Türk Borçlar Kanunu 44. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/2530 E., 2024/3281 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
nleşen hususlar var ise bu hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapılıp yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyetinden tutanaklara yönelik rapor alınması, eğer beraat kararı kesinleşir ise tüm dosya kapsamındaki deliller ile TBK’nın 40-48. maddeleri uyarınca davalı çalışanının dava konusu işlerde, ceza dosyasındaki tutanaklar haricinde, yaptığı işlemlerin olup olmadığı ve var ise iş
6. Hukuk Dairesi 2023/2530 E. , 2024/3281 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2712 E., 2023/310 K.
BİRLEŞEN 2012/83 ESAS SAYILI DOSYADA
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/301 E., 2022/228 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde asıl dosyada davalı-birleşen dosyada davacı vekili Avukat ...ile asıl dosyada davacı-birleşen dosyada davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmlarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, taşeron tarafından açılan asıl davada iş bedelinin tahsili, yüklenici tarafından açılan birleşen davada ise dava konusu işler ile ilgili verilen avansın iadesi için başlatılan takiplere yapılan itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir.
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi imzalandığı, sözleşme kapsamında işin tamamlanarak davalı işverene teslim edildiğini, hafriyatın ariyetten kesin depoya nakli ve döküm bedeli sözleşme haricinde müvekkili tarafından yapıldığını, bakiye iş bedeli alacağının KDV ilavesi ile 5.085.418,29 TL olup ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi kapsamında genel proje değişikliği nedeni ile yeniden yapılan imalat bedeli, T kolu kazık imalatlarının yapılması ve kazık çakma makinesinin çalışması için güzergah boyunca mavi 0,64 mm ocak malzemesi doldurulması, davalının kendisinin yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli toplam 4.745.851,97 TL alacağın bulunduğunu, avans olarak ödenen 1.994.521.51 TL mahsubundan sonra bakiye 2.751.330,46 TL'nin ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyası bakımından davalının yaptırdığı sözleşme dışı heykel+havuzlu kavşak yağmur suyu hattı+ 2000 lik hat kazı hattı için davalı yetkilisi ...tarafından imzalanan 27.07.2011 tarihli hakediş raporuna dayalı 400.000,00 TL alacağın bulunduğunu ve ödenmediğini, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/213413 sayılı dosyası bakımından ise davacı taşeronun yaptığı Küçükyalı Deresi E-5 üstü ıslah ve yanyol eksikliklerinin tamamlanması inşaatı hakediş bedeli olarak 219.888,71 TL’lik 03.11.2011 tarihli 008606 sayılı faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, iş bedelinin ödenmediğini, bu durumda davalıdan toplam 10.451.158,51 TL alacaklı olmasına rağmen avans olarak ödenen 1.994.521,51 TL mahsubundan sonra davalıdan toplam 8.456.637,00 TL tutarında alacakları olduğu belirterek alınan takip dosyalarında davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40'dan az olmamak üzere inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini, birleşen davada yüklenici vekili ise; usulüne uygun tutulan defterlerine göre davalının 1.994.532,51 TL borçlu göründüğünü, bunun önceden verilmiş avans niteliğinde ödeme olduğunu, davalının yapmayı taahhüt edip yapmadığı işler için aleyhine başlattıkları icra takiplerine itiraz ettiğini açıklanan nedenle itirazın iptali ve takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl dava dosyasında davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının herhangi bir alacağı olmadığını, tutanakları imzalayan kişinin kendilerini temsile yetkili kişi olmadığını, hakkında ceza davası olduğunu, yapılan işlerin bedellerinin ödendiğini, sözleşme dışı iş olmadığını, yapılan işlerin sözleşme kapsamı içerisinde olduğunu, davacının işçilik ve malzemelere ilişkin taleplerinde haksız olduklarını, bu işin kendilerine değil davacıya ait işler kapsamında olduğunu, heykelli kavşak yönünden idare ile heykeltraş arasında dava olduğu, idarece kendilerine de bedel ödenmediği, sözleşmenin 12. maddesi gereği kendilerine ödeme yapılmadan davacıya ödeme yapılmayacağı, Küçükyalı deresine ait işte ise kesin hesabın yapılarak verilmediğini, kendilerinin kesin hesap yapmak zorunda kaldıklarını, kesin hesabın idarece onayından sonra gecikme ceza vb kesintiler de düşülerek alacak var ise ödeneceğini, şu an için kendilerinin alacaklı göründüğünü, sözleşme dışı olarak yapıldığı iddia edilen işlerin sözleşme dahilinde işleme alındığını, Taşeron Sözleşmesinin 22/c bendi uyarınca kazıdan çıkan fazlalığın ariyete nakli ve ariyet bedelinin ödenmesinin taşerona ait olduğunu, davacının kesin hak edişleri idare tarfından onaylanmayan hesaplamalar yaparak alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Taşeron Sözleşmesinin 12. maddesinin dikkate alınması gerektiğini, Küçükyalı Deresi ile ilgili olarak kesin hakedişin yapılmadığını, idareden sonuç beklendiğini, davacının