6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 474

Türk Borçlar Kanunu 474. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır. Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla belirlenmesini isteyebilir. b. İşsahibinin seçimlik hakları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

48 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/167 E., 2022/1675 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Türk Borçlar Kanunu’nun 474 ilâ 478. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yü
Hukuk Genel Kurulu         2020/167 E.  ,  2022/1675 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı ile imzaladığı 19.11.2013 tarihli sözleşme gereğince, ... AVM’nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma ve ışıklandırma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj işlerini üstlenerek tüm edimlerini yerine getirdiğini, sözleşmenin 4. maddesinde yazılı olan 25.000Euro (=68.105TL) avansı 20.11.2013 tarihinde ödeyen davalının sözleşmeyi tüm içeriği ve fiyatlandırması ile kabul ettiği hâlde, sonradan tek taraflı yaptırdığı ve müvekkilini bağlamayan delil tespit raporundaki fiyatlandırmayı esas aldığını, müvekkili tarafından tüm sistemin eksiksiz, ayıpsız ve çalışır vaziyette fiilen teslim edilmesine rağmen davalının yapılan işlerin ayıplı olduğu gerekçesiyle teslim almaktan kaçınarak sözleşme gereği ödenmesi gereken bakiye 35.609Euro borcunu ödemediğini, bunun üzerine müvekkilinin ... İcra Müdürlüğünün 2013/31688 E. sayılı dosyasında davalı aleyhine 35.609Euronun ödeme tarihindeki TCMB kurundan TL karşılığı 106.196,72TL’nin tahsili için icra takibi başlattığını, ancak davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini, eldeki davanın icra takibindeki TL değerinden davalının en son ödediği 1.544,50TL düşüldükten sonra kalan 104.652,22TL üzerinden açıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla itirazın iptali ile takibin devamına, %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 19.11.2013 tarihli sözleşme gereğince davacıya 25.000Euro’ya karşılık gelen TL’nin ödendiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığını, davacının görsel olarak kusursuz bir sunum yapıp aynı ürünleri getirip uygulayacağını taahhüt etmesi üzerine sözleşmenin bu sunumlar eklenerek imzalandığını, ancak davacının kalite ve görsel güzellik açısından çok daha düşük ürünler getirerek müvekkilini aldattığını, yılbaşına kısıtlı süre kalmasından faydalanarak ayıplı ürünlerin montajını yapmaya başladığını, davalı şirket yetkililerinin derhal şifahi olarak ve e-mail yoluyla sözleşmeye aykırı ürünlerin iade alınmasını, düşük kaliteli ürünlerden dolayı da indirim yapılmasını davacıya bildirdiğini, davacı tarafından iç cephe süslemelerin sözleşmeye uygun olmadığının kabul edilmesi üzerine müvekkilinin bu ürünleri davacının gelip iade alması için deposuna kaldırdığını, dış cephe ürünlerde ise davacı tarafından üzerinde çalışma yapılıp daha etkili olduğu iddia edilerek takılan yuvarlak objelerin kalite, görüntü ve maliyet açısından düşük ve sözleşmeye aykırı olmasından dolayı davacıdan ayıp oranında bedel indirimi talep edildiğini, müvekkilinin ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/156 D. İş sayılı dosyasında yaptırdığı tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda da ayıpların tespit edildiğini, davacının imalatı 06.12.2013 tarihinde teslim ettiğini, ancak taahhüt edilenden farklı ve sözleşmeye aykırı ürünler için düzenlediği 16.12.2013 tarihli faturanın müvekkili tarafından haklı olarak iade edildiğini, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini ve davacının %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/984 E., 2016/174 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında davalıya ait AVM’nin yılbaşı sebebiyle ışıklandırma suretiyle süslenmesine yönelik sözleşme imzalandığı, sözleşme gereğince ürünlerin genel olarak temin edilip montajının yapıldığı, özellikle dış cephe süslemeleri ile iç mekândaki diğer ürünlerde sorun bulunmadığı, temassızlık vs. nedeniyle yanmayan birkaç led ışıklandırmasının garanti kapsamında giderilmesinin mümkün olduğu ve ayıp olarak nitelendirilemeyeceği, bu ürünler yönünden edimlerin sözleşme koşullarına uygun olarak yerine getirildiği, bu konuda tespit raporu ile yargılama aşamasında alınan raporların birbirini teyit ettiği, iç mekânda kullanılması öngörülen otuz dört adet süslemenin model numarası olarak siparişe uygun olduğu, ancak davalıya gösterilen katalog görüntüsünde kısmen farklılıklar bulunduğu, sözleşmede kullanılan topların sayısı ve yoğunluğunun yetersiz olduğu, her iki bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere bu eksikliğin üründen faydalanmayı imkânsız hâle getirmediği, basit nitelikli ve esaslı olmayan bu noksanlığın oran olarak %15 seviyesinde olduğu, raporda belirlenen bu orana göre yapılan hesaplama ve davalı tarafından ödenen 25.000Euro’nun mahsubu sonucu davacının 33.096,01Euro karşılığı 98.947,14TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibin 98.947,14TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, davalının 06.01.2014 tarihinde ödediği 1.544,50TL’nin infaz sırasında icra müdürlüğünce gözetilmesine, alacak likid olmadığından icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 19.06.2017 tarihli ve 2016/3522 E., 2017/2597 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davacı yüklenici davalı iş sahibidir. 19.11.2013 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacı yüklenici ... AVM'nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerini üstlenmiştir. Davacı yüklenicinin tamamlayıp teslim ettiği imalâtlardan iç mekan dekoratif tavan süslemeleri ile ilgili 34 adet ürünün ayıplı olup bu ayıpların niteliği gereği basit kusurlar olduğundan %15 bedel indirimi gerektirdiği hükme esas alınan 2. bilirkişi kurulu raporunda kabul edilerek buna göre indirimi gereken bedel hesaplanmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunun 9. sayfa 7/1. maddesinde dış aydınlatma ile ilgili 4 adet cins ve numaraları belirtilen aydınlatma sistemlerinin çalışmadığı, ürünlerde saptanan bu arızaların kablo bağlantı soketlerindeki temassızlık veya soket, kablo gibi komperantlardaki bozukluk sebebiyle olabileceği, davacı tarafın yükümlülüğündeki garanti şartları kapsamında 2 yıllık garanti süresi içinde arızanın davacı tarafından giderilmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmekle birlikte davacı tarafça bu arızalar giderilmemesine rağmen arıza ve ayıpların giderim bedeli hesaplanıp yüklenici alacağından düşülmemiştir. Bu durumda mahkemece hükme esas raporu düzenleyen 2. bilirkişi kurulundan raporlarının 9. sayfa 7/1. maddesinde belirttikleri bozuk ve ayıplı olup davacı tarafından garanti kapsamında giderilmesi gerektiği halde giderilmeyen 1 adet 1,2 m kırmızı tam daire (NS-PRO RING I20), 1 adet 1,9 m kırmızı yarım daire (NS-PRO YARIM RING), 1 adet 1,2 m beyaz tam daire (NS-PRO RING I20), 1 adet 1,5 m beyaz tam daire (NS-PRO RING I50) şeklinde taraf edilen ürünlerdeki ayıpların giderim bedellerinin dava tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiçleri ile alınacak gerekçeli ve denetime elverişli ek raporla hesaplattırılıp, bulunacak dış aydınlatma sistemindeki ayıpların giderim bedelinin de yüklenicinin bozmadan önce verilen kararda kabul edilen alacağından düşülerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.05.2019 tarihli ve 2018/1066 E., 2019/381 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında dosyada bulunan teknik bilirkişi raporlarının tamamında dış mekândaki dört adet ürünün yanmamasının davacının ayıplı teslimi sayılmadığı, aksine teslimden çok sonra ortaya çıkan basit temassızlık sayılabilecek ve garanti kapsamında yaptırılma imkânı olan durum olduğunun bildirildiği, davalı iş sahibinin işi teslim aldığı tarihten dava tarihine kadar davacıya yaptığı tüm ayıp ihbarlarının sadece iç mekân aydınlatmaların sözleşmeye uygun teslim edilmediği, dış mekân aydınlatmalarda ise istenen görselliğin verilmediği ve istek dışı maliyeti artıran flashlı ışık takıldığı şeklinde olduğu, istenen görselliğin verilmediği şeklindeki iddianın itibar edilen raporda ayıplı teslimden kaynaklanan bir durum olmayıp ışıkların bina yüzeyindeki duruşu ve binanın şeklinden/renginden kaynaklandığının belirtildiği, eldeki davada keşif yapılıp bilirkişi raporu hazırlanana kadarki aşamada hiçbir ayıp ihbarında bulunmamasının bu dört adet ürünün davalıya çalışır vaziyette teslim edildiğinin aslında davalının da kabulünde olduğunu gösterdiği, sonradan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi elektrik tesisatı soket bağlantısındaki temassızlık, kablo arızası veya ampul arızası vb. basit bir nedenle tespit gününde iki tanesinin ve aynı neden yanında davalının sisteme müdahalesi ve eklemeleri nedeniyle de keşif gününde dört tanesinin yanmadığı, bu durumun hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayıplı teslim olarak değerlendirilmediği, garanti süresi dolmadığından davacıya arızanın garanti kapsamında tamir ettirilebileceğinin belirtildiği, davalının ise bu sorunla ilgili garanti kapsamında davacıya herhangi bir başvurusu veya ayıp ihbarının bulunmadığı, dört adet dış mekân üründen dolayı davacı alacağından ayıp giderim bedeli indirilmesinin mevcut hukukî durum ve teknik tespitlere aykırı olacağı, davacı vekilince bozma sonrasında hükmün yabancı para cinsinden kurulmasına ilişkin talebinin hem takibin TL cinsinden başlatılması ve itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı olması, hem de direnme kararında hükmün değiştirilmesinin hukuken mümkün olmaması nedeniyle kabul edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, taraflar arasında imzalanan 19.11.2013 tarihli sözleşme ile ... AVM’nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerini üstlenen davacı yüklenicinin dış mekân aydınlatma sisteminde kapı sütunlarında bulunan, cins ve numaraları belli bir adet yarım daire ile üç adet tam daireden oluşan dört adet ürünü sözleşmeye uygun olarak sağlam ve çalışır vaziyette davalıya teslim edip etmediği, anılan dört adet dış mekân aydınlatma ürününün ayıplı olup olmadığı, mahkemece yapılan yargılama aşamasında ikinci bilirkişi heyeti tarafından düzenlenip hükme esas alınan 21.12.2015 tarihli raporun dokuzuncu sayfasında yer alan 7/1. maddesinde çalışmadığı tespit edilen dört adet üründeki arızanın davalı iş sahibinin müdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, ayıbın varlığı hâlinde davalının dış mekân aydınlatma sistemindeki dört adet ürünün çalışmadığına dair garanti kapsamında davacıya herhangi bir başvurunun veya ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma kararında açıklanan şekilde gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınarak ayıpların giderim bedellerinin dava tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiçlerine göre hesaplattırılıp, bulunacak ayıp giderim bedelinin önceki kararda hükmedilen davacı alacağından düşülmesi suretiyle hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle borç doğuran sözleşmelerden birisi olan ve tam iki tarafa borç yükleyen “Eser sözleşmesi” hükümlerine değinmek gerekir. 13. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde; “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. 14. Eser sözleşmesi iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. 15. Türk Hukuk Lûgatında da “eser sözleşmesi” kısaca “Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 353). 16. Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Eser sözleşmesinin yapıldığı anda başlayan özen borcu, işin eksiksiz ve ayıpsız tamamlanmasına kadar devam eder. Hatta, tamamlanan eserin iş sahibine teslim edilene kadar korunması yükümlülüğü de aslında bir özen borcudur. Eserin iş sahibine tesliminden sonra özen borcu, TBK’nın 475. maddesi gereğince “ayıp sebebiyle sorumluluk” şeklinde sonuç sorumluluğuna dönüşmektedir. 17. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. 18. Türk Borçlar Kanunu’nun 474 ilâ 478. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir. 19. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir. 20. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır. 21. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır. 22. Türk Borçlar Kanunu’nun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. İş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imâl edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, TBK’nın 474/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, TBK’nın 477/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur. 23. Gizli ayıplarla ilgili TBK’nın 474/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak TBK’nın 477/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir. 24. Türk Borçlar Kanunu’nda eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde, aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dâhi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir. 25. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları TBK’nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir. 26. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarihli ve 2019/(15)6-6 E., 2022/775 K.; 04.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-1102 E., 2021/1337 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 27. Öte yandan bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna da değinmekte fayda vardır. 28. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164). 29. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. 30. Aynı Kanun’un 281. maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir. 31. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. 32. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281/2. maddesine göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir. 33. Tüm bu açıklamalar ışığında davacı yüklenici tarafından 19.11.2013 tarihli sözleşme uyarınca dava konusu “...” isimli alışveriş merkezinin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerinin gerçekleştirildiği somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilince dosyaya sunulan ve işin teslim edildiği 12.12.2013 tarihinde çekilmiş olan fotoğraflarda dış mekân aydınlatma sisteminde kapı sütunlarında bulunan, cins ve numaraları belli bir adet yarım daire ile üç adet tam daireden oluşan dört adet ürünün yanmakta olduğu, bu ürünlerle ilgili davalı iş sahibinin davadan önce ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/156 D. İş sayılı dosyasında yaptırdığı tespit sonucu hazırlanan 29.12.2013 tarihli (30.12.2013 havale tarihli) tespit raporunun ikinci sayfasında Resim-2’de dört adet üründen ikisinin yanar vaziyette olduğu görülmektedir. 34. Anılan bu olgulardan davacının dış mekân aydınlatma sisteminde ayıplı olduğu ileri sürülen dört adet ürünü 12.12.2013 tarihinde sözleşmeye uygun olarak sağlam ve çalışır vaziyette davalıya teslim ettiği sonucuna varılmaktadır. 35. Diğer taraftan her ne kadar Özel Daire bozma kararının dayanağı olup hükme esas alınan ve teslim tarihinden yaklaşık yirmi iki ay sonra 09.11.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu ikinci bilirkişi heyetince düzenlenen 21.12.2015 tarihli raporun dokuzuncu sayfasının 7/1. maddesinde uyuşmazlığa konu dört adet ürünün bozuk ve ayıplı olduğu, ayıpların davacı tarafından garanti kapsamında giderilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; aynı raporun genel değerlendirme başlıklı bölümünün on birinci sayfasının beşinci paragrafında dış mekânda kullanılmak üzere davacı tarafından temin edilerek montajı yapılan imalatların eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edildiği tespitine yer verilmiş, yine raporun sonuç bölümünün bir numaralı maddesinde davacı tarafından satılan ve montajı yapılan dış mekân ürünlerin tümünün sözleşmeye uygun, tam ve eksiksiz olduğu, ayıp nedeniyle indirim yapılmasını gerektiren şartların bulunmadığı görüşü bildirilmiştir. 36. Ayrıca dosya kapsamında bulunan fotoğraflardan dış mekândaki ürünlerin tümünün 12.12.2013 tarihinde yanar vaziyette teslim edilmesinden sonra davalının “14 Şubat Sevgililer Günü” nedeniyle davacının taktığı ürünler üzerinde oynama ve eklemeler yaparak konsepti değiştirdiği, sonrasında da davacıdan habersiz şekilde değişiklikler yaparak üzerlerine kalp şeklinde objeler taktığı görüldüğünden, bilirkişi heyetince 09.11.2015 tarihinde yapılan keşifte çalışmadığı tespit edilen dört adet ürünün yanmamasına davalının kendi müdahalesinin neden olma ihtimalinin bulunduğu ve ayıpların davalı iş sahibinin kullanımından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. 37. Netice itibariyle; mahkemece davacının teslim ettiği ürünlerde ayıp bulunmadığı, Özel Daire bozma kararına esas alınan ve işin tesliminden yaklaşık yirmi iki ay sonra yapılan keşif sonucu tanzim edilen raporda saptanan ayıpların davalının kullanım hatası ve müdahalesi sonucunda oluşma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle verilen direnme kararı doğrudur. 38. Hâl böyle olunca ilk derece mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olup, yerindedir. 39. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin hükmedilen miktara yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme kararı yerinde ve uygun bulunduğundan davalı vekilinin hükmedilen miktara yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2022/4003 E., 2024/1430 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470-486 maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2022/4003 E.  ,  2024/1430 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/950 E., 2022/470 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/103 E., 2021/57 K. Taraflar arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı ayıbın giderilmesi isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı şirket ve davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı şirketçe yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ... ile davalı şirket arasında müvekkiline ait Bilecik ili Merkez ... Mah. 111 ada 2 no.lu parsel üzerine inşaat yapılması hususunda 10.05.2013 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, müteahhit şirketin inşaata başlayamaması üzerine davalı ... isimli şahsın gelerek Bilecik Noterliği'nin 22.04.2014 tarih 4859 yevmiye no.lu ek sözleşme ile kişisel mal varlığıyla kat karşılığı inşaat sözleşmesine kefil olduğunu, davalıların taşınmaz üzerinde hafriyat yaparak iksa işlemi uyguladıklarını, taşınmazdaki mevcut derinliği dahada derinleştirdiklerini, ancak inşaata başlamadıklarını, bir süre sonra belediyenin 25.05.2017 tarihinde davacıya yazı gönderdiğini, iksa ruhsatına istinaden yapılan iksa işleminin bir yıllık süresinin dolduğunu, can