6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 51

Türk Borçlar Kanunu 51. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür. 2. İndirilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

725 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2021/27004 E., 2023/5374 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51,52 ve 54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 87, 89, 90, 91 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 ve 30 uncu maddeleri, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.
4. Hukuk Dairesi         2021/27004 E.  ,  2023/5374 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/876 E., 2021/1054 K. SAYISI : 2021/İHK-36326 HÜKÜM/KARAR : Başvurunun Reddine / İtirazın Kabulüne ve Başvurunun Kabulüne SAYISI : 2021/100810 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun reddine karar verilmiştir. Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kabulüne karar verilmiştir. ... kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu geçerli zorunlu trafik sigortası bulunmayan aracın 01.05.2016 tarihli trafik kazası sonucunda müvekkilinin maluliyeti oluşacak şekilde yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle talebini 68.462,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; maluliyet raporu ve kusur oranını kabul etmediklerini, başvuran tarafından alınan maluliyet raporunun yönetmeliğe göre yetkili sağlık kuruluşunda düzenlenmediğini, müterafik kusur indirimi ve hatır taşıması indirimi uygulanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. ... KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dosyaya sunulan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 09.02.2021 tarihli raporunda belirlenen maluliyet oranları, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmelik hükümleri esas alınarak doktor heyeti içinde Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı olmayan üç kişilik Adli Tıp Uzmanınca belirlendiği, başvuranın cildinde maluliyete esas teşkil eden arıza /sekelin, konunun uzmanınca muayene edilmeksizin özür oranının belirlenmesinin yanı sıra, özür oranının kaza tarihinde geçerli olan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre değerlendirilmemiş olması nedeniyle dosyaya sunulan raporun usulüne uygun bir rapor olmadığı" gerekçesiyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davacı vekili itiraz dilekçesinde; maluliyet raporunun yönetmeliğe uygun olduğunu, verilen kararın hatalı olduğunu belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "....maluliyet raporunun ilgili yönetmelik hükümlerine uygun biçimde, uzman heyetçe düzenlendiği ve karara esas alınmasında usulsüzlük bulunmadığı; davalıya sigortalı araç sürücüsünün kazada tam kusurlu olduğu, başvuranın araçta yolcu konumunda olduğunu, davacının sunduğu raporda, davacının maluliyet oranının %5.3 olarak tespit edildiği ve bu raporun karara esas alındığı; TRH Yaşam Tablosu ve progresif rant tekniğiyle tazminatın hesaplandığı aktüer raporunun benimsendiği" gerekçesiyle başvuru sahibi vekilinin itirazının kabulü ile anılan kararın kaldırılarak yeniden hükmün oluşturulmasına; başvuru sahibinin talebinin kısmen kabulüne; 64.586,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 19.02.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvuru sahibine verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; ... tarafından dava şartı yokluğu nedeniyle verilen usulden ret kararının hukuka uygun olduğunu, sunulan maluliyet raporunun yönetmeliğe göre yetkili sağlık kuruluşunda düzenlenmediği gibi raporu düzenleyen heyette cildiye uzmanının bulunmadığını, müvekkili tarafından alınan özel tıbbi mütalaa ile başvuran tarafından alınan rapor arasındaki çelişki giderilmeden tazminat hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, kusura ilişkin bilirkişi raporu alınmadan aktüer hesabı yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faizin dikkate alınması gerektiğini, davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün ve kendisinin kaza sırasında alkollü olması sebebiyle %20 müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, temerrüdün gerçekleşmediğini, vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirterek ... kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, zorunlu trafik sigortası bulunmayan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcunun sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51,52 ve 54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 87, 89, 90, 91 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 ve 30 uncu maddeleri, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6098 sayılı TBK'nın 51 inci maddesinde, hakimin, tazminatın türü ve kapsamının derecesini, durum ve mevkiinin gereğine ve hatanın ağırlığına göre belirleyeceği belirtilmiş; aynı Kanunun 52 nci maddesinde (BK 44. mad.) ise; zarar gören taraf, zarara razı olduğu veya kendisinin eylemi zararın doğmasına ya da zararın artmasına yardım ettiği ve zararı yapan kişinin durum ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hakimin, tazminat tutarını indirebileceği veya tazminatı hüküm altına almaktan vazgeçebileceği açıklanmıştır. Dosya kapsamında, davacının yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsünün alkollü olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının alkollü araç sürücüsünün aracına bilerek binmesi sebebiyle tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 3. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 87 nci maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51 inci maddesi uyarınca hatır için karşılıksız yolcu taşıma veya aracı kullandırmada genel hükümlere göre tazminattan uygun bir indirim yapılması, doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiştir. Hatır için yolcu taşıma veya aracı kullandırmadan söz edebilmek için, ölen veya yaralananın bir menfaat karşılığı olmaksızın taşınması veya aracın kullanılması, diğer bir deyişle taşıma veya kullanmada ölen veya yaralananın menfaatinin bulunması gerekir. Bu nedenle taşıma veya kullanmada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin bir menfaatinin bulunması hâlinde hatır taşımasından söz edilemez. Bu bakımdan hatır ilişkisinin değerlendirilmesinde taşıma veya kullanmanın kimin menfaatine olduğunun belirlenmesi önemlidir. Taşıma veya kullandırma, ekonomik yarar için olabileceği gibi ortak toplumsal değerler nedeniyle de olabilir. Ancak yakın akrabaların ve eşin taşınmasında bir menfaatten söz edilemeyeceği için hatır için taşımadan da bahsedilemez. Hâkim, gerekçesini kararında tartışmak ve nedenlerini göstermek koşuluyla tazminattan mutlaka indirim yapmak zorunda da değildir. Somut olayda; davalı vekilince başvuruya cevap ve itiraz dilekçelerinde hatır için taşıma def’inde bulunulmuştur. Kaza nedeniyle yürütülen soruşturma aşamasında davacı, arkadaşının aracıyla düğüne gittiklerini, düğünden dönerken kazanın meydana geldiğini beyan etmiştir. Davacının, davalı şirkete sigortalı araçta yolcu olarak bulunduğu ve sürücü ile arkadaş oldukları sabit olup davacının taşıma için arkadaşına ücret ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu durumun aksi ispat edilemediğinden davalı sigorta şirketinin süresinde yapılan hatır için taşıma savunmasına itibar edilerek TBK’nın 51 inci maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında hatır taşıması indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. 4. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'in 16/13. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 17/2. maddesi gereği, davacı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin, tarifeye göre belirlenen nispi vekalet ücretinin 1/5'i tutarında (maktu ücretin altında kalmamak kaydıyla) olması gerektiği gözetilmeden, fazla vekalet ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir. VI. KARAR 1- Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2- Değerlendirme bölümünün (2), (3) ve (4) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan ... kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın, mahkemeye gönderilmesine, 13.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2022/6717 E., 2022/7883 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
raporunun dosya kapsamına uygun gerekçeli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporuna göre hesaplanan fazla mesai alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %30 indirim yapıldıktan sonra fazla mesai ücret alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 6