yapmakla yükümlü olduğu ve düzenlemediği hakedişe ilişkin hak iddia edemeyeceğini, bu işle ilgili olarak kesin hesabın henüz idare tarafından onaylanmadığını, onaylanması halinde davacı taşeronun da kesin hakedişin düzenleneceğini, davalının davacıdan alacaklı olduğunu belirterek davanın reddi ile %40'dan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, birleşen dava dosyasında davalı taşeron vekili cevap dilekçesinde; sözleşme dışı yaptıkları iş nedeni ile alacaklı olduklarını, davacıya borçlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı dava dosyasına konu tutanak, talimat ve belgeler yönünden eylemlerin ceza hukuku bakımından neticelerine ilişkin olduğu, bu belgelerin hukuk yargılamasındaki delil değerlerinin, aynı zamanda maddi hukuk alanında bu belgelere hukuki sonuç bağlanıp bağlanmadığının takdir yetkisinin hukuk hakimine ait olduğu, şantiye şefi ve proje müdürünün onayı olmadan davalı yüklenicinin şantiye şefinin onay ve imzaları ile yükümlülük altına sokulamayacağı kabul edilerek şantiye şef tarafından düzenlenen tutanak ve talimatların geçersiz sayıldığı, yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarının kapsamı ve her iki bilirkişi raporunun ortak saptamaları dikkate alınarak İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı takip dosyasında; 15.10.2004 tarihli sözleşme kapsamında bulunan bu işin kesin hesabı sonucu ortaya çıkan ve %5 nakit teminat kesintisi karşılığı olarak davalı yüklenici tarafından tutulan 12 nolu kesin hakediş alacağı olan KDV dahil 219.888,71 TL'nin ödenmesi ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı takip dosyasında; davacı taşeron tarafından davalı yükleniciden Atatürk Havalimanı önündeki heykel+havuzlu kavşak+yağmur suyu hattı+ 2000'lik hat kazı ile ilgili talebi yönünden 23.11.2010 tarihli 1 nolu hakedişin hazırlandığı ve davalı işveren adına Ali Ömer Çiçekoğlu tarafından onaylandığı, bu miktarın davacıya ödenmesi gerektiği ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 Esas sayılı takip dosyasında; davacı yüklenici tarafından davalı işveren hakkında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşi ile ilgili hafriyat toprağının nakli ve döküm bedeli alacağına ilişkin olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 22.j maddesi gereğince davacının sadece kazıdan çıkan kazı fazlası toprağın ariyete (geçici depoya) taşınması ve dökümünden sorumlu iken, davalı ve dava dışı iş sahibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasındaki sözleşmede, davalının kazıdan çıkan kazı fazlası malzemenin kesin depoya taşınması ve depoya dökülmesinden sorumlu olduğu, bu durumda ariyetten kesin depoya taşınan kazı fazlası malzemenin kesin depoya dökümünün sözleşme dışı bir iş olduğu, davacı alacağının hak edişte % 30 tenzilata tabi tutulduğu, her iki tarafın da bu tenzilat oranına itiraz etmedikleri, bu nedenle % 30 tenzilatın uygulanması gerektiği ve alacağın likit nitelikte olmadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı takip dosyasında; Atatürk havalimanı önü haklı kavşak ve bağlantı yollarının düzenlenmesi inşaat işinde ilave işlere ait 4.745.851,97 TL'lik hakediş alacağından davalının 1.994.521,51 TL'lik avans ödemesi düşüldükten sonra 2.751.330,00 TL'nin tahsili için icra takibine geçildiği, malzemelere ilişkin olarak tarafların kabulünde olan tutanakların her iki bilirkişi raporunda değerlendirildiği, davalının kendi yaptığı işlerle ilgili olarak davacıdan ödünç yakıt aldığı ve bunlarla ilgili olarak 294 adet tutanak düzenlendiği, iki bilirkişi kurulu raporu arasındaki fark sadece KDV alacağına ilişkin olduğu, "T Kazık ve Platform İşi" ile "Mavi Poz" kullanıma ilişkin kalemlere yönelik talepte ise mavi poz kullanımına ilişkin iddianın kanıtlanamadığı, davacının hafriyatın saha dışına taşınması ile ilgili alacağın 15 no.lu hakedişte hesaplanıp kendisine ödendiği ve talebin mükerrer nitelikte olduğu, bu durumda; belirtilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacıya platform yapımı işi için 379.163,10 TL'nin daha ödenmesi gerektiği, açıklanan ve kabul edilebilir alacak kalemlerinin toplanılması sonucunda (392.204,14 +109.677,87 + 88.989,96 + 379.163,10 TL) davacının anılan takip dosyasında ve takip tarihi itibarıyla davalı işverenden toplam alacağının 970.034,20 TL olduğu, buna aşan alacak isteminin kanıtlanamadığı, davalı tarafından davacıya 1.994.521,51 TL avans ödemesi yapıldığı, avans tutarından hesaplanan davacı alacağının düşülmesi sonucunda davalı işverenin bakiye 997.019,96 TL daha alacağının bulunduğu, reddedilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacının takiplerinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığı, birleşen davada ise; yüklenici tarafından iddia edilen alacak tutarından işverenin avans ödemesi düşüldükten sonra kalan tutar için icra takibi başlatıldığı, taşeronun talebi doğrultusunda takas mahsup işlemi yapılarak anılan takip dosyasında başka alacağının kalmadığının belirlendği ve bu dosyadaki taşeron alacağı 970.034,20 TL olarak