Türk Borçlar Kanunu 62. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 62- Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller
1. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
62 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2015/3060 E., 2016/6209 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62’nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır.
10. Hukuk Dairesi 2015/3060 E. , 2016/6209 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; 05.04.2012 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat eden sigortalının, hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan masrafların rücuen tahsili istemine ilişkindir.
1-Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı 23. maddesi olup, 5510 sayılı Kanunun 8’inci maddesinde sigortalıların hangi tarihte bildirilmesi ve tescil edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Buna göre; Kanunun 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olanların Kuruma bildirim yükümlülüğü işverene ait olup; 7’nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalının işe giriş bildirgesi ile bildirilmesi gerekir. İnşaat, balıkçılık ve tarım işyerlerinde işe başlatılacak sigortalılar için, en geç çalışmaya başlatıldığı gün; yabancı ülkelere sefer yapan ulaştırma araçlarına sefer esnasında alınarak çalıştırılanlar ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilecek işyerlerinde, ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde çalışmaya başlayan sigortalılar için, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç söz konusu bir aylık sürenin dolduğu tarihe kadar; Kamu idarelerince istihdam edilen 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa göre işsizlik sigortasına tabi olmayan sözleşmeli personel ile kamu idarelerince yurt dışı görevde çalışmak üzere işe alınanların, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren bir ay içinde, işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmeleri gerekir.
5510 sayılı Kanunun “Süresinde Bildirilmeyen Sigortalılıktan Doğan Sorumluluk” başlıklı 23’üncü maddesinin 1 ve 2’nci fıkralarındaki düzenlemeye göre;
işverenin rücu alacağından sorumluluğu için, çalıştırılan sigortalının işe giriş bildirgesinin süresi içinde Kuruma verilmemiş olması ve zararlandırıcı sigorta olayının da işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesinden veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmemiş olması gerekir. Başka bir deyişle; sigortalının bildirimi kanunda belirtilen sürelerden sonra yapılsa bile, zararlandırıcı sigorta olayı işe giriş bildirgesinin verildiği veya çalışmanın Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmiş ise; işverenin anılan düzenleme kapsamında sorumluluğu yoluna gidilemez.
Sözü edilen madde ile; işverenin kaçak işçi çalıştırmasının önlemesi amaçlanmış olup, maddenin düzenleniş şeklinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 23’üncü maddeye göre işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine dayanır. Zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemiş ise, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının tamamından sorumlu tutulması gerekir.
Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51’inci maddesindeki; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” ve 52’nci maddesindeki “zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” hükümleri gözetilerek, zarar gören (sigortalının) müterafik kusuru da dikkate alınarak söz konusu maddeler kapsamında Hâkim tarafından takdir edilecek uygun bir indirimin yapılması gereği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemece, Davanın yasal dayanaklarından olan ve kusursuz sorumluluk halini düzenleyen 5510 sayılı Yasanın 23.madde şartlarının varlığı usulünce araştırılarak yukarıda belirtilen ilkeler de dikkate alınarak sonucuna göre karar verilmelidir.
2-5510 sayılı Kanunun 21'inci maddesinin 1 ve 4’üncü fıkralarıdır. 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrası, üçüncü kişinin sorumluluğunu düzenlemekte olup; buna göre, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilebilecektir.
Üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Bir başka ifadeyle; üçüncü kişi, ancak kusurlu bir hareketinin varlığı halinde rücu alacağından sorumludur.
İş kazası, meslek hastalığı ve hastalığın üçüncü kişinin kusuru sonucunda meydana gelmesi halinde rücu edilecek miktar ise; sigortalı ya da hak sahiplerine yapılan ödemelerin tümünün, bağlanacak gelirlerin ise başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, kusur karşılığından oluşmaktadır.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62’nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır. Bu halde, Türk Borçlar Kanunu’nun 62’inci maddesi uyarınca kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkı baki kalmak koşuluyla, her bir sorumlu yönünden kusurlarına düşen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına hükmedilebilecektir.
İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanunun 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanunun 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde bulundurularak, 21/4.maddesinin uygulanması gerekirken, bu madde uygulanmadan hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı Kurum lehine oluşan
usuli kazanılmış hak durumu da nazara alınarak karar verilmek üzere hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Hukuk Dairesi, 2024/3015 E., 2024/4198 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanunun 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müt
10. Hukuk Dairesi 2024/3015 E. , 2024/4198 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/169 E., 2023/467 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; Kurum sigortalısı ...'nın 25.11.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefatı nedeniyle 38.450,48 TL peşin sermaye değerli bağlanan gelirden ıslahla 122,501,23 TL gelir ve 262,40 TL cenaze yardımı alacağının müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı ... vekili aşamalarda özetle; davalının ... Metal San. ve Tic. A.Ş proje müdürü olarak çalıştığı, iş sağlığı ve güvenliği konularında yetki görev sorumluluğunun bulunmadığı, emniyette verdiği ifadeyi psikolojik baskı altında verdiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Metal Sanayi ve Ticaret A.Ş. davaya cevap vermemiştir.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 30.05.2016 tarihli ve 2013/466 Esas, 2016/279 Karar sayılı kararıla ... ...'nın 25.11.2011 tarihinde geçirdiği kazanın 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, 5510 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında ise iş kazası ile meslek hastalığı işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu oluşmuşsa, Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri işverene tanzim ettirilir kuralı bulunduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden açılan davanın reddine, davalı ... A.Ş. yönünden açılan davanın kabulüne, 122.238,83 TL gelirden kaynaklanan rucuen tazminatın onay tarihinden 262,40 TL cenaze yardımından kaynaklanan rucuen tazminatın ödeme tarihinten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.'den alınarak davacı Kuruma verilmesine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2013/466 Esas, 2016/279 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce 19.02.2019 tarihli ve 2016/14721 Esas, 2019/1360 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Davacı Kurum, 25.11.2011 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibine bağlanan gelir ve yapılan cenaze masrafından oluşan kurum zararının rücuan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
5510 sayılı Kanunun İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin sorumluluğunu düzenleyen 21 inci maddesi, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuan tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuan sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır.
Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.
Bu ilkeler doğrultusunda dava konusu olay incelendiğinde, Hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygun olmadığı belirgindir. Bu nedenle Kazan Asliye Ceza mahkemesinin 2012/128 Esas sayılı kesinleşen ceza davası dosyası da celp edildikten sonra, olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre olayda hangi önlemlerin alınması gerektiğinin değerlendirildiği, kusur oran ve durumlarının ayrıntılı irdelendiği, soyut ifadelere dayanmayan, oluşa uygun ve çelişki mevcut ise çelişkileri giderici nitelikte kusur raporu alınarak tarafların kusur ve aidiyet oranları belirlenmelidir.
Kuşkusuz bozma sonrası sürdürülecek yargılamada hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı Kurum lehine oluşabilecek usulü kazanılmış hak durumu gözetilmelidir.
Kabule göre de Davalı ...'ın kusurunun işveren kusuru içinde kabul edilmesine karşın ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları dikkate almaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı Kurum sigortalısı ...'nın davalı işyerinde çalıştığı, 25.11.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu öldüğü, davacı Kurum tarafından sigortalının hak sahiplerine peşin sermaye değerli gelir bağlandığı ve cenaze gideri yapıldığı anlaşılmakla dosya kusur yönünden bilirkişiye tevdii edilmiş gerekçeli ve denetime elverişli şekilde düzenlenen 16.03.2020 tarihli raporda davalı ... Metal A.Ş.'nin %70, ...'ın %10, kazalı ...'nın %20 oranında kusurlu bulunduğu belirtildiği, bu rapor usul ve yasaya uygun bulunarak dosya hesap yönünden bilirkişiye tevdii edildiği, gerekçeli ve denetime elverişli şekilde bilirkişi Birgül Doğan tarafından düzenlenen 28.07.2015 tarihli rapor usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile, davacı Kurumun PSD nedeniyle 122.238,83 TL alacağının gelir bağlama onay tarihi olan 31.05.2012 tarihinden itibaren, davacı Kurumun cenaze gideri nedeniyle 262,40 TL alacağının ise ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; sigortalıya verilen %20 oranında kusurun hangi nedenlerle verildiğinin açıklanmadığı ve iş kazasının oluşuna uygun olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur raporunun varsayımlara dayandığı ve denetime elverişli olmadığı, işçilerin çatıya çıkmasının yönetim kurulu karar ve bilgisiyle olduğu, işleri bittikten sonra sigortalıların sigara içmek istemeleri sırasında iş kazasının meydana geldiği, davalının proje müdürü olduğu, herhangi bir sorumluluğunun olmadığı, hesap raporunun yeterli olmadığı ve zararın yanlış hesaplandığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, ceza dosyasında mahkum olan diğer davalının asli kusurlu olduğunun tespit edildiği, ceza dosyası kesinleşmeden kusur raporu alındığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan davacı Kurum zararının davalılardan rücuen tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
2.İlgili Hukuk
1. Davaya konu iş kazası 25.11.2011 tarihinde meydana gelmiş olup yasal dayanağı 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkrasıdır.
2. 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ilgili 1 inci ve 4 üncü fıkrası şöyledir:
"İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
...
İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir."
3.Kaza tarihinde yürürlükte olan 22.04.1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler."
4. 818 sayılı Kanun'un ilgili 51, 141, 142 ve 146 ncı maddeleri şöyledir:
"Madde 51 - Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.
Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.
Madde 141 - – Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır.
