6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 639

Türk Borçlar Kanunu 639. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer: 1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle. 2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle. 3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle. 4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle. 5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle. 6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla. 7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla. 2. Belirsiz süreli ortaklık

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

8 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/696 E., 2022/1385 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Adi ortaklığın sona ermesi ise TBK’nın 639. maddesinde düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2020/696 E.  ,  2022/1385 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Asıl ve Birleşen Davada Davacı İstemi: 4. Asıl ve birleşen davada davacı vekili; müvekkili ile dava dışı ruhsat sahibi ... Madencilik Sanayi A.Ş. arasında maden ocağının işletilmesi için 14.07.2011 tarihli adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, daha sonra müvekkilinin bu ortaklıktan doğan hak ve borçlarını 31.12.2012 tarihli ortaklık payı devir ve temlik sözleşmesi ile davalıya 200.000TL bedel karşılığında devir ve temlik ettiğini, bu bedeli davalının dört eşit taksitte ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, ilk taksitten 37.762,32TL ödeme yapıldığını, ikinci taksitin ise vadesi gelmesine rağmen ödenmediğini, bunun üzerine birinci taksitten eksik ödenen miktar ve ödenmeyen ikinci taksit için davalı hakkında ... İcra Müdürlüğünün 2013/2628 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yaptıklarını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu, birleşen davada son iki taksitin ödenmemesi üzerine ... İcra Müdürlüğünün 2013/5983 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi yaptıklarını, davalının haksız itirazı üzerine bu takibin de durduğunu ileri sürerek asıl ve birleşen davada itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve Birleşen Davada Davalı Cevabı: 5. Asıl ve birleşen davada davalı vekili; icra takibine dayanak yapılan 31.12.2012 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğunu, zira sözleşmeye konu pay devrine adi ortaklığın diğer tarafı olan ... Madencilik Sanayi A.Ş. tarafından onay verilmediğini, öte yandan davacının dava dışı ... Madencilik Sanayi A.Ş. ile yaptığı adi ortaklık sözleşmesinde belirtilen yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmediğini, bunun üzerine ... Madencilik Sanayi A.Ş. tarafından 19.03.2013 tarihli ihtarname ile adi ortaklık sözleşmesinin feshedildiğini, davacının da feshe itirazda bulunmadığını, davacının feshedilmiş ve hiçbir hükmü yerine getirilmemiş adi ortaklık sözleşmesindeki ortaklık haklarını müvekkiline devrettiğinden bahisle müvekkilinden talepte bulunmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuş ve %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 6. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.09.2015 tarihli ve 2014/46 E., 2015/694 K. sayılı kararı ile; davacı ile dava dışı ... Madencilik Sanayi A.Ş. arasında 14.07.2011 tarihinde mermer sahasının işletilmesi hususunda bir ortaklık sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede ortakların hisse devrini kısıtlayan bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasında imzalanan sözleşmede devredenin diğer ortağın onayını alması gerektiğine dair bir hüküm bulunmadığı, ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin onayı aransa dahi davalının 12.03.2013 tarihinde bu şirketin hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olduğu, davalının hissedarı olduğu şirketin devri onaylamaması için makul bir gerekçe ileri sürmediği, davalının taraflar arasındaki sözleşmenin ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin devri onaylamaması nedeniyle geçersiz olduğunu savunmasının kendi eylemi nedeniyle bir hak elde etme çabası olarak görüldüğü, sözleşmenin geçerli olmadığını ileri sürmesine rağmen davalının sözleşme bedelinin bir kısmını yine ortağı olduğu şirketin elamanı vasıtasıyla ödediği ve şirketin lehtarı olduğu çeki vererek ödeme yaptığı, bunun da pay devrine onay verildiğini gösterdiği, bu nedenlerle geçerli bir sözleşmeye dayalı olarak ödenmesi gereken taksitlerin davalı tarafından ödenmediği gerekçesiyle asıl davada itirazın iptaline, birleşen davada ise faiz talebi hariç olmak üzere itirazın kısmen iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararı, süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.04.2017 tarihli ve 2015/14745 E., 2017/2416 K. sayılı kararı ile; “…Dava, adi ortaklık payının satışına ilişkin bakiye devir bedelinin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davası olup, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak taraflar arasında düzenlenen "Ticari Ortaklık Payı Devir Sözleşmesidir." başlıklı sözleşmeyle davacı ... Madencilik San. A.Ş. ile yapmış olduğu adi ortaklıktaki ortaklık payını 200.000 TL bedel mukabilinde davalıya devretmiş ve devredilen ortaklık payı bedelinin 4 eşit taksitle ödenmesi ve ödemeden sonra ortaklıktaki tüm hak ve borçların devralana devir ve temlik edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 3-b maddesine göre ödemelerin vadesinde ve belirtilen miktarda yapılması halinde devir eden ...'nun adi ortaklıktaki payı sona erip tüm hak ve borçlar davalı ...'a devir ve temlik edilmiş olacaktır. Bu işlemin tamamlanması için de davacı noterden bir istifa beyanı gönderecektir. Ne var ki dava dışı diğer adi ortak ... Madencilik San. A.