belirlendiğinden bakiye avans tutarı olan 997.019,86 TL'nin işverene tarafından iade etmesi gerektiği, alacağın likit nitelikte olduğu gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyasında davalının itirazının 1.805.197,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, koşulları oluşmadığından davacının inkar tazminatı isteminin reddine, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyasında davalının itirazının 219.888,71 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (43.977,74 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında davalının itirazının 400.000,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (80.000,00 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyasında davacının alacağının toplam 970.034,20 TL olduğunun tespitine, ancak bu takip dosyası ile ilgili olarak davacı tarafından takas mahsup isteminde bulunulduğundan davalı birleşen davacı alacağının takas ve mahsubu sonucunda bu takip dosyasında bakiye alacak bulunmadığından bu konudaki davanın reddine, tüm takip dosyaları ile ilglii olarak reddedilen kısım yönünden davacının takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddine, birleşen İstanbul 12 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/83 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/20069 sayılı takip dosyasında davalının itirazının 997.019,86 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde yasal faiz yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin hukuki yarar bulunmadığından usulden reddine, davalının % 20 (199.403,97 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan davalının yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli yönünden tarafların ortak imzaladığı ve ceza davası konusu olmayan tutanaklara göre hesaplama yapıldığı, mahkemece aldırılan her iki raporda da KDV hariç hesaplanan alacağın aynı olduğu, imzalı tutanaklarda fiyat farkının bulunduğu ve bu durumun taraflarca kabul edildiği, davalı tarafından değerlendirilmediği iddia edilen alacak için mahsup talebi olmadığı, alacak likit olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kötü niyetli takip başlatıldığının ispatlanamadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında hak edişin davalı tarafından imzalanması nedeni ile alacağın likit kabul edilmesi ve icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olduğu ve birleşen dava konusu avansın tüm işlere yönelik verildiği iddia edilse de hangi iş için ne kadar avans verildiğinin dosya kapsamında ispatlanamadığı ve bu nedenle tek bir takipte mahsup edilmesinde hata olmadığı anlaşılmakla, davalı-birleşen dosya davacısı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddine karar verilmiştir.
2-Davacı birleşen dosya davalısı ile davalı birleşen dosya davacısının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “bekletici sorun” ve “ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi için bağlayıcı olup olmadığı” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Bekletici Sorun” başlıklı 165. maddesinde; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bu düzenleme gereğince bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, o davanın sonuçlanması beklenmek üzere yargılama ertelenebilir. Hâkim, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir.
Bilindiği üzere ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davaya etkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” şeklinde yer almaktadır.
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücü ve yükletilme yeterliğinin ve illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusunda kesinleşmiş kabul bulunması hâlinde, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir.
Somut olayda, dava konusu işler ile ilgili Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı ceza davasında yargılama yapıldığı ve Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nce sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve beraat kararları verildiği, beraat kararlarının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yargılaması devam eden ceza davasında sübuta eren maddi olguların TBK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesini bağlayıcı mahiyette olduğu dikkate alındığında tutanaklar esas alınmadan yargılama yapıldığından bahisle ceza dosyasının bekletici mesele yapılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Ayrıca, 6098 sayılı TBK'nın 40. maddesinde yetkili bir temsilci tarafından diğer bir kimse ile yapılan sözleşmeden doğan alacak ve borçların o kimseye ait olacağı düzenlenmiştir. Buna göre yetkili değil ise, imzalayan şahsen sorumlu olur. Aynı Kanun'un devam eden 46. maddesinde de bir kimse yetkili olmadığı halde başkası adına hukuki işlem yapmışsa, temsil edilen kişi icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmayacağı belirtilmiştir. Bu temsilci yetkisiz olsa dahi temsil olunanın sonradan icazet vermesi ya da kendi adına yapılan hukuki işlemi benimsemesi halinde baştan itibaren hukuki işlem geçerli ve temsil olunanı bağlayıcı olacaktır.
