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığı, 6552 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 112. maddesine getirilen yeniliklerin nazara alınmadığı, işçi lehine yorum ilkesinin ihlal edildiği belirtildikten sonra, işyeri devirlerinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 429. maddesinde işçi için öngörülen yazılı izin şartı gibi bu maddede öngörülen işçiyi koruyucu düzenlemeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 178. maddesinde sadece ticari şirketlerin birleşmesi durumunda işçiler lehine olan düzenlemeler ve işyeri veya işyerinin bir bölümünün devri kavramının yorumunda 1977/187 sayılı Yönerge, 19.06.1998 tarihli ve 98/50 sayılı yönerge değişikliği ve Avrupa Adalet Divanının 11.03.1993 tarihli Ayşe Süzen davasına ilişkin kararında belirtilen kıstasların hep işçiler lehine olan düzenlemeler olduğu, işçinin koruması ve iş güvencesi bağlamında risk taşıyan bir durumda tüm bu boşlukların kanunun ruhuna ve AB yönergelerine uygun doldurulması gerektiği, oysa bozma kararının işçi lehine yorum ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işyeri davalılardan Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (Seyitömer Linyit İşletmesi) bünyesinde faaliyet göstermekte iken Yüksek Planlama Kurulu kararı ve bu karara istinaden yapılan protokol sonucu davalılardan ...’a, daha sonra yapılan özelleştirme neticesinde de diğer davalı ... Şirketine intikal ederek faaliyetlerine devam ettiği somut olayda; davalılar arasında işyeri devri hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı, burada varılacak sonuca göre de anılan işyerinde kesintisiz şekilde alt işveren işçisi olarak çalışmakta olan davacı işçinin kıdem tazminatından davalıların kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı olarak birlikte sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE i. Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin temyizi yönünden; 14. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. 15. Davalı vekilinin Mahkemece verilen ilk karara yönelik tüm temyiz itirazlarının Özel Dairece reddedildiği görülmekle, direnme kararına yönelik temyiz isteminde hukuki yararı bulunmamaktadır. 16. O hâlde davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. ii. Diğer davalılar vekillerinin temyizi yönünden; 17. İşyeri devri 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun/İş Kanunu/Kanun) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; "İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl süre ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona ermesi halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz.". 18. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasında belirtildiği üzere işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olan işyerinin devrinden söz edebilmek için işyerini veya işyeri bölümünü oluşturan ekonomik birliğin kimliğini koruyarak devredilmesi gerekir. 19. İşyeri devrinin temel ölçütü ekonomik birliğin kimliğinin korunması olup, Avrupa Adalet Divanı kararlarına göre, maddî ve maddî olmayan unsurların devredilip devredilmediği ve devir anındaki değeri, işgücünün devri, müşteri çevresinin devri, işyerinde devirden önce ve sonra yürütülen faaliyetlerin benzerlik derecesi, işyerinde faaliyete ara verilmişse bunun süresi, işyeri devrinin kriterleri arasında kabul edilmektedir. 20. İşyeri bölümünün devrinde, mal imal eden işyerlerinde maddi unsurlar örneğin makine ve araçlar öne çıkarken, hizmet üreten işyerlerinde know-how, patent, lisans ve işgücü gibi unsurlar ön plandadır. Kimliğini koruyarak ekonomik birliğin devrinde önemli olan, devredilen üretim faktörleri arasında işlevsel bağlılığın korunması ve başka bir organizasyon yapısına dahil olduğunda, devralanın bu yolla aynı veya aynı tür ekonomik faaliyeti devam ettirmesidir (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 196). 21. Maddî ve maddî olmayan unsurların devri söz konusu olmaksızın da işgücünün önem taşıdığı sektörlerde ekonomik birliğin önemli unsuru olan işçilerin devri de, işyeri devri olarak kabul edilmelidir. 22. Devirden sonra işyerindeki ekonomik birliğin kimliğini koruyup korumadığının saptanabilmesi için, yürütülen faaliyetin devirden sonra yeni işveren tarafından aynı veya özdeş biçimde sürdürülmesi ölçütü yanında, işyerinin taşınmaz ve taşınır malları ile maddî olmayan varlıkların, işyerinde çalışan işçilerin sayı ve uzmanlık bakımından çoğunluğunun, bunun yanı sıra müşteri çevresinin devredilip devredilmediği, devir öncesi ve sonrasındaki faaliyetler arasında benzerlik olup olmadığı, devir sebebiyle işyerinde faaliyet askıya alınmışsa askı süresi gibi koşullar da göz önünde tutulmalıdır. 23. İşyeri devrinin işçilik alacaklarına etkisi ise İş Kanunu’nun 6. maddesinin 1 ilâ 3. fıkraları arasında düzenlenmiş olup, işyerinin devri hâlinde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralan işverene geçecektir. Devralan işveren hizmet süresinin esas alındığı hâllerde işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmak zorundadır. Bu durumda ihbar ve kıdem tazminatları ile yıllık izin ücreti gibi haklarda işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihten devralan işveren nezdinde çalıştığı ve bu hakları elde ettiği tarihe kadar olan çalışma süresinin toplamı üzerinden hesaplama yapılması gerekecektir. Devir tarihinden önce doğmuş ancak devir tarihinde ödenmesi gereken işçilik alacaklarından ise devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumlu olup, bu sorumluluk devreden işveren açısından 2 yıllık süre ile sınırlıdır. 24. Buna karşılık 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi ile yürürlükte bırakılan 1475 sayılı İş Kanunu'nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddesinin 2. fıkrasında devreden işverenin kıdem tazminatından sorumluluğu bakımından 2 yıllık süre sınırlaması bulunmamaktadır. Bu hâlde kıdem tazminatının tümü son ücret üzerinden devralan işveren tarafından ödenecek, devralan işveren ödediği tazminatın devreden işverenin işçiyi çalıştırdığı süre ve devir tarihinde aldığı ücret seviyesine göre belirlenecek kısmı için devreden işverene rücu edebilecektir. 25. Alt işveren ise bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir. 26. İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6. fıkrasına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 27. Asıl-alt işveren ilişkisi açısından özellik gösteren bir durum, işçilerin aynı işyerinde değişik alt işverenler yanında kesintisiz çalışması ile ilgilidir. Bu durum özellikle kamu işyerlerinde söz konusu olmaktadır. Gerçekten kamu kurum ve kuruluşları ihale ile işyerindeki bazı işleri alt işverenlere vermekte, pek çok durumda işyerlerinde alt işverenlerin örneğin her yıl değişmesine rağmen işçiler yeni alt işveren yanında çalışmaya devam etmektedirler. Bu nedenle alt işverenlerin ve asıl işverenin bu işçilerin haklarından nasıl sorumlu olacakları konusunda uygulamada pek çok sorun yaşanmaktadır. Bu durumda işyeri devrine benzer bir durum söz konusu olduğundan İş Kanunu’nun 6. maddesinin kıyasen uygulanması yerinde olacaktır (Çelik, N./Caniklioğlu, N./Canbolat, T.: İş Hukuku Dersleri, Yenilenmiş 29. Bası, İstanbul 2016, s. 73). 28. Süresi sona eren alt işverenle yeni ihaleyi alan alt işveren arasında açık biçimde işyeri devrini öngören bir sözleşme yapılması da imkân dâhilindedir. Alt işverenin değişmesine rağmen yeni alt işveren nezdinde işyerinde çalışmaya devam edecek olan işçilerin belirlendiği hallerde, sözü edilen işçiler bakımından iş sözleşmelerinin devralan işverene geçtiği tartışmasızdır. Ancak yeni alt işverende çalışacak olan işçiler arasında gösterilmeyen ve süresi sona eren alt işveren tarafından başka bir işyerinde çalıştırılmak üzere bildirimde bulunulmayan işçilerin iş sözleşmelerinin devreden alt işveren tarafından feshedildiğini kabul etmek gerekir. 29. Alt işverenin asıl işverenle akdettiği çalışma süresinin sonunda veya süresinden önce alt işverenin, ilişkinin sonlandırılması nedenine dayalı olarak tüm işçilerine başka işyeri göstererek işyerinden ayrılması, ardından işin asıl işveren tarafından başka bir alt işverene verilmesi örneğinde alt işverenler arasında hukukî bir ilişki bulunmamaktadır. Hukukî ilişki, alt işverenler ile asıl işveren arasında gerçekleştiğinden belirtilen durum alt işverenler arasında işyeri devri olarak değerlendirilemez. 30. Alt işverenlerin değişmesi en yaygın biçimde, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması ve işçilerin yeni alt işveren nezdinde çalışmaya devam etmeleri şeklinde gerçekleşmektedir. Bu eylemli durumun işyeri devri niteliğinde olup olmadığının tespiti ile hukukî sonuçlarının belirlenmesi önemlidir. Alt işverenlerin değişiminde olması gereken, süresi sona eren alt işverenin işyerinden ayrılması anında işçilerini de beraberinde başka işyerlerine götürmesi veya iş sözleşmelerinin sona erdirilmesidir. Bunun tersine alt işveren işçilerinin alt işverenin işyerinden ayrılmasına rağmen yeni alt işveren yanında aynı şekilde çalışmayı sürdürmeleri hâlinde, alt işverenler arasında İş Kanunu’nun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin kabulü gerekir. Bu durumda yeni alt işverenin, devam eden iş sözleşmelerini de devraldığı aynı maddede hükme bağlanmıştır. 31. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; öncelikle mahkemece davalılar arasında işyeri devri hükümleri bulunduğu ve davalıların asıl işveren oldukları yönündeki kabulü ile davacının temyizinin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde somut olayda muvazaa yönünden bir inceleme yapılmamıştır. Bu bağlamda davalı işyerinin davalılardan T.K.İ. Genel Müdürlüğü nezdinde faaliyet göstermekte iken Yüksek Planlama Kurulu kararı ile bu karara istinaden yapılan protokol uyarınca davalı ...’a, daha sonra ise özelleştirme sonucu diğer davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş.’ye devredildiği, tüm bu aşamalarda davacının dava dışı değişen alt işverenler işçisi olarak davalı işyerinde kesintisiz olarak çalışmasını sürdürdüğü, davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. nezdinde dava dışı alt işveren işçisi olarak çalışmakta iken iş sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği anlaşılmıştır. 32. Davacının dava dışı alt işveren işçisi olarak davalı işyerinde kesintisiz çalışmasını sürdürmesi, işyerini en son devralan davalı ... Şirketinin alt işvereni olan dava dışı alt işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedilmesi karşısında davacının feshe bağlı olan kıdem tazminatına hak kazandığı açıktır. Ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla hâlen uygulanmakta olan 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası uyarınca işyerini devreden davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ile ...’ın işyeri devri ve asıl-alt işveren ilişkisine ilişkin hükümler ile 1475 sayılı mülga İş Kanunu’nun 14/2. fıkrası uyarınca kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücretleri ile, son asıl işveren olan devralan davalı ... Şirketinin ise davacının tüm çalışma dönemi ve fesih tarihindeki ücret üzerinden kıdem tazminatından sorumlu olacaklarından mahkemece bu yönde verilen direnme kararı isabetlidir. 33. Ne var ki; Özel Dairece davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ile ... vekillerinin davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Davalı ... Seyitömer Elektrik Üretim A.Ş. vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2- Direnme uygun bulunduğundan davalılar T.K.İ. Genel Müdürlüğü ve ... vekillerinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.03.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.