6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 55

Türk Borçlar Kanunu 55. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır. d. Manevi tazminat

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

128 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2024/1581 E., 2025/1631 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
TBK 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır.
10. Hukuk Dairesi         2024/1581 E.  ,  2025/1631 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2559 E., 2023/2294 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/66 E., 2023/183 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkeme hükmünün kaldırılarak esas hakkında yeniden asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesi ile müvekkilinin, davalıya ait işverendeki maden ocaklarında çalışmakta iken meslek hastalığına yakalanarak %60 oranında malul kaldığını, davalı işverenin iş yeri maden ocağında işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili tedbirleri almadığını, hastalığın ortaya çıkmasını ve ilerlemesini önleyici teknolojik ve tıbbi koşulları gerçekleştirmediğini, periyodik muayeneleri zamanında yaptırmadığını, taş ve kömür tozu intişarını önleyici, yeraltı rutubet, gaz ve hava cereyanlarından koruyucu tedbirleri almadığını, davacının bu maluliyet artışı nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğradığını ileri sürerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 1,00 TL maddi, 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin tespit tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesi ile %60 oranındaki meslek hastalığı fark maluliyeti nedeniyle 58.154,15 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davada zamanaşımı olduğunu, maluliyet tespitinin SGK tarafından tek taraflı yapıldığını, meslek hastalığı tespitlerinin 506 sayılı Kanun hükümlerine uygun olmadığı gibi müvekkili Kurum açısından da bağlayıcı olmadığını, meslek hastalığı oluşumunda müvekkili Kurumun herhangi bir kusuru bulunmadığını, maddi tazminat hesabında PMF cetvelinin esas alınmaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacıya ait mesai listesi, SGK'dan sağlık kurulu raporu, maluliyetle ilgili PSD ve ilgili evraklar dosyamız içerisine getirtilmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "... tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalı Kurum tarafından işletilen madende yeraltında çalıştığı ve birbiriyle tam uyumlu olan SSGM ve YSK raporlarında açıkça tespit edildiği üzere meslek hastalığına yakalandığı ve % 60 oranında maluliyeti bulunduğu tartışmasızdır. Maden işi yapılan işin niteliği gereği riskler içermekte olup, iş yerinde maruz kalınan kömür ve silis tozları meslek hastalığına yol açmaktadır. Bunların azaltılması sağlanmakla tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. İş Güvenliği Uzmanı ve Maden Mühendisi Bilirkişi tarafından verilen raporda maluliyetin oluşumunda % % 88,43 davalı Kurum kusuru ile %11,57 kaçınılmazlık tespit edildiği anlaşılmıştır. Meslek hastalığı madende çalışanlar için ciddi bir tehlike olmaktadır. TBK 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2016/15324 E. - 2017/1123 K. sayılı 20.02.2017 tarihli içtihadında TBK 55. maddesi gereğince, Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmının tazminat alacağından tenzil edilmesi gerektiği kabul edilerek belirtilmiştir. Yine, TRH-2010 tablosunun esas alınarak maddi tazminatın hesaplanması gerektiğine ilişkin, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 08.03.2023 tarih ve 2023/119 Esas-2023/599 Karar sayılı kararı kapsamında, (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23.02.2021 tarih ve 2020/9717 E.-2021/2003 K. sayılı ilamı da bu yönde olup) Mahkememizce aldırılan ve denetime elverişli olup, dosya kapsamına da uygun bulunan hesap raporu ile davacının 405.670,10 TL maddi zararı tespit edilmiş olup bu tespit yapılırken zarardan TBK 55. maddesi uyarınca davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri davalı işverenin kusuru oranında düşüldüğünden itibar olunan rapor doğrultusunda ek dava ve ıslah dilekçesi de dikkate alınarak davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile, davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle 405.670,10 TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir..." gerekçeleriyle; "1-Davanın kısmen kabulüne, 2-Mahkememizin işbu dava dosyası ile birleştirilen Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2020/508 Esas, 2020/300 Karar sayılı dosyasındaki ek davanın ise kabulü ile a) Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle 405.670,10 TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b) Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle hastalığın oluşumundaki kusur durumu ve kaçınılmazlık, davacının yaşı ile ekonomik koşullar birlikte değerlendirildiğinde takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, -Fazlaya ilişkin istemin reddine, " şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Hüküm altına alınan manevi tazminat yönünden istinaf sebepleri, -Müvekkilin tespit edilen meslek hastalığı maluliyeti nedeniyle büyük acı ve üzüntü duyduğunu, yıprandığını, buna karşılık Mahkeme tarafından hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok az olduğunu, manevi tazminatın amacı zenginleşme kaynağı olmayıp, duyulan acı ve üzüntüleri bir nebze olsun hafiflettiğini, Mahkeme tarafından hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı değil zenginleşme, duyulan acı ve üzüntüleri hafifletmekten çok uzak olduğunu, -Müvekkilin maluliyetinin %60 gibi yüksek bir oranda olması, paranın satın alma gücü, ekonomik şartlar, kusur durumu dikkate alındığında hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı çok az olduğunu, bu nedenle mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, -Hüküm altına alınan maddi tazminat yönünden istinaf sebepleri, -Uğranılan kazanç kayıpları nedeniyle yapılan hesap raporu hatalı olduğunu, müvekkilin gerçek zararını yansıtmadığını, bilinmeyen dönemde asgari ücretlerde raporda belirten orandan daha yüksek oranda artış olacağını, -Borçlar Kanuna 55. maddesinde “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen ya da tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemelerin bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez zarar ya da tazminattan indirim yapılamaz hükmüne yer verildiğini -Bu nedenle SGK'ca rücu edilemeyen tahsislerin ilk peşin sermaye gelirlerin davalının kusuruna isabet eden kısmının müvekkilin uğradığı kazanç kayıplarından düşülmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Dava meslek hastalığı sonucu çalışma gücünde meydana gelen azalma oranı olan %60 oranındaki maluliyet için manevi ve maddi tazminat istemiyle açıldığını, -Dava konusu meslek hastalığında müvekkil Kurumun kusuru bulunmadığını, bilirkişi kusur raporu hatalı olduğunu, -Davacının emekli olduktan 34 yıl sonra ortaya çıkan maluliyetinde müvekkil Kurumun herhangi bir kusuru bulunmadığını, davacı, müvekkil Kurumdan 1984 tarihinde emekli olduğunu, -Emekli olduğu 1984 tarihinden sonra meydana gelen maluliyetle müvekkil Kurumun herhangi bir ilgisi bulunmadığını, emekli olduktan 34 yıl sonra 2018 yılında ortaya çıkan maluliyet tamamen davacının sosyal yaşantısı, özel hayatıyla ilgili olduğunu, davacının iş yeri dışındaki kişisel yaşamı, çevresel faktörler, biyolojik, genetik faktörler, hastalığı ile ilgili tedavi görüp görmediği, tedaviye gidip gitmediği hususları araştırılmadığını, bu oranda bir maluliyetin oluşmasında etkisi olabilecek diğer hususların (davacının yaşı, iş yerinden ayrıldıktan sonraki yaşamı, geçirmiş olduğu başka hastalıklar , vs.) da araştırılması gerekirken doğrudan müvekkilin sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Emekli olduktan 34 yıl sonra ortaya çıkan maluliyetten müvekkil Kurumun sorumlu tutulması hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğunu, bu nedenle davacının 34 yıl içinde maluliyete neden olacak yaşantısı araştırılmadan alınan kusur raporunu kabul etmediklerini, -Farazi verilere göre hesaplama yapıldığını, bilirkişilerce kusur hesaplaması yapılırken tamamen farazi durumlar dikkate alınmış olup, yerinde inceleme yapılmadığını, kaç yıl önceki verilerle hesaplama yapıldığını, bu da müvekkil Kurumun kusur oranında artışa neden olduğunu, Kurumda meslek hastalığını önleyici her türlü önlem alındığını, maden ocaklarına inilip, Kurumun meslek hastalığını önleyici tedbirleri, oradaki hal ve koşullar dikkate alınsa olaydaki kaçınılmazlık durumu ve diğer etkenler de görüleceğini, -Bilirkişilerce rapor hazırlanırken Kurumun iş ve işçi güvenliği ve sağlığı için almış olduğu tedbirler dikkate alınmadığını, bilirkişilerce müvekkili Kuruma kusur atfedilirken, müvekkil Kurumun iş güvenliği ile ilgili olarak aldığı tedbirler hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, müvekkili Kurum meslek hastalıklarının önüne geçmek için iş esnasında toza maruz kalınmaması için gerekli maskeler dahil her türlü önlemi aldığını, rapor hazırlanırken bu hususa dikkat edilmediğini, -Raporu hazırlayan bilirkişiler arasında “hekim bilirkişi” de olması gerektiğini, meslek hastalığından kaynaklı tazminat davaları için aldırılan kusur raporlarında alanında uzman bir hekim bilirkişinin de bulunması gerektiğini, hastalığın oluşu, ilerlemesi, davacının yaşının, yaşam biçiminin ve başka hastalıkların maluliyetteki etkisi ve kaçınılmaz durumu bir hekim bilirkişi tarafından bilinebileceğini, -Bu ve benzeri unsurların da müvekkile atfedilen kusur oranını etkileyeceğini, -Maluliyete etkisi olan diğer hususlar araştırılmadan dosyada aldırılan tek kusur raporu dikkate alınarak, maluliyetten %88,43 oranında müvekkil Kurumun kusurlu tespit edilip sorumlu tutulması hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını, -Bilirkişi raporunda, müvekkil Kuruma atfedilen kusura neden olan Kurumun yapması gerekenlerin neler olduğu ve bunların hangilerini ne ölçüde yerine getirmediği hakkında hiçbir ibare dahi yoktur. Oysa ki kusur belirlenirken Kurumun kusurlu işlemlerinin neler olduğu tek tek belirtilmesi gerektiğini, -İşveren her türlü sorumluluğu yerine getirmiş olup meslek hastalığının oluşmasında herhangi bir kasıt kusur ve ya ihmali de söz konusu olmadığını, müvekkili Kurum günümüz koşullarında meslek hastalığını önlemek için alması gereken tüm tedbirleri aldığını, tüm işçiler için en kaliteli maskeler alındığını ve bu maskeler sıklıkla değiştirildiğini, sulu kazım yöntemi getirildiğini, işçilerin muayeneleri periyodik olarak yapıldığını ve en ufak meslek hastalığı tespitinde işçi yerüstü çalışmasına alındığını, sürekli eğitimler verildiğini vs., -Müvekkili Kurum sürekli zarar eden bir kamu Kurumu olduğunu, maddi zararın fazlalığı ve Kurumumuzun darboğazda bulunduğu için ücretlerini ödemekte güçlük çektiği gibi hususlar göz önüne alınarak BK.5S1İ ve 52. maddeleri gereğince hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, -Kuruma ait son yıllardaki gelir gider tablosundan anlaşılacağı üzere Kurum zararınının büyük bir kısmını meslek hastalığı ve iş kazası tazminatları oluşturduğunu, mahkemece hükmedilen maddi/manevi tazminat miktarı davanın amacına aykırı olup, Kurumun ekonomik ve sosyal durumları zararın niteliği ve derecesi müvekkili idarenin içinde bulunduğu mali sıkıntı ve olayın meydana geliş biçimi nazara alındığında ve nefaset kaideleri ve zararın geleceğe yönelik varsayımlara dayalı hesaplanması, gerçekleşmesi muhtemel zararın bu gün peşin olarak ödeneceği hususları gözetildiğinde de BK 52 fıkra 2 ye göre hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, -Emsal kararlar için Kurumca ödenen tazminatlar dikkate alındığında işleyecek yasal faiz ilavesiyle birlikte tazminatın çok yüksek miktarlara ulaşabileceği, davanın geç açılıp sonuçlanmasında müvekkil Kurumun kusurlu bir işleminin bulunmadığı, zararın geçmişe yönelik ihtimali verilere göre hesaplanmış olması, gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesinlik arz etmemesi hususlarının da gözönüne alınarak önemli ölçüde hakkaniyet indirimi yapılmasını talep ettiklerini, -Hesap raporu hatalı olduğunu, -Zarardan, tüm peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla, bağlanan gelirlerin ilk peşin değerine uygulanan işveren kusuru sonucu ulaşılan miktar ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, -Maddi zarar sigortalının zararlandırıcı sigorta olayından önce ve sonraki durumu arasında oluşan farktan ibaret olduğunu, maddi zararın saptanmasında hüküm gününün dayanak alınması ve hüküm günündeki dunuma göre zarar tutarının hesaplanması gerektiğini, -Zarar tazminatın tavan noktası olduğunu, hüküm altına alınacak tazminat zararı aşamayacağını, zarara neden olan olay nedeniyle olaydan zarar gören sigortalı yada ölüm halinde hak sahipleri bir fayda da sağlamışsa zararı doğuran olayla bağlantılı faydaların zarardan indirimi gerektiğini, buna zararın denkleştirilmesi dendiğini, aksi halde zararlandırıcı olay zarar gören tarafı zenginleştirdiğini, -İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan zararın giderilmesi istemine ilişkin olarak açılan tazminat davaları nitelikçe sigortaca karşılanmayan zararın giderilmesi istemini amaçladığını, -Dolayısıyla; zarar hesabının, Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihte belli olan artışlar nazara alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri düşülmek suretiyle yapılması gerektiğinin kabulü gerektiğini, -Zarardan, bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar nazara alınarak hesaplanan peşin sermaye değeri düşülmediği takdirde sigortalı veya hak sahipleri aynı zarar için hem işverenden tazminatın tümünü almak hem de Kurumdan gelir almak yoluyla bağlanan gelirlerin ilk peşin değerine uygulanan işveren kusuru sonucu ulaşılan miktar ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları da kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden mükerrer yararlanma durumuna geleceğini, buna engel olmak için hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar gözetilerek hesaplanan peşin sermaye değerinin düşülmesi zorunlu olduğunu, -Hesaplanan maddi zarardan sigortalıya bağlanan tüm peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin tümünün düşülerek hüküm kurulması gerekirken; ilk peşin sermaye değerine ve geçici iş göremezlik ödeneğine kusur uygulanarak, zarardan kusursuz miktarın düşümü suretiyle yapılan hesap yanlıştır ve bozmayı gerektirdiğini, -Fiilen gerçekleşen zaman dilimi için gerçeğe aykırı hesap yapılması hatalı olduğunu, -Davacı 1992 yılında emeklilik nedeniyle Kurumdan ayrıldığını ve kendisine SGK'ca yaşlılık aylığı bağlandığını, davacının bu tarihten karar tarihine kadar 1 gün dahi ücretli olarak herhangi bir işte çalıştığını gösteren hiçbir bilgi ve belge dosyada mevcut olmadığını, Zonguldak yöresi iklim ve diğer coğrafi koşulları gözönüne alındığında davacının en fazla köyünde bağ bahçe işinde yılın 2, 3 ayını çalışarak geçirebileceği, bu nedenle de tarım alanında çalışanlar için belirlenen asgari ücretin 2, 3 aylık süre için hesaplanması kabul edilebildiğini, -Pasif dönemde tam yıl çalışarak gelir elde edeceği düşünülmesi ve zarar hesabı yapılması hatalı olduğunu, -Bilirkişi davacının 60 yaşından sonraki pasif dönem (çalışma yaşının bittiği dönem) için hesap yapması hatalı olduğunu, -Hukuk Genel Kurulu kararları Yargıtayın tüm dairelerini bağlayıcı nitelikte olup buna aykırı hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Ayrıca, davacıya ömür boyu ödenmek üzere maluliyet geliri bağlandığını, -Davacı, çalışma dönemi bitince hem yaşlılık geliri hem de maluliyet gelirini (bu gelir tespit tarihinden itibaren ödenmektedir) iki ayrı dosyadan, iki ayrı hesaptan, iki ayrı hesap cüzdanıyla ömür boyu alacağını, -Mükerrer ödemeye ve sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet verilmemesi için davacının yaşlılık aylığı alacağı pasif dönemde herhangi bir efor sarfı söz konusu olmadığı ve Hukuk Genel Kurulu Kararı gözetilerek, pasif dönem hesabının rapordan çıkartılmasını talep ettiklerini, hatalı hesap raporuyla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Fiili gün ortalaması tespiti hatalı olduğunu, -Fiili gün ortalaması tespitinde, sadece fiilen çalışılan günler esas alınması gerektiğini, -İzinli ya da istirahatli geçen ve tatil olan günlerin de fiili gün ortalaması tespitinde dikkate alınması hatalı olduğunu, davacının iş dışında geçirdiği sürede herhangi bir efor sarfı söz konusu olmadığını, -Faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, faiz dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini, davanın geç açılıp sonuçlanmasında müvekkil Kurumun kusuru olmadığını, -Hükmedilen manevi tazminat miktarı fazla olup bozulması gerektiğini, -Mahkemece %60 oranındaki fark maluliyet için 50.000,00 TL manevi tazminata hükmetmek hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşmadığı gibi manevi tazminatın amaç ve niteliğine de aykırı olduğunu, davacının 80 yaşında olduğu hususu değerlendirilmediğini, -Manevi tazminatın miktarı konusunda yasaya kesin bir ölçü konulmadığını, hakimin takdir yetkisinin kullanılması değişkenlik gösterdiğini, -Hakimin taktir yetkisi bu davaların yasal dayanağı olan BK.nun 56. maddesi gereğince adalet ile sınırlandırıldığını, hakimin adalete uygun tazminata karar vermesi yine anılan maddenin açıklığı gereği olarak 26.06.1966 tarih ve 7/7 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme kararıyla mahiyeti ve kapsamı aydınlığa kavuşturulmuş olup, özel durumların göz önünde tutulması mümkün olduğunu, manevi tazminata hükmedilirken özel durumlar (olayın oluş şekli kusur ve zararın niteliği tarafların sosyo ekonomik durumlarıdavanın mahiyeti ve amacı- kaçınılmazlık iş yerinden ayrılma ve meslek hastalığı tespit tarihi arasındaki süre müvekkilimin gücü ) özellikle göz önünde tutulması gereken durumlar olduğunu, -Yargıtay içtihatlarında Mahkemece takdir edilerek manevi tazminatın zenginleştirmeye ve özendirmeye imkan vermeyecek ölçüler içinde kalması gerektiği belirtildiğini, -Müvekkilin ekonomik durumu, olay tarihinden işleyecek yasal faiz miktarı ve manevi tazminat takdirinde etken diğer özellikler de dikkate alındığında hükmedilen miktar çok fazla olup kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Dairemizce kaldırma kararı öncesi İlk Derece Mahkemesinin kararının taraflarca istinaf edildiği, istinaf sebeplerine göre Dairemizin 2023/119 Esas, 2023/599 Karar sayılı kaldırma ilamında ".. Mahkemece yapılacak iş öncelikle hesap raporunda bakiye ömür tablosu olarak TRH-2010 tablosunu esas alarak yapılacak hesaptan gelirin ilk peşin sermaye değerinin 6098 sayılı TBK 55. maddesi kapsamında rücu edilebilecek kısmını tenzil ederek davacının maddi tazminat alacağını belirlemek ve sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir..." denildiği, bu durumda Mahkemece Dairemiz kaldırma kararı öncesi aldırılan 21.09.2020 tarihli bilirkişi hesap raporundaki TRH-2010 tablosu esas alınarak belirlenecek bakiye ömre göre ve ilk peşin sermaye değerli gelirin rücu edilebilecek kısmı varsa tenzil ederek davacının maddi zararının belirlenmemesi, asgari ücretteki artışların dikkate alınması usuli kazanılmış hakların ihlali niteliğinde olup hatalı olmuştur. Bu durumda Dairemiz kaldırma kararı öncesi mahkemece aldırılan 21.09.2020 tarihli hesap bilirkişi raporuna Yargıtay içtihatları gereği bakiye ömrün sürekli iş göremezlikteki artış tarihi itibarıyla TRH-2010 tablosunda ki yaşına göre 8,17 yıl eklenmesi gerektiği, böylece davacının bakiye ömrüne göre davacının toplam maddi zararının 150.721,45-TL olduğu, %60 sürekli iş göremezliğe ve davalı kusuruna karşılık nihai zararının 110.142,92-TL olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Diğer yandan davacının 10.12.2018 tarihinde maluliyet oranının artma kaydı ile %60 olduğu, sigortalının bu tarih itibariyle 75 yaşında olduğu ve 01.11.1984 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı aldığı görülmekle; sigortalının maluliyetinin %60 olması sebebiyle pasif dönem hesabı yapılması gerekmekte ise de sigortalı yaşlılık aylığı almakta olduğundan Yargıtay görüşleri doğrultusunda ilk peşin sermaye değerli gelir hesaplaması yapılmaması gerektiği nitekim Zonguldak 1. İş Mahkemesinin 15.06.2021 T 2021/61 Esas-2021/148 Karar sayılı ilamı ile "davacı Kurumun bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin peşin sermaye değerinden kaynaklı alacak isteminin reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Sakarya 11. Hukuk Dairesinin 2021/1616 Esas, 2023/2054 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmakla hesaplanan maddi tazminattan peşin sermaye değeri indirimi yapılmasının hatalı olduğu, böylece davacının Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması öncesi alınan 21.09.2020 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminat alacağının kusur karşılığı peşin sermaye değerli gelir indirilmeksizin toplam 110.142,92 TL olduğu anlaşılmakla işbu maddi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Davalı vekili maddi tazminattan hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini ileri sürmüş ise de 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. ”hükmüne yer verilmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. TBK 55. maddesindeki emredici hüküm nedeniyle maddi tazminattan hakkaniyet indirimi yapılması mümkün değildir. (Yargıtay 21. HD'nin 2011/5275 Esas, 2012/15492 Karar sayılı, 25.09.2012 tarihli içtihadı ve diğer yerleşik içtihatları)..." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında; "II-Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 1-İşbu dava dosyası ile birleştirilen Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2020/508 Esas, 2020/300 Karar sayılı dosyasındaki ek davanın da kısmen kabulü ile 2-Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle 110.142,92 TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3-Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan %60 oranındaki maluliyeti nedeniyle hastalığın oluşumundaki kusur durumu ve kaçınılmazlık, davacının yaşı ile ekonomik koşullar birlikte değerlendirildiğinde takdiren 60.000,00 TL manevi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 10.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile manevi tazminat talebi hariç olmak üzere istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece 08.03.2023 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma ilamı öncesi 21.09.2020 tarihli kök hesap raporu aldırıldığı, raporda davacının bakiye ömür süresinin tespitinde PMF tablosunun esas alındığı, davacı vekilince rapora bu yönden itiraz edildiği, davacı vekilince raporda belirlenen 58.155,15 TL itiraz ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla birleşen dava dosyası ile talep edildiği, Mahkemece kaldırma ilamı öncesi verilen 08.12.2020 tarihli 1. kararında anılan raporun hükme esas alındığı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulduğu, davacı vekilince istinaf nedenleri arasında zarar miktarının belirlenmesine yönelik sebeplerinde yer aldığı, Bölge Adliye Mahkemesince verilen 08.03.2023 tarihli kaldırma kararında davacı vekilinin hesap yöntemine ilişkin istinafının haklı görülerek TRH-2010 tablosunun uygulanması suretiyle hesap yapılması hususuna işaret edildiği ayrıca Kurumca yapılan peşin sermaye değerli gelirin de hesaplanacak tazminattan mahsubu gereğine işaret edildiği, Mahkemece kaldırma ilamı sonrası 15.05.2023 tarihli 1. ek raporun aldırıldığı, işbu raporda kaldırma ilamında belirtilen hususlar gözetilerek davacı zararının 405.670,10 TL olarak tespit edildiği, davacı vekilince rapor gibi maddi tazminata ilişkin talebini 19.06.2023 tarihli dilekçe ile ileri sürdüğü devamla takip eden celse 19.06.2023 tarihli dilekçe doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığı, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 08.03.2023 tarihli kaldırma ilamında bakiye ömür tablosunun TRH -2010 tablosu olarak esas alınması ile rücuya tabi gelirin indirilmesi hususuna işaret edildiği, bu durumda mahkemece kaldırma kararı öncesi aldırılan 21.09.2020 tarihli bilirkişi hesap raporundaki TRH-2010 tablosu esas alınarak belirlenecek bakiye ömre göre ve ilk peşin sermaye değerli gelirin rücu edilebilecek kısmı varsa tenzil ederek davacının maddi zararının belirlenmesi gerekirken asgari ücretteki artışların dikkate alınması suretiyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle resen hesap yapılması ile 21.09.2020 tarihli hesap raporundaki bilinen dönemi ileriye çekilmeksizin TRH-2010 tablosunun uygulanması suretiyle zarar hesabını yaptığı, Kurumca bağlanan peşin sermaye değerli gelirin mahsubunun ise Kurumun davalı işverene karşı açtığı rücuen tazminat talepli davasının reddine karar verilmesi ve anılan kararın kesinleşmesi nedeniyle rücuya tabi alacak bulunmadığı gerekçesiyle mahsup edilmediği sonuç olarak davacı lehine 110.142.92 TL maddi tazminata karar verildiği anlaşılmıştır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorum

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2022/699 E., 2023/852 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ı, bu meblağdan, desteğin işvereni İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından davacılara verilen daire bedeli ile itfaiye müdürlüğü tarafından yapılan yardımların düşülmesi gerektiği, zira bu ödemelerin zararlandırıcı olayla bağlantılı olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesi anlamında ifa amacıyla yapılan yardımlar olduğu, idare mahkemesinde açılan davanın davalısı Belediyenin ödey
Hukuk Genel Kurulu         2022/699 E.  ,  2023/852 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/262 E., 2021/284 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 06.07.2020 tarihli ve 2020/707 Esas, 2020/5811 Karar sayılı BOZMA kararı 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar her iki taraf vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteminin reddine 20.09.2023 tarihili birinci görüşmede oy birliğiyle karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacılar vekili; müvekkillerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı İtfaiye Müdürlüğünde itfaiye grup amiri olarak çalışan murisi ... ...’ın, 13.02.1997 tarihinde Tuzla tersanesinde meydana gelen tanker yangınının söndürülmesi sırasında yanarak sonrasında vefat ettiğini, bu olay nedeniyle açılacak davaları takip etmek üzere davalı avukatın vekil olarak tayin edildiğini, davalının önce İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/84 Esas sayılı dosyasında, murisin çalıştığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yanan tanker sahibi ... Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği A.Ş. ve tersane sahibi ... Gemi İşletmeciliği Ltd. Şti. aleyhine dava açtığını ancak bu davada (11.09.1998 tarihinde) İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönünden davanın idari yargıda görülmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik, diğer davalılar yönünden ise yetkisizlik kararı verildiğini, davalının talebi üzerine dosyanın yetkili Pendik 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiğini, yapılan yargılama sonunda ... Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği A.Ş. ve ... Gemi İşletmeciliği Ltd. Şti. şirketleri hakkında açılan davanın da 01.07.1999 tarihli karar ile esastan reddedildiğini, kararın onanarak kesinleştiğini, davalının bunun üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesine karşı, İstanbul 4. İdare Mahkemesine dava açtığını, 2000/1372 Esas sayılı bu davanın da 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9 uncu maddesi gereğince görevsizlik kararını müteakip otuz gün içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle 28.06.2002 tarihli kararla reddedildiğini, davalı avukatın bu şekilde vekâlet görevini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle müvekkillerinin zarara uğradığını, zira diğer mağdurların davalarının Belediyenin hizmet kusuru nedeniyle kabul edildiğini, süresinde dava açılması hâlinde tazminat alabilecek iken müvekkillerinin davalının kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat alacaklarından mahrum kaldıklarını, davalının bu zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere ... için 20.000,00 TL, Sena ... ... için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL tazminatın, İdare Mahkemesine ait kararın kesinleştiği 16.06.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; bilahare 31.08.2005 tarihli dilekçe ile talebini ıslah ederek 100.000,00 TL’ye yükseltmiş, 05.05.2009 tarihli duruşmada ise 100.000,00 TL tutarındaki talepleri içerisinde manevi tazminat isteminin de bulunduğunu beyan etmiştir. Davalı Cevabı 5. Davalı; dava konusu tersane yangınıyla ilgili olarak on iki kişinin vekilliğini üstlendiğini ve çoğunun masraflarını da karşılamak suretiyle yıllarca süren davalarda görevini ifa ettiğini, vekilin kusuru iddiasına dayalı eldeki davada talebin, zararı doğuran olayı yani tanker kazasının yaşandığı tarihten itibaren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 40 ıncı maddesinde öngörülen beş yıllık sürenin gerçekleşmiş olması nedeniyle zamanaşımına uğradığını, esas yönünden ise açılan tazminat davasında ret kararı verilmiş olmasında kendisine atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, her ne kadar görevsizlik kararından sonra öngörülen sürede dava açılmadığından bahisle idare mahkemesi davayı reddetmiş ise de bu kararın doğru olmadığını, idari yargı davaları için geçerli beş yıllık sürenin davanın açıldığı tarihte henüz dolmadığını, buna rağmen yargı mercilerinin kararı onadığını, davanın geç açılmasına davacıların bu yöndeki talimatı geç vermesi ve yargılama masraflarını geç ödemesinin sebep olduğunu, kendisinden talep edilen tazminat miktarının haksız ve orantısız olduğu gibi davacılara olay nedeniyle maaş bağlanıp ayni ve nakdi yardımlar yapıldığını, gerek yardımlar gerekse karşılıksız verilen daire ve diğer ödemelerin davacıların kaza nedeniyle ... zararını karşıladığını, dolayısıyla herhangi bir zarara da uğramadıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalının karşı dava olarak ileri sürdüğü alacak istemi yargılama sürecinde takipsiz bırakılarak uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.06.2009 tarihli ve 2006/346 Esas, 2009/143 Karar sayılı ilk kararıyla; davalının vekâlet görevini ifa sırasında kusurunun bulunmadığı, idari yargıda açılan davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin bu konudaki farklı içtihat ve görüşlerden kaynaklandığı, aksi düşünülse dahi davacı tarafça süresinde harç ikmal edilmediği için davanın geç açıldığı gözetildiğinde davalının tazminat sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılacağı yönündeki 17.03.2008 tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak asıl davanın esastan, karşı davanın ise takip edilmediği gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiştir. 7. Kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 12.04.2011 tarihli ve 2010/10491 Esas, 2011/5586 Karar sayılı ilk bozma kararıyla; adli yargıda verilen görevsizlik kararından sonra kanunun öngördüğü sürede idari yargıda dava açmayan davalı avukatın, bu davanın kendi kusuru nedeniyle kaybedilmesinden dolayı müvekkillerinin uğradığı zarardan sorumlu olduğu, davacıların uğradığı zarar miktarı ve davalının sorumlu olduğu tutar belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece aksi düşüncelerle davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. 8. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.05.2018 tarihli ve 2011/482 Esas, 2018/288 Karar sayılı ikinci kararı ile; bilirkişiler marifetiyle desteklerinin ölümü nedeniyle davacıların uğradıkları zararın hesaplandığı, bu meblağdan, desteğin işvereni İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından davacılara verilen daire bedeli ile itfaiye müdürlüğü tarafından yapılan yardımların düşülmesi gerektiği, zira bu ödemelerin zararlandırıcı olayla bağlantılı olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesi anlamında ifa amacıyla yapılan yardımlar olduğu, idare mahkemesinde açılan davanın davalısı Belediyenin ödeyeceği tazminatı bu yardımlarla karşıladığı, ifa amaçlı olduğu kabul edilen bu ödemelerin güncellenmiş değerinin davacıların zararından fazla olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 9. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 06.07.2020 tarihli ve 2020/707 Esas, 2020/5811 Karar sayılı kararı ile; “…1-Davacı, dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğünde çalışmakta olan eşinin, Tuzla Tersanesinde meydana gelen tanker yangınının söndürülmesi sırasında 13.2.1997 tarihinde vefat ettiği olaya ilişkin sorumlular hakkında dava açmak üzere kendisi ve velayeten kızı adına davalı avukata vekalet verdiğini, ancak davalı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında süresinde dava açılmayarak zarara uğramalarına neden olduğunu ileri sürerek tazminat talebi ile eldeki davayı açmıştır. Davalı davanın reddini dilemiş; Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Dairemizin 12.4.2011 tarih ve 2010/10491 E. - 2011/5586 K. sayılı ilamı ile vekalet görevini özenle ve gereği gibi yerine getirmeyen ve buna bağlı olarak da müvekkilinin zararına neden olan davalı avukatın, davacıya karşı sorumlu olduğu, mahkemece davacının uğradığı ve davalının sorumlu tutulabileceği zarar miktarı belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde bilirkişi raporu ile davacı eş ...’ın nihai gerçek maddi zararının 421.351.73 TL olduğunun, davacı kızı Sena ... ...’ın ise 80.570.82 TL’den ibaret olduğunun bildirildiği, davacılara yapılan maddi yardımların güncellenmiş değerlerinin tespiti açısından alınan birikişi raporuna göre İBB tarafından davacılara verilen taşınmazın 2017 yılı itibariyle rayiç değerinin 330.000.00 TL olduğu, verildiği tarihten rapor tarihine kadar getireceği kira bedeli ve faizinin 262.862.815 TL olduğunun bildirildiği, 12/3/2018 tarihli ek raporlarında da davacılara yapılan ölüm yardımı ve nakti yardımların 2017 yılı itibariyle denkleştirici adalet kurallarına göre miktarının 194.254.30 TL olduğunun ifade edildiği, raporlardan da anlaşılacağı üzere davacılara yapılan ve TBK 55. maddesi uyarınca uğranılan zarardan tenzili gereken ifa amaçlı olduğu kabul edilen ödemelerin miktarının davacıların uğradıkları zarardan fazla olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK’nun 55. maddesinde destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağı, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği, zarar veya tazminattan indirilemeyeceği öngörülmüştür. Her ne kadar TBK’nun 55. maddesi olay tarihi itibari ile yürürlükte olmadığından somut olaya uygulanması mümkün değilse de, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre de ifa amacı taşımayan ödemelerin destekten yoksun kalma tazminatı(n)dan indirilmesi mümkün olmadığından, davacıların uğradıkları zararlardan indirim yapılıp yapılamayacağının tespitinde, yapılan yardım ya da ödemenin ifa amacı taşıyıp taşımadığının belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre, zarar gören ya da üçüncü kişi tarafından ödeme kastı dışında kalan saiklerle yapılan ödemelerin ifa amacı taşımadığının kabulü gerekir. Zarar veren tarafından yapılan ödemenin kural olarak ifa kastı ile yapıldığı kabul edilebilirse de, üçüncü kişi tarafından yapılan ödemelerde bu kişinin amacının ne olduğuna bakılmalı, zarar verenin borcunu tazmin amacı ile hareket ettiği sonucuna varılması halinde ifa amacının bulunduğu kabul edilerek tazminattan indirim yapılmalıdır. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, mahkemece İBB tarafından davacılara verilen taşınmaz ile bu taşınmazın kira getirisi ve faizinin, ayrıca ölüm yardımı ve nakdi yardımların destekten yoksun kalma tazminatından indirildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacılara verilen ev İtfaiye Vakfı İktisadi İşletmesi tarafından satın alındığı gibi mahkemece indirim konusu yapılan nakdi yardımların da aynı vakfın organizatörlüğünde üçüncü kişilerden toplanan toplam 5.382.500.000 TL olduğu anlaşılmaktadır. Üçüncü kişilerden toplanan yardımlar İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tazmin borcunun ifası amacıyla değil, yardım ya da bağış amacıyla yapılmış olduğundan bunların davacıların destekten yoksun kalma tazminatı alacağından indirilmesi hatalıdır. Mahkemece, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından verildiği kabul edilen eve gelince, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden söz konusu evin belediye başkanının talimatı ile mesken ve gecekondu müdürlüğü tarafından tahsisinin yapıldığı, tahsis edilen dairenin ödemesinin ise İtfaiye Vakfı İktisadi İşletmesi tarafından yapılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde ödemesi İtfaiye Vakfı İktisadi İşletmesi tarafından yapılan evin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tazminat borcunu ödemek amacıyla mı yoksa yardım amacıyla mı yapıldığının değerlendirilmesi, tazminat borcunun ödenmesi amacıyla yapıldığı sonucuna varılması halinde destekten yoksun kalma tazminatından indirilmesi gerekmektedir. O halde Mahkemece, tazminat sorumlusu dışındaki üçüncü kişiler tarafından yapılan yardım ve bağışların ifa amacı taşımadığı kabul edilerek destekten yoksun kalma tazminatından indirilmemesi, ev bakımından ise İtfaiye Vakfı İktisadi İşletmesi tarafından ödenmiş olduğu gözetilerek ifa amacı taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesinden sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceme ile yardımların zararlandırıcı olayla bağlantılı olduğu, zararlandırıcı olay olmasaydı yardımların yapılmasının söz konusu olmayacağı ve yardımları yapanın desteğin işvereni İBB ve itfaiye müdürlüğü olduğu gerekçesi ile destekten yoksun kalma tazminatından indirilmesi usul ve yasaya yakırı (-aykırı-) olup, bozmayı gerektirir. 2-Öte yandan, davacı dava dilekçesinde davalı avukatın süresinde dava açmayarak kendisinin ve çocuğunun maddi ve manevi tazminat alamamasına neden olduğunu ifade etmiş, talep sonucunda ise toplam zararının tazminini istemiştir. Davalı avukat tarafından idari yargıda açılan davada da maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Buna göre davacının gerçek zararının belirlenmesinde maddi tazminat miktarının yanında idari yargıda talep konusu olan manevi tazminat miktarının da gözetilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 3-Bozma nedenine göre davacının sair, davalının tüm temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı 11. Mahkemenin 18.11.2021 tarihli ve 2020/262 Esas, 2021/284 Karar sayılı kararı ile; yapılan ayni ve nakdi ödemelerin tamamının ifa amacı taşıdığı yönündeki ilk karar gerekçesi yanında, davacıların gerek dava gerekse ıslah dilekçelerinde davalıdan manevi tazminat talep etmedikleri, idare mahkemesinde manevi tazminat istenmiş olmasının bu dava dosyasında da manevi tazminat talebinde bulunulduğunu kabule yeterli olmayacağı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 12. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mirasbırakanlarının vefatı nedeniyle davacıların uğradığı maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla davalı avukat eliyle üçüncü kişi (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) aleyhine açılan davanın, davalının vekâlet görevini gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle ret ile sonuçlandığı ve davalının bundan ... zarardan sorumlu olduğunun Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz olduğu olayda; 1-Davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının tespitinde ölüme sebep olan olay nedeniyle davacılara yapılan nakdi ödemelerin ve verilen evin tazmin borçlusu Belediyenin borcunu ifa amacıyla yapıldığının ve bu nedenle tazminat miktarından indirilmesi gerektiğinin kabul edilip edilemeyeceği, davacılara verilen ev bedelinin Belediye değil İtfaiye Vakfınca ödendiği gözetilerek Mahkemece yeniden bir değerlendirme yapılmasının gerekip gerekmediği, 2-Davacıların dava konusuyla ilgili talep ve açıklamaları dikkate alındığında; davalı avukattan talep edilen tazminat alacağı içerisinde manevi tazminatla ilgili tutarının da bulunduğunun kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE (1) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan inceleme: 14. Davaya konu tazminat isteminin dayanağı vekâlet görevinin gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle zarara uğranıldığı iddiasıdır. 15. Davacılar, murislerinin itfaiye eri olarak çalışmaktayken Tuzla Tershanesinde çıkan yangına müdahale sırasında yanarak vefat etmesi nedeniyle tazminat taleplerinin tahsili amacıyla vekil olarak davalı avukatı tayin etmişler ve davalı, idari yargıda dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesine karşı maddi-manevi tazminat davası açmış ancak bu dava hak düşürücü sürede açılmaması nedeniyle reddedilmiş, karar onanarak kesinleşmiştir. 16. Yargılama sürecinde davalı avukatın somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386 ve devamı maddelerinde [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), md. 502 vd.] düzenlenmiş olan vekâlet sözleşmesinden ... edimini ifada kusurlu davrandığı ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 34 üncü maddesindeki yükümlülüklere aykırı gelerek davacıların zararına sebep olduğu hususu Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz hâle gelmiştir. 17. Davacılar, davalı avukatın özen borcuna aykırılığı nedeniyle ret ile sonuçlanmış dava sonucunda elde etmek istedikleri tazminattan mahrum kaldıklarından o davada talep ettikleri tazminat istemlerini bu kez zarar olarak davalı avukata yönlendirmişlerdir. 18. Avukatın sözleşmeye aykırılık nedeniyle ... zararı tazmin borcu, borçlar hukukunun borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerinde karşılık bulur ve BK’nın genel borç ilişkilerinde borcun ifa edilmemesi hâlinde borçlunun sorumluluğunu düzenleyen 98 inci maddesi gereği (TBK, md. 114) borçlu, genel itibarıyla her kusurdan sorumludur. Yine, bu sorumlulukta aynı maddenin ikinci fıkrası gereği haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler (BK md. 41 vd., TBK md. 49 vd.) göz önünde tutulacağından haksız/hukuka aykırı fiilin, bu fiil ile illiyet bağı içerisinde bir zarar doğması aranır ve şayet bu şartlar mevcut olup avukatın özen borcuna aykırılığı müvekkil davacı tarafından ispat edilmiş ise hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirlemelidir (BK md. 42, TBK md. 50). 19. Bu sorumluluğun tespitinde; şayet vekâlet görevi gereği gibi ifa edilseydi dava yahut takip edilen iş, konuyla ilgili mevzuat ve emsal içtihatlar ile dosya kapsamında sunulan delillere göre hangi netice ile sonuçlanacak idiyse o durumun esas alınması gerekir. Zira avukatın kusurlu eylemi olmasaydı dahi takip edilen iş aynı şekilde sonuçlanacak nitelikteyse avukatın eylemine bağlı olarak doğmuş bir zararın varlığından bahsedilemeyecektir. 20. Davacıların kaybettikleri davada ileri sürdükleri destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminat taleplerinden davalı avukatın sorumlu olduğu hususu gerek Mahkeme gerekse Özel Daire tarafından kabul edilmiş ve Hukuk Genel Kurulunun incelemesi dışında kalmışsa da şu hususu açıklığa kavuşturmakta fayda vardır: Elbette ki burada avukatın sorumluluğu bizatihi davacıların mirasbırakanının vefatıyla sonuçlanan eylemden doğmaz ve avukat 818 sayılı Kanun’un 45 ve devam eden maddeleri anlamında ölüme bağlı tazminatın doğrudan muhatabı değildir; sorumluluk, avukatın bu tazminat alacağına kavuşulmasına engel olan kusuruna dayalıdır ve bu kusur nedeniyle davacılar için zarar kavramı artık avukatın sözleşmeden ... tazmin sorumluluğu görünümüne dönüştüğü gözden kaçırılmamalıdır. 21. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmede; davacıların söz konusu yangında mirasbırakanlarını kaybetmelerinden ... zararları, vekilin takip ettiği davada alınacak sonuca bağlı kalmaksızın tazmin sorumluları tarafından kısmen yahut tamamen tatmin edilmiş ise, başka bir anlatımla ölümle neticelenen vakıadan asıl sorumlu olan kişi, bundan ... borcunun bir bölümü veya tamamını ifa etmişse bu durumun vekilin sorumlu olduğu meblağın tespitinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. 22. Davacılar adına idari yargıda açılan ve davalı avukatın kusuru nedeniyle kaybedilen davada, zarar doğuran eylemin sorumlusu olarak husumet, mütevaffanın çalıştığı itfaiye teşkilatının bağlı bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönlendirilmiştir. Yani ilk hâli/görünümüyle zararı tazmin borçlusu anılan Belediyedir. 23. Dava dışı Belediye söz konusu elim olaydan hemen sonra, kendisinin bu konudaki yasal yetkileri sınırlı olduğundan İtfaiye Vakfını devreye soktuklarını ve zarar gören itfaiyeciler ve yakınlarına ayni ve nakdi şekilde destek olunduğunu savunmuş, Mahkeme ise yapılan ayni ve nakdi yardımları araştırarak bunların asıl borçlunun borcunu ifa amacıyla yapıldığı ve 6098 sayılı Kanun’un 55 inci maddesi gereği bu ödemelerin zarar hesabında tazminattan indirilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur. 24. Uyuşmazlıkta asıl çözümlenmesi gereken şey de bu ödemelerin Belediyenin edim borcunu ifa mahiyeti taşıyıp taşımadığıdır. 25. Türk Borçlar Kanunu’nda ölüm ve bedensel zararlar hâlinde tazmin sorumluluğunun kapsamı 53-56 ncı maddeler arasında düzenlenmiş ve 55 inci maddede BK’da yer almayan yeni bir hüküm getirilerek bu kapsamdaki bir tazminatın nasıl hesaplanacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre “…ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez”. 26. Yürürlük tarihi itibarıyla bu hüküm somut olayda uygulanamazsa da, bu husus mülga Kanun döneminde de içtihatlarla uygulanan bir ilkedir. 27. Bu bağlamda, tazmin borcu yükü altında olan zarar verenin zarar görene yaptığı ödemelerin kural olarak borcunu ifa amacıyla yapıldığı kabul edilir; zira hayatın olağan akışında bir kimsenin hâlihazırda ödenmemiş borcu varken borçlusuna bağış gibi saiklerle ödeme yapması beklenmez. Edim borçlusu dışında üçüncü kişilerin yaptığı ödemelerde ise aslolan bunların bağımsız olmasıdır; ancak elbette ki aksi, yani bir başkasını borcundan kurtarmak amacıyla ödeme yapılması da mümkündür. Bu hâlde üçüncü kişinin iradesinin ne olduğu ispat kuralları çerçevesine ortaya konulmalıdır. 28. Dosya kapsamında sunulan delillerden tershane patlamasından sonra yangında zarar gören kişilerin ve ailelerinin mağduriyetlerinin kamu oyunda geniş yankı uyandırdığı ve hem gönüllü kişi ve kuruluşlar hem de ilgili kurum ve kuruluşlarca mağdurlara yardım ulaştırılmak istendiği anlaşılmaktadır. 29. Mahkemece yapılan araştırma sonucunda 15.02.2006 tarihli müzekkere cevabına göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, 06.03.2006 tarihli müzekkere cevabına göre İtfaiye Vakfı tarafından, 05.01.2007 tarihli müzekkere cevabına göre de Türkiye İtfaiyeciler Birliği tarafından davacılara nakdi birtakım yardımlar yapıldığı tespit edilerek bu gibi nakdi ödemelerin ölüm olayı nedeniyle ve onunla illiyet bağı içerisinde, zararı tazmin amacıyla yapıldığı kabul edilmiş ve zarar hesabında indirim nedeni olarak kabul edilmiştir. 30. Oysa Özel Daire kararında işaret edildiği üzere gerek bizatihi İstanbul Büyükşehir Belediyesi gerekse diğer kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan bu nakdi desteklerin tamamında yardım amacıyla yapıldıkları açıkça belirtilmiştir. Vatandaşların gönüllü olarak bağış kampanyalarıyla topladığı yardımların da Büyükşehir Beldiyesini tazmin borcundan kurtarmak için yapılmadığı, yardımın zarar vereni değil zarar göreni olay nedeniyle içine düştüğü maddi zorluklardan bir nebze olsun kurtarmak amacıyla yapıldığı açıktır. Buna rağmen aksi yöndeki bir değerlendirmeyle nakdi yardımların ifa amaçlı ödeme olarak kabul edilmesi ve davalı avukatın sorumluluğunun hesabında tazminat miktarından indirilmesi hukuka aykırıdır. Bu yönden Özel Daire kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmiş olması hatalıdır. 31. Bu tespitten sonra davacılara önce tahsis sonrasında da tapuda devir ve temlik edilen taşınmaz yönünden inceleme yapılmalıdır. 32. Yukarıda değinildiği üzere, borçlunun alacaklısına yaptığı bir ödeme, aksi belirtilmedikçe, öncelikle borca mahsuben yapılmış bir ödeme olarak kabul edilmelidir. Yangından hemen sonra o dönemki Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yangında vefat eden itfaiye erlerinin ailelerine birer daire verilmesi yönünde sözlü talimat verdiği, bu talimat doğrultusunda Belediyenin iştirakleri tarafından yapılmış olan İkitelli Konutlarından ölen itfaiye erlerinin ailelerine birer daire tahsis edildiği, Vakfa ait karar defterinin 10.05.1999 tarihli tutanağına göre Belediye Başkanı’nın talimatı çerçevesinde ödemenin Vakıf eliyle yapılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Üçüncü kişiler tarafından karşılıksız yapılan yardımların bundan ayrı şekilde toplanarak davacılara verilmiş olduğu da dikkate alındığında, zarardan sorumlu olan Belediye adına yapılan bu tahsis ve ödeme herhangi bir yardım yahut bağış olarak nitelendirilemez; borcu ifa amacıyla yapıldığı ve davalı avukatın tazmin sorumluluğunda göz önünde tutulması gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre, Mahkeme kararında taşınmaz bedelinin belediye tarafından ödendiği şeklinde ibare bulunmasının da esasa etkisi olmadığından Özel Daire kararında gösterilen şekilde Mahkemece yeniden bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. 33. Hâl böyle olunca davacılara tahsis ve temlik edilen taşınmaz yönünden direnme gerekçesi haklı ve yerinde olup davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekir. (2) numaralı uyuşmazlık yönünden yapılan inceleme: 34. Mahkemece somut olayda davalı avukata karşı usulüne uygun şekilde ileri sürülmüş bir manevi tazminat davasının bulunmadığından bahisle Özel Dairenin 2 numaralı bozma nedenine direnilmiş ve ret ile sonuçlanan davadaki manevi tazminat istemi yönünden eldeki davada herhangi bir değerlendirme yapmamıştır. 35. Oysa ki gerek dava dilekçesi gerekse aşamalardaki açıklamalarında açıkça ifade ettikleri üzere davacılar; davalı avukatın özen borcuna aykırılığı nedeniyle ret ile sonuçlanmış dava sonucunda elde etmek istedikleri tazminattan mahrum kaldıklarından o davada talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerini zarar olarak davalı avukata yönlendirmişlerdir. Böyle bir iddiada avukatın sorumluluğu ölüm nedeniyle duyulan manevi ızdırabın tazmini değildir, zira ölümün ve bundan ... zararın sorumlusu davalı avukat değildir. Yukarıda yirminci bentte de değinildiği üzere; dava dilekçesinde bahsi geçen manevi tazminat isteği BK’nın 47 nci maddesi çerçevesinde ileri sürülmüş bir talep değil, bu madde çerçevesinde hak edildiği hâlde davalının kusuru nedeniyle elde edemedikleri maddi bir zarar hâline dönüşmüş bir tazminat alacağıdır ve özen borcunu ihlâl eden avukatın sorumluluğu çerçevesinde idari yargıdaki dava ret ile sonuçlanmasaydı davacıların elde edebileceği manevi tazminat miktarı (on dokuzuncu bentte açıklanan usul dairesinde yapılacak değerlendirmeyle) takdir edilerek sonucuna göre karar verilmelidir. 36. Aksi yönde, hatalı bir değerlendirmeyle verilen direnme kararı bu açıdan da usul ve yasaya aykıdır. 37. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; nakdi yardımların davalının sorumlu olduğu tazminat hesabında dikkate alınamayacağı ve kaybedilen davada istenen manevi tazminatın eldeki davada davalı avukattan talep edilen maddi tazminat içerisinde kaldığı konusunda Kurul çoğunluğuyla hemfikir olunmakla birlikte, davacılara verilen taşınmaz yönünden, Özel Daire kararında gösterilen şekilde, ödemeyi yapan kişinin bizatihi belediye değil İtfaiye Vakfı olduğu üzerinde durarak gerekirse aralarındaki bağlantıyı net bir şekilde ortaya koyabilmek için araştırma yapılmasının yerinde olacağı, kararın bu yönden Daire bozmasında açıklanan gerekçelerle bozulması gerektiği görüşüyle, taşınmaz devrinin Belediyenin borcunu ifa amacıyla yapıldığının kabul edilemeyeceği, bunun İtfaiye Vakfı tarafından tıpkı diğer nakdi yardımlar gibi yapılmış bir bağış olduğu ve Belediyenin borcundan mahsup edilmesi mümkün olmadığına göre davalı avukatın sorumlu olduğu tazminat miktarı yönünden bir indirim nedeni olmayacağı, bu kabule göre de Özel Daire kararında gösterilen şekilde bedeli ödeyen kişinin Vakıf olduğu üzerinde durularak yeniden bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmadığı, hükmün belirtilen bu sebeplerle (çoğunluk görüşünden farklı) değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 38. Diğer taraftan, dava tarihi 18.05.2005 olmasına rağmen direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında bu tarihin 04.11.2011 olarak gösterilmesinin mahallinde her zaman giderilebilir nitelikte olduğu ve maddi hata teşkil etmesi nedeniyle ayrıca bozma nedeni yapılmadığı da belirtilmelidir. 39. Hâl böyle olunca direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; (1) numaralı uyuşmazlık yönünden davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabul, kısmen reddi ile direnme kararının açıklanan (§14-33) değişik gerekçe ve nedenlerle, (2) numaralı uyuşmazlık yönünden davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararın Özel Daire kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan (§34-38) nedenlerle 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” hükmü gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429 uncu maddesi gereğince direnme kararının BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.09.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede (1) numaralı uyumazlık yönünden oy çokluğu, (2) numaralı uyuşmazlık yönünden oy birliğiyle karar verildi. "K A R Ş I O Y" 1. Dava avukat olan vekilin vekâlet görevini kusurlu ifası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. Davacıların mirasbakanının 1997 yılında gerçekleşen Tuzla Tershanesi patlamasına itfaiye eri olarak müdahale sırasında vefat etmesi sonrasında sorumlular aleyhine açılacak davaları takip etmek üzere davalı avukat vekil olarak tayin edilmiştir. Davalı avukatın ölüm nedeniyle ... zarardan sorumlu olduğu iddiasıyla dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesi aleyhine açtığı dava, hak düşürücü süre gerçekleştiği için reddedilmiş ve karar onanarak kesinleşmiştir. 3. Bu durum nedeniyle davacılar Belediyeye karşı ileri sürdükleri maddi ve manevi tazminat alacaklarına kavuşma imkânını kaybetmiş olup davalı avukatın bundan ... zarardan sorumlu olduğu hususu yargılama sürecinde Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz hâle gelmiştir. 4. Hukuk Genel Kurulunun incelemesi yalnızca davalı avukatın sorumlu olduğu zararın tespitinde davacılara verilen ev ve nakdi ödemelerin göz önünde tutulup tutulamayacağı, bu çerçevede belirlenecek zarar kapsamında manevi tazminat isteminin de olup olmadığı hususuna ilişkindir. Kurul, davacılara yapılan nakdi ödemelerin bağış niteliğinde olmakla borçlunun borcunu ifa mahiyetinde sayılamayacağından tazminat hesabında göz önünde bulundurulamayacağı ve yine bu tazminat tutarı içerisinde davalının kusuruyla kaybedilen davada istenen manevi tazminat alacağının da bulunduğu konusunda hemfikirdir. 5. Ne var ki davacılara tahsis ve temlik edilen ev yönünden Genel Kurulun saygıdeğer çoğunluğuyla aynı görüşü paylaşmam mümkün olmamıştır. 6. Zira; söz konusu evin davalı avukatın tazmin borcunda göz önünde tutulabilmesi için ölüm nedeniyle sorumlu olan dava dışı Belediye açısından doğmuş bir borcun ifası amacıyla verildiğinin açıkça ortaya konulması gerekir. Şayet ödeme, bu borçlunun borcunu ifa amacı taşımıyorsa zararın belirlenmesinde bu hususun tazminattan indirim sebebi olarak göz önünde tutulamayacağı yerleşik içtihatlarla sabittir. 7. Oysa somut olayda davacılara temlik edilen ev bedeli Belediye tarafından değil, İtfaiye Vakfı tarafından karşılanmıştır. Bu noktada dava dışı Belediye ile İtfaiye Vakfının ayrı tüzel kişilikler olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Dolayısıyla Vakfın yaptığı bir ödeme doğrudan Belediyenin ödemesi olarak kabul edilemez. 8. İtfaiye Vakfının Belediye adına (daha genel bir anlatımla üçüncü kişi yararına) ödeme yapması elbette mümkündür. Ancak bunun için ödemenin Belediyenin borcuna karşılık yapıldığının sabit olması gerekir. Oysa dosya kapsamında sunulan deliller bu hususu açıkça ortaya koymaya yeterli değildir. Belediyenin ölümden sorumlu olup olmadığı, zarar miktarı, kusur durumu ve tazmin ile sorumlu olunan miktar henüz karşı tarafla varılmış bir sulh, borçlunun açık kabulü ya da yargılama sonucunda tespit olunmuş bir değer üzerinden belirlenmemişken yani sorumluluk tutarı ortaya çıkmamışken mağdurlara Belediyenin sorumlu olduğu zararı karşılamak, Belediyeyi borcundan kurtarmak amacıyla ev verildiği de düşünülemez.Tam tersine Belediye, aleyhine açılan davalarda kendisinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı savunmasında bulunmuştur. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda İtfaiye Vakfının Belediyeyi borcundan kurtarmak, Belediyeye bu anlamda destek olmak için değil, kendi kuruluş amacına uygun şekilde bünyesinde bulunan personelin ve ailesinin uğradığı mağduriyeti yardımlaşmayla bir nebze olsun giderebilmek için hareket ettiği, evin karşılıksız bir şekilde, bağış olarak davacılara verildiği açıktır. 9. Bu nedenledir ki; kazada vefat eden diğer itfaiye görevlisinin ailesi tarafından Belediye aleyhine açılan davada, bu aileye de aynı şekilde ev verilmiş olmasına rağmen, zararın ve Belediyenin sorumluluğun tespitinde ev bedeli mahsup edilmemiş, karar temyiz incelemesiyle onararak kesinleşmiştir. Nitekim davalı avukat da, hem ölen diğer itfaiye eri hem de yangında mağdur olan kişilere vekâleten takip ettiği davalarda, müvekkillerine yapılan yardımların yangından sorumluluğu bulunan kişilerin borcunu sona erdirmeyeceğini ve bu sebeple maddi tazminat hesabında indirim nedeni teşkil etmeyeceğini savunmuştur. 10. Aynı kazada vefat eden iki kişinin, aynı nakdi ve ayni yardımları almakla aynı konumda hak ... mirasçıları yönünden iki farklı karar verilmesinin adalet duygusunu zedeleyeceğinde de tereddüt olmamalıdır. 11. Hâl böyle olunca; davacılara verilen evin davalının sorumluluğunun tespitinde dikkate alınamayacağı, kararın bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/191 E., 2021/514 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
yacak olması nedeniyle, sorunun çözümünde 6704 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinin esas alınması gerektiğinin düşünüldüğü, bu bağlamda; 6704 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 26.04.2016 tarihinden önce gerçekleşen tüm trafik kazalarında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 55. maddesinin açık hükmü nedeniyle, tazminatın eski genel şartlara göre hesaplanmasının gerektiği, her ne kadar genel
Hukuk Genel Kurulu         2020/191 E.  ,  2021/514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi DAVACILAR : 1-... 2-... vekilleri Av. ... 1. Taraflar arasındaki “destekten yoksun kalma tazminatı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili 26.08.2015 tarihli dava dilekçesinde; 05.07.2015 tarihinde müvekkillerinin oğlu ...’in sevk ve idaresinde bulunan ve zorunlu trafik sigortası olmayan araçla yaptığı tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, müvekkilleri adına destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarını ileri sürerek her bir davacı için 1.500,00’er TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 10.05.2016 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat miktarını toplam 59.170,72TL’ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 05.11.2015 tarihli cevap dilekçesinde; kazada ölen sürücünün tam kusurlu olması sebebiyle davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talep edemeyeceklerini, alacaklı ve borçlu sıfatının davacılar üzerinde birleştiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 2015/469 E., 2016/350 K. sayılı kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.02.2012 tarihli ve 2011/17-787 E. ve 2012/92 K. sayılı kararı ve benzer yöndeki içtihatları gereğince davacıların ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla eldeki davayı açtıkları, 04.05.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre kararda belirtilen miktarda destek alacağı hakları olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile; davacı ... için 26.501,91TL, davacı ... için 32.668,61TL olmak üzere toplam 59.170,52TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay Kapatılan 17. Hukuk Dairesince 29.05.2017 tarihli ve 2016/14573 E., 2017/6035 K. sayılı kararı ile; “…Dava, tek taraflı trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi gereği, aynı kanunun 85. maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasının yaptırılmaması durumunda Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Türk Ticaret Kanunu’nun 1425. maddesine göre sigorta poliçesi genel ve varsa özel şartları içerir. Yeni Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Genel şartlar C.10. maddesi ile 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni genel şartlar C.11 maddesine göre genel şartlar yürürlük tarihi olan 01.06.2015 tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacaktır. Bunun doğal sonucu olarak artık eski genel şartların yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra düzenlenen poliçelerde uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Karayolları Trafik Kanununun 93. maddesi gereği zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmi Gazetede yayımlanır. Böylece Hazine Müsteşarlığı kanundan aldığı yetki ile zorunlu sigorta genel şartlarını belirler. Bu nedenle zorunlu sigorta genel şartlarını Türk Borçlar Kanunu’nun 20 maddesinde düzenlenen genel işlem koşulu kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Bir sözleşmenin genel işlem koşulu kapsamında olması için sözleşme yapılırken taraflardan birinin önceden tek taraflı olarak sözleşme şartlarını hazırlayarak diğer tarafa sunması gerekir. Oysa Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartları, sözleşmede taraf olmayan Hazine Müsteşarlığı tarafından kanundan aldığı yetkiye dayalı olarak belirlenir. Ayrıca Genel şartları, Türk Borçlar Kanunu 20. maddesinin son fıkrasında “Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.” düzenlemesi kapsamında düşünmekte mümkün değildir. Çünkü kanunda açıkça belirtildiği üzere kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmeler yürütmekte oldukları bir hizmet ile ilgili olmalıdır. Oysa Hazine Müsteşarlığı, zorunlu mali sorumluluk sigortası hizmeti veren bir kuruluş olmadığı gibi hizmeti alan taraf ile bir sözleşme ilişkisi içinde bulunmamaktadır. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’nın uygulanması, Karayolları Trafik Kanunu’nun 95. maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Bu ilkenin uygulanabilmesi için her iki tarafın özgür iradesi ile poliçe düzenlendikten sonra zarar görenin aleyhine tazminatın kaldırılması yada azaltılmasını gerektirecek değişikliklerin yapılması durumunda geçerli olacaktır. Oysa 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları, yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen poliçelerde geçerli olacağından, poliçenin düzenlendiği tarih itibarı ile Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası’nın kapsamı tüm taraflarca bilinmektedir. Sigortacı, işletenin sorumluluğunu poliçe ve genel şartlar kapsamında üstlendiğine göre, sonradan bir değişiklikten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Kaldı ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1423 maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına 14 gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası teminatının kapsamı, poliçe ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlara göre belirlenir. Nitekim Karayolları Trafik Kanunu’nun 90. maddesinde yapılan değişiklikle zorunlu sigortacının kapsamında ki tazminatları belirlemede Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının göz önüne alınması esası getirilmiştir. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın amacı A.1 maddesinde “Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.” şeklinde belirlenmiştir. Sigortanın kapsamı ise genel şartlar A.3. maddesinde “sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Kapsama giren teminat türlerinin tanımlandığı A.5. maddesinin (ç) bendinde ise Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır.” Şeklinde ifade edilmiştir. Genel Şartlar A.6. maddesinin (c) bendinde “İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri” ve (d) bendinde “Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri” Zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatının dışında kalan hallerden sayılmıştır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 92. Maddesinin (a) ve (c) bentleri, Karayolları Motorlu araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.1. maddesi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi, yine A.6. maddesinin (c) ve (d) bentleri birlikte değerlendirildiğinde bir motorlu aracın işletilmesi sırasında destekten yoksun kalınan zararın, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsamında olması için şu şartların gerçekleşmesi gerektiğini söylenebilir. a) Talep edilen destek tazminatı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk ve sorumluluk riski çerçevesinde Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin olmalıdır. Sigortalının hukuki sorumluluğu olmayan veya sigortalının sorumluluk riski içinde bulunmayan tazminat taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmayacaktır. b) Motorlu aracın işletilmesinden dolayı ölen kişinin üçüncü kişi olması gerekir. İşleten ve işletenin sorumlu olduğu şahısların dışında bir üçüncü kişinin ölümü neticesi, destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, poliçede taraf olan işleten(sigortalı) ya da işletenin eylemlerinden sorumlu bulunduğu kişilerin ölmesi durumunda ölen kişi, üçüncü kişi sayılmayacağı için desteğinden yoksun kalanların zararından sigortacı sorumlu olmayacaktır. c) Sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerinden sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır. Bir başka anlatımla desteğin kendi kusurundan kaynaklanan destek zararlarından sigortacının sorumluluğu bulunmamaktadır. Somut olayda, davacıların desteği sürücü ...'in sevk ve idaresinde ki 33 BDC 98 plakalı araç ile tek taraflı olarak yapmış olduğu trafik kazasında ölmesi sonucu destekten yoksun kaldıkları iddiası ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigortasının olmaması nedeniyle güvence hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talebinde bulunmuşlardır. Trafik kazası, sürücü ...'in sevk ve idaresinde iken dosya içindeki 11.03.2016 tarihli kusura ilişkin rapora göre sürücünün %100 kusuru neticesi tek taraflı alarak 05.07.2015 tarihinde gerçekleşmiştir. Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14. Maddesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.3. maddesine ve A.5. maddesinin (ç) bendine göre ancak, üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacı ya da güvence hesabının destek zararlarından sorumlu olması için motorlu aracın işletilmesi sırasında mutlaka ölen kişinin üçüncü bir kişi olması gerekir. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ...’i üçüncü kişi olarak kabul etmek mümkün değildir. Yine genel şartların A.6. maddesi (d) bendinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, teminat kapsamı dışında tutulması nedeniyle %100 kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü ...’in tam kusuruna isabet eden destek tazminatı sigorta teminatı kapsamında değildir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu’nun da sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerini sigorta teminat kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme olmadığı ve kapsama giren teminat türleri arasında bulunmamasına göre, davacıların güvence hesabından destek tazminatı talep etme hakları bulunmadığından davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.03.2018 tarihli ve 2017/717 E., 2018/137 K. sayılı kararı ile; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığınca 01.06.2015 tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları'nda önemli değişiklikler yapıldığı, bu değişiklikler sonrasında özellikle yeni genel şartların hangi tarih itibari ile uygulama alanı bulacağı hususunun tartışma konusu olduğu, nitekim kimi mahkemelerce genel şartlar öncesindeki uygulamanın devamı yönünde kararlar verildiği, kanun koyucunun bu aşamada konuyu yasal düzlemde çözüme kavuşturmak amacı ile 6704 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) dört maddesinde değişiklikler yaptığı, 6704 sayılı Kanun’un 26.04.2016 tarihli ve 29695 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, 6704 sayılı Kanun’un 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren yeni genel şartları yasal zemine kavuşturduğu, ancak yapılan bu değişiklikle zorunlu malî sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların tabi olacağı Kanun değiştiği için 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren yeni genel şartların uygulanma zamanının ne olacağı, 6704 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerin hangi tarihten itibaren uygulanacağı, bu Kanun hükümlerinin geriye yürüyüp yürümeyeceği, yine bu kanundaki değişikliklerin genel şartlara etkisinin ne olacağı hususlarında uygulamada tereddütler oluştuğu, 6704 sayılı Kanun'da da farklı bir yürürlük tarihi öngörülmediğinden Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren geçerli olması gerektiği, bozma kararında KTK’nın 90. maddesinde atıf yapılan genel şartların 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olmasından hareketle, KTK’nın 90. maddesinde yapılan değişikliğin genel şartların yürürlük tarihinden itibaren hüküm doğurması gerektiğine hükmettiği, bu durumda ZMSS Poliçe Genel Şartları, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hüküm doğuracaksa, kanun koyucunun 26.04.2016 tarihindeki 6704 sayılı Kanun’a neden gerek duyduğu sorusunun akla geleceği, kanun koyucunun bu tasarrufundan genel şartların yasal bir dayanağı olmadan tek başına hüküm doğurmayacağını kabul ettiği sonucuna varmanın mümkün olduğu, nitekim Özel Dairenin alkollü araç kullanımının söz konusu olduğu trafik kazaları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin olarak verdiği çeşitli kararlarında Kanun’a üstünlük tanınmış olup, Kanun’un genel şartlara değil, genel şartların Kanun’a tabi olması gerektiğinin ifade edildiği, aksi değerlendirmenin normlar hiyerarşisine de aykırı olacağı, mahkemece "hukuk güvenliği ilkesi"nden hareketle ve aksi belirtilmediği takdirde, bir yasal düzenlemenin yürürlük tarihinden sonra hüküm doğurmaya başlayacak olması nedeniyle, sorunun çözümünde 6704 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinin esas alınması gerektiğinin düşünüldüğü, bu bağlamda; 6704 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 26.04.2016 tarihinden önce gerçekleşen tüm trafik kazalarında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 55. maddesinin açık hükmü nedeniyle, tazminatın eski genel şartlara göre hesaplanmasının gerektiği, her ne kadar genel şartlarda yapılan değişiklik 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bir Kanun hükmü olan ve "tazminatın kapsamının bu kanuna göre belirleneceğini" düzenleyen TBK’nın 55. maddesinin varlığı ve açık hükmü karşısında idari bir organ tarafından yayınlanan genel şartlara üstünlük tanınması normlar hiyerarşisine aykırı düşeceğinden, Kanun’la (TBK m 55. madde) düzenlenen bir konuda genel şartların uygulanmasının mümkün olmadığı, eş söyleyişle 6704 sayılı Kanun ile KTK’nın 90. maddesinde yapılan değişiklik öncesinde bir yasal boşluk bulunmadığından TBK’nın 55. maddesinin mevcudiyetine rağmen, genel şartların üstün tutulması ve Kanun’dan destek almayan genel şartların esas alınmasının doğru bulunmadığı, buna karşılık, 6704 sayılı Kanun ile KTK’nın 90. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, "ZMSS kapsamındaki tazminatların bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu" kuralı getirildiği için bu aşamadan sonra konu Kanun hükmü ile düzenlenmiş olduğundan, 01.06.2015 tarihli genel şartların uygulanmasının önü de bu tarih, yani 26.04.2016 tarihi itibarı ile açılmış olduğu, bu nedenle de 6704 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 26.04.2016 tarihinden sonra gerçekleşen tüm kazalar yönünden tazminatın kapsamının yeni genel şartlara göre belirlenmesi gerektiği, davaya konu kaza 6704 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 26.04.2016 tarihinden önce meydana geldiğinden eski genel şartlara tabi olduğu, buna göre davacıların ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla işbu davayı açtıkları, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağı, dolayısıyla tam kusurlu araç sürücüsünün kusurunun, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; zorunlu trafik sigortası bulunmayan araç sürücüsünün 05.07.2015 tarihinde gerçekleşen tek taraflı trafik kazasında ölümünden dolayı, davacılar tarafından davalı ... Hesabından destekten yoksun kalma tazminatı talep edip edemeyecekleri ve eldeki davada alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşip birleşmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Destekten yoksun kalma zararı” ile “Destekten yoksun kalma tazminatı” kavramaları incelenmelidir. 13. Trafik kazası, bir kişinin ölümü sonucunu doğurabilir. Böyle bir durumda, bazı kişiler onun ekonomik desteğinden, malî yardım ve bakımından yoksun kalabilirler. İşte; ölenin destek ve yardımından yoksun kalanlarının uğradıkları bu zarara, destek kaybından doğan zarar denir. 14. Destekten yoksun kalma zararı TBK’nın 53. maddesinde yer almaktadır. Madde aynen; “Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır: 1. Cenaze giderleri. 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.” şeklinde düzenlenmiştir. 15. Görüldüğü gibi destek zararları sayılırken “özellikle şunlardır” demekle madde metninde sayılan zararlar ile sınırlandırılmamıştır. Madde de çok dar kapsamlı sayılan zararların ne tanımı ne de şartları yer almıştır. Desteğin ölümünden önce kurulmuş olan veya destek yaşasaydı, kurulması muhtemel olan bir bakım ilişkisinin tespit edilmesi, ardından bu bakım ilişkisinin destek yaşasaydı gelecekte göstereceği değişim neticesinde, destekten yoksun kalanın uğradığı zarar miktarının ve ödenecek tazminat miktarının tespit edilmesi, tahminlere ve varsayımlara dayalıdır. 16. TBK’nın 53. [818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/II.] maddesinin öngörmüş olduğu hâl, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan isteyebilirler. Buna “destekten yoksun kalma tazminatı” denir. 17. Destekten yoksun kalma tazminatı, bir şahıs öldüğünde, ölenin sağlığında destek olduğu veya ileride destek olacağı kimseleri korumayı, desteklerinin ölümünden önceki sosyal ve ekonomik durumlarına uygun hayat sürdürebilmeleri için, ölüm sebebiyle mahrum kaldıkları yardımı, ölüme sebebiyet verenden tazmin edebilmelerini amaçlayan bir tazminat türüdür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Davalı destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Bunun yanında amaç zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi hâlde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme imkânı tanımaktır. 18. Destek zararından bahsedebilmek için destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma şartı gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, davacının ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir. 19. “Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır, Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 22.06.2018 tarihli ve 2016/5 E., 2018/6 K. sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli ve 2011/17-142 E., 2011/17-411 K.; 20.04.2011 tarihli ve 2011/17-34 E., 2011/216 K.; 14.03.2019 tarihli ve 2017/1089 E., 2019/294 K. sayılı kararları). 20. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1/3 sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatı; "Destekten yoksun kalma tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminattır” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.11.2005 tarihli ve 2005/4-648 E., 2005/691 K. sayılı kararında da aynı esaslar benimsenmiştir. 21. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK’nın 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Burada sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. 22. O hâlde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç içerisinde bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.04.1982 tarihli ve 1979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı). 23. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için destekten yoksun kalma zararı yanında zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekir. Somut olayda gerçekleşen türden bir sonucu, olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine göre, mahiyeti ve ana temayülü itibariyle meydana getirmeğe genel olarak elverişli olan veya bu türden bir sonucun gerçekleşme ihtimalini objektif olarak artırmış bulunan zorunlu şartla söz konusu sonuç arasındaki bağa uygun illiyet bağı denir. 24. Hukuki sorumluluğu doğuran şartlar arasında illiyet bağı büyük bir önem taşır. İlliyet bağı, sorumluluğun aslî şartı, tazminat hukukunun temel ilkesi olarak görülür. Bu şart olmaksızın bir şahsın sorumluluğu düşünülemez. İnsan düşüncesinin bir kanunu olan illiyet kavramı, zararlı sonuçla sorumluluğu doğuran davranış veya olay arasında bir sebep-sonuç bağının bulunmasını gerektirir. Hukukta, gerçekleşen zararla sorumluluğu doğuran olay veya davranış arasındaki sebep-sonuç ilişkisine, genel anlamda illiyet bağı denir (Eren, F: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 361, Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Sevinç Matbaası, Ankara-1975). 25. İlliyet bağı, hukukî sorumluluğun sadece kurucu bir şartı olmayıp, aynı zamanda tazminatın kapsamını tâyininde de büyük bir rol oynar. İlliyet kavramı, hukuka özgü bir kavram olmayıp, bütün bilim dallarının yararlandığı ortak bir kavramdır. Sebeple zarar arasında uygunluğun yokluğu, sebeple zararlı sonuç arasında tabii illiyet bağı bulunmaktadır, ancak bu bağ, uygun illiyet bağının kabulü için gerekli kriterleri taşımadığından, hukuken nazara alınmamakta, sorumluluğu doğurmamaktadır. Başka bir deyimle, uygunluğun yokluğunda, söz konusu sebep, hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre gerçekleşen türden bir zararı meydana getirmeğe elverişli değildir. Sebeple zararlı sonuç arasındaki bu elverişsizlik başlangıçtan itibaren mevcuttur. 26. Sebeple zararlı sonuç arasındaki uygunsuzluğun (elverişsizliğin) ikinci şekli olan illiyet bağının kesilmesini, uygunluğun yokluğundan ayırmak gerekir. Uygunluğun yokluğunda, sebep, somut olayda gerçekleşen zararlı sonucu mahiyeti itibariyle doğurmaya elverişli değildir. Oysa illiyet bağının kesilmesinde, ilk sebep gerçekleşen türden bir sonucu doğurmağa mahiyeti itibariyle elverişli olmakla birlikte, ortaya çıkan yeni bir sebep, ilk sebebi arka plâna atmış, onu somut olayda elverişsiz hâle getirmiştir. Meselâ intihar etmek kastıyla kendisini bir otomobilin altına atarak ölen şahsın durumunda her ne kadar otomobil kullanılmasıyla ölüm olayı arasında bir illiyet bağı bulunmaktaysa da, bu sebep intihar eden şahsın ağır kusurlu davranışıyla arka plâna itilmiş, şahsın kendi davranışı ölümün uygun sebebi hâline gelmiştir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 581 vd). 27. İlliyet bağını kesen sebepler, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü şahsın kusuru olmak üzere üçe ayrılır. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, yalnız tehlike sorumluluğunda değil, alelade sebep sorumluluğu ile kusur sorumluluğunda da kabul edilmektedir (Eren, s. 581). 28. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilmesi için diğer bir şart, destekten yoksun kalma zararından bir sorumluluk doğmasıdır. Trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatında üç tür sorumluluk bulunmaktadır. Haksız fiil sorumluluğu, tehlike sorumluluğu ve sözleşmeden doğan sorumluluktur. 29. Haksız fiil sorumlusu olarak sürücünün sorumluluğu TBK’nın 49. maddesinde düzenlenen kusur sorumluluğudur. Madde; “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” belirlemesi ile kusur, haksız fiilin kurucu bir unsuru olarak düzenlemiştir. 30. Kusurlu davranış, kasti davranış ile olabileceği gibi, ihmalli (taksirli) davranış ile de olabilir. Kasti davranışta zarar veren zararlı sonuca bilerek, isteyerek sebep olmuştur. Başka bir deyişle failin iradesi, hukuka aykırı hareketle zararlı sonucun meydana gelmesine, gerçekleşmesine yönelmiştir. Taksirli (ihmali) davranışta ise, zararlı sonuç istenmemekle birlikte, böyle bir sonucun meydana gelmemesi için şartların gerekli kıldığı dikkat ve özen sarf edilmemiştir. Eş söyleyişle; burada zararlı sonuç öngörülmemekte ancak fail gerekli iradî çabayı sarf etmiş olsaydı, böyle bir sonucu öngörülebilirdi. 31. Kusurun sübjektif ve objektif olmak üzere iki unsuru vardır. Kusurun sübjektif unsuru, kusur ehliyeti için gerekli olan ayırt etme gücünü ifade ederken; objektif unsuru, soyut ve ortalama tipin örnek davranışından sapma anlamına gelmektedir. 32. Bir motorlu aracın işletilmesinden doğan sorumluluk ise tehlike sorumluluğudur. İşletenin sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85. maddesinde düzenlenmiştir. 85. maddeye dayalı sorumluluktan bahsedebilmesi için sorumlu olacak kişinin öncelikle KTK’nın 3. maddesinde tanımlanan “işleten” sıfatına haiz olması gerekmektedir. 33. KTK’nın 3. maddesine göre, "İşleten, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya relini gibi hallerde kiracı, ariyet ve rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." 34. Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Eren, F: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s. 449 vd.). 35. Motorlu bir aracı, kendi menfaat ve hesabına işleten, tehlike ve masraflarını üstlenen, araç ile aracın işletilmesi için gerekli personel üzerinde fiilen ve doğrudan doğruya emir ve tasarruf yetkisine (gücüne) sahip olan kimseye işleten denir (Tekinay, S.S./ Akman, S./ Burcuoğlu, H./ Altop, A:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 713). 36. Bir aracı kendi menfaatine, masraflarına katlanmak suretiyle işletmekten amaç, geçici, bir defaya mahsus özel bir kullanma menfaati değil, aracın tahsis amacına yönelik, sürekli, çok daha genel bir nitelikte bir kullanma menfaatidir. Keza, fiili hâkimiyetten de anlaşılması gereken, araçtan bir anlık, geçici bir yararlanma gücü olmayıp, aksine aracın hangi şartlarla ve özellikle hangi kişinin egemenliği altında hareket edebileceğine karar verme gücüdür. Özellikle aracın trafiğe sokulmasına, orada tutulmasına veya trafikten çekilmesine, donatılmasına, bakılmasına, muhafazasına, kim tarafından, nasıl ve hangi amaçla kullanılması gerektiğine karar verme yetkisi, fiili hâkimiyeti oluşturur. Bir aracın masraf ve tehlikelerini üstlenme ise, onun donatım, bakım ve işletme giderlerini, vergi ve sigorta primlerini ödemeyi ifade eder. 37. KTK’nın 85/1. maddesi, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur." hükmü ile KTK, zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, işletenin sorumlu olması için, zarara, aracın işletilmesinin sebep olması gerekir. Burada sorumluluğun temeli, işletme tehlikesi, türü ise, tehlike esasına dayalı işletme sorumluluğudur. İşletme tehlikesi gerçekleştiği anda, işletenin sorumluluğu doğar. 38. KTK’nın 85. maddesine göre, işletenin, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararlardan doğan sorumluluğu, kusur sorumluluğu olmadığı gibi, objektif özen ödevinin ihlâline dayanan olağan sebep sorumluluğu da değildir. Bu itibarla, işleten hiç bir kusuru bulunmasa bile, aracın işletilmesinin sebep olduğu zararları tazmin etmek zorundadır. Sorumluluk kusura dayanmadığı için, kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu kimseler, temyiz kudretine sahip olmasalar da işleten, doğan zarardan sorumludur (Eren, s. 631 vd.; Kılıçoğlu, A.: Borçlar Hukuku, 10. Baskı, s. 264 vd.). 39. KTK’nın 85/1. maddesi sorumluluğu, aracın işletilmesine dayanan tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, işleten kusurlu olsa bile, kusur ilkesine göre değil, tehlike ilkesine göre sorumlu olur. Bunun nedeni, böyle bir hâlde işletenin şahsında birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi veya başka bir deyişle, çeşitli sorumluluk normlarının çatışmasıdır. Sorumluluk normlarının çatışması veya aynı kişide birden çok sorumluluk sebebinin birleşmesi hâlinde, tehlike sorumluluğu ilkesi uygulanır. 40. KTK’nın 86. maddesinde, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma şartlarına yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hâkim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir. Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin takdirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir ( Ünan, S: “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180). 41. Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında KTK’nın 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85. maddesinin 1. fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere malî sorumluluk sigortası (Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla birlikte, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğunun ise, sözleşmeye dayalı bir sorumluluk olduğu tartışmasızdır. 42. Sorumluluk sigortasının konusu, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa sigortacının, sigorta sözleşmesinde öngörülen bir olayın gerçekleşmesi nedeniyle zarar görenlere karşı sigortalının sorumluluk riskinin üstlenilerek zarar gören üçüncü kişiye sigorta sözleşmesinde öngörülen miktarda tazminat ödenmesidir. 43. Sorumluluk sigortası bir yandan sigorta ettirenin üçüncü kişilere verebileceği zararlardan ötürü bu zararların giderilmesi için sigorta ettirenin mal varlığındaki azalmayı önlemeyi amaçlarken, diğer yandan da sigorta ettirenin eyleminden zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini hedeflediğinden sorumluluk sigortası, sigorta ettiren ile onun eylemlerinden zarar görenlerin menfaatlerini dengeleyen sui generis bir sigorta türü olarak kabul edilmelidir (Ulaş, I: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012 s. 764). 44. KTK’nın 91. maddesi “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.” ifadesi ile karayolları motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası işletenin KTK’nın 85/1. maddesinden kaynaklanan sorumluluğunu poliçe teminatı kapsamında karşılamak amacıyla yapılması zorunludur. 45. KTK. 85/1. maddesinde yer alan; "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın işleteni bu zarardan sorumlu olur." hükmü ile KTK; zarara, motorlu aracın işletilmesinin sebep olması hâlinde, işleten hakkında tehlike sorumluluğunu öngörmüştür. Bu hükme göre, sorumluluk, motorlu taşıt aracının işletilmesine bağlanmıştır. Bu itibarla, zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumluluğu motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen zararlar ile sınırlı tutulmuştur. 46. KTK’nın 85/1. maddesinde işletenin hukukî sorumluluğunu üstlenen ve sigorta sözleşmesi teminat kapsamında olan tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dâhilinde karşılamakla yükümlü olan sigortaya karayolu motorlu araçlar malî sorumluluk sigortası denilmektedir. 47. Sigorta Hukuku, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6. kitabında 1401. maddesi ilâ 1520. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemede sigorta hukukunun genel hükümleri, zarar sigortalarından mal sigortaları ve sorumluluk sigortaları ile can sigortaları düzenlenmiştir. 48. TTK’nın 1483. maddesi gereği, sigortacılar, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamazlar. 49. TTK’nın 1425/1. maddesine göre; “Sigorta poliçesi, tarafların haklarını, temerrüde ilişkin hükümler ile genel ve varsa özel şartları içerir, rahat ve kolay okunacak biçimde düzenlenir.” ifadesiyle sigorta poliçesinin, mutlaka genel şartları, taraflar isterlerse özel şartları içereceği belirtilmiştir. Bu maddeye göre, her sigorta dalında sigorta poliçesinin temel şartlarını oluşturan genel şartların düzenlenmesi zorunluluğu getirilmiştir. 50. Genel şartların nasıl belirleneceği ise Sigortacılık Kanunu’nun 11/1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Müsteşarlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir.” ifadesiyle, sigorta sözleşmesinin ana muhtevasını içeren genel şartlar Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenecektir. Ayrıca sigorta sözleşmeleri (poliçeleri) genel şartlara uygun olarak düzenlenecektir. Bir başka deyimle sigorta sözleşmesi (poliçesi) düzenlenecekse mutlaka o dalda Hazine Müsteşarlığı tarafından belirlenen ve sözleşmenin ana ilkelerini içeren genel şartlar bulunması zorunludur. 51. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin 4. bendine göre; “Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır.” Bu maddeye göre genel şartlarda sigorta poliçesinin kapsam dahilinde olan rizikolar ile sigorta poliçesi kapsam dışı yani teminat dışı rizikolar açıkça belirtilmek zorundadır. Kapsam dışında sayılmayan rizikolar teminat kapsamında sayılmaktadır. 52. KTK’nın 93. maddesinin ilk cümlesine göre; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmi Gazetede yayımlanır.” . 53. KTK’nın 93. maddesi, gerek TTK’nın 1425. maddesi gerekse Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesine göre daha özel bir düzenleme getirmiştir. Bu maddeye göre, karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartlarının Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edileceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacağı belirtilmiştir. Bu maddeye göre genel şartlar sigorta teminat tutarları ile tarife ve talimatları içerir. 54. Sigorta genel şartları, sigorta poliçesine ekli olan ve her sigorta dalı için önceden hazırlanmış sözleşme şartlarıdır. Genel şartlar bir sigorta dalında yapılan tüm sigorta sözleşmelerinde yer alır. Sigorta genel şartlarında, sigorta teminatının kapsamı, sigorta ettirilen riziko ve tarafların hak ve borçlarına ilişkin usul ve esaslar ile rizikonun gerçekleşmesi durumunda sigorta tazminatının ödenmesi ile ilgili konular yer almaktadır. Sigorta genel şartları sigorta sözleşmesinin hükümleridir. 55. Sigorta genel şartlarını diğer sözleşme şartlarından ayırt eden en önemli özellik, sözleşmenin her iki tarafının da bu şartlara uymak zorunda olmasıdır. Bu durum Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinde açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, istese de bu sözleşme şartlarının dışına çıkamamaktadır. Özellikle de sigorta şirketleri tarafından aynı şekilde uygulanması emredici bir hükme bağlanmıştır. Sigorta genel şartlarının emredici olduğu, bir çok genel şartta da açıkça belirtilir. Aslında diğer bir yorumla, Hazine taraf menfaatlerini genel şartlarla dengelemekte, bu dengenin de özel şartlarla sigorta ettiren aleyhine bozulmasını istememektedir (M, Tekin: Sigorta Sözleşmesi Şartlarının Yargısal Denetimi, İstanbul 2016, s. 34). 56. Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesine göre sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Hazine Müsteşarlığınca onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenmesi ve KTK’nın 93 maddesine göre, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanır olması karşısında genel şartları, genel işlem şartı olarak değerlendirmek mümkün görülmemektedir. Genel şartların mahiyetinin, genel işlem şartı olduğuna ilişkin bu yargının kabul edilmemesinin başkaca nedenleri de vardır. Genel şartların belirgin özelliği sadece Hazine tarafından onaylanması değildir. Genel şartları genel işlem şartı olmaktan çıkaran çok sayıda neden vardır. Bunlardan ilki, genel şartların sigorta sözleşmesinin her iki tarafı da bağlayan düzenlemeler olmasıdır. Bu yönüyle taraflar, genel şartlardaki hükümlere aykırı düzenlemeler yapamaz, sözleşme şartları kabul edemezler. Kanun, bir taraftan genel şartları, yorumlayıcı ve tamamlayıcı bir işlevle tanımlarken diğer taraftan sözleşmenin kurulması için temel bir ikincil düzenleme olarak kabul etmiştir. Bu nedenle genel şartlar, genel işlem koşulu değildir. Bu nedenle genel şartların, genel işlem şartlarının ötesinde bir mahiyetinin olduğu açıktır. Sonuç olarak sigorta genel şartları, mahiyeti itibarıyla genel işlem şartı sayılamazlar. Bu nedenle TBK’daki genel işlem şartlarına ilişkin, düzenlemeler genel şartlara tatbik edilemezler. Kanun, genel şartları, tarafların iradesinden bağımsız olarak sözleşmeye dahil etmiştir ve bağlayıcılıkları konusunu da yine yasal düzenlemelerle teyit etmektedir (Memiş, s.34-39) 57. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’nın C.11. maddesi ile yeni genel şartların yürürlük tarihinden sonra akdedilmiş sözleşmelere uygulanacak olması karşısında sigorta sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yeni genel şartları hükümlerinin taraflarca bilinmesi ve Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesi ile poliçenin bu yeni genel şart hükümlerine göre düzenlenme zorunluluğu düşünüldüğünde, yeni genel şartların KTK’nın 95. maddesinde belirtilen tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hâllerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceği ilkesine aykırı olduğunu söylemekte mümkün değildir. Kaldı ki TTK’nın 1423. maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmese dahi sigortalı, sözleşmenin yapılmasına 14 gün içinde itiraz etmemiş ise sözleşme, poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. 58. 01.06.2015 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile 12.08.2003 tarihli Genel Şartları yürürlükten kaldırılmış ve birçok yeni düzenleme getirilmiştir. 59. Genel Şartlar’ın A.1. maddesinde Genel Şartların amacı, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi olarak belirlenmiştir. 60. Genel Şartların “Tanımlar” başlıklı A.2. maddesinin (d) bendinde zarar; “Motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan bir trafik kazası sonucunda üçüncü şahısların ekonomik değeri olan mal varlığında doğrudan azalma olmasına veya vücut bütünlüğünde eksilmeye, sürekli sakatlığa veya ölümüne sebebiyet verilmesi nedeniyle ilgililerin uğradıkları bu Genel Şartlar ile içeriği belirlenen maddi kayıpları” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının sorumlu olduğu zarar, motorlu bir aracın işletilmesi ile oluşan trafik kazasında üçüncü bir şahsın ölmesi veya bedensel zarara uğraması yahut malına bir zarar gelmesi durumunda ortaya çıkan zarardır. 61. Sigortanın kapsamı ise A.3 maddesinin 1. fıkrasında “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigortanın kapsamı üçüncü şahısların, sigortalının Karayolları Trafik Kanunu çerçevesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlıdır.” ifadesi ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortasının kapsamı, motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümüne veya yaralanmasına veya malına zarar gelmesi ile yöneltilecek tazminat talepleri ile sınırlıdır. Ayrıca bu maddeye göre zarar gören üçüncü şahıslar ancak sigortalının KTK’nın 85/1. maddesindeki sorumluluk riski kapsamında, sigortacıdan tazminat talep edebileceklerdir. Bir başka deyimle zarar gören üçüncü şahıslar KTK’nın 85/1. maddesi kapsamında sigortalıya başvurabileceği tazminatları sigortacıya karşı ileri sürebilecekler, sigortalıya karşı ileri süremeyecekleri tazminat taleplerini sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. 62. Zorunlu malî sorumluluk sigortasının “Kapsama Giren Teminat Türleri” başlıklı A.5. maddesinin (ç) bendinde “Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı” “Üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla ölenin desteğinden yoksun kalanların destek zararlarını karşılamak üzere bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek tazminattır. Söz konusu tazminat miktarının tespitinde ölen kişi esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre zorunlu malî sorumluluk sigortası, üçüncü kişinin ölümü dolayısı ile destekten yoksun kalanların zararlarını teminat altına almaktadır. 63. Sonuç olarak; 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A.2.maddesinin (d) bendi, A.3 maddesinin 1. fıkrası ve A.5 maddesinin (ç) bendi incelendiğinde karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortası bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişinin ölümü veya yaralanması veya malının zarara uğraması durumunda teminat kapsamına almaktadır. 64. KTK’nın 85/1. maddesine göre bir motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere verilen zarardan işleten sorumludur. Sigortacı ise bu sorumluluğu üstlenmektedir. Bu nedenle Genel Şartlar’ın A.2 maddesinin (d) bendi, A.3 maddesinin 1. fıkrası ve A.5 maddesinin (ç) bendinde yer alan “üçüncü kişi” işletene göre belirlenecektir. Bir başka deyişle sigortacı işletene göre üçüncü kişi olan kişilerin ölmesi veya yaralanması veya malına zarar gelmesi durumunda işletenin bu sorumluluğunu üstlenmektedir. 65. Tek taraflı trafik kazasında işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile kendisinin ölümüne neden olması durumunda kendisinin, kendisine üçüncü kişi olması düşünülemez. Bunun yanında işleten adına motorlu aracı sevk ve idare eden ve işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü de işletene göre üçüncü kişi değildir. Böylece işletene göre üçüncü kişi olmayan işletenin kendisi veya eylemlerinden sorumlu olduğu sürücünün ölümü veya bedensel zarara uğraması veya malının zarara uğramasından doğan zararlardan nasıl işleten sigortalı sorumlu değilse sigortacı sorumlu bulunmamaktadır. Bu durum sorumluluk sigortasının da bir gereğidir. 66. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminat kapsamı KTK’nın 91. maddesinde “İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere..” ifadesi ile düzenlemiştir. Bu maddeye göre sigortacının sorumluluk kapsamı işletenin motorlu aracın işletilmesi ile üçüncü kişilere verdiği zarar ile sınırlıdır. Bir başka anlatımla sigortacının sorumluluğu işletenin sorumluluğu ile sınırlıdır. İşleteni KTK’nın 85/1 maddesine göre bir zarardan sorumlu tutamıyorsak sigortacıyı o zarardan sorumlu tutma imkânı bulunmamaktadır. Keza işletenin sorumluluğunu ortadan kaldıran KTK’nın 86. maddesinde sayılan şartların bulunması durumunda işleten ile birlikte sigortacıda sorumluluktan kurtulacaktır. 67. Karayolu motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsamı dışındaki hâller hem KTK’nın 92. maddesinde hem de Genel Şartlar’ın A.6. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 68. KTK’nın 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile getirilen değişiklikten önceki hâli ile “Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Dışında Kalan Hususlar” başlıklı 92. maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler.” hükmü ile zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmıştır. 69. KTK’nın 91. maddesi yollaması ile 85/1, 86 ve 92. maddeleri incelendiğinde tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile ölümüne neden olan sürücü ve işletenin mirasçılarının zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talep edebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Gerek sürücünün gerekse işletenin yüzde yüz kendi kusuru ile ölümü durumunda mirasçıları işletenden nasıl tazminat talep edemeyeceklerse sigortacıdan da talep edemeyeceklerdir. 70. Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesinin dördüncü bendinde "Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir. Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır." ifadesi ile sigorta teminat kapsamı dışında olan teminatların genel şartlarda düzenleneceği belirtilmiştir. Kanunun vermiş olduğu bu yetkiye dayalı Yeni Genel Şartlar’ın “Teminat Dışı Kalan Haller” başlığı altında A.6. maddesinde sigorta teminatı dışında kalan hâller şu şekilde düzenlenmiştir: Aşağıdaki haller sigorta teminatı dışındadır: a) İşletilme halinde olmayan araçların sebep olacağı zararlar, b) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, c) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, ç) Sigortalının, eşinin, sigortalının usul ve fürunun, sigortalıya evlat edinme ilişkisiyle bağlı olanların, sigortalının birlikte yaşadığı kardeşlerinin, mallarına gelen zararlar sebebiyle ileri sürebilecekleri talepler, d) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, e) Zarar görenlerin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında sigortalı araçta veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorkta/yarı römorkta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlardan dolayı sigortalıya karşı ileri sürülecek talepler, f) Manevi tazminat talepleri, g) Sigortalının, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, ğ) Sigortalının aracına veya bu araç vasıtasıyla çekilen römorklara ve yarı römorklara veya çekilen araçlara gelecek zararlar nedeniyle ileri sürülecek talepler, h) Çalınan veya gasp edilen araçların sebep oldukları ve Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar, aracın çalındığını veya gasp edildiğini bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürülecek talepler ile çalan ve gasp eden kişilerin talepleri, ı) Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar, i) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda belirtilen terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalının sorumlu olmadığı zararlar ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin zarara uğramaları nedeniyle ileri sürecekleri talepler, aracı terör ve buna bağlı sabotaj eylemlerinde kullanan kişilerin talepleri, j) Motorlu araç kazalarından dolayı toprak, yeraltı suları, iç sular, deniz ve havanın kirlenmesi ya da kirlenme tehlikesi nedeniyle temizleme, toplanan atıkların taşınması ve bertarafı masrafları ile biyolojik çeşitlilik, canlı kaynaklar ve doğal yaşama verilen zararlar nedeniyle bozulan çevrenin yeniden oluşturulması ile ilgili çevresel zararlardan ileri gelen talepler, k) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talepleri, l) İlgili mevzuatla genel hükümlere tâbi kılınan talepler, m) 2918 sayılı Kanunun 104 üncü ve 105 inci maddelerinde düzenlenen sorumluluklar (Bu maddeler kapsamına dahil durumlar bu amaçla yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortasına tâbidir.), n) Cezai kovuşturmadan doğan tüm giderler ile idari ve adli para cezaları, o) Bu Genel Şart ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler. Sigortacının bu maddenin birinci paragrafının (d) bendi kapsamında olmasına rağmen ilgililere yaptığı tazminat ödemeleri için sigortalının terekesine ve tereke borçlusu olan mirasçılarına sigortalının kusuru oranında ve ilgili mevzuat dahilinde müracaat hakkı saklıdır.”. 71. Tek taraflı trafik kazası ile yüzde yüz kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan işleten ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların işletenin sigortalısı olduğu aracın zorunlu malî sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminat talebinde bulunup bulunamayacağını belirleme açısından özellikle Genel Şartlar’ın A.6. maddesinin (c) ve (d) bentlerinin de incelemesi gerekmektedir. 72. Genel Şartlar’ın A.6. maddesinin (c) bendine göre ilgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri teminat ile Genel Şartlar A.6. maddesinin (d) bendine göre, destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışındadır. Bir başka deyişle sigortacının sorumluluk kapsamı sigortalısının sorumluluğu ile sınırlıdır. Motorlu aracın işletilmesi ile meydana gelen trafik kazası ile doğan bir zarar işleten sigortalının sorumluluk riski kapsamında değilse, zorunlu malî sorumluluk sigortasının da teminat kapsamı dışındadır. Ayrıca destek şahsın kusuruna denk gelen zararlarda sigortanın teminat kapsamı dışında tutulmuştur. Yüzde yüz kendi kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü veya işletenin kusurun tamamı kendisine ait olması nedeniyle desteğinden yoksun kalanların tazminat talepleri de zorunlu malî sorumluluk sigortasının teminatı kapsımı dışındadır. 73. Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı kararı ile; KTK’nın 90. maddesinin 1. cümlesindeki “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, 2. cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresi ve 92. maddesinin (i) bendinin iptaline, Kanun’un 90. maddesinin 1. cümlesinin “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...bu Kanun…” ve “…öngörülen usul ve esaslara tabidir.” ibareleri ile 92. maddenin (g) ve (h) bentleri, 93. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları,…” ibaresinin, 97. maddesinin birinci cümlesinin ve 99. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri,...” ibaresinin iptaline ilişkin itirazın da reddine karar vermiştir. 74. Uyuşmazlığın çözümü için Anayasa Mahkemesinin iptal ve itiraz ret kararının Genel Şartlar açısından sonuçlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. 75. Anayasa Mahkemesinin KTK’nın 90. maddesinde “...bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir.” bölümünde yer alan “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi, 2. cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin iptalinin ne anlama geldiğini ortaya koymak açısından KTK’nın 90. maddesinin hangi alanı düzenlediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. 76. Maddenin “Maddi ve manevi tazminat” olan yan başlığından da anlaşılacağı üzere bu madde sigortacının ödeyeceği tazminatın hesaplanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Destekten yoksun kalma zararları TBK’nın 53. maddesinde bedensel zararlar ise TBK’nın 54. maddesinde düzenlenmiştir. Keza haksız fiil sorumlusu açısından tazminatın belirlenmesinin usul ve esasları 55. maddede, tazminattan indirim nedenleri ise 51 ve 52. maddelerinde düzenlenmiştir. 77. Nitekim Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde “Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir.” tespitini yapmıştır. 78. Anayasa Mahkemesinin KTK’nın 90. maddesinde vermiş olduğu kısmi iptal kararı ile madde değişiklikten önceki hâline getirilmiştir. KTK’nın 90. maddesinde 14.04.2016 tarihli ve 6704 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değişiklik yapılmadan önce 01.06.2015 tarihine kadar 12.08.2003 tarihli Genel Şartlar hükümleri uygulanmıştır. Zira Genel Şartların hükümlerinin uygulanmasının hukuki dayanağı KTK’nın 90. maddesi değildir. 79. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının dayanağı TTK’nın 1425. maddesi, Sigortacılık Kanunu’nun 11. ve KTK’nın 93. maddeleridir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, “Kanun’un 93. maddesinin birinci fıkrası, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarının Bakanlıkça tespit edileceğini ve Resmî Gazete’de yayımlanacağını öngörmektedir. Bu itibarla kural ile yürütmeye düzenleyici nitelikte işlem yapma yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması mümkündür. Öte yandan Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleneceği öngörülen konularda da kanun koyucu temel kuralları saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakabilir. Yürütme organına böyle bir yetkinin tanınmış olmasının sebebinin ise zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin ana muhtevası niteliğindeki genel şartların Bakanlık tarafından belirlenmesini sağlamak suretiyle sözleşmenin güçlü tarafı olan sigorta şirketlerinin kendisi lehine olan sözleşme koşullarını dikte ettirmesinin önlenmesi olduğu görülmektedir” gerekçesi ile KTK’nın 93. maddesinde yapılan itiraz iptal istemini reddetmiştir. 80. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde şu ifadelere de yer vermiştir: “Kural uyarınca sigortalının sorumluluk riski kapsamında değerlendirilemeyecek risklerden doğan tazminat taleplerinden dolayı zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayanılarak sigorta şirketinden talepte bulunulamayacaktır. Mali sorumluluk sigortasının sigortalının kanundan doğan hukuki sorumluluğunu teminat altına almak amacıyla zorunlu kılındığı dikkate alındığında, sigortalının hukuki sorumluluğu kapsamında olmayan tazminat taleplerinden dolayı sigorta şirketinin de sorumlu tutulamamasının işin niteliği gereği olduğu anlaşılmaktadır. Sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigortası ile teminat altına aldığı riskler ile sınırlandırılması suretiyle ilgililerin, işletenin dahi sorumlu olmadığı tazminat taleplerini sigorta şirketine yöneltmelerinin önüne geçilmesinin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkının korunmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda esasen sigortalıdan talepte bulunması mümkün olmayan ilgililerin, sigorta şirketinden de talepte bulunamamasının Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarını ihlal ettiği söylenemez. Kuralın ilgililerin menfaatleri ile sigorta şirketinin menfaatleri arasında makul bir denge kurulmasını engelleyen bir yönünün bulunmadığı görülmektedir.”. 81. Eldeki davada da; kazanın meydana gelmesinde tamamen kusurlu olan davacıların sürücü olan destekleri vefat etmiş; davacılar, destekten yoksun kalan sıfatıyla, desteğin kendi zorunlu malî sorumluluk sigortacısı olmadığından Güvence Hesabını hasım göstererek, destekten yoksun kalmaya dayalı tazminat isteminde bulunmuşlardır. 82. Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu malî sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dâhilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence Hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. 83. KTK’nın 91. maddesine göre sigortacı, işletenin KTK’nın 85/1. maddesindeki motorlu aracın işletilmesi sırasında üçüncü kişilere vermiş olduğu zararlardan sorumluluğunu üstlenmektedir. Bir başka deyişle sigortacının motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o zarardan işleten sigortalının sorumlu olması gerekir. İşleten sigortalının sorumlu olmadığı bir zarardan sigortacıyı sorumlu tutma imkanı bulunmamaktadır. Davacıların kendi desteklerinin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olduğu olayda destekten yoksun kalma zararlarını işleten sigortalıya karşı nasıl ileri süremeyeceklerse sigortacıya karşıda ileri süremeyeceklerdir. Bu nedenle zorunlu malî sorumluluk sigortacısının, sigortalı işletenden daha fazla bir sorumluluk altına girmesi mümkün değildir. 84. Sigortacı, kendisinden sigorta tazminatı talep edenlere karşı işletenin yapabileceği tüm savunmaları ileri sürebilir. Yani sigortalı işleten hangi oranda sorumlu ise sigortacıda aynı oranda sorumludur (Ünan, S./ Yazıcıoğlu,E.: Sigorta Hukuku Sempozyumları, Ergüne, M.S.:Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, İstanbul 2018, s. 18 vd.). 85. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartların A.2 (d) bendinde sigortalının sorumlu olduğu zarar tanımında, A.3 maddesinde sigortanın sorumluluk kapsamında ve A.5. (ç) maddesinde destekten yoksun kalma teminatı kapsamında sigortacının destekten yoksun kalma zararlarından sorumluluğunu motorlu araçların işletilmesi sonucu üçüncü kişinin ölümü ile sınırlandırılmış olması karşısında gerek işletenin kendisine karşı gerekse işleten adına hareket eden sürücünün işletene göre üçüncü kişi olmadığı göz önüne alındığında davacıların sigortacıdan destekten yoksun kalma zararlarını talep etmeleri mümkün görülmemektedir. 86. Ayrıca Genel Şartlar A.6. (d) maddesinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri teminat kapsamı dışında tutulmuş olması karşısında davacıların desteklerinin sorumluluk riski kapsamında olmayan desteğin tam kusuru ile kendi ölümüne neden olmadan kaynaklanan destekten yoksun kalma zararlarından sigortacıda sorumlu değildir. 87. O hâlde mahkemece; sorumluluk hukukunun genel ilkeleri, karayolları motorlu araçlar zorunlu malî sorumluluk sigortacısının Karayolları Trafik Kanunu’nda sınırları çizilen sorumluluk alanı ve 01.05.2015 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartlar’ın A.2. maddesinin (d) bendi, A.3. maddesi, A.5. maddesinin (ç) bendi ve A.6. maddesinin (d) bendi gereği davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 88. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Kanun’da belirlenen sınırların Genel Şartlar ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında söz konusu hususun vurgulandığı, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları değişikliğinin 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girdiği, KTK’da bu genel şartlarla bağlantılı olarak 6704 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerin ise 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe girdiği, Özel Daire bozma kararında davanın reddi gerektiğinin gerekçeleri Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarında yapılan değişikliklere dayandırıldığı, yerel mahkemece; sadece değişen genel şartlara dayanılarak Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasından vazgeçildiği, Kanun’un genel şartlara uygun olması gerektiği, anılan Kanun değişikliklerinin somut olayda uygulanamayacağı, sigorta genel şartları, değişiklik öncesi Kanun hükümleri ile çelişiyorsa bu durumda sigorta genel şartları yerine daha öncelikli olarak KTK hükümleri ve zararın belirlenmesi için atıf yapılan 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerektiği yönünde verilen direnme kararının anılan gerekçeler bakımından yerinde olduğu, direnme konusu itibariyle Genel Kurulun yalnızca bu yönde tespit yapmasının yeterli olacağı, işin esasının eş söyleyişle sigorta genel şartlarının Kanun hükümlerine uygun olup olmadığı değerlendirilerek varsa Kanun hükümlerine aykırı genel şart hükümleri yerine Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği yönünde bir inceleme yapılıp tazminata hükmedilmesi gerekip gerekmediği, gerekiyorsa hükümde belirtilen miktarların doğru olup olmadığı hususlarının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 89. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 90. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 20.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. Somut olayda uyuşmazlık, 05.07.2015 tarihinde sürücü desteğin tam kusuru ile gerçekleşip ölümüne neden olan tek taraflı trafik kazasında aracın zorunlu malî sorumluluk sigortası yapılmadığından davacıların davalı ... Hesabından destek tazminatı isteyip isteyemeyecekleri noktasındadır. Mahkemece davacıların ölenin mirasçısı sıfatıyla değil zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla eldeki davayı açtıkları belirtirek destek tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmiştir. Bu kararın temyizi üzerine Özel Daire tarafından yapılan inceleme sonucu hüküm bozulmuştur. Bozma kararında; sigorta genel şartlarıyla ilgili açıklamalardan sonra; “Kaza tarihi itibarı ile aracın zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırılmamış olması nedeniyle Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereği, zorunlu malî sorumluluk sigortasının kaza tarihindeki limitleri dahilinde işletenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu ... karşılayacaktır. Güvence hesabının sorumluluğunun kapsamı ise 01.06.2015 yani trafik kazasından önce yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları’na göre belirlenecektir. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları A.3. maddesine ve A.5. maddesinin (ç) bendine göre ancak, üçüncü kişinin ölümü dolayısıyla destek zararları, destekten yoksun kalma (ölüm) teminatı kapsamındadır. Bunun sonucu olarak, sigortacı yada güvence hesabının destek zararlarından sorumlu olması için motorlu aracın işletilmesi sırasında mutlaka ölen kişinin üçüncü bir kişi olması gerekir. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ...’i üçüncü kişi olarak kabul etmek mümkün değildir. Yine genel şartların A.6. maddesi (d) bendinde destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri, teminat kapsamı dışında tutulması nedeniyle %100 kusuru ile kendi ölümüne neden olan sürücü ...’in tam kusuruna isabet eden destek tazminatı sigorta teminatı kapsamında değildir. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan Karayolları Trafik Kanunu’nun da sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı taleplerini sigorta teminat kapsamında olduğuna ilişkin bir düzenleme olmadığı ve kapsama giren teminat türleri arasında bulunmamasına göre, davacıların güvence hesabından destek tazminatı talep etme hakları bulunmadığı” Gerekçelerine yer verilmiş ve bu hâlde davanın reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının doğru olmadığı belirtilmiştir. Bozma kararına karşı mahkemece önceki hükümde direnilmiştir. Direnme kararının gerekçesinde yasanın genel şartlara değil, genel şartların yasaya tabi olması gerektiği, "hukuk güvenliği ilkesi"nden hareketle ve aksi belirtilmediği takdirde, bir yasal düzenlemenin yürürlük tarihinden sonra hüküm doğurmaya başlayacak olması nedeniyle, sorunun çözümünde 6704 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinin esas alınması gerektiği, Kanunun yürürlük tarihi olan 26.04.2016 tarihinden önce gerçekleşen tüm trafik kazalarında, 6098 sayılı TBK 55. maddesinin açık hükmü nedeniyle, tazminatın eski genel şartlara göre hesaplanması gerektiği, zira, her ne kadar genel şartlarda yapılan değişiklik 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmişse de, bir kanun hükmü olan ve "tazminatın kapsamının bu kanuna göre belirleneceğini" düzenleyen TBK.’nın 55. maddesinin varlığı ve açık hükmü karşısında idari bir organ tarafından yayınlanan genel şartlara üstünlük tanınmasının normlar hiyerarşisine aykırı düşeceği, bu sebeple kanunla (TBK m 55. madde) düzenlenen bir konuda genel şartların uygulanmasının mümkün olmadığı, 6704 sayılı Kanun ile KTK.’nın 90. maddesinde yapılan değişiklik sonrasında, "ZMSS kapsamındaki tazminatların bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu" kuralı getirildiği için bu aşamadan sonra konu kanun hükmü ile düzenlenmiş olduğundan, 01.06.2015 tarihli genel şartların uygulanmasının önünün de bu tarih, yani 26.04.2016 tarihi itibarı ile açılmış olduğu, Bu nedenle de 6704 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 26.04.2016 tarihinden sonra gerçekleşen tüm kazalar yönünden tazminatın kapsamının yeni genel şartlara göre belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi bozma kararında davanın reddi gerektiğinin gerekçeleri Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarında yapılan değişikliklerdir. Oysaki Özel Daire bu genel şartlar yürürlüğe girmeden önce verdiği yerleşik kararlarında bu gibi hâllerde ölenin salt mirasçı sıfatıyla değil,destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığı, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacıya yansıtılamayacağı, dolayısıyla araç sürücüsü veya işletenin tam kusurlu olmaları hususunun, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği, 2918 sayılı KTK ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarına göre, olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda olduğunda zorunlu malî sorumluluk sigortası bulunmayan hâllerde davalı ... Hesabının sorumlu olacağına karar vermekteydi. Aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları da bulunmaktadır. 2918 sayılı KTK’da bir değişiklik yapılmadığı hâlde, genel şartlarda yapılan değişiklik ile tamamen farklı bir sonuca varılmış olması yeni genel şartların Kanun hükümlerinden doğan sorumluluk sonucunun değiştirilmiş olması ve Kanuna aykırı bir genel şart düzenlemesi yapılmış olma ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Oysa ki bir Kanun hükmü ile sınırları çizilen bir sorumluluk sigortası nedeniyle herhangi bir sorumluluk doğuyor ve bu zarar görenlere tazminat isteme hakkı veriyorsa bu Kanun hükmü değiştirilmeden buna genel şartlar ile farklı bir sınır çizilerek farklı bir kapsam belirlenebileceği düşünülemez. Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Malî Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartları değişikliği 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu tarihten daha sonra KTK’da bu genel şartlarla bağlantılı bazı değişiklikler yapılmıştır. 6704 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklikler 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Kanunla yapılan değişiklikten önce 90. madde hükmü; “Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Maddedeki değişiklik sonrası düzenlemede ise “Zorunlu malî sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. Bu Kanunla Zorunlu malî sorumluluk sigortası dışında kalan hususların düzenlendiği 92. maddeye eklenen bentler ile; g) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, i) Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu malî sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.” Sorumluluk dışında kalan hususlar olarak düzenlenmiştir. Bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarih kaza tarihinden sonra olduğundan bu değişikliklerin somut olayda uygulanabilmesi mümkün değildir. Sigorta genel şartları, değişiklik öncesi Kanun hükümleri ile çelişiyorsa bu durumda sigorta genel şartları yerine daha öncelikli olarak KTK hükümleri ve zararın belirlenmesi için atıf yapılan 6098 sayılı TBK hükümleri uygulanmalıdır. Direnme kararından sonra verilen Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 Tarih, 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile 6704 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle değiştirilen 90. maddesinin; 1. Birinci cümlesinde yer alan; “...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresinin ve İkinci cümlesinde yer alan “...ve genel şartlarda...” ibaresinin ve 92. maddeye 6704 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen (i) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararında iptale esas gerekçeler 27 ile 43. paragraflarda şöyle açıklanmıştır: 27. Anayasa’nın 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir” denilerek sözleşme özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Anayasa açısından sözleşme özgürlüğü; devletin kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması demektir. Bu özgürlük, sözleşme yapıp yapmama serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içermektedir (AYM, E.2016/192, K.2017/160, 29/11/2017, § 13). 28. Özel hukukun temel ilkelerinden olan irade özgürlüğünün sözleşme hukuku alanındaki görünümü olan sözleşme özgürlüğüne, 6098 sayılı Kanun’un 26. maddesinde de yer verilmiştir. Anılan maddeye göre tarafların bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilmesi olarak tanımlanan sözleşme özgürlüğü kişinin sözleşme yapacağı kişiyi seçme özgürlüğü yanında sözleşme yapmama özgürlüğünü de kapsamaktadır. 29. Zorunlu malî sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. 30. İtiraz konusu kurallar sigorta şirketinin bu borcunun kapsamının ne şekilde belirleneceğini düzenlemektedir. Bu kurallara göre sigorta şirketinin zorunlu malî sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan borcunun kapsamı, 2918 sayılı Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlara göre belirlenecektir. Kurallar, sözleşmeden doğan borcun kapsamını belirlemek suretiyle Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan sözleşme özgürlüğünü sınırlamaktadır. 31. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Buna göre sözleşme özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin öncelikle kanunla yapılması gerekir. 32. Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında, sözleşme özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kanuni düzenlemelerin keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. 33. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, kişilerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır. 34. İtiraz konusu kurallarda sigorta şirketinin zorunlu malî sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu malî sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla sözleşmenin içeriğine yönelik sınırlama öngören kurallar kanunilik ölçütü yönünden Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. 35. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. 36. Anayasa’nın 35. maddesinde ise “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasal anlamda mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. 37. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Anayasa’nın 17. maddesinde temel haklar olarak güvence altına alınmış olan yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının yanında Anayasa’nın 35. maddesinde yine bir temel hak olarak ifadesini bulan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu haklara müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Anayasa’nın 5., 17. ve 35. maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere söz konusu temel hakların korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (benzer yönde bkz. AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13). 38. Motorlu taşıt işletilmesine bağlı olarak üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararı, bedensel zarar, eşya zararı ve manevi zarar Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlali sonucunda ortaya çıkan zarar niteliğindedir. Dolayısıyla karayolunda motorlu taşıt işletilmesini düzenleyen kuralları, bu kuralların ihlali hâlinde uygulanacak idari ve cezai yaptırımları belirlemenin ve uygulamanın yanı sıra motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararın tazmin edilmesini güvence altına almak da devletin görevleri kapsamındadır. 39. Karayolunda motorlu taşıt işletilmesi, üçüncü kişilerin yaşam, maddi ve manevi varlıklarını koruma ile mülkiyet haklarının ihlali riskini içeren bir faaliyettir. Başka bir ifadeyle motorlu taşıt işletilmesi, kişilerin ölümüne, bedensel zarara ve eşya zararına uğramasına yol açma riskini içermektedir. Ölüm sebebiyle ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi ile bedensel zarara ve eşya zararına maruz kalan kişinin bu sebeplerle meydana gelen zararının tazmini esasen motorlu taşıt işletenin hukuki sorumluluğu kapsamındadır. Bununla birlikte zorunlu malî sorumluluk sigortası kapsamında sigorta şirketinin bu zararlardan dolayı tazminat ödemekle sorumlu tutulmuş olması, zarar gören kişinin Anayasa’nın 17. ve 35. maddelerinde düzenlenen haklarının Anayasa’nın 5. maddesiyle bağlantılı olarak korunmasının amaçlandığını göstermektedir. 40. Malî sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Kanun koyucunun öngördüğü düzenlemelerin menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan birisi aleyhine ölçüsüzlük teşkil edecek şekilde yürütmeye takdir yetkisi tanıması; üçüncü kişinin yaşam hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile mülkiyet hakkı yönünden olduğu kadar işletenin ve sigorta şirketinin mülkiyet hakkı yönünden de pozitif yükümlülüklerle bağdaşmayabilir. Bu bağlamda anılan konunun düzenlenmesi sırasında ilgili tarafların tümünün menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi gözetilmelidir. 41. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan malî sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. 42. Bu çerçevede 6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilmeyen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmesi hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı farklılaşacaktır. Bu itibarla sigorta şirketinin, işletenin sorumlu olduğu tazminatı aşan miktarda tazminat sorumluluğu dahi söz konusu olabilecektir. Bu durum, sigorta şirketi bakımından fakirleşmeye, zarar gören üçüncü kişi bakımından ise sebepsiz zenginleşmeye yol açabilecektir. 6098 sayılı Kanun’a göre zarar olarak nitelendirilen hususların genel şartlarda zarar olarak nitelendirilmemiş olması hâlinde de işletenin tazminat borcunun kapsamı ile sigorta şirketinin bu borcu teminat altına alması gereken tazminat sorumluluğunun kapsamı yine farklı olacaktır. Bu durumun ise gerçek zararın karşılanmamasına yol açacağı, dolayısıyla işleten ile zarar gören kişi aleyhine sonuç doğuracağı açıktır. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. 43. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 5., 13., 17., 35. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir”. Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi kararında da Kanunla yapılması gereken sınırlamaların genel şartlarla yapılması yolunu açan Kanun hükmü Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Somut olayda iptal edilen Kanun değişiklikleri kaza tarihinden sonra yapıldığından iptal kararının bu dosyada bir etkisi yoktur. Zira kaza tarihinde önceki kanun hükümleri geçerli olup sonrasında yapılan kanun değişikliği ile genel şartlara yollama yapılması bu genel şartlara kanun hükmüne dayanma vasfı vermeyecek diğer bir ifadeyle kanuna uygunluk kazandırmayacaktır. Bu iptal kararının somut olaya etkisi bulunmasa da Anayasa Mahkemesi iptal kararının gerekçeleri, genel şartlar hükümlerinin Kanuna aykırı olarak düzenlenemeyeceği, Kanun hükmü ile sorumluluk doğmakta veya doğmamakta iken genel şartlar ile aksine sorumluluk veya sorumsuzluk hükümleri getirilemeyeceğinin ortaya konması bakımından önem taşımaktadır. Özel Daire bozma kararında sigorta genel şartlarına öncelik verilerek çözüme gidilmiş ve davanın reddi gerektiği belirtilmiştir. Oysa ki sigorta genel şartları Kanun hükümlerine aykırı ise bu genel şartlar yerine öncelikle Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Mahkemece genel şartlar ibaresinin Kanuna 6704 sayılı Kanunla eklendiği ancak bu tarihten sonra genel şartların uygulanabileceği belirtilmiş ise de Kanunda genel şartlardan söz edilmese bile Kanuna aykırı olmayan genel şartların uygulanması mümkündür. Direnme kararı bu yönüyle yerinde değil ise de kaza tarihinden sonra yürürlüğe giren Kanun değişikliklerinin ve öncesi Kanun hükümlerine aykırı genel şartların uygulanamayacak olması nedeniyle bu hususları değerlendirmeden genel şartların uygulanması sonucunu benimseyen bozma kararına karşı direnilmiş olması değişik gerekçeyle isabetlidir. Bu hususlara ilişkin direnme uygun bulunarak, sigorta genel şartlarının Kanun hükümlerine uygun olup olmadığı değerlendirilip, varsa Kanun hükümlerine aykırı genel şart hükümleri yerine Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği yönünde bir inceleme yapılıp tazminata hükmedilmesi gerekip gerekmediği, gerekiyorsa hükümde belirtilen miktarların doğru olup olmadığı incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, Kanun hükümlerine aykırı olup olmadığı değerlendirilmeksizin sigorta genel şartları hükümlerine göre sonuca giden özel daire kararında belirtilen nedenlerle hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
21. Hukuk Dairesi, 2017/4376 E., 2019/1029 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ......ü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.
21. Hukuk Dairesi         2017/4376 E.  ,  2019/1029 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Davacı, murisinin iş kazası sonucu ......ünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacılar ile davalılardan ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalılardan ... vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, topl......n delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacılar ile davalılardan ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı ......nin maddi zararının ...... ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacı ......nın maddi tazminat isteminin kendisine iş kazası ...... geliri bağlanmadığından, davacı kardeşlerin maddi tazminat istemlerinin ise murisin desteği kapsamında olmadıklarından bahisle reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. 3-Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ...... ve/veya ......nın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için ......'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ......ların ...... ve/veya ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “...... halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ...... olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır". Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ...... olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ...... olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararl......n kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ...... olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ......ünden önceki yaşamlarındaki ...... ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir. Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ...... ve/veya ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25'i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”. ......... Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ......ü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler". ...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve/veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur. Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (......, İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir. Somut olaya gelince; davacı ......ya ......... Kurumunca ...... geliri bağlanmadığı açıktır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesapl......bilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır. Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir. 4-Davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacılar ile davalılardan ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıkl......n nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ile davalılardan ...'ya iadesine, 18/02/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ......ünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesi, dosya kapsamı ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı ...... yönünden olay nedeni ile tüm zararı ...... tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar ...... ile kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve davalıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve ...... durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacılar ile davalılardan ... vekillerince temyiz edilmiştir. Yüksek ......el Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur'' gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur. Yüksek ......el Dairenin bozma kararına aşağıda açıkl......n nedenlerle katılmıyoruz. Uyuşmazlık, ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, ......ların ...... ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, ......ye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, ......nin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek ......ye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci b......ünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meyd...... gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır. Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ......: ...... Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ...... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı). Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. ......ellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meyd...... gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ...... nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde; “Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. ......, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. ...... neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü ......sında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ...... hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde; “...... halinde uğranılan zararlar ......ellikle şunlardır: 1 - Cenaze giderleri. 2 - ...... hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ...... hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydal......nlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ......: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, .........si Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydal......nların ...... nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ...... 2015, s. 116). Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S....... /S. ...... / H. ...... /A. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ...... 1993, s. 620; ......... / M. T. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ...... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ...... 2003, s. 1301; K. ......: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ...... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. ......: Türk Mesuliyet Hukuku, ...... 2010, s. 300; ......, s. 146.; A. ...... /......: ...... ...... Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ...... 2018, s. 460; G. B. ......: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı). Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve g......etiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı). Destekten yoksun kalanların meyd...... gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (......, s. 64 vd.; ......, s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ...... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; ......, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları). Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ...... olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir. Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (......, s. 20; ...... / ......, s. 565; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ......, s. 301; ......, s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89). Diğer taraftan bir kimse ancak ......den önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (......, s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir. Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ......ün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydal......n için destek sayılamayacaktır. Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir. Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydal......n kimseyi s...... konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydal......n kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (......, s. 21; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ...... / ......, s. 566; ......, s. 148; ...; s. 106; ...... s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (...... Tazminat, s. 264). ...... Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararl......nın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararl......n kimsenin tazminata hak kaz......bilmesi için, desteğin ......ünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. ...... / F. ...... / M. ......, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ...... 1990, s. 680). Destekten faydal......nın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, ...... düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli ol......klardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ...... yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydal......nın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (......, s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı). Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. ...... olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek s...... konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ...... zamanına kadar desteğin destekten faydal......na sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (......, s. 300; ...... / ...... / ...... / ......, s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 146; ......, s. 780; ...... s. 86). Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. ...... meyd...... geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (......, s. 303; ......, s. 16; ...... /...... s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan ......ların ileride ...... - ......sına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir. 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer s......leşme dışı sorumluluk sebepleri”, “S......leşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir. Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ......üne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ......e sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (......, s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, ......ellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887). Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi s......leşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, ...... ...... Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da s......leşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “s......leşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ......ün sorumlusu arasında bir s......leşme ilişkisi mevcut ise ve ...... s......leşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci ......sında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır. Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci ......sında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci ......sına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla s......leşmeye aykırılık hâllerine de uygul......cağı öngörülmüştür. Görüldüğü üzere s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci ......sına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca s......leşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygul......cak, s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir. S......leşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma s......leşmesinden kaynakl......bileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci ......sına göre taşıyıcı, taşıma s......leşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ...... gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ......ü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynakl......n destekten yoksun kalma tazminatı işverenin ......en borcuna aykırı davranması sonucu meyd...... gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini g......etme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (..., 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak g......etme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (..., s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ). İşverenin g......etme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi; “İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. (EK ......: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki ...... hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan 1 ...... 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, ......ellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve s......leşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ......ü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”. Görüldüğü üzere maddenin son ......sında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. ......da, s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır. Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin g......etme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygul......cak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygul......cağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir. Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ...... meyd...... gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da s...... konusu olabilecektir. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydal......nın desteğin ......ü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meyd...... gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (...... / ......, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meyd...... gelmesi şarttır. Desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun g......etiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887). Destekten faydal......nların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydal......nlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (...... Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, ......, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360). Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde g......etilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesapl......n tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ......üne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”. Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci ......sının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygul......cağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer ......el yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygul......caktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “......, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır. TBK 55 inci maddenin birinci ......sının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci ......sının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesapl......n tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, ......in, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır. Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygul......cağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır. Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kal...... ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kal...... ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ...... olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ......den sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler g...... önünde tutulur (......, s. 125). Tazminatın saptanmasında g...... önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ......ünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki ...... durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin ol......kları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK). Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ...... nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ......ünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme ol......ğı tanımaktır. Kusurun derecesi, ......... Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen ......... ödemeleridir. ......... ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. ......... Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde; “İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede s......ü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesapl......cak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin ......yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle ......yasa Mahkemesince; “Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağl......n gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağl......n gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, ......... kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi ...... hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (......yasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı). 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek ......... ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci ......sında; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meyd...... gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağl......n gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir. Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen ......... ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen ......... ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir. Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar ...... devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen ......... ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda ...... hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (......yasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı). İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ...... geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ...... / Ö. ......: ......... Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ...... 2017, s. 413). 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ......ü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kaz......n eş, ......, ...... ve ...... hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir. Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ......ü durumunda kendilerine gelir bağl......cak hak sahipleri içerisinde ...... - ......sı da belirtilmiştir. Ancak ...... - ......nın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır. Sigortalının ......ü üzerine ...... ve ......ya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli; “Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez. Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile; “Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez. Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir. 1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte ...... ve ......nın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir. Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “......... kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağl......n aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ...... Kanunu’nda ...... ......ya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk ......sında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci ......sına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “...... aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci ......sının “d” bendinde ...... ......nın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25' i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”. 5510 sayılı Kanun uyarınca ...... - ......nın ...... gelirine hak kaz......bilmesi için sigortalının ...... tarihinde eş ve ......lara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (...... / N. ......: ......... Hukuku, 16. Baskı, ...... 2016, s. 383 - 384). Eğer ...... - ...... Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ...... gelirine de hak kaz......mayacaklardır. Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ......ün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ......ünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik ...... karakterde ve kendine ......gü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.). Diğer taraftan, ......... ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli ...... riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ......: ......... Kavramı ve ...... Sigortalar, 5. baskı, ...... 1990, s. 5). ........., her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (...... / ......, s. 5). ...... güvenliğin insanları ...... risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve ......yasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan ......... hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (......, Türk ......... Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle ......... hakkı ortaya çıkabilecek ...... riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.). Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından oluşturulan 102 sayılı ...... Güvenliğin Asgari Normları Hakkında S......leşmede ...... riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer ...... risk olarak nitelendirilmiştir. Bir ...... risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ......ü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde ......... hakkından yararl......rak ...... geliri bağlanmasına hak kaz......bileceklerdir. Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde belirtilmiş olup, ...... - ...... da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle ......larının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ......ü hâlinde, ...... tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatı uyarınca ......ye - ......ya ......... Kurumu tarafından ...... geliri bağl......bilecektir. Bu hâliyle ......nin-......nın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ...... geliri ......... hakkının bir yansıması olup tamamen ......... hukuku ve mevzuatına ilişkindir. Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ......ye - ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için sigortalının ......ü tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise ...... - ...... ...... gelirine de hak kaz......mayacaktır. Hemen belirtilmelidir ki ...... - ......ya bağl......cak ...... geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle ......nin - ......nın ...... gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ...... gelirine hak kaz......maması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ...... geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da ar......n bir şart değildir. Gerçekten de, ......ye - ......ya ...... geliri bağlanmamış olması ......nin - ......nın ......larının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. ......nin - ......nın diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ...... gelirine hak kaz......maması çocuğunun ......ü nedeniyle ...... - ......nın kendi ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, ......larının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle ......ye-......ya ...... geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir. Kaldı ki ...... - ......ya ...... geliri bağlanmış olması da ...... ile ...... - ...... arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve ......nin - ......nın destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır. Diğer bir ifadeyle ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen ......... mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak g......etilemeyecektir. ...... ve ......nın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır. Bununla birlikte ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın hesabında dikkate alınacaktır. ......... Kurumu tarafından ......larının ......ü nedeniyle yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma tazminatından indirilecektir. Hâl böyle olunca ...... - ...... tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve k......atine varılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak ......sine - ......sına bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan ......lar ...... - ......sı için destektirler. ...... ile ...... - ...... arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “......, ...... ve ......, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu g......etmekle yükümlüdürler”. Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, ......larının ......ü ile ...... veya ......nın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (......, s. 149). Çocuğun, ...... - ......sının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun ......sine - ......sına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması ......sine - ......sına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun ......sine - ......sına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, ...... ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez. Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak ...... - ......nın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan ...... tarafından bakılan ...... - ......nın, ......larının ......ü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, ...... hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ......ü sonucunda, tazminat talep eden ......nin - ......nın kendi ...... seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir. ...... - ......nın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. ......nin - ......nın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum ......nin - ......nın, çocuğun ......ü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her ......nin - ......nın, çocuğun ......ü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir. Sonuç itibariyle ...... az ya da çok sürekli ve düzenli olarak ...... - ......sının desteğidir. Çocuğun ......ü üzerine ...... - ...... onun desteğinden mahrum kalacaktır. Hâl böyle olunca ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir. Sonuç olarak ...... - ......nın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır. ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler". Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler". ...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve / veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve / veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur. Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı). Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir. İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı ......nın, kendisine Kurumca gelir bağlanmadığından dolayı destekten yoksun kalma tazminat talebi reddedilmiştir. Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun ''......ya muhik bir destekten yoksunluk tazminatı ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı doğrudur. Ancak ilk derece mahkemesince, davacı ......ye kurumca bağl......n gelirin düşülmesi nedeniyle ......nin isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair kararı, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunca ''...... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı YİBBGK' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır. Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun, ''Davacı ...... yönünden davanın reddedilmesi gerekir'' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz. 18/02/2019
21. Hukuk Dairesi, 2018/13 E., 2019/239 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
uğu, kaçınılmazlığın ise %5,4 oranında etkili olduğu, 30/05/2016 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının tazminat alacağının 52.456,76 TL olarak tespit edildiği, davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin 64.482,78 TL olduğu TBK’nun 55.maddesine göre davalının kusuruna isabet eden, rücuya kabil kısmının ise 60.716,98 TL olduğu anlaşılmaktadır.
21. Hukuk Dairesi         2018/13 E.  ,  2019/239 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR A)Davacı İstemi; Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin, davalı işverene ait maden ocaklarında iken meslek hastalığına yakalanarak malul kaldığını, maluliyetin oluşumunda işverenin kusurlu olduğunu, davacının bu maluliyet nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğradığından bahisle 1,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini ve tespit tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep ve dava etmiştir. Islah dilekçesi ile maddi tazminat istemi 52.456,76 TL’ye artırılmış ve ıslah harcı yatırılmıştır. B)Davalı Cevabı; Davalı vekili cevap ve beyanlarında; maluliyet tespitinin SGK tarafından tek taraflı yapıldığını, meslek hastalığı tespitlerinin 506 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olmadığı gibi müvekkili kurum açısından da bağlayıcı olmadığını, meslek hastalığı oluşumunda müvekkili kurumun herhangi bir kusuru bulunmadığını, maddi tazminat hesabında PMF cetvelinin esas alınmaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C)İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı: Tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalı kurum tarafından işletilen madende yeraltında çalıştığı ve meslek hastalığına yakalandığı tartışmasızdır. Maden işi yapılan işin niteliği gereği riskler içermekte olup, işyerinde maruz kalınan kömür ve silis tozları meslek hastalığına yol açmaktadır. Bunların azaltılması sağlanmakla tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. İş Güvenliği Uzmanı ve Maden Mühendisi Bilirkişi tarafından verilen rapordaki kusur durumu ve kaçınılmazlıktan da bu anlaşılmaktadır. Meslek hastalığı madende çalışanlar için ciddi bir tehlike olmaktadır. Bu kapsamda davacının % 38,2 oranındaki meslek hastalığı maluliyeti nedeniyle maddi kaybının 52.456,76-TL olduğunun belirlendiği, SGK'nın 2011/58 sayılı Genelgesinde bahsi geçen "65 yaş üstündeki sigortalıların mesleki maluliyeti nedeniyle davalı işveren aleyhine rücu davası açılmayacağı" hükmü karşısında davacının meslek hastalığı tespit tarihi itibarı ile 65 yaşını geçmiş olması da dikkate alındığında maluliyeti nedeniyle itibar olunan hesap bilirkişi raporu ile belirlenen kusurlu kazanç kaybına göre maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir. Ortaya çıkan kaçınılmaz durum, meslek hastalığının oluşumundaki önlenebilir tedbirleri almaması nedeniyle davalının kusuru, yaşanan maluliyet, hastalığın iyileşen bir hastalık olmayıp, maluliyetin sürekli artması ve bunun davacı üzerinde yarattığı olumsuzluklar da dikkate alınarak manevi tazminat talebi değerlendirilmiştir. Davacı 1944 doğumlu olup, bu hastalık nedeniyle yaşam kalitesi artarak düşmektedir. Pnömokonyoz bir akciğer rahatsızlığı olduğundan nefes alma gibi yaşamın temel fonksiyonunu ciddi derecede zorlaştırmaktadır. Meslek hastalığı sonucu oluşan % 38,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle, ekonomik koşullar ve tazminatın genel ilkeleri de dikkate alındığında davacı lehine 25.000,00-TL manevi tazminat takdir edildiği belirtilmiştir.Kararın Hüküm Kısmında ise özetle“Davanın Kabulü İle; a) Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan % 38,2 oranındaki meslek hastalığı maluliyeti nedeniyle 52.456,76-TL maddi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 09/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b) Davacının meslek hastalığı sonucu oluşan % 38,2 oranındaki meslek hastalığı maluliyeti nedeniyle hastalığın oluşumundaki kusur durumu ve kaçınılmazlık, davacının yaşı ile ekonomik koşullar birlikte değerlendirildiğinde takdiren 25.000,00-TL manevi tazminatın maluliyetin tespit tarihi olan 09/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde hüküm kurulmuştur. D)Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı: “Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, ilk derece mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri ile karar gerekçesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun HMK.nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, karar verilmiştir. E) Davalı Temyiz Nedenleri; Hükme esas alınan hesap raporundan ilk peşin sermaye değerinin tenzil edilmesinin gerektiğini, davacının maddi zararının bulunmadığını, davacının Yurtdışındaki çalışma süresi dikkate alınarak maluliyet oranında yurtdışı çalışmasının etkisinin araştırılması gerektiğini, işverenin her türlü iş sağlığı ve güvenliği tedbirini almış olması nedeniyle müvekkiline atfı kabil kusur olmadığını, maddi tazminattan hakkaniyet indirilmesi gerektiğini, manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan etmiştir. F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe; A) Manevi Tazminat hükmü yönünden yapılan temyiz incelemesinde; Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar için kesinlik sınırı, karar tarihi itibariyle 41.530,00 TL dir. Davacı tarafın dava dilekçesinde 25.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, mahkemece manevi tazminat isteminin tam kabulüne karar verildiği davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince verilen 11/10/2017 tarihli kararında 6100 sayılı HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği ve bu kararın davalı vekilince temyize getirildiği dikkate alındığında, hükmedilen manevi tazminat miktarının karar tarihi itibariyle temyiz sınırının altında kaldığı açıktır. O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının manevi tazminat yönünden temyiz kabiliyeti olmayıp, davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının H.M.K.'nun 362/1-a maddesi uyarınca reddi gerekmiştir. B) Maddi Tazminat hükmü yönünden yapılan temyiz incelemesinde ise ; 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, 2- Dava, sigortalının 09/10/2014 tarihinde tespit edilen meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.Dosya kapsamından, davacı sigortalıda tespit edilen meslek hastalığın 09/10/2014 tespit tarihi itibariyle %38,2 olarak tespit edildiği, davalının iş kazasının gerçekleşmesinde %94,16 oranında kusurlu olduğu, kaçınılmazlığın ise %5,4 oranında etkili olduğu, 30/05/2016 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının tazminat alacağının 52.456,76 TL olarak tespit edildiği, davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin 64.482,78 TL olduğu TBK’nun 55.maddesine göre davalının kusuruna isabet eden, rücuya kabil kısmının ise 60.716,98 TL olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının meslek hastalığı tespit tarihi itibarı ile 65 yaşını geçmiş olması nedeniyle 2011/58 sayılı genelgeye işaretle Kurum tarafından işveren aleyhine rücu davası açılmayacağı belirtilerek, davacıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri maddi tazminat zarar hesabından indirilmeksizin 52.456,76 TL maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. Meslek hastalığı sonucu sürekli iş görmez duruma gelen sigortalı ve/veya hak sahipleri sorumlulardan maddi zararlarının giderilmesini isteyebilir. Maddi zarar kavramı ise, malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade etmek için kullanılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin tazminat davalarında öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir. Davanın bu yönüyle yasal dayanağını ise, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Kanunun 55. maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Adalet Komisyonu'nun 55. madde gerekçesinde; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafık kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.” ifadeleri zikredilmiştir. Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.Yine, somut olayda Kurum'un meslek hastalığından oluşan fark maluliyetten dolayı davacı sigortalıya bağladığı gelir nedeniyle, kusuru bulunan işverene rücu edip edemeyeceği giderek yapacağı idari tasarruflarla kendisine tanınan rücu hakkını kısıtlaması durumunda, sigortalının hak sahibinin maddi zararı hesaplanırken bu durumun dikkate alınıp alınmayacağı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yasal düzenlemelerin tetkikinde meslek hastalığından kaynaklanan vefat nedeniyle sigortalının hak sahibine bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinden dolayı Kurum'un açacağı rücu davasının yasal dayanağının meslek hastalığının tespit edildiği tarihte yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21. maddesi olduğu görülmektedir. Maddenin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, işverenin sorumluluğunun belirlenmesinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı belirtilmiştir. Diğer yandan Kurum'un 22/07/2011 tarihli 2011/58 sayılı genelgesinin 9. Bölüm/3.10. maddesiyle 506 sayılı Kanun uygulamasında 60 yaşından büyük sigortalılar için rücu davası açılmadığı, bu yaş sınırının, aktif çalışma dönemi kavramı dikkate alınarak belirlendiği, yurt dışı uygulamaları esas alınarak aktif çalışma döneminin 65 yaş olarak değiştirildiği, buna göre, 65 yaşından büyük sigortalılar için rücu davası açılmayacağı yönünde bir düzenleme getirdiği görülmektedir.Anayasa’nın 138. maddesinde de yer alan, "Normlar hiyerarşisi" ilkesi uyarınca, hukuk kuralları yukarıdan aşağıya doğru "Anayasa", "Kanun", "Kanun Hükmünde Kararname", "Tüzük", "Yönetmelik" ve "Diğer alt düzenleyici işlemler (Yönerge, Genelge vb.)" şeklinde sıralanmakta olup, alt kademe yer alan bir normun üst kademedeki norma aykırı olması ya da onun kapsamını aşan düzenlemeler içermesi mümkün bulunmamaktadır. Bu durum, “Genel kurallar, usulü dairesinde değiştirilinceye veya kaldırılıncaya kadar, düzenleyici işlem tesis etme yetkisi olan makam ve kurumları da bağlar” şeklinde ifade edilen “Tu patere legem quam facisti” prensibi ile izah olunmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, normlar hiyerarşisinde üst kademede yer alan yasal kurallara aykırı düzenleyici tasarrufların idare tarafından yürürlüğe konulması durumunda idari tasarruf yerine yasal düzenlemenin uygulanması gerektiği şüphesizdir.Yukarıda yapılan açıklamalara göre, 5510 sayılı yasanın 21. maddesinde, gelir bağlanan sigortalının yaşı nedeniyle ilgililer aleyhine rücu davası açılamayacağını öngören ayrık bir düzenleme bulunmadığından, Kurum'un 2011/58 sayılı genelgesine dayanıp rücu davası açmayacak olması alacağın rücu edilebilir bir alacak olduğu sonucunu değiştirmeyecektir.Sonuç olarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi gereğince rücu edilmesi mümkün olan peşin değerli gelirin tazminat alacağından tenzili kanunun emredici hükmü gereğidir. Yerel mahkemece, SGK’nun tek taraflı takdir hakkı ile sigortalıya bağladığı peşin değerli gelir nedeniyle sorumlulara rücu etmeyecek olmasının, emredici hükümlere aykırı olacak ve davacının aynı zarar verici olay nedeniyle mükerrer yararlanması sonucunu doğuracak şekilde yorumlanması doğru olmamıştır. Yapılacak iş, Kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilecek kısmının 60.716,98 TL, hükme esas alınan hesap raporunda davacının maddi tazminat alacağının ise 52.456,76 TL olarak tespit edilmiş olması nedeniyle, davacının maddi tazminat alacağının kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile karşılandığı gözetilerek maddi tazminat isteminin reddine karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca (KALDIRILMASINA), ilk derece mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenlerle (BOZULMASINA), dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalı'ya iadesine 21/01/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Tazminat hukukunda "Zarar ile Yararın Denkleştirilmesi" ilkesi gereği, haksız fiil mağdurun malvarlığında bir azalmaya (zarara) yol açarken, aynı zamanda bir tasarruf veya kazanç (yarar) da sağlamışsa, bu yarar tazminattan düşülür. Aşağıdakilerden hangisi, tazminat hesabında zarardan indirilecek (denkleştirilecek) yararlardan biri değildir?

A) Aracın tamir süresince yakıt masrafından tasarruf edilmesi
B) Ölenin yakınlarına bağlanan ve rücu edilebilir nitelikteki SGK ölüm aylıkları
C) Üçüncü kişilerin, zarar görene yardım amacıyla yaptıkları karşılıksız bağışlar
D) Zarar görenin, olay nedeniyle elde ettiği hurda değeri
E) Tedavi süresince evde yendiği için yapılmayan yemek masrafı