Somut olayda; davacının talep ettiği iş bedellerine ait tutanakların davalı çalışanı tarafından imzalandığı, davalının bu tutanakları ve içeriğini kabul etmediği anlaşılmış olup mahkemece davalı çalışanı Tekin Aydöner'in çalıştığı dönemlere yönelik yaptığı benzer işlemlerin temsil olunan tarafından benimsenip benimsenmediği, onanıp onanmadığı hususunda herhangi bir inceleme yapılmadan tutanakların geçersiz sayılıp eksik inceleme ile yargılama yapılması hatalı olmuştur.
Bununla birlikte, mahkemece yargılama sırasında iki farklı heyetten rapor alınmıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakline yönelik olarak alınan ilk raporda işin sözleşme kapsamında olduğu, ikinci raporda ise taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden ve eksik inceleme ile sözleşmenin 3. maddesi, özel teknik şartnamenin A4, C4 ve D1 maddeleri değerlendirilmeden sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca kabule göre sözleşme dışı işlerde sözleşmedeki tenzilatın uygulanması hatalı olmuş bunun yanında da dava konusu sözleşmeye ait tenzilat oranı % 55 iken talep konusu olmayan havuzlu kavşak sözleşmesine ait %30 tenzilatın uygulanması da doğru olmamıştır.
İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili olarak da ilk raporda keşif yapılarak imalatın yapılmadığının belirlendiği, ek raporda itiraz üzerine tespit raporunun da değerlendirilerek görüşün tekrar edildiği, 2. raporda işin yapılıp yapılmadığı konusunda hiç bir değerlendirme yapılmadan hesaplama yapıldığı, mahkemece de tutanaklara itibar edilmediği gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, tespit raporu ile mahkemece aldırılan ilk rapor arasındaki çelişki giderilmeden ve tespit raporu dikkate alınmadan karar verilmesi doğru olmamıştır.
İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosya bakımından ise her ne kadar davacı tarafından kesin hesap sunulmuş olsa da kesin hesapta davalının imzasının bulunmadığı, dava konusu işe yönelik dava dışı iş sahibi ile davalı arasında yapılan kesin hesapta davalının borçlu çıktığı ve belirlenen bu borcu dava dışı iş sahibine ödemesi nedeni ile teminatların iade edildiği anlaşılmakla taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik kesin hesap çıkarılmadan ve sözleşmenin 7.3. maddesinde yüklenicinin iş sahibi ile yaptığı hakedişlerini geçmeyecek şekilde taraflar arasında hakediş düzenleneceği maddesi üzerinde durulmadan karar verilmesi de hatalı olmuştur. Kabule göre de mahkemece alınan ilk raporda; net bir hesaplama yapılamayacağının belirtildiği, 2. raporda, belirtilen açıklamalar gereği bedelin verilmesi gerektiği bildirilmesine rağmen herhangi bir açıklama yapılmadığı ve dayanak yapılan sözleşmenin 7. maddesinin Küçükyalı Deresi E-5 Üstü Islahı ve Yanyol Eksikliklerinin Tamamlanması İşine ait sözleşmeye ait olmadığı, dava konusu olmayan Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İnşaatı'na ait sözleşme maddesi olduğu, hüküm kurmaya elverişli olmayan rapordaki tespitlere göre karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı davasının sonucunun TBK'nın 74. ve HMK'nın 165. maddeleri uyarınca bekletici ön mesele sayılıp beklenerek, kesinleştiğinde ceza dosyası ve eklerinin de dosya içerisine alınıp, yukarıda 2 nolu bentte belirtilen açıklamalar kapsamında ceza dosyasındaki deliller ve kesinleşen hususlar var ise bu hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapılıp yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyetinden tutanaklara yönelik rapor alınması, eğer beraat kararı kesinleşir ise tüm dosya kapsamındaki deliller ile TBK’nın 40-48. maddeleri uyarınca davalı çalışanının dava konusu işlerde, ceza dosyasındaki tutanaklar haricinde, yaptığı işlemlerin olup olmadığı ve var ise işlemlerin davalı tarafından onaylanıp onaylanmadığının araştırılarak bu şekilde imzalanan ve davalı tarafından kabul edilen işler var ise bu hususun da değerlendirilmesi, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakli işinin sözleşme dışı iş mi, sözleşme kapsamında iş mi olduğu ve İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili işin yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise sözleşme dışı iş olup olmadığının tespit ettirilip, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyada ödenmesi talep edilen alacak için taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik sözleşmenin 7.3. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alınacak şekilde kesin hesap çıkartılması ve bu konularda raporlar arasındaki çelişkiler giderilip Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp kesinleşen hususlar da dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nce tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; eksik inceleme, hatalı değerlendirme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen dosya davalısının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; ilk derece mahkemesi kararının temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.10.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2019/2304 E., 2020/646 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
birleşen davalar açıldıktan sonra yapılmış olması nedeniyle konusuz kalan kısım yönünden asıl ve birleşen davada davacı yararına vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiği, reddedilen kısım yönünden ise 818 sayılı BK'nın (6098 sayılı TBK'nın 51. ve 52.) 43. ve 44. maddesinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle, davanın kısmen kabul edilmesi halinde indirimden d