Böyle bir beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tayın ettiği hallerde olur.
Madde 142 - Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.
Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam eder.
Madde 146 – Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını haizdir.
Birinden tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen taksim olunur.
"
5. 818 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas etmiş olur."
6. 818 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef olur."
3. Değerlendirme
1. 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği; 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere anılan 21 inci maddesinin ilk fıkrası işverenin, dördüncü fıkası üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.
2. Söz konusu 818 sayılı Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup;141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı; 142 inci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği; 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı; 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu; 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş; çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.
3. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak ..., ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücu konusu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarihli ve 2013/9-1559 Esas, 2013/1461 Karar; 15.05.2015 tarihli ve 2013/17-2267 Esas, 2015/1352 Karar; 19.06.2015 tarihli ve 2013/10-2281 Esas, 2015/1727 Karar; 24.06.2015 tarihli ve 2014/13-19 Esas, 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
4. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş; 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı; 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.
5. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı; üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
6. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanunun 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu ... saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.
7. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
8.Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalılardan ...'ın anılan mevzuat hükümleri gereğince üçüncü kişi olduğunun anlaşılması karşısında sorumluluklarının anılan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, özellikle değinilen 4 üncü fıkra hükmü göz ardı edilerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/7741 E., 2024/7827 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (İş) Mahkemesi
tam metni aç
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62’nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır.
10. Hukuk Dairesi 2024/7741 E. , 2024/7827 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2022/388 E., 2023/680 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı Kurum vekili asıl davanın dava dilekçesinde özetle; Kurumun Trabzon Sigorta İl Müdürlüğünde 4.4323.01.01.1048209.061.02 no.lu dosyasında ... Elektrik Tic. San. Ltd. Şti. adına işlem gören iş yeri sigortalılarından 6101200004099 SSK sicil numaralı ... ...'ün 22.10.2008 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sebebiyle vefat ettiği, anılan ölüm olayına davalılardan kusurlu davranışlarının sebep olduğu, meydana gelen taksirle ölüme neden olma eylemi sebebiyle davalılardan ... ve ... hakkında Akçaabat Asliye Ceza Mahkemesinin 2010/82 Esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığı, ölen ... ...'ün tali kusurlu olduğu ve ... ile ...'ın ise asil kusurlu olduğunun tespit edildiği iddiasıyla fazlaya dair talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla 10,000,00 TL'nin onay tarihi olan 20.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı taraf cevap dilekçesi sunmamıştır.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 16.11.2011 tarihli ve 2010/197 Esas, 2011/642 Karar sayılı kararla toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı şirkette işçi olarak çalışan sigortalı ... ...'ün 22.10.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu hayatını kaybettiği ve hayatını kaybetmesi sonucu davacı Kurum tarafından sigortalı ... ...'e 127 709,14 TL peşin sermaye değeri üzerinden ödeme yapıldığı, dosyaya sunulan ve itibar edilen 07.10.2011 tarihli bilirkişi raporundan sigortalı ... ...'ün hayatını kaybetmesine yol açan kazanın meydana gelmesinde davalıların %65, sigortalı ... ...'ün ise %35 oranında kusurlu oldukları gerekçesiyle açılan davanın kabulü ile 10,000,00 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 20.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı Kurumun fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin 16.11.2011 tarihli ve 2010/197 Esas, 2011/642 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Dairemizce 11.11.2013 tarihli ve 2013/19021 Esas, 2013/20967 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...1-22.10.2008 tarihli iş kazasında vefat eden sigortalının haksahibine bağlanan gelir ve yapılan ödemelerin davalı işveren ve diğer davalılardan tahsili istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunudur.
5510 sayılı Kanunun 'İş Kazası ve Meslek Hastalığı İle Hastalık Bakımından İşverenin ve Üçüncü Kişilerin Sorumluluğu' başlıklı 21. maddesine göre; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. Anılan madde ile tazmin sorumlularının Kurum karşısındaki sorumluluğu bir tavanla sınırlandırılmış olup bu sorumluluk '...sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı…' bulunmaktadır. Maddenin açık hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.
Mahkemece; gerçek zarar tavan hesabı yapılmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrasında ise,üçüncü kişinin sorumluluğu düzenlenmekte olup; buna göre,iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilebilecektir.
Üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu kusur sorumluluğu esasına dayanır. Bir başka ifadeyle; üçüncü kişi, ancak kusurlu bir hareketinin varlığı halinde rücu alacağından sorumludur.
İş kazası, meslek hastalığı ve hastalığın üçüncü kişinin kusuru sonucunda meydana gelmesi halinde rücu edilecek miktar; sigortalı ya da hak sahiplerine yapılan ödemelerin tümünün, bağlanacak gelirlerin ise başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının kusur karşılığından oluşmaktadır.
