Türk Borçlar Kanunu 6. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.
4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2024/3249 E., 2025/1688 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
, kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar denildiği, yine icaba karşılık örtülü kabule ilişkin TBK'nın 6. maddesi gereğince "Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmed
11. Hukuk Dairesi 2024/3249 E. , 2025/1688 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1053 Esas, 2024/763 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/536 E., 2023/422 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirketten Whatsapp aracılığı ile 5 adet sıfır km ... marka araç sipariş ettiğini, davalının edimini yerine getirmediğini, müvekkilinin işi gereği uğramış olduğu ticari araç kiralamadan kazanç kaybının 245.000,00 TL olduğunu, davalının sözüne güvenerek ödeme yapabilmek adına 300.000,00 TL bedelindeki Passat marka aracını sattığını belirterek davalı şirketin araç satım sözleşmesindeki edimini yerine getirmemesi sebebiyle müvekkilinin 7 aylık araç kiralamadan elde edebileceği kazanç kaybı ile davalının yine edimini yerine getirmeyerek araçların hiç teslim edilmemesi sebebiyle müvekkilinin fiyat artışından kaynaklı zararına karşılık şimdilik 20.0000TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; talebin zamanaşımına uğradığını, taraflar aracında sözleşme ilişkisi bulunmadığını, davacı tarafından sipariş formunun dahi ortaya konulamadığını, zira davacının müvekkilinden iddia ettiği şekilde siparişinin de olmadığını, şirket kayıtlarında böyle bir sipariş görünmediğini, tacir olan davacının Whatsapp yolu ile 925.000,00 TL'lik sipariş vermesinin de kabul edilemeyeceğini, davacının yaptığı ödemelerin müvekkili şirket tarafından kur farkı ile ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının öncelikle davalı ile aralarında bir sözleşme ilişkisi bulunduğu ispat etmesi gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 200. maddesine göre bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamayacağı, davacı tarafından yazılı bir sözleşme sunulmadığı, davalının araçları teslim edeceğine yönelik taahhüt altında girdiğine ilişkin belge bulunmadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı, sözleşme ilişkisinin kurulması hususunda icap ve kabul değerlendirildiğinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 5. maddesinde hazır olmayanlar arasındaki öneri (icap) düzenlenmiş olup, kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar denildiği, yine icaba karşılık örtülü kabule ilişkin TBK'nın 6. maddesi gereğince "Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır." düzenlemesinin bulunduğu, kabulün karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir irade beyanı olduğu ve Kanunun saklı tuttuğu haller hariç yöneltilmeyen irade beyanının sonuç doğurmayacağı, somut olayda taraflar arasında araç satışına yönelik ilişki kurulduğu iddia edilmiş olup, araç satışlarında serbest piyasa dinamiğinin bulunduğu, davalının ilan edilmiş icap niteliğinde araç fiyat listesinin bulunduğunun iddia ve ispat edilmediği, bahsi geçen işlemin bedeli taraflar arasında pazarlık usulü ile kararlaştırılan araç satışına ilişkin olduğu ve davacı tarafça gönderilen kapora bedelinin icap niteliğinde olduğu görülmekle davalının davacının icabına karşılık açık kabulünün olması gerekeceği, bu kapsamda örtülü kabul hükmünün uygulanamayacağı, sözleşme ilişkisinin mevzuat kapsamında da kurulamadığının kabul edildiği, HMK'nın 202. maddesi kapsamında senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceği, davacı tarafça sözleşme ilişkisini ispatı amacıyla Whatsapp yazışmalarının ibraz edildiği, dosya arasına alınan Ticaret Sicil Gazetesi örneğinde davalı şirket yetkilisinin yazışmaları yaptığı iddia edilen .... olmadığı, kaldı ki yazışmaların yapıldığı telefon numarasını gösterir kişi kaydının dosyaya sunulmadığı, dolayısıyla davalı şirket yetkilisi ile yapılan bir görüşmenin bulunmadığı, şu halde yazışmaların delil başlangıcı niteliğinde olmadığı ve tanık delilinin hükme esas alınamayacağı, davacı tarafça taraflar arasındaki satım sözleşmesi ilişkisinin ispat edilemediği, bu nedenle davacının TBK'nın 117. vd. maddeleri kapsamında seçimlik hakları kullanamayacağı, ödenen kapora bedelinin faizi ile iade edilmiş olması karşısında dava dilekçesinde belirtilen sözleşmeden dönme ile gerçekleştiği iddia edilen zarar kalemlerinin tespitinin yapılmasına gerek görülmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11.03.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Somut olayda, dosyaya delil olarak sunulan watsap yazışmalarından anlaşıldığı üzere, davacı şirketin davalı şirket ... bayisinin ... ... Satış Müdürü .... ile 20 Eylül 2021 tarihinden itibaren çeşitli tarihlerde ve çok sayıdaki watsap yazışmalarının olduğu, bu yazışmaların satın alınacak araç ve bedellerine ilişkin olduğu, sürekli araçların ne zaman teslim olacağına dair görüşmelerin yapıldığı, araçlar için nakit kapora alınmasına dair yazışmaların bulunduğu, bu şekilde yapılan yazışmaların 15 Mart 2022 tarihine kadar sürdüğü, 31.12.2021 tarihinde davacı tarafından davalının hesabına 350.000,00 TL gönderildiği, bilahare davalının bu yazışmalar sonrası 04.04.2022 tarihinde davacının hesabına araç kapora iadesi açıklamasıyla 350.000,00 TL, yine aynı tarihli 50.000,00 TL’nin iade edildiği, ayrıca 04.04.2022 tarihinde 34.800,00 TL ve 50.000,00 TL iki ayrı kur farkı ödemesinin yapıldığı dosya kapsamından anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki yazışmaların içeriği ve tarihleri paranın yatırılma ve iadesi tarihleri birlikte değerlendirildiğinde yerel mahkemenin taraflar arasındaki ilişkinin ispat edilemediği yönündeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun Onama yönündeki düşüncesine katılmamaktayız.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2023/6918 E., 2024/9323 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
geçerliliğinden söz edilemeyeceğini kanıtlamakta olduğunu, kaldı ki raporda bu durumun, aynı zamanda davalı yayıncının "satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır." şeklindeki TBK'nun 492/1 hükmüne de aykırı olduğunun belirtildiğini, yine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (5846 sayılı Kanun) Cayma Hakkı’nı düzenleyen 58 u
11. Hukuk Dairesi 2023/6918 E. , 2024/9323 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/42 Esas, 2023/1522 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/193 E., 2021/67 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı yazar ile davalı yayıncı arasında 27.04.2010 tarihinde akdedilen ve davacının "40’ında 40 Kadın" adlı edebiyat eseri niteliğindeki kitabının basılmasına ilişkin üç yıllık sözleşme süresinde taraflardan biri süresi içerisinde bildirimde bulunmadığı için 27.04.2014 tarihine kadar uzadığını, ancak sözleşme süresi sona erdikten sonra, davalı yayıncının, 1741 adet davaya konu kitabı satışını durdurarak, depoya kaldırdığını, hatta davalı yayınevinin, bu esnada kapatıldığını, bu hususun web üzerindeki kitap satış sitelerinde beyan edilmiş olduğunu, müvekkilinin Beyoğlu 28. Noterliğinin 28 Nisan 2015 tarih ve 07690 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile kitapları talep ettiğini, ancak müvekkiline kitapların verilmediğini, davalının davaya konu kitabını kötü niyetli bir biçimde deposunda stok olarak tutmaya devam ettiğini, epey zaman sonra, davacı yazarın başka bir yayınevinden "40’ında 40 Kadın" eserini piyasaya sürdüğünde ise, davaya konu kitabına e-kitap formatını haksız ve izinsiz olarak dijital olarak satışa sunduğunu, ancak elindeki stokları eritmediğini, bu nedenle sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu ve böylelikle zarara uğradığı iddiası ile davacı aleyhine İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı dosyası üzerinden yargı yoluna başvurmuş olduğunu, ancak, İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı davasında, dosyaya sunulu, henüz savunma ve keşif yapılmadan önce düzenlenmiş olan 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda taraflar arasındaki sözleşmenin süresi geçtiği halde, kitabın satışının bitmemiş olmasının iyi tanıtım ve pazarlama eksiğinden olabileceğini, satışa sunulan kitaplar nedeni ile aradan yıllar geçse de kitabın cüzi bir miktar davacının elinde olabileceği, bunun da stokta kitaplar var anlamına gelmeyeceği, yayıncının iddialarının değerlendirilmesi için yayıncı şirketin ne kadar bandrol aldığı ile stoklarında davaya konu kitaptan ne kadar bulunduğunun tespiti gerektiği saptamasında bulunduğunu, bunun üzerine, yine İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı dosyası kapsamında, davalı yayıncı şirketin Samandıra’da bulunan tesislerinde 07.06.2018 tarihinde yapılan Keşif sonrasında düzenlenen 12.06.2018 tarihli bilirkişi ek raporunda belirtildiği üzere, davacı yazarın "40’ında 40 Kadın" adlı toplam 1780 adet kitabı, davalı yayıncının Şamandıra'daki tesisi içindeki (başka bir bölümde olan ) depoda 20’li paketler halinde istif edilmiş halde bulunmuş olduğunu, bu durumda, yukarıda belirtilen bilirkişi ek raporunda da açıkça tespit edildiği üzere Samandıra’da bir depoda paketi açılmamış bir biçimde tutulan ve dava dilekçesi ekinde sundukları görseller ile kanıtlandığı üzere kapatılmış olan yayınevi tarafından satış dışı bırakılan davaya konu kitapların satılmamasının davacının kendi kusurlarından kaynaklanmış olup, yerleşik içtihatlar doğrultusunda hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağını, bu nedenlerle, taraflar arasındaki "40’ında 40 kadın" adlı kitaba ilişkin 27.04.2010 tarihli sözleşmenin geçerliliğinden de söz edilemeyeceğini, nitekim İstanbul 2. FSHHM’nin 22018/80 E. sayılı dosyasına celp edilen Telif Haklan Genel Müdürlüğü'nün dava dışı A7 şirketinin davaya konu kitap için aldığı bandrol belgelerinde de kitabın piyasaya sürülür sürülmez, bir ay içerisinde 2 (iki) baskı yaptığı görülmekte olup, eğer davalı yayınevinin davaya konu kitabı satış mahallinde tutsa idi, satılarak tükenmiş olacağının tartışmasız olduğunu, yine, İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/80 E. sayılı dosyasındaki 02.11.2018 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında, davalının (işbu davanın davacısı yazarın) yeni yayıncı ile sözleşme imzalanmasının davacının (işbu davada davalı yayıncı) iddia ettiği şekliyle taraflar arasındaki sözleşmenin ihlali anlamına gelmeyeceğinin tespit edilmiş olduğunu, yine, aynı raporda, 7,5 yılda stokta tutulan kitabın satılmamasının sektörel uygulama ile uyuşmadığı, yayıncının reklam, tanıtım ve satış faaliyetini gerçekleştirmiş olsa idi, kitapların satılıp bitmiş olacağı ile yayıncının defter incelemesi sonucu 2014 yılından beri kitapları bir depoda tuttuğu ve kitapların satışın web sitesi üzerinden online dahi yapmadığının anlaşıldığını, depoda bulunan kitapların yayınevi için maliyet olacağı, buna rağmen yayıncının bu kitapları online dahi satmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, nitekim yazarın yayıncıya keşide ettiği Beyoğlu 28. Noterliğinin 28 Nisan 2015 tarih ve 07690 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile stokta tutulan satış ve dağıtımı yapılmayan kitapların tarafına iadesini talep etmiş olduğunun da saptandığını, bu durumun dahi sözleşme hükümlerinin geçerliliğinden söz edilemeyeceğini kanıtlamakta olduğunu, kaldı ki raporda bu durumun, aynı zamanda davalı yayıncının "satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır." şeklindeki TBK'nun 492/1 hükmüne de aykırı olduğunun belirtildiğini, yine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (5846 sayılı Kanun) Cayma Hakkı’nı düzenleyen 58 uncu maddesi ile 59 uncu maddesi dikkate alındığında, artık davalının davaya konu eser üzerinde hakkı bulunduğundan söz edilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle, öncelikle işbu davanın bağlantılı olduğu İstanbul 2. FSHHM’nin 2018/ 80 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesi ile taraflar arasındaki, davacının "40’nda 40 Kadın" adlı eserine ilişkin 27.04.2010 tarihli sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti ile davalının davacıya ait "40’ında 40 Kadın" adlı eserin e-kitap formatında web üzerinden satışının durdurulup önlenmesine karar verilmesini talep istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı yazarın öncelikle noter vasıtasıyla sözleşmedeki hakların kullanılması için müvekkili yayıncıya uygun bir süre vermesinin gerektiğini, verilen süre içerisinde hakların kullanılması gerçekleşmez ise, yani süre neticesiz geçerse, noter vasıtasıyla yapılacak bir diğer bildirim ile caymanın gerçekleşmiş olacağını, anılan madde hükmü gereği, cayma işlemine karşı ikinci bildirimin tebliğ tarihinden itibaren 4 haftalık bir süre içerisinde dava ile itiraz yolu açık tutulmuş olduğunu, davacının müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 28.04.2015 tarihli ihtarname ile basılı kitapların iadesini talep etme gibi bir uygulama yine ilgili mevzuat sınırlan içerisinde kalındığı sürece söz konusu olmaması gerektiğini, zaten 21.05.2015 tarihli cevabi ihtarnamelerinde de, kitapların iadesi talebinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin, elinde bulunan nüshaların fikri mülkiyet hukuku uyarınca mali hak sahibi olduğu ve ayrıca eserlerin eşya mülkiyetinin sahibi olduğu da belirtilmek suretiyle, eser nüshalarının rayiç bedeli karşılığında iadesinin yapılabileceğinin ifade edilmiş olduğunu, kanun kendisine böyle bir hak tanımasına rağmen davacı tarafın yanlış bir hukuki yol tercih ederek, öncelikle kitap nüshalarının iadesini talep ettiğin, huzurdaki dava ile de bu kez sözleşmenin hükümsüzlüğünü talep etmiş olduğunu, oysa davacının, münasip bir zaman içinde hak ve salahiyetlerden gereği gibi faydalanmadığını ve bu yüzden menfaatleri esaslı surette ihlal edildiğini iddia ediyor ise FSEK'nun 58 inci maddesinde açıklanan usulü yerine getirmek kaydıyla sözleşmeyi feshetme yoluna gidebileceğini, 2018/80 E. sayılı dosyasında da ifade ettikleri üzere, davacı ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmenin 10 uncu maddesinde, sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, yayınevi sıfatıyla müvekkili şirketin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde bulunan mevcut eserleri tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkına sahip olduğunun kararlaştırılmış olduğunu, devamla eser sahibi sıfatıyla davalının sözleşme süresinin hitamında yayınevinden ayrılması durumunda eserin yayınevi elinde kalan adedi bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılmayacağı hususunun davalı tarafından kabul edilmiş olduğunu, tarafların ortak iradesi ile imzalanan sözleşmede, sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, yayınevinin yeni baskı yapmamak şartı ile elinde bulunan mevcut eserleri, tükeninceye kadar piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkında sahip olduğu kararlaştırılmış olduğunu, müvekkili şirketin mali haklarının kapsamının bu şekilde taraflarca kararlaştırılmış olduğunu, ilaveten, davacının sözleşme süresinin sonunda yayınevinden ayrılması durumunda dahi, eseri yayınevinde kalan ve satılmayan kitaplar bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılamayacağı, bizzat davacı tarafından kabul ve imza edilmiş olduğunu, müvekkili şirketin sözleşmede kararlaştırıldığı gibi sözleşme süresinin hitamından sonra yeni baskı yapmamasına, elinde kalan kitapları da piyasaya arz etme ve satışta tutma hakkı olmasına ve davacının, müvekkil şirket uhdesindeki tüm kitapları bitene, yani satılana kadar başka bir yayınevi ile anlaşarak kitabın basımının yapılamayacağı taahhüdün vermiş olmasına rağmen, davacı taraf A7 Yayınevi ile anlaşarak "Kırkında Kırk Kadın" isimli kitabın yeniden basımının yapılmasına sebebiyet vermiş olduğunu, davacı tarafın bu tutumuyla açıkça sözleşmeye aykırı davranmış olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki 27.04.2010 tarihli sözleşmenin 10 uncu maddesinin “bu sözleşme 27.04.2010 tarihinde akdedilmiş olup imza tarihi itibariyle yürüdüğe girmiştir. Sözleşme, “eserin teslimini takip eden 3 yılın hitamına kadar yürüdükte kalacaktır. Sözleşme sonuna 1 ay kala iki taraftan biri yazılı olarak fesih talebinde bulunmazsa sözleşme kendiliğinden 1 yıl daha uzamış olur. Sözleşme süresinin hitamından sonra dahi, “Yayınevi” yeni baskı yapmamak şadı ile elinde mevcut eserleri tükeninceye kadar piyasaya arz etme satışta tutma hakkına sahiptir. Eser sahibi sözleşme süresinin hitamında Yayınevinden aynlacak olursa Eserin yayınevindeki stoku bitene kadar bir başka yerde eserin yeni basımının yapılmayacağını kabul etmiştir” şeklinde kararlaştırıldığı, taraflar arasında imzalanan sözleşme süresinin sona erdiği tarihin 27.4.2013 olduğu, taraflar bu sürenin bitiminden önce sözleşmeyi feshetmediğinden sözleşmenin sona ereceği tarih 27.4.2014 olduğu, Mahkemenin 2018/80 E. sayılı dosyasında mübrez 12.6.2018 tarihli ek rapora göre davalı taraf 3000 adet olan kitabın baskısında yaklaşık 7,5 yılda ancak yaklaşık 1250 adedini satabildiği, 3000 adet kitabın 7,5 yılda satılamaması dikkate alındığında bu durumun sektörel uygulama ile uyuşmadığı bilirkişilerce tespit edildiği, sözleşmenin imzalandığı tarihten yeni yayınevi ile olan sözleşme çerçevesinde alınan bandrol tarihi olan 03.10.2017 tarihine kadar yaklaşık 7,5 yılda davalının stokta kitapların olmasını gerekçe göstererek yeni sözleşme yapmasını engellemesinin eser sahibinin eserinden beklenen faydayı eser sahibi aleyhine daraltan davalı lehine ise genişleten bir durum olduğu, zira sektörel olarak davalı taraf 7,5 yılda uygun reklam, dağıtım ve satış faaliyetini gerçekleştirmiş olsaydı davaya konu kitabın türü ve niteliği dikkate alarak tüm kitapları bitirebileceği, yine mahkemenin 2018/80 E. sayılı dosyasında davalı yayıncının defter incelemesi sonucu 2014 yılından beri kitabı basmadığı ve kitapları bir depoda tuttuğu, kitapların satışını internet sitesinde dahi online olarak yapmadığının da anlaşıldığı, durum bu iken depoda bulunan kitapların bir yayınevi için maliyet olacağı ve buna rağmen yayıncının bu kitapları online dahi satmaması hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, nitekim davalı tarafın davacıya bu hususla ilgili olarak 28 Nisan 2015 tarihli ihtarnameyi göndererek satış ve dağıtımın yeterli olmaması nedeniyle stoktaki kitapların iadesini talep ettiği ancak dosyada davalının bu ihtara verdiği bir cevabın bulunmadığı, bu çerçevede davalının 7,5 yılda 300 adet kitabın satışını bitirememesinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 492/1’de yer alan, “yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik yapmaksızın uygun biçimde çoğaltmakla yükümlüdür, ayrıca, satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır” şeklinde hükme aykırı olduğu kanaatine varıldığı, sözleşmenin 11 inci maddesi ve 6098 sayılı Kanun'un 490 hükmü gereğince davacının stoklar bitinceye kadar kitabının yeni basısı için başka yayınevi ile anlaşma yapamayacağı şeklindeki yükümlülüğünün, sektörel olarak davalı tarafça 7,5 yılda uygun reklam, dağıtım ve satış faaliyetini gerçekleştirmiş olsaydı davaya konu kitabın türü ve niteliği dikkate alarak tüm kitapları bitirmiş olacağı dikkate alındığında artık davacıdan beklenmesinin hakkaniyete uygun düşmeyeceği, diğer taraftan taraflar arasındaki sözleşmede edimler arasında aşırı dengesizliğin söz konusu olup olmadığı hususunda da; taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alındığında sözleşmede telif ücretinin %12 olarak kararlaştırılmasının sektörel teamül çerçevesinde piyasa uygulamasına uygun olduğu, sözleşmenin süresinin de uzun olmadığı makul süre sayılabileceği, genel olarak değerlendirildiğinde sözleşmedeki edimler arasında aşırı bir dengesizliğin bulunmadığı, ayrıca sözleşme hükümleri incelendiğinde davaya konu kitabın e-kitap şeklinde de basımına ilişkin davalıya herhangi bir hak devrinin yapılmadığı, yayım sözleşmelerinde e-kitap şeklinde basım hakları da devralınmak istiyorsa açıkça e-kitap olarak da hakkın devralındığının sözleşmede açıkça belirtilmesi gerektiği, bu çerçevede davalının davaya konu kitabın e-kitap şeklinde yayımını yapmasının sözleşme hükümleri çerçevesinde söz konusu olmadığı, dosya kapsamı, denetime elverişli bilirkişi raporu, Mahkememizin 2018/80 E., 2019/490 K. sayılı dosyası bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda, davacının "40'ında 40 Kadın" adlı eserine ilişkin 27.04.2010 tarihli sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine, mezkur eserin davalı tarafından e-kitap formatında web üzerinden satışının önlenmesine, durdurulmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının "40'ında 40 Kadın" adlı eserine ilişkin 27.04.2010 tarihli sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespitine, mezkur eserin davalı tarafından e-kitap formatında web üzerinden satışının önlenmesine, durdurulmasına karar verilmiş, karar davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilince mahkemenin gerekçeli kararında, davacı tarafından kendilerine gönderilen ihtarnameye cevap verilmediği yazılmışsa da; davacının müvekkili şirkete keşide etmiş olduğu 28.04.2015 tarihli ihtarname ile basılı kitapların iadesini talep ettiği ihtarnameye 21.05.2015 tarihli cevabi ihtarnameleriyle, kitapların iadesi talebinin kabulünün mümkün olmadığının bildirildiğini, cevabi ihtarnamenin 19.11.2018 tarihli dilekçelerinin ekinde dosyaya sunulduğu iddia edilmişse de, dosya içinde davalı tarafça sunulan 19.11.2018 tarihli bir dilekçe ve cevabi ihtarnamenin mevcut olmadığı, esasen davanın 27.06.2019 tarihinde açıldığı, davalının delil listesinde de bu ihtarnamenin yer almadığı, davacının sözleşmeden cayma hakkını 5846 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde belirtilen prosedüre göre kullanabileceğini, sözleşmenin hükümsüzlüğü için dava açamayacağını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da; taraflar asında imzalanan sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle 27.04.2014 tarihinde sona erdiği, bu nedenle davacının 5846 sayılı Kanun’un 58 inci maddesi uyarınca cayma hakkını kullanmasına gerek kalmadığı, davalı tarafından bir kısım kitapların kötüniyetli olarak satışa sunulmayarak davalının deposunda bekletilmesi nedeniyle davacının sözleşme sona erdikten sonra davalı yayınevinin elinde kalan kitaplar tükeninceye kadar başka bir yayınevi aracılığıyla kitabın basımını yapamayacağına dair sözleşme hükmünün uygulanamayacağının tespiti için dava açtığı, dava dilekçesinin hukuki nitelendirilmesinin mahkeme hakimine ait olduğu, ilk derece Mahkemesince de dava dilekçesindeki talep hukuki olarak doğru şekilde nitelendirildiğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin de yerinde görülmediği, davalı vekili müvekkilinin deposunda bulunan kitapların talep görmemesi nedeniyle satılamadığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, gerek bu davada, gerekse tarafları aynı olan ve aynı sözleşmeden kaynaklanan İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/80 E. sayılı davasında alınan bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, davacının eserinin A7 Yayınevi tarafından kısa sürede iki baskı yapacak kadar talep gördüğü, davalının deposunda tuttuğu kitapların satışı için çaba gösterdiğine, faaliyette bulunduğuna dair bir delil ve belge sunamadığı, bu şekilde 6098 sayılı Kanun’un 492/1. maddesi uyarınca "satışın arttırılması için gerekli tanıtım ve dağıtım yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak zorundadır." şeklindeki yükümlülüğüne aykırı davrandığı, kötüniyetle hareket ettiği kanaatine varıldığı, davalının sözleşmenin 10 uncu maddesinde yer alan elindeki kitaplar tükeninceye kadar eser sahibinin başka bir yerde eserin baskısını yapamayacağına dair hakkını kötüniyetli olarak kullanmaya çalıştığı, bu nedenle hukuk düzeni tarafından korunamayacağı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin de kabul edilmediği, davalı vekilinin sözleşme ile müvekkiline eserin tam hak devri yapıldığı, bu nedenle e-kitap olarak da satışını yapabileceğine dair istinaf talebiyle ilgili yapılan incelemede; tarafalar arasında imzalanan sözleşme incelendiğinde, her ne kadar 3 üncü maddesinde ve 5 inci maddesinde esere ilişkin mali haklar tam ruhsatının tüm dünya sınırları dahilinde sadece Türkçe olarak davalı yayınevine verildiği yazılmışsa da, sözleşmenin e-kitap olarak yayını ve satışını da kapsadığına dair bir açıklık bulunmadığı, açıkça sözleşmede yazılmayan bu hakkın davalı yayınevi tarafından kullanılamayacağı, kaldı ki sözleşme süresinin de sona erdiği, bu nedenle ilk derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti, davacıya ait eserin e-kitap olarak web üzerinden satışının önlenmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 490 ve 492 nci maddeleri, 5846 sayılı Kanun'un 58 ve 59 uncu maddeleri.
3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 24.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/363 E., 2024/4353 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Uyuşmazlık, eser üzerindeki hak sahipliğine dayalı, mali hak devrine ilişkin sözleşmenin geçersizliğinin tespiti ve tazminat ile bunun kabul görmemesi halinde sözleşme hükümleri ve TBK hükümleri dikkate alınarak sonradan yapılan baskılardan kaynaklı telif ücreti alacağının tespiti ve 5846 sayılı Kanun'un 68 inci maddesi kapsamında tazminat istemine ilişkindir.
11. Hukuk Dairesi 2023/363 E. , 2024/4353 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2142 Esas, 2022/1858 Karar
HÜKÜM : Kararın kaldırılması
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/579 E., 2020/46 K.
Taraflar arasındaki fikir ve sanat eserliği sahipliğinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin çizer olarak faaliyet gösterdiğini, davalı ...'un yazarı olduğu "... ve ... ile...." serisine ait 12 adet kitabın içeriğinin ve kapak tasarımının çizerliğini üstlendiğini, bu kitaplar ile ilgili olarak davalı ile müvekkili arasında 08.10.2012, 20.08.2013 ve 14.08.2015 tarihli Çizer Sözleşmeleri akdedildiğini, ancak bu sözleşmeler kapsamında henüz tamamlanmamış eserlerin telif mali hakları peşinen devredildiği için tüm sözleşmelerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 48 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca batıl olduğunu, müvekkiline ait telif ve mali hakların, davalı yazara devri gerçekleşmediğinden bu kitaplarla ilgili olarak müvekkilinin mali haklarının davalılar tarafından ihlal edildiğini, müvekkilinin eserlerini tamamladıktan sonra davalı yazar ile müvekkili arasında akdedilmiş herhangi bir mali hak devir sözleşmesi bulunmadığını, davalı yazar tarafından usulüne uygun olarak devralınmayan mali hakların davalı Yayınevi'ne devrinin mümkün olamayacağını, davalı Yayınevi'nin mali hakları devralmadan kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, aksi düşünülse dahi ortada anılan Kanun'un 52 nci maddesi kapsamında geçerli bir devir de bulunmadığını, sözleşmelerin tamamen veya kısmen geçersizliğinin tespiti halinde; müvekkilinin hak kazanacağı mali hak devir bedelinin hesaplanması ve anılan Kanun'un 68 inci maddesi maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca telif bedeli ödenmesine karar verilmesini, kabul etmemekle birlikte, tam/kısmi butlan iddialarının kabul görmemesi halinde yayım sözleşmesi kapsamında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yayın sözleşmesi hükümleri uyarınca ilk baskıdan sonraki baskıları kapsayacak şekilde düzenlenmediğinden ve müvekkile ödenen ücretlerin olsa olsa kitapların ilk basısını karşılayacak tutarda olduğundan sonraki baskılar için hak kazanacağı mali devir bedelinin hesaplanmasını ve 68 inci madde uyarınca 3 katına kadar cezalı telif bedeli ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... O. M. vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davaya konu seri kitapların kapak ve 12 adet kitabın içerik resimleri ve kapak tasarımı için tüm mali hakların devri kaydıyla davacı ile anlaştıklarını, 2012, 2013 ve 2015 yıllarında imzalanmış eser sözleşmeleri uyarınca, tarafların üzerine düşen edimlerini yerine getirdiklerini, çizimlere ilişkin mali hakların müvekkiline devredildiğini, kitapların sorunsuz bir şekilde 100 binin üzerinde satış rakamlarına ulaştığını, yapılan devirlerin geçerli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı Alfa Basım Yayım Dağıtım Tic. ve San. Ltd. Şti. (Alfa Basım Şirketi) vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davaya konu eserlerin 2013 yılından yayınlanmış olduğundan zaman aşımı yönünden reddedilmesi gerektiğini, müvekkili ile diğer davalı arasında 03.12.2013 ve 12.10.2015 tarihli olmak üzere iki adet “Eser Sahibi Telif Sözleşmesi" akdedildiğini, tüm eserlerin her iki sözleşmeye uygun olarak yayınlandığını, müvekkili şirketin yüzlerce yazar ile çalıştığını ve bir yıl içerisinde yüzbinlerce baskı gerçekleştirdiğini, davacı tarafın diğer davalı ile aralarında sözleşme olduğunu açıkça belirttiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu uyuşmazlıktaki davacının dayandığı, üzerinde çizer olarak davacının adının yer aldığı ... ve ... ile Hayır Diyebilirsin, ... ve ... ile Sosyal Yaşam, ... ve ... ile Yabancılar, ... ve ... ile Cinselliği Keşfediyoruz, ... ve Beri ile Vücudumuz, ... ve ... ile Korkmuyorum, ... ve ... ile Sağlıklı Besleniyorum, ... ve ... ile Müzik, ... ve ... ile Hislerimiz, ... ve ... ile Sanat, ... ve ... ile Kendimi Koruyorum, ... ve ... ile Dans isimli tüm kitaplar incelendiğinde bu kitapların çocuklara yazılmış resimli öykü mahiyetinde, her bir öykü belli üslup ve hususiyeti içeren 5846 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında dil ve yazı ile ifade olunan ilim ve edebiyat eseri olduğu, yine bu kitaplar içerisinde yer alan davaya konu çizimlerin onu yaratan kişinin kendi zihinsel fikrini çalışmaya aktarması, yapılan bu çalışmanın estetik niteliği, illüstrasyon niteliği, nedeniyle anılan Kanun'un 4 üncü maddesinin altıncı fıkrası gereğince grafik eser yani güzel sanat eseri olduğu kanaatine varıldığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı ile davalı yazar arasında imzalanan davaya konu kitapların kapağı ve içerisindeki çizimlere ilişkin sözleşmelerin anılan Kanun'un 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 52 nci maddesi gereğince geçerli olup olmadığı, bu çizimlerle ilgili mali hak devirlerinin gerçekleşmiş olup olmadığı, davacının ihlale uğrayan bir mali hakkının bulunup bulunmadığı ve tazminat talebinin yerinde olup olmadığı noktasında toplandığı, taraflar arasında imzalanan 08.10.2012, 20.08.2013 ve 14.08.2015 tarihli sözleşmenin henüz çizimler yapılmadan imzalanmış olduğundan anılan Kanun'un 43 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükümsüz olduğunun davacı tarafından iddia edildiğini, anılan maddede ''yukarıdaki fıkralarda sayılan tasarruf muameleleri henüz vücuda getirilmemiş veya tamamlanacak olan bir esere taalluk etmekte ise batıldır. Bu hükme göre, ileride meydana getirilecek veya henüz tamamlanmamış eserler üzerinde taahhüt işlemi niteliğinde sözleşme yapılabilir. Ancak bu eserler üzerinde tasarruf işlemi yapılamaz. Aksi takdirde batıl olur. Bu halde, meydana getirilecek eser üzerindeki taahhüt işleminin konusu, eser üzerindeki mali hakların veya kullanma ruhsatının, mali haklar doğduğu anda karşı tarafa devredilmesidir.'' davaya konu uyuşmazlık dikkate alındığında davacı ile davalı yazar arasındaki sözleşme anılan Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrası anlamında tasarruf işlemine dair olmayıp taahhüt işlemine dair olmakla geçerli olduğu, davacının sözleşmeler gereğince taahhütlerini yerine getirip çizimleri teslim etmekle tasarruf işleminin de yerine geldiği sonucuna varıldığı, ancak davacının yapmış olduğu çizimlerin bir çocuk kitabına ait olduğu, çocuk kitaplarında çizim ve resimlerin metni destekleyen en önemli unsur olduğu, bu çizim ve resimler olmadan bir çocuğun kitaptan etkilenmesi, kitaba merak duyması ve kitapla ilgilenmesinin pek mümkün olmadığı görüşüne ulaşıldığı, bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin hükümlerinden her ne kadar ortada bir eser için sipariş sözleşmesi olduğu, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği düşünülebilirse de bir çocuk kitabını resimleyen bir kişinin bu kitabın yayımlanacağını ön planda tuttuğu ve sözleşmedeki gerçek amaç ve niyetinin yayım olduğu bunun aksinin ise sözleşmedeki diğer edimler ve özellikle ücret ediminin tüm yayınları kapsayacak nitelik ve miktarda olmasını gerektirdiği, ücret edimi tüm çizimleri kapsayacak miktar olarak düşük kaldığı, o halde bu ücretin yayım sözleşmesine ilişkin 6098 sayılı Kanun'un m.491/1, m.496/3 hükümlerinin kıyasen uygulanması sonucu ilk baskı için olduğu kabul edilmesi gerektiği, bu sebeplerle davacının ilk baskıdaki gibi aldığı telif ücreti ve oranının sonraki baskılarda da geçerli olduğu ve bilir kişilerce yapılan telif ücreti alacağı hesabının doğru olduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, dava terditli olarak açıldığından sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi yönündeki talebin reddine, davacının ve davalı arasındaki sözleşmelerin mali hak devrinin tesis ettiği ancak baskı adedi belirlenmediğinden sözleşmelerin ilk baskıya yönelik olduğunun kabulüne, dava terditli olarak açıldığından sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi yönündeki talebin reddine, davacının ve davalı arasındaki sözleşmelerin mali hak devrinin tesis ettiği ancak baskı adedi belirlenmediğinden sözleşmelerin ilk baskıya yönelik olduğunun kabulüne, ilk baskıdan sonraki baskılar için davacının 36.000,00 TL telif bedeli hak kazandığının tespitine, ancak sözlü yargılamaya geçildikten sonra bedel artırılmasının mümkün olmadığından dava dilekçesinde talep edilen 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair taleplerin reddine, davacı tarafından yapılan 2.250,00 TL bilirkişi ücreti, 421,20 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.671,20 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesap edilen 1.780,80 TL ile 113,09 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 1.893,89 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen alacak miktarı yönünden AAÜT'sine göre tespit olunan 4.910,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen talepleri yönünden AAÜT'sine göre tespit olunan 4.910,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin ek bilirkişi incelemesi talebini reddettikten sonra davanın değerinin artıldığını, mahkemenin davacıya süre vermeden sözlü yargılamaya geçip dava değerini artırma hakkını elinden almasının mümkün olmadığını, yeni bilirkişi incelemesi talebinin reddedildiği 05.12.2019 tarihli celsede talebin reddedilerek sözlü yargılamaya geçildiğini, 11.12.2019 tarihinde harç yatırılarak değerin artılrıldığını HMK 107/2 md.'de bunu yasaklayan bir hüküm olmadığı gibi mahkemenin hem değer artışını dikkate almadan harcın da iadesine karar vermemesinin hatalı olduğunu, HMK değişiklik tasarısında dava değerinin artırılması hususunda özel bir hüküm de olduğunu, bilirkişi raporuna esaslı itirazların karşılanmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, davada sözleşmelerin taahhüt sözleşmesi değil de tasarruf sözleşmesi olarak düzenlendiğinin sabit olduğunu, bu durumun yorumla değiştirilemeyeceğini, sözleşmede yer alan teslim tarihlerinin de sözleşme tarihinden sonra olduğunu, FSEK 48 inci madde gereğince geçerli bir hak devri olabilmesi için "öncelikle ortada meydana getirilmiş bir eser olması gerektiğini", mevcut olmayan bir eser söz konusu ise mali hak devir taahhüdü düzenlenebileceğini, Hakimin yorum yolu ile Kanun'un açık hükmünü ortadan kaldıramayacağını, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, usulüne uygun olarak devralınmayan mali hakların davalı yayınevinde devrinin de mümkün olmadığını, FSEK 54 md. dikkate alınması gerektiğini, Taahhüt sözleşmesinin eserlerin teslimi ile tasarruf sözleşmesin dönüştüğü şeklindeki yorumunun telif hukuk dışı bir yorum olduğunu, FSEK 52 md. gereğince tüm sözleşmelerin yazılı olması gerektiğini, çizer sözleşmelerinde " tüm telif hakkı" "tüm mali haklar" gibi ibareler kullanıldığını bu yönde de sakat olduğun devre muvafakat edilen mali hak olmadığını, rapordaki eksikliklerin dikkate alınmadığını, çizer sözleşmelerinin geçerli olduğu varsayımında dahi sözleşmenin kaç baskı ile sınırlı olduğu belirtilmediğinden müvekkiline ödenen ücretin ilk baskı ile sınırlı olduğu ve sonraki baskılar için telif ücretine hak kazandığı şeklindeki yorumun doğru olduğunu, mahkemenin bu tespitine katıldıklarını, çizer sözleşmelerinin TBK 487 md. gereğince yayın sözleşmesi niteliğinde olduğunu bilirkişi heyeti üyelerinden Engin Erdil'in kitabındaki görüşlerine ters bir rapora imza attığını, Rapordaki hesaplamanın hatalı olduğunu, tazminat hesabının "(baskı adedi x net satış fiyatı) x rayiç nisbi teklif oranı" üzerinden yapılması gerekirken; baskı sayısı x 1 baskıya ait sabit bedel üzerinden hesaplama yapılmasının yerinde olmadığını, sözleşmelerde sonraki basılar için ücret belirlenmediğini, piyasadaki rayiç çizer telif ücreti üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, kitaplar 100.000,00 TL'den fazla satmışken bu gelirden müvekkilinin piyasa rayiç bedeli üzerinden yararlandırılmamasının hatalı olduğunu, yeni bir bilirkişi raporu alınmadan itirazlar giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşmelerin tarafların özgür iradesi ile akdedildiğini, içerik olarak 04.10.2012 tarihli sözleşme ile ücretlendirme usulü dışında aynı olduklarını, davacının tüm yayın sürecine dahil edildiğini, baskı sayılarının 2018'de sosyal medya ada duyurulduğunu, mali hak devrinin geçerli olduğunu, tüm hakların tek tek yazılı olduğunu, sözleşmeye konu çizimlerin imza tarihinden önce müvekkil ile paylaşıdlığını, ya da büyük kısmının tamamlandığını, bir an için vücuda getirilmediği düşünüldüğünde ise FSEK 50/1 md. uyarınca devir taahhüdü olarak değerlendirileceğini, davacının çizimleri teslim ettiğini, ödemeleri kabul ettiğini, tasarruf işlemi de gerçekleştirdiğini, davacının hiçbir itiraz ileri sürmediğini, yayım sözleşmesi değil eser (istisna) sözleşmesi olduğunu, mahkemenin yayım sözleşmesi olduğuna ilişkin gerekçesinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararında eser için sipariş olduğunu açıkça tespit ettiğini, müvekkilinin yayımcı olmadığını, mali hakların süre sayı yer sınırı olmaksızın devredildiğini, davanın kötü niyetli olarak ikame dildiğini, davacının tazminat hakkı olmadığını, davacı ile tam 6 sözleşme imzalandığını, bası adetlerinden haberdar olmasına rağmen talepte bulunmadığını, geçerli bir devir olduğu için tazminat koşulları oluşmadığını, mahkemenin müvekkil aleyhine hükmettiği telif bedelinin hukuka uygun olmadığını, TMK madde 1'deki yetkinin aşıldığını, davanın FSEK 68 md.'ne dayalı oalrak açıldığı, gerekçe belirtilmeden çizerin amacının çizimlerin yayımlanmasının saiki olduğundan bahisle yayım sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş ise de BK 491/1, 496/3 hükümlerinin kıyasen uygulanması gerektiği kanaatine varılmış ise de kararın bu yönü ile de çeliştiğini, yayım sözleşmesi olduğu düşünülürse uygulanacak hükmün TBK 501 md olduğunu ve madde gereğince bu durumda sözleşme konusu mali hakların yayımcıya ait olduğunu, sözleşme bedellerinin hukuka uygun olduğunu, davalının kitapların satıp satmayacağı rizikosunu taşımak istemediğini ve maktu bedel karşılığı devri kabul ettiğini, karara esas alınan raporda 36.000,00 TL'nin hangi tarihler ve usullere göre belirlendiğinin anlaşılamadığını, rayiç bedel de sunulmadığını, mahkemenin "hakkaniyet" gerekçesinin de hatalı olduğunu, maktu ücret karşılığı devir iradesinin açık olduğunu, mahkemenin sözleşme bedelinin ilk bası için olduğu şeklindeki kabulünün davacının iradesinden farklı olduğunu, davacının iddialarının çeliştiğini, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere davanın reddi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı Alfa Basım Yayım ..Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle; raporda davacının telif bedelinin yerinde olmadığı, sözleşmelerin geçerli olduğuna ilişkin tespitlere katıldıklarını, mahkemenin aksi yöndeki kararının yerinde olmadığını, mahkemenin sözleşmelerin mali hak devrinin tesis ettiği ancak baskı adedi belirlenmediğinden sözleşmelerin ilk baskıya yönelik olduğunun kabulü gerektiği şeklindeki gerekçesinin hatalı olduğunu, sözleşmede 2 nci maddede çoğaltma ve yayma hakkının sayı, süre yer sınırı olmadan kullanımı ve tasarrufta bulunma hakkı tanındığını, eserlerin basımının da sözleşemeler uygun şekilde gerçekleştirildiğini, eserlerin 2013 yılında yayımlandığını, zamanaşımının dolduğunu, mahkemenin gerekçeli kararda 4 ve 5 inci maddede davacı lehine 2 ayrı vekâlet ücretine hükmetmesinin hatalı olduğunu, davalılar yararına da bir defa vekâlet ücreti tesis etmek gerekirken davacı lehine 2 vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davalı vekili Av. ... yazılmış ise de Av. ...'nın davacı vekili olduğunu, müvekkilinin yazar ... ile 03.12.2013 ve 12.102.015 Tarihleri arasında iki adet "eser telif sözleşmesi " akdettiğini, eserlerin bu sözleşmelere göre yayınlandığını, davacının davalı yazar ile arasında sözleşmeler olduğunu ikrar ettiğini mahkemenin de sözleşmelerin geçerli olduğunu kabul ettiğini, baskılar hukuka uygun olduğundan davanın reddi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin anılan 2 nci maddesinde "süre, yer ve sayı bakımından bir sınırlama olmaksızın" şeklinde belirtilmiş ise de sözleşmeye konu eserler teslim edilmiş, sözleşmeye konu bedel ödenmiş olup sözleşmelerin içeriği incelendiğinde; sözleşmelerin "mali hakların devri sözleşmesi" niteliğinde olduğu ve sözleşmelerin 2 nci maddesinde devredilen hakların tek tek sayıldığı dikkate alınarak geçerli olduğunun kabulü gereklidir. Bununla birlikte sözleşmede baskı sayısı belirtilmemiş ise de kitapların birden fazla baskı yaptığı dikkate alındığında mahkemenin TBK 491/1.md., m.496/3.md. hükümlerinin kıyasen uygulanması sonucu sözleşmedeki bedelin; ilk baskı için olduğu kabul edilerek sonraki baskılar için davacının ücret talep edebileceğine ilişkin kabulünün yerinde olduğu, davacı ile davalı arasında sözleşme mevcut olup 1. baskıdan sonraki baskılar için maddi tazminatın FSEK 68 inci md. gereğince belirlenmesi gerektiği, bu durumda bilirkişi raporunda rayiç değer araştırması yapılmamasının yerinde olduğu, keza baskı sayısına göre hesaplama yapılmasında da usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı, ilk derece mahkemesinin karar duruşmasından bir önceki duruşmada 6100 sayılı HMK'nun 184 üncü maddesi uyarınca tahkikatın bitirildiğinin taraf vekillerine bildirildiği, tahkikatın tümüne yönelik diyecekleri sorulduğunda tahkikatın tümüne yönelik aşamalardaki beyanlarımızı tekrarladıklarının yer aldığı, davacı tarafın ıslah için süre talep etmediği, mahkemenin HMK 186 md. gereğince sözlü yargılama için yeni duruşma günü tesis ettiği görülmekle HMK 177/1 md. gereğince bu aşamadan sonra ıslahın mümkün olmadığı, keza Dairece tahkikat işlemi yapılmadığından ıslah talebinin Dairemizce de değerlendirilmesi mümkün olmadığı dikkate alındığında davacı vekilinin bu husustaki istinaf isteminin reddi gerektiği, mali hakların ihlali sebebiyle açılacak davaların FSEK'in 68 inci maddesi uyarınca farazi sözleşme ilişkisi kapsamında yaptırıma bağlanmış olduğundan ihlal tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu dikkate alındığında zamanaşımı dolmadığı, ancak davanın terditli açıldığı, terditli taleplerden birinin kabul edilmeyip terditli istemin kabul edilmesi, davanın kısmen kabulüne karar verilmesi sonucunu doğurmayacağı gibi, mahkemece terditli talebin kabulü ile davacı lehine tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesi, davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekirken davacı lehine iki ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin yerinde görülmediği, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kısmen kabulü gerektiği, davalılardan ... vekilinin, vekâlet ücretine ilişkin açık bir istinaf sebebi bulunmadığından hükmün bu kısmı davalı ... yönünden kaldırma sebebi yapılmadığı gerekçesi ile davalı Alfa Yayın Şirketinin istinaf isteminin hükmün vekâlet ücretine ilişkin kısmı yönünden kabulüne, bu yönden ilk derece mahkemesinin kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak, yeniden hüküm kurulmasına, sair istinaf istemlerinin ve davacı ile davalı ... vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davanın kabulüne, dava terditli olarak açıldığından sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi yönündeki talebin reddine, davacının ve davalı arasındaki sözleşmelerin mali hak devrinin tesis ettiği ancak baskı adedi belirlenmediğinden sözleşmelerin ilk baskıya yönelik olduğunun kabulüne, ilk baskıdan sonraki baskılar için davacının 36.000,00 TL telif bedeli hak kazandığının tespitine, ancak sözlü yargılamaya geçildikten sonra bedel artırılmasının mümkün olmadığından dava dilekçesinde talep edilen 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafından yapılan 2.250,00 TL bilirkişi ücreti, 421,20 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.671,20 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesap edilen 1.780,80 TL ile 113,09 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 1.893,89 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'sine göre tespit olunan 4.910,00 TL'nin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'sine göre tespit olunan 4.910,00 TL'nin davalı ...'ndan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; açılan davanın kısmı dava değil belirsiz alacak davası olduğunu, değer arttırım talebinin kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, tahkikat sona erdikten sonra değer arttırılamayacağına dair bir hüküm bulunmadığını, mahkemenin mehil vermemesinin hak ihlali olduğunu, dava konusu sözleşmelerin taahhüt sözleşmesi değil tasarruf sözleşmesi olarak düzenlendiğinin sabit olduğunu, davalı yazar tarafından usulüne uygun devralınmayan mali hakların diğer davalı yayınevine devrinin mümkün olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ...vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde hüküm kısmında kabulüne karar verildiğini, asıl davanın reddedildiği, feri talebin ise talep edilen bedelin 36.000,00 TL olmasına rağmen 5.000,00 TL'nin kabulüne yani kısmen kabulüne karar verildiğinin açıkça belirtildiğini, mahkeme kararının esas bakımından değiştirilmediğini, sadece diğer davalının vekâlet ücreti yönünden değiştirildiğini, davacının süresin içerisinde bedel arttırımı yapmadığını, davacının dava konusu etmediği bir bedelin tespit edilmiş olmasında hukuki menfaati olmadığını, talep edilmeyen bedelin tespitine ilişkin kısmın bozulması gerektiğini, davacı lehine iki kere vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuk aykırı olduğunu, kısmen kabul karşısında davalılar lehine de vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davacı lehine bir, davalılar lehine bir kez vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, yargılama giderine ilişkin kısmın kabul ret oranına göre hesaplandığını, bu ifadeyle davanın tamamen değil kısmen kabul edildiğinin açık olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki sözleşmelerin yayın sözleşmesi değil istisna sözleşmesi olduğunun açık olduğunu, hal böyleyken müvekkil aleyhine hükmedilen telif bedelinin hiçbir hükmü olmadığını, her halükarda huzurdaki davanın kötü niyetli olarak ikame edildiğini ve davacının tazminat hakkının olmadığını,
3.Davalı Alfa Basım Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının dava sürecinde harcını ödeyerek talebini 5.000,00 TL den 36.000,00 TL ye çıkarttığını, bu durumda kısmen kabule karar verilmesi gerekirken kabule karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kısmen kabule karar verip buna bağlı müvekkili lehinde vekâlet ücreti ödenmesi gerektiğini, davaya konu eserler yönünden sözleşmelerde belirtilen hükümler çerçevesinde baskılar gerçekleştirildiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, kısmen kabule karar verildiği için davacı yararınca iki defe mükerrer vekalet ücretine hükmedilmesinin yanlış olduğunu, iki taraf lehine de vekâlet ücreti verilmesi gerektiğini, kabul edilmeyen 31.000,00 TL yönünden lehlerin vekâlet ücreti verilmesini, diğer davalı ile iki adet eser sahibi telif sözleşmesi akdedildiğini, tüm eserlerin sözleşmelere uygun olarak yayınlandığını, müvekkili tarafından yapılan basıların uygun olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser üzerindeki hak sahipliğine dayalı, mali hak devrine ilişkin sözleşmenin geçersizliğinin tespiti ve tazminat ile bunun kabul görmemesi halinde sözleşme hükümleri ve TBK hükümleri dikkate alınarak sonradan yapılan baskılardan kaynaklı telif ücreti alacağının tespiti ve 5846 sayılı Kanun'un 68 inci maddesi kapsamında tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 5846 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 inci ve 68 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/5729 E., 2024/3194 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ul fire payının tenkis edilmesi sureti ile hesaplanan 17.376,76 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının izinsiz baskılarının birer izinsiz umuma arz niteliğinde olduğu, ayrıca davalının eyleminin aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun (6098 sayılı Kanun) uyarınca bir haksız fiil oluşturduğu, davalının gerek 5846 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi gereğince gerekse
11. Hukuk Dairesi 2023/5729 E. , 2024/3194 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/121 Esas, 2023/39 Karar
BİRLEŞEN DAVADA DAVALI : İnsan Yayınları Yayın Dağıtım ve Pazarlama Ticaret Anonim Şirketi vekili Avukat ...
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki Fikir ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi ve Tazmini davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl ve birleşen davada dava dilekçesinde; davacının psikoloji alanında profösörlük ünvanına sahip olan bir bilim insanı ve yazar olduğunu, "SU ÜSTÜNE YAZI YAZMAK" isimli eserinin Türkiye' de yayınlanması için 1994 yılında İnsan Yayınları- .... ile anlaştığını, fakat yazılı sözleşme imzalamadıklarını, 2006 yılında yazılı sözleşme imzalanana kadar, 2002 yılında 4.500 adet ve 1.000 adet, 2003 yılında 2.000 adet, 2004 yılında 2.000 adet, 2005 yılında 1.050 adet bandrol alındığını, 2006 yılında 3 yıllık yazılı sözleşme yapıldığını ve bu süre içerisinde 2006 yılında 1.050 adet, 2007 yılında 1.000 adet, 2009 yılında 11.000 adet bandrol alındığını, müvekkili ile davalı arasında yapılan 05.09.2006 tarihli ve 3 yıl süreli sözleşme ile çoğaltma ve yayma haklarının davalıya devredildiğini ancak baskı sayısı konusunun sözleşmede yer almadığını, davalının sözleşmesinin bitmesine yakın 11.000 adet kitap bandrolü aldığını, bilgisi ve rızası dışında hukuka aykırı kitap baskı ve satışı yapıldığını, davalının satış noktasında alt katta kitapları bulundurmadığını, talep geldiğinde kitapların üst kattan getirilerek satıldığını ve alanlara başka kitaplara ait fiş verildiğini, bu şekilde davalının eylemlerinin müvekkilinin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanun'undan (5846 sayılı Kanun) kaynaklanan haklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ederek müvekkilinin rızası dışında basılmış tüm kitap nüshalarının toplatılmasını, müvekkilinin rızası dışında umuma arz nedeniyle 50.000,00 TL manevi, mali hak ihlali nedeniyle şimdilik 1.00,000 TL maddi tazminata hükmolunmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığını, taraflar arasında bir sözleşmesel ilişki kurulmadığı gibi sözleşmeye aykırılığın da söz konusu olmadığını savunarak husumet yokluğu nedeniyle davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile davalı arasında 1994 yılında şifahi sözleşme yapıldığını, 2006 yılında yazılı sözleşme imzalandığını, davalının sözleşmeye uygun davrandığını, tecavüzün ref’i talebinin şartlarının oluşmadığını en son 2009 yılında basımı yapılan kitapların dava tarihinden önce tükendiğini, davalıya gönderilmiş bir ihtarname olmadığını, davacının telif ücretlerinin ödendiğini, aksi bir iddia varsa bunun alacak davası olarak ileri sürülebileceğini, davacının davalının kusurundan kaynaklanan herhangi bir manevi zararının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 22.12.2015 tarih, 2013/176 E. ve 2015/229 K. sayılı kararı ile asıl davada, davalı ....'ye husumet yöneltildiği, taraflar arasındaki Contract başlıklı 05.09.2016 tarihli sözleşmenin diğer tarafının bu şirket olmayıp birleşen davadaki davalı ... Yayınları Yayın Dağıtım ve Pazarlama Ticaret A.Ş. olduğu, her iki şirket aynı gruba ait ve aralarında organik bağ bulunan şirketler olmakla birlikte dava konusu kitabın baskı ve dağıtımını yapan şirketin asıl davadaki şirket olmayıp birleşen davadaki şirket olduğu ve her ikisinin farklı tüzel kişiliklerinin bulunduğu, dolayısı ile asıl davada davalının husumet itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle asıl davanın husumet yönünden reddine, birleşen dava bakımından ise dava konusu “Su Üstüne Yazı Yazmak” adlı eserin sahibinin davacı olduğu, davalının taraflar arasındaki sözleşme kapsamını aşacak şekilde gerek sözleşme sona ermeden, gerekse sözleşme sona erdikten sonra baskı ve satış yaptığı dolayısıyla dava konusu izinsiz baskılar nedeniyle davacıya daha önce yapılan 2.465,30 TL tutarındaki ödeme mahsup edildikten sonra davacının davalıdan 17.671,00 TL telif alacağının bulunduğu, her ne kadar davacı 22.12.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 17.376,76 TL'ye yükseltmiş ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 177 nci maddesinin birinci fıkrası gereği tahkikat bitirildikten sonra ıslah yapılamayacağı, 8 Ekim 2015 ve 24 Kasım 2015 tarihli duruşmalarda, celse arasında inceleme yapılarak tahkikatın bitirilebileceği ve bir sonraki oturumun sözlü yargılama oturum günü olarak belirlenebileceği konusunda tarafların uyarıldığı, tahkikatın 10.12.2015 tarihinde bitirildiği, ıslah dilekçesinin ise 22.12.2015 tarihinde verildiğinden ıslah yapılmamış sayıldığı ve taleple bağlı kalındığı, davalının izinsiz baskılarının birer izinsiz umuma arz niteliğinde olduğu ayrıca davalının eyleminin haksız fiil oluşturduğu, davalının gerek 5846 sayılı Kanun' un 14 üncü madde gereği gerekse genel hükümlere göre manevi tazminat talep edebileceği, davacının bir akademisyen, davalının ise yayıncılık sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğu gözetilerek ve ihlalin süresi, boyutu, niteliği dikkate alınarak 10.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu gerekçesiyle, asıl davanın husumet yönünden reddine, birleşen davanın taleple bağlı kalınarak ve kısmen kabulüne, “Su Üzerine Yazı Yazmak” adlı kitabın davalı tarafça sözleşme harici baskı ve satışı nedeniyle takdiren ve taleple bağlı kalınarak 1.000,00 TL maddi ve takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin18.01.2022 tarih, 2021/2738 E. ve 2022/364 K. sayılı kararıyla, asıl davaya yönelik hükmün onanmasına, birleşen dava bakımında ise mahkemece stok farkları bakımından bilirkişilerce yapılan açıklamaların davacı yanın itirazını karşılamaktan uzak olmasına karşın raporun bu hali ile hükme esas alınması yerinde olmadığı, mahkemece, makul fire hususunda bilirkişiden ek rapor alınarak tazminat hesabının bu çerçevede yapılması gerektiği, öte yandan yapılan yargılama ile ilgili olarak tahkikatın bittiğine, sözlü yargılamaya geçildiğine dair celse arasında karar verilmesi 6100 sayılı Kanun'un 184 ve 186 ncı maddelerine aykırı olduğu, buna göre de davacının ıslah talebinin tahkikatın sona ermesinden sonra dile getirildiğinden bahisle reddedilmesi de doğru olmadığına işaret edilerek bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih, esas ve karar sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı doğrultusunda alınan ek rapor ve toplanan deliller ışığında, asıl dava yönünden davanın husumet yönünden reddine, birleşen dava yönünden makul fire payının tenkis edilmesi sureti ile hesaplanan 17.376,76 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının izinsiz baskılarının birer izinsiz umuma arz niteliğinde olduğu, ayrıca davalının eyleminin aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun (6098 sayılı Kanun) uyarınca bir haksız fiil oluşturduğu, davalının gerek 5846 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi gereğince gerekse genel hükümlere göre manevi tazminat da talep edebileceği, davacının bir akademisyen, davalının ise yayıncılık sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğu gözetilerek ve ihlalin süresi, boyutu, niteliği dahi dikkate alınarak 10.000,00 TL manevi tazminatın yerinde olacağı, fazlaya ilişkin talebin reddine gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının sözleşme hükümleri gereğince ve sözleşmeye uygun olarak hareket ettiğini, davacıya ait hesaba 16.11.2006 tarihinde 1.000,00 USD telif ödemesi yapıldığını, davacının bilgisi ve sözleşme hükümleri dışında basım yapmadığını, sözleşmenin bitim tarihi olan 18.10.2009 tarihinden sonra kesinlikle dava konusu eserin basımı yapılmadığını, kitabın halen satışının yapıldığına ilişkin iddiasını ispat külfetinin davacıda olduğunu, tecavüzün refi talebiyle davanın açılmasında davacının hukuki menfaati bulunmadığını, davacının haksız kazanç sağlamaya yönelik dava açtığını, bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayandığını, maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığını, husumet ve tüm esaslar bakımından itirazının olduğunu, ıslah dilekçesinin de süresinde verilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık," Su Üstüne Yazı Yazmak" isimli kitabın davalı tarafça sözleşmeye aykırı ve izinsiz olarak basılıp basılmadığı, bundan dolayı davacının maddi ve manevi zararının bulunup bulunmadığı, varsa zarar miktarının ne olduğu ve davalının husumet itirazının yerinde olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.
Dava, davacının 5846 sayılı Kanun kaynaklanan haklarının ihlal edilmesi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın tahsili ve tecavüzün önlenmesine istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
5846 sayılı Kanun'un 14, 22, 23, 68, 69 ve 70 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/5073 E., 2024/2214 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci ve ikinci alt bentleri, 6098 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.
11. Hukuk Dairesi 2022/5073 E. , 2024/2214 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/893 Esas, 2022/924 Karar
HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/1089 E., 2019/1045 K.
Taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 01.08.2018 tarihinde iki farklı kimyevi maddenin toplam 145.000,00 USD'ye müvekkiline satımı konusunda anlaşmaya varıldığını, anlaşmaya göre dolar kurunun 4,9087 olacağını, müvekkilinin taraflar arasında anlaşma doğrultusunda davalıya 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde alınan ürünlerin toplam bedeli olan 842.774,71 TL'yi banka havalesi yoluyla ödediğini, davalının satmayı taahhüt ettiği ürünlerin 51.887,90 USD’lik kısmını faturası ile müvekkiline teslim ettiğini ancak kalan ürünleri USD kurunda artış olduğundan bahisle teslim etmediğini ve sözleşmeyi feshederek bakiye ürün tutarı olan 588.072,56 TL'yi 10.08.2018 tarihinde müvekkile iade ettiğini, müvekkili tarafından davalının teslim etmeyi taahhüt ettiği malzemelere dayalı olarak üretim planlamaları yapıldığını, herhangi bir ön bildirimde bulunulmaksızın sözleşmenin feshedilmesinin planlamaların sonlandırılamamasına sebebiyet verdiğini, alınan siparişlerle üretime başlanmış olması ve sonrasında davalı tarafından hammaddenin teslim edilmemesi ve müvekkilinin siparişlerin teslimini yapamaması sebebiyle müşterilerini kaybettiğini, malzemelerin başka firmadan temin sürecinin uzun ve hammaddenin sözleşme tarihinde alınandan daha maliyetli olduğunu, sürecin uzamasından meydana gelen tüm zararlardan davalının sorumlu olduğunu, davalının hammaddeyi teslim edeceğine ilişkin güvenine istinaden üretim hacmi, sipariş oranında arttırıldığını, davalı tarafından kısmi ifa yapılması ve kalan kısmın gerektiği şekilde ifa edilmemesi ve sözleşmenin davalı tarafından hukuka aykırı olarak feshi sebebiyle uğranılan zararların hesaplanması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğradığı 1.000,00 TL zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında 01.08.2018 tarihli USD kurunun 4.9087 TL olarak belirlenmesine ve bu doğrultuda davalı şirket tarafından emtia gönderilmesine ilişkin herhangi bir anlaşma ve mutabakat bulunmadığını, davacı şirkete müvekkili şirket tarafından 03.06.2018 tarihinde 100 ton gliserin ve 100 ton MEG teslimi için 03.06.2018 tarihinde e-posta yolu ile bir teklif verildiğini, teklif mailinde teklifin 06.07.2018 tarihinde kadar geçerli olduğu ve ödemenin peşin yapılması gerektiğinin belirtildiğini, teklif sonrası davacı şirketin müvekkili davalı şirketten 100 ton gliserin için tekrar teklifte bulunulmasını talep ettiği, bunun üzerine 11.06.2018 tarihinde tekrar fiyat ve teslimat teklifinin yine e-mail yolu ile verildiğini ve ödemenin peşin yapılmasının istendiği, taraflar arasındaki mutabakata göre ödemenin malın sevk edilmesinin talep edildiği gün TCMB tarafından açıklanan USD satış kuru üzerinden yapılacağı konusunda anlaşıldığını, teslimatların 25-25 tonluk tanker veya filekslerle yapılacağını, 31.07.2018 tarihinde her hafta bir tanker teslim edilmek ve fiili sevkiyat tarihlerindeki TCMB kurları üzerinden ödenmek kaydıyla karşılıklı mutabakat sağlandığını, davalı tarafından müvekkili şirkete bu hususta sözleşme taslağı gönderildiğini, davacı tarafından mutabakata aykırı olarak müvekkili şirket hesaplarına 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde toplam 842.274,71 TL ödeme yapıldığını, davacı şirketin muhasebesinin sözlü talebi üzerine davalı şirket ile ilgili satış destek birimi tarafından malın aynı gün tamamının sevk edileceği varsayımı ile hesap özeti gönderildiğini, davacı firma yetkilisi Erkut Bozkurt'a ödemenin bu şekilde alınmayacağının bildirildiğini, finansal konuları firma sahibinin yönettiği, kurların da artmış olduğu süreçte konuyu kendisine aktarılacağının bildirildiği, davalı müvekkili şirket tarafından davacının ilk parti talebine istinaden 03.08.2018 günü 1 tanker MEG ve bir tanker gliserin sevk ve teslim edildiğini, firma sahibi beklenirken kurun 5,15 seviyelerine yükseldiğini, önceleri firma sahibinin beklenmesi gerektiği belirtilmişken takip eden günlerde kurların daha da artmasıyla söylem değişikliği yapılarak müvekkili şirketle görüşme yapmayacaklarının bildirildiğini, ilgili günde ödemenin tamamının yapıldığı belirtilerek mutabakatın hilafında ay içinde istedikleri haftalarda malı talep edebilecekleri belirtilerek görüşmelerin sonlandırıldığı, dolar kurunun öngörülemez şekilde artması üzerine hafta sonu nasıl bir gelişme olacağı ve takip eden pazartesi gününe nasıl bir piyasa ile karşılaşılacağı kestirilemediğinden davacı firmanın bilgilendirilip kalan tutarın hesaplarına iade edildiğini, dolar kuruna yapılan saldırılar neticesinde olağanüstü dönemde karşılıklı görüşmeler ile her iki taraf açısından uygun olacak şekilde sözleşme ve tekliflerde belirtildiği üzere fiili sevk tarihlerindeki kurlar üzerinden yapılması gerekirken eldeki dava ile davacı tarafından yeni bir kazanç kapısına dönüştürülmeye çalışıldığı ve haksız menfaat elde edilmeye çalışıldığını, parçalı sevkiyat talebinin davacıdan geldiğini, davacının mutabakata aykırı olarak 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihinde ödeme yaptığını, bu durumun daha önce yapılan mutabakat ve anlaşmalara aykırı olmakla kendilerine yeni bir icap niteliğinde olduğunu, ödemenin akşam saatlerinde yapılmasının politik gelişme duyumlarına dayalı yapıldığını gösterdiğini, aynı dönemde ABD'nin ülkeye açtığı ekonomik savaş nedeni ile USD kurunun sürekli artmakta olduğunu, bu durumun mücbir sebeplerden sayılması gerektiğini, müvekkilinin kendisine yapılan icaptan makul süre içerisinde dönmüş ve taahhüt ettiği ilk kısım sevkiyatının teslim edildiğini, buna ilişkin bedelin mahsup ederek davacının yeni icabını kabul etmeyerek eldeki bakiyeyi mümkün olan en kısa zamanda iade ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada mevcut tüm delillerin incelenerek değerlendirilmesinde; hükme esas alınan 27.08.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporu dayanak yapılarak; taraflar arasında elektronik konuşmalarla alım satım hususunda mutabakata varılmış ise de sözleşmenin kurulması ve geçerlilik kazanması için son sözün yurt dışında bulunan davalı şirket yetkilisi tarafından kabul edildikten sonra kesinlik kazanacağı belirtilerek imzalanmadığı, sözleşmenin bu nedenle hukuken geçerlilik kazanmadığı, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmamasına rağmen davacı şirket tarafından davalı şirketin hesabına toplam 842.774,71 TL havale yapıldığı, davalı şirket tarafından 03.08.2018 tarihli fatura ile 120.732,83 TL'lik gliserin ve 03.08.2018 tarihli fatura ile de 133.969,32 TL'lik mono etilen glikon sevkiyatı aynı tarihli irsaliyeler ile gönderildiği, davalı şirket tarafından ilk sipariş edilen ürün fiyatından fazla hesaba yatırılan 588.072,56 TL fazla havale, 10.08.2018 tarihinde davacı şirketin hesabına iade edildiği, taraflar arasında gliserin alımı hususunda 31.07.2018 tarihli mail ile mutabakat sağlandığı, davacı tarafın teklif aldığı 100 ton gliserinin ağustos ayında haftalık şekilde ön ödemeli olarak ve teslim tarihindeki TCMB dolar kurundan kararlaştırıldığı, davacının davalı hesabına 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde 842.774,71 TL yatırdığı, davalının mutabakat gereği 03.08.2018 tarihinde fatura karşılığı malları teslim ettiği, 10.08.2018 tarihinde dolar kurunda ani yükseliş olduğu, davacının önceden yatırdığı tutar karşılığı 4.9087 TL sabit kur üzerinden mal talep ettiği, davalının ise teslim tarihindeki kurdan mal teslimi yapacağı, davacının kur artışını kabul etmediğinden mutabakatın davalı tarafından haklı olarak feshi ile hesabındaki 588.072,56 TL'yi davacı hesabına iade ettiği, 2018 yılı ağustos ayı içerisinde ABD'nin ülkemize uyguladığı ekonomik yaptırımlar nedeni ile kurdaki artışın mücbir sebep olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında sözleşme kurulduğunu, gerekçeli kararda bir taraftan sözleşmenin kurulmadığından bahsedilirken diğer taraftan kurdaki artışın sözleşmenin ifası için davalı bakımından mücbir sebep niteliğinde olduğunun belirtildiğini, kararın kendi içinde çelişki arz ettiğini, davalı şirket çalışanlarına gönderilen maillerin mahkeme dosyasına sunulduğunu, davalının edimini ifa etmemesinde mücbir sebep bulunmamakta olup, sözleşmenin hukuka aykırı feshinin söz konusu olduğunu, söz konusu üretiminin devlet tarafından getirilen düzenlemelerle kısıtlanması, afet vs sebeplerle durdurulması gibi bir durum söz konusu olmadığından mücbir sebep bulunmadığını, uyuşmazlıkta imkânsızlık söz konusu olmayıp davalı şirketten alınacak olan ürünlerin bedeli noktasında uyuşmazlık bulunmakta, üretimsel bağlamda herhangi bir sorun bulunmadığını, davalı taraf her ne kadar iddialarında doların artmasından kaynaklı olarak teslimatın yapıldığı tarih itibariyle kur üzerinden ödemenin yapılması gerektiğini tarafımıza bildirmiş olduğunu ve taraflarınca kabul edilmediğini iddia etse de bu hususla ilgili herhangi bir delil ibraz etmediğini, ispat yükünün gereklerini yerine getirmediğini, dolardaki artışın 10.08.2018 tarihinde yani müvekkilince ödeme yapılan 01.08.2018 tarihinden 9 gün sonra gerçekleştiğini, müvekkilinin; dolardaki artışı ve Amerika'nın ülkemize karşı uyguladığı yaptırımları öncesinden öngörmesinin mümkün olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, sözleşmenin kurulup kurulmadığı iddiası hukuki ihtilaf niteliğinde olduğundan mahkeme hakimi tarafından değerlendirilmesi ve sonuçlandırılması gereken iddia niteliğinde olduğunu, bilirkişinin hakimin yerine geçerek hukuka aykırı olarak sözleşmenin kurulup kurulmadığı hususunda değerlendirmede bulunduğunu, rapora itiraz edildiğini ancak mahkeme tarafından reddedildiğini, Mahkeme tarafından müvekkilinin uğramış olduğu zararlara ilişkin herhangi bir araştırma yapılmadığını, malzemelerin başka firmadan temini süreci uzun ve hammadde sözleşme tarihinde alınandan daha maliyetli olduğundan ve üretim sürecini uzattığından meydana gelen tüm zararlardan davalının sorumluluğu söz konusu olduğunu, davalı tarafından kısmi ifa yapılması ve kalan kısmın gerektiği şekilde ifa edilmemesi ve sözleşmenin davalı tarafından hukuka aykırı olarak feshi sebebiyle uğranılan zararların müspet ve menfi olarak bilirkişi tarafından hesaplanması gerekmekte olduğunu, davalı basiretli tacir olmanın gereklerini yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin, ''Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur. Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır." hükmünü haiz olduğu, aynı Yasa'nın 6 ncı maddesinde ise önerenin, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, önerinin uygun bir sürede reddedilmediği takdirde, sözleşmenin kurulmuş sayılacağının düzenleme altına alındığı, somut olayda, taraflar arasındaki mail yazışmalarından davalı tarafça gönderilen sözleşme önerisinin davacı tarafça reddedilmediği ve sözleşme ilişkisinin kurulduğunun anlaşıldığı, sözleşmede, 100 Ton MEG/Dökme gliserin satışının Ağustos Ayı içerisinde parçalı olarak satış yapılacağı ve ödemenin fiili sevk tarihindeki TCMB. Döviz Satış Kuru üzerinden TL olarak ödeneceğinin düzenlendiği, davacının davalı hesabına 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde 842.774,71 TL yatırdığı, davalının ise 03.08.2018 tarihinde 2 adet toplam 254.702, 15 TL'lik fatura karşılığı malları davacıya teslim ettiği ve davalının satış bedelini sözleşme hükmüne göre teslim tarihindeki kurdan davacı tarafından yapılan ödemeden tahsil edilerek bakiye 588.072,56 TL'nin 10.08.2018 tarihinde davalı tarafından davacı hesabına iade edildiği, aksinin davalı tarafça kabul edilmediği gibi aksinin davacı tarafça ispat edilemediği, ayrıca davacı tarafça, taraflar arasında yeni bir sözleşme ilişkisi kurulduğunun da ispatlanamadığı, bu nedenle İlk Derece Mahkemesince kurulan hüküm gerekçesi ve tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar etmiş, bunun yanında Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinden farklı olarak sözleşmenin kurulduğu sonucuna ulaşılmasına rağmen İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasının abeste iştigal olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci ve ikinci alt bentleri, 6098 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Kanun'un "Duruşma Yapmadan Verilecek Kararlar" başlığını taşıyan 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendiyle, Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde başvurunun esastan reddine karar verileceği düzenleme altına alınmış, aynı Yasa hükmünün ikinci alt bendinde ise, Bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği belirtilmiştir.
2. Anılan Yasa hükümlerinden açıkça anlaşıldığı üzere, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilebilmesi ancak İlk Derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde söz konusu olabilecek olup İlk Derece Mahkemesi kararını eksik ya da hatalı bulan veyahut davanın esası hakkında farklı gerekçelerle bir karar verilmesi gerektiğine hükmeden Bölge Adliye Mahkemesinin, İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırıp, esas hakkında yeniden hüküm kurması gerekmektedir. Aksi hal 6100 sayılı Kanun ile benimsenen istinaf sistemine aykırılık oluşturacağı gibi, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeleri arasında ve Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesi ve hükmü arasında çelişki oluşmasına da sebebiyet verebilecektir.
3. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince, hükmün gerekçe kısmında öncelikle yargılama sürecinde alınan bilirkişi raporunun benimsendiği ve hükme esas teşkil ettirildiği belirtilerek taraflar arasında elektronik konuşmalarla alım satım hususunda mutabakata varılmış ise de sözleşmenin kurulması ve geçerlilik kazanması için son sözün yurt dışında bulunan davalı şirket yetkilisi tarafından kabul edildikten sonra kesinlik kazanacağı belirtilerek imzalanmadığı, sözleşmenin bu nedenle hukuken geçerlilik kazanmadığı belirtilmiş gerekçenin devamında ise zikredilen gerekçeyle çelişki oluşturacak şekilde taraflar arasında gliserin alımı hususunda 31.07.2018 tarihli mail ile mutabakat sağlandığı, davacı tarafın teklif aldığı 100 ton gliserinin ağustos ayında haftalık şekilde ön ödemeli olarak ve teslim tarihindeki TCMB dolar kurundan kararlaştırıldığı, davacının davalı hesabına 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde 842.774,71 TL yatırdığı, davalının mutabakat gereği 03.08.2018 tarihinde fatura karşılığı malları teslim ettiği, 10.08.2018 tarihinde dolar kurunda ani yükseliş olduğu, davacının önceden yatırdığı tutar karşılığı 4.9087 TL sabit kur üzerinden mal talep ettiği, davalının ise teslim tarihindeki kurdan mal teslimi yapacağı, davacının kur artışını kabul etmediğinden mutabakatın davalı tarafından haklı olarak feshi ile hesabındaki 588.072,56 TL'yi davacı hesabına iade ettiği, 2018 yılı ağustos ayı içerisinde ABD'nin ülkemize uyguladığı ekonomik yaptırımlar nedeni ile kurdaki artışın mücbir sebep olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı yanca yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince ise yazılı olduğu şekilde İlk Derece Mahkemesinin taraflar arasındaki sözleşmenin kurulamadığına ilişkin gerekçesinin tam aksine taraflar arasındaki sözleşmenin kurulduğu belirtildikten sonra sözleşmede, 100 Ton MEG/Dökme gliserin satışının Ağustos Ayı içerisinde parçalı olarak satış yapılacağı ve ödemenin fiili sevk tarihindeki TCMB. Döviz Satış Kuru üzerinden TL olarak ödeneceğinin düzenlendiği, davacının davalı hesabına 01.08.2018 ve 02.08.2018 tarihlerinde 842.774,71 TL yatırdığı, davalının ise 03.08.2018 tarihinde 2 adet toplam 254.702, 15 TL'lik fatura karşılığı malları davacıya teslim ettiği ve davalının satış bedelini sözleşme hükmüne göre teslim tarihindeki kurdan davacı tarafından yapılan ödemeden mahsup edilerek bakiye 588.072,56 TL'nin 10.08.2018 tarihinde davalı tarafından davacı hesabına iade edildiği, aksinin davalı tarafça kabul edilmediği gibi aksinin davacı tarafça ispat edilemediği, ayrıca davacı tarafça, taraflar arasında yeni bir sözleşme ilişkisi kurulduğunun da ispatlanamadığı, İlk Derece Mahkemesince kurulan hüküm gerekçesi ve tespitinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşıldığı üzere Bölge Adliye Mahkemesince, davanın esası hakkında İlk Derece Mahkemesinden tamamen farklı bir gerekçe ortaya konulmuş ve neticeten davanın ortaya konulan bu yeni gerekçe sebebiyle haksız olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu hale göre, Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp davanın esası hakkında ortaya konulan bu yeni gerekçe kapsamında yeniden hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde başvurunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının resen bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının resen BOZULMASINA,
2. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik YER OLMADIĞINA
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Ticari bir işletme olan A-Gıda, her ayın ilk haftasında düzenli olarak ürün tedarik ettiği B-Ambalaj şirketine bir e-posta göndererek, ambalaj kağıtlarının miktarını %20 artırmak istediğini bildirmiştir. B-Ambalaj, bu talebe herhangi bir cevap vermemiş ancak her zamanki sevkiyat gününde artırılmış miktardaki ürünleri A-Gıda’nın deposuna göndermiştir.
Türk Borçlar Kanunu uyarınca, "susmanın kabul sayıldığı" bu durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Karşı taraf susmuş olduğu için sözleşme hiçbir şekilde kurulmamış sayılır.
B) İşin özelliği veya durumun gereği önerenin açık bir kabul beklemesine gerek yoksa, öneri uygun bir sürede reddedilmediği sürece sözleşme kurulmuş sayılır.
C) Susma, Türk hukukunda her durumda "ret" anlamına gelir ve bu kuralın istisnası yoktur.
D) Sözleşmenin kurulması için mutlaka tarafların noter huzurunda imza atması gerekir.
E) Ambalaj ürünleri göndermiş olsa dahi, yazılı bir kabul beyanı olmadığı için A-Gıda ürünleri bedelsiz olarak alıkoyabilir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.