11. Hukuk Dairesi 2019/2304 E. , 2020/646 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 04/12/2018 tarih ve 2014/666-2018/1283 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan vadeli hesapları üzerinde işlem yapmak üzere İzmir Valisi ile Birlik Müdürü'nün yetkili kılındığının davalı bankaya yazılı olarak bildirilmesine rağmen, talimata aykırı olarak dava dışı ... imzasını taşıyan ve...tarafından ibraz olunan sahte talimat evrakları ile toplamda 19.950,00 TL, birleşen davada ise toplamda 5.618,00 TL para transferi gerçekleştirildiğini ileri sürerek, zararın işlem tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı banka vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacı birlik çalışanı olan...'ın, yetkili olmayan kişilerin imzalarını içeren talimatları kullanarak davacının, davalı bankadaki hesaplarından değişik tarihlerde para çektiği, usulsüzlük işlemini gerçekleştiren dava dışı ...'ın davacının çalışanı olması nedeniyle çalışanlarını seçimde Birliğin daha dikkatli ve özenli davranması gerektiği ancak bu dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmediği, davacının bu nedenle müterafik kusur oranının % 35 olduğu, davalının ise % 65 oranında kusurlu olduğu, davalı vekilinin beyanına göre tüm zararın davadan sonra...tarafından ödendiği, asıl davanın konusu olan 19.950,00 TL’nin 12.967,50 TL’si, birleşen davanın konusu olan 5.618,50 TL’nin 3.652,02 TL’si bakımından davalı bankanın sorumlu olduğu ancak zararın ödenmesi nedeniyle konusuz kaldığı, asıl ve birleşen davalarda bakiye kısımlar bakımından davacının müterafik kusuru nedeniyle davalı bankanın sorumluluğu bulunmadığından bakiye kısımlar yönünden davanın reddi gerektiği, ödemelerin asıl ve birleşen davalar açıldıktan sonra yapılmış olması nedeniyle konusuz kalan kısım yönünden asıl ve birleşen davada davacı yararına vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiği, reddedilen kısım yönünden ise 818 sayılı BK'nın (6098 sayılı TBK'nın 51. ve 52.) 43. ve 44. maddesinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle, davanın kısmen kabul edilmesi halinde indirimden dolayı reddedilen kısım yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinden, müterafık kusur uyarınca yapılan indirim nedeniyle de reddedilen kısım yönünden asıl davada ve birleşen davada davacı aleyhine vekalet ücreti takdir edilemeyeceği gerekçesi ile asıl davada 19.950,00 TL’nin 12.967,50 TL’si yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, bakiye kısmın reddine, birleşen davada 5.618,50 TL’nin 3.652,02 TL’si yönünden konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, bakiye kısmın reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Asıl ve birleşen davalar, davacıya ait davalı banka nezdindeki hesaptan usulsüz ödenen miktarın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl ve birleşen davalarda dava tarihlerinden sonra hesaptan usulsüz olarak parayı çeken dava dışı ...tarafından tüm zararın karşılanması nedeniyle, davalının kusur durumuna göre sorumlu olduğu kısım bakımından davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, bu kısım yönünden davanın açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle yargılama giderinden davalının sorumlu tutulmasına, davacının müterafik kusuru nedeniyle davalının sorumlu olmadığı kısım yönünden ise davanın reddine ve müterafik kusur nedeniyle reddedilen kısım bakımından davalı yararına yargılama giderine hükmedilmemesine karar verilmiştir. Ancak, zararın davalı banka dışındaki sorumlusunca dava tarihlerinden sonra karşılanması karşısında davaların tümüyle konusuz kalması karşısında, asıl ve birleşen davalarda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gibi davalının, davacı tarafın müterafik kusuru nedeniyle sorumlu tutulmadığı kısım bakımından da HMK’nın 331. maddesi uyarınca davalı yararına yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, asıl ve birleşen davaların davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarrda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalının sair temyiz itrazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalının temyiz isteminin kabulü ile asıl ve birleşen davaların asıl ve birleşen davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2015/4326 E., 2016/2420 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Haksız eylemden kaynaklanan borç ilişkileri TBK'nın 49-58 (e BK41-49) maddelerinde, kişiliğin korunması ve kişilik haklarına karşı yapılan saldırıların önlenmesi konusu ise TMK'nın 23-24-25.
4. Hukuk Dairesi 2015/4326 E. , 2016/2420 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 25/03/2014 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava; davalı işveren vekilinin haksız eylemi nedeni ile işçinin uğradığı manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, ... Sitesinde görevli olarak çalışırken site yöneticisi olan davalının toplantı sırasında kendisine hakaret etmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacıya hakaret kastı olmadığını, davacı hakkındaki duyumlarını dile getirdiğini beyan etmiş, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının davacıya yönelik hakaret eyleminde bulunduğu kabul edilerek istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiştir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde, işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş aktinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür.
Davacı işçi, davalı işveren vekilinin kendisine yönelik haksız eylemde bulunduğunu bildirerek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istediğine göre davaya bakma görevi iş mahkemesine aittir. Yerel mahkemece açıklanan yönler göz önünde tutularak ayrı bir İş Mahkemesi varsa dava dilekçesinin görev yönünden reddine, aksi halde davaya İş Mahkemesi niteliği ile bakılmasına karar verilmesi gerekirken hukuk mahkemesi sıfatı ile bakılıp sonlandırılması sebebi ile kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/02/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, kişilik haklarına yapılan haksız saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davaya konu olay iş akdinden kaynaklanmadığı gibi tarafların sıfatları ile ilgili değildir. Haksız eylemden kaynaklanan borç ilişkileri TBK'nın 49-58 (e BK41-49) maddelerinde, kişiliğin korunması ve kişilik haklarına karşı yapılan saldırıların önlenmesi konusu ise TMK'nın 23-24-25. maddelerinde düzenlenmiştir. 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesi kapsamına girmeyen dava konusu olay nedeniyle yargılama yapma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 25/02/2016
6. Hukuk Dairesi, 2014/9259 E., 2015/6825 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi(TBK 114) göndermesi ile aynı kanunun 44. maddesi (TBK 52) uyarınca kiralayanın da zararın artmasına neden olmaması gerekir.
6. Hukuk Dairesi 2014/9259 E. , 2015/6825 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sulh Hukuk Mahkemesi
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, erken tahliye nedeniyle yeni kira sözleşmesi yapılıncaya kadar geçen sürede uğranılan kira zararı ile yeni kira sözleşmesinde fiilen kira ödemesi yapıldığı tarih ile dava tarihi arasındaki kira farkı nedeniyle uğranılan zarar ve kiralayan tarafından ödenmek zorunda kalınan konut aidat ödemesinin tahsiline ilişkindir. Mahkemece, taleple bağlı kalınarak istemin kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, davalının haklı neden göstermeden kiralananı tahliye ettiğini, aynı şartlarda kiraya verebilmek için çaba sarfedilerek 1.7.2012 tarihinde .’ye kiralandığını ancak ... ile yapılan sözleşmenin 7. maddesine göre, kira bedelinin mağaza işletmeye açıldığı tarihten işlemeye ve ödenmeye başlanacağı, işletmeye açılıncaya kadar geçen sürenin inşaat süresi olduğundan kira bedeli istenmeyeceğinin hükme bağlandığını belirterek, yeni kira sözleşmesiyle fiilen kira ödenmeye başlanacağı tarihe kadar geçen süre için uğranılan kira zararı ile, yeni kira sözleşmesi uyarınca kira bedeli ödenmeye başlandığı tarih ile dava tarihine kadar uğranılan kira farkından doğan zarar ve erken tahliye nedeniyle ödemek zorunda kaldığı temmuz ve ağustos aidat giderinin tahsilini istemiştir. Mahkemece, taleple bağlı kalınarak istemin kabulüne karar vermiştir.
Davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; Davacı ile davalı arasında 03.06.2010 tarih ve 5 yıl süreli, 1. yıl kira bedeli yıllık 42000TL, 2.yıl kira bedeli yıllık 48000TL, 3. yıl kira bedeli yıllık 54000TL, 4. ve 5. yıl yıllık kiralar TEFE ve TÜFE hangisi yüksek olursa ona göre belirlenecek olup, ecza deposu olarak kullanılmak amacıyla yapılan kira sözleşmesi düzenlendiği, 08.05.2012 tarihinde noter kanalıyla anahtar teslimi yapılmak suretiyle tahliye edildiği, kiralananın 01.07.2012 tarihinde dava dışı ..’ye kiraya verildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Kural olarak kiracı, kira süresi sona ermeden kira sözleşmesini tek taraflı feshederek kiralayana teslim ettiğinde kira süresinin sonuna kadar kiralayanın uğradığı tüm zararı ödemekle yükümlüdür. Ancak Borçlar Kanununun 98. maddesi(TBK 114) göndermesi ile aynı kanunun 44. maddesi (TBK 52) uyarınca kiralayanın da zararın artmasına neden olmaması gerekir. Aksi halde hakim tarafından tenkise tabi tutulur. Bu durumda davacının zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarda yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir. Kiralananın bu süre zarfında daha düşük bedelle kiraya verilmesi halinde davalı kiracı aradaki kira farkından da sorumludur. Davaya konu kiralanan davalı tarafından tahliye edilip 8.5.2012 tarihinde noter kanalıyla kiralayana anahtar tesliminin yapıldığı, 1.7.2012 tarihinde kiralananın dava dışı ..’ye kiralandığı anlaşılmaktadır. Anahtar teslim tarihi olan 8.5.2012 tarihinden itibaren taşınmazın kira sözleşmesindeki bedel ve koşullarda ne kadar sürede yeniden kiraya verilebileceği uzman bilirkişiler aracılığı ile rapor alınarak belirlendikten sonra, taşınmazın yeniden kiraya verildiği 1.7.2012 tarihi de gözetilerek kira parasına hükmedilmesi gerekir. Öte yandan anahtar tesliminden sonra yapılan bir ödeme varsa bunun da değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmiş olması doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda (2) No'lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (1) No'lu bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer itirazlarının reddine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 02/07/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2014/897 E., 2014/8987 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi (6098 sayılı TBK.nun 114/2) delaletiyle 44. maddesi (6098 sayılı TBK 52) uyarınca indirim yapılıp yapılamayacağı hususlarının değerlendirilip, davacının davalı taraftan isteyebileceği bedelin Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve sözleşme hükümlerine göre belirlenmesi konusund
3. Hukuk Dairesi 2014/897 E. , 2014/8987 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/07/2013
NUMARASI : 2012/219-2013/425
Taraflar arasında görülen istirdat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin “Burger King” markası altında fast-food hamburger restoranı işletmeciliği yaptığını, müşterilik başlangıç tarihinin 19.10.2011 olduğunu, elektriğin müvekkiline verildiği tarihin 20.11.2011 olduğunu, elektrik sayacının 22.02.2012 tarihinde okunarak müvekkiline 52.682,40 TL borç tahakkuk ettirildiğini, müvekkili şirketin dava ve itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla 15.03.2012 tarihinde elektrik borcunu ödediğini, 05.03.2012 tarihli dilekçesi ile de itirazlarını yaptığını, müvekkilinin itirazının 09.03.2012 tarihli cevabi yazı ile reddedildiğini, davalının elektrik sayacını geç okuması nedeniyle 21.714,42 TL'nin müvekkilinden haksız tahsil edilmiş bulunduğunu belirterek, bu paranın 15.03.2012 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili; davacının sayacının 18.11.2011 tarihinde okunduğunu, daha sonra davacı tarafından 22.11.2011 tarihinde sayaç değişikliğine gidildiğini, sayacın geç okunmasının sebebinin tadilat nedeniyle sayacın olması gerekenden farklı bir noktaya alınması ve bu durumun davacı tarafından müvekkiline bildirilmemesi olduğunu, davacının irtibat hattını kime kurdurmuş ise davayı o kişiye yöneltmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca eşit taraflar arasında ayrımcılık yapılmaması ilkesi gereğince, davalının daha sonra komşu müşterilere de yaptığı gibi davacıya da olağan okuma ve faturalama periyoduna geçtiğinden aylık okumanın daha uygun bir uygulama olduğu, şehir merkezindeki bir ticarethaneye aylık okuma yapılmasının uygun bulunması gerekçesiyle reaktif cezasının 7.238,14 TL olarak uygulanması gerektiği kabul edilerek, bu tutar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, EPDK tarafından dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler ve görevli perakende satış şirketleri tarife uygulamalarına ilişkin usul ve esaslara ilişkin 3007 sayılı kurul kararının reaktif enerji tarifesi uygulamasının kapsamını düzenleyen 12. maddesi 3. fıkrasına göre; “ilk defa reaktif enerji uygulaması kapsamına giren abonelere yapılacak yazılı bildirim ile 30 gün süre verilerek reaktif enerji ölçü sistemlerini tesis etmeleri istenir. Reaktif enerji ölçü sistemini tesis eden aboneye şirketçe yapılacak buna ilişkin tespit tarihinin içinde bulunduğu fatura döneminden sonraki ilk fatura dönemi itibariyle reaktif enerji tarifesi uygulanır. Yapılan bildirime rağmen reaktif enerji ölçüm sistemini tesis etmeyen abonelere bildirimin yapıldığı fatura döneminden sonraki ikinci faturalama döneminde 13. maddenin 2. fıkrası ve 14. maddenin 2. fıkrasına göre reaktif enerji uygulaması yapılır hükmünün yer aldığı ayrıca endüktif ve kapastitif sınırların ikisinin birden aşılması başlıklı 15.maddede, 13.ve 14.maddelerde belirtilen endüktif reaktif ve kapasitif reaktif sayaçlardan en yüksek değeri kaydeden sayaç değerinin tamamına reaktif enerji tarifesinin uygulanacağının belirtildiği ve faturalamanın aylık yapılması halinde müşterinin kapasitif ve reaktif ayarlarının düzelterek bir sonraki ay bu bedele maruz kalmayacağı, reaktif enerjinin belirlenen sınırlarının aşılmaması için teknik takibin devamlı olarak müşteri tarafından yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu durumda, müşterinin (davacının) reaktif enerji bedelinin aşılmaması için teknik takibi yapmakla görevli olduğu bilirkişi kurul raporunda belirtilmiş olmakla, Anonim Şirket düzeyinde bir tüzel kişiliğe haiz olan ve basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olan davacının sayaç okumasının gecikmesi nedeniyle cezalı duruma düşmemek amacıyla faturaların aylık düzenlenmesi hususunda davalıyı uyarmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; enerji verilmesinden 94 gün sonra sayaç okuması yapan davalının yanında davacının da sayaç okumasının gecikmesi üzerine, davalıyı uyarmayarak, kendisine düşen edimi ifada ihmal gösterip göstermediği, dolayısıyla BK.nun 98/2 nci maddesi delaletiyle sözleşme ilişkilerine de uygulanması gereken BK.nun 44. maddesi uyarınca müterafik kusurlu olup olmadığı mahkemece değerlendirilmemiştir.
