6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 638

Türk Borçlar Kanunu 638. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler. Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar. D. Ortaklığın sona ermesi I. Sona erme sebepleri 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2022/920 E., 2023/806 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve 638 inci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu         2022/920 E.  ,  2023/806 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/117 E., 2022/367 K. KARAR : Davanın reddine ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.11.2021 tarihli ve 2020/4386 Esas ve 2021/6220 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince anılan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davalı ortaklığa, sipariş edilen iplikler karşılığında toplam 2.312.556,56 TL ödeme yapıldığını ancak davalının sadece 1.939.157,28 TL tutarında iplik gönderdiğini, bakiye 373.399,28 TL’nin tahsili için başlattıkları takibin davalı yanın itirazı üzerine durduğunu, itirazın haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... ... vekili; müvekkilinin sözü edilen adi ortaklığın ortağı olmadığını, bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2018 tarihli ve 2016/93 Esas. 2018/268 Karar sayılı kararı ile; adi ortaklığın taraf ehliyeti olmadığından ortak oldukları iddia olunan ... ve ... ...’in davalı olarak davaya dahil edilmesiyle yargılamaya devam edildiği, her iki davalının da adi ortaklıkta ortak oldukları, davacının 2015 yılı içerisinde sekiz adet fatura karşılığı 1.939.157,28 TL mal alışı karşılığında davalıya 2.312.556,56 TL ödeme yaptığı, yapılan ödemelerin tarih sırasına göre mal alış faturalarından mahsup edildiğinde kalan bakiyesinin 373.399,28 TL olduğu, davacının davalıya 373.399,28 TL fazla ödemesinin bulunduğu, bu nedenle davacının bu miktar kadar davalılardan alacaklı olduğu, davacının davalıların ortağı olduğu şirketi temerrüde düşürdüğüne ilişkin herhangi bir belgenin sunulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalıların Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı takibe vaki itirazlarının 373.399,28 TL yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden yasal faiz işletilmesine, 74.679,85 TL icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesi 07.11.2019 tarihli ve 2019/12 Esas. 2019/1330 Karar sayılı kararı ile; icra takibinde borçlunun Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı şeklinde gösterildiği, adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, adi ortaklığın borcu sebebiyle adi ortaklık aleyhine dava açılmasının veya icra takibi yapılmasının mümkün olmadığı, taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınacağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) dava açıldıktan sonra diğer kişilerin davaya dahil edilmek suretiyle davalı sıfatını kazanması ve husumetin bu kişilere yöneltilmesi konusunda bir düzenleme yer almadığı, bu nedenle alacak davalarında davaya zorunlu dava arkadaşlığı dışında dahili dava yolu ile davalı olarak taraf eklenmesinin mümkün olmadığı, öte yandan itirazın iptali davasının görülebilmesinin geçerli bir icra takibinin varlığına bağlı olduğu, ortada geçerli takip yoksa itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak bulunmadığı, davacı tarafça adi ortaklık aleyhine girişilen icra takibinin geçerli bir takip olarak kabul edilemeyeceği, bu sebeple dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. V. BOZMA KARARI 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava, itirazın iptali istemine ilişkin olup, Bölge Adliye Mahkemesince, yazılı gerekçeyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Davacı yan, takip talebinde, borçluyu, “Dilgen ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” olarak göstermiş olup, davayı da husumet yönelttiği davalı tarafı bu şekilde göstererek açmıştır. Bu gösterimde adi ortaklığın adı yanında davalı ...’in ismi de açıkça zikredilmiş ve adi ortaklığın diğer ortağı olan davalı ... ...’den de “ortağı” sıfatıyla bahsedilmiştir. Belirtilen adi ortaklığın ortaklarının davalılar olduğu ve başka bir ortak bulunmadığı konusunda tereddüt bulunmadığı gibi, davalı ... de takibe itiraz dilekçesiyle, husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir. Bu hale göre, husumetin adi ortaklığın ortağı olan iki ayrı kişiye yöneltilmiş olduğu kabul edilerek, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davalı ... hakkındaki davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülememiş, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. VI. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNCE VERİLEN DİRENME KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili Av. ...; davalılara husumetin doğru şekilde yöneltildiği, davalı ... ...’in de icra takibindeki itirazıyla husumetin kendisine yöneltildiğini kabul ettiğini, davalıların usule uygun olarak davaya dahil edildiğini, ortaklar arası husumetin iç ilişkileriyle alakalı olduğunu, bu hususta müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, taraf teşkilinin sağlandığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. 2. Davacı vekili Av. ... Aslı Güney; adi ortaklığın ortakları tarafından icra takibine gerçekleştirilen itiraz ile taraf teşkilinin sağlandığını, davalıların kendilerine husumet tevcih edildiğini kabul ettiklerini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu icra takibinin usulüne uygun olarak başlatılıp başlatılmadığı, eldeki davada taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, buradan varılacak sonuca göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620 ve 638 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun'un 50, 59, 114, 115 ve 124 üncü maddeleri. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 46, 47, 48, 49 ve 702 nci maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir tüzel kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 6098 sayılı Kanun'un 620/1 inci maddesinde adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda bir ortaklık kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, adi ortaklık sayılır (6098 sayılı Kanun md. 620/2). 3. Adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 47 ve devamında düzenlenen hükümler çerçevesinde tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Bu sebeple adi ortaklığın 4721 sayılı Kanun'un 48 ve 49 uncu maddeleri anlamında hak ve fiil ehliyeti mevcut değildir. Adi ortaklığın taraf ehliyetinin mevcut olup olmadığı ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Zira taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usuli hukuki ilişkinin sujesi olabilme yeteneği olup maddi hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukundaki görünümüdür. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her tüzel kişi (4721 sayılı Kanun md. 46) davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (6100 sayılı Kanun md. 50). Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmadığından adi ortaklığın da davalarda taraf ehliyetleri bulunmamaktadır. 4. Bu durum icra takipleri için de geçerlidir. Zira icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu taraf olarak yer alabilmenin ilk koşulu; taraf ehliyetinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla adi ortaklığın taraf ehliyeti mevcut olmadığından, icra takiplerinde de alacaklı veya borçlu olarak yer alamazlar. Bu nedenle, adi ortaklık için yahut ortaklığa karşı dava açılacak ise adi ortaklığı oluşturan her bir gerçek veya tüzel kişiye dava dilekçesinde veya icra takip talebinde yer verilmesi zorunludur ve adi ortaklık tarafından açılacak davaların yahut icra takiplerinin de el birliği mülkiyeti kuralları gereğince (6098 sayılı Kanun md. 638., 4721 sayılı Kanun md. 702) bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak (6100 sayılı Kanun md. 59) birlikte hareket edilmesi gerekir. 5. Taraf ehliyeti 6100 sayılı Kanun'un 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından biri olup aynı zamanda icra takipleri bakımında da bir takip şartıdır. Bu sebeple hem davalarda hem de icra takiplerinde taraf ehliyeti, davalarda mahkemece, icra takiplerinde ise takip hukukunun doğasına uygun ölçüde icra memurunca/mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. Aynı zamanda bu durum, taraflarca takibin/davanın her aşamasında ileri sürülebilen bir takip şartı olarak değerlendirilmelidir (6100 sayılı Kanun md. 115/1). Zira bu husus aynı zamanda kamu düzenine ilişkindir. 6. 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereğince Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Maddenin üçüncü fıkrası gereğince ise dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. 7. 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü maddesi, davalardaki iradi değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. 8. İradi taraf değişikliği takip hukukunda açıkça düzenlenmemiştir. Ancak icra takiplerinde de icra takip taraflarının da yanlış yahut eksik olarak gösterilme durumları söz konusu olabilmektedir. Bu durumlar maddi hatadan yahut temsilcide yanılma nedeniyle yanlış gösterme gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Böyle bir durumda icra takibinin iptali ve tekrar ikâmesi hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olabilir. Bunu önlemek için, maddî hata ve temsilcide yanılma halleriyle sınırlı olarak istisnaî bazı hallerde icra takibi esnasında da taraf değişikliği yapılabileceğinin kabulü gereklidir. 9. Buradan hareketle davada olduğu gibi icra takibinde de tarafların yanlış gösterilmesi, bu hareketin maddi hatadan yahut dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir durumdan veyahut kabul edilebilir bir yanılgıya dayanmasından ileri geldiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un iradî taraf değişikliğine ilişkin hükümlerinin -niteliği uygun düştüğü ölçüde kıyasen- uygulanması mümkün olmalıdır. 10. Bu çerçevede başlatılan bir icra takibinde dürüstlük kuralına aykırı olmayan veya kabul edilebilir bir yanılgıya dayalı olarak adi ortaklığa karşı husumet yönetilmesi sonrasında adi ortaklığın ortaklarının tamamının icra takip dosyasına itirazlarını sunmak suretiyle kendilerine husumetin yöneltildiğini kabul ettiği durumlarda 6100 sayılı Kanun'un 115/3 maddesi hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde kıyasen uygulanarak eksik olan takip şartının giderildiği kabul edilmelidir. Yine adi ortaklığa husumet yöneltilerek açılan bir davanın yargılaması sırasında ortakların davaya dahili neticesinde taraf sıfatına ilişkin dava şartı eksikliğinin tamamlanmış olması durumunda taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilerek yargılamaya devam edilmelidir. 11. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu icra takip dosyasında yer alan takip talebi ve ödeme emirlerinde borçlunun "Dilgen ... ve ... Fabriskası Adi Ortaklığı ... ve Ortağı" olarak gösterildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürülüğünün 2015/7733 Esas sayılı dosyasında ödeme emrine dair tebligatın borçlu olarak belirtilen adi ortaklığa gönderildiği, sonrasında anılan ödeme emrine davalılar ... ve ... ... vekili tarafından borca ve icra müdürlüğünün yetkisine itiraz edildiği, Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünce verilen yetkisizlik kararını müteakip dosyanın gönderildiği Kahramanmaraş 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7877 Esas sayılı dosyası kapsamında yine adi ortaklık adına ödeme emrinin tebliğ edildiği, anılan ödeme emrine davalı ... ... vekilince süresi içerisinde itiraz edildiği anlaşılmaktadır. 12. Dava konusu icra takibinde borçlu olarak kaydedilen adi ortaklığın tüm ortakları davalılar ... ve ... ...'dir. Dava konusu icra takiplerinde borçlu olarak gösterilen adi ortaklık yanında davalı ...'in ismi de belirtilmiş olup diğer ortak olan ... ...'den de "ortağı" ifadesiyle bahsedilmiştir. Bunun yanında davalı ... ... de her iki ödeme emrinin tebliğine itiraz ederek husumetin kendisine yöneltildiğini kabul etmiştir. 13. Bunun yanında işbu itirazın iptali davasında da adi ortaklığın tüm ortaklarının yargılamaya katılımları sağlandığına göre husumetin adi ortaklığın her iki ortağına da yöneltildiği kabul edilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekmekle, Bölge Adliye Mahkemesince verilen davalı ... ... vekilinin istinaf başvurusunun kabul ile İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davalı ... ... yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. 14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraf ehliyetine ilişkin hususun icra takiplerinde de kamu düzenine ilişkin olup süresiz süresiz şikayete tabi olduğu, davalı ... ...'in itirazında kendisi aleyhine açıkça bir icra takibi yapılmadığını belirttiği, takip talebinde yer almayan kimseye ödeme emrinin gönderilmeyeceği, adi ortaklığın borçlarından tüm ortaklarının müteselsilen sorumlu olduğu, bu sebeple alacaklının alacağını hangi ortaktan tahsil etmek istiyor ise takip talebinde bu kişileri açıkça belirtmesi gerektiği, aksi durumda ihtiyari takip arkadaşı olarak ve "ortağı" ibaresinden yola çıkılarak borçlu olarak gösterilmeyen ortağın takibe eklenemeyeceği, bu haliyle somut olayda husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiğinin kabul edilemeyeceği, bu itibarla takip talebi ve dava dilekçesinde ismi geçmeyen davalı ... ... yönünden usulden ret kararı verilmesi gerektiği, 6100 sayılı Kanun'un 124 üncü madde koşullarının mevcut olmadığı, bu sebeple direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile adi ortaklık aleyhine icra takibi yapılamayacağı, davalı ...'in takip talebinde isminin yer aldığı ancak diğer davalı ... ... hakkında icra takibinin söz konusu olmadığı, icra takibinin davalı ... bakımından geçerli olduğu, bu itibarla anılan davalı bakımından direnme kararı hatalı olup diğer davalı bakımından verilen direnme kararının yerinde olduğu, bu sebeple direnme kararının belirtilen değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler, Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 15. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VIII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.09.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. K A R Ş I O Y Taraf ehliyeti HMK. md. 114,1-d gereğince dava şartıdır. Hukuk davalarında taraf ehliyetinde olduğu gibi icra takibinin taraflarının (alacaklının ve borçlunun) da taraf ehliyetine sahip olmaları gerekir. Gerçek ve tüzel kişilerin hak ehliyeti (MK. md.8 ve md.48 ) ve dolayısı ile taraf ehliyeti vardır. Adi ortaklık gibi tüzel kişiliği olmayan toplulukların taraf ehliyeti yoktur (TBK.md.620). Taraf ehliyeti olmayanların talebi üzerine (veya taraf ehliyeti olmayanlara karşı) başlamış ve devam edilmiş icra takipleri ve işlemleri geçersizdir. İcra müdürü ve icra mahkemesi bu işlemlerin geçersizliğini kendiliğinden gözetir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayet yolu ile icra mahkemesinden takibin iptali istenebilir. İtirazın iptali davasının görülebilmesi geçerli bir icra takibine bağlı olduğundan ve icra takibi ile sıkı sıkıya bağlı olduğundan itirazın iptali davasında icra takibinin geçersizliği, mahkemece kendiliğinden gözetilip dava şartı yokluğundan davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda genel haciz yolu ile ilâmsız icra takibinde alacaklı takip talebinde borçlu olarak “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı göstermiş ... ve ... ... takipte borçlu sıfatı ile gösterilmemiş ve ödeme emri bu şahıs işletmesine hitaben düzenlenerek aynı adreste daimi çalıştığını beyan eden ... ... imzasına fabrika adresinde tebliğ edilmiştir. Hakan ve ... ... vekili icra dosyasında yetki ve borca itiraz sonrasında icra dosyası yetkisizlik kararı ile yetkili Kahramanmaraş İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir. Yetkili icra müdürlüğünce “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı” ibaresini borçlu kısımda yazılarak ödeme emri düzenlenmiş bu ödeme emrinin aynı adrese tebliği üzerine ... ... vekili icra dosyasına yaptığı itirazında, dosya borçlusu olarak gösterilen ... ... ve Perese Fabrikasının tüzel kişiliği bulunmadığını hukuken geçersiz olduğunu, kendisinin adi ortaklığın ortağı olduğunu, alacağın dayanağının ödeme emrinde gösterilmediğini, borçlu olmadığını beyan etmiştir. Açıkça kendisi aleyhinde bir takip olmadığını vurgulamıştır. İİK 58 inci maddesi takip talebinde yer alacak hususları düzenlemiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının ikinci bendinde “ Borçlunun ve varsa kanunî temsilcinin adı, soyadı, alacaklı tarafından bilinmiyor ise Türkiye Cumhuriyeti Kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerinin” yazılması yazılacağı düzenlenmiştir. İcra hukukuna özgü durumları haricinde takip talebi dava dilekçesine benzetilebilir. Takip talebinde kişinin hakkında takip yapıldığı yazılı değil ise geçerli olmayan bu takibe dayanarak ödeme emri çıkarılamaz. Ödeme emri çıksa dahi bu husus alacaklıya bir hak bahşetmez. İcra takibi takipte borçlu olarak gösterilmeyen ihtiyari takip arkadaşlarına teşmil edilemez. TBK’nın 638 inci maddesinin son fıkrası “ Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamış ise müteselsilsen sorumludurlar.” Bu hükme göre adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için adi ortaklık ilişkisi içinde ... borçların alacaklıları borcun tamamını bir ortaktan alabileceği gibi tüm ortaklardan da alabilir. Bunun için hangi ortağı veya ortakları takip etmek istiyor ise takip talebinde isim ve adreslerini açıkça borçlu tarafta göstermelidir. Aksi halde ortakların ihtiyari takip arkadaşı olmaları dikkate alınarak icra takibi takip talebinde borçlu gösterilmeyen adi ortaklık ortağına “ort” ibaresinden yola çıkılarak takibe eklenemez. Takip alacaklısı, “... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı”nı davalı göstererek itirazın iptalini talep ettiği, ... ... vekilini cevap dilekçesinde adi ortaklığın ortağı ya da yetkilisi olmadığını, davanın tarafı olmadığını bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Şu hale göre adi ortaklığı oluşturan kişiler takip talebinde borçlu tarafta gösterilmemiş kendilerine ödeme emri çıkarılmamıştır. Takip talebinde tüzel kişiliği olmayan adi ortaklığın ismi olan ‘ ... ... ve ... Fabrikası ... ve Ortağı’ isminin yazılmasından hareketle, adi ortaklık ismi içinde geçen ...’in ve “Ort.” İbaresi ile ... ...’in de takipte borçlu olarak gösterildiği sonucuna varılamaz. Yetkili icra dairesinde icrada itiraz eden ... ... vekili itirazında öncelikle tüzel kişiliği olmayan fabrika isminin borçlu olarak yazılması nedeniyle takibin geçersiz olduğunu beyan ettikten sonra borcun olmadığı itirazının ileri sürmesi karşısında husumetin adi ortaklığın ortaklarına yöneltildiği kabul ettiği görüşü isabetli değildir. Takip talebinde ve itirazın iptali dava dilekçesinde borçlu olarak hiç adı geçmeyen ... ... yönünden itiraz iptali isteminin usulden reddine karar verilmesi gereklidir. Aksi halde bu şekilde verilen itirazın iptali kararı ile ... ... aleyhinde icra takibinin devamı söz konusu olamaz. Nitekim 19. Hukuk Dairesi 18.03.2003 tarih, 2003/2293 Karar sayılı kararında “ Özetle takip talebi ve ödeme emrinde borçlu adi ortaklık gösterilerek tek bir ödeme çıktığı, adi ortaklığı oluşturan şirketlerin takip talebinde ayrı ayrı borçlu gösterilmediğine göre tüzel kişiliği olmayan adi topluluk aleyhine icra takibi geçersizdir. İtirazın iptali dava koşulları oluşmadığı için reddi gerekir” şeklinde bir görüş benimsenmiştir. Takip talebinde borçlu olarak yer almayan bir kişinin itirazın iptal davasına eklenmesi de mümkün değildir. HMK’nın 124 üncü maddesinin olayda uygulanma şartları bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının onanması görüşünde olduğumdan Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Diğer kararlar (4)

12. Hukuk Dairesi, 2015/20493 E., 2015/23692 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesine göre, işin yürütülmesi ile ilgili doğacak tüm sorumluluk borç ve taahhütlere karşı sadece .....'nin sorumlu olacağını, bu şekilde TBK'nun 638/son maddesinde öngörülen müteselsil sorumluluk kuralının aksine bir karar aldıklarını, senette müvekkili şirket yetkilisine ait bir imza bulunmadığı gibi bonodaki imzanın müvekkil şirkete ait olmadığını ileri sürerek imzaya, borca ve fer'ilerine it
12. Hukuk Dairesi         2015/20493 E.  ,  2015/23692 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından keşidecisi ....-....adi ortaklığı olan bir adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi yapılmış, icra takibinde adi ortaklık yanında adi ortaklığı oluşturan şirketlerin her biri aleyhine ayrı ayrı takip başlatılmıştır. Borçlu...vekili icra mahkemesine başvurusunda; .... 64. Noterliğince 14.06.2012 tarih ve 02146 yevmiye ile onaylanan 14.06.2013 tarihinde ortaklar tarafından alınan kararın 3. maddesine göre, işin yürütülmesi ile ilgili doğacak tüm sorumluluk borç ve taahhütlere karşı sadece .....'nin sorumlu olacağını, bu şekilde TBK'nun 638/son maddesinde öngörülen müteselsil sorumluluk kuralının aksine bir karar aldıklarını, senette müvekkili şirket yetkilisine ait bir imza bulunmadığı gibi bonodaki imzanın müvekkil şirkete ait olmadığını ileri sürerek imzaya, borca ve fer'ilerine itirazda bulunduğu ve takibin iptaline karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, senet üzerindeki imzanın ortaklığı temsile yetkili kişiye ait olmadığına dair bir iddiada bulunulmadığı, iş ortaklığını temsil hususunda yetkilendirilen kişinin ortaklığı temsilen düzenlemiş olduğu kambiyo senedinin her bir ortak yönünden borç doğurucu bir işlem olduğu, ortaklık yetkilisi tarafından imzalanan senette her bir ortağın ayrıca imzasının bulunmasının gerekmediği, borçlardan sorumluluk esaslarına ilişkin ilgili kararın 3. maddesinin ise adi ortaklığı oluşturan şirketleri bağladığı, 3. kişilerin alacaklarını her bir ortaktan talep hakkını haiz olduğu gerekçesi ile istemin reddine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 637. maddesinde; kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortağın, bu kişiye karşı bizzat kendisinin alacaklı ve borçlu olacağı, ortaklardan birinin, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yapması halinde diğer ortakların ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı ve borçlusu olacağı, kendisine yönetim görevi verilen ortağın ise ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisinin varsayılacağı hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda, idare ve temsil yetkisi bulunan temsilcinin yapacağı işlemler, ortakları üçüncü kişilere karşı eşit olarak sorumlu kılar. Temsilin sonuçlarını düzenleyen aynı Kanunun 638/son maddesi hükmüne göre, ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar. Adi ortaklıkta, aksine bir hüküm yer almadığı sürece, idareci ortağın yapacağı işlemler, diğer ortakları da bağlar. İdareci ortağın hukuki statüsü BK.nun 449. maddesinde düzenlenen ticari mümessile benzer nitelikler taşır. Bu itibarla ticari mümessilin özel bir yetki aranmaksızın kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisine haiz olduğu kabul edilmektedir (HGK.nun 29.01.2009 tarih 2008/12825¬2009/32 sayılı kararında da açıklanan ilkeler benimsenmiştir.). Somut olayda, .... 40. Noterliğince 31.05.2012 tarih ve 17780 Yev. no ile onaylanan adi ortaklık sözleşmesinin ortaklığın idaresi hakkında 6(A) maddesinde; ortaklığı temsil ve ilzam etmeye, işlemleri ve muameleri takip etmeye adi ortaklığı oluşturan ortakların seçeceği bir veya birkaç müdür tarafından yürütüleceği, müdür olarak işin başından sonuna kadar ....'in münferiden temsil ve ilzam etmesine karar verildiği;....'in borçlu ... müdürü olduğu görülmektedir. Bilahare .... 40. Noterliğince 05.07.2012 ve 22212 Yev.No ile onaylanan ek sözleşmede ise; "...İş ortaklığını müdür olarak işin başından sonuna kadar... ve ...'in müştereken temsil ve ilzam etmesine" karar verilmiştir. Takip konusu senet tanzim tarihi (19.12.2013) itibarı ile müşterek temsile ilişkin 05.07.2012 tarihinde kararlaştırılan yetki kurallarının yürürlükte olduğu görülmektedir.Bu durumda, adi ortaklardan sadece birine ait imza ile düzenlenen senetten dolayı adi ortaklığın ve diğer adi ortağın borç altına sokulması mümkün bulunmamaktadır. O halde mahkemece, TBK'nun yukarıda açıklanan 637/2. madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, ortaklardan birinin, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yapması durumunda, diğer ortakların, ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olacağı yönündeki yasa hükmü karşısında yukarıda değinilen iş ortaklığı sözleşmesi ve ek sözleşmede taraflarca kararlaştırılan temsile ilişkin düzenleme dikkate alınarak TBK'nun 637 ve 638. maddelerine göre inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/3716 E., 2025/306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur (TBK 638. madde).
6. Hukuk Dairesi         2024/3716 E.  ,  2025/306 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1621 E., 2024/970 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/347 E., 2024/50 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...Yapı İnş. Ener. Turz. Tic. Ltd. Şti. ve ...İnş. Tic. Ltd. Şti. arasında kurulan iş ortaklığı tarafından "İstanbul ili,...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi Yapılması" ihalesinin üstlenildiğini, müvekkili şirket tarafından Türkiye Finans Katılım A.Ş.ye ait 03.09.2014 tarih 198-VT.002581 numaralı ve 7.040.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davalı idareye verildiğini, işin tamamlanmasına rağmen davalı tarafça hukuka aykırı olarak teminat mektuplarının gelir kaydedildiğini belirtilerek, davaya konu teminat mektubunun 4.478.400,00 TL'lik kısmının şimdilik 50.000,00 TL'sinin nakde çevrilme tarihinde itibaren işlemiş reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın kısmi alacak davası şeklinde açılamayacağını, dava konusu İstanbul ili...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi Yapım işi ihalesi sözleşmesinin davacınında yer aldığı iş ortaklığı tarafından imzalandığını, ancak davanın sadece ...Yapı İnş. Enerji Tur. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından açıldığını, taraf teşkilinin sağlanmadığını, öncelikle davanın usulden reddi gerektiği, davacının sözleşmeden kaynaklı edimini yerine getirmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın aktif husumet ve dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu teminat mektubunun adi ortaklığın üstlendiği iş için verildiğini, teminat mektubunun müvekkili şirkete ait olduğunu, davanın iş ortaklığı davası olmayıp, müvekkil şirketin tek başına açabileceği bir dava olduğunu, mahkemece diğer iş ortağı şirketi davaya dahil etmek için süre verilmeden davanın usulden reddi kararının hatalı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasındaki eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir. 1. Davacı taraf İstanbul ili,...Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ve Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Sağlık Meslek Lisesi yapılması ihalesini için verdiği teminat mekubunun, işin tamamlanmasına rağmen davalı tarafça hukuka aykırı olarak gelir kaydedildiğini ileri sürerek alacak davası açmıştır. 2.Taraf ehliyeti, bir davada veya talepte taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. TBK'nın 620. maddesindeki tanıma göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. 6098 sayılı TBK'nın 620 vd. maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın, tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin dava ve taleplerde, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak birlikte hareket etmeleri gerekir. 3. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; adi ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklardan sadece birinin dava açma ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek, taraf teşkili sağlanmaksızın davaya devam edilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 4. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacıya, diğer adi ortağın davaya muvafakatini temin etmesi için makul süre vermek, muvafakatının sağlanması halinde yargılamaya devam etmek, aksi halde davanın usulden reddine karar vermekten ibarettir. 5. Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz sebeplerinin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) KARŞI OY YAZISI Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır (HMK 59/1). Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder (HMK 60/1). 4721 sayılı TMK’da; Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti (TMK 701/1) olarak tanımlanan elbirliği mülkiyetinde; ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır (TMK 701/2). Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir (TMK 702/1). Bunun istisnası TMK 702/4. maddede yer alan, ortaklardan her birinin, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanacağı hükmüne dayanılarak bu kapsamda olmak üzere bazı ortakların dava açabilecek olmasıdır. Mecburi dava arkadaşlığının uygulamadaki en yaygın örneğı elbirliği mülkiyeti hükümlerinden kaynaklanan mecburi dava arkadaşlığı halidir. Elbirliği mülkiyetinin en yaygın örnekleri ise adi ortaklık ve miras ortaklığıdır. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler (640/2). Bu hüküm gereğince mirasçıların birlikte hareket etme zorunluluğu nedeniyle tereke adına açılacak davalarda mirasçılar birlikte dava açmak zorundadır. Bu zorunluluğa rağmen mirasçılardan bazılarının dava açmış olması halinde bu davanın sürdürülebilmesi için davada yer almayan mirasçıların açılan davaya muvafakat etmesinin yeterli olduğu yerleşik yargısal uygulamada kabul edilmekte ve bu nedenle diğer mirasçıların muvafakatını sağlaması için süre verme yoluna gidilmektedir. Adi ortaklık sözleşmesine dayalı ortaklık da elbirliği mülkiyetine tabi olup kaynağını şu hükümlerden almaktadır: Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK 620/1. madde) Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır. Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir (TBK 624. madde). Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur (TBK 638. madde). Belirtilen bu hükümlerin sonucu olarak dava açan adi ortaklar da elbirliği mülkiyeti hükümlerine göre davada mecburi dava arkadaşı durumunda olup davanın tüm ortaklar tarafından açılması gereklidir. Bu zorunluluğa rağmen adi ortaklardan bazılarının dava açmış olması halinde bu davanın sürdürülebilmesi için davada yer almayan adi ortakların açılan davaya muvafakat etmesinin yeterli olduğu yerleşik yargısal uygulamada kabul edilmekte ve bu nedenle diğer adi ortakların muvafakatını sağlaması için davacıya süre verme yoluna gidilmektedir. Mirasçıların veya adi ortakların elbirliği mülkiyetinde verilen süreye rağmen muvafakat sağlanamamış ise bunun davanın reddini gerektirip gerektirmediği üzerinde de durulmalıdır. Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde verilen süreye rağmen mirasçıların muvafakat vermemesi halinde ise "Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir (TMK 640/3)" hükmüne dayanılarak tereke temsilcisi atanmak suretiyle davanın görülebileceği kabul edilmektedir. Adi ortakların elbirliği mülkiyetinde ise bu şekilde temsilci atanacağına dair bir hüküm TMK'da yer almamaktadır. Dairemizin önceki kararlarında bu durumda davaya muvafakat vermeyen ortak hakkında birleştirme talepli dava açmak üzere süre verilmesi, dava açılması halinde birleştirilerek görülmesi gerektiği aksi halde açılan davanın dinlenemeyeceği şeklinde bir çözüm geliştirilmiştir. Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde davaya muvafakat etmeyen mirasçı hakkında birleştirme talepli dava açmak için süre verilmesini gerektiren ihtiyaç bulunmasa da adi ortakların elbirliği mülkiyetinde böyle bir ihtiyaç bulunduğuna göre bir çözümün de geliştirilmesi zorunludur. Anayasaya uygun yorum ilkesi temel bir yorum ilkesidir. Anayasanın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi hükmüne göre; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Öte yandan mülkiyet hakkı da anayasa ile korunan temel bir haktır. Adi ortaklık kapsamında korunması gerekli bir mülkiyet değerine ilişkin bir hakkın varlığı iddia ediliyor ancak diğer adi ortak buna uygun hareket etmiyorsa bu hakkın gerek üçüncü kişilere gerekse diğer adi ortağa karşı da korunması için davacının dava açabileceği açıktır. Davacının sahip olduğu bir hakkın kendisine hatırlatılarak üçüncü kişi hakkındaki davanın görülebilmesi için diğer adi ortak hakkında birleştirme talepli dava açılması için süre verilmesinin usule veya maddi hukuka aykırı bir yönü olmadığı gibi anayasada düzenlenen hak arama hürriyeti ve müllkiyet hakkının korunmasına hizmet eden anayasaya uygun bir yorum ve uygulama olacağı da açıktır. Dairemizin önceki bazı kararlarda da bu çözüme gerekçe olarak; "...Açılan davaya muvafakatın sağlanması, olmadığı takdirde taraf teşkili için diğer adi ortağın davalı olarak davada yer almasının sağlanması yoluyla davanın görülebilir hale gelmesi şeklinde bir uygulamanın benimsenmesi, Anayasa'nın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesine uygun yorumla, hukukun ve adaletin amacını sağlamaya yönelik olan temel hukuk ilkeleri yönünden de bir zorunluluktur. Muvafakat etmeyen adi ortak aleyhine husumet yöneltilmesine imkân tanınmaksızın davanın reddi gerektiğinin kabulü; ortaklardan bir kısmının hak arama özgürlüğünün, diğer bazı ortakların inisiyatif ve vicdanına bırakılması yanında, ortaklığın ve bu kapsamda ortaklardan bir kısmının haklarının hukuk önünde korunamayarak, uyuşmazlığın çözümsüz ve ortada bırakılabileceği anlamına gelir ki, bu da hukukun adaleti sağlama amacıyla hiç bir şekilde bağdaşmaz...” açıklamaları yapılmıştır. Örnek: Yargıtay 6. HD. 01.03.2022 T. 2021/3455 E. 2022/1085 K. ve Yargıtay 15. HD. 16.06.2016 T. 2016/1366 E. 2016/3472 K.). Mirasçıların elbirliği mülkiyetinde davaya muvafakat etmeyen mirasçı hakkında birleştirme talepli dava açmak için süre verilmesini gerektiren bir ihtiyaç olmasa da açılan davada davacı ve davalı olarak tüm mirasçıların yer almış olması halinde terekeye temsilci tayinine gerek olmayacağı ve açılan davanın görülmesi gerektiği yargısal uygulamada kabul edilmektedir. Adi ortaklıkta birleştirme talepli olarak açılacak dava ile taraf teşkili sağlanarak davanın görülebilecek olması aynı çözümün adi ortaklıkta da benimsenmiş olmasından farklı bir anlam taşımamaktadır. Mirasçılar bakımından davaya muvafakat etmeyen mirasçılar olmasına rağmen davanın görülebilirliğini sağlayan yollar mevcut ve uygulanabilir iken, adi ortaklıkta muvafakat etmeyen ortaklar bulunması halinde davanın görülebilmesini mümkün görmeyen bir sonucun benimsenmesi anayasaya uygun yorum ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Somut olayda adi ortağın tek başına açtığı davanın dinlenmesi mümkün olmadığından davacıya diğer adi ortağın davaya muvafakatini sağlaması, sağlayamaması halinde diğer adi ortak hakkında birleştirme talepli dava açılmak üzere süre verilmesi verilen bu sürelerin yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu gerekliliklere uyulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle bölge adliye adliye mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, muvafakatın sağlanamaması halinde birleştirme talepli süre verilmesi yolu kabul edilmeyerek sadece muvafakın sağlanması için süre verilmesi ve yerine getirilmemesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
9. Hukuk Dairesi, 2017/18122 E., 2020/14001 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2017/18122 E.  ,  2020/14001 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatının tahsilini talep etmiştir. Davalılar Cevabının Özeti: Davalılar, davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe: Taraf ehliyeti, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek yada tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 520 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620) ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Zira 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 163. maddesi uyarınca "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder". Taraf ehliyeti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından olup, taraflarca ileri sürülmese dahi, mahkemece re'sen nazara alınabilecektir. Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesine göre; ortaklık sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça adi ortaklar birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üçüncü kişilere karşı deruhte etmiş oldukları borçlardan müteselsilen sorumlu olurlar. Bu hükme göre alacağa ilişkin bu davanın adi ortakların müteselsil sorumluluğuna dayalı olarak her birine karşı açılması mümkündür. Alacak istemli dava dilekçesinde, dava dilekçesinde adi ortaklıklardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, Türk Borçlar Kanunu 163. maddesi uyarınca dava incelenmelidir. Ancak sadece adi ortaklık veya ortak girişim denmiş ve kişi gösterilmemiş ise “Hukuk Genel Kurulunun 8.10.2003 tarih, 2003/12-574-564 sayılı kararında vurgulandığı üzere ortak girişim iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişinin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri bir ortaklık türü olup, bu ortaklığın tek başına tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı ... yanında adi ortaklığı da davalı mevkîinde gösterdiği, yargılama safhasında tebligatların bu ortaklığa yapıldığı ve karar başlığında da davalılar arasında adi ortaklığın gösterildiği görülmüştür. Açıklanan nedenlerle tek başına tüzel kişiliği bulunmayan bu ortaklığa karşı davanın açılıp sonuçlandırılması usule ve kanuna aykırıdır. Mahkemenin adi ortaklığı oluşturan şirketlere ayrı ayrı tebligat çıkartıp usule uygun taraf teşkilini sağlamadan karar vermesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 28.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/13691 E., 2019/20997 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi         2017/13691 E.  ,  2019/20997 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem , ihbar tazminatı ve ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı ... vekili,davanın husumet ve zamanaşımı nedeniyle reddini talep etmiştir. Davalı ... grup iş ortaklığı vekili;davacının belediyenin işçisi olduğunu husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece,toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. D) Temyiz: Kararı davalı ... ,davalı şirket ve davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraf ehliyeti, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Taraf ehliyeti, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır Buna göre; medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek yada tüzel kişi davada taraf ehliyetine sahip kabul edilmelidir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 520 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 620) ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklığın taraf ehliyeti yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların iştirak halinde mülkiyet hükümleri gereği bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Adi ortaklığa karşı açılacak davalar yönünden ise; ikili bir ayrım yapmak gerekecektir. Davanın konusu paradan başka bir şey ise davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması (mecburi dava arkadaşlığı), davanın konusu para ise; ortaklar bu borçtan müteselsil sorumlu bulunduklarından ortaklardan biri, bazıları yada tümüne karşı (ihtiyari dava arkadaşlığı) dava açılabilecektir. Zira 6098 sayılı TBK.'un 163. Maddesi uyarınca "Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder". Taraf ehliyeti, 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d maddesi gereğince dava şartlarından olup, taraflarca ileri sürülmese dahi, mahkemece re'sen nazara alınabilecektir. Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesine göre; ortaklık sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça adi ortaklar birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üçüncü kişilere karşı deruhte etmiş oldukları borçlardan müteselsilen sorumlu olurlar. Bu hükme göre alacağa ilişkin bu davanın adi ortakların müteselsil sorumluluğuna dayalı olarak her birine karşı açılması mümkündür. Alacak istemli dava dilekçesinde, dava dilekçesinde adi ortaklıklardan birine veya birkaçına karşı açılmış ise, TBK. 163. Maddesi uyarınca dava incelenmelidir. Ancak sadece adi ortaklık veya ortak girişim denmiş ve kişi gösterilmemiş ise “Hukuk Genel Kurulunun 8.10.2003 tarih, 2003/12-574-564 sayılı kararında vurgulandığı üzere ortak girişim iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişinin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri bir ortaklık türü olup, bu ortaklığın tek başına tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı ... yanında adi ortaklığı da davalı mevkîinde gösterdiği, yargılama safhasında tebligatların bu ortaklığa yapıldığı ve karar başlığında da davalılar arasında adi ortaklığın gösterildiği görülmüştür. Açıklanan nedenlerle tek başına tüzel kişiliği bulunmayan bu ortaklığa karşı davanın açılıp sonuçlandırılması usule ve kanuna aykırıdır. Mahkemenin usule uygun taraf teşkilini sağlamadan karar vermesi bozmayı gerektirmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 26.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

(A) ve (B) bir adi ortaklık sözleşmesi kurarak bir kafe işletmektedir. Daha sonra (C), (A)'nın yanında sözleşmeye katılır. Ortaklığın, (X) Malzeme Tedarikçisine 30.000 TL borcu doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, Tedarikçi (X), bu borç için (C)'ye başvurabilir mi?

A) Başvuramaz, çünkü (C) sadece (A)'ya karşı sorumludur.
B) Başvuramaz, çünkü borç (C) katılmadan önce doğmuştur.
C) Başvurabilir, çünkü (C) sözleşmeye katılarak (A) ve (B) ile birlikte (X)'e karşı müteselsilen borçlu olmuştur.
D) Sadece (A) ve (B)'ye başvurabilir.
E) Sadece borcun üçte biri (10.000 TL) için (C)'ye başvurabilir.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol