Türk Borçlar Kanunu 66. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
30 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1049 E., 2021/799 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAile Mahkemesi
Diğer taraftan, çocukların beklenmedik davranışlarda bulunma ihtimallerinin fazlalığı, özellikle TBK.'nun 66.maddesinde düzenlenen adam çalıştırana nazaran, çocukların gözetim ve denetiminin daha geniş kapsamlı olması ve bütün eylem ve davranışları kapsaması, daha genel bir ifade ile, ortaya çıkan gözetim güçlüğü, sorumluluğun belirtilmesinde gözardı edilem
Hukuk Genel Kurulu 2017/1049 E. , 2021/799 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin oğlu ...’ın lise öğrencisi olduğunu, basket maçı oynarken davalıların oğlu Emir’in dirsekle Furkan’ın gözüne vurması üzerine gözünden yaralandığını ve çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü ileri sürerek, 6.000TL maddi; 5.000TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; spor yaparken bu tip kazaların normal olduğunu, oğullarının suç işleme kastı ve kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 11.07.2012 tarihli ve 2011/418 E., 2012/621 K. sayılı kararı ile; dinlenen tanık anlatımlarına göre basket maçı sırasında davacıların çocuğu ...’ın davalıların çocuğu Emir tarafından yaralandığı, dosyaya ibraz edilen faturalardan bu olay nedeni ile ...’ın çeşitli hastanelerde tedavi gördüğü ve masrafları olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; davacıların talep ettiği ve faturalar ile belgelediği 6.000TL maddi tazminatın dava tarihi olan 04.05.2011 tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; davacıların talep ettiği manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile; 3.000TL manevi tazminatın dava tarihi olan 04.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/23712 E., 2013/1599 K. sayılı kararı ile;
“…Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların çocuğu ...'ın lise öğrencisi olduğunu, basket maçı oynarken davalıların çocuğu Emir'in dirsekle Furkan'ın gözüne vurduğunu, gözünden yaralandığını, çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü belirterek, 6.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar (Emir'in anne ve babası) vekili cevabında, spor yaparken bu tip kazaların normal olduğunu, suç işleme kastı ve kusurunun olmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, 6.000TL maddi tazminat ile 3.000TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamından ve tanık beyanlarından davacıların ve davalıların çocuklarının basket maçı oynadıkları sırada davalıların çocuğu Emir'in dirseğinin davacıların çocuğu ...'ın gözüne geldiği gözünden yaralandığı ve tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
Dava, TMK'nun 369. maddesinden kaynaklanan aile başkanının sorumluluğu kapsamında tazminat isteğine ilişkindir. Aile başkanının sorumluluğu kusura dayanmayan, yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bir sebep sorumluluğudur. TMK'nun 369. maddesinde, 818 sayılı BK'nun 55 ve 56.maddelerinde (6098 sayılı TMK'nun 66 ve 67.maddelerinde) olduğu gibi aile başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmektedir. Ancak, aile başkanı kurtuluş kanıtı getirerek karineyi çürütebilir.
Aile başkanının (davalının), TMK'nun 369. maddesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilmesi için, maddenin öngördüğü objektif özen ödevini yerine getirmiş, maddedeki ifadeyle; "Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın maydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur" hükmü gereğince gözetim altındaki küçüğe nezaret ettiğini ispat etmiş olmalıdır. Hakim tarafından, yasada belirlenmiş olan aile başkanının bu denetim ve gözetim görevini yerine getirip getirmediğini olayın somut koşullarının dikkate alınarak, objektif olarak değerlendirilmesi gerekir.
Çocukların fikri ve bedeni gelişmeleri için onların özgürlüğünün sınırlandırılmaması halin mutad gereklerindendir (H.Tandoğan-Yüksek Lisans Notları-Ankara 1979, syf.48), (M.Ünal, Türk Medeni Hukukunda Aile Başkanının Sorumluluğu, Ankara 1979, syf. 122). Bu nedenle çocukların çevrede mutad hale gelmiş ve özellikle tehlike yaratmayacak oyunları oynamalarının yasaklanması aile başkanından beklenmemelidir. Diğer taraftan, çocukların beklenmedik davranışlarda bulunma ihtimallerinin fazlalığı, özellikle TBK.'nun 66.maddesinde düzenlenen adam çalıştırana nazaran, çocukların gözetim ve denetiminin daha geniş kapsamlı olması ve bütün eylem ve davranışları kapsaması, daha genel bir ifade ile, ortaya çıkan gözetim güçlüğü, sorumluluğun belirtilmesinde gözardı edilemeyecek olan olgulardır.
Bu durumda, mahkemece; yukarıda açıklanan kural ve görüşlerin ışığı altında, olayın değerlendirilmesi halinde, aile başkanı olan davalıların gözetimi altında bulunan küçük oğlunun vazgeçilmez oyun oynama hakkı kapsamında kalan ve genelde tehlike yaratmayan bir oyunu oynaması sırasında beklenmedik bir davranıştan doğan zarardan sorumlu tutulmaması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Ayrıca, gerek hukuk öğretisinde ve gerekse uygulamada aynı anda hem babanın hem de annenin aile başkanlığı (birlikte başkanlığı) kabul edilmemektedir (Y.K.Dergisi, C:VII- Sayı 3., syf 293.Yargıtay 4.HD. 11.11.1980 gün, 1980/10022 E.- 12779 K. sayılı kararı). Aksi savunulmadığına göre; kural olarak bu olayda aile başkanının baba olduğunun kabulü zorunludur. O halde, davalı anne hakkındaki davanın reddi gerekirken, tazminat kararı verilmesi de bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre, maddi zarara ilişkin fatura ve belge ibraz edilerek, alınacak bilirkişi raporu sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken bu konuda inceleme yapılmadan ve dayanakları gösterilmeden karar verilmesi de doğru değildir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2013/394 E., 2013/858 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler yanında, davacılar tarafından müşterek çocukları ...'e davalıların müşterek çocuğu olan Emir Çalışkan'ın yapmış olduğu haksız fiilden dolayı açılmış olan bir tazminat davası olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 185/1. maddesine göre eşlerin evlilik birliğini el birliği ile sağlamak çocukların bakımına eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları, 186/2. maddesine göre evlilik birliğini eşlerin beraberce yürüteceği ve güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılacakları, 188. maddesinde de eşlerden her birinin ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil edeceği ve TMK’nın 189. maddesinde birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde eşlerin üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiş olduğundan davalıların müşterek çocuklarının yapmış olduğu haksız fiilden dolayı müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların çocuklarının basket maçı oynadıkları sırada davalıların çocuğu Emir'in dirseğinin davacıların çocuğu ...'ın gözüne değmesiyle meydana gelen yaralanmadan dolayı, davalıların tazminatla sorumlu olup olmayacakları noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde;
“Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.” hükmü bulunmaktadır.
14. Anılan maddenin gerekçesi ise;
“Yürürlükteki Kanunun 320'nci maddesini karşılayan ve İsviçre Medeni Kanununun 333'üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli öntasarının 301'inci maddesinden kısmen değiştirilmek suretiyle alınan bu maddede, ev başkanın ev halkından olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanın sorumluluktan kurtulması için ona "durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altına bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” kanıtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev başkanın sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56'ncı maddelerinde düzenlenen sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.” şeklindedir.
15. Görüldüğü üzere, ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur (Gençcan, Ö.U.: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Yorumu, C.2, Ankara 2021, s.2395).
16. Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle, ev başkanının TMK 369/1'den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.01.2015 tarihli ve 2013/3-1373 E., 2015/787 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilmiştir.
17. Hemen belirtilmelidir ki, bu düzenleme hukuk sistemimiz içinde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden birisi olup, bu sorumluluk olağan sebep sorumluluğudur (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s .637; Kılıçoğlu, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2013, s. 341; Feyzioğlu, F. N.: Aile Hukuku, İstanbul 1979, s. 681; İmre, Z.: Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İstanbul 1949, s. 160).
18. Bu ayrık hükümlerden bir diğeri ise; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 66. maddesinde yer almakta olup, adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenlenmiştir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan, kusura dayanmayan” olağan sebep sorumluluğudur.
19. Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları da korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul etmiş, söz konusu istisnaî düzenlemeye de aile hukukuna ilişkin hükümler arasında özel olarak yer vermiştir. Zira, ev başkanlığı, aile hâlinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına hizmet eder.
20. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç; gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri de korumaktır. Başka bir deyişle ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur.
21. Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesine göre, ev başkanı kendisine tabi gözetime muhtaç kişiye “alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu” ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir; böylece, onun sorumlu olması için bu kurtuluş kanıtını yerine getirememesi şarttır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 55. ve 56. maddeleri ile TBK’nın 66. ve 67. maddelerine paralel olarak, TMK 369. maddede de ev başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmiş olup, ev başkanı kurtuluş kanıtını getirmekle bu karineyi çürütebilir.
22. Önemle vurgulamak gerekir ki, ev başkanının gerekli özeni gösterip göstermediği hususu tespit edilirken bazı hususlar göz önünde tutulmalıdır. Her şeyden önce olayın somut koşulları hesaba katılmalıdır. Keza, yasa maddesindeki “koşulların gerektirdiği dikkatle” ibaresi, hâkimin, bu somut koşullara göre takdir hakkını kullanması gerektiğini göstermektedir.
23. Böylece, ev başkanının alması gerekli önlemlerin neler olduğu tayin edilirken, gözetime muhtaç şahsın yaşı, karakteri, olgunluk derecesi, özellikle tehlikelerin varlığını ve çeşitlerini algılayabilme ve bunları önleyebilme yeteneği, karşı konulması lazım gelen tehlikeli alışkanlık ve eğilimleri, hastalık durumu, özellikle akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Toplumsal çevre ve koşullar da gerekli özenin gösterilip gösterilmediğinin saptanmasında rol oynar. Ev halkının kullandığı ve zarara sebebiyet verebilecek maddelerin, özellikle silahların mevcudiyeti özel önlemlerin alınmasını zorunlu kılar; bundan başka, çocukların oyun biçimlerine göre de alınacak önlemler çeşitli olur; hatta çocukların oynamak için bir arada toplanmaları bile bunlara özel bir dikkati gerektirebilir. Gözetime muhtaç şahıs yaşça ne kadar küçük, terbiyesi ne kadar az, karakteri ne kadar zayıf, kendisi ne kadar yaramaz ve eline geçen veya geçebilecek şeyler veya oynadığı oyunlar ne kadar tehlikeli ise gösterilecek özen de o derece çok olmalıdır.
24. Ev başkanının göstermesi gerekli özenin kıstası objektiftir; olayın somut koşullarının göz önüne alınması bu objektifliği ortadan kaldırmaz; söz konusu koşullar altında makul ve ortalama bir ev başkanının ne gibi önlemler alması gerektiği saptanmalıdır.
25. Gözetime muhtaç şahısların zarar vermemesi için ev başkanının özen göstermesi gereken hususların başında gözetim ödevinin yerine getirilmesi gelir. Normal olarak, çocuklar üzerinde sürekli bir gözetim söz konusu olamaz; buna karşılık beden veya düşünce yapısı normal olmayan, çabuk hiddete kapılan, belli bir aracı kullanmakta göze çarpacak derecede beceriksiz olan, tehlikeli alışkanlıkları, örneğin bisikletle çok hızlı gitmek alışkanlığı bulunan çocuklara, akıl hastalarına ve akıl zayıflığı ile malul olanlara gözetimde özel bir özen gösterilmelidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe ona gözetim güçleşir.
26. Ev başkanı sadece gözetimle yetinmemeli, bir takım olumlu önlemler de almalıdır; örneğin çocuğu eğitmeli ve gerekiyorsa uyarmalı, onun tehlikelere ve bunları önleyici yollara dikkatini çekmeli, gerekli talimat ve öğütleri vermeli, bazı hususları ona yasaklamalı, tehlikeli şeyleri onun eline geçirebileceği yerlerden kaldırmalı veya ona bıraktığı tehlikeli bir aracı başkasını tehlikeye koymadan nasıl kullanacağı hususunda gerekli uyarılarda bulunmalıdır.
27. Ev başkanlığı ilişkisi, daha ziyade anne ve baba ile onların çocukları arasında görülür. Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) 320. maddesinde sadece babanın ev başkanı olduğu düzenlenmişti. TMK’da ise anne baba ile birlikte eşit yetkilere sahiptir. Aile başkanı vasfı her iki eşe ortak olarak tanınmıştır. Anne ve baba gözetime muhtaç çocuğun üçüncü bir kişiye vermiş olduğu zarardan müteselsilen sorumludur. Aile başkanları arasında müteselsil sorumluluk öngörülmemiş olsaydı, her birinin birbirinden bağımsız olarak özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı zor olurdu ve ayrıca mağdurun her iki aile başkanını ayrı ayrı dava etmesi pratik olmazdı. TMK m. 369’dan doğan borç, eşlerin kişisel borçları değil, bu onların, aile başkanı sıfatını birlikte taşımaları dolayısıyla müteselsil borçluluk esasına dayanan ortak borçlarıdır. Evli olmadıkları hâlde ortak bir ev idaresi altında yaşayan ebeveynler de gözetime muhtaç çocuklarının verdikleri zarardan müteselsilen sorumludurlar (Rodoslu Koçano, E.: Ev Başkanının Sorumluluğu, AÜHFD, S.: 63 (4) 2014: 879-899, s.884, 885).
28. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada tarafların çocukları basket maçı yaptıkları sırada, davacıların çocuğu ...’ın davalıların çocuğu Emir’in kolunun çarpması nedeniyle gözünden yaralandığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
29. Anne ve baba, gözetime muhtaç çocuğun, üçüncü bir kişiye vermiş olduğu zarardan müteselsilen sorumlu olup, ev başkanının (davalıların), TMK’nın 369. maddesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilmesi için, maddenin öngördüğü objektif özen ödevini yerine getirmiş, maddedeki ifadeyle; "Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur" hükmü gereğince gözetim altındaki küçüğe nezaret ettiğini ispat etmiş olması gerekir.
30. O hâlde; oyun oynama hakkı çocuklar için vazgeçilmez bir hak olduğundan, eldeki davada ev başkanı olan davalıların, gözetimi altında bulunan oğlunun vazgeçilmez oyun oynama hakkı kapsamında kalan ve genelde tehlike yaratmayan bir oyunu oynaması sırasında beklenmedik bir hareketten doğan zarardan sorumlu olmamaları gerekirken, tazminat ödemekle yükümlü tutulmaları doğru görülmemiştir. Eş söyleyişle, davalıların objektif özen sorumluluğunu yerine getirmediği söylenemez.
31. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2015/17982 E., 2017/6600 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Şu kadar ki, böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.'' ( TBK m.66 )
3. Hukuk Dairesi 2015/17982 E. , 2017/6600 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki orman yangınınından doğan tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kabulüne, yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde;04/07/2008 tarihinde çıkan orman yangını sonucu 1 hektar orman alanı içinde 244 adet kızılçam ağacının yandığını, yangınla ilgili davalılardan ... hakkında 06/07/2008 tarih ve 10 nolu suç zabtı düzenlendiğini, ve.. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/271 esas sayılı dosyasıyla tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu orman yangınına sebebiyet vermekten sanıklar ... ve ... hakkında kamu davası açıldığını, yangın nedeniyle 3212.49 TL tazminat ve 43637.42 TL söndürme gideri olmak üzere toplam 46849.91 TL idare zararı meydana geldiğini, idare zararının tahsili için davalılar ... hakkında yangına sebebiyet verdiği için ...'ın villasında işçi olarak çalıştırdığı tespit edilen ... hakkında Borçlar Kanunun 55. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğu ilkesi gereği dava açtıklarını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 3.212,49 TL tazminat ve 43.637,42 TL söndürme gideri olmak üzere toplam 46.849,91 TL idare zararının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesi ile meydana gelen zarardan kendisinin sorumlu tutulmaması gerektiğini , sorumluluğu kabul etmemek üzere talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesi ile; meydana gelen yangında herhangi bir kastının ya da kötü niyetinin bulunmadığını, sadece bazı zamanlar gelip yanında kaldığı, tanıdığı ...'ya bir yararının dokunması amacıyla otları yakmak istediğini, ama çıkan rüzgarın etkisiyle yangının ormana sıçradığını kaldı ki talep edilen tazminat miktarının çok yüksek olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; Davalı ... aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... aleyhine açılan davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
BK'nun 55/1.maddesine göre; ''Başkalarını istihdam eden kimse, mahiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki, böyle bir zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.'' ( TBK m.66 )
Yangın tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 55.maddesi hükmü gereğince adam çalıştıranın sorumlu tutulabilmesi için; zararın çalışanın hukuka aykırı eyleminden doğması ve zarar ile çalışanın eylemi arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir.
Sorumluluk Hukukunun önemli ögelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada; mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir ve kusursuz sorumlu olan kişi sorumluluktan kurtulur.
Adam çalıştıran, görülecek işe uygun fikri, mesleki bilgi ve yeteneklere sahip bir kişi seçmekle yükümlüdür. Seçeceği yardımcı kişinin göreceği iş için vasıflı, yeterli eğitim görmüş, yeni bilgi, yöntem ve tekniği, özümsemiş ve izlemiş olmasını arayacaktır (Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Prof. Fikret Eren, Cilt: 2-4 bası, sh.160). (HGK. 15.06.1994 gün ve 11-178 K.). Davalının bu en basit tedbirlere başvurmaması objektif özen görevini açıkça kötüye kullandığını kanıtlayan deliller olarak görülmelidir. Davalı, adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluktan kurtulabilmesi için, gerekli özeni göstermiş olması halinde de zararın gerçekleşeceğini ispat etmesi icap etmesi gerekecektir.
Bilindiği gibi adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmayıp, olağan sebep sorumluluğudur. Burada yasa adam çalıştırana genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü, bir gözetim ödevi yüklenmiştir. Adam çalıştıranın sorumluluğu kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlaliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterli kabul edilmiştir.
Davacı ... Yavşanın olayın ardından alınan ve davalı Mauronun çalışanı olduğu ve Diğer davalı ...... talimatları doğrultusunda bahçedeki kuru otları yaktığına ilişkin beyanları ve bu beyanları teyit eden tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde ; zarara yol açan yangının davalı ... ya ait evde çalışan diğer davalı ...'ın, davalı Mauronun talimatları doğrultusunda bahçedeki kuru otları temizlemek, amacıyla yakması sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davalı ... 'ın eylemi nedeniyle davalı ... B.K.'nun 55. (T.B.K. 66.) maddesi hükmü gereğince sorumlu tutulması gerekirken, iş bu davalı açısından davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir .
Mahkemece, BK'nun 55. (TBK Md.66 ) maddesi gereğince davalı ...'nın adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğu dikkate alınarak sonucu dairesinde hüküm tesisi gerekirken davalı ...' yönünden davanın reddi şeklinde yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/8101 E., 2025/6642 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince g
10. Hukuk Dairesi 2024/8101 E. , 2025/6642 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/985 E., 2024/957 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 10. İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/330 E., 2024/16 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 2011-2013 yılları arasında davalı şirkette tır şoförü olarak çalıştığını, davacının sağ elinde meydana gelen kırık nedeniyle 21.07.2011–19.08.2011 tarihlerinde şoför olarak çalışmasının sakıncalı olduğuna dair işgöremezlik belgesinin bulunmasına rağmen bu süreçte davalı işveren tarafından çalıştırıldığını, davacının işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya olduğundan dolayı bu duruma karşı gelme imkanın olmadığını, bu süre zarfında davacıya maaşının ödendiğini ve sigorta primlerinin eksiksiz yatırıldığını, bunlarla beraber şoför olarak görev yapan davacının kullanmış olduğu araçların takograf kayıtlarının da mevcut olduğunu, yaptığı iş gereği sağ elini etkin bir şekilde kullanan davacının tedavisi için takılan alçı, yalnızca şoförlük mesleği için dahi sakıncalı olmasına rağmen, akaryakıt boşaltımı için kullanılan demir boruları taşıması ve bağlaması neticesinde davacının tedavisinin düzgün bir şekilde tamamlanmasının mümkün olmadığını, bu ağır çalışma koşullarına bağlı olarak davacının elinde meydana gelen kırığın düzgün kaynamadığını, aradan uzun süre geçmesine rağmen raporlu olduğu günlerde çalışması ve bu nedenle kırığın düzgün kaynamamasına bağlı olarak oluşan sağlık problemlerinin devam ettiğini, davacıda bu çalışmaya dayalı olarak işgücü kaybının oluştuğu, davacının elinde meydana gelen kırığın düzgün kaynamamasının gözle görülecek derecede belirgin olduğunu, sağ elinde devamlı suretle bir şişkinlik olduğunu, henüz genç yaşta olan davacının hayatı boyunca işgücü kaybıyla yaşayacak olmasının psikolojisini bozduğunu, açıklanan nedenlerle 500,00 TL maddi tazminat; 20.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin hem somut gerçekliklerle bağdaşmamakla hem de hukuken kabul edilebilir olmamakla haksız ve mesnetsiz olduğunu, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının herhangi bir alacak ve/veya tazminat talep hakkı bulunmadığını bu nedenle faiz isteminin haksız olduğunu, davacının iş kazası iddiasında bulunmadığını bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının, davalı şirkette 07.07.2011 tarihinden 25.1.2013 tarihine kadar tanker operatörü olarak görev yaptığını, 25.1.2013 tarihinde el yazılı istifa beyanı ile iş akdine davacı tarafından son verildiğini, davacının, davalı işveren aleyhine açtığı Antalya 6. İş Mahkemesi 2013/211 E. sayılı dosya ile işçilik alacaklarını talep ettiğini, dosyanın Yargıtay incelemesinde olduğunu, huzurdaki davaya dayanak gösterilen işgöremezlik raporunun davalı işverene ibraz edilmediğini, davalı şirketin iş bu rapordan huzurdaki dava ile haberdar olduğunu, müvekkili şirketin sağlık raporlarının kendisine ibrazı halinde yahut vizite giriş sistemindeki kontrolleri sırasında tespit halinde derhal gerekli işlemlerini yaptığını, raporlu işçinin çalıştırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafından istirahat raporunun işverenliğe bildirilmediğini ve vizite giriş sisteminden de rapor tespit edilemediği için davacının ilgili dönemde tam gün çalıştığını, maaşı ve haklarının eksiksiz ödendiğini, davacının çalıştığı dönemde iddia edilenin aksine elinde alçı uygulaması bulunmadığını, davacının istirahat raporunu işverenliğe bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini oysa hem iş sözleşmesinde hem de harici taahhütnamelerde davacı işçinin bu yükümlülüğünün hüküm altına alındığını, davalının çalışanlarının sağlığını ve iş güvenliğini tesis etmek için her türlü önlemi aldığını, eğitimini verdiğini, bilgilendirmeyi yaptığını, davacının elinin alçıda olduğu iddiasının gerçeklikle bağdaşmadığını, davacının anlatımının ayrıca hayatın olağan akışına da uymadığını, 2011 yılında yaşandığı iddia edilen bir olay nedeniyle davacının 2015 yılında dava açmasının davacının ya tutarsa mantığı ile hareket ettiğini, kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacının özlük dosyasında 21.11.2011 ve 04.12.2011 tarihli ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş/periyodik muayene formları yer aldığını bu formlarda davacının sağlığı ve sağlık geçmişi ile ilgili beyanları ve doktor görüşünün yer aldığını, davacının maddi tazminat taleplerinin yasal koşulları oluşmadığını, ayrıca somut olayda manevi tazminat talebi için de gerekli koşulların oluşmadığını, davacının yersiz ve mesnetsiz maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...somut olayda davacının sağ elinde meydana gelen kırık sebebiyle çalıştırılmasına bağlı iş gücü kaybı meydana gelip gelmediğine ilişkin rahatsızlığın, davacı tarafından meslek hastalığı olduğu iddia edildiği, ancak bu olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği anlaşılmaktadır. Kurumca sigortalıya gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın meslek hastalığı niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. Bu kapsamda davacıya meslek hastalığını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak için süre verilmiş, yapılan başvuru sonrasında ise dava konusu olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmediği görülmüştür. Bunun üzerine olayın Sosyal Güvenlik Kurumunu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için davacı tarafa ihtaratlı kesin süre verilmiş ise de davacı tarafca verilen kesin süre içinde SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı belirtilmiştir. Davacı vekilinin, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı beyan edildiğinden istinaf ilamındaki diğer hususlar ile ilgili herhangi bir araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak, davacının sağ elinde meydana gelen kırık sebebiyle çalıştırılmasına bağlı iş gücü kaybı meydana gelip gelmediğine ilişkin rahatsızlığın, davacı tarafından meslek hastalığı olduğu iddia edildiği, ancak bu olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği, dava konusu olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmediği, davacı tarafca da dava konusu uyuşmazlık ile ilgili SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı beyan edilmesi de dikkate alınarak davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddi ile..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı işverenin parmağında kırık olan davacıyı çalıştırmak sureti ile parmaktaki hasarın artmasına neden olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 28.01.2019 tarihli raporda, parmaktaki arazın kalıcı iş gücü kaybı oluşturacak nitelikte olmadığı tespit edilmişse de 3 ay süre ile geçici iş gücü kaybı oluşturduğunun tespitinin yapıldığını, bu hali ile manevi tazminat ödenmesi gerektiğini, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf nedenlerine ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3. Değerlendirme
Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı vekilince dava dilekçesinde davacının 2011-2013 yılları arasında davalı şirkette tır şoförü olarak çalıştığını, davacının sağ elinde meydana gelen kırık nedeniyle 21.07.2011–19.08.2011 tarihlerinde şoför olarak çalışmasının sakıncalı olduğuna dair işgöremezlik belgesinin bulunmasına rağmen bu süreçte davalı işveren tarafından çalıştırıldığını, davacının işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya olduğundan dolayı bu duruma karşı gelme imkanın olmadığını, yaptığı iş gereği sağ elini etkin bir şekilde kullanan davacının tedavisi için takılan alçı, yalnızca şoförlük mesleği için dahi sakıncalı olmasına rağmen, akaryakıt boşaltımı için kullanılan demir boruları taşıması ve bağlaması neticesinde davacının tedavisinin düzgün bir şekilde tamamlanmasının mümkün olmadığını, bu ağır çalışma koşullarına bağlı olarak davacının elinde meydana gelen kırığın kırığın düzgün kaynamamasına bağlı olarak oluşan sağlık problemlerinin devam ettiğini, davacıda bu çalışmaya dayalı olarak işgücü kaybının oluştuğunu beyanla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemece 10.06.2020 tarihli kaldırma ilamı öncesi verilen 18.10.2019 tarihli davanın reddine dair kararın gerekçesinin "... davacı tanıklarının beyanında davacının serçe parmağının pazar günü mesai haricinde kırılmış olduğunu, nerde ve nasıl kırıldığı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmişlerdir. Davalı ... '''...davacının işe başladığı zaman eşiyle kavga ettiğini ve kızgınlıkla elini kapıya vurduğunu söylemişti, ancak elinde herhangi bir kırık olduğunu söylemedi, buna dair herhangi bir yazılı bir rapor da sunmadı...'' şeklinde beyanda bulunmuş olup, yine davacı tarafından 21.07.2011 tarihli raporun davalı işverene iletilip, davalı tarafın bu rapordan bilgi sahibi olduğuna dair dosyada herhangi bir delil de mevcut değildir. Kaldı ki, davalı tarafın söz konusu rapordan haberdar olduğuna dair bir durum söz konusu olduğu varsayılsa dahi davacının sağ serçe parmağındaki kırığın işyerinde gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacıda maluliyete neden olacak düzeyde araz bırakmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olmakla; davacının bu haliyle zorla çalıştırılarak, elinde zaman zaman uyuşma meydana geldiği, sağ elini kapatırken hareket kabiliyetinin kısıtlandığına dair dosyada iddiadan öte somut bir delil olmadığı gibi, iş yeri haricinde oluşan kırık ile iddia edilen olumsuzlukların davacının çalışma sürecinde ortaya çıktığına ilişkin illiyet bağının da kurulamadığı..." şeklinde açıklandığı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının Kuruma başvurusunun sağlanarak meslek hastalığı tespiti yönünde karar alınması gerektiği, Kurumun meslek hastalığı olmadığı yönünde karar vermesi halinde ise davacı vekiline bu kez Kurumu ve davalı işvereni davalı göstermek suretiyle dava açılması amacıyla süre verilmesinin gerekeceği gerekçesiyle kararın kaldırıldığı, Mahkemece kaldırma ilamı sonrası davacı vekiline Kuruma başvuru yapması yönünde süre verildiği, davacının başvurusu üzerine Kurumun 18.01.2023 tarihli yazı cevabı ekindeki sağlık kurulu raporu ile davacının mesleki hastalığının bulunmadığının bildirildiği görülmesi üzerine, 11.05.2023 tarihli celsede davacı vekiline istinaf ilamı uyarınca olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunu ve işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için usulüne uygun ihtaratlı 2 haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilince ara karar gereğinini yerine getirilmediği, bir sonraki 30.11.2023 tarihli celsede davacı vekili imzalı beyanında "her ne kadar geçen celse tarafımıza SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açmak üzere kesin süre verilmiş ise de bu yönde bir dava açmadık. Dava konusu olay nedeniyle müvekkilin iş kazası geçirdiği sabittir. İş göremezlik belgesi olmasına rağmen müvekkil çalıştırılmıştır. Dosyada bu hususa ilişkin bilirkişi raporu ve takograf kayıtları da mevcuttur. Yerleşik içtihatlarda iş kazasında iş göremezlik kaybı sıfır olsa bile manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açıktır. Manevi tazminat yönünden talebimizi yineliyoruz. Maddi tazminat yönünden takdiri mahkemeye bırakıyoruz, sonuç itibariyle uyuşmazlıkla ilgili meslek hastalığının tespitine ilişkin dava açmayacağız" şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece meslek hastalığının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Meslek hastalığından kaynaklı tazminat davalarının görülmesi için ön koşul zararlandırıcı olayın Kurumca meslek hastalığı niteliğinde olduğunun tespit edilmesidir. Meslek hastalığının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında Kurum taraf değildir.
Somut olayda, davacı vekilince Mahkemece usulüne uygun olarak verilen kesin süreye rağmen ara kara gereğinin yerine getirilmediği ayrıca davacı vekilinin temyiz dilekçesinde taleplerinin meslek hastalığı veya iş kazası talebine dayanmadığı, davacı sigortalının raporlu olduğu halde çalıştırılması nedeniyle meydana gelen zararlarının tazminine yönelik olduğuna dair beyanda bulunması karşısında meslek hastalığı yönünde Mahkemece araştırma yapılmaması ve yargılamaya devam edilmemesi yerinde ise de mahkemenin görevliliği hususu değerlendirilmeksizin davanın esastan reddi yönünde karar tesisi isabetli olmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş; Dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 Esas 2022/10875 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o Kanun'un değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından ... hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer şekilde yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya Kanun'dan ... her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.”düzenlemesine yer verildiği, bu açıklamalar kapsamında davacılar her ne kadar davaya konu sigortalının ölümüyle neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış iseler de kesinleşen tespit hükmü çerçevesinde olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek 4857 sayılı İş Kanunu, gerek ise de 5510 sayılı Kanun kapsamında İş Mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı açıktır. O halde dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 41. ve devamı maddeleri çerçevesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49. ve devamı maddeleri) genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, bu kapsamda da aynı kanunun 55. maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yargılamanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." şeklindeki gerekçede dikkate alınarak mahkemenin görevliliği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekili temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/4943 E., 2025/2267 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince g
10. Hukuk Dairesi 2024/4943 E. , 2025/2267 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2857 E., 2024/131 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/342 E., 2022/477 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı işyerinde aşçı yardımcısı olarak çalıştığını, mutfak ihtiyacı olan patates, soğan, şeker gibi 50 kg gelen ağırlıkları taşımak zorunda olması nedeniyle ilerleyen süreçte bel ve boyun ağrılarının oluştuğu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere 5.000,00 TL maddi tazminatın 23.12.2010 tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının aşçı yardımcısı olarak çalıştığından fiziki güç gerektiren ve bel fıtığına sebep olabilecek şekilde bir çalışma yapmadığını, mutfaktaki görevinin aşçının talimatıyla yemeğe katılacak malzemelerin soyulup doğranması, salata ve pilav yapım işi olduğunu, patates ve soğan çuvallarının taşınmasının görevi olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 20.06.2017 tarihli kurul sağlık kurulu kararında "mevcut lomber disk hernisi hastalığının mesleki olduğuna maluliyet gerekmediğine, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine" karar verildiği, yapılan itiraz üzerine dosyanın Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna gönderildiği, Kurulun 28.11.2018 tarihli kararında "sigortalı hakkında Kurulumuzun 20.06.2017 tarih sayılı kararı mevcut olup, bu kararda herhangi bir değişikliğe gerek görülmediği" kararı verildiği, itiraz üzerine dosyanın ATK 3. İhtisas Kuruluna gönderildiği, ATK 3. İhtisas Kurulunca 14.10.2020 tarihli kararında ".. lomber disk hastalığının bulunduğu kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği cihetle maluliyet oranı hakkında görüş bildirilemediği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde karar verildiği, ... ve ATK 3. İhtisas Kurulu kararları arasında çelişki bulunduğu görülmekle dosyanın ATK 2. Üst Kuruluna gönderildiği, ATK 2. Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli kararında "lomber disk hastalığının bulunduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği, ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında, kişinin çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grupları arasında yer almaması, işi gereği yaptığı eylemler ve mevcut tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilmediği" kararının verildiği görülmekle davacının meslek hastalığı ve güç kaybına ilişkin iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, yerel mahkeme kararında davacının meslek hastalığı ve güç kaybına ilişkin iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olsa dahi; davacının hastalığının ve güç kaybının davalı işveren şirketteki işinden ve çalışma şeklinden kaynaklandığı gerek raporlarda gerek de tanık beyanları ile ortaya konulduğunu,çalıştığı iş kolunun disk hernisi için yönetmelikte tanımlanan meslek grubunda yer almaması nedeniyle davacının mağdur edilemeyeceğini, meslek hastalığının ve maluliyetin tespiti için dava açmak üzere önel verilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının davalı ... yerinde aşçı yardımcısı olarak 23.12.2010- 30.04.2015 tarihleri arasında çalıştığı, İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinin 04.01.2017 tarihli Sağlık Kurulu raporunda intervertebral disk bozuklukları rahatsızlığının mesleki olduğunun belirtildiği, SGK Kurum Sağlık Kurulunun 21.04.2017 tarihli kararında davacıda lomber disk hernisi mesleki hastalık tespit edildiği, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %0 olduğu, maluliyet gerektirmediği, kontrol gerekmediği, meslek hastalığının anlaşıldığı tarihin 04.01.2017 olduğunun belirtildiği, Yüksek Sağlık Kurulunun 20.6.2017 tarihli kararında davacıda mevcut lomber disk hernisi hastalığının mesleki olduğu, maluliyet gerekmediği, kontrol muayenesi gerekmediğinin ifade edildiği, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp Üçüncü İhtisas Kurulunun 14.10.2020 tarihli raporunda, "davacıda lomber disk hastalığının bulunduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği cihetle maluliyet oranı hakkında görüş bildirilemediğinin "belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 2.Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli kararında, "lomber disk hastalığının bulunduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği, ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; kişinin çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grupları arasında yer almaması, işi gereği yaptığı eylemler ve mevcut tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilmediği, disk hernisinin oluşmasında ve gelişmesinde pek çok etkenin bir arada görüldüğü dikkate alındığında da çalışma ortamı koşulları nedeniyle doğal seyri değişebilen işle ilgili hastalık olarak değerlendirildiğinin" mütalaa olunduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda, Kurum tarafından, davacıda mevcut lomber disk hernisi rahatsızlığının meslek hastalığı olduğu tespit edilmiş olmakla, Mahkemece yargılama sırasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporlara göre davanın reddine karar verilerek aynı olaya ilişkin Kurum ve Mahkeme kararı arasında çelişki meydana getirilmesi, açılacak ayrı bir tespit davasında bu hususun tartışılarak çözüme kavuşturulması gerekirken tazminat davası içerisinde meslek hastalığının bulunup bulunmadığı yönünden karar verilmesi hatalı olmuştur.
Öncelikle Mahkemece yapılacak iş, davacı tarafa, maruz kaldığı olayın meslek hastalığı olduğunun tespitine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için usulüne uygun kesin önel vermek, kesin sürenin sonuçlarını ihtar etmek; tespit davasının verilen kesin önel içinde açılması halinde bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre;
1.Meslek hastalığının bulunmadığı kesinleşirse; Dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 Esas 2022/10875 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” düzenlemesine yer verilmiştir.
Benzer şekilde yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanun'a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun'a tabi gemi adamları, 22.05.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” düzenlemesine yer verildiği, bu açıklamalar kapsamında davacılar her ne kadar davaya konu sigortalının ölümüyle neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış iseler de kesinleşen tespit hükmü çerçevesinde olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek 4857 sayılı İş Kanunu, gerek ise de 5510 sayılı Kanun kapsamında İş Mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı açıktır.
O halde dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. ve devamı maddeleri çerçevesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49. ve devamı maddeleri) genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, bu kapsamda da aynı Kanun'un 55. maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yargılamanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." şeklindeki karar gerekçesi dikkate alınarak mahkemenin görevliliği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi,
2. Meslek hastalığının varlığının kesinleşmesi halinde ise; Mahkemece davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başlamadan önceki iş yerlerinin usulüne uygun tespiti ile ilgili iş yerlerinden davacıya ait bilgi ve belgeler getirtilerek iş yerlerinin niteliği de gözetilerek davacının meslek hastalığının oluşmasında ve belirlenen sürekli iş göremezlik oranına bu iş yerlerindeki çalışma şartlarının meslek hastalığının meydana gelmesinde etkisinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmek suretiyle karar verilmesidir.
O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle tespit davası sonucunu beklemek, meslek hastalığının varlığının sabit görülmesi halinde ise yukarıda bahsi geçen davalı işveren nezdinde geçen çalışma süresinden önceki iş yeri çalışma şartları ve iş yerlerinin niteliği de değerlendirilerek, taraf itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları hususunda rapor aldırmak, kusur oranı ve davacının sürekli iş göremezlik oranının %0 olması durumunda geçici iş göremezlik döneminde %100 malul sayılması gerektiği kabullerinden hareketle düzenlenecek hesap raporu ile davacının geçici iş göremezlik dönem zararını hesaplatmak ve diğer usuli kazanılmış hakları da göz önünde bulundurmak suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,17.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/1279 E., 2024/633 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
erekçeli bu raporlar ile, davalı Hastanede görev yapan doktorun vekalet sözleşmesi ve mesleği gereği özen sorumluluğuna aykırı davranarak sonuca sebebiyet verdiği, yine davalı Hastanenin de adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamında Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 66 ncı maddelerine göre oluşan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kanaatiyle;
3. Hukuk Dairesi 2023/1279 E. , 2024/633 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1253 E., 2022/1673 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2016/172 E., 2022/457 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri ve fer'i müdahil vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ve fer'i müdahil vekillerinin başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle yeniden asıl davanın kabulüne, birleşen davanını kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve fer'i müdahil vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... ve ihbar olunan vekili Avukat...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili; müvekkilinin sağ gözüne cisim çarpması sonucu gözünde meydana gelen kızarıklık kaşıntı ve sulanma sebebi ile 04.06.2014 tarihinde davalı hastaneye tedavi amaçlı başvuruda bulunduğunu, müvekkiline iki gün sonra yani 06.06.2014 tarihine randevu verildiğini ve yapılan muayenesinde; "gözün arka tarafında cisim çarpmasına bağlı olarak ödem oluştuğu ve bir iğne yapılmak suretiyle ödemin ortadan kalkacağı ve gözünün iyileşeceği" bilgisi verildiğini, 06.06.2014 tarihinde ameliyat edilerek gözüne intravitreal enjeksiyon uygulandığını, ameliyat sonrası müvekkilinin gözünde %90 oranında görme kaybı meydana geldiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 1.000,00 TL maddi tazminatın ameliyat tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 13.04.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin yasal hakları saklı kalma kaydı ile müvekkiline yapılmış olan tedavi nedeniyle; 1.000,00 TL olan maddi zarar taleplerini 816.297,38 TL artırarak 817.297,38 TL'ye yükseltmiştir.
2. Davacı vekili birleşen davada; müvekkilinin görme kaybından kaynaklı denge bozukluğu ve baş ağrısı rahatsızlıklarının da oluştuğunu, görme yetisini kaybettiğinde henüz 25 yaşında olup, bu yaşta tek gözünü kaybeden müvekkilinin hem çalışma hayatı hem özel hayatının etkilendiğini, büyük elem, acı ve ızdırap çektiğini, davalı hastanenin müvekkilinin bu kaza nedeniyle uğramış olduğu zarardan sorumlu olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 150.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili; davacının müvekkili Hastaneye 06.06.2014 tarihinde travmaya bağlı olarak görme düzeyinde azalma şikayetiyle başvurduğunu, hastanın sağ göz dibi muayenesinde, ödem oluştuğu ve görme düzeyinin ise 8/10 olarak tespit edildiğini, hastaya konulan teşhis sonrası intravitreal tedavinin önerildiğini, tedavi sonrası yapılan ilk olağan kontrol muayenesinde herhangi bir soruna rastlanılmadığını ve ikinci olağan kontrol muayenesinin verildiğini, ancak hastanın kontrol muayenesine gelmediğini ve muayene için verilen tarihten yaklaşık 1 ay sonra görmede azalma şikayetiyle başvurduğunu, hastaya ön tanı olarak toxoplazmoz retinokoroiditis teşhisi konulduğunu, önce ilaç tedavisi başlatıldığını, toxo markerlerı, dahiliye ve dermatoloji konsültasyonu olmasının hastadan talep edildiğini, davacının bir sonraki muayenesinde talep edilen konsültasyonları yaptırmadığı tespit edilerek Kocaeli Üniversitesi Göz Bölümüne sevk edildiğini, davacının müvekkili hastanedeki tedavisinden sonra başka sağlık kuruluşlarına gittiğinin anlaşıldığını, davacıya uygulanacak tedavi öncesinde yazılı ve sözlü olarak bilgilendirildiğini, müvekkili hastaneye kusur atfedilemeyeceğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın açıldığı tarihte zamanaşımı süresinin dolmadığı, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılması nedeni ile de ıslah talebinin de zamanaşımına uğramadığı, Mahkemece aldırılan ATK raporu ve Üniversite Hastanesinden alınan raporlarda; davacı hastayı gören göz hekiminin, hastaya yanlış tanı koyarak yanlış tedaviye başladığı, bu hastalıkta (göz toksaplazmozu) kontrendike olan göz içi kortizan enjeksiyonu yapan davalı hekimin tam kusurlu bulunduğu, söz konusu bulguların enfeksiyona bağlı olup olmadığı ayrımının ileri tetkikler uygulanarak yapılmamış olması ve gözde tipik retina bulguları ile karakterize olan toksoplazma koryoretiniti hastalığının klinik tanısının konulamamış olması ve toksoplazma koryoretinit tablosunda uygulanmaması gereken intravitreal triamsinolon enjeksiyonunun yapılmış olması nedeni ile Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. ...'nin uygulamalarının tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı şeklinde hekimin kusurunun bulunduğuna ilişkin raporlar tanzim edildiği, ek raporda da taraf itirazları karşılandığı ve raporlar arasında çelişkinin olmadığı, hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalınarak tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurlu eylemin niteliği ve mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesi, istek sahibinin toplumdaki yeri, kişiliği, hassasiyet derecesi gözetilerek davacı lehine makul ve uygun olan manevi tazminata hükmedildiği, dosya içeriği ile uyumlu ve denetime elverişli ve gerekçeli bu raporlar ile, davalı Hastanede görev yapan doktorun vekalet sözleşmesi ve mesleği gereği özen sorumluluğuna aykırı davranarak sonuca sebebiyet verdiği, yine davalı Hastanenin de adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu kapsamında Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 66 ncı maddelerine göre oluşan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kanaatiyle; asıl dosya olan 2016/172 E. sayılı dosya bakımından: davanın kabulüne; 817.297,38 TL tazminatın 1.000,00 TL'sinin dava tarihinden, bakiye 816.297,38 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen 2021/711 E. sayılı dosya bakımından: davanın kısmen kabulüne; 70.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri ve fer'i müdahil vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; dava ve ıslah dilekçelerinde, maddi tazminat alacaklarının olay tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ettiklerini, buna rağmen Yerel Mahkeme tarafından müvekkilinin maddi tazminat alacağının 1.000,00 TL'sine dava tarihinden, bakiye 816.297,38 TL'ye ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinin doğru olmadığını belirterek, kararı istinaf etmiştir.
2. Davalı ... vekili; hastanın hem kontrol muayenesine riayet etmediği hem de akabinde kendisinden talep edilen tetkikleri yaptırmada geç kaldığını, dosya kapsamında alınan 31.03.2017 tarihli Adli Tıp raporunda bu durumun net bir şekilde tespit edildiğini, 16.07.2019 tarihli bilirkişi raporu ile 13.02.2020 tarihli bilirkişi ek raporunu düzenleyen iki hekimin göz alanında uzmanlığının bulunmadığını, dilekçenin ekinde sunulan uzman görüşünde vaki çıkarımın tam aksi yönünde görüş bildirildiğini, bilirkişi raporlarındaki değerlendirmelerin hatalı olduğunu, kusura yönelik iddiaları reddetmekle birlikte, davacı lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının da somut olaya uygun olmadığını, davacının iddiasına konu şikâyetlerinin müvekkilin kusurundan değil, davacının şikâyetini ortadan kaldırmak için planlanan tedaviye riayet etmemesinden kaynaklanmakta olup, davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının maddi tazminat talebinin dayandığı belgeleri somutlaştırmadığını, davacının manevi tazminat talebinin yerinde olmadığını, davacılar lehine tesis edilen manevi zararın da oldukça yüksek olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Fer'i müdahil vekili; Mahkemenin 02.06.2022 tarihli son celsede müdahale taleplerini kabul etmiş olmakla birlikte, müdahale dilekçelerinin davalı ... San. ve Tic. A.Ş.'ye tebliğ edilmesi ve verilen süre sonunda müdahale taleplerinin kabul edilmesi gerekirken bunların yapılmadığını, her iki raporun da hükme esas alınabilir nitelikte olmadığını, müvekkiline kusur atfedilmesinin bilimsel olmadığını, ATK raporunda hastaya ileri tetkiklerin yapılmadığı iddiasının da dayanaksız olduğunu, zira müvekkilinin sağ gözünde travma hikayesi olan hastaya son derece gelişmiş tetkikleri uyguladığını, bu tetkikler sonucunda hastada sağ papilla infratemporal kenarından başlayan 3 mm çapındaki bir bölgede pigment epitel dekolmanı (PED) + retinal ödem tespit edildiğini, hastada toksoplazma koryoretinit tanısının konulamamış olmasının müvekkilinin kusurundan kaynaklanmadığını, ATK'nın hastanın travma öyküsünü göz önüne almadan değerlendirme yaptığını, travma öyküsüyle başvuran hastada hekimin aklına ilk olarak tablonun travma ile ilintili olduğunun gelmesinin doğal olduğunu, keza hekimin hastadaki künt travma neticesinde meydana gelen belirtiler sebebi ile kortizon tedavisi uyguladığını ve bu tedavi yaklaşımında da bir kusur bulunmadığını, ayrıca yargılama aşamasında anılan heyetin göz hastalıkları uzmanlarından oluşmadığını, farklı disiplinlerden hekimlerin çoğunlukta olduğu bir heyetçe tanzim edildiğinin görüldüğünü, davacının uygulanan tedavinin bir gün sonrasında kontrol muayenesine çağrıldığını, herhangi bir sorun tespit edilmediğini, hastanın bir hafta sonra yine kontrol muayenesine çağırıldığını, ancak hastanın söz konusu kontrol muayenesine gelmediğini, bu durumun hastanın kusurunu meydana getirdiğini, raporların her ikisinde de hastanın kusuruna yönelik bir değerlendirmede bulunulmadığını, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, 23.09.2021 tarihli maluliyet raporundaki %24,2 oranındaki hesaplamanın da hatalı olduğunu, hastanın travma sonrasında ilk kez müvekkiline başvurduğunda, sağ gözde 8/10 görme düzeyi tespit edildiğini, ancak bu durumun nihai olarak belirlenen %24,2 oranında hesaba katılmadığını, bu husustaki itirazlarının müvekkilinin kusurlu olduğunu kabul anlamına gelmediğini, kararda hükmedilen manevi tazminatın da davacının zenginleşmesini sağlayacak ölçüde fahiş olduğunu, bilimsel mütalaada da belirtildiği üzere davaya konu olayda müvekkilin bir kusurunun bulunmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece, yapılan yargılama sırasında dava konusu olayın niteliğine uygun olarak konusunda uzman Adli Tıp Kurumu ve Üniversite heyeti bilirkişilerinden rapor aldırıldığı, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen 13.03.2017 tarihli raporda, davacının tetkik ve tedavisinde davalı hastane hekiminin kusurunun bulunmadığının bildirildiği, bunun üzerine Mahkemece özel heyetten alınan raporda ise davacının tetkik ve tedavisinde davalı hastane hekiminin kusurlu olduğunun bildirildiği, Mahkemece aldırılan raporlar arasında çelişki ortaya çıktığından bu kez Mahkemece çelişkinin giderilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu üst kurulundan rapor aldırılması yoluna gidildiği, 18.02.2021 tarihli raporda davalı hastane hekimince davacıya uygulanan tetkik ve tedavinin tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı yönünde görüş bildirildiği, davacıya ilk muayenesinde yanlış ve eksik tanı ve tedavi uygulanması nedeniyle davacının kontrol muayenesine geç gelmesi yönündeki davalı iddiasına itibar edilmediği, Mahkemece aldırılan ve çelişkileri gideren üst kurul raporuna göre davalının kusurlu olduğu, davalının kusurlu eylemine dayalı olarak davacının göz arazı nedeniyle %24,2 oranında sürekli malul duruma geldiğinin anlaşılmasına göre davalı ve müdahil vekillerinin kusura ve maluliyete yönelik istinafları yerinde görülmemiş olup, Mahkemece aldırılan aktüerya bilirkişi raporu uyarınca tespit edilen maddi tazminata hükmedilmesinde isabetsizlik görülmediği, aynı şekilde, olayda davacının manevi tazminat talep hakkı da bulunduğundan Mahkemece takdir ve hükmolunan manevi tazminat miktarında da isabetsizlik bulunmadığı, buna karşılık, davalının eyleminin aynı zamanda haksız fiil teşkil etmesi ve haksız fiil sorumluluğunda faiz başlangıç tarihinin olay tarihi olması nedeniyle Mahkemece asıl davada hükmedilen maddi tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken aksi yöne karar verilmesinin doğru görülmeyip, davacının bu yöne değinen istinafının yerinde görüldüğü gerekçesiyle, davalı ve fer'i müdahil vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dosya olan 2016/172 E. sayılı dosya bakımından: davanın kabulüne; 817.297,38 TL tazminatın olay tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen 2021/711 E. sayılı dosya bakımından: davanın kısmen kabulüne; 70.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili ve fer'i müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı ... vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını istemiştir.
2. Fer'i müdahil vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl ve birleşen dava; davalı özel hastanede görev yapan doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 nci ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Davanın temeli TBK'nın 502 nci ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
2.Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir.
3. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle davalı Hastanede görev yapan göz hekiminin, hastaya yanlış tanı koyarak yanlış tedaviye başladığı, söz konusu bulguların enfeksiyona bağlı olup olmadığı ayrımının ileri tetkikler uygulanarak yapılmadığı, gözde tipik retina bulguları ile karakterize olan toksoplazma koryoretiniti hastalığının klinik tanısının konulamamış olması ve toksoplazma koryoretinit tablosunda uygulanmaması gereken intravitreal triamsinolon enjeksiyonunun(göz içi kortizan enjeksiyonu) yapılmış olması nedeni ile davalı Hastanede görev yapan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. ...'nin uygulamalarının tıp biliminin güncel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığının anlaşılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, adam çalıştıranın sorumluluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Adam çalıştıran, çalışanın özel hayatında başkalarına verdiği zararlardan da sorumludur.
B) Adam çalıştıranın sorumlu olması için, çalışan ile arasında mutlaka yazılı bir hizmet sözleşmesi bulunmalıdır.
C) Adam çalıştıran, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.
D) Adam çalıştıranın sorumluluğu, bir kusur sorumluluğudur.
E) Adam çalıştıran, çalışana rücu edebilmesi için onun ağır kusurlu olması şarttır.
Bu maddeyle ilgili 13 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.