6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 45

Türk Borçlar Kanunu 45. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar. Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz. II. Yetkisiz temsil 1. Onama hâlinde

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/2530 E., 2024/3281 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
nleşen hususlar var ise bu hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapılıp yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyetinden tutanaklara yönelik rapor alınması, eğer beraat kararı kesinleşir ise tüm dosya kapsamındaki deliller ile TBK’nın 40-48. maddeleri uyarınca davalı çalışanının dava konusu işlerde, ceza dosyasındaki tutanaklar haricinde, yaptığı işlemlerin olup olmadığı ve var ise iş
6. Hukuk Dairesi         2023/2530 E.  ,  2024/3281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2712 E., 2023/310 K. BİRLEŞEN 2012/83 ESAS SAYILI DOSYADA HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/301 E., 2022/228 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl dosyada davalı-birleşen dosyada davacı vekili Avukat ...ile asıl dosyada davacı-birleşen dosyada davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmlarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, taşeron tarafından açılan asıl davada iş bedelinin tahsili, yüklenici tarafından açılan birleşen davada ise dava konusu işler ile ilgili verilen avansın iadesi için başlatılan takiplere yapılan itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi imzalandığı, sözleşme kapsamında işin tamamlanarak davalı işverene teslim edildiğini, hafriyatın ariyetten kesin depoya nakli ve döküm bedeli sözleşme haricinde müvekkili tarafından yapıldığını, bakiye iş bedeli alacağının KDV ilavesi ile 5.085.418,29 TL olup ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi kapsamında genel proje değişikliği nedeni ile yeniden yapılan imalat bedeli, T kolu kazık imalatlarının yapılması ve kazık çakma makinesinin çalışması için güzergah boyunca mavi 0,64 mm ocak malzemesi doldurulması, davalının kendisinin yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli toplam 4.745.851,97 TL alacağın bulunduğunu, avans olarak ödenen 1.994.521.51 TL mahsubundan sonra bakiye 2.751.330,46 TL'nin ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyası bakımından davalının yaptırdığı sözleşme dışı heykel+havuzlu kavşak yağmur suyu hattı+ 2000 lik hat kazı hattı için davalı yetkilisi ...tarafından imzalanan 27.07.2011 tarihli hakediş raporuna dayalı 400.000,00 TL alacağın bulunduğunu ve ödenmediğini, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/213413 sayılı dosyası bakımından ise davacı taşeronun yaptığı Küçükyalı Deresi E-5 üstü ıslah ve yanyol eksikliklerinin tamamlanması inşaatı hakediş bedeli olarak 219.888,71 TL’lik 03.11.2011 tarihli 008606 sayılı faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, iş bedelinin ödenmediğini, bu durumda davalıdan toplam 10.451.158,51 TL alacaklı olmasına rağmen avans olarak ödenen 1.994.521,51 TL mahsubundan sonra davalıdan toplam 8.456.637,00 TL tutarında alacakları olduğu belirterek alınan takip dosyalarında davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40'dan az olmamak üzere inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini, birleşen davada yüklenici vekili ise; usulüne uygun tutulan defterlerine göre davalının 1.994.532,51 TL borçlu göründüğünü, bunun önceden verilmiş avans niteliğinde ödeme olduğunu, davalının yapmayı taahhüt edip yapmadığı işler için aleyhine başlattıkları icra takiplerine itiraz ettiğini açıklanan nedenle itirazın iptali ve takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl dava dosyasında davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının herhangi bir alacağı olmadığını, tutanakları imzalayan kişinin kendilerini temsile yetkili kişi olmadığını, hakkında ceza davası olduğunu, yapılan işlerin bedellerinin ödendiğini, sözleşme dışı iş olmadığını, yapılan işlerin sözleşme kapsamı içerisinde olduğunu, davacının işçilik ve malzemelere ilişkin taleplerinde haksız olduklarını, bu işin kendilerine değil davacıya ait işler kapsamında olduğunu, heykelli kavşak yönünden idare ile heykeltraş arasında dava olduğu, idarece kendilerine de bedel ödenmediği, sözleşmenin 12. maddesi gereği kendilerine ödeme yapılmadan davacıya ödeme yapılmayacağı, Küçükyalı deresine ait işte ise kesin hesabın yapılarak verilmediğini, kendilerinin kesin hesap yapmak zorunda kaldıklarını, kesin hesabın idarece onayından sonra gecikme ceza vb kesintiler de düşülerek alacak var ise ödeneceğini, şu an için kendilerinin alacaklı göründüğünü, sözleşme dışı olarak yapıldığı iddia edilen işlerin sözleşme dahilinde işleme alındığını, Taşeron Sözleşmesinin 22/c bendi uyarınca kazıdan çıkan fazlalığın ariyete nakli ve ariyet bedelinin ödenmesinin taşerona ait olduğunu, davacının kesin hak edişleri idare tarfından onaylanmayan hesaplamalar yaparak alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Taşeron Sözleşmesinin 12. maddesinin dikkate alınması gerektiğini, Küçükyalı Deresi ile ilgili olarak kesin hakedişin yapılmadığını, idareden sonuç beklendiğini, davacının yapmakla yükümlü olduğu ve düzenlemediği hakedişe ilişkin hak iddia edemeyeceğini, bu işle ilgili olarak kesin hesabın henüz idare tarafından onaylanmadığını, onaylanması halinde davacı taşeronun da kesin hakedişin düzenleneceğini, davalının davacıdan alacaklı olduğunu belirterek davanın reddi ile %40'dan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, birleşen dava dosyasında davalı taşeron vekili cevap dilekçesinde; sözleşme dışı yaptıkları iş nedeni ile alacaklı olduklarını, davacıya borçlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı dava dosyasına konu tutanak, talimat ve belgeler yönünden eylemlerin ceza hukuku bakımından neticelerine ilişkin olduğu, bu belgelerin hukuk yargılamasındaki delil değerlerinin, aynı zamanda maddi hukuk alanında bu belgelere hukuki sonuç bağlanıp bağlanmadığının takdir yetkisinin hukuk hakimine ait olduğu, şantiye şefi ve proje müdürünün onayı olmadan davalı yüklenicinin şantiye şefinin onay ve imzaları ile yükümlülük altına sokulamayacağı kabul edilerek şantiye şef tarafından düzenlenen tutanak ve talimatların geçersiz sayıldığı, yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarının kapsamı ve her iki bilirkişi raporunun ortak saptamaları dikkate alınarak İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı takip dosyasında; 15.10.2004 tarihli sözleşme kapsamında bulunan bu işin kesin hesabı sonucu ortaya çıkan ve %5 nakit teminat kesintisi karşılığı olarak davalı yüklenici tarafından tutulan 12 nolu kesin hakediş alacağı olan KDV dahil 219.888,71 TL'nin ödenmesi ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı takip dosyasında; davacı taşeron tarafından davalı yükleniciden Atatürk Havalimanı önündeki heykel+havuzlu kavşak+yağmur suyu hattı+ 2000'lik hat kazı ile ilgili talebi yönünden 23.11.2010 tarihli 1 nolu hakedişin hazırlandığı ve davalı işveren adına Ali Ömer Çiçekoğlu tarafından onaylandığı, bu miktarın davacıya ödenmesi gerektiği ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 Esas sayılı takip dosyasında; davacı yüklenici tarafından davalı işveren hakkında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşi ile ilgili hafriyat toprağının nakli ve döküm bedeli alacağına ilişkin olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 22.j maddesi gereğince davacının sadece kazıdan çıkan kazı fazlası toprağın ariyete (geçici depoya) taşınması ve dökümünden sorumlu iken, davalı ve dava dışı iş sahibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasındaki sözleşmede, davalının kazıdan çıkan kazı fazlası malzemenin kesin depoya taşınması ve depoya dökülmesinden sorumlu olduğu, bu durumda ariyetten kesin depoya taşınan kazı fazlası malzemenin kesin depoya dökümünün sözleşme dışı bir iş olduğu, davacı alacağının hak edişte % 30 tenzilata tabi tutulduğu, her iki tarafın da bu tenzilat oranına itiraz etmedikleri, bu nedenle % 30 tenzilatın uygulanması gerektiği ve alacağın likit nitelikte olmadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı takip dosyasında; Atatürk havalimanı önü haklı kavşak ve bağlantı yollarının düzenlenmesi inşaat işinde ilave işlere ait 4.745.851,97 TL'lik hakediş alacağından davalının 1.994.521,51 TL'lik avans ödemesi düşüldükten sonra 2.751.330,00 TL'nin tahsili için icra takibine geçildiği, malzemelere ilişkin olarak tarafların kabulünde olan tutanakların her iki bilirkişi raporunda değerlendirildiği, davalının kendi yaptığı işlerle ilgili olarak davacıdan ödünç yakıt aldığı ve bunlarla ilgili olarak 294 adet tutanak düzenlendiği, iki bilirkişi kurulu raporu arasındaki fark sadece KDV alacağına ilişkin olduğu, "T Kazık ve Platform İşi" ile "Mavi Poz" kullanıma ilişkin kalemlere yönelik talepte ise mavi poz kullanımına ilişkin iddianın kanıtlanamadığı, davacının hafriyatın saha dışına taşınması ile ilgili alacağın 15 no.lu hakedişte hesaplanıp kendisine ödendiği ve talebin mükerrer nitelikte olduğu, bu durumda; belirtilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacıya platform yapımı işi için 379.163,10 TL'nin daha ödenmesi gerektiği, açıklanan ve kabul edilebilir alacak kalemlerinin toplanılması sonucunda (392.204,14 +109.677,87 + 88.989,96 + 379.163,10 TL) davacının anılan takip dosyasında ve takip tarihi itibarıyla davalı işverenden toplam alacağının 970.034,20 TL olduğu, buna aşan alacak isteminin kanıtlanamadığı, davalı tarafından davacıya 1.994.521,51 TL avans ödemesi yapıldığı, avans tutarından hesaplanan davacı alacağının düşülmesi sonucunda davalı işverenin bakiye 997.019,96 TL daha alacağının bulunduğu, reddedilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacının takiplerinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığı, birleşen davada ise; yüklenici tarafından iddia edilen alacak tutarından işverenin avans ödemesi düşüldükten sonra kalan tutar için icra takibi başlatıldığı, taşeronun talebi doğrultusunda takas mahsup işlemi yapılarak anılan takip dosyasında başka alacağının kalmadığının belirlendği ve bu dosyadaki taşeron alacağı 970.034,20 TL olarak belirlendiğinden bakiye avans tutarı olan 997.019,86 TL'nin işverene tarafından iade etmesi gerektiği, alacağın likit nitelikte olduğu gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyasında davalının itirazının 1.805.197,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, koşulları oluşmadığından davacının inkar tazminatı isteminin reddine, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyasında davalının itirazının 219.888,71 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (43.977,74 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında davalının itirazının 400.000,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (80.000,00 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyasında davacının alacağının toplam 970.034,20 TL olduğunun tespitine, ancak bu takip dosyası ile ilgili olarak davacı tarafından takas mahsup isteminde bulunulduğundan davalı birleşen davacı alacağının takas ve mahsubu sonucunda bu takip dosyasında bakiye alacak bulunmadığından bu konudaki davanın reddine, tüm takip dosyaları ile ilglii olarak reddedilen kısım yönünden davacının takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddine, birleşen İstanbul 12 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/83 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/20069 sayılı takip dosyasında davalının itirazının 997.019,86 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde yasal faiz yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin hukuki yarar bulunmadığından usulden reddine, davalının % 20 (199.403,97 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan davalının yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli yönünden tarafların ortak imzaladığı ve ceza davası konusu olmayan tutanaklara göre hesaplama yapıldığı, mahkemece aldırılan her iki raporda da KDV hariç hesaplanan alacağın aynı olduğu, imzalı tutanaklarda fiyat farkının bulunduğu ve bu durumun taraflarca kabul edildiği, davalı tarafından değerlendirilmediği iddia edilen alacak için mahsup talebi olmadığı, alacak likit olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kötü niyetli takip başlatıldığının ispatlanamadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında hak edişin davalı tarafından imzalanması nedeni ile alacağın likit kabul edilmesi ve icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olduğu ve birleşen dava konusu avansın tüm işlere yönelik verildiği iddia edilse de hangi iş için ne kadar avans verildiğinin dosya kapsamında ispatlanamadığı ve bu nedenle tek bir takipte mahsup edilmesinde hata olmadığı anlaşılmakla, davalı-birleşen dosya davacısı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddine karar verilmiştir. 2-Davacı birleşen dosya davalısı ile davalı birleşen dosya davacısının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “bekletici sorun” ve “ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi için bağlayıcı olup olmadığı” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Bekletici Sorun” başlıklı 165. maddesinde; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme gereğince bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, o davanın sonuçlanması beklenmek üzere yargılama ertelenebilir. Hâkim, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir. Bilindiği üzere ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davaya etkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” şeklinde yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücü ve yükletilme yeterliğinin ve illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusunda kesinleşmiş kabul bulunması hâlinde, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Somut olayda, dava konusu işler ile ilgili Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı ceza davasında yargılama yapıldığı ve Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nce sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve beraat kararları verildiği, beraat kararlarının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yargılaması devam eden ceza davasında sübuta eren maddi olguların TBK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesini bağlayıcı mahiyette olduğu dikkate alındığında tutanaklar esas alınmadan yargılama yapıldığından bahisle ceza dosyasının bekletici mesele yapılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Ayrıca, 6098 sayılı TBK'nın 40. maddesinde yetkili bir temsilci tarafından diğer bir kimse ile yapılan sözleşmeden doğan alacak ve borçların o kimseye ait olacağı düzenlenmiştir. Buna göre yetkili değil ise, imzalayan şahsen sorumlu olur. Aynı Kanun'un devam eden 46. maddesinde de bir kimse yetkili olmadığı halde başkası adına hukuki işlem yapmışsa, temsil edilen kişi icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmayacağı belirtilmiştir. Bu temsilci yetkisiz olsa dahi temsil olunanın sonradan icazet vermesi ya da kendi adına yapılan hukuki işlemi benimsemesi halinde baştan itibaren hukuki işlem geçerli ve temsil olunanı bağlayıcı olacaktır. Somut olayda; davacının talep ettiği iş bedellerine ait tutanakların davalı çalışanı tarafından imzalandığı, davalının bu tutanakları ve içeriğini kabul etmediği anlaşılmış olup mahkemece davalı çalışanı Tekin Aydöner'in çalıştığı dönemlere yönelik yaptığı benzer işlemlerin temsil olunan tarafından benimsenip benimsenmediği, onanıp onanmadığı hususunda herhangi bir inceleme yapılmadan tutanakların geçersiz sayılıp eksik inceleme ile yargılama yapılması hatalı olmuştur. Bununla birlikte, mahkemece yargılama sırasında iki farklı heyetten rapor alınmıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakline yönelik olarak alınan ilk raporda işin sözleşme kapsamında olduğu, ikinci raporda ise taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden ve eksik inceleme ile sözleşmenin 3. maddesi, özel teknik şartnamenin A4, C4 ve D1 maddeleri değerlendirilmeden sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca kabule göre sözleşme dışı işlerde sözleşmedeki tenzilatın uygulanması hatalı olmuş bunun yanında da dava konusu sözleşmeye ait tenzilat oranı % 55 iken talep konusu olmayan havuzlu kavşak sözleşmesine ait %30 tenzilatın uygulanması da doğru olmamıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili olarak da ilk raporda keşif yapılarak imalatın yapılmadığının belirlendiği, ek raporda itiraz üzerine tespit raporunun da değerlendirilerek görüşün tekrar edildiği, 2. raporda işin yapılıp yapılmadığı konusunda hiç bir değerlendirme yapılmadan hesaplama yapıldığı, mahkemece de tutanaklara itibar edilmediği gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, tespit raporu ile mahkemece aldırılan ilk rapor arasındaki çelişki giderilmeden ve tespit raporu dikkate alınmadan karar verilmesi doğru olmamıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosya bakımından ise her ne kadar davacı tarafından kesin hesap sunulmuş olsa da kesin hesapta davalının imzasının bulunmadığı, dava konusu işe yönelik dava dışı iş sahibi ile davalı arasında yapılan kesin hesapta davalının borçlu çıktığı ve belirlenen bu borcu dava dışı iş sahibine ödemesi nedeni ile teminatların iade edildiği anlaşılmakla taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik kesin hesap çıkarılmadan ve sözleşmenin 7.3. maddesinde yüklenicinin iş sahibi ile yaptığı hakedişlerini geçmeyecek şekilde taraflar arasında hakediş düzenleneceği maddesi üzerinde durulmadan karar verilmesi de hatalı olmuştur. Kabule göre de mahkemece alınan ilk raporda; net bir hesaplama yapılamayacağının belirtildiği, 2. raporda, belirtilen açıklamalar gereği bedelin verilmesi gerektiği bildirilmesine rağmen herhangi bir açıklama yapılmadığı ve dayanak yapılan sözleşmenin 7. maddesinin Küçükyalı Deresi E-5 Üstü Islahı ve Yanyol Eksikliklerinin Tamamlanması İşine ait sözleşmeye ait olmadığı, dava konusu olmayan Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İnşaatı'na ait sözleşme maddesi olduğu, hüküm kurmaya elverişli olmayan rapordaki tespitlere göre karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı davasının sonucunun TBK'nın 74. ve HMK'nın 165. maddeleri uyarınca bekletici ön mesele sayılıp beklenerek, kesinleştiğinde ceza dosyası ve eklerinin de dosya içerisine alınıp, yukarıda 2 nolu bentte belirtilen açıklamalar kapsamında ceza dosyasındaki deliller ve kesinleşen hususlar var ise bu hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapılıp yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyetinden tutanaklara yönelik rapor alınması, eğer beraat kararı kesinleşir ise tüm dosya kapsamındaki deliller ile TBK’nın 40-48. maddeleri uyarınca davalı çalışanının dava konusu işlerde, ceza dosyasındaki tutanaklar haricinde, yaptığı işlemlerin olup olmadığı ve var ise işlemlerin davalı tarafından onaylanıp onaylanmadığının araştırılarak bu şekilde imzalanan ve davalı tarafından kabul edilen işler var ise bu hususun da değerlendirilmesi, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakli işinin sözleşme dışı iş mi, sözleşme kapsamında iş mi olduğu ve İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili işin yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise sözleşme dışı iş olup olmadığının tespit ettirilip, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyada ödenmesi talep edilen alacak için taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik sözleşmenin 7.3. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alınacak şekilde kesin hesap çıkartılması ve bu konularda raporlar arasındaki çelişkiler giderilip Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp kesinleşen hususlar da dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nce tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; eksik inceleme, hatalı değerlendirme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen dosya davalısının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; ilk derece mahkemesi kararının temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.10.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

4. Hukuk Dairesi, 2015/4326 E., 2016/2420 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Haksız eylemden kaynaklanan borç ilişkileri TBK'nın 49-58 (e BK41-49) maddelerinde, kişiliğin korunması ve kişilik haklarına karşı yapılan saldırıların önlenmesi konusu ise TMK'nın 23-24-25.
4. Hukuk Dairesi         2015/4326 E.  ,  2016/2420 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 25/03/2014 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/12/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava; davalı işveren vekilinin haksız eylemi nedeni ile işçinin uğradığı manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, ... Sitesinde görevli olarak çalışırken site yöneticisi olan davalının toplantı sırasında kendisine hakaret etmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın ödetilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı, davacıya hakaret kastı olmadığını, davacı hakkındaki duyumlarını dile getirdiğini beyan etmiş, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalının davacıya yönelik hakaret eyleminde bulunduğu kabul edilerek istemin bir bölümünün ödetilmesine karar verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde, işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş aktinden veya İş Kanunu'na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Davacı işçi, davalı işveren vekilinin kendisine yönelik haksız eylemde bulunduğunu bildirerek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istediğine göre davaya bakma görevi iş mahkemesine aittir. Yerel mahkemece açıklanan yönler göz önünde tutularak ayrı bir İş Mahkemesi varsa dava dilekçesinin görev yönünden reddine, aksi halde davaya İş Mahkemesi niteliği ile bakılmasına karar verilmesi gerekirken hukuk mahkemesi sıfatı ile bakılıp sonlandırılması sebebi ile kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/02/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, kişilik haklarına yapılan haksız saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu olay iş akdinden kaynaklanmadığı gibi tarafların sıfatları ile ilgili değildir. Haksız eylemden kaynaklanan borç ilişkileri TBK'nın 49-58 (e BK41-49) maddelerinde, kişiliğin korunması ve kişilik haklarına karşı yapılan saldırıların önlenmesi konusu ise TMK'nın 23-24-25. maddelerinde düzenlenmiştir. 5521 sayılı Kanun'un 1. maddesi kapsamına girmeyen dava konusu olay nedeniyle yargılama yapma görevinin Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 25/02/2016
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1131 E., 2024/75 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü (818 sayılı Kanun'un 45/2) maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır.
Hukuk Genel Kurulu         2022/1131 E.  ,  2024/75 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/361 E., 2021/936 K. KARAR : Davanın kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 25.02.2021 tarihli ve 2020/2268 Esas, 2021/1958 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekillerinin desteği ...’un 24.12.2015 tarihinde kullandığı araçta direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu meydana gelen tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, kaza tarihinde aracın trafik sigortası bulunmaması nedeniyle davalının müvekillerine destekten yoksun kalma tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 500,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 06.02.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 290.000,00 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, kazaya karışan aracın ... tarafından sigorta ettirildiğinin ve söz konusu poliçenin satış nedeni ile iptal edildiğinin tespit edildiğini ancak anılan sigortacının sorumluluğunun devam ettiğini, kazada müteveffa sürücü alkollü olduğundan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, mirasçılarının sürücünün kusuruna dayanarak tazminat talep etmelerinin mümkün olmadığını, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.09.2017 tarihli ve 2016/196 Esas, 2017/691 Karar sayılı kararıyla; kazaya karışan aracın 18.12.2015-04.11.2016 tarihlerini kapsar şekilde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile ... tarafından sigortalandığı ancak kaza tarihinden önce 03.12.2015 tarihinde aracın satılmasından dolayı poliçenin iptal edildiği ve kaza tarihi itibariyle sigortalı olmadığı, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı bilirkişi raporunun hükme esas alınmaya yeterli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak ve teminat limiti ile sınırlı olmak üzere davacılar ... için 188.326,00 TL, ... için 36.888,00 TL, Nazmi Eymen için 41.818,00 TL ve ... için 22.968,00 TL olmak üzere toplam 290.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2020 tarihli ve 2018/137 Esas, 2020/284 Karar sayılı kararıyla; 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'la 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda (2918 sayılı Kanun) yapılan değişikliklerin kaza tarihinde yürürlükte olmaması ve 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın da normlar hiyerarşisi gereği mevcut yasaya aykırı olamayacağı kuralı karşısında somut olaya uygulanamamaları nedeniyle davacı yanın talebinin teminat kapsamı dışında kaldığından bahsedilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…1-6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK'ya eklenen EK-Madde 1'de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2018 yılı için 47.530,00 TL'dir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1.6.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı durumunda olduğundan dolayı 47.530,00 TL'lik kesinlik sınırı her bir davacı yönünden ayrı ayrı gözetilmelidir. Bu sebeple davacılardan ... için 36.888,00 TL, ... için 41.818,00 TL ve ... için 22.968,00 TL maddi tazminata dair karar kesin niteliktedir. Bu davacılar yönünden davalı vekilinin temyiz isteminin miktar yönünden reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalı vekilinin diğer davacı ... yönünden verilen kararın temyiz incelemesine gelince; Dava, ölümlü tek taraflı trafik kazası nedeniyle ölenin yakınlarının, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 45/2. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3.) maddesi gereği, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davacılar desteğinin trafik sigortasız aracın sürücüsü iken gerçekleşen tek taraflı kazada, asli ve tam kusurlu olarak kendi kusuru sonucunda öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği, aynı Kanunun 85. maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasının yaptırılmaması durumunda Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a)İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b)İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c)İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d)Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e)Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f)Manevi tazminata ilişkin talepler. g)(Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h)(Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, İ)(Ek:14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile)” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır. Türk Ticaret Kanunu'nun 1425. maddesine göre sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Yeni Genel Şartları 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Genel şartların C.10. maddesi ile 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni Genel Şartların C.11. maddesine göre; yeni genel şartlar, genel şartların yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacaktır. Bunun doğal sonucu olarak artık eski genel şartların, yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Sigortacılık Kanunu 11. madde hükmüne göre ise, sigorta sözleşmesinin ana muhtevası müsteşarlıkca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın amacı A.1 maddesinde; "Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir." şeklinde belirlenmiştir. Sigortanın kapsamı ise Genel Şartlar A.3. maddesinde; "Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır." şeklinde düzenlenmiştir. Kapsama giren teminat türlerinin tanımlandığı A.5. maddesinin (ç) bendinde Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı; "Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır." şeklinde ifade edilmiştir. Genel Şartlar A.6. maddesinin (c) bendinde "İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri" ve (d) bendinde "Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri" zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatının dışında kalan hallerden sayılmıştır. Somut olayda; desteğin sürücüsü olduğu trafik sigortasız araç ile seyri sırasında 24.12.2015 tarihinde meydana gelen tek taraflı kaza sonucu vefat ettiği görülmektedir. Davacı eş, anne ve çocuklar, kazada hayatını kaybeden ve tam kusurlu olan sürücünün kullandığı aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi olmaması nedeniyle Güvence Hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence Hesabının sorumluluğunun kapsamı ise, 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.3. maddesine ve A.5. maddesinin (ç) bendine göre, ancak üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla oluşan destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacının destek zararlarından sorumlu olması için, motorlu aracın işletilmesi sırasında ölen kişinin mutlaka üçüncü bir kişi olması gerekir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgulara göre; somut olayda, işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ...’u üçüncü kişi olarak kabul etmek mümkün değildir. Yine Genel Şartların A.6. maddesi (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber, destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin teminat kapsamı dışında tutulması nedeniyle, somut olayda tam kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü murisin destek tazminatı sigorta teminatı kapsamında değildir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu'nda sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber, destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinin sigorta teminatı kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme de yoktur. Bu sebeplerle; desteğin davaya konu trafik kazasında tam kusurlu olduğu ve davacı tarafın desteğin idaresindeki trafik sigortasız araç nedeni ile Güvence Hesabından destek tazminatı talep etme hakkı bulunmadığından, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması, Bölge Adliye Mahkemesince de davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; Trafik Sigortası Genel Şartlarının yürürlüğe girdiği 01.06.2015 tarihinden sonra ve 2918 sayılı Kanun'daki değişikliğin yürürlüğe girdiği 26.04.2016 tarihinden önce meydana gelen sürücü zararının teminat kapsamı dışında olduğunu, bu nedenle davanın reddinin gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; desteğin, trafik sigortası bulunmayan aracı kullanırken tek taraflı trafik kazasında vefat ettiği somut olayda, davalının talep edilen destek tazminatından sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi. 2. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 45 inci maddesi. 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 3, 85, 90, 91, 93 ve 95 inci maddeleri. 4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 1423, 1425 ve1483 üncü maddeleri. 5. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun (5684 sayılı Kanun) 11 inci maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “destekten yoksun kalma zararı” ile “destekten yoksun kalma tazminatı” kavramalarının incelenmesinde yarar vardır. 