Hal böyle olunca; mahkemece, davacı şirketin müterafik kusuru nedeniyle 818 sayılı BK. nun 98/2. maddesi (6098 sayılı TBK.nun 114/2) delaletiyle 44. maddesi (6098 sayılı TBK 52) uyarınca indirim yapılıp yapılamayacağı hususlarının değerlendirilip, davacının davalı taraftan isteyebileceği bedelin Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve sözleşme hükümlerine göre belirlenmesi konusunda ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir
Bundan ayrı olarak kabule göre; davacı vekili, davalı tarafından tahakkuk ettirilen 21.714,42 TL tutarındaki reaktif/kapasitif enerji bedelinden sorumlu olmadığının tespitini talep etmiş. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise reaktif cezasının 1/3 oranında 7238,14 TL uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Davacı hakkında uygulanması gereken reaktif cezasının 7238,14 TL olduğu bilirkişi raporuyla tespit edilmiş olmakla davacıdan tahsil edilen 21.714,42 TL reaktif/ kapasitif miktardan uygulanması gereken 7238,14 TL'nin mahsubu ile fazla tahsil edilen 14.476,28 TL'nin davacıya iadesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile 7238,14 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmediği gibi davacı vekili, müvekkilinden haksız tahsil edilen paranın 15.3.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsilini talep etmesine rağmen mahkemece davacı vekilinin talebi aşılmak suretiyle hüküm altına alınan alacağa 9.3.2012 tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesi de doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Müteahhit (M), şantiyelerine demir alımı yapmak üzere yardımcısı (Y)'ye noter aracılığıyla düzenlenmiş kapsamlı bir yetki belgesi vermiştir. Bir süre sonra aralarında çıkan anlaşmazlık üzerine (M), (Y)'yi işten çıkarmış ve temsil yetkisini geri aldığını bir ihtarname ile kendisine bildirmiştir. (M)'nin belgeyi iade etmesi talebine karşılık (Y), işçilik alacakları ödeninceye kadar belge üzerinde hapis hakkı kullandığını ileri sürerek belgeyi iade etmekten kaçınmıştır. Durumu bir süre takip etmeyen (M)'nin ihmalinden faydalanan (Y), elindeki bu belgeyi, (M) ile daha önce hiç ticari ilişkisi olmamış demir tüccarı (Ü)'ye ibraz ederek (M) adına yüksek meblağlı bir demir alım sözleşmesi akdetmiştir. Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, temsil yetkisi sona eren (Y)'nin elindeki yetki belgesine ilişkin temel yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe aykırı davranmasının hukuki sonuçları hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Temsilci (Y), yetkisi sona erdiğinde, alacaklarını gerekçe göstererek belgeyi elinde tutamaz; belgeyi temsil olunan (M)'ye geri vermek veya hâkimin belirleyeceği bir yere bırakmakla yükümlüdür.
B) Temsil olunan (M)'nin belgeyi geri almada ihmali söz konusu olduğundan, iyi niyetli üçüncü kişi (Ü) ile yapılan sözleşme her halükârda (M)'yi bağlar ve (M)'nin (Y)'ye karşı yalnızca rücu hakkı bulunur.
C) Yetki belgesi noter aracılığıyla verildiğinden, (Y)'nin temsil yetkisinin sona ermesi için (M)'nin azil işlemini de noter kanalıyla yapıp ticaret siciline tescil ettirmesi gerekirdi; bu yapılmadığından (Y)'nin işlemi geçerlidir.
D) Temsilci (Y)'nin belgeyi iade etmemesi, yetkinin devam ettiği yönünde bir karine oluşturduğundan, (M)'nin sözleşmeyle bağlı olmamak için (Ü)'ye karşı yetkinin sona erdiğini ispat etmesi gerekir.
E) (Y) yetkisinin sona erdiğini bildiği için kötü niyetlidir ve (Ü)'nün zararından tek başına sorumludur; (M)'nin belgeyi geri almaktaki ihmali, (Y)'nin bu kusurlu davranışı karşısında hukuki bir sonuç doğurmaz.