Türk Borçlar Kanunu 58. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.
4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
237 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2021/1018 E., 2024/660 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
ılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 26, 83 ve 90 ıncı maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri.
4. Hukuk Dairesi 2021/1018 E. , 2024/660 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2427 Esas 2021/239 Karar
DAVA TARİHİ : 26.11.2018
HÜKÜM/KARAR : Ret/İstinaf Talebinin Reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 22. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİH : 04.04.2019
SAYISI : 2018/688 Esas 2019/108 Karar
Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak görev yaptığını, davalı İyi Parti Milletvekilinin 31.01.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yapmış olduğu konuşma esnasında müvekkili hakkında sarf etmiş olduğu "...bazı fotoğraflar hatırlıyoruz kamuoyunda, sayın milletvekillerinin FETÖ elebaşıyla beraber çektiği fotoğrafları hatırlıyoruz. Hatta şu anda sayın bakanlardan birisinin fotoğrafı sanal âlemde geziyor, ...'ın, Sayın Bakanın. Yani eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici bir fotoğraf..." şeklindeki sözleri ile kişilik haklarının saldırıya uğradığını, davalının Meclis Başkanı'nın uyarılarını dikkate almayarak bir çok milletvekilini FETÖ ile bağlantılı olmakla itham ettiğini, davalı tarafından iddia edilen sosyal medyada yer alan FETÖ elebaşı ile aynı fotoğrafta bulunan kişinin dava dışı oyuncu Vural Arısoy olduğunu, davalının tamamen asılsız olan bu fotoğrafa dayanarak davacıya suç isnat ettiğini, davalının hakaret ve iftira eylemi nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin TBMM Genel Kurulunda sarf etmiş olduğu sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 83 üncü madde ile güvence altına alınan yasama sorumsuzluğu kapsamında kaldığını, açıklanan sebeple müvekkili hakkında tazminat davası açılamayacağını, konuşmasında "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" şeklinde şerh düşüldüğünü, iddia kapsamında dile getirildiğini, talep edilen manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak miktarda olması gerektiğini, kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığını, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yasama dokunulmazlığının salt yasama faaliyeti ile sınırlı olduğu, haksız eylemden dolayı tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, davalının TBMM Genel Kurulu'nda 31.10.2018 tarihinde yaptığı konuşmada sosyal medyada bulunan dava konusu fotoğrafla ilgili olarak '' eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici'' sözlerinin sarf edildiği; konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalının davacıya yönelik hakaret kastı ile hareket etmediği, sosyal medyada yer alan bazı fotoğraflarda bazı siyasilerin FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile birlikte görülmelerinin kabul edilemez olduğu ifade edilirken davacı ile ilgili olduğu belirtilen fotoğraf örnek verildiğinde "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" ibaresi kullanılarak görüş açıklandığı, davacının kişilik haklarının saldırıya uğramadığı, bu anlamda manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafından yapılan konuşma ile müvekkilinin itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışıldığını, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkilinin FETÖ ile bağlantısı olduğuna dair yanlış bir izlenimin kamuoyunda oluşturulmaya çalışıldığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, bir kişinin terör örgütü ile bağlantısı olduğu iddiasının başlı başına manevi tazminatı gerektireceğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının TBMM Genel Kurulunda 31.10.2018 tarihinde yaptığı konuşma içeriğinde sosyal medyada yer alan bazı fotoğraflar bazı siyasilerin FETÖ elebaşı Fethullah Gülen'le birlikte görülmelerinin kabul edilemez olduğu belirtilirken davacı ile ilgili olduğu iddia edilen fotoğraf örnek verilerek "eğer düzmece bir fotoğraf değilse" ibaresi kullanılarak görüş açıklandığı, davacı hakkında kesin bir isnatta bulunulmadığı, hakaret kastı ile hareket edilmediği, davacının siyasi kimliği gereği eleştiriye daha fazla katlanması gerektiği, bu şartlar altında davalının ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; yasama dokunulmazlığının somut olayda uygulanamayacağını, davalı tarafından yapılan konuşma ile müvekkilinin kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırılmaya ve küçük düşürülmeye çalışıldığını, sosyal medyada görülen bir fotoğrafın doğruluğunun araştırılmadan meclis kürsüsüne aktarılmasının davalı açısından sorumsuzca bir davranış olduğunu, konuşmayı dinleyen ortalama bir vatandaşın davacının FETÖ ile bağlantısı olduğunu düşüneceğini, kişilik haklarının saldırıya uğradığını, müvekkilinin FETÖ ile bağlantısı olduğuna dair yanlış bir izlenimin kamuoyunda oluşturulmaya çalışıldığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, eleştirinin gerçek olaylarla ilgili olduğunu, bir kişinin terör örgütü ile bağlantısı olduğu iddiasının başlı başına manevi tazminatı gerektireceğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalı milletvekilinin 31.10.2018 tarihinde TBMM Genel Kurul toplantısında yapılan konuşmada davacı hakkında sarf etmiş olduğu sözler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 26, 83 ve 90 ıncı maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 04.06.2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24.04.2007).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18.07.2018).
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 83 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiş olan yasama sorumsuzluğu, TBMM üyelerinin Meclis çalışmalarında görevlerini yaparken söyleyecekleri söz ve düşüncelerinden ve belirtecekleri oylarından dolayı herhangi bir soruşturmaya uğramalarını önlemek amacıyla getirilmiştir (AYM’nin 21.03.1994 tarihli ve 1994/16-35 E-K ve E.1994/7-26 sayılı kararları). Bununla birlikte Anayasa'nın 17 nci maddesinde ise kişinin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı düzenlenmiştir. Buna göre devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmeme ve üçüncü kişilerin saldırılarını önleme yükümlülüğü altındadır. Her iki Anayasa hükmü birlikte değerlendirildiğinde yasama sorumsuzluğunun şartlarının geçerli olduğu bir zeminde ileri sürülen ve başkalarının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki eylemler nedeniyle tazminat davası açılabileceğini kabul etmek gerekir (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25.10.2017, pr. 66). Yargıtay da istikrarlı bir biçimde, yasama sorumsuzluğunun bulunduğu şartlarda başkalarının kişilik haklarına saldırı oluşturacak söz ve ifadeler nedeniyle TBMM üyelerine karşı manevi tazminat davası açılabileceğine ve yasama sorumsuzluğunun bu tür tazminat talepleri nedeniyle yargılama yapılmasına engel teşkil etmeyeceğine karar vermiştir.
Dosya kapsamından, davacı Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı, davalı ise TBMM 27 nci dönem İyi Parti Milletvekilidir. Davalı tarafından 31.10.2018 tarihinde TBMM Genel Kurul Toplantısında yapmış olduğu konuşmada "... İyi Parti Grubu olarak FETÖ'nün siyasi ve iktisadi ayağının araştırılması konusunda ısrarcı olacağız. Bu teklifimizi de reddedebilirsiniz çünkü "Acaba siyasi ayağı araştırılırsa benim bunlarla geçmişte ettiğim danslar, valsler ortaya çıkar mı?” endişesi yaşayan birçok siyasetçinin, hatta burada milletvekili olan arkadaşlarımızın olduğunu da biliyoruz. Bazı fotoğraflar hatırlıyoruz kamuoyunda, sayın milletvekillerinin FETÖ elebaşıyla beraber çektirdiği fotoğrafları hatırlıyoruz. Hatta şu anda sayın Bakanlardan birisinin fotoğrafı sanal âlemde geziyor, ...'ın, Sayın Bakanın. Yani eğer düzmece bir fotoğraf değilse son derece dikkat çekici, aslında ibret verici bir fotoğraf" söz ve ifadelerinin sarf edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının FETÖ elebaşı ile çektirdiği iddia edilen fotoğraf incelendiğinde; fotoğraftaki kişinin davacı olmadığı sabit olmakla beraber, benzetilen dava dışı kişi ile davacının aynı kişi olmadığı hatta benzerlik bulunmadığı ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açıktır. Şu durumda davalı tarafından bu fotoğraftan yola çıkılarak davacı hakkında FETÖ elebaşı ile geçmişte aynı karede bulunmak şeklinde isnatta bulunulmasının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalının ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur.
Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin davacının istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2024 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK'nın 373. maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesi görüşündeyim.
Diğer kararlar (4)
4. Hukuk Dairesi, 2022/11719 E., 2024/6962 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilirse de dosyadaki bilgi ve belgelerden;
4. Hukuk Dairesi 2022/11719 E. , 2024/6962 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/189 E., 2018/123 K.
DAVA TARİHİ : 14.05.2015
HÜKÜM/KARAR : Direnme İle Davanın Kabulü
Taraflar arasındaki yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Dairece bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece, Daire bozma ilamına karşı direnilmesine ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairece, 6763 sayılı Kanunun 45 inci maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) eklenen geçici 4/4 madde ve fıkrası gereğince yapılan inceleme sonucunda dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2022 tarih ve 2019/4-275 Esas 2022/862 Karar sayılı ilamıyla temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı temyiz incelemesi yapma görevinin Dairemize ait olduğu gerekçesi ile temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının sahibi olduğu "www.takvim.com.tr" isimli internet sitesinde 11.05.2015 tarihli "Hala bekliyorum anıracak" başlıklı haber yayınlandığını, habere dayanak gösterilen asıl konuşma metninde müvekkilinin adı geçmediği hâlde Türk Lirası'ndan altı sıfır atılması hâlinde haberde yazılan eylemi gerçekleştirecek köşe yazarı olarak müvekkilinin adının yazıldığını, davalının tamamen gerçek dışı bir haberi, subjektif fikirlerini beyan ederek yayınladığını, haberin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini belirterek 3.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; haber konusu söylemlerin yorum niteliğinde olmadığını, söz konusu yazının daha önce başka gazeteler tarafından da haber yapıldığını, gazetecilik mesleği gereği haberin veriliş şeklinde abartı yapılabileceğini, meslek gereği tanınmış kişilerin sert eleştirilere katlanması gerektiğini, haberin güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğunu, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığını, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.04.2016 tarihli ve 2015/236 Esas 2016/190 Karar sayılı kararı ile; davacının adı Cumhurbaşkanı'nın sözlerinde açıkça geçmemesine rağmen davacıya yönelik haber yapıldığı, konuşmanın yapıldığı tarih dikkate alındığında haberin güncel olmadığı, kamu yararı unsurunun bulunmadığı, haberin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 25.12.2017 tarihli ve 2016/7702 E., 2017/8639 K. sayılı kararı ile; "... Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir çok kararında da vurgulandığı üzere; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup bir toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birisini oluşturur. Basın özgürlüğü bağlamında, gazetecilerin kanıtlayamayacağı söylenti ve iddiaların yayınlanması yönünden ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi doğruluk koşulunu makul olmayan, hatta olanaksız bir talep olarak değerlendirip, basının sadece bütünüyle kanıtlanmış olguları yayınlama zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılması halinde hemen hemen hiç bir şeyin yayınlanamayacağı, bunun da basın özgürlüğüne zarar vereceği yönündedir (Jersild ve Thoma Danimarka; Haldimann ve diğerleri-İsviçre kararları).
Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilirse de dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı tarafından yapılan yayının medya dünyasında uzun süredir dile getirilen iddialara yönelik olduğu, davacıyı aşağılama ve küçültme kastının bulunmadığı, davacının da Sözcü Gazetesi'ndeki 01.03.2013 tarihli köşe yazısında, konuşmalarda kastedilen kişinin kendisi olduğuna dair ifadelere yer verdiği anlaşılmaktadır. Davalı yayın kuruluşu da bu yazıdan esinlenerek yayın yapmıştır. Şu halde, yayının güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek şekilde aktarıldığı da gözetilerek davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı sonucuna varılıp istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemesince Bozma Sonrası Verilen Karar
Mahkemenin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından davalı Milliyet Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. aleyhine açılan benzer mahiyetteki davada Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/470 E., 2015/54 K. sayı ile davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozulduğu, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen kararın Özel Dairece onandığı, aynı konuda farklı kararlar verilmesinin kaynağını Anayasa'dan alan eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin, yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Daire Kararı
Dairenin 04.03.2019 tarih ve 2018/5177 Esas 2019/1153 Karar sayılı kararı ile; "...Dairemizce verilen, 25/12/2017 tarihli ve 2016/7702 E., 2017/8639 K. sayılı bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve ilk derece mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nun 373. maddesinin 5. fıkrası gereğince dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine.." karar verilmiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2022 tarih ve 2019/4-275 Esas 2022/862 Karar sayılı ilamıyla; "... Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce direnme adı altında verilen kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. Bilindiği üzere direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez. Somut olayda; mahkemece ilk kararda, dava konusu haberin gerçek dışı olduğu, davacıyı kamuoyunda küçük düşürdüğü ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği hâlde, direnme kararında aynı haberle ilgili olarak Özel Dairece farklı kararlar verildiği ve bu durumun yargıya güveni zedeleyeceği gerekçesiyle hüküm kurulmuştur. Bu durumda, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş olan başka mahkemelerce verilen kararların gerekçe olarak gösterildiği, böylelikle yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir." gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkeme gerekçesinde aynı konu ile ilgili yapılan diğer haberler değerlendirilmiş ise de her haberin kendi içerisinde ve ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle direnme kararının özellikle de gerekçesinin hatalı olduğunu, haberde sadece başbakanın açıklamalarına yer verildiğini, konuşmada saldırı teşkil eden bir söz ve ifade bulunmadığını, var olduğu kabul edilse de müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, davacının Türk Lirası'ndan altı sıfır atılması ile ilgili yazmış olduğu köşe yazısına istinaden başbakanın konuşmasında geçen kişinin davacı olduğunun sabit olduğu, bu konuda benzer bir çok haber yapıldığını, bozma kararının yerinde olduğu, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu, haberin kamuoyunun gündeminde olan bir konuya yönelik yapıldığını, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığını, haberin verilmesinde kamu yararı bulunduğunu, haberde aktarım dışında eleştiri ve yoruma yer verilmediğini, basının kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
E. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalının sahibi olduğu "www.takvim.com.tr" isimli internet sitesinde 11.05.2015 tarihinde yayınlanan "Hala bekliyorum anıracak" başlıklı haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 25, 26 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Basın hürdür, sansür edilemez...
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir."
5187 sayılı Kanun'un "Basın özgürlüğü" başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24.4.2007).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12.11.2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18.7.2018).
Dosya kapsamından, dava dışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'de yapmış olduğu konuşmaya atfen dava konusu 11.05.2015 tarihli haberin yapıldığı, Cumhurbaşkanının konuşmasında davacının ismi geçmemiş ise de davacının Sözcü Gazetesinde 01.03.2013 tarihinde kaleme aldığı köşe yazısında, konuşmada ismi geçen kişinin kendisi olduğuna dair söz ve ifadelere yer verdiği, kamuoyunda da bu şekilde oluşan kanı üzerine dava konusu haberin yapıldığı, bu anlamda dava konusu haberin tarihi dikkate alındığında Dairemizin 25.12.2017 tarihli ve 2016/7702 E., 2017/8639 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi haberin bu yazıdan esinlenerek kaleme alındığı, dava konusu yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek şekilde aktarıldığı da gözetilerek davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı anlaşılmakla istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2022/11718 E., 2024/6961 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(Jersild ve Thama-Danirmarka; Haldiman ve diğerleri-İsviçre kararları) Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilirse de dosyadaki bilgi ve belgelerden;
4. Hukuk Dairesi 2022/11718 E. , 2024/6961 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/145 E., 2018/408 K.
DAVA TARİHİ : 14.05.2015
HÜKÜM/KARAR : Direnme İle Davanın Kabulü
Taraflar arasındaki yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Dairece bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece, Daire bozma ilamına karşı direnilmesine ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairece, 6763 sayılı Kanunun 45 inci maddesi ile 6100 sayılı HMK'ya eklenen geçici 4/4 madde ve fıkrası gereğince yapılan inceleme sonucunda dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.06.2022 tarih ve 2019/4-274 Esas 2022/809 Karar sayılı ilamıyla temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı temyiz incelemesi yapma görevinin Dairemize ait olduğu gerekçesi ile temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının sahibi olduğu "www.ahaber.com.tr" isimli internet sitesinde 11.05.2015 tarihli "Erdoğan Çölaşan'a Yüklendi" başlıklı haber yayınlandığını, habere dayanak gösterilen asıl konuşma metninde müvekkilinin adı geçmediği hâlde Türk Lirası'ndan altı sıfır atılması hâlinde haberde yazılan eylemi gerçekleştirecek köşe yazarı olarak müvekkilinin adının yazıldığını, davalının tamamen gerçek dışı bir haberi sübjektif fikirlerini beyan ederek yayınladığını, haberde kullanılan söz ve ifadelerin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini belirterek 3.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; haber konusu söylemlerin yorum niteliğinde olmadığını, söz konusu yazının daha önce başka gazeteler tarafından da haber yapıldığını, gazetecilik mesleği gereği haberin veriliş şeklinde abartı yapılabileceğini, meslek gereği tanınmış kişilerin sert eleştirilere katlanması gerektiğini, haberin güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğunu, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/227 E., 2015/536 K. sayılı kararı ile; dava konusu haberin davalının sahibi olduğu “www.ahaber.com.tr” isimli internet sitesinde 11.05.2015 tarihinde yayınlandığı, haberin gerçeğe uygun olmadığı, haberde kullanılan ifadelerin davacının onur ve saygınlığını rencide edici nitelikte olup, davacıyı kamuoyu önünde küçük düşürdüğü ve kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 3.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 25.12.2017 tarihli ve 2016/1499 E., 2017/8637 K. sayılı kararı ile; ‘‘…Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir çok kararında da vurgulandığı üzere; ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun asli temellerinden olup, toplumun ilerlemesinin ve her bireyin kendini geliştirmesinin temel koşullarından birisini oluşturur. Basın özgürlüğü bağlamında, gazetecilerin kanıtlayamayacağı söylenti ve iddiaların yayınlanması yönünden ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi doğruluk koşulunu makul olmayan, hatta olanaksız bir talep olarak değerlendirip, basının sadece bütünüyle kanıtlanmış olguları yayınlama zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılması halinde hemen hemen hiç bir şeyin yayınlanamayacağı, bunun da basın özgürlüğüne zarar vereceği yönündedir. (Jersild ve Thama-Danirmarka; Haldiman ve diğerleri-İsviçre kararları) Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilirse de dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı tarafından yapılan yayının medya dünyasında uzun süredir dile getirilen iddialara yönelik olduğu, davacıyı aşağılama ve küçültme kastının bulunmadığı, davacının da Sözcü Gazetesi'ndeki 01.03.2013 tarihli köşe yazısında, konuşmalarda kastedilen kişinin kendisi olduğuna dair ifadelere yer verdiği anlaşılmaktadır. Davalı ... kuruluşu da bu yazıdan esinlenerek yayın yapmıştır. Şu halde, yayının güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek şekilde aktarıldığı da gözetilerek davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı sonucuna varılıp istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından davalı Milliyet Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş. aleyhine açılan benzer mahiyetteki davada Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesince 12.02.2015 tarihli ve 2014/470 E., 2015/54 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece bozulduğu, mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen kararın Özel Dairece onandığı, aynı konuda farklı kararlar verilmesinin kaynağını Anayasa'dan alan eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin, yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Daire Kararı
Dairenin 25.02.2019 tarih ve 2018/5094 Esas 2019/958 Karar sayılı kararı ile; "..Dairemizce verilen, 25.12.2017 gün, 2016/1499 esas ve 2017/8637 karar sayılı bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve ilk derece mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nun 373. maddesinin 5. fıkrası gereğince dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine.." karar verilmiştir.
C. Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2022 tarih ve 2019/4-274 Esas 2022/809 Karar sayılı İlamıyla; "... Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce direnme adı altında verilen kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. Bilindiği üzere direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez. Somut olayda; mahkemece ilk kararda, dava konusu haberin gerçek dışı olduğu, davacıyı kamuoyunda küçük düşürdüğü ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği hâlde, direnme kararında aynı haberle ilgili olarak Özel Dairece farklı kararlar verildiği ve bu durumun yargıya güveni zedeleyeceği gerekçesiyle hüküm kurulmuştur. Bu durumda, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş olan başka mahkemelerce verilen kararların gerekçe olarak gösterildiği, böylelikle yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir." gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkeme gerekçesinde aynı konu ile ilgili yapılan diğer haberler değerlendirilmiş ise de her haberin kendi içerisinde ve ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle direnme kararının özellikle de gerekçesinin hatalı olduğunu, haberde sadece başbakanın açıklamalarına yer verildiğini, davacının Türk Lirası'ndan altı sıfır atılması ile ilgili yazmış olduğu köşe yazısına istinaden başbakanın konuşmasında geçen kişinin davacı olduğunun sabit olduğunu, bu konuda benzer bir çok haber yapıldığını, bozma kararının yerinde olduğu, haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu, haberin kamuoyunun gündeminde olan bir konuya yönelik yapıldığını, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığını, haberin verilmesinde kamu yararı bulunduğunu, haberde aktarım dışında eleştiri ve yoruma yer verilmediğini, basının kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini, basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
E. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalının sahibi olduğu "www.ahaber.com.tr" isimli internet sitesinde "Erdoğan Çölaşan'a Yüklendi" başlıklı 11.05.2015 tarihinde yayınlanan haber nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 25, 26 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Basın hürdür, sansür edilemez... Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir."
5187 sayılı Kanun'un "Basın özgürlüğü" başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Dosya kapsamından, dava dışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'de yapmış olduğu konuşmaya atfen dava konusu 11.05.2015 tarihli haberin yapıldığı, Cumhurbaşkanının konuşmasında davacının ismi geçmemiş ise de davacının Sözcü Gazetesinde 01.03.2013 tarihinde kaleme aldığı köşe yazısında, konuşmada ismi geçen kişinin kendisi olduğuna dair söz ve ifadelere yer verdiği, kamuoyunda da bu şekilde oluşan kanı üzerine dava konusu haberin yapıldığı, bu anlamda dava konusu haberin tarihi dikkate alındığında Dairemizin 25.12.2017 tarihli ve 2016/1499 E., 2017/8637 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi haberin bu yazıdan esinlenerek kaleme alındığı, dava konusu yayının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek şekilde aktarıldığı da gözetilerek davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı anlaşılmakla istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2021/759 E., 2024/1651 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 26 ve 28 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapı
4. Hukuk Dairesi 2021/759 E. , 2024/1651 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/653 E., 2021/165 K.
DAVALILAR : 1. ...
2. ...
3.... Gazetecilik Basım Yayın Sanayi ve Ticaret Anoni Şirketi vekilleri Avukat ...
DAVA TARİHİ : 21.10.2015
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabul/ Davacı Vekilinin İstinaf Talebinin Reddi/
Davalılar Vekilinin İstinaf Talebinin Kabulü ile Davanın Reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/447 E., 2017/68 K.
Taraflar arasındaki basın ve yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat, dava konusu yayınların hukuka aykırı olduğunun tespiti ve bu kararın yayınlanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...’nın yönetim kurulu başkanı, ...’ın tüzel kişi temsilcisi, diğer davalı şirketin ise imtiyaz sahibi olduğu Aydınlık Gazetesinin 28.02.2014 tarihli nüshasında yayınlanan "Evraklarda İmha Telaşı" başlıklı haber ile aynı tarihte gazetenin internet sitesi olan http://www.aydinlikgazete.com'da yayınlanan "Erdoğan'ın damadı ve kızının ses kayıtları yayınlandı" başlıklı haberde kullanılan söz ve ifadeler ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, montaj olup olmadığı, kimler arasında geçtiği meçhul pek çok ses kaydının, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından ve takma isimlerle sosyal medya sitelerinde yayınlanarak insanların ve kurumların hiçbir somut delile dayanılmaksızın suçlu gösterilmeye çalışıldığını, bu konuda araştırma yapılmadan haber yapıldığını, dava konusu haber ve yayında kullanılan söz ve ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek gazetede yayınlanan haber için 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili; internet sitesinde yayınlanan haber için 50.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili, dava konusu yayınların hukuka aykırı olduğunun tespiti ve verilecek kararın Aydınlık Gazetesi ve tirajı yüksek 2 gazetede yayınlanması isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; dava konusu haberde, söz konusu ses kayıtlarının bir iddiadan ibaret olduğunun belirtildiğini, haberin yayınlandığı tarihte kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından yayınlanan ses kayıtlarının Türkiye gündeminde önemli rol aldığını, haberin görünür gerçeğe uygun ve güncel olduğunu, kamuoyunu ilgilendirdiğini, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, davacının kişilik haklarına saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulmasının gerekeceği, bunun için temel ölçütün kamu yararı olduğu; yayının, salt toplumun yararı gözetilerek yapılması ve toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkarın, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmaması gerektiği, gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken özellikle yayının gerçek olması, yayında kamu yararı bulunması, toplumsal ilginin varlığı, konunun güncel olması ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengenin korunması gerektiği; dava konusu haberin veriliş şekli dikkate alındığında haber konusu yapılan ses dökümünün kaynağının belli olmaması, belli bir amaçla ve toplumsal yönlendirmeyi amaçlayarak bilinçli olarak servis edilmesi değerlendirildiğinde haberin gerçeklik unsurunu taşımadığı, davacıyı yıpratmaya ve hedef göstermeye yönelik olduğu, kamusal yarar ve toplumsal ilgiden söz edilemeyeceği, basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki çatışan yararlar dengesinin davacı aleyhine bozulmuş olduğu, dava konusu Aydınlık Gazetesi'nin 28.02.2014 tarihinde yayınlanan "Evraklarda İmha Telaşı" başlıklı haber ve http://www.aydinlikgazete.com'da yayınlanan "Erdoğan'ın damadı ve kızının ses kayıtları yayınlandı" başlıklı yayında kullanılan söz ve ifadelerin davacının kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile Aydınlık Gazetesinde yayınlanan haber için 3.000,00 TL manevi tazminat ile internet sitesinde yayınlanan haber için 3.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihi olan 28.02.2014 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu gerçek dışı haber ve internet yayını ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, gerçek dışı ses kayıtlarının kimliği belirsiz kişiler tarafından ve takma isimlerle sosyal medya sitelerinde yayınlanarak insanların ve kurumların hiçbir somut delile dayanılmaksızın suçlu gösterilmeye çalışıldığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının kabul edilemeyecek kadar az olduğunu, caydırıcı nitelikte olmadığını, tazminat talebine konu miktarın tamamına hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu haberde, söz konusu ses kayıtlarının bir iddiadan ibaret olduğunun belirtildiğini, haberin yayınlandığı tarihte kimliği belirsiz kişiler tarafından yayınlanan ses kayıtlarının Türkiye gündeminde önemli rol aldığını, bilinçli olarak haberin servis edildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, mesleki sorumluluk gereğince kamuoyunu ilgilendiren bu ses kayıtlarının haber yapıldığını, haberin güncel olduğunu, verilmesinde kamu yararı bulunduğunu, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, davacının kişilik haklarına saldırı olmadığını belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haberin yapıldığı tarihte kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen soruşturmaların başladığı, o dönemde internette bir çok ses kaydının yayınlandığı, dava konusu yazının internette yayınlanan ve kamuoyunun bilgisinde olan bir ses kaydının haberleştirilmesinden ibaret olduğu, ses kaydının kamuoyuna aktarıldığı, davacı hakkında iddialarda bulunulduğunun haber içeriğinde belirtildiği, dava konusu haber ve yayının ifade ve basın özgürlüğü kapsamında olduğu, kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu gerçek dışı haber ve internet yayını ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını ve itibarının sarsıldığını, haberin verilmesinde kamu yararı bulunmadığını, FETÖ/PDY uzantılı Twitter içerikleri gerçek olarak kabul edilerek kamuoyunu provoke etmek bu anlamda müvekkilini suçlu göstermek amacıyla haber yapıldığını, ses kayıtlarının FETÖ/PDY tarafından kurgulandığını, haberde belirtilen belgelerle müvekkilinin bir ilgisinin olamayacağını, iftira niteliğindeki başlıkla hedef gösterildiğini, "iddia" kılıfındaki suçlamalar ile yıpratılmaya çalışıldığını, gerçek dışı ses kayıtlarının kimliği belirsiz kişiler tarafından ve takma isimlerle sosyal medya sitelerinde yayınlanarak insanların ve kurumların hiçbir somut delile dayanılmaksızın suçlu gösterilmeye çalışıldığını, bu konuda gerekli araştırmaların yapılmadığını, haber ve yayında kullanılan söz ve ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, gazete haberinin internette de yayınlanmak suretiyle alenileştirildiğini, gazetecilik etik değerleri ile bağdaşmadığını, ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalı ...’nın yönetim kurulu başkanı, ...’ın tüzel kişi temsilcisi, diğer davalı şirketin ise imtiyaz sahibi olduğu Aydınlık gazetesinin 28.02.2014 tarihli nüshasında yayınlanan "Evraklarda İmha Telaşı" başlıklı haber ile aynı tarihte gazetenin internet sitesi olan http://www.aydinlikgazete.com'da yayınlanan "Erdoğan'ın damadı ve kızının ses kayıtları yayınlandı" başlıklı yayın nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiasına dayalı manevi tazminat, saldırının hukuka aykırılığının tespiti ve kararın yayınlanması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 26 ve 28 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 4,5 ve 6 ncı maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu http://www.aydinlikgazete.com'da yayınlanan "Erdoğan'ın damadı ve kızının ses kayıtları yayınlandı" başlıklı yayın yönünden 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'a göre husumet düşmediğinin anlaşılmasına göre; davacı vekilinin, davalılar ... ve ...'a yönelik ileri sürülen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa’nın 13 üncü maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28 inci maddesinin ilgili kısımları şöyledir :
"Basın hürdür, sansür edilemez...
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir."
5187 sayılı Kanun'un "Basın özgürlüğü" başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Dosya kapsamından, davalı ...’nın yönetim kurulu başkanı, ...’ın tüzel kişi temsilcisi, diğer davalı şirketin ise imtiyaz sahibi olduğu Aydınlık gazetesinin 28.02.2014 tarihli nüshasında yayınlanan "Evraklarda İmha Telaşı" başlıklı haber ile aynı tarihte gazetenin internet sitesi olan http://www.aydinlikgazete.com'da yayınlanan "Erdoğan'ın damadı ve kızının ses kayıtları yayınlandı" başlıklı yayında, kamuoyunda 17-25 Aralık olarak bilinen soruşturmalar esnasında Twitter'da Haramzadeler isimli bir hesaptan yayınlanan davacıya ait olduğu iddia edilen ancak doğruluğuna ilişkin bir bilgi bulunmayan ses kayıtlarının haberleştirildiği ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Somut olayda, dava konusu haber ve yayın bir bütün halinde incelendiğinde, gerçekliğine ilişkin hiç bir somut bilgi bulunmayan Twitter'da Haramzadeler isimli bir hesaptan yayınlanan davacıya ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarının yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan, davacının fotoğraflarına da yer verilerek haber ve yayın konusu yapıldığı, dava konusu haberde gerçek olmayan ses kayıtlarına dayanılarak davacıya somut olgu isnadında bulunulduğu, kesin yargı içeren şekilde beyanda bulunularak özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, doğrulanmamış ve/veya yanlış bilgilerin yayılmasında kamunun haber alma hakkı bulunduğunun kabul edilemeyeceği (AYM; Enver Kaya (3), B. No: 2020/20482, 6/9/2023, § …), haber ve yayında kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunmadığı, kullanılan söz ve ifadelerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalı tarafın basın ve ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur.
Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına (dava konusu gazete haberi yönünden tüm davalıların, dava konusu internet yayını nedeniyle davalı... Gazetecilik Bas. Yay. San. Tic. A.Ş.'nin sorumlu olduğu gözetilerek) TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin dava konusu internet yayını yönünden davalılar ... ve ...'a yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.02.2024 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK'nın 355 inci maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK'nın 370/1 inci maddesi gereğince onanmasına karar vermek gerektiği düşüncesi ile Sayın Çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.
4. Hukuk Dairesi, 2022/7617 E., 2024/2612 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 26, 28 ve 36 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları
4. Hukuk Dairesi 2022/7617 E. , 2024/2612 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/559 E., 2022/679 K.
DAVACI-KARŞI DAVALI : ... vekili Avukat ...
DAVALI-KARŞI DAVACI : ... vekili Avukat ...
vekili Avukat ...
ASIL DAVA TARİHİ : 09.05.2018
KARŞI DAVA TARİHİ : 25.06.2018
HÜKÜM/KARAR : Asıl Davanın Kısmen Kabulü İle Karşı Davanın Reddi /
İstinaf Talebinin Kabulü İle Davanın Tümden Reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/351 E., 2020/426 K.
Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekili ve davalı karşı davacının asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı vekili ile davalı karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı karşı davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığını, davalı ... tarafından kaleme alınan diğer davalı Odatv isimli internet haber sitesinde yayınlanan 27.04.2018 tarihli "Hulisi Akar cemaat mensubudur kripto FETÖ'cüdür"; 28.04.2018 tarihli "... Odatv'de hangi haberi engelletti"; 29.04.2018 tarihli "...'a tane tane cevabımdır"; 30.04.2018 tarihli "Genelkurmay Başkanı'nın kim olacağına Fethullah Gülen mi karar verdi"; 21.10.2017 tarihli "... ve Necdet Özel'in cemaatteki adı neydi"; 01.08.2017 tarihli "Darbenin "1 numarası"nı kim kaçırmak istedi; ... mı"; 17.07.2017 tarihli "Akar'ın orada olması da canınızı yakmadı mı" başlıklı yayınlar nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3303 D.iş sayılı kararı ile erişimin engellenmesi kararı verilmesine rağmen karar işlevsiz kalacak şekilde yayınlara devam edildiğini, dava konusu yayınlar nedeniyle Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/1430 Esas sayılı dosyasında davalı hakkında müvekkiline yönelik kamu görevlisine alenen hakaret suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, bir kısım yayınlar gizli tanık ...'ın beyanlarına dayandırılmış ise de gizli tanığın müvekkilinin kripto FETÖ'cü olduğuna dair bir ifadesinin olmadığını, gizli tanık beyanının ve dava konusu yayınlarda ifade edilen hususların tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkili hakkında yapılan haksız isnadın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, iftira içerikli yayınlar ile kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışıldığını, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 250.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalılardan tahsili ile davalıların kınanması ve kınama kararının tirajı yüksek 2 gazetede yayınlanması isteminde bulunmuştur.
Davalı karşı davacı vekili karşı dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde müvekkili hakkında sarf edilen "ahlak dışı, seviyesiz, çirkin" "kendisini gazeteci ilan eden davalıların kimlere hizmet ettiğini mahkemeye bırakıyoruz." "gerçeklerin aktarılması yerine hainlerin gerçek dışı beyanlarının gerçekmiş gibi gösterilmeye çalışılmasındaki gayret dikkat çekicidir." "gazetecilik anlayışı olarak tek amaçlarının ...”ı hedef almak ve iktidara muhalefet etmek olduğu" şeklinde ki söz ve ifadelerin hak arama özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 5,00 TL manevi tazminatın davacı karşı davalıdan tahsili ile kınama kararının Sözcü ve Yeniçağ Gazetelerinde yayınlanması isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı Proje-... Prodüksiyon İletişim Tan. Dan. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu yayınların Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza dosyasında ifadesine başvurulan gizli tanık ...'ın beyanlarına dayandığını, gizlilik kararı bulunmadığından duruşmanın aleni olarak yapıldığını, bir gazetecinin bu tanık beyanına dayalı olarak haber yapmasının basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, dava konusu yayınların güncel olduğunu, haber yapılmasında kamu yararı bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı karşı davacı ... vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza yargılamasına ilişkin 25.04.2018 tarihli duruşmada dinleyici olarak bulunduğunu, gizli tanık ...'ın davacı hakkındaki iddiaları üzerine dava konusu yayınların yapıldığını, tanık beyanının basın özgürlüğü kapsamında okuyucuya aktarıldığını, haber yapılmasında kamu yararı bulunduğunu, yayınların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, kişilik haklarına saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davacı karşı davalı ... vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde sarf edilen söz ve ifadelerin Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğü kapsamında olduğunu, davalı karşı davacının kişilik haklarına saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu yayınların somut bir olgu ya da emareye dayanmayıp görünür gerçeğe uygun olmadığı, davacı karşı davalı hakkında suçlayıcı ifadeler kullanıldığı; Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3303 D.iş sayılı kararı ile erişimin engellenmesi kararı verilmesine rağmen karar işlevsiz kalacak şekilde yayınlara devam edildiği, dava konusu yayınlar nedeniyle Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/1430 Esas sayılı dosyasında davalı karşı davacı hakkında davacı karşı davalıya yönelik kamu görevlisine alenen hakaret suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, dava konusu yayınlarda kullanılan söz ve ifadeler ile davacı karşı davalının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın 27.04.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; davalıların, davacı karşı davalının kişilik haklarına yönelik yaptığı tecavüzün kınanmasına, hüküm özetinin tirajı en yüksek gazetede yayımlanmasına; asıl dava dilekçesinde sarf edilen söz ve ifadelerin hak arama özgürlüğü kapsamında olup, davalı karşı davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği gerekçesi ile karşı davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı vekili, davalı karşı davacı vekili ile davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde; gizli tanık ...'ın tüm beyanlarının gerçek dışı olduğunu, bu beyanlar çarptırılarak yapılan dava konusu yayınlar nedeniyle halen Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, sarf edilen söz ve ifadelerin hakaret ve iftira niteliğinde olduğunu, gizli tanığın müvekkilinin kripto FETÖ'cü olduğuna dair bir beyanının olmadığını, gizli tanık ifadesinin ve dava konusu yayınlarda ifade edilen hususların tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkili hakkında yapılan haksız isnadın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, iftira içerikli yayınlar ile kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışıldığını, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3303 D.iş kararı ile erişimin engellenmesi kararı verilmesine rağmen karar işlevsiz kalacak şekilde sistematik olarak yayınlara devam edildiğini, dava konusu yayınlar nedeniyle Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza dosyasında davalı hakkında müvekkiline yönelik kamu görevlisine alenen hakaret suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu belirtmiştir.
Davalı karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza yargılamasının 25.04.2018 tarihli duruşmasında dinleyici olarak bulunduğunu, gizli tanık ...'ın davacı hakkındaki iddiaları üzerine dava konusu yayınların yapıldığını, tanık beyanının basın özgürlüğü kapsamında okuyucuya aktarıldığını, haberin yapılmasında kamu yararı bulunduğunu, yayınların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, kişilik haklarına saldırı olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, başta gizli tanık olmak üzere bu dosyada yer alan sanık avukatlarının tanık olarak dinlenmesine ilişkin taleplerinin haksız olarak reddedildiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu yayınların Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza dosyasında ifadesine başvurulan gizli tanık ...'ın beyanlarına dayandığını, gizlilik kararı bulunmadığından duruşmanın aleni olarak yapıldığını, bir gazetecinin bu tanık beyanına dayalı olarak haber yapmasının basın özgürlüğü kapsamında olduğunu, dava dışı gizli tanığa bu konuda husumet yöneltilebileceğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, dava konusu yayınların güncel olduğunu, haberin yapılmasında kamu yararı bulunduğunu, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu yayınlar bir arada değerlendirildiğinde, davalı karşı davacı ...'un, davacı karşı davalının FETÖ üyesi olduğuna dair somut bir isnadının söz konusu olmadığı, davacı hakkında beyanda bulunan gizli tanık ...'ın ifadelerinin okuyuculara aktarıldığı; gizli tanığın darbe öncesinde ordudaki FETÖ yapılanmasına ilişkin tespitler yaptıklarını ve bunları ilgili yerlere bildirdiklerini ileri sürdüğü, gizli tanığın davacının FETÖ üyesi olduğunu iddia ettiği, bunun da davalı tarafından haber yapıldığını, davacının bulunduğu konum dikkate alındığında, gizli tanığın iddialarının haber değeri taşıdığı, haber yapılmasında kamu yararı bulunduğu, davaya konu haberde kullanılan başlık ve ifadelerin gazetecilik üslubu gereği okuyucunun dikkatini çekmeyi amaçladığından hukuka uygun olduğu, yayınların toplumun haber alma hakkı ve diğer anayasal haklar çerçevesinde hukuka uygun olarak yapıldığı hususları dikkate alındığında yazıda öz ile biçim arasındaki dengenin korunduğu, dava konusu haber nedeniyle demokratik bir toplumda davalı tarafın ifade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir bir ihtiyaç bulunmadığı, basın ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığı, bu itibarla davacı karşı davalı yararına manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluşmadığı, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesinin isabetli olmadığı gerekçesi ile davacı karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekili ve davalı karşı davacının asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve karşı davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı vekili ve davalı karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; gizli tanık ...'ın tüm beyanlarının gerçek dışı olduğunu, bu beyanlar çarptırılarak yapılan dava konusu sistematik yayınlar nedeniyle halen Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, sarf edilen söz ve ifadelerin hakaret ve iftira niteliğinde olduğunu, gizli tanığın müvekkilinin kripto FETÖ'cü olduğuna dair bir beyanının olmadığını, gizli tanık ifadesinin ve dava konusu yayınlarda ifade edilen hususların tamamen gerçek dışı olduğunu, müvekkili hakkında yapılan haksız isnadın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini, iftira içerikli yayınlar ile kamuoyunda algı oluşturulmaya çalışıldığını, ifade özgürlüğünün sınırsız olmadığını, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3303 D.iş kararı ile erişimin engellenmesi kararı verilmesine rağmen bu karar işlevsiz kalacak şekilde sistematik olarak yayınlara devam edildiğini, dava konusu yayınlar nedeniyle Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/186 Esas sayılı ceza dosyasında davalı hakkında müvekkiline yönelik kamu görevlisine alenen hakaret suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, bu mahkumiyet kararı değerlendirilmeden davanın reddedilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir.
Davalı karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde sarf edilen söz ve ifadelerin hak arama özgürlüğü sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, karşı davanın reddine dair kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl davada uyuşmazlık; Odatv isimli internet haber sitesinde ... tarafından kaleme alınan 27.04.2018 tarihli "Hulisi Akar cemaat mensubudur kripto FETÖ'cüdür" 28.04.2018 tarihli "... Odatv'de hangi haberi engelletti"; 29.04.2018 tarihli "...'a tane tane cevabımdır"; 30.04.2018 tarihli "Genelkurmay Başkanı'nın kim olacağına Fethullah Gülen mi karar verdi"; 21.10.2017 tarihli "... ve Necdet Özel'in cemaatteki adı neydi"; 01.08.2017 tarihli "Darbenin "1 numarası" nı kim kaçırmak istedi; ... mı"; 17.07.2017 tarihli "Akar'ın orada olması da canınızı yakmadı mı" başlıklı yayınlar nedeniyle davacı karşı davalının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, davalıların kınanması ve kınama kararının yayınlanması istemine ilişkindir.
Karşı davada uyuşmazlık; asıl dava dilekçesinde sarf edilen söz ve ifadelerin davalı karşı davacı ...'un kişilik haklarını saldırıya uğrattığı iddiası ile manevi tazminat ve kınama kararının yayınlanması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 26, 28 ve 36 ncı maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 24 ve 25 inci maddeleri, 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1 ve 3 üncü maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, asıl dava dilekçesinde sarf edilen söz ve ifadelerin Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti kapsamında olduğu, davalı karşı davacının kişilik haklarına zarar vermediğinin anlaşılmasına göre davalı karşı davacı vekilinin asıl ve karşı davaya yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Anayasa’nın 13 üncü maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...."
Anayasa'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28 inci maddesinin ilgili kısımları şöyledir :
"Basın hürdür, sansür edilemez...
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır."
AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ... 2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir."
TMK'nın "Kişiliğin korunması" başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir:
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir."
5187 sayılı Kanun'un "Basın özgürlüğü" başlıklı 3 üncü maddesi şöyledir:
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir."
Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Dosya kapsamından, davalı ... tarafından kaleme alınıp, diğer davalı Odatv'de yayınlanan 27.04.2018 tarihli "Hulisi Akar cemaat mensubudur kripto FETÖ'cüdür"; 28.04.2018 tarihli "... Odatv'de hangi haberi engelletti"; 29.04.2018 tarihli "...'a tane tane cevabımdır"; 30.04.2018 tarihli "Genelkurmay Başkanı'nın kim olacağına Fethullah Gülen mi karar verdi"; 21.10.2017 tarihli "... ve Necdet Özel'in cemaatteki adı neydi"; 01.08.2017 tarihli "Darbenin "1 numarası"nı kim kaçırmak istedi; ... mı"; 17.07.2017 tarihli "Akar'ın orada olması da canınızı yakmadı mı" başlıklı haberler nedeniyle davacı karşı davalının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile eldeki asıl davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Somut olayda, 27.04.2018 tarihli "Hulisi Akar cemaat mensubudur kripto FETÖ'cüdür" şeklinde yapılan dava konusu yayına yönelik Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2018/3303 D.iş sayılı kararı ile erişimin engellenmesi kararı verilmesine rağmen karar işlevsiz kalacak şekilde 28.04.2018, 29.04.2018, 30.04.2018 tarihlerinde sistematik olarak yayınlara devam edildiği, yayınların özü gizli tanık ifadelerine dayandırılmış ise de tanık beyanlarının doğruluğuna ilişkin somut bir bilgi ya da emare bulunmadığı, davacı hakkında isnat edilen hususlarla ilgili başlatılmış bir ceza soruşturması ya da kovuşturması bulunmadığı, doğrulanmamış ve/veya yanlış bilgilerin yayılmasında kamunun haber alma hakkı bulunduğunun kabul edileyeceği (AYM; Enver Kaya (3), B. No: 2020/20482, 6/9/2023, § …), yayınlarda kamu yararının ve toplumsal ilginin bulunmadığı, kullanılan söz ve ifadelerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacının şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkı, davalı tarafın basın ve ifade özgürlüğünden üstün tutulmalı ve davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı kabul edilmelidir. İfade özgürlüğüne bu kapsamda getirilen sınırlama, ölçülü ve orantılı olduğu gibi demokratik toplum düzeninin gereklerine de uygundur.
Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı karşı davalı yararına TBK'nın 58 inci maddesi uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle istemin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı karşı davalı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı karşı davalı yararına BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalı-karşı davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacı-karşı davalıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde Üye ... ve Üye ...'nın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
(Karşı Oy)
KARŞI OY
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı karşı davalı vekili ve davalı karşı davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden ve kararın onanması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Halka açık bir holdingin CEO'su olan (C), yönetimindeki şirketin uluslararası bir ihaleyi kazanma sürecinde usulsüzlükler yaptığı ve yabancı menfaat gruplarıyla iş birliği içinde olduğuna dair iddialar içeren bir haberin, finans odaklı bir internet haber portalında yayımlanması üzerine, hem kendisinin şeref ve haysiyetinin hem de holdingin ticari itibarının zedelendiğini ileri sürerek haber portalına karşı manevi tazminat davası açmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde, açılan bu davadaki manevi tazminat talebinin hukuki değerlendirmesiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Manevi zarar, kişilik değerlerinde meydana gelen objektif bir eksilme olarak tanımlandığından, yalnızca hissedilen acı ve elem gibi sübjektif duygulara dayanan bir tazminat talebi, tüzel kişi olan holding yönünden reddedilmelidir.
B) Hâkim, TBK m. 58 uyarınca tazminatın ödenmesi yerine yalnızca saldırıyı kınayan bir kararın yayımlanmasına hükmedebilir; ancak bu giderim biçimini, talep edilen parasal tazminata ek olarak kararlaştırma yetkisine sahip değildir.
C) Kişilik hakkının hukuka aykırı olarak zedelendiği sonucuna varılırsa, hem CEO şahsı adına hem de ticari itibarı zedelenen holding adına, uğradıkları manevi zarara karşılık bir miktar para ödenmesine karar verilebilir.
D) Yapılan yayın, kamuyu ilgilendiren bir ihaleye ilişkin olduğundan ve CEO'nun kamuya mal olmuş bir kişi sayılması gerektiğinden, ifadeler ne kadar sert olursa olsun ifade özgürlüğü kapsamında kalır ve manevi tazminat koşulları oluşmaz.
E) Manevi tazminat miktarı belirlenirken, haberin görünür gerçeğe uygunluğu ve eleştiri sınırları aşıldığından, hâkimin takdir hakkı olmaksızın, saldırının ağırlığı ile orantılı objektif bir ceza olarak en yüksek tutara hükmedilmelidir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.