2. Trafik kazası, bir kişinin ölümü sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda, bazı kişiler onun ekonomik desteğinden, malî yardım ve bakımından yoksun kalabilirler. İşte; ölenin destek ve yardımından yoksun kalanların uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir. 3. Destekten yoksun kalma zararı 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinde yer almaktadır. Anılan madde aynen; “Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” şeklinde düzenlenmiştir. 4. Görüldüğü gibi destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi tahminlere ve varsayımlara dayalıdır. 5. Türk Borçlar Kanunu’nun 53 üncü (818 sayılı Kanun'un 45/2) maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir. 6. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin malvarlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin malvarlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır. 7. Destek zararından bahsedebilmek için destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma şartı gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, davacının ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir. 8. “Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır, Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 Esas, 2018/6 Karar sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/17-142 Esas, 2011/17-411 Karar; 20.04.2011 tarihli ve 2011/17-34 Esas, 2011/216 Karar; 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 Esas, 2019/294 Karar sayılı kararları). 9. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 Esas, 2005/691 Karar sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir. 10. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Burada sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. 11. O hâlde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç içerisinde bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1982 tarihli ve 1979/4-1528 Esas, 1982/412 Karar sayılı kararı). 12. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için destekten yoksun kalma zararı yanında zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekir. Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, mahiyeti ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeye genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak artırmış bulunan zorunlu şartla söz konusu sonuç arasındaki bağa uygun illiyet bağı denir. 13. Hukuki sorumluluğu doğuran şartlar arasında illiyet bağı büyük bir önem taşır. İlliyet bağı, sorumluluğun aslî şartı, tazminat hukukunun temel ilkesi olarak görülür. Bu şart olmaksızın bir şahsın sorumluluğu düşünülemez. İnsan düşüncesinin bir kanunu olan illiyet kavramı, zararlı sonuçla sorumluluğu doğuran davranış veya olay arasında bir sebep-sonuç bağının bulunmasını gerektirir. Hukukta, gerçekleşen zararla sorumluluğu doğuran olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denir (Fikret Eren:Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 361, Ankara-1975). 14. İlliyet bağı, hukuki sorumluluğun sadece kurucu bir şartı olmayıp, aynı zamanda tazminatın kapsamını tâyininde de büyük bir rol oynar. İlliyet kavramı, hukuka özgü bir kavram olmayıp bütün bilim dallarının yararlandığı ortak bir kavramdır. Sebeple zarar arasında uygunluğun yokluğu, sebeple zararlı sonuç arasında tabii illiyet bağı bulunmaktadır. Ancak bu bağ, uygun illiyet bağının kabulü için gerekli kriterleri taşımadığından, hukuken nazara alınmamakta, sorumluluğu doğurmamaktadır. Başka bir deyimle, uygunluğun yokluğunda, söz konusu sebep, hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre gerçekleşen türden bir zararı meydana getirmeğe elverişli değildir. Sebeple zararlı sonuç arasındaki bu elverişsizlik başlangıçtan itibaren mevcuttur. 15. Sebeple zararlı sonuç arasındaki uygunsuzluğun (elverişsizliğin) ikinci şekli olan illiyet bağının kesilmesini, uygunluğun yokluğundan ayırmak gerekir. Uygunluğun yokluğunda, sebep, somut olayda gerçekleşen zararlı sonucu mahiyeti itibariyle doğurmaya elverişli değildir. Oysa illiyet bağının kesilmesinde, ilk sebep gerçekleşen türden bir sonucu doğurmağa mahiyeti itibariyle elverişli olmakla birlikte, ortaya çıkan yeni bir sebep, ilk sebebi arka plâna atmış, onu somut olayda elverişsiz hâle getirmiştir. Mesela intihar etmek kastıyla kendisini bir otomobilin altına atarak ölen şahsın durumunda her ne kadar otomobil kullanılmasıyla ölüm olayı arasında bir illiyet bağı bulunmaktaysa da, bu sebep intihar eden şahsın ağır kusurlu davranışıyla arka plâna itilmiş, şahsın kendi davranışı ölümün uygun sebebi hâline gelmiştir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 581 vd). 16. İlliyet bağını kesen sebepler, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü şahsın kusuru olmak üzere üçe ayrılır. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, yalnız tehlike sorumluluğunda değil, alelade sebep sorumluluğu ile kusur sorumluluğunda da kabul edilmektedir (Eren, s. 581). 17. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için diğer bir şart, destekten yoksun kalma zararından bir sorumluluk doğmasıdır. Trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatında üç tür sorumluluk bulunmaktadır. Haksız fiil sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve sözleşmeden doğan sorumluluktur. 18. Haksız fiil sorumlusu olarak sürücünün sorumluluğu 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesinde düzenlenen kusur sorumluluğudur. Madde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” belirlemesi ile kusur, haksız fiilin kurucu bir unsuru olarak düzenlemiştir. 19. Kusurlu davranış, kasti davranış ile olabileceği gibi, ihmali (taksirli) davranış ile de olabilir. Kasti davranışta zarar veren zararlı sonuca bilerek, isteyerek sebep olmuştur. Başka bir deyişle failin iradesi, hukuka aykırı hareketle zararlı sonucun meydana gelmesine, gerçekleşmesine yönelmiştir. Taksirli (ihmali) davranışta ise, zararlı sonuç istenmemekle birlikte, böyle bir sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı dikkat ve özen sarf edilmemiştir. Eş söyleyişle; burada zararlı sonuç öngörülmemekte ancak fail gerekli iradî çabayı sarf etmiş olsaydı, böyle bir sonucu öngörülebilirdi. 20. Kusurun sübjektif ve objektif olmak üzere iki unsuru vardır. Kusurun sübjektif unsuru, kusur ehliyeti için gerekli olan ayırt etme gücünü ifade ederken; objektif unsuru, soyut ve ortalama tipin örnek davranışından sapma anlamına gelmektedir. 21. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s. 449 vd.). 22. Bir motorlu aracın işletilmesinden doğan sorumluluk ise tehlike sorumluluğudur. İşletenin sorumluluğu 2918 sayılı Kanun’un 85 inci maddesinde düzenlenmiştir. 85 inci maddeye dayalı sorumluluktan bahsedebilmesi için sorumlu olacak kişinin öncelikle 2918 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde tanımlanan “işleten” sıfatını haiz olması gerekmektedir. 23. Karayolları Trafik Kanunu’nun 3 üncü maddesine göre, "İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet ve rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." 24. Motorlu bir aracı, kendi menfaat ve hesabına işleten, tehlike ve masraflarını üstlenen, araç ile aracın işletilmesi için gerekli personel üzerinde fiilen ve doğrudan doğruya emir ve tasarruf yetkisine (gücüne) sahip olan kimseye işleten denir (Selahattin Sulhi, Tekinay /Sermet, Akman/ Haluk, Burcuoğlu/ Atilla, Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 713). 25. Bir aracı kendi menfaatine, masraflarına katlanmak suretiyle işletmekten amaç, geçici, bir defaya mahsus özel bir kullanma menfaati değil, aracın tahsis amacına yönelik, sürekli, çok daha genel bir nitelikte bir kullanma menfaatidir. Keza, fiilî hâkimiyetten de anlaşılması gereken, araçtan bir anlık, geçici bir yararlanma gücü olmayıp aksine aracın hangi şartlarla ve özellikle hangi kişinin egemenliği altında hareket edebileceğine karar verme gücüdür. Özellikle aracın trafiğe sokulmasına, orada tutulmasına veya trafikten çekilmesine, donatılmasına, bakılmasına, muhafazasına, kim tarafından, nasıl ve hangi amaçla kullanılması gerektiğine karar verme yetkisi, fiili hâkimiyeti oluşturur. Bir aracın masraf ve tehlikelerini üstlenme ise, onun donatım, bakım ve işletme giderlerini, vergi ve sigorta primlerini ödemeyi ifade eder. 26. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrası, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" hükmü ile Kanun, zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, işletenin sorumlu olması için, zarara, aracın işletilmesinin sebep olması gerekir. Burada sorumluluğun temeli, işletme tehlikesi, türü ise, tehlike esasına dayalı işletme sorumluluğudur. İşletme tehlikesi gerçekleştiği anda, işletenin sorumluluğu doğar. 27. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesine göre, işletenin, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararlardan doğan sorumluluğu, kusur sorumluluğu olmadığı gibi, objektif özen ödevinin ihlâline dayanan olağan sebep sorumluluğu da değildir. Bu itibarla, işleten hiç bir kusuru bulunmasa bile, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararları tazmin etmek zorundadır. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu kimseler, temyiz kudretine sahip olmasalar da işleten, doğan zarardan sorumludur (Eren, s. 631 vd.; Ahmet, Kılıçoğlu : Borçlar Hukuku, 10. Baskı, s. 264 vd.). 28. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrası sorumluluğu, aracın işletilmesine dayanan tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, işleten kusurlu olsa bile, kusur ilkesine göre değil, tehlike ilkesine göre sorumlu olur. Bunun nedeni, böyle bir hâlde işletenin şahsında birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi veya başka bir deyişle, çeşitli sorumluluk normlarının çatışmasıdır. Sorumluluk normlarının çatışması veya aynı kişide birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi hâlinde, tehlike sorumluluğu ilkesi uygulanır. 29. Karayolları Trafik Kanunu’nun 86 ncı maddesinde, bu Kanun’un 85 inci maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma şartlarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hâkim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin takdirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir (Samim, Ünan: “Ergün Atilla Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180). 30. Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı Kanun'un 91 inci maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. 31. Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91 inci maddede düzenlenen sorumluluğunun ise, sözleşmeye dayalı bir sorumluluk olduğu tartışmasızdır. 32. Sorumluluk sigortasının konusu, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa sigortacının, sigorta sözleşmesinde öngörülen bir olayın gerçekleşmesi nedeniyle zarar görenlere karşı sigortalının sorumluluk riskinin üstlenilerek zarar gören üçüncü kişiye sigorta sözleşmesinde öngörülen miktarda tazminat ödenmesidir. 33. Sorumluluk sigortası bir yandan sigorta ettirenin üçüncü kişilere verebileceği zararlardan ötürü bu zararların giderilmesi için sigorta ettirenin malvarlığındaki azalmayı önlemeyi amaçlarken, diğer yandan da sigorta ettirenin eyleminden zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini hedeflediğinden sorumluluk sigortası, sigorta ettiren ile onun eylemlerinden zarar görenlerin menfaatlerini dengeleyen suigeneris bir sigorta türü olarak kabul edilmelidir (Işıl, Ulaş: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012 s. 764). 34. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91 inci maddesi “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur” ifadesi ile karayolları motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85/1 inci maddesinden kaynaklanan sorumluluğunu poliçe teminatı kapsamında karşılamak amacıyla yapılması zorunludur. 35. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur" hükmü ile Kanun; zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumluluğu motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen zararlar ile sınırlı tutulmuştur. 36. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasında işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen ve sigorta sözleşmesi teminat kapsamında olan tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dâhilinde karşılamakla yükümlü olan sigortaya karayolu motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası denilmektedir. 37. Sigorta hukuku, 6102 sayılı Kanun'un altıncı kitabında 1401 ilâ 1520 nci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede sigorta hukukunun genel hükümleri, zarar sigortalarından mal sigortaları ve sorumluluk sigortaları ile can sigortaları düzenlenmiştir. 38. Türk Ticaret Kanunu’nun 1483 üncü maddesi gereği, sigortacılar, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamazlar. 39. Türk Ticaret Kanunu’nun 1425 inci maddesinin birinci fıkrasına göre; “Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir” ifadesiyle sigorta poliçesinin, mutlaka genel şartları, taraflar isterlerse özel şartları içereceği belirtilmiştir. Bu maddeye göre, her sigorta dalında sigorta poliçesinin temel şartlarını oluşturan genel şartların düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir. 40. Genel şartların nasıl belirleneceği ise 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir” ifadesiyle, sigorta sözleşmesinin ana muhtevasını içeren genel şartlar Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenecektir. Ayrıca sigorta sözleşmeleri (poliçeleri) genel şartlara uygun olarak düzenlenecektir. Bir başka deyimle sigorta sözleşmesi (poliçesi) düzenlenecekse mutlaka o dalda Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenen ve sözleşmenin ana ilkelerini içeren genel şartlar bulunması zorunludur. 41. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin dördüncü bendine göre; “Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır”. Bu maddeye göre genel şartlarda sigorta poliçesinin kapsam dahilinde olan rizikolar ile sigorta poliçesi kapsam dışı yani teminat dışı rizikolar açıkça belirtilmek zorundadır. Kapsam dışında sayılmayan rizikolar teminat kapsamında sayılmaktadır. 42. Karayolları Trafik Kanunu’nun 93 üncü maddesinin ilk cümlesine göre; “Zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazetede yayımlanır”. 43. Karayolları Trafik Kanunu’nun 93 üncü maddesi, gerek 6102 sayılı Kanun'un 1425 inci maddesi gerekse 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesine göre daha özel bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre, karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartlarının Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre genel şartlar sigorta teminat tutarları ile tarife ve talimatları içerir. 44. Sigorta genel şartları, sigorta poliçesine ekli olan ve her sigorta dalı için önceden hazırlanmış sözleşme şartlarıdır. Genel şartlar bir sigorta dalında yapılan tüm sigorta sözleşmelerinde yer alır. Sigorta genel şartlarında, sigorta teminatının kapsamı, sigorta ettirilen riziko ve tarafların hak ve borçlarına ilişkin usul ve esaslar ile rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesi ile ilgili konular yer almaktadır. Sigorta genel şartları sigorta sözleşmesinin hükümleridir. 45. Sigorta genel şartlarını diğer sözleşme şartlarından ayırt eden en önemli özellik, sözleşmenin her iki tarafının da bu şartlara uymak zorunda olmasıdır. Bu durum 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinde açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, istese de bu sözleşme şartlarının dışına çıkamamaktadır. Özellikle de sigorta şirketleri tarafından aynı şekilde uygulanması emredici bir hükme bağlanmıştır. Sigorta genel şartlarının emredici olduğu, birçok genel şartta da açıkça belirtilir. Aslında diğer bir yorumla, Hazine taraf menfaatlerini genel şartlarla dengelemekte, bu dengenin de özel şartlarla sigorta ettiren aleyhine bozulmasını istememektedir (Tekin, Memiş: Sigorta Sözleşmesi Şartlarının Yargısal Denetimi, İstanbul 2016, s. 34). 46. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesine göre sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenmesi ve 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesine göre, Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanır olması karşısında genel şartları, genel işlem şartı olarak değerlendirmek mümkün görülmemektedir. Genel şartların mahiyetinin, genel işlem şartı olduğuna ilişkin bu yargının kabul edilmemesinin başkaca nedenleri de vardır. Genel şartların belirgin özelliği sadece Hazine tarafından onaylanması değildir. Genel şartları genel işlem şartı olmaktan çıkaran çok sayıda neden vardır. Bunlardan ilki, genel şartların sigorta sözleşmesinin her iki tarafı da bağlayan düzenlemeler olmasıdır. Bu yönüyle taraflar, genel şartlardaki hükümlere aykırı düzenlemeler yapamaz, sözleşme şartları kabul edemezler. Kanun, bir taraftan genel şartları, yorumlayıcı ve tamamlayıcı bir işlevle tanımlarken diğer taraftan sözleşmenin kurulması için temel bir ikincil düzenleme olarak kabul etmiştir. Bu nedenle genel şartlar, genel işlem koşulu değildir. Bu nedenle genel şartların, genel işlem şartlarının ötesinde bir mahiyetinin olduğu açıktır. Sonuç olarak sigorta genel şartları, mahiyeti itibarıyla genel işlem şartı sayılamazlar. Bu nedenle 6098 sayılı Kanun'daki genel işlem şartlarına ilişkin düzenlemeler genel şartlara tatbik edilemezler. Kanun, genel şartları, tarafların iradesinden bağımsız olarak sözleşmeye dahil etmiştir ve bağlayıcılıkları konusunu da yine yasal düzenlemelerle teyit etmektedir (Memiş, s.34-39). 47. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarının C.11 inci maddesi ile yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacak olması karşısında sigorta sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yeni genel şartları hükümlerinin taraflarca bilinmesi ve 5684 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi ile poliçenin bu yeni genel şart hükümlerine göre düzenlenme zorunluluğu düşünüldüğünde, yeni genel şartların 2918 sayılı Kanun'un 95 inci maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Kaldı ki 6102 sayılı Kanun'un 1423 üncü maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme, poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. 48. 01.06.2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile 12.08.2003 tarihli Genel Şartları yürürlükten kaldırılmış ve birçok yeni düzenleme getirilmiştir. 49. Genel Şartların A.1. maddesinde Genel Şartların amacı, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Kanun uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi olarak belirlenmiştir. 50. Genel Şartların “Tanımlar” başlıklı A.2 nci maddesinin (d) bendinde zarar; “Motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan bir trafik kazası sonucunda üçüncü şahısların ekonomik değeri olan mal varlığında doğrudan azalma olmasına veya vücut bütünlüğünde eksilmeye, sürekli sakatlığa veya ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle ilgililerin uğradıkları bu Genel Şartlar ile içeriği belirlenen maddi kayıpları” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumlu olduğu zarar, motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan trafik kazasında üçüncü bir şahsın ölmesi veya bedensel zarara uğraması yahut malına bir zarar gelmesi durumunda ortaya çıkan zarardır. 51. Sigortanın kapsamı ise A.3 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukukî sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır” ifadesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının kapsamı, motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümüne veya yaralanmasına veya malına zarar gelmesi ile yöneltilecek tazminat talepleri ile sınırlıdır. Ayrıca bu maddeye göre zarar gören üçüncü şahıslar ancak sigortalının 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk riski kapsamında, sigortacıdan tazminat talep edebileceklerdir. Bir başka deyimle zarar gören üçüncü şahıslar 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalıya başvurabileceği tazminatları sigortacıya karşı ileri sürebilecekler, sigortalıya karşı ileri süremeyecekleri tazminat taleplerini sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. 52. Zorunlu malî sorumluluk sigortasının “Kapsama giren teminat türleri” başlıklı A.5 inci maddesinin (ç) bendinde “Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı” “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortası, üçüncü kişinin ölümü dolayısı ile destekten yoksun kalanların zararlarını teminat altına almaktadır. 53. Sonuç olarak; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesinin birinci fıkrası ve A.5 inci maddesinin (ç) bendi incelendiğinde karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümü veya yaralanması veya malının zarara uğraması durumunda teminat kapsamına almaktadır. 54. Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zarardan işleten sorumludur. Sigortacı ise bu sorumluluğu üstlenmektedir. Bu nedenle Genel Şartların A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesinin birinci fıkrası ve A.5 inci maddesinin (ç) bendinde yer alan “üçüncü kişi” işletene göre belirlenecektir. Bir başka anlatımla sigortacı işletene göre üçüncü kişi olan kişilerin ölmesi veya yaralanması veya malına zarar gelmesi durumunda işletenin bu sorumluluğunu üstlenmektedir. 55. Tek taraflı trafik kazasında işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile kendisinin ölümüne neden olması durumunda kendisinin, kendisine üçüncü kişi olması düşünülemez. Bunun yanında işleten adına motorlu aracı sevk ve idare eden ve işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü de işletene göre üçüncü kişi değildir. Böylece işletene göre üçüncü kişi olmayan işletenin kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu sürücünün ölümü veya bedensel zarara uğraması veya malının zarara uğramasından doğan zararlardan nasıl işleten sigortalı sorumlu değilse sigortacı sorumlu bulunmamaktadır. Bu durum sorumluluk sigortasının da bir gereğidir. 56. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminat kapsamı 2918 sayılı Kanun'un 91 inci maddesinde “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere…” ifadesi ile düzenlemiştir. Bu maddeye göre sigortacının sorumluluk kapsamı işletenin motorlu aracın işletilmesi ile üçüncü kişilere verdiği zarar ile sınırlıdır. Bir başka anlatımla sigortacının sorumluluğu işletenin sorumluluğu ile sınırlıdır. İşleteni 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre bir zarardan sorumlu tutamıyorsak sigortacıyı o zarardan sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Keza işletenin sorumluluğunu ortadan kaldıran 2918 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinde sayılan şartların bulunması durumunda işleten ile birlikte sigortacı da sorumluluktan kurtulacaktır. 57. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsamı dışındaki hâller hem 2918 sayılı Kanun'un 92 nci maddesinde hem de Genel Şartların A.6 ncı maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 58. Karayolları Trafik Kanunu’nun 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi ile getirilen değişiklikten önceki hâli ile “Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” başlıklı 92 nci maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır. 59. Karayolları Trafik Kanunu'nun 91 inci maddesi yollaması ile 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 86 ve 92 nci maddeleri incelendiğinde tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile ölümüne neden olan sürücü ve işletenin mirasçılarının zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talep edebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek sürücünün gerekse işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile ölümü durumunda mirasçıları işletenden nasıl tazminat talep edemeyeceklerse sigortacıdan da talep edemeyeceklerdir. 60. Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin dördüncü bendinde "Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır" ifadesi ile sigorta teminat kapsamı dışında olan teminatların genel şartlarda düzenleneceği belirtilmiştir. Kanunun vermiş olduğu bu yetkiye dayalı (poliçenin geçerli olduğu dönemde yürülükte bulunan) Yeni Genel Şartlar’ın “Teminat dışı kalan hâller” başlığı altında A.6 ncı maddesinde sigorta teminatı dışında kalan hâller şu şekilde düzenlenmiştir: Aşağıdaki hâller sigorta teminatı dışındadır: a) İşletilme hâlinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar, b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler, d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler, f) Manevi tazminat talepleri, g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler, h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri, ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar, i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri, j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler, k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri, l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler, m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar (Bu maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.), n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları, o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler. Sigortacının bu maddenin birinci paragrafının (d) bendi kapsamında olmasına rağmen ilgililere yaptığı tazminat ödemeleri için sigortalının terekesine ve tereke borçlusu olan mirasçılarına sigortalının kusuru oranında ve ilgili mevzuat dahilinde müracaat hakkı saklıdır”. 61. Tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kusuru ile kendi ölümüne neden olan işleten ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların işletenin sigortalısı olduğu aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talebinde bulunup bulunamayacağını belirleme açısından özellikle Genel Şartların A.6 ncı maddesinin (c) ve (d) bentlerinin de incelemesi gerekmektedir. 62. Genel Şartların A.6 ncı maddesinin (c) bendine göre ilgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri teminat ile Genel Şartlar A.6 ncı maddesinin (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışındadır. Bir başka ifadeyle, sigortacının sorumluluk kapsamı sigortalısının sorumluluğu ile sınırlıdır. Motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen trafik kazası ile doğan bir zarar işleten sigortalının sorumluluk riski kapsamında değilse, zorunlu malî sorumluluk sigortasının da teminat kapsamı dışındadır. Ayrıca destek şahsın kusuruna denk gelen zararlarda sigortanın teminat kapsamı dışında tutulmuştur. Yüzde yüz kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü veya işletenin kusurun tamamı kendisine ait olması nedeniyle desteğinden yoksun kalanların tazminat talepleri de zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsımı dışındadır. 63. Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile; 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinin birinci cümlesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresi ve 92 nci maddesinin (i) bendinin iptaline, Kanun’un 90 ıncı maddesinin birinci cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...bu Kanun…” ve “…öngörülen usul ve esaslara tabidir.” ibareleri ile 92. maddenin (g) ve (h) bentleri, 93. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları,…” ibaresinin, 97 nci maddesinin birinci cümlesinin ve 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri,...” ibaresinin iptaline ilişkin itirazın da reddine karar vermiştir. 64. Uyuşmazlığın çözümü için Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz ret kararının Genel Şartlar açısından sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. 65. Anayasa Mahkemesince 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, ikinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin iptal edilmesinin ne anlama geldiğini ortaya koymak açısından 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinin hangi alanı düzenlediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. 66. Maddenin “Maddi ve manevi tazminat” olan yan başlığından da anlaşılacağı üzere bu madde sigortacının ödeyeceği tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Destekten yoksun kalma zararları 6098 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinde bedensel zararlar ise aynı Kanun'un 54 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Keza haksız fiil sorumlusu açısından tazminatın belirlenmesinin usul ve esasları 55 inci maddede, tazminattan indirim nedenleri ise 51 ve 52 nci maddelerinde düzenlenmiştir. 67. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde “Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir” tespitini yapmıştır. 68. Anayasa Mahkemesinin 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinde vermiş olduğu kısmi iptal kararı ile madde değişiklikten önceki hâline getirilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesinde 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesi ile değişiklik yapılmadan önce 01.06.2015 tarihine kadar 12.08.2003 tarihli Genel Şartlar uygulanmıştır. Zira Genel Şartların hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı 2918 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi değildir. 69. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının dayanağı olan 6102 sayılı Kanun'un 1425 inci maddesi, 5684 sayılı Kanun'un 11 inci ve 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddeleridir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, “Kanun’un 93. maddesinin birinci fıkrası, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının Bakanlıkça tespit edileceğini ve Resmî Gazete’de yayımlanacağını öngörmektedir. Bu itibarla kural ile yürütmeye düzenleyici nitelikte işlem yapma yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Öte yandan Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği öngörülen konularda da kanun koyucu temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakabilir. Yürütme organına böyle bir yetkinin tanınmış olmasının sebebinin ise zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin ana muhtevası niteliğindeki genel şartların Bakanlık tarafından belirlenmesini sağlamak suretiyle sözleşmenin güçlü tarafı olan sigorta şirketlerinin kendisi lehine olan sözleşme koşullarını dikte ettirmesinin önlenmesi olduğu görülmektedir” gerekçesi ile 2918 sayılı Kanun'un 93 üncü maddesinde yapılan itiraz iptal istemini reddetmiştir. 70. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde şu ifadelere de yer vermiştir: “Kural uyarınca sigortalının sorumluluk riski kapsamında değerlendirilemeyecek risklerden doğan tazminat taleplerinden dolayı zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketinden talepte bulunulamayacaktır. Mali sorumluluk sigortasının sigortalının kanundan doğan hukukî sorumluluğunu teminat altına almak amacıyla zorunlu kılındığı dikkate alındığında, sigortalının hukukî sorumluluğu kapsamında olmayan tazminat taleplerinden dolayı sigorta şirketinin de sorumlu tutulamamasının işin niteliği gereği olduğu anlaşılmaktadır. Sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigortası ile teminat altına aldığı riskler ile sınırlandırılması suretiyle ilgililerin, işletenin dahi sorumlu olmadığı tazminat taleplerini sigorta şirketine yöneltmelerinin önüne geçilmesinin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda esasen sigortalıdan talepte bulunması mümkün olmayan ilgililerin, sigorta şirketinden de talepte bulunamamasının Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiği söylenemez. Kuralın ilgililerin menfaatleri ile sigorta şirketinin menfaatleri arasında makul bir denge kurulmasını engelleyen bir yönünün bulunmadığı görülmektedir”. 71. Eldeki davada da; kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olan davacıların sürücü olan destekleri vefat etmiş; davacılar, destekten yoksun kalan sıfatıyla, desteğin kendi zorunlu malî sorumluluk sigortacısı olmadığından Güvence Hesabını hasım göstererek, destekten yoksun kalmaya dayalı tazminat isteminde bulunmuşlardır. 72. Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesi gereği, zorunlu malî sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dâhilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence Hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. 73. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91 inci maddesine göre sigortacı, işletenin 2918 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrasındaki motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bir başka anlatımla sigortacının motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o zarardan işleten sigortalının sorumlu olması gerekir. İşleten sigortalının sorumlu olmadığı bir zarardan sigortacıyı sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Davacıların kendi desteklerinin tam kusuru ile ölümüne neden olduğu olayda destekten yoksun kalma zararlarını işleten sigortalıya karşı nasıl ileri süremeyeceklerse sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. Bu nedenle zorunlu malî sorumluluk sigortacısının, sigortalı işletenden daha fazla bir sorumluluk altına girmesi mümkün değildir. 74. Sigortacı, kendisinden sigorta tazminatı talep edenlere karşı işletenin yapabileceği tüm savunmaları ileri sürebilir. Yani sigortalı işleten hangi oranda sorumlu ise sigortacıda aynı oranda sorumludur (S.,Ünan/ E.,Yazıcıoğlu: Sigorta Hukuku Sempozyumları, Ergüne, M.S.:Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, İstanbul 2018, s. 18 vd.). 75. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartların A.2 (d) bendinde sigortalının sorumlu olduğu zarar tanımında, A.3 üncü maddesinde sigortanın sorumluluk kapsamında ve A.5 inci maddesinin (ç) bendinde destekten yoksun kalma teminatı kapsamında sigortacının destekten yoksun kalma zararlarından sorumluluğunu motorlu araçların işletilmesi sonucu üçüncü kişinin ölümü ile sınırlandırılmış olması karşısında gerek işletenin kendisine karşı gerekse işleten adına hareket eden sürücünün işletene göre üçüncü kişi olmadığı göz önüne alındığında davacıların sigortacıdan destekten yoksun kalma zararlarını talep etmeleri mümkün görülmemektedir. 76. Ayrıca Genel Şartlar A.6 ncı maddesinin (d) bendinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri teminat kapsamı dışında tutulmuş olması karşısında davacıların desteklerinin sorumluluk riski kapsamında olmayan desteğin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olmadan kaynaklanan destekten yoksun kalma zararlarından sigortacı da sorumlu değildir. 77. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.04.2021 tarihli ve 2020/(17)4-191 Esas, 2021/514 Karar sayılı kararında da değinilmiştir. 78. O hâlde Mahkemece; sorumluluk hukukunun genel ilkeleri, karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortacısının Karayolları Trafik Kanunu’nda sınırları çizilen sorumluluk alanı ve 01.05.2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartların A.2 nci maddesinin (d) bendi, A.3 üncü maddesi, A.5 inci maddesinin (ç) bendi ve A.6 ncı maddesinin (d) bendi gereği davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. 79. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 80. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK’nın 373 üncü maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.02.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Vekalet veren (M), vekili (V)'yi azlettiğine dair bir noter belgesini (V)'ye göndermiştir. Ancak (V), bu azil belgesi kendisine ulaşmadan bir gün önce, (M) adına iyi niyetli üçüncü kişi (Ü) ile bir sözleşme yapmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (V)'nin yaptığı bu işlemin (M) açısından akıbeti nedir?

A) (M) azil iradesini gönderdiği anda sözleşme sona erdiği için (M)'yi bağlamaz.
B) (V) sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden (M) sorumlu olduğu için bu işlem (M)'yi bağlar.
C) İşlem (M)'yi bağlamaz, (V) (Ü)'ye karşı şahsen sorumlu olur.
D) İşlem ancak (Ü)'nün azli bilmesi durumunda geçerli olur.
E) İşlem askıda hükümsüzdür, (M)'nin onayına bağlıdır.