ve mal güvenliği tehlikesi bulunduğunu, gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin bildirildiğini, bunu davalılara bildirdiklerini, ama davalıların cevap vermediklerini, bir işlem yapmadıklarını, mevcut kayma riskinin giderilmesi için gerekli tedbirlerin davalılar tarafından alınması gerektiğini ileri sürerek parseldeki mevcut kayma riskinin giderilmesi için bilirkişiler tarafından tespit edilecek gerekli tedbirlerin davalılar tarafından alınmasına ve bunun için davalılara uygun bir süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar, davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüklenicinin yerin fiziki koşullarını iyileştirici ve güvenliği sağlayıcı yeterli önlemi almadığı, inşaata devam etmeyerek mevcut yerde kayma tehlikesine neden olduğu, bu hususun davacı tarafından dosyaya sunulan belgeler ile ortaya konduğu, dava konusu yerin mevcut konumu itibarıyla olası bir toprak kayması durumunda hem mal hem can kaybına sebebiyet verebileceği, basiretli yüklenici olması beklenen davalıların iş bu tehlike durumunu işverene bildirdiğine ilişkin her hangi bir bilgi veya belgenin bulunmadığı, bilirkişi raporlarında kayma hareketinin hali hazırda bulunduğunun, dayanım süresinin maksimum iki yıllık olduğunun geçici iksaların ömrünün dolduğunun fakat henüz inşaata başlanmadığının, dava konusu yer üzerindeki dolgunun söz konusu kayma tehlikesini önlemeye yetmeyeceğinin, ivedi şekilde yeni ilave iksalar ile desteklemenin güçlendirilmesi ve inşaatın hemen tamamlanması ile iksa ve bina arasına dolgunun yapılması gerektiğinin belirtildiği, davacıların talebinin ilave iksalar (fore kazık vb) ile önlemin alınması olduğu, davalıların iş bu tedbirleri almakla yükümlü oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne, 27.10.2020 havale tarihli kök rapor ile 24.12.2020 havale tarihli ek rapor doğrultusunda Bilecik İli Merkez İlçesi ... Mahallesi 111 ada 2 nolu parsel üzerinde ilave iksalar tesis edilerek kayma riskine karşı önlem alınmasına, gerekli işlemlerin davalılar tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket ve davalı asil istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar istinaf dilekçesinde; İTÜ'den aldıkları raporda dolgu yapılmasının doğru olmadığının belirtildiğini, ikinci bilirkişi raporunun da bunu desteklediğini, davacı tarafın ilk aldırdığı raporla yapı ruhsatı almalarının engellendiğini, haksız olarak sözleşmelerin fesih edilmeye çalışıldığını, kazanılmış olan hakları bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'e kararın 13.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, istinaf başvurusunun 08.03.2021 tarihinde yapıldığı, bu davalı yönünden istinaf süresinin geçtiği, tüm bilirkişi raporlarıyla davalı yüklenicinin yaptığı inşaatın ayıplı olduğu, ayıbı gidermekle sorumlu bulunduğu, yeterli önlemi almadığı, inşaata devam etmeyerek mevcut yerde kayma tehlikesine neden olduğu, yapılması gereken iş ve işlemlerin davalı yüklenicinin sorumluluğunda kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalı şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ...'in istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ...'in istinaf başvurusunun süresinde olduğunu, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan ayıbın giderilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470-486 maddeleri. 3-Değerlendirme 1. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içersinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır. 2. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan Bilecik Noterliği'ne ait 10.05.2013 tarih 5850 yevmiye nolu düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve bu sözleşmeye hükümlerini düzeltmek amacıyla imzalanan 22.04.2014 tarihli sözleşmede, davacı arsa sahibi, davalı şirket yüklenici, davalı ... ise sözleşmelerden dolayı şahsi malvarlığıyla sorumlu olan kişidir. 3. Mahkemece her ne kadar 27.10.2020 havale tarihli kök rapor ile 24.12.2020 havale tarihli ek rapor doğrultusunda Bilecik İli Merkez İlçesi ... Mahallesi 111 ada 2 no.lu parsel üzerinde ilave iksalar tesis edilerek kayma riskine karşı önlem alınmasına, gerekli işlemlerin davalılar tarafından yapılmasına karar verilmişse de, 6100 sayılı HMK'nın 297 maddesine aykırı şekilde infazı kabil olmayan hüküm kurulmuştur. 4. Bu durumda mahkemece; HMK'nın 31. maddesindeki hakimin davayı aydınlatma görevi gereği, davacıya TBK'nın 475. maddesi çerçevesinde dava dilekçesindeki taleplerinin açıklattırılıp belirlenen talebe göre infazda tereddüt yaratmayacak şekilde bir karar verilmesi gerekirken, infazı kabul olmayacak şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Bozma nedenine göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek halinde iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/2248 E., 2023/5905 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ğı, otopark alanına ilişkin ihtarın 28.11.2017 tarihinde davalılara bildirildiği, taşınmazda bilirkişi incelemesi ile de tespit edilen ve açık ayıp niteliğinde olduğu anlaşılan yeterli otopark alanının sunulmadığına ilişkin ayıp iddiasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 474 ve 477 nci maddeleri dikkate alındığında süresi içerisinde yapılmadığı, bu nedenle ayıbın örtülü ola
11. Hukuk Dairesi         2022/2248 E.  ,  2023/5905 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dükkan nitelikli bir taşınmazı 6.000.000,00 TL bedelle 02.07.2014 tarihinde davalılardan satış suretiyle edindiğini, davalı Cathay İnşaat... A.Ş’nin satış aşamasında müvekkiline dava konusu taşınmazın 36 araçlık park yerinin mevcut olduğunu beyan ettiğini, buna ilişkin olarak belediyeye sundukları mimari proje ve evrakları müvekkiline e-posta ile göndererek bunun gerçekleştireceklerini taahhüt ettiklerini, kaldı ki bu taahhüdün aynı zamanda yasal bir zorunluluk olduğunu, zira ilgili yönetmelik maddeleri uyarınca ticari amaçlı kullanılan alanlarda her 50 m2’ye 1 otopark alanı tahsis edilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın bulunduğu projeye göre bu şartın sağlandığını ancak fiili durumda gerek davalıların projede otopark olarak ayırdıkları alanları farklı amaçlara özgülemeleri, gerek projedeki elverişsizlikler ve gerekse yönetim planına konulan düzenlemelerle dava konusu taşınmaza en az 36 araçlık otopark alanı tahsis edilmesinin fiziken imkansız kılındığını, taşınmaz işlek bir caddeye cepheli olsa da otopark alanı olmadığı için kıymetinden ve getirisinde maddi kayıplara uğradığını, müvekkili taşınmazı satın aldığında otopark yerleri ve konut projelerinin henüz inşaat aşamasında olduğunu, bu nedenle ayıbın tespiti ve ihbarının mümkün olmadığını, satın alındıktan yaklaşık 2 yıl sonra inşaatın tamamlandığını ve müvekkili kiracısının açık otopark alanlarının eksik olduğunu ve kapalı otopark alanlarından ise yönetim planı hükümleri nedeniyle yararlanılamadığını müvekkiline bildirdiğini, bunun üzerine müvekkilinin önce şifahen sonra e-posta ile davalı Cathay İnşaat... A.Ş.'ye bildirimde bulunduğunu, son çare olarak da ihtarname gönderildiğini, ayrıca davalı Cathay İnşaat... A.Ş.’nin ağır kusurlu yüklenici olması nedeniyle ayıp ihbar sürelerinden yararlanamayacağını, davalılara 36 araçlık yer tahsis edilmesi yönünde gönderilen ihtarnameden sonuç alınamadığını, bu nedenle müvekkilinin satış bedelinden indirim isteme seçimlik hakkını kullanmak istediğini ileri sürerek şimdilik 100.000,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Cathay İnş. San. ve Gayrimenkul Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin projeyi imal eden ve geliştiren şirket olarak üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirerek mevzuata ve projeye uygun şekilde otopark alanlarını belirlediğini, davacının taşınmazı projeden değil tamamlanmış haliyle görerek ve inceleyerek satın aldığını, taşınmazın satış anındaki durumuyla eksiksiz teslim edildiğini, satıştan çok sonra doğan ve yönetimden kaynaklanan sebeplerle taşınmaza ait otoparkın kullanılmamasının sorumluluğunun müvekkiline yükletilemeyeceğini, ayrıca B2 katında yer alan 484 m2 büyüklüğündeki sığınak alanının barış zamanlarında otopark alanı olarak kullanılarak ilave park yeri kazanılabildiğini, projede yer alan konutların kapalı garaj alanlarının tamamını kullanmakta ve dükkanları istifade ettirmemekte olduklarını, dolayısıyla davacının ayıp iddiasını müvekkiline yöneltemeyeceğini, davacının yasal sürede ayıp ihbarında da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı İris İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, taşınmazın yapım ve inşasının diğer davalı şirket tarafından yapıldığını, davacının taşınmazı, yapım işlerinin tamamlanmasından sonra satın aldığını, davacının yasal sürede ayıp ihbarında bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı ..., davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının taşınmazı 02.07.2014 tarihinde tamamlanmış haliyle tapudan satış suretiyle aldığı, otopark alanına ilişkin ihtarın 28.11.2017 tarihinde davalılara bildirildiği, taşınmazda bilirkişi incelemesi ile de tespit edilen ve açık ayıp niteliğinde olduğu anlaşılan yeterli otopark alanının sunulmadığına ilişkin ayıp iddiasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 474 ve 477 nci maddeleri dikkate alındığında süresi içerisinde yapılmadığı, bu nedenle ayıbın örtülü olarak kabul etmiş sayıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 474 üncü maddesi yerine 246 ıncı maddesi atfıyla 225 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiğini, davalıların hem eseri meydana getiren yüklenici sıfatına hem de taşınmazın yönetim planını hazırlayıp tapuya tescil eden sıfatına haiz olduklarını, taşınmaz meydana getirilirken açık otopark alanındaki imkansızlığın yönetim planında yapılacak düzenlemelerle kapalı otoparktan dükkanları da faydalandırarak en aza indirgenmesi mümkün iken tam tersi yönde bir kararla kapalı otoparkı dükkanların kullanımına kapatarak kusurlu davranışlarını katladıklarını, bilirkişi incelemesi sonucu açık ayıp olduğunun tespit edildiğini, davalılar eksik yaptıkları işi bilmelerine rağmen üzerine bir de bu eksik işi telafi edebilecekleri imkanları ortadan kaldırdıklarını, dolayısıyla ağır kusurlu olduklarını, ağır kusur halinde ayıp ihbar sürelerine uyulmadığının ileri sürülemeyeceğini, ayıp bildiriminin yapıldığı tarih olarak 28.11.2017 tarihli ihtarname tarihinin kabul edilmesinin doğru olmadığını, müvekkilinin otopark yetersizliği hakkındaki şikayetlerini şifahen davalılardan "Cathay İnşaat" yetkilileriyle görüştüğünü ve buna karşılık davalı Cathay İnşaatın da 12.05.2017 tarihinde müvekkiline bir elektronik posta gönderdiğini, dolayısıyla tarafların ihtarname öncesinde de bir iletişim içinde olduklarını, müvekkilinin elektronik yazışma çıktısıyla bu ihbarı yaptığını ispatladığını belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece dava konusu taşınmazın mimari projesinde belirtilen sayıda otopark inşa edilmediği açık ise de, davacı tarafça taşınmaz satın alınırken bu hususun tespiti mümkün olduğuna göre, ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, taşınmaz satın alınırken davacının kandırıldığı (iğfal edildiği) yönünde bir delile de rastlanılmadığından davalı tarafın ağır kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği, davacı beyanlarından taraflar arasındaki e-posta yazışmalarının en erken 2017 yılı Mayıs ayı başında başladığı, davalı tarafça 12.05.2017 tarihli e-posta ile davacıya bu hususta cevap verildiği, bu itibarla 6102 sayılı Kanun' un 23 üncü maddesinin birinci fıkrası c bendi uyarınca yasal sürede ayıp ihbarında bulunmayan davacının taşınmazı ayıplı hali ile kabul ettiği, davacının satıştan sonra oluşturulan yönetim planı nedeniyle zarar iddiasına ilişkin olarak ise sulh hukuk mahkemesinde dava açma hakkının saklı olduğu, ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu ancak uyuşmazlığın çözümünde eser sözleşmesi yerine satış sözleşmesi hükümleri uygulanması gerekmekte olup bu şekilde hükmün gerekçesinde değişiklik yapılmış olacağı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden kabulüne, kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlıkta 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiğini, sevk maddesi olarak yanlış kanun maddesinin kullanılmasının davacının zararının katlanılmasına sebebiyet verdiğini, ayıp ihbarının yazılı olarak yapılmasının hukuki zorunluluk olmadığını, tarafların ihtarname ve e-posta öncesinde de görüştüklerini bu nedenle ayıp ihbarı tespitinin hatalı olduğunu, davalılarıın istinaf kanun yoluna başvurmamasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hüküm ile davalılar lehine karar tarihi itibari ile tekrardan vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ayıplı satış nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/1102 E., 2021/1337 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi (TBK’nın 474/1. maddesi) gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle ge
Hukuk Genel Kurulu         2018/1102 E.  ,  2021/1337 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 15.06.2011 tarihinde imzalanan sözleşmeye göre müvekkiline ait konutun iç dizayn, mimarlık ve düzenleme işleri ile tadilat vs. işlerini üstlenen davalıya sözleşme bedeli olarak 60.000TL’nin tamamının ödendiğini, ancak eksik ve ayıplı işler bulunduğunu, müvekkilinin Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/61 D. iş sayılı dosyasında yaptırdığı tespit sonucu alınan raporda eksik ve ayıplı işlerin toplam bedelinin 9.320TL+KDV olarak belirlendiğini, tespit raporunda saptanan eksik ve ayıplı işlerin davalı tarafından giderilmediğini, bunun üzerine ayıplı işlerin giderim bedelinin tahsili için davalı aleyhine başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20’den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin sözleşme konusu edimlerini eksiksiz olarak yerine getirip taşınmazı 15.08.2011 tarihinde teslim ettiğini, davacının teslim tarihinden yaklaşık yedi ay sonra yaptırdığı tespit raporuna itiraz ettiklerini, ayıpların kullanımdan kaynaklandığını, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını ve müvekkilinin sorumluluğunun ortadan kalktığını belirterek davanın reddi ile %20 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsili gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2013/189 E., 2015/240 K. sayılı kararı ile; sözleşme konusu taşınmazın 15.08.2011 tarihinde teslim edilmesine rağmen 28.03.2012 tarihinde tespit yaptıran davacının açık ayıplarla ilgili süresi içinde ayıp ihbarını yaptığını kanıtlayamadığı, davalının da ayıp ihbarında bulunulmadığını savunduğu, davacı iş sahibinin açık ayıptan kaynaklanan haklarını kullanmasının mümkün olmadığı, buna karşılık davacının gizli ayıplarla ilgili 28.03.2012 tarihinde yaptırdığı tespit raporu davalıya tebliğ edildiğinden davalının gizli ayıplardan sorumlu olduğu, bilirkişi ...’nun düzenlediği 21.08.2014 tarihli birinci bilirkişi raporunda gizli ayıplı işlerin tek tek açıklandığı ve raporun beşinci sayfasında gizli ayıpların giderilmesi için gerekli olan tutarın 2.829,64TL hesaplandığı, inşaat mühendisi bilirkişi ... ve mimar bilirkişi ... tarafından düzenlenen ikinci bilirkişi heyeti raporunda ise gizli ayıp işlerin toplam bedelinin 2.450TL hesaplandığı, molozların atılması ile birlikte ayıpların giderilmesi için gereken miktarın 2.800TL belirlendiği, her iki bilirkişi raporunda hesaplanan miktarlar birbirine çok yakın olduğundan çelişkinin giderilmesi için üçüncü kez keşfe gidilmesinin ve bilirkişi kurulundan rapor alınmasının usul ekonomisine aykırı olacağı, gizli ayıpların giderilmesi için gerekli işçiliğin ayrı olarak hesaplandığı bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporun, ikinci bilirkişi raporuna üstün tutularak gizli ayıplar ve bu ayıpların giderilmesi için gerekli tutarın 2.829,64TL olduğunun kabul edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davalının itirazının kısmen iptali ile, takibin 2.829,64TL asıl alacak ve takip tarihinden itibaren %9 ve değişen oranlarda yasal faiz üzerinden devamına, fazlaya ilişkin 8.167,96TL asıl alacak isteminin reddine, alacak likit olmayıp yargılama ile belirlendiğinden davacının icra inkâr tazminatı talebinin ve davacının kötü niyetli olarak takip yaptığı kanıtlanamadığından da davalının kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 20.12.2017 tarihli ve 2016/3487 E., 2017/4503 K. sayılı kararı ile; “…Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıp giderim bedelinin tahsili istemiyle başlatılan takibe yönelik itirazın iptâline ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm taraf vekillerince temyiz olunmuştur. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davacı; davalı ile aralarında kendisine ait konutun iç dizayn, mimarlık ve düzenleme işlerinin yapımı konusunda anlaşma bulunduğunu, davalıya sözleşme bedelinin ödendiğini, ancak sözleşmeye aykırı yapılan işlerin davalıya bildirildiği halde düzeltilmediğini belirterek, delil tespiti neticesi belirlenen alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptâli talebinde bulunmuş, davalı; ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını ve söz konusu ayıplarda müvekkilinin bir sorumluluğu bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece gizli ayıpların giderilmesi için gerekli tutar 2.829,64 TL olarak kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu anlaşmazlık konusu değildir. Davacı iş sahibi ayıp giderim bedelinin tahsilini talip etmiş davalı ise ayıp ihbarının yapılmadığını bildirmiştir. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, sözleşme ve teslim tarihine göre uygulanması gereken 818 sayılı mülgâ BK’nın 359-363 maddeleri arasında düzenlenmiştir. 818 sayılı BK’nın 360. maddesi ayıbı işin kusurlu olması veya sözleşmeye aykırı bulunması olarak tanımlamıştır. Ayıp imâl edilen eserde veya malda, sözleşme ve ekleri ile iş sahibinin beklediği amaca ve dürüstlük kurallarına göre bulunması gereken vasıfların bulunmaması, bulunmaması gereken vasıfların ise bulunmasıdır. Şayet imâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 360. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 360. maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları sözleşmeden dönme, bedelden indirim yapılmasını veya ayıbın giderilmesini talep etme haklarıdır. Diğer taraftan ayıbın varlığını ihbar şekil koşuluna bağlı olmayıp tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Açık ayıp, eserde dikkatli bir inceleme sonunda görülebilen ve anlaşılabilen bozuklukları, gizli ayıp ise dikkatli bir inceleme ile ortaya çıkmayan ve sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıpları ifade eder. Yüklenicinin açık ayıplar nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için teslimden itibaren makul sürede (işlerin olağan akışına göre geç sayılmayacak bir zaman süreci içinde) eserin muayenesini yaptırıp varsa ayıplarını ihbar etmesi gerekir (BK. md. 359). Aksi halde yüklenici (doğrusu iş sahibi) ihtirâzi kayıtsız eseri kabul etmiş sayılacağından ayıba bağlı hakları yitirir (BK. Md. 362). Sonradan ortaya çıkan gizli ayıpların da ayıba vakıf olunur olunmaz derhal bildirilmesi gerekir. Aksi halde iş sahibi eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılır ve ayıba bağlı hakları düşer (BK. Md. 362). Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece dinlenilen davacı tanığı ... anlatımında ayıp ihbarında bulunulduğunu bildirdiğine göre, ayıp ihbarının yapılması maddi vakıa niteliğinde olup Dairemiz uygulama ve içtihatlarına göre tanıkla bu husus kanıtlanabileceğinden ve tanığın bu ifadesi dosya kapsamına da uygun olup, akabinde davacı iş sahibince delil tespiti yaptırıldığına göre gerek açık ayıplar gerekse gizli ayıplar yönünden ayıpların giderim bedelinin makul sürede hesaplanıp hüküm altına alınması zorunludur. Öte yandan hükme esas alınan birinci raporda ve daha sonra alınan ikinci raporda bir kısım imalât kalemleri de tamamlandığından bahisle hesaba katılmamıştır. Oysa tespitteki bulgular nazara alınarak ayıp giderim bedelinin hesaplanması zorunludur. Bu nedenle mahkemece yapılacak iş; ikinci bilirkişi kurulundan ek rapor almak suretiyle tespitteki bulgular gözetilerek, burada belirtilen imalat kalemleri yönünden tespit tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiciyle hesaplattırılıp, KDV ilave edilmeden bulunacak bedel yönünden itirazın iptâline karar vermekten ibaret olmalıdır. Mahkemece bu hususlar gözetilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul Anadolu 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.03.2018 tarihli ve 2018/66 E., 2018/51 K. sayılı kararı ile; davacı tanığı ...’nun beyanına göre açık ayıplar ile eksik işlerin davalıya bildirildiği, ancak tanığın davacının eşi olduğu ve davacının açık ayıpları davalıya bildirdiğine ilişkin başka delil göstermediği, davalı tanıklarının ise davalının dışarıdan iş yaptırdığı kişiler olduğu, bu nedenle davalı tanık beyanlarının, davacı tanığının beyanlarına göre üstün tutulduğu, davacı iş sahibinin açık ayıplarla ilgili süresi içinde ayıp ihbarını yaptığını kanıtlayamadığı, açık ayıplardan kaynaklanan haklarını kullanmasının mümkün olmadığı, davacının gizli ayıplarla ilgili 28.3.2012 tarihinde yaptırdığı tespiti davalıya bildirdiği, davalının gizli ayıplardan sorumlu olduğu belirtilip önceki karar gerekçeleri aynen tekrarlanarak direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 15.06.2011 tarihli sözleşme uyarınca davalı yüklenicinin yaptığı işlerde oluşan açık ayıpları davacı iş sahibinin ihbar süresi içinde davalıya bildirdiğini ispatlayıp ispatlayamadığı ve davacı tanığı ...’nun ayıp ihbarında bulunulduğuna yönelik beyanlarına itibar edilip edilmeyeceği, mahkemece hükme esas alınan mimar bilirkişi Ali Hakanoğlu’nun düzenlediği 21.08.2014 tarihli birinci raporun yeterli kabul edilip edilmeyeceği ve davacının yaptırdığı tespitteki bulgulara göre ikinci bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak ayıpların giderim bedelinin hesaplattırılmasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A) Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 12. Bilindiği üzere hukukî yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Özel Dairenin bozma kararının birinci bendinde davalı vekilinin tüm temyiz itirazları reddedilmiştir. Bu durumda direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmadığından, davalı yüklenici vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. B) Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir. 14. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. 15. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. 16. Somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 359-363. maddeleri (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 474- 478) ayıplı işler hakkında uygulanır. Bu maddelerde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir. 17. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir. 18. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır. 19. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır. 20. Mülga Borçlar Kanunu’nun 359/1. maddesi (TBK’nın 474/1. maddesi) gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. Gerek mülga BK’da gerekse TBK’da iş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imal edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, mülga BK’nın 359/2. ve TBK’nın 474/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, mülga BK’nın 362/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur. 21. Gizli ayıplarla ilgili mülga BK’nın 359/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak mülga BK’nın 362/3. maddesi ve TBK’nın 477/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir. 22. Mülga Borçlar Kanunu’nda ve TBK’da eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde, aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dâhi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir. 23. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları BK’nın 360. maddesinde (TBK’nın 475. maddesi) düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir. 24. Öte yandan bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna da değinmekte fayda vardır. 25. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK’nın) 266. maddesinde, mahkemenin çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 282. maddesi gereğince mahkeme, takdiri bir delil olan bilirkişi görüşlerini diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi de HMK’nın 281/2. maddesine göre mahkemeye aittir. Şu hâlde, mahkemece raporu veren bilirkişilerden ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir. 26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; yanlar arasında davacı iş sahibine ait evin dekorasyon ve tadilatlarının yapımına ilişkin 15.06.2011 tarihinde imzalanan eser sözleşmesinin varlığı ve sözleşmede kararlaştırılan imalat bedelinin ödendiği konusunda ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davalı yüklenicinin sözleşme uyarınca gerçekleştirdiği işlerde ortaya çıkan açık ayıplar yönünden iş sahibinin mülga BK’nın 359/1. maddesinde düzenlenen makul süresinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini kanıtlayıp kanıtlayamadığı ile hükme esas alınan raporda gerek açık gerekse gizli ayıpların giderim bedeline ilişkin yapılan hesaplamanın doğru olup olmadığı noktalarına ilişkindir. 27. Mahkemece hukukî işlem benzeri maddî vakıa niteliğindeki ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanlarıyla da ispatlanabileceği, açık ayıplar bakımından tanık sıfatıyla dinlenen ve aynı zamanda davacının eşi olan ...’nun anlatımlarının dosya kapsamında bulunan delil ve belgelere uygun olduğu, buna karşılık ifadeleri üstün tutulan davalı tanıklarının da davalının işçileri olup olayla ilgili doğrudan menfaatlerinin bulunduğu gözetilmeksizin sadece davacının eşi olduğu için davacı tanığının açık ayıpların da makul süresi içinde davalıya bildirildiğine yönelik beyanlarına itibar edilmemesi doğru değildir. 28. Diğer taraftan gizli ayıplı işlerin giderim bedeli konusunda mimar bilirkişinin düzenlediği birinci rapor ile yargılamanın devamı sırasında inşaat mühendisi ve mimar bilirkişiden oluşan heyet tarafından hazırlanan ikinci raporda bir kısım imalatların tamamlandığından bahisle hesaba katılmadığı dikkate alınmaksızın, her iki raporda saptanan tutarların birbirine çok yakın olduğu, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için üçüncü kez keşfe gidilerek yeniden rapor alınmasının usul ekonomisine aykırı olacağı, gizli ayıpların giderilmesi için gerekli bedelin ayrı olarak hesaplandığı birinci rapora itibar edilmesi gerektiği gerekçesiyle 21.08.2014 tarihli birinci rapor yeterli kabul edilerek bu rapora göre hüküm kurulması da usul ve yasaya uygun olmamıştır. 29. Bu durumda mahkemece davacı iş sahibinin açık ayıplarla ilgili ihbar külfetini yerine getirdiğini tanık beyanıyla ispatladığı gözetilerek hem açık ayıplar hem de gizli ayıplar yönünden ikinci bilirkişi kurulundan ek rapor alınarak tespitte saptanan bulgular doğrultusunda ve tespit raporunda ayıplı olduğu belirtilen imalatlar için gerekli giderim bedelinin tespit tarihindeki mahalli serbest piyasa rayiçlerine göre KDV eklenmeksizin hesaplattırılıp, bulunacak bedel üzerinden karar verilmelidir. 30. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır. 31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1) Davalı vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan reddine (III-A), 2) Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA (III-B), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 04.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/8370 E., 2018/4016 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Yüklenicinin iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imâl etmeyi yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; iş sahibi, açık ayıplarda TBK'nın 474. maddesi, gizli ayıplarda ise TBK'nın 477.
23. Hukuk Dairesi         2015/8370 E.  ,  2018/4016 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Davacı vekili, davacı arsa sahibi ve hissedar kardeşleri ile davalı yüklenici kooperatif arasında 17.11.1995 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalının sözleşme uyarınca üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyerek davacı hissesine düşen bağımsız bölümleri geç teslim ettiğini ileri sürerek, oluşan kira kaybının, sözleşme gereği ödenmesi gereken cezai şartın ve eksik-ayıplı imalatlar nedeniyle doğan nefaset farkının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tüm bağımsız bölümlerin 31.12.2000 tarihinde teslim edildiğini, süresinde ayıp ihbarı yapılmadığını ve talebin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı yüklenicinin sözleşmede belirlenen yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği, davacının geç teslim nedeniyle uğradığı zararı talep etmekte ve sözleşme uyarınca ifaya ekli cezai şart niteliğinde olan cezai şartı istemekte haklı olduğu ayrıca yüklenicinin teknik şartname dikkate alındığında bağımsız bölümleri eksik ve ayıplı imalatlar ile teslim ettiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 19.203,43 Euro cezai şart, 95.049,19 TL kira bedeli ve 86.000,00 TL nefaset farkının dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak, eksik ve ayıplı işler bedelinin, cezai şartın ve kira kaybının tahsili istemine ilişkindir. TBK'nın 477/3. maddesi, "Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır." hükmünü içermektedir. Yüklenicinin iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imâl etmeyi yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; iş sahibi, açık ayıplarda TBK'nın 474. maddesi, gizli ayıplarda ise TBK'nın 477. maddeleri hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde, anılan kanunun 475. maddesinde tanınan hakları kullanabilir. Eksik iş, sözleşme ve eklerine göre yapılması kararlaştırıldığı halde tam yapılmayan iştir. Ayıplı iş ise eser sözleşmesinde kararlaştırılan vasıfları veya olmasından vazgeçilmez bazı vasıfları taşımayan eserdir. Diğer anlatımla ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme ya da yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Ancak, kasten sakladığı bozukluklarla, usulüne uygun yapılan gözden geçirmede fark edilemeyecek ayıplar için yüklenicinin sorumluluğu devam eder. Eğer, meydana getirilen eserin, teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile varolan bozukluğu görülmemişse, ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca, uygun sürede; gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır. Dosya kapsamından, mahkemece alınan bilirkişi raporunda tespit edilen ayıpların açık ayıp oldukları, bu ayıplar bakımından, makul sürede yapılacak muayene ile, davalı yükleniciye ihbarda bulunulması gerektiği, ancak teslimden sonra geçen uzun süreye rağmen davacı tarafından usulüne uygun bir ihbar yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, açık ayıp kalemleri yönünden yapılması gerekli ayıp ihbarının, TBK'nın 474. maddesinde öngörülen sürede yapılmadığı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.07.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.