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62’nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır. Bu halde, Türk Borçlar Kanunu’nun 62’inci maddesi uyarınca kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkı baki kalmak koşuluyla, her bir sorumlu yönünden kusurlarına düşen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına hükmedilebilecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında; Mahkemece, üçüncü kişi olan davalılardan ... ve ...’ın sorumluluğunun; sigortalının hak sahiplerine bağlanan ilk peşin değerli gelirin yarısının, kusur karşılığını oluşturan tutar kadar olduğu gözetilmesizin, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
3-Diğer taraftan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74.(818 sayılı Borçlar Kanunu md.53) maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki kusur ile bağlı değil ise de, mahkumiyete esas maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 74. maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay'ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
Eldeki davada da, davalı gerçek kişiler ... ile ... ile işletme şefi olduğu anlaşılan ... hakkında da Ceza davasında Mahkemece suç duyurusunda bulunulduğu ve bu kişi hakkında da dava açılıp yargılama yapıldığı anlaşılmakta iken, mahkemece, bu davalının da kusurlu olup olmadığına dair herhangi bir irdeleme içermeyen kusur raporuna dayalı olrak karar verilmesi isabetsizdir. Zira, ceza mahkemesindeki karar kesinleşmiş ise, ...’ın da olayda kusurlu bulunduğu kabul edilecek ve ona da bir miktar kusur verilmesi gerekecektir.
Mahkemece Ceza Mahkemesindeki karar ve kusur raporları da dikkate alınmak suretiyle bu davalının da kusurlu olup olmadığı irdelenmeli, maddi olgular dikkate alınmalı,iş kazasının meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden oluşa uygun ve yeterli bir kusur raporu aldırılmak suretiyle bir karar verilmelidir.,
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."
B. Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 26.11.2019 tarihli ve 2014/154 Esas, 2019/516 Karar sayılı karar ile bozma ilamı doğrultusunda kusur oranının tespiti için elektrik mühendisi iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşan heyetten talimat yoluyla 23.05.2016 tarihli rapor alındığı, raporda kazazede işçi ... ...'ün %35, davalı ... Elektrik Tic. San. Ltd. Şti.'nin %65, davalı ... ... ...'ın ise %5 oranında kusurlu bulundukları tespit edildiği, taraf itirazlarının karşılanması Yargıtay bozma ilamında bildirilen hususlar ve ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporu değerlendirilmek suretiyle kusur durumunun tespit edilmesi amacıyla, elektrik mühendisi ve makine mühendisi iş güvenliği uzmanlarından oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden talimat yoluyla yeniden rapor alındığı, 18.01.2018 tarihli bu raporda da kazazede işçi ... ...'ün %30, davalı ... Elektrik Tic. San. Ltd. Şti.'nin %65, davalı ... ... ...'ın %5, dava dışı ...'ın ise %5 oranında kusurlu bulundukları tespit edildiği, kusur bilirkişilerinin düzenlediği 18.01.2018 tarihli raporun dosya içeriğine ve Yüksek Mahkeme denetimine uygun olması nedeniyle rapordaki kusur oranlarına itibar edildiği, davalıların kusur durumlarına göre hesaplama yapılan 11.07.2019 tarihli hesap bilirkişisi raporu da somut olay nedeniyle sigortalıya bağlanan gelirden ve yapılan diğer ödemelerden davalıların kusur durumuna göre gerekli indirimler yapıldıktan sonra Kurumun oluşan zararından işveren davalılara rücu edebileceği toplam miktarın 79.818,22 TL olduğu belirtilmiş olmakla birlikte, raporda maddi hata sonucu davalı işveren ... Elektrik Tic. San. Ltd. Şti.'nin kusur oranının %65 yerine %55 üzerinden hesaplandığı, davalı işverenin sorumlu olduğu miktarın (127.709,14 x 65 / 100) + ((127.709,14 / 2) x 15/100) = 83.010,94 + 9.578,18 = 92.589,12 TL olduğu anlaşılmakla bu hususun res'en dikkate alındığı gerekçesiyle açılan davanın kabulü ile 10.000,00 TL peşin sermaye değerli gelirin, gelir bağlama kararının onay tarihi olan 20.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 26.11.2019 tarihli ve 2014/154 Esas, 2019/516 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
2. Dairemizce 14.12.2021 tarihli ve 2020/2073 Esas, 2021/15983 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Eldeki davada, mahkemece verilen 16.11.2011 tarihli karar, Dairemizin bozma ilamı ile '... meydana gelen olay nedeniyle davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Yasanın 21. maddesi olduğu ve bu madde kapsamında sorumluluk belirlenirken, gerçek zarar tavan hesabı yapılması gereği ile, hakkında ceza davası olduğu anlaşılan ... hakkında ceza mahkemesindeki karar kesinleşmiş ise, ona da bir miktar kusur verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, teselsüle dayalı davanın varlığı dikkate alınarak uygun şekilde bir karar verilmesi…' gereğine işaret edilerek araştırma ve inceleme yapılmak üzere bozulmuştur.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. 'Usuli kazanılmış hak' olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
Eldeki davada ise, uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hakkın gereği gibi yerine getirilmediği anlaşılmakta olup bozma sonrası aldırılan hesap raporunda her bir hak sahibi bakımından bağlanan peşin sermaye değerli gelir ile gerçek zararlarının kıyaslanması ile her biri bakımından ayrı ayrı olacak şekilde, düşük olan tutarların esas alınması gerekirken, tüm hak sahiplerinin gerçek zarar miktarı ile toplam peşin sermaye değerinin kıyaslanması ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, meydana gelen olayda işveren şirketin yetkilisi ve hatta müdürü olduğu anlaşılan ...’in ve diğer davalı ...’ın hukuki konumlarının yeniden irdelenerek işveren vekili veyahut üçüncü kişi olup olmadıklarının ayrı ayrı tayin edilmesi ve teselsüle dayalı olarak açıldığı anlaşılan eldeki davada tüm davalıların bu teselsül çerçevesinde 5510 sayılı Yasanın 21. Maddesi hükümlerinde yer alan sorumluluklarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gereğinin dikkate alınmaması da bozma nedenidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."
D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davalıların 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre ve davalıların hukuki konumları ile kusur durumları itibari ile dava edilen tutardan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları değerlendirilerek Yargıtay ilamındaki eksiklikler giderildiği gerekçesiyle açılan davanın kabulü ile 10.000 TL peşin sermaye değerinin onay tarihi olan 20.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dışı ...'a verilen kusurun neden kaynaklandığının anlaşılamadığı, davalıların üçüncü kişi olmayıp işveren vekili oldukları, yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ...'ın işveren vekili olmadığı, üçüncü kişi olduğundan kendisine kusur atfedilemeyeceği, sigortalının tam kusurlu olduğu, kusur oranların arasında çelişki bulunduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle oluşan davacı Kurum zararının davalılardan rücuen tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 ve devamı maddeleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 26 ncı maddesi ilgili hükümlerdir.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... Elektrik Malzemeleri İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgililerden alınmasına,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/1798 E., 2023/1844 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
ile birlikte TBK'nun 61 ve 62 nci maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hükümleri kapsamında müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, raporda 11.214,30 TL geçici iş göremezlik ödemesi hesaplanmış ise de davacı kurumun ilk kararı temyiz etmemiş olması ve 16.04.2014 tarihli
10. Hukuk Dairesi 2023/1798 E. , 2023/1844 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/249 E., 2022/349 K.
...
...
KARAR : Kabul
Taraflar arasında Mahkemece görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalılar ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili mahkememize sunduğu dava dilekçesinde özetle; kurum sigortalısı ...'ün 22.08.2009 tarihinde iş kazası geçirdiğini, kaza sonucu %23 oranında meslekte kazanma gücü kaybının meydana geldiğini, zararlandıncı olay nedeni ile kurum tarafından sigortalıya 22.08.2009-30.06.2011 tarihleri arasında 11.214,30 TL iş kazası geçici iş göremezlik ödeneği, 4.165,63 TL tedavi harcaması, 344,12 TL eczane ilaç masrafı, 24.494,41 TL peşin sermaye değerli gelir olmak üzere toplam 40.218,46 TL ödeme ve masraf yapıldığını, söz konusu kazanın iş kazası olduğunun SGK teftiş kurulu raporlarıyla tespit edildiğini, meydana gelen kazada iskeleyi uzman kişilerin gözetimi altında kurdurmayan herhangi bir kontrol yaptırmayan ve işçisine iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermeyen işverenin %70, kendisi tarafından kurulan iskelede sağlam malzeme kullanmayan ...'ın %30 oranında kusurunun olduğunun tespit edildiğini, bu nedenlerle kusur ve miktar yönünden fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydı ile 10.054,62 TL'nin tahsis, onay ve ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, yargılama giderleri ve vekalet ücreti ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacının işvereni olmadığını, işvereninin ... olduğunu, müvekkilinin evinin sıva yapma işini davalı ...'a verdiğini, davalı ... tarafından müvekkilinin haberi olmadan ...'ün işçi olarak tutularak çalıştırıldığını, müvekkilinin ... 'ün işe alınması, çalıştırılması ve diğer konularla hiçbir alakasının olmadığını, bu nedenle müvekkilinin ...ile hiçbir alakası olmadığını, kaza sonrası tedavi olması konusunda müvekkilinden ve ...'dan para alındığını, diğer davalı ... ile kaza geçiren ...'ün istemleri ile tedavi olabilmesi için müvekkilinin yanında kısa süreli olmak üzere ...'ün sigortalı gösterildiğini, davacının kendi kusuru ile kaza geçirdiğini, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı kurum tarafından müvekkilinin %30 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş ise de, kusur oranını kabul etmediklerini, müvekkilinin yevmiyeli işçi olarak çalıştığını, herhangi bir şekilde sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin bozma üzerine verilen 18.01.2022 tarihli ve 2018/129 Esas 2022/20 Karar sayılı kararıyla; "Hesap bilirkişisi tarafından sunulan 03.12.2021 tarihli raporda, davalı işveren ve üçüncü kişinin fiili ödemeye dönüşen gelirden müştereken ve müteselsilen 3.277,35 TL, geçici iş göremezlik ödemesinden üçüncü kişi davalının sorumluluğu 2.242,86 TL ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen 11.214,30 TL, tedavi giderlerinden müştereken ve müteselsilen 3.332,50 TL, ilaç giderlerinden müştereken ve 275,30 TL olmak üzere kurumun rücu alacağının toplam 18.099,45 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Raporun Yargıtay bozma ilamında belirtilen hususları kapsar şekilde hazırlandığı, dosya kapsamına uygun ve bilimsel veriler ışığında düzenlendiği anlaşılarak rapora itibar edilmiştir. Ne var ki, davacı vekilinin 16.04.2014 tarihinde sunduğu değer arttırım dilekçesinde geçici iş göremezlik ödeneği yönünden 8.971,44 TL talep ettiği görülmüş, taleple bağlılık ilkesi gereğince talep konusu miktarın kusur raporu doğrultusunda %20'si olan 1.794,29 TL'lik kısmından davalı üçüncü kişi ... sorumlu olmak üzere 8.971,44 TL geçici iş göremezlik ödemesinden, 3.277,35 TL olarak hesaplanan ve peşin sermaye değerli gelirden fiili ödemeye dönüştüğü anlaşılan kurum alacağından ve raporda hesaplandığı gibi 3.332,50 TL tedavi gideri ile 275,30 TL ilaç giderinden yukarıda açıklanan teselsül hükümlerine göre davalı işveren ve üçüncü kişinin müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle
"Davanın kısmen kabulü ile,
1- 3.277,35 TL fiili ödeme miktarının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2- 8.971,44 TL geçici iş göremezlik ödemesinin davalı ...'ın sorumluluğu 1.794,29 TL ile sınırlı olmak üzere ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3- 3.332,50 TL tedavi giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4- 275,30 TL ilaç giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 23.05.2022 tarihli, 2022/5943 Esas 2022/7616 Karar sayılı ilamı ile; Kurum zararının davalılardan teselsül hükümlerine dayanılarak rücuan tahsiline ilişkin davada ilk kararı temyiz etmeyen davalı ... yönünden usuli kazanılmış hakkın gözetilmemiş olması ile geçici iş göremezlik ödeneğinden davalı ...’ın sorumluluğunun teselsüle dayalı olarak belirlenmesi gerektiğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda yazılı kararı ile;
"Hesap bilirkişisi tarafından sunulan 03.12.2021 tarihli raporda, davalı işveren ve üçüncü kişinin kusur oranlarına göre; fiili ödemeye dönüşen gelirden müştereken ve müteselsilen 3.277,35 TL, geçici iş göremezlik ödemesinden üçüncü kişi davalının sorumluluğu 2.242,86 TL ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen 11.214,30 TL, tedavi giderlerinden müştereken ve müteselsilen 3.332,50 TL, ilaç giderlerinden müştereken ve 275,30 TL olmak üzere kurumun rücu alacağının toplam 18.099,45 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Raporun Yargıtay bozma ilamında belirtilen hususları kapsar şekilde hazırlandığı, dosya kapsamına uygun ve bilimsel veriler ışığında düzenlendiği kanaatine varılmıştır. Ancak Yüksek Mahkemenin yukarıda belirtilen bozma ilamında vurguladığı usuli kazanılmış hak ilkesi gereğince davalı ...'ın mahkememizce verilen 15.01.2013 tarih, 2013/37E, 2014/420 K. sayılı kararı temyiz etmediği dikkate alınarak, anılan kararda hükmedilen 19.595,33 TL ilk peşin sermaye değerli gelir yönünden diğer davalı ... ile birlikte TBK'nun 61 ve 62 nci maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hükümleri kapsamında müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, raporda 11.214,30 TL geçici iş göremezlik ödemesi hesaplanmış ise de davacı kurumun ilk kararı temyiz etmemiş olması ve 16.04.2014 tarihli değer arttırım dilekçesindeki talep dikkate alınarak 8.971,44 TL geçici iş göremezlik ödemesinden ve raporda hesaplanan 3.332,50 TL tedavi gideri ile 275,30 TL ilaç giderinden davalı işveren ve davalı üçüncü kişinin TBK'nun 61 ve 62 nci maddelerinde düzenlenen teselsül hükümleri gereğince müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır. " gerekçesiyle
"Davanın kabulü ile,
1- 19.595,53 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin tahsis onay tarihi olan 18.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2- 8.971,44 TL geçici iş göremezlik ödemesinin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3- 3.332,50 TL tedavi giderinin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4- 275,30 TL ilaç giderinin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine," karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ...,... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini bunun irdelenmesi gerektiğini, ödeme yapıldığını belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, davalının kusurlu olmadığını, maluliyet durumuna itiraz ettiklerini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu'nun 438 ve 439 uncu maddeleri ile 5510 sayılı Kanunu'nun 21 inci maddesi
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıktan belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallanna, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallanna ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Yargılama aşamasında kurum zararının fiili ödemeye dönüştüğünün anlaşıması karşısında, ilk karan ve bozma sonrası kararı temyiz eden davalı ... lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek, fiili ödemeye dönüşen 4.196 TL peşin sermaye değerli gelir tutannın %80'ine tekabül eden kısımdan sorumlu olmasına göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden karar bozulmamalı, hükmü temyiz etmeyen davalı yönünden davacı Kurum yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu'nun 438 inci maddesi hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
"1. Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, Mahkeme kararına karşı yapılan davalı ... vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine;
Davanın kısmen kabulü ile,
1- ...'ın sorumluluğunun, 3.277,35 TL fiili ödeme miktarının ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sınırlı olmak üzere 19.595,53 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin tahsis onay tarihi olan 18.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
2- 8.971,44 TL geçici iş göremezlik ödemesinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3- 3.332,50 TL tedavi giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan
müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4- 275,30 TL ilaç giderinin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
5- Karar mahiyeti gereği alınması gerekli 2.197,85 TL harcının 1.079,13 TL'sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen, geri kalanının davalı ...'dan alınarak hâzineye gelir kaydına,
6- Davacı tarafından yapılan 3.750,00 TL Adli Tıp Kurumu rapor ücreti ile 2.250,00 TL bilirkişi ücreti ve 570,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 4.320,00 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre 3456,00 TL'sinin davalı ...'ın sorumluluğu 1.697,24 TL ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
7- Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
8- Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükteki A.A.Ü.T. hükümleri gereğince takdir edilen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'ın sorumluluğu 4.518,12 TL ile sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
9- Karar kesinleştikten sonra varsa artan gider avansının yatırana iadesine," ibarelerinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgilisinden alınmasına,
Peşin yatırılan temyiz giderinin istek halinde davalılardan ...'a iadesine,
01.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
...
10. Hukuk Dairesi, 2023/8697 E., 2023/10380 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (İş) Mahkemesi
tam metni aç
Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62 nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51.) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır.
10. Hukuk Dairesi 2023/8697 E. , 2023/10380 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2017/2 E., 2022/572 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalılardan ... vekili tarafından da duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.04.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ... vekili Av. ....ile davacı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili Av...... ve davalı ...Ş. vekili Av. ... ... geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve dosyanın eksiklikler tamamlanıp Dairemiz’e tekrar gelmesinden sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 27.10.2011 tarihinde davalı DSİ sigortalısı Ali Pekal'ın trafik iş kazasında vefatı sonucu sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ve cenaze yardımının rücuan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı DSİ Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu gelir ve yardımın ödenmesine neden olan kazanın sigortalının olay yerinde trafik akışına uygun davranmaması sonucu meydana geldiğini, müvekkilinin olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, ölen sigortalının atölye ustası olmasına rağmen kendi isteğiyle aracı kullandığını, nitekim 01.04.2006 tarihli 26126 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Taşıtları Sürebilecek Kamu Görevlilerinin Belirlenmesine İlişkin Esas ve Usuller konulu 2006/10194 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na göre kamu görevlilerinin kendi istekleri ve Kurum'un uygun görüşüyle araçları kullanabileceğini, bu durumun müvekkili Kurum'un bir kusuru olarak değerlendirilemeyeceğini, olaya ilişkin Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2011/1302 sayılı soruşturma dosyasında düzenlenen bilirkişi raporlarında müvekkili Kurum'un kusurunun bulunmadığı görüşüne yer verildiğini, yine 5510 sayılı Kanun'un 21/5 maddesi uyarınca iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiler sonucu meydana gelmiş ise bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücu edilemeyeceğini, ayrıca iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde bu kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerinin veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine Kurum'ca rücu edilemeyeceğini belirterek, yasal dayanaktan yoksun olarak açılmış davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı Zurich Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurda görülmekte olan davaya konu trafik kazasına karıştığı iddia edilen 08 AF 054 plaka no’lu araç, zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile 07.04.2011-07.04.2012 tarihleri arasında sigortalandığını, Poliçe kapsamında Şahıs Başı Teminat Limiti 200.000,00-TL olduğunu, bahse konu poliçe Trafik Sigortası Genel Şartları gereğince manevi tazminat taleplerine teminat vermediğini, davaya konu kaza neticesinde Ali Pekkal'ın vefat ettiğini, vefat edenin mirasçıları tarafından müvekkili şirkete işbu kaza 27.12.2012 tarihinde ihbar edilmiş ve dava öncesi tazminat talep edildiğini, Müvekkili Şirket hasar servisince vefat edenin yaşı, gelir durumu, tarafların kusur durumuna dair evraklar talep edildiğini ve temin edilen evraklar Hazine Müsteşarlığınca yetkilendirilmiş Aktüere hesap raporu hazırlanması amacıyla gönderildiğini, yaptırılan hesap raporu neticesinde vefat eden Ali Pekkal mirasçılarına 24.07.2013 tarihinde, 168.699,00-TL ödemenin yapıldığını, yapılan ödeme neticesinde bakiye 31.301,00-TL şahıs başı teminat limitinin kaldığını, bakiye teminat limitini belirtmiş olmamız asla davayı kabul anlamına gelmediğini, müvekkili Şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi için tarafların kusur durumlarının konusunda uzman bilirkişi heyetince tespitinin gerektiğini, belirtmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 04.05.2016 tarihli ve 2015/300-2016/398 sayılı kararıyla; "davacının davalı ... aleyhine açtığı dava yönünden dosya tefrik edilerek mahkemenin 2014/730 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılama yürütülerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine, davalı ...Ş. aleyhine açtığı eldeki davada ise davanın reddine " dair karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davacı Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 17.01.2018 tarihli ve 2016/13478 2019/259 sayılı ilamı ile; "..Davacı Kurum rücu alacağının davalılardan teselsül hükümlerince tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61 ve 62 nci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanununun 50 ve 51.) maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır. Bu halde, Türk Borçlar Kanunu’nun 62 nci maddesi uyarınca kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkı baki kalmak koşuluyla, her bir sorumlu yönünden kusurlarına düşen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına hükmedilmesi gerekmektedir.Hal böyle olunca davalıların kusur oranlarının ve sorumluluklarının belirlemesi, delillerin birlikte takdir edilmesi ve sonuca göre karar verilmesi gereken eldeki davada yargılamanın birlikte yürütülmesi gerekmektedir.Mahkemece, davalı DSİ yönünden tefrik edilen dosya başka bir esasa kaydedilmiş ise birleştirilmek suretiyle işin esasına girilerek karar verilmelidir. .,.." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "..1-Asıl davanın kabulü ile 343.005,62 TL ilk peşin sermaye değerli sürekli gelirin gelir bağlanma onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte; 262,40 TL cenaze giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı DSİ'den alınarak davacı Kuruma verilmesine, 2-Birleşen 2019/206 E sayılı davanın kabulü ile asıl dava davalısı DSİ aleyhine hükmedilen 343.005,62 TL ilk peşin sermaye değerli sürekli gelir ile 262,40 TL cenaze giderinden birleşen dava davalısı ...den poliçedeki azami sorumluluk limitleri (kalan sorumluluk limiti 31.301,00 TL) ile (asıl dosya davalısı DSİ ile) birlikte müştereken ve müteselsilen (tahsilde tekerrür olmak kaydı ile) alınarak davacı kuruma verilmesine, ...." dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı DSİ vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; kusur sorumluğunun yerinde olmadığını, belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı DSİ vekili temyiz dilekçesinde; kusur sorumluğunun yerinde olmadığını, belirterek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı Kurum ve davalı DSİ vekilleri tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum ve davalı DSİ vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,26.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Üç arkadaş (Ali, Veli, Selami), bir bankadan müştereken kredi çekmişler ve borcun tamamından bankaya karşı "müteselsilen" sorumlu olduklarını taahhüt etmişlerdir. Borcun vadesi geldiğinde Ali, borcun tamamını bankaya ödemiştir. Müteselsil borçlulukta "iç ilişki" ve "rücu" prensipleri gereği, Ali'nin diğer borçlulara başvurma hakkı ile ilgili hangisi doğrudur?
A) Ali borcu ödediği için artık alacaklı sıfatını kazanamaz, sadece sebepsiz zenginleşme davası açabilir.
B) Ali, ödediği miktarın tamamını dilediği diğer borçludan (örneğin Veli'den) isteyebilir.
C) Ali, kendi payı dışındaki miktarı, diğer borçlulardan payları oranında isteyebilir; bu oranda alacaklının haklarına halef olur.
D) Banka Ali'yi ibra etseydi, diğer borçluların borcu devam ederdi.
E) İç ilişkide her borçlu borcun tamamından sorumludur.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.