9. Hukuk Dairesi         2022/6717 E.  ,  2022/7883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairenin 22.12.2020 tarihli ve 2020/3603 Esas, 2020/19568 Karar sayılı kararı ile ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; 23.03.2021 tarihli ve 2021/28 Esas, 2021/103 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairenin 02.06.2021 tarihli ve 2021/552 Esas, 2021/9810 Karar sayılı kararı ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 25.05.1990 tarihinde çalışmaya başladığını, iş sözleşmesine 02.09.2015 tarihinde davalı işveren tarafından son verildiğini, müvekkilinin her gün ortalama saat 19.30'a kadar çalıştığını, her ayın minumum bir cumartesi ve pazar günü ortalama 3 saat işe gitmek durumunda kaldığını, ulusal bayramlarda hemen hemen tam gün çalışmasına rağmen kendisine fazla çalışma ücreti, genel tatil ücreti ve hafta tatili ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkil Şirketten fazla çalışma ücreti alacağının bulunmadığını, çalışmış olduğu süre boyunca her ay muntazaman ücretini almış olduğunu, hiçbir ihtirazı kayıt dermeyen etmediğini, müvekkil Şirketin aylık ücretli personel yönetmeliği uyarınca davacının işinin gereği yapmış olduğu fazla çalışmaların ücrete dâhil olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.12.2016 tarihli ve 2015/998 Esas, 2016/1063 Karar sayılı kararı ile; "... Davacının haftalık 45 saati aşan fazla mesainin tespit edildiği, bilirkişi raporunda fazla çalışma süreleri, genel tatil çalışma süreleri, hafta tatili çalışma sürelerinin ve ücret miktarlarının hesaplandığı, ıslah tarihine nazaran zamanaşımına uğramamış alacakların tespit edildiği 07/11/2016 tarihli bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun gerekçeli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporuna göre hesaplanan fazla mesai alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %30 indirim yapıldıktan sonra fazla mesai ücret alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 64.324,19 TL'nin 10.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 54.324,19 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, bilirkişi raporuna göre hesaplanan 12.661,82 TL genel tatil alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %40 indirim yapıldıktan sonra genel tatil alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 7.597,09 TL'nin 500,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 7.097,09 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, bilirkişi raporuna göre hesaplanan 90.829,66 TL hafta tatil alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %40 indirim yapıldıktan sonra hafta tatil alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 54.497,80 TL'nin 5.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 49.497,80 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 30.11.2017 tarihli ve 2017/1502 Esas, 2017/2711 Karar sayılı kararı ile tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 22.12.2020 tarihli 2020/3603 Esas, 2020/19568 Karar sayılı kararı ile; " ... Somut uyuşmazlıkta, davacı fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığı iddiasında bulunmuş ve bu iddiasını ispat bakımından tanık deliline başvurmuştur. Ancak dinlettiği tanıklar davalı işverene karşı davaları bulunan husumetli tanıklar olup, bu tanıkların beyanlarına son derece ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Husumetli tanık beyanı tek başına ispat için yeterli görülmemelidir. Ancak, dosyaya davalı işveren tarafından davacı işçiye ait giriş çıkış kayıtları sunulmuştur. Bilirkişi tarafından bu kayıtlar incelenmelidir. Söz konusu kayıtlar incelenerek davacının fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarına ilişkin talebi yeniden değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir." gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli 2021/28 Esas 2021/103 Karar sayılı kararı ile ; "... Dosya kapsamına Yargıtay ilamına uygun olarak tanzim edilen 03/06/2016, 07/11/2016 tarihli bilirkişi raporları ile davacının haftalık 45 saati aşan fazla mesainin tespit edildiği, bilirkişi raporunda fazla çalışma süreleri, genel tatil çalışma süreleri, hafta tatili çalışma sürelerinin ve ücret miktarlarının hesaplandığı, ıslah tarihine nazaran zamanaşımına uğramamış alacakların tespit edildiği 03/06/2016, 07/11/2016 ve 08/03/2021 tarihli bilirkişi raporlarının dosya kapsamına uygun gerekçeli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporuna göre hesaplanan fazla mesai alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %30 indirim yapıldıktan sonra fazla mesai ücret alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 64.324,19 TL'nin 10.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 54.324,19 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, bilirkişi raporuna göre hesaplanan 12.661,82 TL genel tatil alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %40 indirim yapıldıktan sonra genel tatil alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 7.597,09 TL'nin 500,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 7.097,09 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, bilirkişi raporuna göre hesaplanan 90.829,66 TL hafta tatil alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak Türk Borçlar Kanunun 51. ve 52. maddeleri gereğince takdiren %40 indirim yapıldıktan sonra hafta tatil alacağına ilişkin talebin kısmen kabulü ile, brüt 54.497,80 TL'nin 5.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 49.497,80 TL’sine 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmış, yerleşmiş Yargıtay içtihatları doğrultusunda hakkaniyet indirimi sebebiyle reddedilen tutarlar yönünden davalı yan lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmolunmamış, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir." gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 02.06.2021 tarihli 2021/5552 Esas, 2021/9810 Karar sayılı kararı ile; "... Somut olayda, Mahkemece davacı tanıklarının beyanları doğrultusunda fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları hüküm altına alınmıştır. Ancak varılan bu sonuç dosya kapsamı ile örtüşmemektedir. Zira, davacı tanığı İrfan K. tarafından aynı sebeplerle davalı şirkete karşı açılan bir davada, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacak taleplerinin reddedildiği ve bu kararın Dairemizin 2020/7891 esas 2020/16441 karar sayılı dosyası ile denetime konu edilerek kesinleştiği, diğer davacı tanığının ise 2013 yılında işten ayrıldığını beyan etmekle davacı ile tüm çalışma döneminde birlikte çalışmadığı anlaşılmaktadır. Şu halde, tanık İrfan K.’nın davacının hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil günlerinde çalıştığı yönündeki beyanına itibar edilemeyeceği gibi, diğer davacı tanığının beyanına ise sadece davacı ile birlikte çalıştığı süre belirlenerek bu süre ile sınırlı olarak itibar edilebileceği kabul edilmelidir. Ayrıca, her iki davacı tanığının da davacının şehir dışı toplantılarına ilişkin görgüye dayalı bir bilgilerinin olamayacağı hususu da göz ardı edilmemelidir. Diğer yandan, hüküme esas alınan bilirkişi raporunun, hafta tatili alacağı konusunda denetime elverişli olmadığı, raporda tanık beyanlarının esas alındığı belirtilmiş ise de tanık beyanları ve davacı talebine aykırı olarak davacının tüm hafta tatillerinde çalıştığı kabulü ile hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim davacı tanığının davacının tüm hafta tatillerinde çalıştığı yönünde bir beyanı olmadığı gibi, davacı da hafta tatili günlerinde sürekli olarak çalıştığını iddia etmemiştir. Davacının hafta içi 3 gün 07:30-19:30, 2 gün ise 07:30-17:30 saatleri arasında çalıştığı, ayda 1 cumartesi günü 3 saat daha çalıştığı, ayrıca ayda 1 pazar gününde de hafta tatili çalışması olduğunun kabulü ile sonuca gidilmesi dosya kapsamı ile daha uyumlu olacaktır. Şu halde Mahkemece yapılması gereken iş, farklı bir bilirkişiden denetime elverişli net tespitler içeren yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak, fazla mesai alacağı ile hafta tatili alacaklarının yukarıda belirtilen şekilde hesaplanması, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları hesabında tanık İkbal C.’nin davalı işyerinde çalıştığı süre de belirlenerek, bu süre ile sınırlı olarak hesaplama yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Öte yandan, Mahkemece tarafların beyanları alınmadan tensip zaptı ile bozma ilamına uyma kararı verilip, duruşmada alınan ara karar ile bozma ilamına uyma yönündeki bu karardan dönülmesine karar verilmesi de usul ve kanuna aykırı olup isabetsiz olmuştur. " gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... İşyeri yönetmeliklerinde düzenlenen fazla çalışmanın ön tasvibe bağlı kılınmasının davalı işverenin iç ilişkisi olduğu, onay verilmemesinin fiilen yapılan fazla mesaiyi ortadan kaldırmayacağı kanaatiyle davacının fazla mesai alacağı olduğu kanaatine varılmıştır. Toplanan tüm deliller ışığında; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 02/06/2021 tarih,2021/5552 Esas 2021/9810 Karar sayılı ilamına uygun olarak davacının hafta içi 3 gün 07:30-19:30, 2 gün ise 07:30-17:30 saatleri arasında çalıştığı, ayda 1 cumartesi günü 3 saat daha çalıştığı, ayrıca ayda 1 pazar gününde de hafta tatili çalışması olduğunun kabulü ile sonuca gidilmesinin dosya kapsamı ile daha uyumlu olacağı kanaatine ulaşılmıştır. Bu kapsamda alınan son bilirkişi raporu üzerinden yapılan incelemede hafta tatili alacağının zamanaşımına uğramadığı tespit edilmiştir. Fazla mesai yönünden yapılan incelemede dava dilekçesinde 10.000,00 TL talep edildiği ve davanın 19.10.2015 tarihinde açıldığı, ıslah dilekçesinin 22.06.2016 tarihinde sunulduğu, buna göre ıslah zamanaşımı tarihinin 22.06.2011 olduğu, davacı tanığı ...'ın 01.07.2013 tarihinde işten ayrıldığı, ıslah öncesi zaman diliminde 01/03/2011-22/06/2011 arası 15 hafta için ( 15 hafta X 411,13 TL = 6.166,95 TL ) 6.166,95 TL fazla mesai alacağı yaptığı, dava tarihinden 01/03/2011 tarihine kadar ise toplam 4.970,64 TL olduğu, ıslah öncesi tüm dönemin toplamda 11.137,59 TL ettiği, dava dilekçesi ile istenen 10.000,00 TL harici kısmın (1.137,59 TL) zamanaşımına uğradığı, bilirkişi raporu ile tespit edilen sonuç miktar olan brüt 50.329,65 TL'den bu miktar ıskat edildiğinde ( 50.329,65 TL - 1.137,59 TL = 49.192,06 TL ) 49.192,06 TL brüt fazla measi ücretinin tespit edildiği, % 30 hakkaniyet indirimi ile bu meblağın 34.434,44 TL brüt olarak bulunduğu anlaşılmıştır. Ubgt alacağı yönünden ise dava dilekçesi ile 500,00 TL talep edildiği, ıslah öncesi tespit edilen dönem yönünden 20,36 TL'lik kısmın ( 520,36 TL - 500,00 TL = 20,36 TL) zamanaşımına uğradığı, son bilirkişi raporunda tarihler farklı gösterilmiş olsa da ubgt alacağında 22/06/2011-28/02/2012 arası 1.957,70 TL ubgt alacağının bulunduğu (Bkz. 08/03/2021 tarihli bilirkişi raporu), bu anlamda 20,36 TL harici zamanaşımına uğrayan miktar olmadığı görülerek bu miktar düşüldüğünde (6712,27 TL - 20,36 TL = 6.691,91 TL= 6.691,91 TL brüt, % 30 hakkaniyet indirimli 4.684,34 TL brüt ubgt ücreti alacağı bulunduğu sabit olmuştur. Dosya kapsamına Yargıtay ilamına uygun olarak tanzim edilen 03/06/2016, 07/11/2016, 13/12/2021 ve 16/03/2022 tarihli bilirkişi raporları ile davacının haftalık 45 saati aşan fazla mesainin tespit edildiği, bilirkişi raporunda fazla çalışma süreleri, genel tatil çalışma süreleri, hafta tatili çalışma sürelerinin ve ücret miktarlarının hesaplandığı, ıslah tarihine nazaran zamanaşımına uğramamış alacakların tespit edildiği 03/06/2016, 07/11/2016 ,08/03/2021 ve 16/03/2022 tarihli bilirkişi raporlarının dosya kapsamına uygun gerekçeli ve denetime elverişli olduğu anlaşılmış, bilirkişi raporuna göre hesaplanan fazla mesai alacağından işçinin raporlu, mazeretli, izinli olduğu günler ile çalışılmayan günler gözönünde bulundurularak, fazla mesai alacağı talebinin kısmen kabulü ile brüt 34.434,44 TL'nin 10.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 24.434,44 TL’sine ise 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine, hafta tatili alacağı talebinin kısmen kabulü ile brüt 13.430,85 TL'nin 5.000,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 8.430,85 TL’sine ise 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine, ubgt alacağı talebinin kısmen kabulü ile brüt 4.684,34 TL'nin 500,00 TL'sine 19.10.2015 dava tarihinden itibaren, bakiye 4.184,34 TL’sine ise 22.06.2016 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine ..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; müvekkili Şirkette fazla çalışmanın ne şekilde yapılabileceği düzenleyici kurallarla belirlendiğini, işverenin işyeri kurallarını düzenleyen yönetim hakkına müdahale edilemeyeceğini, bu bağlamda fazla çalışma yapılması için yetkili makamdan önceden onay alınması gerektiğini, tanık beyanlarının hükme esas alınabilir nitelikte olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hafta tatili hesabının hatalı olduğunu, bu durumun davacının dava dilekçesindeki iddiaları ile dahi uyuşmadığını, davacı çalışmasa dahi çalışmış gibi hafta tatili alacağına hak kazandığından hafta tatilinde 1 saat işyerine geldiği kabul edilse dahi ancak ve ancak o süreye ilişkin fazla mesai alacağı hesaplanabileceğini, ulusal bayram ve genel tatil günleri için de aynı hesap hatasının yapıldığını , fazla çalışma ücreti için dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi gerekirken mevduata fiilen uygulanan en yüksek faiz yürütülmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacının fazla çalışma yaptığı kabul edilse dahi karşılığının ücretine dâhil olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığı, işverence yapılan çalışmaların karşılığının ödenip ödenmediği ve tanık beyanlarının hükme esas alınıp alınamayacağı konularındadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 4857 sayılı İş Kanunu'nun ilgili hükümleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2018/139 E., 2021/282 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Aynı düzenlemeye 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51. maddesinde yer verilerek;
Hukuk Genel Kurulu         2018/139 E.  ,  2021/282 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalıya trafik sigortalı aracın tek taraflı kaza yapması sonucu araçta yolcu olarak bulunan küçük ...'ın ağır şekilde yaralanarak %42 oranında sürekli iş göremez hâle geldiğini, davalı ... şirketi aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/759 E. sayılı dosyasıyla dava açıldığını, anılan davada iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, muhtemel bakıcı ücreti, protez bedeli ve ekonomik geleceğinin sarsılmasından kaynaklanan tazminat talep edildiğini, dava sırasında protez bedeli için ayrı bir hesaplama yapılmasının gerekmesi üzerine 06.05.2010 tarihli dilekçe ile protez bedelini takipsiz bıraktıklarını ve 31.05.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de protez bedeli, bakıcı ücreti de dâhil olmak üzere tüm tedavi giderlerine ilişkin taleplerini bu konuda tüm ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak takipsiz bıraktıklarını belirterek sadece iş göremezlik konusunda tazminat miktarının arttırıldığını, takipsiz bırakılan tedavi giderinin tahsili için işbu davanın açıldığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere bakıcı gideri ve protez bedeli olarak 1.000TL maddi tazminatın 23.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile tazminat taleplerini toplam 144.939,91TL'ye yükselttiklerini bildirmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6111 sayılı Kanun gereği talep edilen giderlerden Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumlu olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tazminata hükmedilecekse hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.06.2013 tarihli ve 2010/659 E., 2013/373 K. sayılı kararı ile; davacı küçüğün altı aylık tedavi süresi boyunca bakım ihtiyacı için 1.018,42TL alacak talebinin uygun olduğu, yine bilirkişi raporu ile belirlenen davacı küçüğün yaşamı boyunca kullanmak zorunda kalacağı protez bedelinin ise 144.939,41TL olduğu, hatır taşımasının mevcudiyetinin kanıtlanmadığı ve unsurları bulunmadığı, araçta bulunan yolcular birlikte düğüne gitmekte olduklarından ve zaten Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen dava sırasında da hatır savunması ileri sürülmediğinden somut olayın meydana geliş biçimi itibariyle hatır indirimi yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 144.939,91TL'nın 23.11.2009 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 06.04.2015 tarihli ve 2013/16185 E., 2015/5413 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Davalı vekili yargılama aşamasındaki savunmasında, kazada yaralanan küçüğün, sigortalı araçta hatır için taşındığını ileri sürerek belirlenecek zarardan indirim yapılması gerektiğini bildirmiştir. Hatır taşımaları bir menfaat karşılığı olmadığı cihetle, bu gibi taşımalarda 818 sayılı BK.’nun 43. maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Somut olayda, sigortalı araç, bir rent a car firmasından dava dışı Metin tarafından kiralanmış, komşuları olan davacılar ile birlikte düğün merasimine giderken dava konusu kaza meydana gelmiştir. O halde mahkemece, yaralanan küçüğün araçta hatır için taşındığının kabulü ile olayın özel şartlarına göre uygun miktarda hatır taşıması indirimi yapılması gerekirken aynı kazaya ilişkin görülen daha önceki dosyada hatır taşıması savunması yapılmadığı gerekçesiyle indirim talebinin reddi hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2015 tarihli ve 2015/643 E., 2015/1034 K. sayılı kararı ile; davanın ek dava niteliğinde olduğu, ek davaya bakan mahkemenin kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen hükmün tespite ilişkin bölümü ile bağlı olduğu, kısmi davaya ilişkin mahkeme kararının tespit bölümünün sonradan açılan dava için kesin delil teşkil edeceği, kısmi davada hatır indirimi uygulanmamakla somut olay için hatır indirimi uygulanmayacağının kesin delil haline geldiği, kısmi davada ıslah talebi üzerine hatır indirimi savunmasının ileri sürüldüğü ve mahkemece bu savunmaya itibar edilmediği, kaldı ki; araç şoförünün de imzaladığı, araç içindekilerin benzin masrafına iştirak ettirilmek suretiyle taşındığına dair tutanak Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kısmi dava dosyasında dava dilekçesi ekindeki belgeler arasında yer aldığından söz konusu taşımanın hatır için yapılmadığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından davacı küçüğün araçta hatır için taşınıp taşınmadığı, olayın özel şartlarına göre uygun miktarda hatır taşıması indirimi yapılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır III. GEREKÇE 12. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) “genel hükümlerin uygulanması” başlıklı 87. maddesinin 1. fıkrasında; “ Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 13. Hatır için taşıma veya aracın hatır için verilmesinin söz konusu olması için, işleten ya da teşebbüs sahibinin, taşımak için araca aldığı yolcudan ya da arabasını verdiği kişiden ya hiçbir karşı edim almamış olması ya da alsa bile bunun önemsiz olması gerekir. Araçta hatır için taşıma veya aracın hatır için verilmesi, başkasına kolaylık gösterme, iyilik etme düşüncesine dayanmaktadır. Araçta hatır için taşıma veya aracı hatır için verme, münhasıran ya da büyük oranda taşınan ya da verilen kişinin menfaatine olmalıdır. Hatır taşımasının veya aracın hatır için verilmesinin tazminattan indirim sebebi sayılmasının nedeni, hakkaniyet düşüncesine dayandığından, böyle bir durumda işleteni zararın tamamından sorumlu tutmak, adalet duygusuna aykırı düşecektir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 733 vd.). 14. KTK’nın 87. maddesinde genel hükümlere atıf yapıldığından tazminat miktarının tayini kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunup somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’na (BK) göre belirlenecektir. Kanun’un 43. maddesinin 1. fıkrası ile hâkimin, hâl ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın suretini ve şumulünün derecesini tayin edeceği hükme bağlanmıştır. Aynı düzenlemeye 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 51. maddesinde yer verilerek; hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği belirtilmiştir. 15. Direnme kararında yer alan; davanın ek dava niteliğinde olduğu, ek davaya bakan mahkemenin kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen hükmün tespite ilişkin bölümü ile bağlı olduğu, kısmi davaya ilişkin mahkeme kararının tespit bölümünün sonradan açılan dava için kesin delil teşkil edeceği yönündeki gerekçesi karşısında davanın niteliği ve önceki kararın işbu davaya tesiri bakımından birtakım açıklamaların yapılmasında fayda bulunmaktadır. 16. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi durumunda kısmi dava söz konusudur. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olmadıkça kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Eldeki davada, davacı ilk dava sırasında protez bedeli için ayrı bir hesaplama yapılmasının gerekmesi üzerine 06.05.2010 tarihli dilekçe ile protez bedelini takipsiz bıraktıklarını ve 31.05.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de protez bedeli, bakıcı ücreti de dâhil olmak üzere tüm tedavi giderlerine ilişkin taleplerini bu konuda tüm ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak takipsiz bıraktıklarını belirtmiş, ilk davada takipsiz bırakılan ayrı kalemler (farklı alacaklar) için işbu davayı açmıştır. Talep konuları birbirinden bağımsız nitelikte olduğundan her iki dava arasında kısmi dava - ek dava ilişkisi bulunmamaktadır. 17. Burada ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucu da aynı olmadığından ortada maddi anlamda kesin hükmün varlığından da söz edilemeyecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, ilk hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü olmasa da, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. Zira aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine (trafik kazası) dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında, açılan ikinci davanın konusu (alacak kalemleri), birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan hukukî ilişki aynıdır. Eş söyleyişle, davacı mevcut davada da alacağının kaynağını ilk davada gösterilen trafik kazasına dayandırmıştır. Ne var ki, ilk davada olayda hatır taşıması olduğu savunulmuş ise de, mahkemece kazada hatır taşımasının bulunmadığı şeklindeki maddi vakıa zımnen kabul edilerek hesaplanan tazminat miktarından indirime gidilmeksizin hüküm kurulmuştur. Anılan karar taraflara tebliğ edilmiş, davacı ve olayda hatır taşıması bulunduğunu savunan davalı tarafça temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, ilam icraya konulmuş ve yapılan ödeme karşılığı ibraname alınmıştır. Bu durumda trafik kazasında hatır taşıması bulunmadığı yönündeki maddi vakıa taraflar arasında kabul edilerek kesinleşmiştir. İlk hüküm kesin hüküm etkisi yaratmasa bile, somut olaydaki bu durum aynı maddi vakıaya (trafik kazasında hatır taşımasının olmadığına) dayalı olarak açılan eldeki davada unsur etkisi oluşturduğundan mahkemece hatır taşımasının uygulanmaması gerektiğine ilişkin olarak verilen direnme kararı sonuç itibariyle yerindedir. 18. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, mahkemenin hatır taşıması indirimi uygulanmaması gerektiğine dair belirttiği her iki gerekçenin de yerinde olmadığı, ilk davada takipsiz bırakılan alacakların tamamen farklı alacaklar olduğu, bu davada ek dava – kısmi dava ilişkisinden söz edilemeyeceği, eldeki dava ilk davadan bağımsız olarak düşünülmesi gerektiğinden, önceki davada indirim yapılmamış olmasının bu davada kesin delil oluşturmayacağı, ilk davada dahi hatır taşıması olduğu yönünde savunmada bulunulduğu, yaralının içinde bulunduğu aracın işleten tarafından hatır için kullandırıldığının dosya kapsamından net olarak anlaşılabildiği, somut olaya etkisi olmasa da bozma kararında yer alan “rent a car” ifadesinin maddi hataya dayalı olduğu, kararın Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 19. Sonuç itibariyle mahkemece verilen direnme kararı uygun olup, davalı vekilinin direnme kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olup davalı vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Geçici 3. maddesine" göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacılar vekili; davalıya trafik sigortalı aracın tek taraflı kaza yapması sonucu araçta yolcu olarak bulunan küçük ...'ın ağır şekilde yaralanarak %42 oranında sürekli iş göremez hâle geldiğini, davalı ... şirketi aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/759 E. sayılı dosyasıyla dava açıldığını, anılan davada iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, muhtemel bakıcı ücreti, protez bedeli ve ekonomik geleceğinin sarsılmasından kaynaklanan tazminat talep edildiğini, dava sırasında 31.05.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile de protez bedeli, bakıcı ücreti de dahil olmak üzere tüm tedavi giderlerine ilişkin taleplerini bu konuda tüm ve fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutarak atiye terk ettiğini belirtilerek bakıcı gideri ve protez bedeli olarak 1.000,00TL maddi tazminatın 23.