Ş. tarafından adi ortaklık 19.03.2013 tarihinde davacı ...'nun adi ortaklık payı bedelini sözleşmeye uygun olarak ödememesi nedeniyle feshedilmiştir. Davacı, bu fesih nedeniyle dava açtığını, feshe karşı çıktığını da iddia etmemektedir. Fesih tarihine kadar davalı, davacının beyanına göre ilk taksitten 37.712,32 TL ödemiş, 2., 3. ve 4. taksitleri ise ödememiştir. Bu durumda, adi ortaklık payının devir borcunun doğmasından önce adi ortaklık feshedilip davacının devredebileceği bir payda kalmadığından davacının devir bedelinin tahsilini istemesi mümkün bulunmamaktadır. Davalının, ... Madencilik San. A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olması, ... Madencilik San. A.Ş. ile davacı arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin davacının 300.000 USD olan pay bedelini ödememesi nedeniyle sözleşmenin feshine etkili bulunmadığı gibi bu davaya da etkisi bulunmamaktadır. Bu durumda, davacının ... Madencilik San. A.Ş.’ne ödemesi gereken ortaklık payını ödememesi nedeniyle aralarındaki adi ortaklık sözleşmesinin feshedildiği ve bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin 3/b maddesi gereğince ödemelerin yapılmasından sonra davalıya devredilecek ortaklık payının da bulunmadığı gözetildiğinde davanın reddine karar verilmesi gerekmekle mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir…”“…Dava, adi ortaklık payının satışına ilişkin bakiye devir bedelinin tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davası olup, mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak taraflar arasında düzenlenen "Ticari Ortaklık Payı Devir Sözleşmesidir." başlıklı sözleşmeyle davacı ... Madencilik San. A.Ş. ile yapmış olduğu adi ortaklıktaki ortaklık payını 200.000 TL bedel mukabilinde davalıya devretmiş ve devredilen ortaklık payı bedelinin 4 eşit taksitle ödenmesi ve ödemeden sonra ortaklıktaki tüm hak ve borçların devralana devir ve temlik edileceği kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 3-b maddesine göre ödemelerin vadesinde ve belirtilen miktarda yapılması halinde devir eden ...'nun adi ortaklıktaki payı sona erip tüm hak ve borçlar davalı ...'a devir ve temlik edilmiş olacaktır. Bu işlemin tamamlanması için de davacı noterden bir istifa beyanı gönderecektir. Ne var ki dava dışı diğer adi ortak ... Madencilik San. A.Ş. tarafından adi ortaklık 19.03.2013 tarihinde davacı ...'nun adi ortaklık payı bedelini sözleşmeye uygun olarak ödememesi nedeniyle feshedilmiştir. Davacı, bu fesih nedeniyle dava açtığını, feshe karşı çıktığını da iddia etmemektedir. Fesih tarihine kadar davalı, davacının beyanına göre ilk taksitten 37.712,32 TL ödemiş, 2., 3. ve 4. taksitleri ise ödememiştir. Bu durumda, adi ortaklık payının devir borcunun doğmasından önce adi ortaklık feshedilip davacının devredebileceği bir pay da kalmadığından davacının devir bedelinin tahsilini istemesi mümkün bulunmamaktadır. Davalının, ... Madencilik San. A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olması, ... Madencilik San. A.Ş. ile davacı arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin davacının 300.000 USD olan pay bedelini ödememesi nedeniyle sözleşmenin feshine etkili bulunmadığı gibi bu davaya da etkisi bulunmamaktadır. Bu durumda, davacının ... Madencilik San. A.Ş.’ne ödemesi gereken ortaklık payını ödememesi nedeniyle aralarındaki adi ortaklık sözleşmesinin feshedildiği ve bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin 3/b maddesi gereğince ödemelerin yapılmasından sonra davalıya devredilecek ortaklık payının da bulunmadığı gözetildiğinde davanın reddine karar verilmesi gerekmekle mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.12.2019 tarihli ve 2019/549 E., 2019/862 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ile dava dışı ... Madencilik San. A.Ş. arasında yapılan adi ortaklık sözleşmesi gözetildiğinde davacının davalıya devredilecek ortaklık payının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre taraflar arasında akdedilen adi ortaklık pay devri sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle adi ortaklık hakkındaki hükümlere değinilmesi faydalı olacaktır. 13. Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi gereğince somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620. maddesinde adi ortaklık; “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. 14. Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, “karşılıklı borç doğuran sözleşme” olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır. Dolayısıyla adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir. 15. Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK m. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (TBK m. 622) yükümlüdür. Öte yandan adi ortaklığın tüzel kişiliği ve ayrı bir yönetim organı bulunmadığı için ortaklığın yönetiminin ne şekilde sağlanacağı önem taşımaktadır. Bu itibarla adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir (TBK m. 625/1). Bu suretle ortaklığın yönetimi bir yöneticiye bırakılmış ise, yönetici ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, Kanunda veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir (TBK m. 630). 16. Adi ortaklıkta müşterek amaç iktisadî bir amaçtır veya daha dar anlamda kazanç paylaştırma amacıdır. Ancak adi ortaklığın varlığından söz edebilmek için ortakların müşterek bir amaç etrafında toplanmış bulunmaları yetmez. Ortakların ayrıca, ortaklığın amacının gerçekleşmesine yönelik faaliyetlere katılmayı, bu yolda diğer ortaklarla işbirliği yaparak, onlarla birlikte çaba sarf etmeyi de üstlenmiş olmaları gereklidir. Amaç, ortak araç veya güçlerle izlenmeli, taraflar amacın izlenmesinde birlikte etkin olmalıdırlar. Her bir ortak şu veya bu şekilde amacın gerçekleşmesine katkıda bulunmak zorundadırlar. Birlikte çaba yükümlülüğü bir yan edim yükümü olmayıp asli edim yükümü durumundadır ve adi ortaklığın sürekli borç ilişkisi karakterine uygun olarak süreklilik arz etmelidir. 17. Ortaklığın varlık sebebi olan amaç birlikteliğinin bir sonucu olarak, ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayanmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 tarihli ve 1991/13-76 E., 1991/199 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ortaklar öteki sözleşmelerden tamamen farklı şekilde, emeklerini ve sermayelerini ortak bir amaç için birleştirdiklerinden, aralarında sıkı bir işbirliği kurulur ve güvene dayanan bu işbirliği ilişkisi nedeniyle ortaklar birbirlerinin vekili gibi, ortaklık işlerinden dolayı özenle hareket etmek, ortakları zarara uğratmamak durumundadırlar. 18. Adi ortaklıkta ortaklar arası ilişki karşılıklı güven ve iyi niyet temeline dayandığı için TBK’nın 632/1 maddesi gereğince ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır. Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz (TBK m. 632/2). Bu itibarla ortaklardan birisinin payının tamamını ve bir kısmını devredebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Öncelikle ortaklardan birisinin payının tamamını veya bir kısmını devredebilmesi için devralan ile arasında bir devir sözleşmesi yapılması gerekmektedir. Bu devir sözleşmesi alacağın devri hükümlerine tabi olup TBK’nın 184/1 maddesi gereğince yazılı şekilde yapılması gerekir. 19. Adi ortaklıkta ortaklardan birisinin payının tamamını veya bir kısmını devredebilmesinin ikinci koşulu ise diğer bütün ortakların rızasının bulunmasıdır. Başka bir deyişle adi ortaklıkta payın devrinin ortağa ve ortaklara karşı geçerli olabilmesi için, diğer bütün ortakların pay devrini oy birliği ile onaylaması gerekir. Dolayısıyla payın devri ister tam devir ister kısmi devir olsun, diğer ortakların muvafakati olmadan mümkün olmaz. 20. Adi ortaklıkta ortaklar payın devrine ilişkin olarak açık (sarih) muvafakat verebilecekleri gibi örtülü (zımni) muvafakatte verebilirler. Örneğin, tahakkuk eden kâr payının pay devredildiği kişiye ödenmesi, yine payı devralan kişinin diğer ortak veya ortaklarla birlikte çalışması durumlarında örtülü muvafakatin varlığı kabul edilmelidir. Bütün ortakların payın devrine açık veya zımni muvafakat vermesi hâlinde payı devralan kişi adi ortaklığın ortağı hâline gelir ve ortaklık malvarlığı üzerinde el birliği ile malik olur. Bütün ortaklar tarafından pay devrine muvafakat verilmemesi hâlinde pay devri ortaklığa karşı hüküm ifade etmez; payını devreden kişinin ortaklık sıfatı devam eder. Ancak diğer ortakların muvafakati bulunmamakla birlikte pay devri sözleşmesi yazılı olarak yapılmışsa böyle bir devir kural olarak sadece taraflar arasında geçerlidir. 21. Adi ortaklığın sona ermesi ise TBK’nın 639. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince adi ortaklık; ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle; sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa ortaklardan birinin ölmesiyle; sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle; bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle; ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle; ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla ve haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla sona ermektedir. 22. Fesih, sürekli borç ilişkisinin tek taraflı bir hukukî işlemle ileriye etkili sona erdirilmesidir. Bu bozucu yenilik doğuran işlemin temelinde ise fesih hakkı bulunmaktadır. Haklı sebeple fesihte bu hak, bir önemli sebebe dayalı olarak yöneltilmesi gereken tek taraflı irade beyanının muhataba varması ile kural olarak derhâl hüküm ve sonuçlarını doğurur. Ancak bu genel kurala yukarıda da belirtildiği üzere adi ortaklıkta haklı sebeple feshin düzenlendiği TBK’nın 639/(1)-7 maddesi ile önemli bir istisna getirilmiştir. Anılan madde gereğince adi ortaklık; haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla sona ermektedir. Buna göre, adi ortaklıkta ortaklardan biri açısından borç ilişkisinin devam ettirilmesinin çekilmez kılınması durumunda bu ortağın sözleşmeyi buna dayanarak sona erdirebilmesi, ancak mahkemeye yapılacak fesih istemi sonucunda verilecek karar ile gerçekleşecektir. Başka bir deyişle haklı sebebin ileri sürülmesi hâlinde dava açılması ve mahkemeden ortaklığın feshinin istenmesi zorunludur. Örneğin ihtar çekilerek adi ortaklık sözleşmesinin haklı sebeplere dayanılarak sona erdirilmesi mümkün değildir. Zira feshin haklı sebep temelinde gerçekleşebileceği göz önünde bulundurulduğunda TBK’nın 639/(1)-7 maddesi ile hâkime verilen takdir yetkisi, ilgili sona erme imkânı bakımından şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine yöneliktir. Hâkimin sona ermeyi meşrulaştıran şartların mevcudiyetine kanaat getirmesi hâlinde fesih kararı verilecektir. Öte yandan haklı sebeple fesih hem belirsiz hem de belirli süreli adi ortaklık sözleşmeleri bakımından başvurulabilecek bir hukukî yoldur. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ile dava dışı ... Madencilik Sanayi A.Ş. arasında 14.07.2011 tarihinde mermer sahasının işletilmesi hususunda bir adi ortaklık sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’ye ait ruhsatın süresinin sonuna kadar geçerli olduğunun belirtildiği, davacının 31.12.2012 tarihli yazılı sözleşme ile anılan adi ortaklıktaki payını davalıya 200.000TL bedelle devredildiği, adi ortaklık payının devrine ilişkin sözleşmede yer alan muvafakat kısmının diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş. tarafından imzalanmadığı anlaşılmaktadır. 24. Adi ortaklık pay devir bedelinin bir kısmının diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin lehtar olduğu 11.250,60USD bedelli çekin davacıya ciro edilerek ödendiği, yine adi ortaklık pay devir bedelinin 17.590TL’lik kısmının diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin çalışanı tarafından davacıya ödendiği dosya kapsamı ile sabittir. Dolayısıyla diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin pay devrine açık muvafakati olmasa da örtülü olarak pay devrine muvafakat ettiğinin kabulü gerekmektedir. Bu kapsamda pay devrine örtülü muvafakat eden diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin daha sonra devre muvafakat etmediğini bildirmesi çelişkili davranma kapsamında değerlendirilmelidir. 25. Gerçekten de önceki eylemiyle çelişkili davranma yasağı (venire contra factum proprium) açıkça veya davranışlarıyla bir hakkı kullanmak istemediğini ortaya koyan bir kişinin bu davranışı ile bağlı olması, bu hâliyle var olan hukukî durumunu kaybetmesi ve daha sonra bundan cayamaması anlamına gelmektedir (Akyol, Şener: Venire Contra Factum Proprium, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ankara 2006, s. 77). Önceki eylemiyle çelişkili davranan kişi önceki davranışı ile muhatabında haklı görülen bir güven yaratmış ve gelecekte de bu hakkı kullanmayacağı yolunda bir kanaat uyandırmış ancak daha sonra yarattığı bu güvene aykırı davranarak muhatabın güvenini boşa çıkarmıştır. Bu nedenle önceki eylemiyle çelişkili davranan kişinin uyandırdığı güveni boşa çıkarmasını ve muhatabın zarara uğramasını hukuk düzeninin korumaması gerekmektedir. Çelişkili davranışta bulunan kişi, muhatabının haklı güvenini boşa çıkarması nedeniyle sadece muhatapla sınırlı olarak hakkını kaybedecektir. 26. Öte yandan adi ortaklık payını devralan davalının 12.03.2013 tarihinde diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’den pay devraldığı ve anılan şirkette yönetim kurulu başkanı olduğu, akabinde hemen diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş. tarafından adi ortaklık sözleşmesinin bazı sebepler ileri sürülmek suretiyle tek taraflı olarak feshedildiğine dair ihtarnamenin davacıya gönderildiği anlaşılmaktadır. Oysa yukarıda da belirtildiği üzere adi ortaklıkta ortaklardan biri açısından ortaklık ilişkisinin bazı sebeplerle devam ettirilmesinin çekilmez kılınması durumunda bu ortağın sözleşmeyi buna dayanarak sona erdirebilmesi ancak TBK’nın 639/(1)-7 maddesi gereğince mahkemeye yapılacak fesih istemi sonucunda verilecek karar ile gerçekleşecektir. Dolayısıyla ihtar çekilerek adi ortaklık sözleşmesinin haklı sebeplere dayanılarak sona erdirilmesi mümkün değildir. Bu itibarla davacı ile diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş. arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin feshedildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. 27. O hâlde taraflar arasında yapılan adi ortaklık payının devrine diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş. tarafından muvafakat edildiği, diğer ortak ... Madencilik Sanayi A.Ş.’nin adi ortaklık sözleşmesini haklı sebeple feshettiğine ilişkin ihtarnamenin sonuç doğurmayacağı ve neticede davacının davalıya devredilecek ortaklık payının bulunduğu, bu kapsamda dava konusu adi ortaklık payının devrine ilişkin sözleşmenin de geçerli olduğu kabul edilmelidir. 28. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek asıl ve birleşen davada verilen direnme kararı uyuşmazlık noktası itibariyle usul ve yasaya uygun olup yerindedir. 29. Ne var ki, Özel Dairece asıl ve birleşen davada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olduğundan asıl ve birleşen davada davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak asıl ve birleşen davada karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2022/1773 E., 2023/1825 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
eri tekstili işinden anlayan teknik bilirkişiler ve adi ortaklık ile tasfiyesinden anlayan mali müşavirden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan adi ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesi sebebiyle TBK’nın 639/1. maddesi gereğince ortaklık sona erdiğinden sözleşmede üstlenilen işlerin gerçekleştiği seviye de dikkate alınmak suretiyle 07.01.2014 tarihli söz
6. Hukuk Dairesi         2022/1773 E.  ,  2023/1825 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/692 E., 2020/554 K. DAVACILAR : 1-... 2-... vekilleri Avukat ... DAVA TARİHİ : ... HÜKÜM : Adi Ortaklığın Tasfiyesine Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen menfi tespit davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin deri fabrikası işlettiğini, aynı zamanda fason olarak da deri işlediklerini, davalının toplamda 5590 adet pikle Adana erkek derisini işlemek üzere müvekkillerinden ...'a 07.01.2014 tarihinde teslim ettiğini, söz konusu derinin teslimi sırasında isteği üzerine bir adet senedin teminat olarak düzenlenerek davalıya teslim edildiğini, yine davalı ile 07.01.2014 tarihinde tarihli bir adet "teminat senedine dair sözleşme" imzalandığını, müvekkillerinin davalıdan işlenmek üzere teslim aldıkları derileri çeşitli işlemlere tabi tuttuklarını, deri piyasasında yaşanan bu olumsuz gelişmeler üzerine davalının talimatı ile müvekkillerinin derinin işletilmesini durdurduğunu, ancak durdurma talimatına kadar toplamda 970 adet deriyi satışa hazır hale getirdikleri gibi kalan 4620 adet deriyi de yarı mamul hale getirdiklerini, müvekkillerinin bu işlemler için harcadıkları meblağın da 20.000,00 USD civarında olduğunu, davalının deri piyasasındaki bu düşüşten dolayı derileri satmadığı gibi hem müvekkillerinin masrafları olan 20.000,00 USD yi ödemediğini, hem de fabrikada yer kaplayan ve müvekkillerinin çalışmasını engelleyen derileri teslim almadığını, davalının bu tutumu üzerine müvekkillerinden ...'ın noterden ihtarname keşide ettiğini, davalının da bu ihtarnameye cevaben ihtarname keşide ettiğini ve müvekkillerle arasında hrhangi bir hukuki ilişki olmadığını, derileri işlemek üzere teslim etmediğini, 5590 adet deriyi 72.700,00 TL USD karşılığında sattığını, bu satış bedeli için bir yıl vade koyduğunu beyan ettiğini, davalının kötü niyetli olduğunu belirterek müvekkillerinin 07/01/2014 tanzim tarihli 72.700,00 USD bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespiti ile söz konusu teminat senedinin müvekkillerine iadesine, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine konu edilmesi halinde davalı aleyhine İİK 72/ 5 hükmü uyarınca %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında satış sözleşmesi ilişkisi bulunup, vade geldiğinde ücret alınacağını ve sözleşmede derilerin işlenmesine ilişkin hüküm bulunmadığı gibi, işlemleri durdurma talimatı da vermediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.06.2016 tarihli ve 2014/676 Esas, 2016/678 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile, 07.01.2014 tanzim tarihli 72.700,00 USD bedelli senetten dolayı davacıların borçlu olmadığının tespitine ve davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.1. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesi 31.01.2018 tarih 2016/5219 Esas ve2018/284 karar sayılı ilamında "Taraflar arasında 07.01.2014 tarihli imzası inkâr edilmeyen sözleşme ilişkisi kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık bu sözleşmenin niteliğinde ve sözleşme uyarınca verilen teminat senedinden dolayı davacıların borçlu olup olmadıkları konusunda toplanmaktadır. Bir davada, maddi olayları açıklamak taraflara, hukuki tavsif ise hakime aittir. Davacı taraf sözleşme uyarınca kendisine teslim edilen derilerin bir kısmını işlediğini, bir kısmını da yarı mamul hale getirdiğini ve 07.01.2014 tarihli sözleşme uyarınca verilen teminat senedinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece temel ilişkinin niteliği konusunda bir açıklama yapılmadan taraflar arasındaki ticari ilişkiden bahsedilerek menfi tespit yönünde karar verilmiştir. Davalı taraf verilen senedin satış sözleşmesi uyarınca düzenlendiğini ve satış bedeline karşılık verildiğini bildirmişse de, 07.01.2014 tarihli yazılı sözleşmede davacı ...'ya derilerin adi ortaklık ilişkisi sebebiyle verildiği, davacının derileri işleyerek satışa hazır hale getireceği ve satışa kadar tüm sorumluluğun davacı ...'a ait olacağı kararlaştırılmış ve bu sözleşme uyarınca da davaya konu teminat senedi verilmiştir. Davacılardan ... ile ... arasında imzalanıp, diğer davacı ...'ın da imzası bulunan sözleşme uyarınca verilen teminat senedinde her iki davacı da borçlu olarak yer almaktadır. Bu durumda davacılar ile davalı arasında imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan TBK'nın 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen “Adi Ortaklık” ilişkisi mevcut olup, mahkemece taraflar arasındaki uyumazlığın 07.01.2014 tarihli sözleşme ve bu sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde TBK'nın 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen hükümler çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış," gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 03/07/2018 tarih ve 2018/284 Esas 2018/459 Kararı ile bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir. C. 2. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15.Hukuk Dairesi 09.10.2019 tarih 2019/817 Esas ve 2019/3856 Karar sayılı ilamında " mahkemece bozmaya uyulduğuna göre, yeniden oluşturulacak konusunda uzman deri tekstili işinden anlayan teknik bilirkişiler ve adi ortaklık ile tasfiyesinden anlayan mali müşavirden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan adi ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesi sebebiyle TBK’nın 639/1. maddesi gereğince ortaklık sona erdiğinden sözleşmede üstlenilen işlerin gerçekleştiği seviye de dikkate alınmak suretiyle 07.01.2014 tarihli sözleşme ile TBK’nın 644. ve devamı maddeleri gereğince adi ortaklığın tasfiyesi konusunda rapor alınıp değerlendirilerek sonucuna uygun ve gerekirse kısmi de olsa teminat senedi ile ilgili borçlu bulunulmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile davanın tümden reddi doğru olmamış" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 24.11.2020 tarih ve 2019/692 Esas 2020/554 Kararı ile bozmaya uyularak, davalı tarafından davacılara teslim edilen ham derilerin dava tarihi itibariyle değeri bilirkişi raporuyla 6,50-$ olarak kabul edildiği ve 5590 adet ham deri bedeli olarak, davalının adi ortaklığa koymuş olduğu sermaye miktarının 36.335,00-$ olarak hesaplandığı, davacı tarafından satışa hazır hale getirilen 970 adet derinin maliyeti 6.305,00-$, 4620 adet yarı mamul hale getirilen derilerin işleme maliyeti 6.930,00-$ olmak üzere, davacı tarafın adi ortaklığa konulan sermaye miktarı 13.235,00-$ olarak belirlendiği, bu durumda taraflar arasındaki adi ortaklığın toplam sermaye miktarı 49.570,00-$ olmak üzere, sermayenin %73,3 kısmı davalı tarafından, %26,7 lik kısmı davacı tarafından karşılandığı, ortaklığa ait derilerin resen atanacak tasfiye memuru tarafından satışı yapılarak bedelin tasfiyesi halinde, tasfiye memuru ücreti, ilan, ihale, satış maliyetleri göz önüne alındığında ekonomik olmayacağı, taraflar arasından aynen taksiminin de mümkün olması nedeniyle, yukarıda tespit edilen oranlar doğrultusunda 970 adet satışa hazır işlenmiş derinin 259 adedinin davacılara, 711 adedinin davalıya, 4.620 adet yarı mamul derinin 1.234 adedinin davacıya, 3.386 adedinin davalıya ait olacak şekilde paylaştırılmak suretiyle adi ortaklığın tasfiyesine karar verildiği, davacı tarafından davalıya teminat olan verilen 72.700-$ bedelli bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti talep edildiği, davacılar tarafından adi ortaklıktan kaynaklanan yükümlülükler kısmen ifa edilmiş olduğundan verilen teminat senedi nedeniyle borçluluk durumu ifa edilen kısımların oranlaması suretiyle tespit edilebileceği, alınan 19.06.2020 tarihli bilirkişi raporu ile 970 adet işlenmiş ham derinin toplam piyasa değeri 13.235,30-$, 4.620 adet yarı mamul haldeki derinin piyasa satış değeri 36.335,00-$ olarak belirlendiği, adi ortaklık iş tamamlanmadan tasfiye edildiğinden taraflar arasında yukarıda belirlenen sermaye payları oranında hesaplama yapılarak 970 adet işlenmiş deri bedeli olan 13.235,30-$'dan davalının %73,3 kısmı 9.758,60-$ ve 4.620 adet yarı işlenmiş deri bedeli olan 36.335,00-$'dan davalının %73,3 kısmı 26.33,50-$ olmak üzere toplam 36.392,10-$ payı hesaplandığı, buna göre davacının elinde bulunan derilerin piyasa değeri üzerinden yapılan hesaplamada davalının toplam payı 36.392,10-$ teminat olarak verilen 72.700,00-$ bedelli bonodan çıkarıldığında davacının kalan 36.307,90-$ lık kısmından borçlu olmayacağı kanaati ile, taraflar arasında kurulan 07.01.2014 tarihli adi ortaklığa ait 970 adet satışa hazır derinin 259 adetinin davacılara, 711 adetinin davalıya , 4620 adet yari mamul derinin, 1234 adetinin davacılara, 3386 adetinin davalıya ait olacak şekilde adi ortaklığın tasfiyesine, ortaklığı ait derilerin davacıların uhdesinde bulunması nedeni ile davacıların 07.01.2014 tanzim tarihli 72.700 USD bedelli bononun 36.307,90 USD kısmından borçlu olmadıklarının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, bilirkişi heyetinin bozma ilamında belirtilen alanında uzman kişilerden oluşmadığını, belirlenen deri fiyatının yüksek ve neye göre belirlendiğinin belirtilmediğini, tasfiyeyi tasfiye memurunun yapması gerektiğini ve derilerin ekonomik değerinin kalmaması nedeniyle iadesi kararının doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 644 ve devamı maddeli ile 470 ila 486 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, hesaplamanın ve adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin kanun maddeleri hükümlerinin hukuka uygun olarak olaya uygulandığı anlaşıldığından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Fazla yatırılan temyiz peşin harcın istek halinde davacılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 16/05/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2019/817 E., 2019/3856 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
eri tekstili işinden anlayan teknik bilirkişiler ve adi ortaklık ile tasfiyesinden anlayan mali müşavirden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan adi ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesi sebebiyle TBK’nın 639/1. maddesi gereğince ortaklık sona erdiğinden sözleşmede üstlenilen işlerin gerçekleştiği seviye de dikkate alınmak suretiyle 07.01.2014 tarihli söz
15. Hukuk Dairesi         2019/817 E.  ,  2019/3856 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı bozmaya uyularak verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, adi ortaklık ilişkisi uyarınca verilen teminat senedinden dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanının reddine dair verilen karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.Taraflar arasında 07.01.2014 tarihli sözleşme ile 5590 adet ... erkek derisinin pikleden finale kadar masraf, işçilik ve satış işlemlerinin yapılması konusunda adi ortaklık ilişkisi kurulduğu, bu ortaklık ilişkisi ve sözleşme gereğince dava konusu 72.700 USD’lik teminat senedinin ortaklardan ... tarafından davalı ortağa verildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesindeki açıklamalar, davalının cevabı ve tüm dosya kapsamından davacı ... ile davalı ... arasındaki adi ortaklığa sadece 5590 adet derinin işlenmesi ve satılması ile sınırlı olarak kurulmuş olup, yarı mamül hale getirilmiş olmakla birlikte ortaklığın sona erdiği de anlaşılmaktadır. Dairemizin hükmüne uyulan 31.01.2018 tarihli bozma ilamında uyuşmazlığın 07.01.2014 tarihli sözleşme ve adi ortaklık hükümlerine göre çözümlenmesi gereğine işaret edilmiştir. Davacı adi ortak ... ve kefil olarak senedi imzalayan ...’ın senet nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespitini isteyebilmesi için üstlendikleri yükümlülüklerin tamamını ifa etmeleri zorunlu olmayıp kısmen ifa halinde dahi ifa edilen kısımla ilgili menfi tespit isteminde bulunulabileceği gibi az yukarıda da açıklandığı üzere adi ortaklık sona erdiğinden 6098 sayılı BK’nın 644. ve devamındaki adi ortaklık ve tasfiye hükümlerine göre sözleşme de dikkate alınarak tasfiyenin mahkemece yapılması gerekir. Bu durumda, mahkemece bozmaya uyulduğuna göre, yeniden oluşturulacak konusunda uzman deri tekstili işinden anlayan teknik bilirkişiler ve adi ortaklık ile tasfiyesinden anlayan mali müşavirden oluşan 3 kişilik bilirkişi kurulundan adi ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesi sebebiyle TBK’nın 639/1. maddesi gereğince ortaklık sona erdiğinden sözleşmede üstlenilen işlerin gerçekleştiği seviye de dikkate alınmak suretiyle 07.01.2014 tarihli sözleşme ile TBK’nın 644. ve devamı maddeleri gereğince adi ortaklığın tasfiyesi konusunda rapor alınıp değerlendirilerek sonucuna uygun ve gerekirse kısmi de olsa teminat senedi ile ilgili borçlu bulunulmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile davanın tümden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 5766 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 176,60 TL Yargıtay başvurma harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 09.10.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2016/10029 E., 2018/1119 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer.
3. Hukuk Dairesi         2016/10029 E.  ,  2018/1119 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile ... 2. Noterliğinin 03/01/2014 tarih ve 00197 yevmiye nolu adi ortaklık sözleşmesi ile ... Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesi adındaki işletme için ortaklık kurduklarını, kendisine idari, temsili ve mali haklar tanındığını, işletmenin % 40 oranındaki hissesini sahip olduğunu, bu işletmede fiilen çalıştığını ve emek sarfettiğini, ancak herhangi bir ücret ya da kâr payı ödenmediğini, davalının bu işletmeyi haberi ve onayı olmadan başka bir şahsa devir ve teslim ettiğini, sözleşmeden kaynaklı alacağının mevcut olduğunu, davalı tarafça buna itibar edilmeden işletmenin satıldığını, davalının kendi kredilerine kefalet ve borç altına soktuğunu, bu borçların ödenmemesi üzerine takip başlatılarak mallarına haciz konulduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL’nin ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı; davacının sermeye ödeme borcunu yerine getirmediğini, işletmede herhangi bir hakkı olmadığını, sözleşmenin fiilen yürürlüğe girmediğini, adi ortaklığa konu ... Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesi işlerinin bağlı olduğu merkez ... ... İstihdam İklimlendirme Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Ltd. Şti. tarafından yürütüldüğünü, limited şirket ortaklığı hisse devrinin TTK belirtilen usullerle olabileceğini, taraflar arsında geçerli bir hisse devri olmadığını, davacının işletme içinde birtakım usulsüzlükleri ve kasa açığı tespit edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; Özel Kocasinan ... Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ... Şubesinin kurucusunun ... .. İstihdam İklimlendirme Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Limited Şirketi olduğu, davalı ...'nun bu şirketin temsilcisi olduğu, bu durumda adi ortaklık sözleşmesini ...'nun şirket adına imzaladığı, bu nedenle husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı tarafça temyiz edilmiştir. Dosyadaki bulunan ... 2. Noterliğinin 03/01/2014 tarih ve 00197 yevmiye nolu "Adi Ortaklık Sözleşmesi" ile davacı ... ve davalı ... arasında çocuk ve gençlere yönelik rehabilitasyon hizmetleri işi ile ilgili olarak 6098 sayılı TBK'nun 620 vd. maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, taraflar arasındaki ilişki, 6098 sayılı TBK'nun 620. maddesi ve devamı maddeleri kapsamında, bir adi ortaklık ilişkisidir. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Adi ortaklık ilişkisinde; bir ortak tarafından açılan alacak talepli dava, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsar. Bu noktada tasfiyenin mahkemece bizzat yapılması gerekir. Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nın 644.maddesi gereğince; ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır. Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesi gereğince; ortaklığın borçları ödendikten, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazancın ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir. Hal böyle olunca mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişiyi tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Bütün bu açıklamalar ışığında, taraflar arasında geçerli bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu belirlendiğine göre uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi ve açıklanan hususların adi ortaklık kapsamında değerlendirilmesi gerekirken bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan, yanılgılı ve eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı taraf yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2016/786 E., 2017/9766 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer.
3. Hukuk Dairesi         2016/786 E.  ,  2017/9766 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı ,kendisinin 01.04.2011 tarihli sözleşme ile vergi levhası, ticari unvan ve tescili davalı adına olan....Köfte Yaka Şubesi adlı iş yerine %50 hisse ile davalıyla ortak olduğunu; kendisinin %50 hisse karşılığı olarak davalıya 20.000,00 TL nakit olarak ödediğini ve 01.04.2011 tarihinden 16.06.2013 tarihine kadar iş yerinin işletilmesi görevini üstlendiğini, fiilen dükkanda çalıştığını; 16.06.2013 tarihinde davalı olan ortağı ile kararlaştırarak 20 gün izne çıktığını, izne çıkarken hesap yaptığını ve o tarih itibariyle yalnızca....Köfteye 600,00 TL borç olduğunu tespit ettiğini,izinden döndüğünde ise bu borcun 1.800,00 TL'ye çıktığını ve ödenmesi gereken kira bedellerinin ödenmediğini öğrendiğini, davalıdan borçların ödenmeme nedenini sorduğunda ise aralarında tartışma meydana geldiğini, davalının kendisine hitaben "dükkan benim üstüme, hesap da vermiyorum, hiç bir ödeme de yapmıyorum sana, dükkandan çık git" dediğini ve bu olaydan sonra bir daha dükkana gitmediğini; 09.07.2013 tarihinden bu yana davalının kendisine katkı payı karşılığını ve işlettiği döneme ait kar paylarını ödemeyi kabul etmediğini; bu nedenlerle, taraflar arasındaki adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine, tasfiye bilançosu yapılarak kendisinin verdiği katılım payı ve adi ortaklığın hesaplanacak mal varlığından müspet bakiye kalması halinde %50 hisse üzerinden tekabül eden miktara mahsuben 20.000,00 TL katılım payı alacağına karşılık, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 10.000,00 TL katılım payı ve 09.07.2013 tarihinden bu yana kendisine isabet eden kar payı alacaklarına karşılık olarak fazlaya ilişkin hakları sakla kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL olmak üzere toplam 15.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ,davacının sözleşmede yazılı olan 20.000,00 TL'yi ödememesi nedeniyle ortaklığın gerçekleşmediğini, davacının bu bedeli ödediğine dair bir belgeyi dosyaya sunmadığını, davacının iddialarının doğru olmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir. Dava; adi ortaklığın tasfiyesi ve alacak istemlidir. Adi ortaklık sözleşmesi; geçerlilik şekli olarak, herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ispat şekli bakımından yasal delillerle kanıtlanması gerekir. Ayrıca, adi ortaklık ilişkisinde; bir ortak tarafından açılan alacak talebi, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsar. Somut olayda;taraflar arasında akdedilen 01.04.2011 tarihli sözleşme ile davacının davalı adına olan ... Köfte Yaka Şubesi ‘’adlı iş yerine %50 hisse ile ortak olduğu,ilgili sözleşmenin 4-a maddesine göre davacı tarafça 20.000 TL’nin davalıya ödenmesi suretiyle davacıya %50 oranında hisse verilerek ortaklık sözleşmesinin kurulduğunun belirtildiği,davacının 01.04.2011 tarihinden 09.07.2013 tarihine kadar fiilen söz konusu dükkanı işlettiğini; bu tarih sonrasında ise, davalının kendisini söz konusu işyerinden uzaklaştırması nedeniyle bir daha ilgili işyerini çalıştıramadığını ifade ederek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak adi ortaklık ilişkisine koyduğunu iddia ettiği 20.000 TL katılım payı alacağı yönünden şimdilik 10.000 TL ile, kar payı alacağına ilişkin olarak da 09.07.2013 tarihinden bu yana kendisine isabet eden şimdilik 5.000 TL kar payı alacağını talep ettiğinden bahisle eldeki davanın açıldığı sabittir. Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nın 644.maddesi gereğince; ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır. Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesi gereğince; ortaklığın borçları ödendikten, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazancın ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir. Hal böyle olunca mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişiyi tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. O halde mahkemece; bütün bu açıklamalar ışığında, uyuşmazlığın; yukarıda açıklanan maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken,bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan ,yanılgılı ve eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA,peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Mimar Selin, Mühendis Alp ve Tasarımcı Mert, bir villa projesini tamamlamak üzere "S.A.M. Mimarlık" adıyla bir araya gelmişlerdir. Aralarında yazılı bir sözleşme yapmayan ortaklar, işlerin yürütülmesi sırasında Alp'in sürekli olarak diğer ortakların onayını almadan riskli kararlar verdiğini fark etmişlerdir. Bu uyuşmazlık sonucunda Selin, ortaklığın sona ermesini istemektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca adi şirketin sona ermesiyle ilgili aşağıdaki analizlerden hangisi doğrudur?

A) Ortaklık belirsiz süreli kurulmuşsa, Selin dilediği zaman herhangi bir önel vermeden sözleşmeyi feshedebilir.
B) Alp'in görevini kötüye kullanması veya basiretsiz davranması, Selin için mahkemeden "haklı sebeple fesih" talep etme hakkı doğurur.
C) Adi şirketlerde bir ortağın kısıtlanması, aksi sözleşmede öngörülmedikçe şirketi sona erdirmez; sadece o ortağın payı tasfiye edilir.
D) Şirketin sona ermesi durumunda, tasfiye bakiyesi (kâr) kural olarak ortaklara getirdikleri sermaye payları oranında paylaştırılır.
E) Selin'in fesih bildirimi yapabilmesi için mutlaka Alp ve Mert'in yazılı muvafakatini alması kanuni zorunluluktur.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol