Türk Borçlar Kanunu 475. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme.
2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme.
İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.
c. İşsahibinin sorumluluğu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
47 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/825 E., 2024/1639 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
edeli ödemek olduğu, davacının, davalı doktorun yükümlülüklerini yerine getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun ameliyat yapmadığı, estetik amaçlı ameliyatın başarısız olduğunu iddia ederek davayı açtığı, davanın dayanağının TBK'nın 475. maddesinin oluşturduğu, HUMK'un 275.
6. Hukuk Dairesi 2023/825 E. , 2024/1639 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/19 E., 2022/400 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının karın yağlarını aldırmak ve karında oluşacak sarkmaları germe operasyonları için davalı şirket ile anlaştığını, davacıya davalı hastanede davalı Dr. ... tarafından ilk müdahalenin yapıldığını, belli aralıklarla davacıya yapılan müdahaleler neticesinde davacının iyileşmediğini ve yaralarının kapanmadığını, aksine durumun kötüye gittiğini, bunun üzerine Dr. ...’a başvurduğunu, yapılan tedavi sonucunda davacının yaralarının iyileştiğini ve kapandığını, ancak önceki ameliyatlardan kalıcı eserler kaldığını, göbek deliğinin aynı hizaya ve normale dönmediğini, davacının söz konusu operasyonlar için 5.100,00 TL + 1.000,00 TL ödediğini, ikinci ameliyat için 5.000,00 TL daha verdiğini, eczane masraflarının 2.000,00 TL tutarında olduğunu, davacının toplamda 13.100,00 TL maddi zarara uğradığını, davacının söz konusu tedavi sürecini çok acılı ve sancılı geçirdiğini, ölümden döndüğünü, psikolojisinin bozulduğunu, hayatının alt üst olduğunu belirterek, 50.000,00 TL manevi, 13.100,00 TL maddi tazminatın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 15.03.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; aynı konuda İzmir 21. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2011/1738 Esas sayılı dosyasında ceza yargılamasının sürdüğünü, davacının kliniğe gelerek aşırı kilolarından şikayetçi olduğunu ve acilen kurtulmak istediğini, davacıya liposuction operasyonlarının önerildiğini ve olası sonuçları ile komlikasyonlarının ayrıntılı olarak anlatıldığını, davacının ameliyatı tüm sonuçları ile kabul etmesi üzerine 05.02.2010 tarihine operasyon gününün verildiğini, ameliyatın usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, davacının tavsiye edilen operasyon sonrası uygulanan yarı oturur pozisyonunda yatmadığını, 10 gün sonra davacının dikişlerinde açılma ve yara yerinde akıntı olduğunun tespit edildiğini, davacının tedaviye tam olarak uymadığını ve dikkat etmediğini, davacının daha sonra başka bir hekim tarafından ameliyata alındığını, davacının annesinin telefon ile davalı şirketi arayarak davalı şirketten şikayetçi olacaklarını ancak 6.000,00 TL verilmesi halinde şikayetçi olmayacaklarını bildirdiğini, esasen davalıların kesinlikle kusursuz olduğunu ve hakkaniyet gerçeği Hipokrat yemini ışığında elden gelen tüm müdahaleleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 21.05.2015 tarihli ve 2011/508 Esas, 2015/206 Karar sayılı kararı ile ceza yargılaması sırasında Yüksek Sağlık Şurasından alınan 20 - 21 Eylül 2012 tarihli raporda sonuç olarak karın germe ve liposuction ameliyatından önce ameliyat sonrası olabilecek riskler ve komplikasyonların detaylı olarak belirtildiği ve aydınlatılmış onam formunun hasta tarafından imzalandığı, yara yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin belirtilen komplikasyonlardan olduğu ve Dr. ...'un kusursuz olduğunun belirtildiği, ceza mahkemesi tarafından da sanık olarak yargılanan davalı doktor hakkında verilen beraat kararının kesinleştiği, dosya kapsamındaki tüm delillerin ve raporların birlikte değerlendirilmesinden, davacıya yapılan ameliyatlar nedeni ile davalı hekime ve davalı şirkete yüklenebilecek herhangi bir ihmal ya da kusurun bulunmadığı, davalı doktorun işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan sonra davacının ameliyat yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin yapılan ameliyatların komplikasyonlarından olduğu, davacı hastanın geçireceği ameliyatlar nedeniyle bilgilendirildiği, bu nedenle davacının maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanısına varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararı ile yüklenicinin hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerektiği, eser sözleşmesi hükümlerine göre, davalı doktorun yükümlülüğünün taahhütlerine, tıbbın gereklerine ve iyiniyet kurallarına uygun şekilde estetik ameliyatı gerçekleştirmek, davacının yükümlülüğünün de bedeli ödemek olduğu, davacının, davalı doktorun yükümlülüklerini yerine getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun ameliyat yapmadığı, estetik amaçlı ameliyatın başarısız olduğunu iddia ederek davayı açtığı, davanın dayanağının TBK'nın 475. maddesinin oluşturduğu, HUMK'un 275. (HMK'nın 266.) maddesine göre, mahkemenin çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşünün alınması gerektiği, estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı ve yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı teknik bir konu olduğundan, konunun uzmanı plastik cerrahlardan oluşturulacak bir kuruldan rapor alınması, davanın rapor sonucuna göre değerlendirilmesi gerektiği, hükme esas alınan 13.02.2015 tarihi Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu Raporu'nun TBK'nın 475. maddesine göre değerlendirme yapmaya imkân verecek bilgiler ve açıklamalara yer vermediği, mahkemece, içerisinde Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı olan bilirkişi kurulundan davanın çözümüne yardımcı olacak açıklamaları içerir rapor alınmadan, yazılı şekilde verilmesinin doğru olmadığı, mahkemece yapılacak işin, TBK'nın 475. maddesine göre değerlendirme yapılabilmesi için, davacı da gönderilerek mümkünse Adli Tıp Kurumu'ndan içinde Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanlarından oluşturulacak bir heyetten, bu mümkün değilse üniversitelerden seçilecek açıklanan uzmanlardan oluşturulacak bir heyetten estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıpsız olarak ortaya çıkıp çıkmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında hükme esas teşkil edecek nitelikte rapor alınması, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulması olduğu belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
3. Mahkemenin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararı ile bozma ilamı doğrultusunda ... Üniversitesi Hastanesi Adli Rapor Biriminden rapor tanzim edildiği, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı tarafından düzenlenen raporda; davacıdaki skarların abdominoplasti operasyonuna bağlı gelişebilecek olan izler olduğunun belirlendiği bu hali ile bozma öncesi alınan ve içinde Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahının bulunduğu 13.02.2015 tarihli rapor ile uyumlu olduğu, sonuç olarak ceza dosyası kapsamı da dikkate alınarak davacıya yapılan ameliyatlar nedeni ile davalı hekime ve davalı şirkete yüklenebilecek herhangi bir ihmal ya da kusurun bulunmadığı, davalı doktorun işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan sonra davacının ameliyat yerinin açılması ve enfeksiyon gelişmesinin yapılan ameliyatların komplikasyonlarından olduğu, davacı hastanın geçireceği ameliyatlar nedeniyle bilgilendirildiği, bu nedenle davacının maddi ve manevi tazminat isteme koşullarının oluşmadığı sonuç ve kanısına varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
4. Mahkemenin 13.03.2017 tarihli ve 2015/17955 Esas, 2017/2959 Karar sayılı kararına karşı süresinde davacı vekili vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 25.11.2020 tarihli ve 2020/305 Esas, 2020/3086 Karar sayılı kararı ile mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulduğuna göre 09.05.1960 gün 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bozmada belirtilen hususlar yararına olan taraf için usulü kazanılmış hak oluşturacağından uyulan bozma ilamı uyarınca inceleme yapılıp karar verilmesinin zorunlu hale geldiği, mahkeme tarafından bozma ilamına uyulduktan sonra ... Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü öğretim üyelerinden oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmış ise de; uyulan bozma ilamında belirtilen hususlarda gerekçeli ve denetime elverişli olarak düzenlenmediği ve eser sözleşmesi hükümlerine göre yüklenicinin sonuç taahhüdü olup ayıptan sorumluluğu için kusurlu olmasının zorunlu olmadığı değerlendirilmediğinden bozma gereğince inceleme yapıldığı ve raporun hükme yeterli olduğunun kabulünün mümkün olmadığı belirtilerek mahkemece yapılacak işin; dosyanın İstanbul Mahkemelerine talimat yolu ile gönderilerek Üniversitelerin Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna tevdi edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği de gözönünde tutularak bozma ilamında belirtildiği şekilde estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı ve yüklenicinin BK’nın 357/III ile TBK’nın 472. maddesi hükmünce genel ihbar mükellefiyetini yerine getirip getirmediği hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulması gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 29.11.2022 tarihli, 2021/19 Esas, 2022/400 Karar sayılı kararı ile tüm dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporları, taraf vekillerinin yazılı ve sözlü beyanları ile Yargıtay ilamları birlikte değerlendirildiğinde; davacıya yapılan liposuction ve apdominoplasti ameliyatlarının endikasyonlarının ve uygulanan ameliyat tekniklerinin tıp kurallarına uygun olduğu, apdominoplasti ameliyatından sonra yara yerinde meydana gelen açılmanın bu ameliyatın komplikasyonlarından olduğu, bu komplikasyonlar hakkında davacı tarafa bilgi verildiği, davacı tarafın ameliyat sonrası kendi üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeyerek operasyondan 1 gün sonra kendi isteğiyle hastaneden taburcu olduğu, ameliyat sonrası meydana gelen komplikasyonun yapılan ameliyatın komplikasyonlarından olduğu, yani her ameliyatta aynı ya da benzer komplikasyonların yaşanabileceği, her cerrahi işlem sonrasında kesilen ve dikilen yerde iz kaldığı ancak bu durumun kişilerde farklılık göstereceği, bu komplikasyonun meydana gelmesinin eserin ayıplı olduğunu göstermeyeceği, aksi halde raporda belirtildiği üzere tüm cerrahi işlemlerin uygulanamaz hale geleceği, ameliyat sonrası meydana gelen komplikasyon sonrasında davalının tedaviye devam ettiği ancak davacının kendi isteğiyle doktor değiştirdiği, estetik amaçlı ameliyatın tıbbin gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapıldığı, yapılan işlemin ayıpsız olduğu, yapılan işlem amacına ulaşmadı ise de, ameliyat sonrası olabilecek riskler ve komplikasyonlar hakkında davacıya bilgi verildiği ve belirtilen komplikasyonun da davacıya bildirilen bu komplikasyonlardan olduğu, bu komplikasyonun her cerrahi işlemde yaşanabileceği, davalının bu komplikasyonun meydana gelmesinde ihmali ya da kasti bir eylemi bulunmadığı, komplikasyonun cerrahi işlemin tıpta bilinen bir neticesi olduğu, kaldı ki davacının ameliyat sonrası uygulanması gereken ve cerrahi işlem kadar önemli olan "V" şekli yatış pozisyonunu uygulamadığı, bu sebeplerle davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı temyiz dilekçesinde özetle; alınan bütün raporlarda, eserde yani karın bölgesinde zarar meydana geldiğinin ve düzeltme için ayrıca operasyon gerektirdiğinin tespit edildiği, eserin ayıplı olduğu, vücutta kalıcı iz kaldığı, Adli Tıp Kurumunun sadece hastanın sürekli ve ısrarlı olarak kusurlu olduğunu ve davalının hiçbir kusuru olmadığına karar verdiği, davalı hekimin bir işi mükemmel yapmayı taahhüt ettiği, ancak yapmadığı ve bir zararın doğduğu belirtilerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğindeki karın bölgesindeki fazla yağların alınması ve bu işlemden sonra oluşacak sarkmalar dolayısıyla karın derisinin gerilmesi operasyonu sonrası yaraların iyileşmemesi nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nu 428 inci maddesi ile 437. maddesi,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 vd maddeleri.
3. Değerlendirme
Usuli kazanılmış hak, 1086 sayılı HUMK'un yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında tanımlanmış olup, içtihihadı birleştirme kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hukuka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup, kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe giren ilk halinde usuli kazanılmış hakka yer verilmemişse de bu ilkenin uygulanması, Yargıtayın içtihatları ile HMK’nın 177/2. maddesine 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yapılan ek düzenlemeye kadar devam etmiştir. Bu ek düzenleme ile “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” maddesi ile HMK’da hüküm altına alınmış olup, usuli kazanılmış hakların korunacağı bu şekilde hükme bağlanmıştır.
Usuli kazanılmış hak kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle Yargıtayca da re'sen dikkate alınır. Yargıtayın bozma kararı nedeniyle doğan hak iki çeşit olup, (1) mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına kazanılmış hak, (2) bazı konuların bozma kararının kapsamı dışında kalması ile doğan usuli kazanılmış haklardır. Mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymuş olması halinde bu uyma kararı ile bağlı olup, usuli kazanılmış hak ilkesi uyarınca lehine bozulan taraf yararına araştırma ve inceleme yapması zorunludur. Yargıtayın ve Dairemizin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir.
Bu anlatımlar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 25.11.2020 tarihli ve 2020/305 Esas, 2020/3086 Karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği de gözönünde tutularak bozma ilamında belirtildiği şekilde estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının karın bölgesinde geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığının tespit edilmesi istenmiş olup, hükme esas alınan raporda "yapılan işlem ortaya çıkan komplikasyon nedeniyle amacına ulaşmamıştır" sonucuna varıldığı, bu durumda yüklenicinin sonuç taahhüdünün yerine getirmediği ve bozma ilamında açıkça sorumluluk için hekimin kusurlu olmasına gerek olmadığının belirtildiği ve ameliyatın 05.02.2010 tarihinde gerçekleştiği, komplikasyonların ortaya çıkmasından sonra 10.03.2010 tarihine kadar davalı tarafından tedavi sürecinin yürütüldüğü, bu süreçte komplikasyonların giderilemediği, 15.03.2010 tarihinden itibaren başka bir hekim tarafından yapılan tedavi sonucunda iyileşme sağlandığı, onam formunun, ortaya çıkan sonuç dikkate alındığında yeterli kabul edilmesinin hatalı olduğu anlaşılmakla davalıların uğranılan maddi ve manevi zarardan sorumlu olduğuna karar verilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken hatalı değerlendirme ile davalıların zarardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usuli kazanılmış hakka aykırı olmuştur.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; konusunda uzman bilirkişiden davacının istek kalemlerinin değerlendirilmesine yönelik rapor alınıp talep edebileceği maddi tazminatın hesaplattırılması, hesaplanan maddi tazminat ile olayın özelliklerine uygun manevi tazminata hükmedilmesinden ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA,
17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
6. Hukuk Dairesi, 2022/4003 E., 2024/1430 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470-486 maddeleri.
6. Hukuk Dairesi 2022/4003 E. , 2024/1430 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/950 E., 2022/470 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/103 E., 2021/57 K.
Taraflar arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı ayıbın giderilmesi isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı şirket ve davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı şirketçe yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... tarafından yapılan istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ... ile davalı şirket arasında müvekkiline ait Bilecik ili Merkez ... Mah. 111 ada 2 no.lu parsel üzerine inşaat yapılması hususunda 10.05.2013 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, müteahhit şirketin inşaata başlayamaması üzerine davalı ... isimli şahsın gelerek Bilecik Noterliği'nin 22.04.2014 tarih 4859 yevmiye no.lu ek sözleşme ile kişisel mal varlığıyla kat karşılığı inşaat sözleşmesine kefil olduğunu, davalıların taşınmaz üzerinde hafriyat yaparak iksa işlemi uyguladıklarını, taşınmazdaki mevcut derinliği dahada derinleştirdiklerini, ancak inşaata başlamadıklarını, bir süre sonra belediyenin 25.05.2017 tarihinde davacıya yazı gönderdiğini, iksa ruhsatına istinaden yapılan iksa işleminin bir yıllık süresinin dolduğunu, can ve mal güvenliği tehlikesi bulunduğunu, gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin bildirildiğini, bunu davalılara bildirdiklerini, ama davalıların cevap vermediklerini, bir işlem yapmadıklarını, mevcut kayma riskinin giderilmesi için gerekli tedbirlerin davalılar tarafından alınması gerektiğini ileri sürerek parseldeki mevcut kayma riskinin giderilmesi için bilirkişiler tarafından tespit edilecek gerekli tedbirlerin davalılar tarafından alınmasına ve bunun için davalılara uygun bir süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüklenicinin yerin fiziki koşullarını iyileştirici ve güvenliği sağlayıcı yeterli önlemi almadığı, inşaata devam etmeyerek mevcut yerde kayma tehlikesine neden olduğu, bu hususun davacı tarafından dosyaya sunulan belgeler ile ortaya konduğu, dava konusu yerin mevcut konumu itibarıyla olası bir toprak kayması durumunda hem mal hem can kaybına sebebiyet verebileceği, basiretli yüklenici olması beklenen davalıların iş bu tehlike durumunu işverene bildirdiğine ilişkin her hangi bir bilgi veya belgenin bulunmadığı, bilirkişi raporlarında kayma hareketinin hali hazırda bulunduğunun, dayanım süresinin maksimum iki yıllık olduğunun geçici iksaların ömrünün dolduğunun fakat henüz inşaata başlanmadığının, dava konusu yer üzerindeki dolgunun söz konusu kayma tehlikesini önlemeye yetmeyeceğinin, ivedi şekilde yeni ilave iksalar ile desteklemenin güçlendirilmesi ve inşaatın hemen tamamlanması ile iksa ve bina arasına dolgunun yapılması gerektiğinin belirtildiği, davacıların talebinin ilave iksalar (fore kazık vb) ile önlemin alınması olduğu, davalıların iş bu tedbirleri almakla yükümlü oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne, 27.10.2020 havale tarihli kök rapor ile 24.12.2020 havale tarihli ek rapor doğrultusunda Bilecik İli Merkez İlçesi ... Mahallesi 111 ada 2 nolu parsel üzerinde ilave iksalar tesis edilerek kayma riskine karşı önlem alınmasına, gerekli işlemlerin davalılar tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket ve davalı asil istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalılar istinaf dilekçesinde; İTÜ'den aldıkları raporda dolgu yapılmasının doğru olmadığının belirtildiğini, ikinci bilirkişi raporunun da bunu desteklediğini, davacı tarafın ilk aldırdığı raporla yapı ruhsatı almalarının engellendiğini, haksız olarak sözleşmelerin fesih edilmeye çalışıldığını, kazanılmış olan hakları bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'e kararın 13.02.2021 tarihinde tebliğ edildiği, istinaf başvurusunun 08.03.2021 tarihinde yapıldığı, bu davalı yönünden istinaf süresinin geçtiği, tüm bilirkişi raporlarıyla davalı yüklenicinin yaptığı inşaatın ayıplı olduğu, ayıbı gidermekle sorumlu bulunduğu, yeterli önlemi almadığı, inşaata devam etmeyerek mevcut yerde kayma tehlikesine neden olduğu, yapılması gereken iş ve işlemlerin davalı yüklenicinin sorumluluğunda kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalı şirketin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ...'in istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ...'in istinaf başvurusunun süresinde olduğunu, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan ayıbın giderilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470-486 maddeleri.
3-Değerlendirme
1. Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içersinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir.
6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır.
2. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan Bilecik Noterliği'ne ait 10.05.2013 tarih 5850 yevmiye nolu düzenleme şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve bu sözleşmeye hükümlerini düzeltmek amacıyla imzalanan 22.04.2014 tarihli sözleşmede, davacı arsa sahibi, davalı şirket yüklenici, davalı ... ise sözleşmelerden dolayı şahsi malvarlığıyla sorumlu olan kişidir.
3. Mahkemece her ne kadar 27.10.2020 havale tarihli kök rapor ile 24.12.2020 havale tarihli ek rapor doğrultusunda Bilecik İli Merkez İlçesi ... Mahallesi 111 ada 2 no.lu parsel üzerinde ilave iksalar tesis edilerek kayma riskine karşı önlem alınmasına, gerekli işlemlerin davalılar tarafından yapılmasına karar verilmişse de, 6100 sayılı HMK'nın 297 maddesine aykırı şekilde infazı kabil olmayan hüküm kurulmuştur.
4. Bu durumda mahkemece; HMK'nın 31. maddesindeki hakimin davayı aydınlatma görevi gereği, davacıya TBK'nın 475. maddesi çerçevesinde dava dilekçesindeki taleplerinin açıklattırılıp belirlenen talebe göre infazda tereddüt yaratmayacak şekilde bir karar verilmesi gerekirken, infazı kabul olmayacak şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Bozma nedenine göre davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/3527 E., 2023/4160 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
eçilecek ofis mobilyalarından anlayan uzman bilirkişi aracılığıyla incelenmesi; davaya konu mobilyaların bir bütünlük azedip etmediği, diğer bir deyişle eserin kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı olup olmadığının, varsa ayıbın derecesi ile Türk Borçlar Kanununun 475. maddesi hükmünde eser sahibine tanınan haklardan hangisinin kullanılması gerektiğinin, eserin reddi gerektirmeyecek derecede ayıplı
6. Hukuk Dairesi 2022/3527 E. , 2023/4160 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/1266 E., 2019/818 K.
DAVA TARİHİ : 05.05.2015
HÜKÜM/KARAR : Ret
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 6 ürünü kapsayan mobilya satış sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeye göre davalının 6 parça ürünü imal ederek 02/04/2015 tarihinde teslim edeceğini, davacının bu ürünler karşılığı 5.000,00 TL ödeyeceğini, iş bedelini ödediklerini, davalının 02/04/2015 tarihinde teslim etmesi gereken ürünleri geç teslim edeceğini bildirdiğini, ancak belirttiği tarihte yine teslim etmediğini, ürünlerin 07/04/2015 günü teslim edildiğini, teslim edilen yanlış ve arızalı olduğunu, bu durumun 07/04/2015 tarihli teknik servis formu ile kayıt altına alındığını, geç ve ayıplı mal teslim edildiğinden dolayı ürünleri iade ederek ödedikleri bedelin iadesini davalı firmadan talep ettiklerini, ancak olumsuz yanıt aldıklarını belirterek ayıplı imalat ve geç teslim sebebiyle ödenen 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari işlerden geçerli en yüksek avans faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile yaşanan ticaret ilişkisinde üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, daha önce ayıplı ürünlerin ücretsiz onarılması yönünde seçimini bildirdiğini ancak sonrasında bu hakkından vazgeçtiğini, haksız ve mesnetsiz davanın reddini istediğini bildirmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli 2015/1104 Esas 2016/246 Karar sayılı kararıyla; davacının sözleşmeden dönerek ödenen bedelin iadesini talep ettiği, dava konusu ürünlere ilişkin sipariş formu incelendiğinde ayıplı ürünlerin bedellerinin toplam sipariş meblağının küçük bir kısmını oluşturduğu, ayrıca davalı tarafın ayıplı ürünlerin ücretsiz onarımını ve yanlış getirilen ürünün değiştirilmesini olayın başından itibaren kabul ettiği ancak davacının ayıplı ürünlerin ayıpsızı ile değiştirilmesini veya ücretsiz onarımını kabul etmediği anlaşılmakla, ürünlerdeki ayıbın nısfet kaidesine ve sözleşmedeki amacına göre hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacak ölçüde olmadığı kanaatine ulaşılarak davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli 2015/1104 Esas 2016/246 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 01.11.2017 tarihli 2016/5082 Esas 2017/3762 Karar sayılı ilamında; sözleşme konusu işin tümünün 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi hükmüne göre seçilecek ofis mobilyalarından anlayan uzman bilirkişi aracılığıyla incelenmesi; davaya konu mobilyaların bir bütünlük azedip etmediği, diğer bir deyişle eserin kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı olup olmadığının, varsa ayıbın derecesi ile Türk Borçlar Kanununun 475. maddesi hükmünde eser sahibine tanınan haklardan hangisinin kullanılması gerektiğinin, eserin reddi gerektirmeyecek derecede ayıplı olması halinde "çoğun içinde azda vardır" ilkesi gereği bedel indirimi yapılıp yapılmayacağının belirlenmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında teslimde düzenlenen "teknik servis formu"nda "derzli masa ve etejer renginden dolayı değişecek, (yanlış getirildi yenisiyle değişecek) derzli dolabın rafı ve arka panosu geri alındı(boyada sıkıntı var düzeltilerek getirilecek)" notunun düşüldüğü ve bu durumun her iki tarafın kabulünde olduğu, davalı vekili mobilyalardaki sıkıntıların teknik servis formunda da yazıldığı üzere taraflarca bilinen ve kabul edilen hususlar olduğu, ürünlerin eksik parçalarının davalı tarafından hazır bekletildiğini fakat davacının kabul etmediği, bilirkişi raporunda ''ürünlerin ayıplı olduğunun kabulü ile eserin reddini gerektirecek ölçüde ayıplı olmadığı'' görüşünü bildirmesi karşısında denetime tabi olan bilirkişi raporu esas alınarak mobilyaların ayıplı olduğu fakat bu ayıbın eserin reddini gerektirmeyecek ölçüde olup ayrıca davalı tarafın ayıplı ürünlerin ücretsiz onarımını ve yanlış getirilen ürünün değiştirilmesini olayın başından itibaren kabul ettiğini belirtmesi karşısında bedel indirimi yapılmasının da gerekmediği belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun hükme elverişli olmadığını, uyuşmazlığın ticari alım-satımdan kaynaklandığını, 07.04.2015 tarihinde teslimi yapılan ayıplı ürünlerin değişimi konusunda taraflarca ortak karar alındığını, bu hususta davalı firmaya 3 günlük süre verildiğini, ancak bu sürede teslim gerçekleştirilmediğini, ayıplı olarak teslim edilen ürünlerin değişimi konusunda taahhüt edilen sürenin de geçmesiyle davacı açısından sözleşmeden dönmek ve ödenen ücretin iadesini talep etmek hakkı doğduğunu, davalı tarafın ayıplı ürünlerin ücretsiz onarımını ve yanlış getirilen ürünün değiştirilmesini olayın başından itibaren kabul ettiğini belirtmesi karşısında bedel indirimi yapılmasının da gerekmediğine ilişkin tespiti kabul etmediklerini, davalı taraf her ne kadar ayıplı ürünlerin ücretsiz onarımını ve yanlış getirilen ürünün değiştirilmesini olayın başından itibaren kabul ettiğini iddia etmiş olsa da söz konusu ayıpları taahhüt ettiği üç günlük süre zarfında yerine getirmediğini, bu durumda satıcının temerrüde düştüğü, üzerine düşen yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirmediğinin kabul edilerek satışa konu ürünlerin bedelinin iadesi aksi halde bedel indirimi yapılmasının kabul edilmesi gerektiğini, hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca ayıp nedeniyle iş bedelinin iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3 ncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427 nci maddesi, 437 nci maddesi, 6098 sayılı TBK 470-486 maddeleri
2. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragraflar kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usuli müktesep hak doğmuştur. Mahkemece uyulan bozma ilamına göre; eserin kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı olup olmadığının, varsa ayıbın derecesi ile TBK m.475e göre eser sahibine tanınan haklardan hangisinin kullanılması gerektiğinin, eserin reddi gerektirmeyecek derecede ayıplı olması halinde "çoğun içinde az da vardır" ilkesi gereği bedel indirimi yapılıp yapılmayacağı hususlarının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda, mobilyaların eserin reddini gerektirecek ölçüde ayıplı olmadığı, yüklenicinin camlı dolabın arka panel ve raflarının istenilen şekilde teslimi ve montajı, müdür masasının üst camının teslimi ve masanın istenildiği gibi mobilya kısmının siyah lakeye çevrilmesiyle sorunun çözülebileceği, şayet bunlar olmayacaksa 1.500,00 TL bedel indirimi yapılması gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme tarafından bilirkişi tespiti doğrultusunda mobilyaların eserin reddini gerektirecek derecede ayıplı olmaması nedeniyle uyulan bozma ilamında da belirtildiği gibi çoğun içinde az da vardır ilkesi uyarınca bilirkişi tarafından tespit edilecek bedel indiriminin tahsiline karar verilmesi gerekmektedir. Mahkeme tarafından bedelin indirilmesi konusunda usuli kazanılmış hak kapsamında davacının talebi değerlendirilmediğinden, bilirkişi tarafından tespit edilecek nesafet bedelinin davacıya ödenmesi konusunda bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hüküm bozulmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2.(2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,
11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/167 E., 2022/1675 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Eserin iş sahibine tesliminden sonra özen borcu, TBK’nın 475. maddesi gereğince “ayıp sebebiyle sorumluluk” şeklinde sonuç sorumluluğuna dönüşmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2020/167 E. , 2022/1675 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı ile imzaladığı 19.11.2013 tarihli sözleşme gereğince, ... AVM’nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma ve ışıklandırma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj işlerini üstlenerek tüm edimlerini yerine getirdiğini, sözleşmenin 4. maddesinde yazılı olan 25.000Euro (=68.105TL) avansı 20.11.2013 tarihinde ödeyen davalının sözleşmeyi tüm içeriği ve fiyatlandırması ile kabul ettiği hâlde, sonradan tek taraflı yaptırdığı ve müvekkilini bağlamayan delil tespit raporundaki fiyatlandırmayı esas aldığını, müvekkili tarafından tüm sistemin eksiksiz, ayıpsız ve çalışır vaziyette fiilen teslim edilmesine rağmen davalının yapılan işlerin ayıplı olduğu gerekçesiyle teslim almaktan kaçınarak sözleşme gereği ödenmesi gereken bakiye 35.609Euro borcunu ödemediğini, bunun üzerine müvekkilinin ... İcra Müdürlüğünün 2013/31688 E. sayılı dosyasında davalı aleyhine 35.609Euronun ödeme tarihindeki TCMB kurundan TL karşılığı 106.196,72TL’nin tahsili için icra takibi başlattığını, ancak davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini, eldeki davanın icra takibindeki TL değerinden davalının en son ödediği 1.544,50TL düşüldükten sonra kalan 104.652,22TL üzerinden açıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla itirazın iptali ile takibin devamına, %20 oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 19.11.2013 tarihli sözleşme gereğince davacıya 25.000Euro’ya karşılık gelen TL’nin ödendiği konusunda uyuşmazlık bulunmadığını, davacının görsel olarak kusursuz bir sunum yapıp aynı ürünleri getirip uygulayacağını taahhüt etmesi üzerine sözleşmenin bu sunumlar eklenerek imzalandığını, ancak davacının kalite ve görsel güzellik açısından çok daha düşük ürünler getirerek müvekkilini aldattığını, yılbaşına kısıtlı süre kalmasından faydalanarak ayıplı ürünlerin montajını yapmaya başladığını, davalı şirket yetkililerinin derhal şifahi olarak ve e-mail yoluyla sözleşmeye aykırı ürünlerin iade alınmasını, düşük kaliteli ürünlerden dolayı da indirim yapılmasını davacıya bildirdiğini, davacı tarafından iç cephe süslemelerin sözleşmeye uygun olmadığının kabul edilmesi üzerine müvekkilinin bu ürünleri davacının gelip iade alması için deposuna kaldırdığını, dış cephe ürünlerde ise davacı tarafından üzerinde çalışma yapılıp daha etkili olduğu iddia edilerek takılan yuvarlak objelerin kalite, görüntü ve maliyet açısından düşük ve sözleşmeye aykırı olmasından dolayı davacıdan ayıp oranında bedel indirimi talep edildiğini, müvekkilinin ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/156 D. İş sayılı dosyasında yaptırdığı tespit sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda da ayıpların tespit edildiğini, davacının imalatı 06.12.2013 tarihinde teslim ettiğini, ancak taahhüt edilenden farklı ve sözleşmeye aykırı ürünler için düzenlediği 16.12.2013 tarihli faturanın müvekkili tarafından haklı olarak iade edildiğini, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini ve davacının %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkûm edilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/984 E., 2016/174 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında davalıya ait AVM’nin yılbaşı sebebiyle ışıklandırma suretiyle süslenmesine yönelik sözleşme imzalandığı, sözleşme gereğince ürünlerin genel olarak temin edilip montajının yapıldığı, özellikle dış cephe süslemeleri ile iç mekândaki diğer ürünlerde sorun bulunmadığı, temassızlık vs. nedeniyle yanmayan birkaç led ışıklandırmasının garanti kapsamında giderilmesinin mümkün olduğu ve ayıp olarak nitelendirilemeyeceği, bu ürünler yönünden edimlerin sözleşme koşullarına uygun olarak yerine getirildiği, bu konuda tespit raporu ile yargılama aşamasında alınan raporların birbirini teyit ettiği, iç mekânda kullanılması öngörülen otuz dört adet süslemenin model numarası olarak siparişe uygun olduğu, ancak davalıya gösterilen katalog görüntüsünde kısmen farklılıklar bulunduğu, sözleşmede kullanılan topların sayısı ve yoğunluğunun yetersiz olduğu, her iki bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere bu eksikliğin üründen faydalanmayı imkânsız hâle getirmediği, basit nitelikli ve esaslı olmayan bu noksanlığın oran olarak %15 seviyesinde olduğu, raporda belirlenen bu orana göre yapılan hesaplama ve davalı tarafından ödenen 25.000Euro’nun mahsubu sonucu davacının 33.096,01Euro karşılığı 98.947,14TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibin 98.947,14TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi yürütülmesine, davalının 06.01.2014 tarihinde ödediği 1.544,50TL’nin infaz sırasında icra müdürlüğünce gözetilmesine, alacak likid olmadığından icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 19.06.2017 tarihli ve 2016/3522 E., 2017/2597 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı yüklenici davalı iş sahibidir. 19.11.2013 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacı yüklenici ... AVM'nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerini üstlenmiştir. Davacı yüklenicinin tamamlayıp teslim ettiği imalâtlardan iç mekan dekoratif tavan süslemeleri ile ilgili 34 adet ürünün ayıplı olup bu ayıpların niteliği gereği basit kusurlar olduğundan %15 bedel indirimi gerektirdiği hükme esas alınan 2. bilirkişi kurulu raporunda kabul edilerek buna göre indirimi gereken bedel hesaplanmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunun 9. sayfa 7/1. maddesinde dış aydınlatma ile ilgili 4 adet cins ve numaraları belirtilen aydınlatma sistemlerinin çalışmadığı, ürünlerde saptanan bu arızaların kablo bağlantı soketlerindeki temassızlık veya soket, kablo gibi komperantlardaki bozukluk sebebiyle olabileceği, davacı tarafın yükümlülüğündeki garanti şartları kapsamında 2 yıllık garanti süresi içinde arızanın davacı tarafından giderilmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmekle birlikte davacı tarafça bu arızalar giderilmemesine rağmen arıza ve ayıpların giderim bedeli hesaplanıp yüklenici alacağından düşülmemiştir.
Bu durumda mahkemece hükme esas raporu düzenleyen 2. bilirkişi kurulundan raporlarının 9. sayfa 7/1. maddesinde belirttikleri bozuk ve ayıplı olup davacı tarafından garanti kapsamında giderilmesi gerektiği halde giderilmeyen 1 adet 1,2 m kırmızı tam daire (NS-PRO RING I20), 1 adet 1,9 m kırmızı yarım daire (NS-PRO YARIM RING), 1 adet 1,2 m beyaz tam daire (NS-PRO RING I20), 1 adet 1,5 m beyaz tam daire (NS-PRO RING I50) şeklinde taraf edilen ürünlerdeki ayıpların giderim bedellerinin dava tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiçleri ile alınacak gerekçeli ve denetime elverişli ek raporla hesaplattırılıp, bulunacak dış aydınlatma sistemindeki ayıpların giderim bedelinin de yüklenicinin bozmadan önce verilen kararda kabul edilen alacağından düşülerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.05.2019 tarihli ve 2018/1066 E., 2019/381 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında dosyada bulunan teknik bilirkişi raporlarının tamamında dış mekândaki dört adet ürünün yanmamasının davacının ayıplı teslimi sayılmadığı, aksine teslimden çok sonra ortaya çıkan basit temassızlık sayılabilecek ve garanti kapsamında yaptırılma imkânı olan durum olduğunun bildirildiği, davalı iş sahibinin işi teslim aldığı tarihten dava tarihine kadar davacıya yaptığı tüm ayıp ihbarlarının sadece iç mekân aydınlatmaların sözleşmeye uygun teslim edilmediği, dış mekân aydınlatmalarda ise istenen görselliğin verilmediği ve istek dışı maliyeti artıran flashlı ışık takıldığı şeklinde olduğu, istenen görselliğin verilmediği şeklindeki iddianın itibar edilen raporda ayıplı teslimden kaynaklanan bir durum olmayıp ışıkların bina yüzeyindeki duruşu ve binanın şeklinden/renginden kaynaklandığının belirtildiği, eldeki davada keşif yapılıp bilirkişi raporu hazırlanana kadarki aşamada hiçbir ayıp ihbarında bulunmamasının bu dört adet ürünün davalıya çalışır vaziyette teslim edildiğinin aslında davalının da kabulünde olduğunu gösterdiği, sonradan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi elektrik tesisatı soket bağlantısındaki temassızlık, kablo arızası veya ampul arızası vb. basit bir nedenle tespit gününde iki tanesinin ve aynı neden yanında davalının sisteme müdahalesi ve eklemeleri nedeniyle de keşif gününde dört tanesinin yanmadığı, bu durumun hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayıplı teslim olarak değerlendirilmediği, garanti süresi dolmadığından davacıya arızanın garanti kapsamında tamir ettirilebileceğinin belirtildiği, davalının ise bu sorunla ilgili garanti kapsamında davacıya herhangi bir başvurusu veya ayıp ihbarının bulunmadığı, dört adet dış mekân üründen dolayı davacı alacağından ayıp giderim bedeli indirilmesinin mevcut hukukî durum ve teknik tespitlere aykırı olacağı, davacı vekilince bozma sonrasında hükmün yabancı para cinsinden kurulmasına ilişkin talebinin hem takibin TL cinsinden başlatılması ve itirazın iptali davasının takibe sıkı sıkıya bağlı olması, hem de direnme kararında hükmün değiştirilmesinin hukuken mümkün olmaması nedeniyle kabul edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, taraflar arasında imzalanan 19.11.2013 tarihli sözleşme ile ... AVM’nin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerini üstlenen davacı yüklenicinin dış mekân aydınlatma sisteminde kapı sütunlarında bulunan, cins ve numaraları belli bir adet yarım daire ile üç adet tam daireden oluşan dört adet ürünü sözleşmeye uygun olarak sağlam ve çalışır vaziyette davalıya teslim edip etmediği, anılan dört adet dış mekân aydınlatma ürününün ayıplı olup olmadığı, mahkemece yapılan yargılama aşamasında ikinci bilirkişi heyeti tarafından düzenlenip hükme esas alınan 21.12.2015 tarihli raporun dokuzuncu sayfasında yer alan 7/1. maddesinde çalışmadığı tespit edilen dört adet üründeki arızanın davalı iş sahibinin müdahalesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, ayıbın varlığı hâlinde davalının dış mekân aydınlatma sistemindeki dört adet ürünün çalışmadığına dair garanti kapsamında davacıya herhangi bir başvurunun veya ayıp ihbarının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre bozma kararında açıklanan şekilde gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınarak ayıpların giderim bedellerinin dava tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiçlerine göre hesaplattırılıp, bulunacak ayıp giderim bedelinin önceki kararda hükmedilen davacı alacağından düşülmesi suretiyle hâsıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle borç doğuran sözleşmelerden birisi olan ve tam iki tarafa borç yükleyen “Eser sözleşmesi” hükümlerine değinmek gerekir.
13. Eser sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde;
“Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır.
14. Eser sözleşmesi iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür.
15. Türk Hukuk Lûgatında da “eser sözleşmesi” kısaca “Yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 353).
16. Türk Borçlar Kanunu’nun 471. maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Eser sözleşmesinin yapıldığı anda başlayan özen borcu, işin eksiksiz ve ayıpsız tamamlanmasına kadar devam eder. Hatta, tamamlanan eserin iş sahibine teslim edilene kadar korunması yükümlülüğü de aslında bir özen borcudur. Eserin iş sahibine tesliminden sonra özen borcu, TBK’nın 475. maddesi gereğince “ayıp sebebiyle sorumluluk” şeklinde sonuç sorumluluğuna dönüşmektedir.
17. Eser sözleşmesi ilişkisinde ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserde bulunan sözleşme ve fenne aykırılıklardır. Başka bir ifadeyle ayıp, sözleşme ve eklerinde kararlaştırılan ve iş sahibinin beklediği amaca göre eserde bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
18. Türk Borçlar Kanunu’nun 474 ilâ 478. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için eserin teslim edilmiş olması ve teslim edilen eserin ayıplı olması, ayıbın iş sahibinden kaynaklanmamış olması, iş sahibinin eseri muayene ve ayıbı ihbar yükümlülüğünü yerine getirerek eseri açık ya da zımnen kabul etmemiş olması gerekir.
19. Eserin ayıplı yapılması sözleşmeye aykırılık teşkil etmekte olup; ayıp, açık ve gizli olabileceği gibi maddî ve hukukî ayıp şeklinde de olabilir.
20. Açık ayıp, eserin teslimini müteakip makul süre içinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilecek ayıptır.
21. Gizli ayıp ise, basit bir kontrol ve muayene ile tespit edilemeyen, eserin kullanılmaya başlanmasından sonra ortaya çıkan ayıptır.
22. Türk Borçlar Kanunu’nun 474/1. maddesi gereğince iş sahibinin eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre mümkün olduğunca en kısa sürede eseri gözden geçirip muayene ederek varsa açık ayıpları tespit etmek ve bu ayıpların neler olduğunu tek tek açıklamak suretiyle gecikmeksizin sözlü veya yazılı olarak yükleniciye bildirmesi gerekir. İş sahibinin muayene ve ihbar süreleri açıkça belirlenmemiş olup, işin niteliği ve olayın özelliğine, imâl edilen eserin büyüklüğü ve genişliğine göre süreler farklı olacak ve işin uzmanı bilirkişiler tarafından belirlenecektir. Muayene ve gözden geçirmeyi veya ayıbın belirlenmesini iş sahibi bizzat yapabileceği gibi, TBK’nın 474/2. maddesine göre mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile de tespit ettirmesi mümkündür. Açık ayıpta iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmezse, TBK’nın 477/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır ve yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur.
23. Gizli ayıplarla ilgili TBK’nın 474/1. maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin düzenleme mevcut değildir. Ancak TBK’nın 477/3. maddesinde, eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması hâlinde, iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, aksi takdirde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilerek gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir.
24. Türk Borçlar Kanunu’nda eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde, aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dâhi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir.
25. Ayıp hâlinde iş sahibinin hakları TBK’nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre iş sahibinin seçimlik hakları; eserin iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim yapılmasını isteme veya aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. İş sahibi bu seçimlik haklarının yanında ayıplı meydana getirilmiş olan eserin neden olduğu zararın tazminini de isteyebilir. Başka bir anlatımla iş sahibi tazminat hakkı ile seçimlik haklarını birlikte kullanabilir. Tazminatın istenebilmesi için de, ayıpta yüklenicinin kusurunun bulunması ve ayıp ihbarının süresinde yapılmış olması gerekir.
26. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarihli ve 2019/(15)6-6 E., 2022/775 K.; 04.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-1102 E., 2021/1337 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
27. Öte yandan bilirkişi incelemesi ve bilirkişiden rapor alınması konusuna da değinmekte fayda vardır.
28. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164).
29. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.
30. Aynı Kanun’un 281. maddesinde;
“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.
31. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir.
32. Şu hâlde, bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup, mahkemece raporu veren bilirkişilerden HMK’nın 281/2. maddesine göre ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir.
33. Tüm bu açıklamalar ışığında davacı yüklenici tarafından 19.11.2013 tarihli sözleşme uyarınca dava konusu “...” isimli alışveriş merkezinin 2013 yılı yılbaşı aydınlatma dekorasyonunun malzeme temin ve montaj yapım işlerinin gerçekleştirildiği somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilince dosyaya sunulan ve işin teslim edildiği 12.12.2013 tarihinde çekilmiş olan fotoğraflarda dış mekân aydınlatma sisteminde kapı sütunlarında bulunan, cins ve numaraları belli bir adet yarım daire ile üç adet tam daireden oluşan dört adet ürünün yanmakta olduğu, bu ürünlerle ilgili davalı iş sahibinin davadan önce ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/156 D. İş sayılı dosyasında yaptırdığı tespit sonucu hazırlanan 29.12.2013 tarihli (30.12.2013 havale tarihli) tespit raporunun ikinci sayfasında Resim-2’de dört adet üründen ikisinin yanar vaziyette olduğu görülmektedir.
34. Anılan bu olgulardan davacının dış mekân aydınlatma sisteminde ayıplı olduğu ileri sürülen dört adet ürünü 12.12.2013 tarihinde sözleşmeye uygun olarak sağlam ve çalışır vaziyette davalıya teslim ettiği sonucuna varılmaktadır.
35. Diğer taraftan her ne kadar Özel Daire bozma kararının dayanağı olup hükme esas alınan ve teslim tarihinden yaklaşık yirmi iki ay sonra 09.11.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu ikinci bilirkişi heyetince düzenlenen 21.12.2015 tarihli raporun dokuzuncu sayfasının 7/1. maddesinde uyuşmazlığa konu dört adet ürünün bozuk ve ayıplı olduğu, ayıpların davacı tarafından garanti kapsamında giderilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; aynı raporun genel değerlendirme başlıklı bölümünün on birinci sayfasının beşinci paragrafında dış mekânda kullanılmak üzere davacı tarafından temin edilerek montajı yapılan imalatların eksiksiz ve ayıpsız olarak teslim edildiği tespitine yer verilmiş, yine raporun sonuç bölümünün bir numaralı maddesinde davacı tarafından satılan ve montajı yapılan dış mekân ürünlerin tümünün sözleşmeye uygun, tam ve eksiksiz olduğu, ayıp nedeniyle indirim yapılmasını gerektiren şartların bulunmadığı görüşü bildirilmiştir.
36. Ayrıca dosya kapsamında bulunan fotoğraflardan dış mekândaki ürünlerin tümünün 12.12.2013 tarihinde yanar vaziyette teslim edilmesinden sonra davalının “14 Şubat Sevgililer Günü” nedeniyle davacının taktığı ürünler üzerinde oynama ve eklemeler yaparak konsepti değiştirdiği, sonrasında da davacıdan habersiz şekilde değişiklikler yaparak üzerlerine kalp şeklinde objeler taktığı görüldüğünden, bilirkişi heyetince 09.11.2015 tarihinde yapılan keşifte çalışmadığı tespit edilen dört adet ürünün yanmamasına davalının kendi müdahalesinin neden olma ihtimalinin bulunduğu ve ayıpların davalı iş sahibinin kullanımından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
37. Netice itibariyle; mahkemece davacının teslim ettiği ürünlerde ayıp bulunmadığı, Özel Daire bozma kararına esas alınan ve işin tesliminden yaklaşık yirmi iki ay sonra yapılan keşif sonucu tanzim edilen raporda saptanan ayıpların davalının kullanım hatası ve müdahalesi sonucunda oluşma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle verilen direnme kararı doğrudur.
38. Hâl böyle olunca ilk derece mahkemesince verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olup, yerindedir.
39. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin hükmedilen miktara yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme kararı yerinde ve uygun bulunduğundan davalı vekilinin hükmedilen miktara yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2015/2547 E., 2016/160 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Davanın dayanağını TBK. nun 475. maddesi oluşturmaktadır.
3. Hukuk Dairesi 2015/2547 E. , 2016/160 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki maddi - manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesi ile; davacının 08.08.2007 tarihinde burun estetik ameliyatı olduğunu, ameliyatın ertesi günü taburcu edildiğini, üç gün sonra tamponun alınarak burnunun üzerine alçı yapıldığını, akabinde davalı doktorun davacıyı bu halde bırakarak tatile gittiğini, davacının burnunun üzerindeki alçının 15 gün kaldığını, olması gerekenden ağır alçı konulması nedeniyle davacının burnunun üzerinde iltihap oluştuğunu, bu iltihabın katılaşarak burnun üzerinde dışarıdan bakılınca kolayca seçilen kalıcı bir şişlik oluşturduğunu, uygulanan estetik ameliyatın usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmediğini, yanlış tıbbi müdahale nedeniyle müvekkilinin estetik operasyonla elde etmek istediği neticeye kavuşamadığını, davacının sarfetmiş olduğu ameliyat ve tedavi giderleri, ilaçlar, yol masrafları olmak üzere toplam 5.000 TL maddi tazminat ile duyduğu acı ve ızdırap için 5.000 TL manevi tazminatın 08/08/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; zamanaşımı definde bulunmuş, ayrıca meslek hatası ve ağır ihmalini gösteren bir durumun söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece,..... Dairesine ait rapor esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada maddi olguları ileri sürüp kanıtlamak taraflara, buna uygun olarak da uygulanacak yasa maddelerini bulmak, olayın hukuki nitelendirmesini yapmak ve uygulamak görevi hâkime aittir (HUMK md. 76, HMK md. 33).
Davaya dayanak yapılan maddi olgu, burnun estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan biçime uygun güzel bir görünüm kazandırılmasıdır. Varılmak istenilen sonucun ve buna dayalı olguların hukuki nitelendirilmesi yapıldığında ise, yanlar arasında BK'nun 355 ve devamı (TBK' nun 470 ve devamı) maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinin bulunduğu, dolayısıyla uyuşmazlığın eser sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği açıktır.-
Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır.
Eser sözleşmesi hükümlerine göre, davalı doktorun yükümlülüğü taahhütlerine, tıbbın gereklerine ve iyiniyet kurallarına uygun şekilde estetik ameliyatı gerçekleştirmek, davacının yükümlülüğü de bedeli ödemektir. Davacı, davalı doktorun yükümlülüklerini yerine getirmediği, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun ameliyat yapmadığı, estetik amaçlı ameliyatın başarısız olduğunu iddia ederek bu davayı açmıştır. Davanın dayanağını TBK. nun 475. maddesi oluşturmaktadır.
HUMK. nun 275. (HMK. nun 266.) maddesine göre, mahkemenin çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşü alma zorunluluğu bulunmaktadır. Estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, amacına ulaşıp ulaşmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı teknik bir konu olduğundan, konunun uzmanı plastik cerrahlardan ve .. uzmanlarından oluşturulacak bir kuruldan rapor alınması, davanın rapor sonucuna göre değerlendirilmesi gerekir.
Hükme esas alınan 21.04.2014 tarihli...Kurumu raporunda; davacının burun kemiğinde eğrilik (septum deviasyonu) tespit edildiği, septorinoplasti ameliyatı yapıldığı, ameliyatın sorunsuz tamamlandığı, konulan teşhis ve yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası kişinin görünüm bakımından eskisinden daha kötü bir görünüme sahip olmadığı, bu durumun kişinin subjektif değerlendirmesi ile ilgili olduğu cihetle davalı hekime atfı kabil kusur izafe edilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak, anılan raporda TBK. nun 475 maddesine göre değerlendirme yapmaya imkân verecek bilgiler ve açıklamalar yer almamaktadır. Ayrıca,...Kurumu 2. İhtisas Kurulu raporunda görüş bildirenler başka dalların uzmanlarıdır.
Mahkemece, içerisinde ... olan bilirkişi kurulundan davanın çözümüne yardımcı olacak açıklamaları içerir rapor alınmadan, yazılı şekilde karar oluşturulması usul ve yasaya aykırıdır.
Buna göre mahkemece yapılacak iş, TBK.nun 475. maddesine göre değerlendirme yapılabilmesi için, davacı da gönderilerek mümkünse...Kurumu'ndan içinde .... uzmanlarından oluşturulacak bir heyetten, bu mümkün değilse üniversitelerden seçilecek açıklanan uzmanlardan oluşturulacak bir heyetten estetik amaçlı ameliyatın tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, amacına ulaşıp ulaşmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında hükme esas teşkil edecek nitelikte rapor alınması davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
(İ), yüklenici (Y)'ye arsasındaki evinin mutfağını yeniletmiştir. (Y), seramikleri döşerken yanlış malzeme kullanmış ve seramikler bir ay içinde çatlamıştır. Evin mutfağı bu haliyle kullanılamaz durumdadır. (İ) sözleşmeden dönmek istemektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (İ)'nin sözleşmeden dönme hakkıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Eser kullanılamaz ölçüde ayıplı olduğu için (İ) her durumda sözleşmeden dönebilir.
B) Mutfak seramiklerinin sökülüp kaldırılması aşırı bir zarar doğuracağından (İ) sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.
C) (İ) sadece ücretsiz onarım isteyebilir.
D) (İ) sadece bedelden indirim isteyebilir.
E) (İ), (Y)'nin ağır kusuru varsa dönebilir, aksi halde dönemez.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.