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile tazminat taleplerini toplam 144.939,91TL'ye yükselttiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, 6111 sayılı Kanun gereği talep edilen giderlerden SGK'nın sorumlu olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla tazminata hükmedilecekse hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; davacı küçüğün altı aylık tedavi süresi boyunca bakım ihtiyacı için 1.018,42TL alacak talebinin uygun olduğu, yine bilirkişi raporu ile belirlenen davacı küçüğün yaşamı boyunca kullanmak zorunda kalacağı protez bedelinin ise 144.939,41TL olduğu, hatır taşımasının mevcudiyeti kanıtlanmadığından, hatır taşımasının unsurları bulunmadığından, araçta bulunan yolcular birlikte düğüne gitmekte olduklarından, zaten Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen dava sırasında da hatır savunması ileri sürülmediğinden somut olayın meydana geliş biçimi itibariyle hatır indirimi yapılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 144.939,91TL'nın 23.11.2009 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyizi üzerine, Özel Dairece, yaralanan küçüğün araçta hatır için taşındığının kabulü ile olayın özel şartlarına göre uygun miktarda hatır taşıması indirimi yapılması gerekirken aynı kazaya ilişkin görülen daha önceki dosyada hatır taşıması savunması yapılmadığı gerekçesiyle indirim talebinin reddi hatalı olup hükmün bozulması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Yerel Mahkemece; Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kısmi dava dosyasında dava dilekçesi ekindeki belgeler arasında yer aldığından söz konusu taşımanın hatır için yapılmadığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş; direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık; somut olay bakımından davacı küçüğün araçta hatır için taşınıp taşınmadığı, olayın özel şartlarına göre uygun miktarda hatır taşıması indirimi yapılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Hatır taşıması Karayolları Trafik Kanunu 87. Maddesinin birinci fıkrasında “Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir”. İfadeleriyle Trafik kazası neticesi yaralanan veya ölen kişiler hatır için taşınıyorsa yada trafik kazasına karışan motorlu araç hatır için yaralıya veya ölen kişiye verilmiş ise işletenin sorumluluğunun genel hükümlere tabi olduğu düzenlenmiştir. Gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararları ile zarar gören kişi karşılıksız taşınmış yada araç zarar görene karşılıksız kullandırılmış ise 818. sayılı BK TBK 51/1 maddesine göre hatır indirimi yapılacağı kabul edilmiştir. KTK. 87/1 maddesinde hatır indirimi iki nedene bağlanmıştır. Birincisi yaralanan yada ölen kişinin motorlu araçta hatır için taşınması, ikincisi ise motorlu aracın yaralanan yada ölen kişiye hatır için kullandırılmasıdır. Hatır için taşıma veya hatır için aracın kullandırıldığı, araç malikinin taşıma veya aracın kullandırılmasında bir menfaat temin edip etmediğine bakılarak tespit edilir. Bir başka anlatımla motorlu araç işleteni yaralanan kişiyi bir menfaat karşılığı taşımış veya bir menfaat karşılığı aracı kullandırmış ise bir hatır taşımasından bahsedemeyiz. Buna karşın işleten hiçbir menfaat temin etmeden kişiyi taşımış yada aracı kullandırmış ise hatır taşıması yada hatır kullandırmasından bahsederiz. Somut davada; dosya içerisindeki araç ruhsatı fotokopisi, 09.11.2009 tarihli belge ve sürücünün beyanları birlikte incelendiğinde yaralı küçüğün içinde bulunduğu aracın malikinin ... olduğu ve yaralanan küçüğün babası ...’a düğüne gitmeleri için hiçbir menfaat temin etmeden hatır için verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda aracın yaralanan küçüğün babasına aracın hatır için kullandırıldığı ve KTK. 87/1 ve TBK. 51 (818. Sayılı BK 43.) maddelerine göre tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Yerel mahkeme; davanın ek dava niteliğinde olduğu, ek davaya bakan mahkemenin kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen hükmün tespite ilişkin bölümü ile bağlı olduğu, kısmi davaya ilişkin mahkeme kararının tespit bölümünün sonradan açılan dava için kesin delil teşkil edeceği, önceki kısmi davada hatır indirimi uygulanmamakla somut olay için hatır indirimi uygulanmayacağı kesin delil hâline geldiği, kısmi davada ıslah talebi üzerine hatır indirimi savunması ileri sürüldüğü ve mahkemece bu savunmaya itibar edilmediği, kaldı ki; araç şoförünün de imzaladığı, araç içindekilerin benzin masrafına iştirak ettirilmek suretiyle taşındığına dair tutanağın Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kısmi dava dosyasında dava dilekçesi ekindeki belgeler arasında yer aldığından söz konusu taşımanın hatır için yapılmadığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Görüldüğü üzere mahkeme hatır indirimi yapmamasına iki ayrı gerekçe göstermiştir. Birincisi daha önce iş gücü kaybı yönünden hüküm kurulan ve kesinleşen davanın kısmi dava olduğu iş bu davanın ise ek dava niteliğinde olduğu, önceki davada hatır indirimi yapılmadığı ve bu dava için kesin delil teşkil ettiği bu nedenle bu dosyada hatır indirimi yapılamayacağı, ikinci olarak; dosya içindeki belgelere göre taşımanın hatır için yapılmadığı bu nedenle hatır indiriminin yapılmadığıdır. Öncelikle mahkemenin hatır indirimi yapmamasının hangi gerekçeye dayandırdığını net olarak ortaya koyması gerekir. Önceki kesinleşen kararın kesin delil olması nedeniyle hatır indirimi yapmamış ise artık dosya içerisinde ki delillere göre hatır indirimi yapılıp yapılmadığının tartışılmaması gerekir. Diğer taraftan mahkemece dosya kapsamındaki delillerden hatır indirimi yapılmaması gerektiği kanaatinde ise önceki kesinleşen kararın kesin delil oluşturduğunu gerekçe olarak göstermemesi gerekir. Bu nedenle mahkeme kararında hangi gerekçe ile hatır indirimi yapmadığının belirlemesi için bozulması gerekmektedir. Mahkemenin her iki gerekçesi de dosya kapsamına uygun değildir. Şöyle ki, tüm dosya kapsamına göre, yaralanan küçüğün içinde bulunduğu aracın maliki ... tarafından hiçbir menfaat temin etmeksizin yaralanan küçüğün babası ...’a hatır için verildiği ve yaralanan küçüğün içinde bulunduğu aracın hatır için kullandırıldığı anlaşılmaktadır. Düğüne giden kişilerin benzin parasını kendilerinin karşılaması araç malikine bir menfaat temin etmediği için aracın bir menfaat karşılığı verildiği söylenemez. Bu nedenle mahkemenin dosya kapsamına göre hatır indirimi yapılmaması gerektiği gerekçesine dayalı kararının bozulması gerekmektedir. Diğer yandan, kesinleşen önceki davada mahkeme sürekli iş göremezlik tazminatına karar vermiştir. Sürekli iş göremezlik tazminatı dosya içindeki zorunlu mali sorumluluk sigortası incelendiğinde sakatlanma teminatından verildiği görülmektedir. Oysa bu davada bakıcı gideri ve protez gideri olmak üzere tamamen tedavi teminatı içinde kalan farklı alacaklardır. Bu nedenle her iki dava arasında kısmi dava-ek dava ilişkisi bulunmamaktadır. Her bir dava bağımsız talep içermekte olup, önceki davada hatır indirimi yapılmaması bu dava için kesin delil oluşturmayacaktır. Protez bedeli ve bakıcı gideri tazminatına dayalı bu dava kesinleşen önceki davadan ayrı bir dava olması nedeniyle davalı tarafından hatır indirimi itirazının ileri sürülmesi sonucu mahkeme önceki kesinleşen davadan bağımsız olarak hatır indirimini yapılıp yapılmayacağını dosya kapsamına göre değerlendirecektir. Kaldı ki kesinleşen davada hatır indirimi konusunda mahkeme olumlu yada olumsuz bir hüküm kurmamıştır. Bir başka deyişle mahkeme hatır taşımasını hiç tartışmamıştır. Gerek gerekçesinde gerekse hüküm kısmında hatır taşınmasına hiç değinmemiştir. Böyle bir durumda hatır taşımasını reddettiği düşüncesi ile bu davada hatır indirimi yapılmaması doğru değildir. Türk Borçlar Kanunu 51. (BK. 43.) maddesine göre, “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” Bu maddeye göre haksız fiilden kaynaklanan tazminatın belirlenmesini kanun koyucu hakime bırakmıştır. Hâkim durumun gereği ve kusurun ağırlığını dikkate alarak tazminatı kendisi belirleyecektir. Bu nedenle taraflar itiraz konusu yapmasa dâhi tazminatın belirlenmesinde mevzuat ve Yargıtay kararları ile oluşmuş ilkelere uygun bir tazminatın belirlenmesini denetleyecektir. Örneğin tazminatın belirlenmesinde hangi yaşam tablosunun uygulandığı, maluliyetin belirlenmesinde kaza tarihindeki yönetmeliğin ve ek çizelgesinin uygulanıp uygulanmadığını, tazminatın belirlenmesinde asgari ücretin doğru alınıp alınmadığı, aktif dönem ve pasif dönem ayrımı yapılıp yapılmadığı hususlarını mahkeme kendiliğinden denetleyecektir. Hatır indirimi de ileri sürülmesi ile birlikte hâkim tarafından tazminatın belirlenmesinde KTK. 87/1 maddesinin göndermesi ile TBK. 51. maddesinde “durumun gereği” kabul edilerek bir indirim yapılıp yapılmayacağının karar altına alınması gerekmektedir. Sonuç olarak; dosya kapsamındaki belge ve beyanlara göre yaralının içinde bulunduğu aracın işleten tarafından yaralının da içinde bulunduğu kişilere hatır için kullandırıldığı ve bu nedenle tazminattan hatır indirimi yapılması gerekmektedir. Ayrıca daha önce açılan ve kesinleşen davada yaralının sürekli sakatlık tazminatına karar verildiği bu davada bakıcı gideri ile protez gideri talep edilmekle her iki davada davanın konusunun ayrı olduğu bu nedenle davalar arasında kısmi dava- ek dava ilişkisinin bulunmadığı her iki dosyada davanın konusunun bağımsız olduğu, önceki davada hatır indirimi yapılmamasının bu davada kesin delil oluşturmayacağı kaldı ki kesinleşen davada hatır indiriminin tartışılmadığı ve mahkemece olumlu yada olumsuz bir hüküm kurulmadığı gibi protez gideri ve bakıcı gideri tazminatı için açılan bu davada hatır kullandırması itirazının yapılması üzerine hâkimin KTK. 87/1 ve TBK. 51/1 maddesi gereği tazminatı belirlerken dikkate alınması gerektiği anlaşıldığından mahkeme kararırın bu gerekçeler ile bozulması gerekirken mahkemenin kararının onanması yönündeki çoğunluğun kararına katılmıyoruz.
21. Hukuk Dairesi, 2018/6371 E., 2019/4728 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer özel yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43);
21. Hukuk Dairesi         2018/6371 E.  ,  2019/4728 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kanuni gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının ( anne, baba ve on iki kardeş) maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir Mahkemece, davalı ... Halinde ... yönünden davanın reddine, davacı babanın maddi zararının SGK ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat isteminin reddine, davacı kardeşlerin maddi tazminat isteminin reddine, davacı anne için 6.146,20 TL maddi, davacı anne ve baba için takdiren 4.000,00 er TL manevi, kardeşler için takdiren 3.500,00 er TL manevi tazminatın 29/05/2004 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. 1-Dosya kapsamından, davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında davalı kooperatifin sahibi olduğu arsa üzerinde inşaat projesine uygun olarak inşaatların yapılması konusunda inşaat yapım sözleşmesinin tanzim edildiği, davalı ...nin bu inşaatın sıva işçiliğini diğer davalı ...'ya verdiği, kazalı müteveffa ...'in bu ünvanlı inşaat işyerinde sıvacı olarak çalıştığı esnada, inşaatın 7. katında bulunduğu sırada asansör boşluğuna düşerek vefat ettiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık, hakkında davanın reddine karar verilen davalı ... ile sigortalının işvereni arasında müteselsil sorumluluğu gerektiren asıl işveren-alt işveren(taşeron) ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında tanzim edilen sözleşmenin konusunun "kaba inşaatın dış iç sıvasının asansör ve merdivenlerin daire giriş kapısı elektrik ve su kaba tesisatının yapılması” olduğu, ayrıca sözleşmede “isteyen üyeler örnek dairede mütehitle daire içi ince işçiliği için üyelerimizle anlaşarak yapmasında kopperatifimizce uygun bulunmuştur” şeklinde maddenin yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, davalı Kooperatifçe yaptırılan inşaat işinin parçalara bölündüğü, işi bütünüyle devretmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere işin bütününün başka bir işverene bırakılması halinde o işin anahtar teslimi olarak bir başkasına devrinden söz edilebilir. Eldeki davada olduğu gibi işin parçalara bölünmesi ve iş sahibinin işe müdahil olması halinde ise anahtar teslimi verilmiş bir işten söz etme imkanı bulunmamaktadır. O halde Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi’nin asıl işveren olarak hükmedilen tazminatlardan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, iş bu davalı hakkında yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. 2- Diğer taraftan, Mahkemece, davacı babanın maddi zararının hesaplandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tahsislerinin hesaplanan maddi zararı aştığı, böylelikle davacı babanın maddi zarar alacağı kalmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, çocukların anne babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, anneye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, annenin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek anneye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci bölümünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meydana gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır. Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ...: Ölüm Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı). Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meydana gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde; “Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde; “Ölüm halinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1 - Cenaze giderleri. 2 - Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ölüm hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ...: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydalananların ölüm nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ... 2015, s. 116). Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S.... /S. Akman / H. Burcuoğlu /A. Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 1993, s. 620; M.K.Oğuzman / M. T. Öz: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ... 2003, s. 1301; K. ...: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. Tandoğan: Türk Mesuliyet Hukuku, ... 2010, s. 300; ..., s. 146.; A. Havutçu / K. E. Gökyayla: Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ... 2018, s. 460; G. B. Seratlı: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı). Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve gözetiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı). Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (..., s. 64 vd.; ..., s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; Tandoğan, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları). Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ölüm olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir. Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (..., s. 20; Oğuzman / Öz, s. 565; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Tandoğan, s. 301; ..., s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89). Diğer taraftan bir kimse ancak ölümden önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (..., s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir. Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ölümün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydalanan için destek sayılamayacaktır. Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir. Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydalanan kimseyi söz konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydalanan kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (..., s. 21; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 148; Gökyayla; s. 106; Seratlı s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (Karahasan Tazminat, s. 264). İsviçre Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararlananın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararlanan kimsenin tazminata hak kazanabilmesi için, desteğin ölümünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. Dalamanlı / F. Kazancı / M. Kazancı, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ... 1990, s. 680). Destekten faydalananın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydalananın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (..., s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı). Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. Ölüm olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek söz konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ölüm zamanına kadar desteğin destekten faydalanana sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (Tandoğan, s. 300; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 146; Eren, s. 780; Seratlı s. 86). Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. Ölüm meydana geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (Tandoğan, s. 303; ..., s. 16; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan çocukların ileride anne - babasına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer sözleşme dışı sorumluluk sebepleri”, “Sözleşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir. Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ölümüne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ölüme sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (..., s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, Özellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887). Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi sözleşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da sözleşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “sözleşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ölümün sorumlusu arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut ise ve ölüm sözleşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci fıkrasında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır. Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci fıkrasına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı öngörülmüştür. Görüldüğü üzere sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci fıkrasına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca sözleşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacak, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir. Sözleşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma sözleşmesinden kaynaklanabileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre taşıyıcı, taşıma sözleşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ölüm gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ölümü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı işverenin özen borcuna aykırı davranması sonucu meydana gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini gözetme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (Sarper, 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak gözetme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (Sarper, s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ). İşverenin gözetme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi; “İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. (EK Fıkra: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”. Görüldüğü üzere maddenin son fıkrasında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. Fıkrada, sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır. Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin gözetme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygulanacağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ölüm meydana gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da söz konusu olabilecektir. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydalananın desteğin ölümü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meydana gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (Oğuzman / Öz, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meydana gelmesi şarttır. Desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun gözetiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887). Destekten faydalananların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydalananlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (P. Zen - Ruffinen: İsviçre Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, H. Burcuoğlu, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360). Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”. Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer özel yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır. TBK 55 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci fıkrasının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesaplanan tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, hâkimin, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır. Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygulanacağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır. Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kalana ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kalana ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ölüm olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ölümden sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler göz önünde tutulur (..., s. 125). Tazminatın saptanmasında göz önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ölümünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki sosyal durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin olanakları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK). Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ölüm nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme olanağı tanımaktır. Kusurun derecesi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleridir. Sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Sosyal Güvenlik Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde; “İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesince; “Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağlanan gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağlanan gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, sosyal güvenlik kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi sosyal hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı). 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek sosyal güvenlik ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci fıkrasında; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir. Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir. Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar sosyal devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda sosyal hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı). İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ölüm geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ... / Ö. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ... 2017, s. 413). 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, anne ve baba hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir. Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ölümü durumunda kendilerine gelir bağlanacak hak sahipleri içerisinde anne - babası da belirtilmiştir. Ancak anne - babanın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır. Sigortalının ölümü üzerine anne ve babaya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli; “Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez. Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile; “Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez. Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir. 1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte anne ve babanın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “sosyal güvenlik kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda anne babaya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk fıkrasında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci fıkrasının “d” bendinde anne babanın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre; “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25' i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”. 5510 sayılı Kanun uyarınca anne - babanın ölüm gelirine hak kazanabilmesi için sigortalının ölüm tarihinde eş ve çocuklara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (A. ... / A. R. Okur / N. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku, 16. Baskı, ... 2016, s. 383 - 384). Eğer anne - baba Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ölüm gelirine de hak kazanamayacaklardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.). Diğer taraftan, sosyal güvenlik ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ...: Sosyal Güvenlik Kavramı ve Sosyal Sigortalar, 5. baskı, ... 1990, s. 5). Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (... / ..., s. 5). Sosyal güvenliğin insanları sosyal risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve Anayasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (K. Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik hakkı ortaya çıkabilecek sosyal riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.). Uluslararası Çalışma Örgütü (...) tarafından oluşturulan 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında Sözleşmede sosyal riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer sosyal risk olarak nitelendirilmiştir. Bir sosyal risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ölümü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde sosyal güvenlik hakkından yararlanarak ölüm geliri bağlanmasına hak kazanabileceklerdir. Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde belirtilmiş olup, anne - baba da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle çocuklarının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ölümü hâlinde, ölüm tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca anneye - babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ölüm geliri bağlanabilecektir. Bu hâliyle annenin-babanın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ölüm geliri sosyal güvenlik hakkının bir yansıması olup tamamen sosyal güvenlik hukuku ve mevzuatına ilişkindir. Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde anneye - babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için sigortalının ölümü tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise anne - baba ölüm gelirine de hak kazanamayacaktır. Hemen belirtilmelidir ki anne - babaya bağlanacak ölüm geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle annenin - babanın ölüm gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ölüm gelirine hak kazanamaması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ölüm geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da aranan bir şart değildir. Gerçekten de, anneye - babaya ölüm geliri bağlanmamış olması annenin - babanın çocuklarının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Annenin - babanın diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ölüm gelirine hak kazanamaması çocuğunun ölümü nedeniyle anne - babanın kendi sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, çocuklarının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle anneye-babaya ölüm geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir. Kaldı ki anne - babaya ölüm geliri bağlanmış olması da çocuk ile anne - baba arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve annenin - babanın destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır. Diğer bir ifadeyle anneye - babaya ölüm geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen sosyal güvenlik mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak gözetilemeyecektir. Anne ve babanın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır. Hâl böyle olunca anne - baba tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak annesine - babasına bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan çocuklar anne - babası için destektirler. Çocuk ile anne - baba arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler”. Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, çocuklarının ölümü ile anne veya babanın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (..., s. 149). Çocuğun, anne - babasının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun annesine - babasına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması annesine - babasına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun annesine - babasına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, sosyal ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez. Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak anne - babanın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan çocuk tarafından bakılan anne - babanın, çocuklarının ölümü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, sosyal hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ölümü sonucunda, tazminat talep eden annenin - babanın kendi sosyal seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir. Anne - babanın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. Annenin - babanın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum annenin - babanın, çocuğun ölümü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her annenin - babanın, çocuğun ölümü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir. Sonuç itibariyle çocuk az ya da çok sürekli ve düzenli olarak anne - babasının desteğidir. Çocuğun ölümü üzerine anne - baba onun desteğinden mahrum kalacaktır. Hâl böyle olunca anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir. Sonuç olarak anne - babanın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır. Anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler". Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve / veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve / veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur. Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddi kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır. Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine 25/06/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesi, davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı anne yönünden kabulüne, davacı baba yönünden olay nedeni ile tüm zararı SGK tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebinin reddine, diğer davacı kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve tüm davacıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Yüksek Özel Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.“ gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur. Yüksek Özel Dairenin bozma kararına aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyoruz. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır". Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir. Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde ana ve/veya babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ölümü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağlanan gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler". Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve/veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur. Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddine kararı, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir'' gerekçesi ile bozulması kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır. Bu durumda; davacı baba yönünden maddi tazminat isteminin reddine kararı verilmesi gerekirken, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir''' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz.
21. Hukuk Dairesi, 2017/4376 E., 2019/1029 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise;
21. Hukuk Dairesi         2017/4376 E.  ,  2019/1029 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Davacı, murisinin iş kazası sonucu ......ünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacılar ile davalılardan ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalılardan ... vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, topl......n delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacılar ile davalılardan ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı ......nin maddi zararının ...... ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacı ......nın maddi tazminat isteminin kendisine iş kazası ...... geliri bağlanmadığından, davacı kardeşlerin maddi tazminat istemlerinin ise murisin desteği kapsamında olmadıklarından bahisle reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. 3-Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ...... ve/veya ......nın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için ......'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ......ların ...... ve/veya ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “...... halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ...... olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır". Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ...... olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ...... olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararl......n kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ...... olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ......ünden önceki yaşamlarındaki ...... ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir. Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ...... ve/veya ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25'i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”. ......... Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ......ü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler". ...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve/veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur. Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (......, İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir. Somut olaya gelince; davacı ......ya ......... Kurumunca ...... geliri bağlanmadığı açıktır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesapl......bilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır. Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir. 4-Davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacılar ile davalılardan ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıkl......n nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ile davalılardan ...'ya iadesine, 18/02/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ......ünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesi, dosya kapsamı ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı ...... yönünden olay nedeni ile tüm zararı ...... tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar ...... ile kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve davalıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve ...... durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacılar ile davalılardan ... vekillerince temyiz edilmiştir. Yüksek ......el Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur'' gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur. Yüksek ......el Dairenin bozma kararına aşağıda açıkl......n nedenlerle katılmıyoruz. Uyuşmazlık, ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, ......ların ...... ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, ......ye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, ......nin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek ......ye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci b......ünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meyd...... gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır. Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ......: ...... Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ...... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı). Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. ......ellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meyd...... gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ...... nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde; “Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. ......, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. ...... neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü ......sında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ...... hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde; “...... halinde uğranılan zararlar ......ellikle şunlardır: 1 - Cenaze giderleri. 2 - ...... hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ...... hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydal......nlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ......: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, .........si Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydal......nların ...... nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ...... 2015, s. 116). Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S....... /S. ...... / H. ...... /A. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ...... 1993, s. 620; ......... / M. T. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ...... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ...... 2003, s. 1301; K. ......: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ...... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. ......: Türk Mesuliyet Hukuku, ...... 2010, s. 300; ......, s. 146.; A. ...... /......: ...... ...... Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ...... 2018, s. 460; G. B. ......: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı). Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve g......etiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı). Destekten yoksun kalanların meyd...... gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (......, s. 64 vd.; ......, s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ...... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; ......, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları). Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ...... olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir. Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (......, s. 20; ...... / ......, s. 565; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ......, s. 301; ......, s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89). Diğer taraftan bir kimse ancak ......den önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (......, s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir. Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ......ün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydal......n için destek sayılamayacaktır. Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir. Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydal......n kimseyi s...... konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydal......n kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (......, s. 21; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ...... / ......, s. 566; ......, s. 148; ...; s. 106; ...... s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (...... Tazminat, s. 264). ...... Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararl......nın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararl......n kimsenin tazminata hak kaz......bilmesi için, desteğin ......ünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. ...... / F. ...... / M. ......, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ...... 1990, s. 680). Destekten faydal......nın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, ...... düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli ol......klardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ...... yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydal......nın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (......, s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı). Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. ...... olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek s...... konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ...... zamanına kadar desteğin destekten faydal......na sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (......, s. 300; ...... / ...... / ...... / ......, s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 146; ......, s. 780; ...... s. 86). Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. ...... meyd...... geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (......, s. 303; ......, s. 16; ...... /...... s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan ......ların ileride ...... - ......sına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer s......leşme dışı sorumluluk sebepleri”, “S......leşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir. Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ......üne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ......e sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (......, s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, ......ellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887). Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi s......leşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, ...... ...... Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da s......leşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “s......leşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ......ün sorumlusu arasında bir s......leşme ilişkisi mevcut ise ve ...... s......leşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci ......sında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır. Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci ......sında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci ......sına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla s......leşmeye aykırılık hâllerine de uygul......cağı öngörülmüştür. Görüldüğü üzere s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci ......sına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca s......leşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygul......cak, s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir. S......leşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma s......leşmesinden kaynakl......bileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci ......sına göre taşıyıcı, taşıma s......leşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ...... gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ......ü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynakl......n destekten yoksun kalma tazminatı işverenin ......en borcuna aykırı davranması sonucu meyd...... gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini g......etme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (..., 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak g......etme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (..., s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ). İşverenin g......etme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi; “İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. (EK ......: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki ...... hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan 1 ...... 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, ......ellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve s......leşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ......ü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”. Görüldüğü üzere maddenin son ......sında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. ......da, s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır. Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin g......etme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygul......cak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygul......cağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ...... meyd...... gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da s...... konusu olabilecektir. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydal......nın desteğin ......ü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meyd...... gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (...... / ......, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meyd...... gelmesi şarttır. Desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun g......etiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887). Destekten faydal......nların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydal......nlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (...... Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, ......, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360). Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde g......etilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesapl......n tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ......üne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”. Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci ......sının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygul......cağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer ......el yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygul......caktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “......, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır. TBK 55 inci maddenin birinci ......sının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci ......sının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesapl......n tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, ......in, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır. Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygul......cağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır. Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kal...... ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kal...... ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ...... olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ......den sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler g...... önünde tutulur (......, s. 125). Tazminatın saptanmasında g...... önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ......ünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki ...... durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin ol......kları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK). Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ...... nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ......ünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme ol......ğı tanımaktır. Kusurun derecesi, ......... Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen ......... ödemeleridir. ......... ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. ......... Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde; “İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede s......ü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesapl......cak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin ......yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle ......yasa Mahkemesince; “Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağl......n gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağl......n gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, ......... kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi ...... hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (......yasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı). 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek ......... ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci ......sında; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meyd...... gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağl......n gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir. Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen ......... ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen ......... ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir. Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar ...... devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen ......... ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda ...... hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (......yasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı). İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ...... geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ...... / Ö. ......: ......... Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ...... 2017, s. 413). 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ......ü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kaz......n eş, ......, ...... ve ...... hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir. Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ......ü durumunda kendilerine gelir bağl......cak hak sahipleri içerisinde ...... - ......sı da belirtilmiştir. Ancak ...... - ......nın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır. Sigortalının ......ü üzerine ...... ve ......ya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli; “Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez. Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile; “Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez. Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir. 1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte ...... ve ......nın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “......... kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağl......n aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ...... Kanunu’nda ...... ......ya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk ......sında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci ......sına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “...... aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci ......sının “d” bendinde ...... ......nın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25' i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”. 5510 sayılı Kanun uyarınca ...... - ......nın ...... gelirine hak kaz......bilmesi için sigortalının ...... tarihinde eş ve ......lara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (...... / N. ......: ......... Hukuku, 16. Baskı, ...... 2016, s. 383 - 384). Eğer ...... - ...... Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ...... gelirine de hak kaz......mayacaklardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ......ün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ......ünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik ...... karakterde ve kendine ......gü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.). Diğer taraftan, ......... ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli ...... riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ......: ......... Kavramı ve ...... Sigortalar, 5. baskı, ...... 1990, s. 5). ........., her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (...... / ......, s. 5). ...... güvenliğin insanları ...... risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve ......yasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan ......... hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (......, Türk ......... Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle ......... hakkı ortaya çıkabilecek ...... riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.). Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından oluşturulan 102 sayılı ...... Güvenliğin Asgari Normları Hakkında S......leşmede ...... riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer ...... risk olarak nitelendirilmiştir. Bir ...... risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ......ü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde ......... hakkından yararl......rak ...... geliri bağlanmasına hak kaz......bileceklerdir. Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde belirtilmiş olup, ...... - ...... da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle ......larının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ......ü hâlinde, ...... tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatı uyarınca ......ye - ......ya ......... Kurumu tarafından ...... geliri bağl......bilecektir. Bu hâliyle ......nin-......nın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ...... geliri ......... hakkının bir yansıması olup tamamen ......... hukuku ve mevzuatına ilişkindir. Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ......ye - ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için sigortalının ......ü tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise ...... - ...... ...... gelirine de hak kaz......mayacaktır. Hemen belirtilmelidir ki ...... - ......ya bağl......cak ...... geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle ......nin - ......nın ...... gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ...... gelirine hak kaz......maması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ...... geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da ar......n bir şart değildir. Gerçekten de, ......ye - ......ya ...... geliri bağlanmamış olması ......nin - ......nın ......larının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. ......nin - ......nın diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ...... gelirine hak kaz......maması çocuğunun ......ü nedeniyle ...... - ......nın kendi ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, ......larının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle ......ye-......ya ...... geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir. Kaldı ki ...... - ......ya ...... geliri bağlanmış olması da ...... ile ...... - ...... arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve ......nin - ......nın destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır. Diğer bir ifadeyle ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen ......... mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak g......etilemeyecektir. ...... ve ......nın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır. Bununla birlikte ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın hesabında dikkate alınacaktır. ......... Kurumu tarafından ......larının ......ü nedeniyle yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma tazminatından indirilecektir. Hâl böyle olunca ...... - ...... tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve k......atine varılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak ......sine - ......sına bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan ......lar ...... - ......sı için destektirler. ...... ile ...... - ...... arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “......, ...... ve ......, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu g......etmekle yükümlüdürler”. Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, ......larının ......ü ile ...... veya ......nın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (......, s. 149). Çocuğun, ...... - ......sının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun ......sine - ......sına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması ......sine - ......sına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun ......sine - ......sına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, ...... ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez. Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak ...... - ......nın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan ...... tarafından bakılan ...... - ......nın, ......larının ......ü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, ...... hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ......ü sonucunda, tazminat talep eden ......nin - ......nın kendi ...... seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir. ...... - ......nın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. ......nin - ......nın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum ......nin - ......nın, çocuğun ......ü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her ......nin - ......nın, çocuğun ......ü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir. Sonuç itibariyle ...... az ya da çok sürekli ve düzenli olarak ...... - ......sının desteğidir. Çocuğun ......ü üzerine ...... - ...... onun desteğinden mahrum kalacaktır. Hâl böyle olunca ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir. Sonuç olarak ...... - ......nın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır. ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler". ...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve / veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve / veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur. Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı ......nın, kendisine Kurumca gelir bağlanmadığından dolayı destekten yoksun kalma tazminat talebi reddedilmiştir. Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun ''......ya muhik bir destekten yoksunluk tazminatı ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı doğrudur. Ancak ilk derece mahkemesince, davacı ......ye kurumca bağl......n gelirin düşülmesi nedeniyle ......nin isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair kararı, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunca ''...... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı YİBBGK' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır. Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun, ''Davacı ...... yönünden davanın reddedilmesi gerekir'' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz. 18/02/2019

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, hâkimin tazminat miktarını belirlerken göz önünde tutacağı hususlardan biri aşağıdakilerden hangisi değildir?

A) Durumun gereği
B) Kusurun ağırlığı
C) Zarar görenin siyasi görüşü
D) Zarar görenin rızası
E) Zarar görenin ortak kusuru

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol