Türk Borçlar Kanunu 76. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 76- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
13 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/1605 E., 2023/6583 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
ettiğini, davalı Banka tarafından da nemalandırıldığını, irat alacaklısı Ülkü Adatepe'ye ödenen iradın onun ölümünden sonra vasiyetnamede ayrıca şart olarak borçlunun yaşamına da bağlandığından mirasçılara geçmesi gerektiğini ileri sürerek 6098 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi uyarınca davalılar tarafından müvekkiline geçici ödeme yapılması, müvekkilinin, Ülkü Adatepe'nin sahip olduğu irat hakkına s
11. Hukuk Dairesi 2023/1605 E. , 2023/6583 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/3 E., 2022/454 K.
BİRLEŞEN İSTANBUL 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2018/402 E. SAYILI DOSYASI
BİRLEŞEN İSTANBUL 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2017/339 E. SAYILI DOSYASI
DAVA TARİHİ : 18.02.2013 (Asıl dava), 17.01.2017 (Birleşen 2018/402 E.), 28.07.2017 (Birleşen 2017/339 E.)
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davaların reddi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, duruşma istemli olarak asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekilleri, duruşmasız olarak asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş. vekili
tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.10.2023 günü hazır bulunan davacı ... vekili Av. ..., davacı ... vekili Av. ..., Av. ... ve Av. ... ile davalı ...Ş. vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1.Davacılar vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkillerinin muris Ülkü Adatepe’nin mirasçıları olduğunu, Mustafa Kemal Atatürk'ün 05.09.1938 tarihli vasiyetnamesi ile maliki olduğu tüm nakitlerini, hisse senetlerini, menkul ve gayrimenkullerini gelecekte oluşacak nemalarla değerlendirilerek ve vasiyetnamede yazılı şartlarla davalı ... Partisine bıraktığını, maliki olduğu ve davalı ...Ş. hesaplarında bulundurduğu tüm nakit ve hisse senetlerinin de yine aynı davalı nezdinde kalmasını ve aynı davalı tarafından nemalandırılmasını, elde edilecek nemalardan o zamanın şartlarında ayda 200 Lira olmak üzere müvekkillerinin annesi Ülkü Adatepe'ye pay verilmesini vasiyet ettiğini, Ülkü Adatepe'nin 01.08.2012 tarihinde vefat ettiğini, dava konusu alacak kalemlerinden birinin müvekkillerinin murisine sağlığında ödenmesi gerekirken eksik ödenegelen nema payı alacağı olduğunu, davalılara ihtarname gönderilmesine rağmen sonuç alınamadığını, murise ödenen nema payının 01.08.2006 tarihinde aylık 5.500,00 TL'ye çıkarıldığını, daha sonra kademeli artırılarak önce aylık 10.000,00 TL, 2012 yılında ise aylık 15.000,00 TL nema ödemesi yapıldığını, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetnamesi gereği nemalandırmanın davalı bankanın yıllar itibarıyla büyüme oranına göre artırılması gerektiğini, davalıların nemalandırmayı gereği gibi yapmamaları nedeniyle de müvekkillerinin zarara uğradığını, vasiyetname yorumlanırken Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçek iradesinin "favor testamenti" ilkesi kapsamında nazara alınması gerektiğini ileri sürerek müvekkillerinin murisi Ülkü Adatepe'nin anılan vasiyetname gereği ödenmesi gereken nema payı alacaklarına ilişkin olarak fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 40.000,00 TL'nin terekeye mirasçı sıfatı ile davalılardan müştereken ve müteselsilen ve doğduğu tarihten itibaren faizi ile tahsiline, müvekkillerine miras payı oranında ödenmesine, davalıların nemalandırma hak ve görevini gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle müvekkillerinin murisinin uğradığı maddi zararlara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.00,00 TL'nin terekeye mirasçı sıfatı ile davalılardan müştereken ve müteselsilen ve doğduğu tarihten itibaren faiziyle tahsiline, müvekkillerine miras payları oranında ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, davacı ... vekili yargılama sırasında sunduğu dilekçeler ile Ülkü Adatepe'nin nema payını eksiksiz almış olsaydı bunları değişik alanlarda değerlendireceğini ileri sürerek munzam zarar taleplerini açıklamış, davacı ... vekili 27.01.2022 tarihli dilekçe ile 2019/3 E. sayılı dosya ile birleştirilen 2018/402 E. sayılı dosya yönünden taleplerini 7.500,00 TL'den 21.497.302,20 TL'ye artırdığını, 2019/3 E. sayılı dosya (nema payı alacağı ve munzam zarar) yönünden taleplerini 25.000,00 TL'den 3.762.799.375,00 TL'ye artırdığını bildirmiştir.
2.Birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekili dava dilekçesinde; asıl davada açıklanan hususlar tekrar edilerek muris Ülkü Adatepe'ye kaydı hayat ile irat sözleşmesi hükümleri uyarınca vasiyet edilen alacağın müvekkiline ödenmeye devam edilmesi gerektiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 607 nci maddesinde ömür boyu gelir sözleşmesinin düzenlendiğini, maddenin üçüncü fıkrasında sözleşme konusu alacağın gelir alacaklısının mirasçılarına geçeceğinin belirtildiğini, anılan Kanun'un 608 inci maddesinde de sözleşmenin geçerliliğinin yazılı şekil şartına bağlandığını, dava konusu vasiyetnamenin noter huzurunda resmi şekilde yapıldığını ve ömür boyu gelir sözleşmesi niteliğinde olduğunu, ömür boyu gelir sözleşmesinde iradı doğuranın, kök hak olduğunu, bu kök hakkın ise geniş anlamda alacağın tamamı ve kaynağı olduğunu, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyet alacaklısı olarak Ülkü Adatepe'ye bıraktığı dönemsel (aylık) edimin tamamı ve kaynağının kök hakkı oluşturacağını, vasiyetnamedeki "...Her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça..." ifadesi ile Mustafa Kemal Atatürk'ün bankadaki payı, anaparası var oldukça, gelir elde edildiği sürece bu hakkın devam edeceğinin anlaşıldığını, davalı banka tarafından Ülkü Adatepe'ye vefatından önce son olarak 15.000,00 TL ödendiğini, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyet ettiği nakit ve hisse senedinin kuru mülkiyetinin Cumhuriyet Halk Partisinin uhdesinde bulunmaya devam ettiğini, davalı Banka tarafından da nemalandırıldığını, irat alacaklısı Ülkü Adatepe'ye ödenen iradın onun ölümünden sonra vasiyetnamede ayrıca şart olarak borçlunun yaşamına da bağlandığından mirasçılara geçmesi gerektiğini ileri sürerek 6098 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi uyarınca davalılar tarafından müvekkiline geçici ödeme yapılması, müvekkilinin, Ülkü Adatepe'nin sahip olduğu irat hakkına sahip olduğunun tespiti ile kendisine Ülkü Adatepe'nin vefatı sonrası doğan alacakların fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine ve bundan sonra ödenmeye devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili dava dilekçesinde; asıl ve birleşen diğer davadaki iddialara benzer iddialar ile müvekkilinin, Ülkü Adatepe'nin sahip olduğu irat vasiyetinin devamı niteliğindeki hakka sahip olduğunun tespiti ile Ülkü Adatepe'nin vefatından sonra ödenmesi gereken; ancak hiç ödenmeyen tutarın faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline, bundan sonra tespit edilecek aylık veya yıllık artırım oranı üzerinden her ay davalılarca ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili asıl ve birleşen davalara cevap dilekçelerinde; davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, zamanaşımının gerçekleştiğini, dava konusu vasiyetname içeriği nazara alındığında davacıların taleplerinin haksız olduğunu, vasiyetnamede muris Ülkü Adatepe'ye ölümüne kadar aylık ödemeler öngörülmemesine rağmen lehdarın talebi yönünde güncelleştirilmek suretiyle ödendiğini, müvekkili ile vasiyet lehdarı Ülkü Adatepe arasında lehtar ölünceye kadar bir sorun yaşanmadığını, ölümünden önce herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, irat vasiyetin alacaklının ölümü ile son bulduğunu, dava konusu vasiyetnamenin ömür boyu aylık gelir sözleşmesi olmadığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
2. Davalı ...Ş. vekili asıl ve birleşen davalara cevap dilekçelerinde; davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, müvekkili bankanın davacının murisi Ülkü Adatepe'ye vasiyetname gereği yapılacak ödemelerden sorumlu olmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davalı Partinin mansup mirasçı ve vasiyetname alacaklılarına yapılacak ödemeler bakımından görevli olduğunu, müvekkili bankanın ise sadece terekeye dahil olan nakit para ve hisse senetlerine isabet eden temettü gelirlerini nemalandırmakla görevli sınırlı vasiyeti tenfiz memuru olduğunu, vasiyetname alacaklılarına ödeme yapma konusunda bir görevi bulunmadığını, vasiyet alacağı sabit bir meblağı içerdiğinden ve bu nedenle yapılacak ödemenin nemalandırma ile ilgisi bulunmadığından eksik nemalandırma yapıldığı yönündeki iddianın da yerinde olmadığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 12.02.2014 tarih, 2013/84 E. ve 2014/33 K. sayılı kararı ile davacılar tarafından davadan önce davalılara gönderilen ihtarnamede alacağın 1.778.000.000,00 TL olarak belirlendiği halde davacılar tarafından davanın 50.000,00 TL bedel ile kısmi-belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararlarının bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ve 115 inci maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş, kararı, davacılar vekilleri temyiz etmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 18.06.2015 tarih, 2014/9966 E. ve 2015/8462 K. sayılı kararıyla davacılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, Mahkemece, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu kabul edilerek, işin esasına girilmesi gerektiğine işaret edilerek Mahkeme kararı bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 600 üncü maddesi gereğince vasiyet alacaklısının, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal ve atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olduğu, davalılar, vasiyeti yerine getirme görevlisi olduklarından husumetin kendilerine yöneltilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından davalıların pasif husumet itirazlarına itibar edilmediği, 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı ve devamı maddeleri gereğince kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, zamanaşımının, alacağın muaccel olmasıyla işleyeceği, ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımının, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlayacağı, aynı Kanun'un zamanaşımının kesilmesini düzenleyen 154 üncü maddesi gereğince borçlu tarafından kısmen ifada bulunulmuşsa zamanaşımının kesileceğinin belirtildiği, kesilen zamanaşımında işleyecek yeni sürenin her zaman 10 yıl olduğunun devam eden maddelerde düzenlendiği, davalılar tarafından vasiyet alacaklısı Ülkü Adatepe'ye vasiyet tarihi olan 01.12.1938 tarihinden, 01.08.2012 tarihine kadar ödemeler yapıldığı, bu hususta davalılar arasında yazışmalar olduğunun tespit edildiği, vasiyet düzenleyen Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ile vasiyetnameye dayalı belirli mal vasiyetine ilişkin alacaklar muaccel hale gelmiş olmakla birlikte; vasiyet alacaklısı Ülkü Adatepe'nin sağlığında kendisine yapılan ödemeler nedeniyle 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi gereğince zamanaşımının kesildiğinin tespit edildiği, bununla birlikte her ne kadar vasiyete dayalı alacak hakkı vasiyet edenin vefatı ile birlikte doğmuş ise de davacılar, vasiyet alacaklısının mirasçıları olup murisin alacağı olan hakkın mirasçılık sıfatları kapsamında kendilerine ödenmesini talep ettiklerinden ve davacıların murisleri de 01.08.2012 tarihinde vefat ettiğinden davacıların; ancak bu tarih itibarıyla hak talep edebilme sıfatına sahip oldukları, gerek davalılar tarafından yapılan ödemeler gerekse davacıların hak sahibi olarak talepte bulunabilme tarihleri nazara alındığında dava tarihi itibarıyla genel zamanaşımı sürelerinin dolmadığı tespit edildiğinden zamanaşımı savunmalarının yerinde olmadığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Latin alfabesini dilimize kazandırdığı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kurduğu, Türkçeye olan ilgisi ve Türk diline olan hakimiyeti dolayısıyla dil bilgisi kurallarını ve Türk dilini çok iyi bilmekte ve ne anlatmak istiyorsa şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ifade edebilecek güçte bir yazı üslubuna sahip bulunduğu, düzenlemiş olduğu vasiyetnameye bakıldığında aynen (...Makbule'ye ayda 1000, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki 100 er lira verilecektir.) şeklinde yazıldığı, vasiyetnameye göre yıllık gelirden lehine belirli mal vasiyeti bırakılan kimselere (davacıların murisi dahil olmak üzere) aylıkların ödenmesi, geriye kalanın ise Kurumlara verileceğinin kararlaştırıldığı, belirli mal vasiyet edilenlerden ölenlerin ve öleceklerin sadece sağlıklarında kendilerine aylık ödenmesi kararlaştırıldığı, ölümlerinden sonra ise vasiyetnamenin başında Cumhuriyet Halk Partisinin atanmış mirasçı olarak belirlenmiş olmasından dolayı davalı Partiye geçmesi gerektiğinin belirtildiği, Mustafa Kemal Atatürk tarafından bunun aksi öngörülseydi, diğer bir ifade ile atanmış mirasçıların mirasçılarına da vasiyetin sirayet etmesi istenseydi bu durumun Mustafa kemal Atatürk tarafından açıkça belirtileceği, bu sebeplerle düzenlenen belirli mal vasiyetinin, irat vasiyeti olarak düzenlendiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla belirli mal vasiyetinde kök içinde halefiyet ilkesinin uygulanmasının mümkün olmayacağı kanaatine varıldığından davacıların annelerine yapılan belirli mal vasiyetinden hak talep etmeleri mümkün olmadığından ana dava ve birleşen davaların ayrı ayrı aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekilleri, asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; asıl ve birleşen dava yönünden aktif husumet yokluğundan davanın reddinin hatalı olduğunu, dava konusu vasiyetin irat vasiyeti olduğunu ve 6098 sayılı Kanun'un 607 nci ve devamı maddelerinin uygulanması gerektiğini, gelir borçlusunun Cumhuriyet Halk Partisi, gelir alacaklısının Ülkü Adatepe, davalı Bankanın ise üçüncü kişi olduğunu, ödemelerin nemaların ömrüne yani vasiyetname kapsamında yorumlandığında Türkiye İş Bankası A.Ş.'nin ömrüne bağlandığını, üçüncü bir kişi olarak Bankanın nemalarının sona ermesi yani tüzel kişi Bankanın ömrüne denk geldiğini, vasiyetnamede aksinin kararlaştırılmadığını, nema payı ödemelerinin mirasçılara geçemeyeceğinin belirtilmediğini, davalı Bankanın faaliyetinin devam ettiği yani nemalar devam ettiği için de ödemelerin Ülkü Adatepe'nin mirasçılarına da geçeceğini, "yaşadıkları müddetçe" ifadesi ile vasiyetnamenin gelir borçlusu (diğer bir ifade ile vasiyet borçlusu) Cumhuriyet Halk Partisinin ve üçüncü kişi olan vasiyeti tenfiz memuru Bankanın ömrüne/devamlılığına atıf yapıldığını, buna göre ödemelerin Ülkü Adatepe'nin mirasçılarına da devam etmesi gerektiğini, Mustafa Kemal Atatürk'ün tüm malvarlığının vasiyetnamede belirtilenler ile sınırlı olmadığını, vasiyetnameye dahil olmayan taşınmazları bulunduğunu, dosyanın niteliği gereği Yargıtayca dosyanın esası hakkında inceleme yapılıp karar verilmesi gerektiğini, alacağın kaynağı nemalar olup ödenekleri nemaların hacminin belirleyeceğini, vasiyetnamedeki "şimdiki" ve "nispetleri" kelimelerinin buna işaret ettiğini, vasiyetname yorumlanırken “favor testemanti ilkesi”, tarihi kayıtlar ve Mustafa Kemal Atatürk ile Ülkü Adatepe arasındaki bağın göz önünde bulundurulması gerektiğini, ödemelerin dayanağı ve artırım yönteminin vasiyetnamede belirtildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi kapsamında geçici ödeme talebi bakımından davanın haklılığını gösteren kanıtların dosyada mevcut olduğunu ileri sürerek ve resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
2.Asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; diğer vekilin temyiz dilekçesinde ileri sürülen benzer sebepleri tekrar ederek ve munzam zarar taleplerinin kabulü gerektiğini, vekaletname sunmalarına rağmen karar başlığında isimlerine yer verilmediğini, Mahkemece gerekçeli kararda davaların aktif husumet sebebiyle reddine karar verilmişken hüküm kısmında sadece davaların reddine şeklinde hüküm kurulduğunu, bu durumun gerekçe hüküm çelişkisi yarattığını ileri sürerek ve resen nazara alınması gereken sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
3.Asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı ... vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebeplere benzer sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
4.Asıl ve birleşen davalarda davalı Banka vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacıların aktif husumet ehliyetleri bulunmadığını, husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiş olması nedeniyle zamanaşımı yönünden bir incelemeye gerek kalmadığını, gerekçeli kararda zamanaşımı yönünden hatalı tespitlere yer verildiğini, gerekçeli karardaki zamanaşımına ilişkin hatalı tespitlerin düzeltilmesi gerektiğini, gerekçeli kararda yer alan dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımının, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlayacağı ve vasiyet alacaklısı Ülkü Adatepe'nin sağlığında kendisine yapılan ödemeler nedeniyle zamanaşımının kesildiği, dava tarihi itibarıyla genel zamanaşımı sürelerinin dolmadığı yönündeki tespitler hatalı olduğundan davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığı şeklinde kararın düzeltilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların aktif husumet ehliyetinin, davalı Bankanın pasif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı, zamanaşımı söz konusu olup olmadığı, vasiyetnamenin niteliği ve diğer hususlara ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 114 üncü ve 115 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekilleri, asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş. vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekilleri, asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve Kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden davacılar ... ve ...'a ayrı ayrı yükletilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz eden asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş.'ye yükletilmesine,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2018/246 E., 2022/470 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Haksız fiilden doğan borçlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2018/246 E. , 2022/470 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkili aleyhine İstanbul 18. İcra Müdürlüğünün 2014/7616 E. sayılı dosyasında 17.500TL bedelli çeke dayanarak başlattığı takipte imzaya itiraz ettiklerini, İcra Hukuk Mahkemesinde yapılan bilirkişi incelemesi ile çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, müvekkilinin maaşına konulan ihtiyati haciz ile olaylardan haberdar olduğunu, çek üzerindeki cirolara göre davalı şirketin çeki müvekkilinden teslim almış göründüğünü ancak müvekkilinin icra takibine dayanak çekteki keşideci ve hamil olan davalı şirket ile tanışıklığı veya bir ticari ilişkisi bulunmadığını, basiretli tacir gibi davranmak zorunda olan davalı şirketin çeki kimden ve ne suretle aldığını kanıtlama yükümlülüğü bulunduğunu, takip kesinleşmeden müvekkilinin maaşı üzerine ihtiyati haciz koydurulmasının kötü niyet göstergesi olup, manevi tazminat gerektirdiğini, işini kaybetme tehlikesi yaşayıp maddi olarak sıkıntıya düşen müvekkilinin telafisi imkânsız mağduriyetler yaşadığını ileri sürerek 20.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, müvekkili şirketin Şaban Yılmaz adında üçüncü bir kişiye mermer satışı yapması üzerine müşteri çeki olduğundan bahisle davaya konu çekin verildiğini, çek üzerindeki imzaların müvekkili önünde atılmadığından gerçekliğini araştırmasının mümkün olmadığını, alacağa karşılık verilen çekten dolayı iyi niyetli hamil konumunda olan müvekkilinin keşideci ile kendisinden önceki lehdar olan davacı aleyhine ihtiyati haciz talebinde bulunduğunu ve icra müdürlüğü nezdinde takip başlatıldığını, davacının ciro kısmında davacıya ait tüm bilgilerinin yer aldığını, cirantalara müracaat edilmesinin olağan icra takip süreci olmakla imza incelemesi yapılmadan imzanın sahteliğinin bilinmesinin mümkün olmadığını, davacının dosya borcunu ödemek istediğini ancak imzanın kendisine ait olmadığından dolayı itiraz edeceğini söyleyerek şüphe uyandırdığını, çeki veren üçüncü kişinin de davacıya iş yaptığını ve karşılığında bu çeki aldığını söylemesi üzerine imza incelenmesine yönelik davanın beklendiğini, davacının kötü niyetli olarak açtığı davada haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, icra takibine yönelik teminat karşılığı verilen durdurma kararının davacı tarafından yerine getirilmediğini, bir kesinti dışında diğer maaş kesintilerinin de icra dosyasından çekilmediğini, ilerleyen aşamada da maaş haczinin fekedildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2014/557 E., 2015/146 K. sayılı kararı ile; çek suretinin arkasındaki ciroya göre davacının davalı şirkete çeki ciro ettiği ve aralarında başkaca ciranta olmadığının görüldüğü, ticari şirket niteliğinde ve tedbirli bir tacir olarak davranması kanuni zorunluluk olan davalının çekin ticari ilişkide bulunduğu üçüncü kişinin borcuna karşılık kendisine verildiğini iddia etmesine karşın çeki ciro yoluyla teslim almama sebebini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.06.2016 tarihli ve 2015/8259 E., 2016/7394 K. sayılı kararı ile;
“….2004 sayılı İİK’nın 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden BK’nın 49'uncu maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Bu itibarla, alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Bkz. Prof. B. Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Ankara, 1993, Cilt 3, Sh.2583 v.d). Haksız yere bir kimsenin mallarının haczettirilmesi, o kimsenin ticari itibarına saldırı teşkil eden ve BK'nın 49'uncu maddesi gereğince manevi tazminat ile sorumlu tutulmayı gerektiren bir davranıştır.
Somut olayda, 28/02/2014 tarihli çekin keşidecisinin dava dışı Ortim Yapı ve Malzemeleri şirketi olduğu, lehdarının ise davacı ... olduğu, çekin ciro yoluyla davalıya devredildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafça, çekin ödenmesi için muhatap bankaya ibraz edildiği, muhatap bankanın ödememesi üzerine davalının kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlattığı ve davacının çekin altındaki imzaya itiraz ettiği görülmektedir. İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/176 esas sayılı dosyası ile yapılan yargılama sonucunda çekin altındaki imzanın davacının elinin ürünü olmadığı tespit edilmiştir. İcra Hukuk Mahkemesindeki imzaya itiraz davasında senetteki imzaların davacıya ait olmadığının sonradan belirlenmiş olması yapılan haczin haksız olduğunu göstermez. Ayrıca davalının, kendisinden önceki cirantanın attığı imzanın sıhhatini araştırma yükümlülüğü de yoktur. Dolayısıyla davalı, atılan imzanın sahte olduğunu bilebilecek durumda değildir. Şu halde, davalının kötüniyetli ve kusurlu olduğundan bahsedilemez. Bu nedenle mahkemece, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.11.2016 tarihli ve 2016/432 E., 2016/476 K. sayılı kararı ile; davalı şirketin kendisinden önceki ciranta olan davacının imzasının sıhhatini araştırma yükümlülüğü olup bu yükümlülüğü yerine getirmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının çeke dayalı ihtiyati haciz kararı aldıktan sonra kambiyo senedine mahsus haciz yoluyla yaptığı takipte kendisinden önceki ciranta ve aynı zamanda lehdar olan davacı aleyhine ihtiyati hacze dayanarak haciz işlemi yaptırdığı ancak davacının imzaya itirazı ile icra hukuk mahkemesinde çekteki imzanın davacının eli ürünü olmadığının tespit edildiği somut olayda; yapılan haczin haksız, davalının ise kusurlu ve kötü niyetli olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre davacının manevi tazminat talebinin reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Öncelikle direnme kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine ilk derece mahkemesince verilen eksik harcın tamamlanmaması sebebiyle temyiz isteminden vazgeçilmiş sayılmasına ilişkin ek kararın Özel Dairece kaldırılmasının mümkün olup olmadığına değinmekte yarar vardır.
13. 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (6763 sayılı Kanun) 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 373. maddesinin 5. fıkrası ile direnme kararlarına ilişkin Özel Daireye tanınan inceleme yetkisinin kapsamı belirlenmiş olup, madde “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmünü düzenlemiştir.
14. Bu düzenleme ile direnme kararlarının doğrudan Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi uygulamasından vazgeçilmiş, bunun yerine direnme kararlarının öncelikle kararına direnilen daire tarafından incelenmesi usulü benimsenmiştir. Böyle bir durumda Özel Daire; direnme kararını yerinde gördüğü takdirde kendi kararını düzeltebilecek ve böylece hatasından dönebilecek, aksi takdirde dosyayı Hukuk Genel Kuruluna gönderecektir. Yapılan değişikliğin madde gerekçesinde “bu yolla Hukuk Genel Kurulu önüne gelecek dosyaların kısmen azaltılması ve iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı” açıklanmıştır.
15. Yukarıdaki açıklamalardan hareketle; direnme kararlarına ilişkin ilk derece mahkemesince verilen ek karara yönelik Özel Dairenin inceleme yapma yetkisinin bulunmadığını söylemek mümkündür. Bu yetki Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna aittir. Zira Kanun; Özel Daireye sadece “direnme kararını yerinde görüp görmediğine” dair inceleme yetkisi tanımıştır. Bu durumda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.01.2018 tarihli ve 2017/4838 E., 2018/30 K. sayılı kararındaki ek kararın incelenmesine yönelik (1) numaralı bölümün kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
16. Bu aşamada davalı vekilinin direnme kararını temyiz ederken gerekli temyiz harcını süresinde yatırıp yatırmadığı hususu çözümlenmelidir.
17. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434. maddesinin 3. fıkrasında; “Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi hâlinde 432. maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.” hükmü yer almaktadır.
18. Bu açık ifadeden de anlaşılacağı üzere eksik harç yatırıldığı taktirde hâkim tarafından “temyiz harç ve giderlerinin tamamlanması için yedi günlük kesin süre” verilmesi ve ayrıca yazılı olarak “aksi hâlde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu” nun ihtar edilmesi gerekmektedir. Şayet bu süre Kanunda belirtilen usule uyulmadan ve yazılıp hâkim tarafından imzalanmadan verilmişse, diğer bir ifadeyle usulünce düzenlenmiş bir muhtıra yoksa, geçerli bir bildirim yapıldığından söz etmeye de olanak bulunmamaktadır.
19. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre 1086 sayılı HUMK’un 434/3. maddesi çerçevesinde hâkim kararı ile eksik harç ve giderlerin tamamlanması istemiyle ayrıca bir muhtıra düzenlenmeli ve bu muhtırada yapılması gereken işlemin ne olduğu açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmeli, buna yönelik olarak da ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı, yatırılma mercii ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçları net biçimde açıklanmalıdır.
20. Bu hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/17-116 E., 2017/1454 K., 10.12.2019 tarihli ve 2017/8-1925 E., 2019/1331 K. sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.
21. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince; davalı vekiline eksik harcın tamamlanması için hâkimin imzasını içerir (elektronik veya ıslak) muhtıra yerine üzerinde ihtar yazılı bir tebligat (davetiye) gönderildiği görülmekle usulüne uygun bir muhtıradan söz edilmesi mümkün değildir. O hâlde, davalı vekilince eksik harcın 06.07.2017 tarihinde yasal süresinde tamamlandığı ve ilk derece mahkemesince verilen davalı tarafın temyiz isteminden vazgeçmiş sayılmasına ilişkin ek kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından ek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
22. Bu durumda işin esasına yönelik ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
23. İhtiyati haciz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacakları ile muayyen yerleşim yeri bulunmayan, mal kaçıran ya da kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı hâlinde borçlunun yedinde ya da üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları üzerine konulan bir nevi güçlendirilmiş tedbirdir.
24. Anılan Kanun'un 258. maddesinde ise, alacaklının alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecbur olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat yeterli olup, kesin bir ispat aranmamaktadır.
25. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 259. maddesinin 1. fıkrasında ihtiyati haciz isteyen alacaklının haksız çıkması hâlinde karşı tarafın zararından sorumlu olması öngörülmüştür. Bu hüküm gereğince tazminata hükmedilebilmesi için kusurun gerekli olmadığı kabul edilmektedir. Yani buradaki sorumluluk, kusursuz sorumluluktur (Görgün, L. Şanal/ Börü, Levent/ Kodakoğlu/Mehmet: İcra ve İflâs Hukukuk, 2. Baskı, Ankara 2022, s.470).
26. Ancak bu düzenlemede belirtilen tazminat, maddi tazminat olmakla manevi tazminata hükmedilmesi için İcra ve İflas Kanunu hükümlerinde yer alan şartlar değil 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde yer alan “Kişilik haklarının zedelenmesi” hükmünde öngörülen şartlar aranmaktadır. Bu yönüyle görülmekte olan davanın hukuksal dayanağı haksız fiildir.
27. Haksız fiilden doğan borçlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49–76. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
28. Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesinde;
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür” hükmü yer almaktadır.
29. Haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Bir haksız fiil sonucu zarara uğrayan kimse, uğradığı zararın tazminini bu haksız fiilden sorumlu olan kimseden veya kimselerden talep edebilir.
30. Manevi zarar ise, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.
31. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde;
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
32. Görüldüğü üzere, 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.
33. Burada da kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir.
34. 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesinin uygulanabilmesi için ilk olarak saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir eylem, bu maddenin uygulanmasına imkân vermez. İkinci koşul ise kişilik haklarına saldırıda bulunanın kusursuz sorumluluk hâlleri hariç kusurunun bulunması gerekir. Kişilik hakkı zedelenenin ayrıca manevi zarara uğramış olması gerekirken hukuka aykırı saldırı ile manevi zarar arasında uygun illiyet bağı da bulunmalıdır (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt 1, 2012, s. 452-454).
35. Bu açıklamalar ışığında kural olarak haksız haciz uygulanması nedeniyle aleyhine haciz uygulanan kişi manevi tazminat isteminde bulunabilir. Ancak, haciz bilerek veya ağır kusurlu olarak dayanağı olan olay yanlış biçimde gösterilerek hak kötüye kullanılmış olursa eylem hukuka aykırı olur ve bu kapsamda manevi tazminata hükmedilebilir (Aday, Nejat: Haksız Haciz Sebebiyle Kişilik Hakkı İhlalinin Hukuksal Sonucu Olarak Mânevi Tazminata Hükmedilmesinin Şartları ve Konuya İlişkin Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, HKÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016 Ocak, sayı 11, s.76).
36. Uyuşmazlığa konu olayın çeke ilişkin olması sebebiyle çeklerde ciro ile ilgili bazı yasal düzenlemelere değinmek gerekmektedir.
37. Çek, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. 6102 sayılı TTK’nın 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. 6102 sayılı TTK’nın üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, Ali /Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s. 221).
38. Çek, 6102 sayılı TTK’da tanımlanmamıştır. Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir: Çek, Kanun’un öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna, Ergun/ Göç Gürbüz, Diğdem: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s. 268).
39. Bu havalenin yazılı şekilde yapılması, belli şekil şartlarını içermesi ve kayıtsız şartsız bir ödeme yetkisi biçiminde olması gerekir. Çek; düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevini haiz değildir. Ticari hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir.
40. Çeklerin devrinin nasıl yapılacağı TTK’nın 788. maddesinde poliçeden ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre açıkça “emre yazılı” kaydıyla veya bu kayıt olmadan belirli bir kişi lehine ödenmesi şart kılınan bir çek, ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilebilir. Keza TTK’nın 818. maddesinin göndermesi ile aynı Kanun’un 684. maddesine göre, ciro ve zilyetliğin geçirilmesi ile çekten doğan bütün haklar devrolunur.
41. Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; çekin bir başka anlatımla çek üzerindeki hakkın bir başkasına devri için ciro ve kişiye çekin zilyetliğinin geçirilmesi gerekir. Ciro ise TTK’nın 683. maddesine göre, çek arka yüzüne veya çeke bağlı olan ve “alonj” denilen ek kâğıt üzerine yazılması ve ciranta tarafından imzalanması ile mümkündür. Bu nedenle cirantanın imzasını taşımayan ciro geçerli ciro sayılmaz. Böyle bir ciro ise çek üzerinde bulunan hakkın devrini sağlamaz.
42. Çekte hak sahibi olabilmek için yetkili hamil olmak gerekir. TTK’nın 790. maddesine göre, cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Bu maddeden de anlaşıldığı üzere bir çeki elinde bulunduran kişi yetkili hamil olduğunu yani çek üzerindeki hakkın kendisine ait olduğunu çek üzerinde bulunan birbirini takip eden geçerli ciro zinciri ile ispat edebilir.
43. Yapılan tüm açıklamalardan sonra somut uyuşmazlıkta; ihtiyati hacze dayalı başlatılan takip sebebiyle davacının maaşına haciz konulduğu, maaş kesintilerinin icra dosyasına gönderildiği ancak davacının icra hukuk mahkemesinde yaptığı itiraz üzerine takibe konu çekteki imzanın kendisine ait olmadığının anlaşıldığı ve takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür.
44. Takibin dayanağı çek; birbirini takip eden ciro silsilesi içermekte olup davalı şirket vekili, müvekkilinin çeki üçüncü kişiden ticari münasebeti sebebiyle aldığını belirtmiş olmakla çekte beyaz ciro mümkün olduğundan davalının bu yöndeki savunması haksız değildir.
45. Çekteki imzanın sahte olduğunu belirten davacı ...’in cirosunun yer aldığı kısmın incelenmesinde adı ve soyadı, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, cep telefonu numarasının bulunduğu altında da imza olduğu anlaşılmaktadır. Böylelikle davacının kimlik bilgileri kullanılarak yapılan bir işlem söz konusu olup, görünüşte geçerli ciro silsilesi olduğu sabit olan çeke dayalı ihtiyati haciz kararı alarak takip yapan davalının ağır kusurlu olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu durumda; davalının çekte davacıya ait ciro altındaki imzanın sahteliğini bilmemesi karşısında yasal şartlara haiz başlattığı ihtiyati hacze dayalı takip sebebiyle davacının maaşına haciz koydurtmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gibi davalının ağır kusurundan söz etmekte mümkün değildir.
46. Ayrıca davalı vekili icra dosyasına gelen maaş kesintilerinden yalnızca birini tahsil etmiş olup diğerlerini tahsil etmediği gibi, icra mahkemesindeki yargılamada çekteki imzanın davacıya ait olmadığının anlaşılması üzerine maaş haczinin kaldırılmasını talep etmiştir.
47. Sonuç itibariyle kötü niyetli olarak veya ağır kusuru ile haksız bir takibe, haksız maaş haczine sebebiyet vermeyen davalının manevi tazminattan sorumlu tutulması mümkün değildir.
48. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalının çeki elden alarak hamil olması mümkün ise de bu şekilde çeki alması ile ciro silsilesinde şeklen hak sahibi gözüken kendisinden önceki imzanın sahteliği riskini de üstlenmiş olduğu, bu durumun yapılan haczin hukuka aykırılığını ve davalının kusurlu olmasını ortadan kaldırmayacağından kişilik hakları zarar gören davacı yararına manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde olduğu ve bu sebeplerle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüş, yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
49. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
50. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesinin (III/1) bendine göre karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.04.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması hâlinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Maddi tazminat için geçerli olan bu sorumluluk, kusursuz sorumluluk (tehlike sorumluluğu) esasına dayalıdır.
Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz kararı alan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 58. maddesindeki koşulların oluşması gerekir.
Haksız fiiller TBK 49 ila 76. maddelerde düzenlenmiştir. Haksız fiilin temelinin düzenlendiği TBK 49. maddeye göre; kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Bu temel düzenleme ile bakıldığında, haksız fiil sorumluluğundan bahsedilebilmesi için bir fiilin bulunması, fiilin hukuka aykırı olması, kusurun bulunması, hukuka aykırı fiille zarar verilmesi ve hukuka aykırı fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Böylelikle haksız fiilin; fiil, hukuka aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağından ibaret olmak üzere beş unsuru bulunduğu söylenebilir. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemeyecektir.
TBK 58. maddeye göre; kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Haksız fiile dayalı olan bu sorumlulukta da haksız fiilin unsurları aranacaktır.
Bu maddede düzenlenen sorumluluk kusur esasına dayalıdır. BK 49. Maddede 1988 yılında yapılan değişiklikle kusurun ağırlığı unsur olmaktan çıkarılmış ve maddenin karşılığı olan TBK 58. maddede de unsur olarak yer verilmemiş olduğundan, manevi tazminata hükmedilmesi için ağır kusurlu olunması şart olmayıp ağır olmasa da kusurlu olunması yeterlidir.
Kişinin iyi niyetli veya kötü niyetli olması kusur sorumluluğu bakımından bir unsur olmamakla birlikte kişinin kusurlu sayılıp sayılamayacağı ve buradan hareketle TBK 58. madde kapsamında manevi tazminata hükmedilebilmesi yönünden yine de önem taşımaktadır. Hayatın olağan akışı içinde kendinden beklenmesi gereken özeni gösteren kişinin kötü niyetli ve buna bağlı olarak kusurlu olduğu sonucuna varılamaz ise de objektif özen yükümlülükleri çerçevesinde davranmayarak başkalarının kişilik haklarının zedelenmesine yol açacak bir sonucu gerçekleştiren kişinin de doğrudan kusursuz sayılması ve manevi tazminat sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir.
Kusurun varlığı ve kişinin iyi niyetli ya da kötü niyetli sayılıp sayılmayacağının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi, hukuka aykırılık unsuru bakımından ise somut olayla ilgili yasal düzenlemelerin de gözetilmesi gerekir. Uyuşmazlığa konu olay bakımından önemi nedeniyle çeklerde ciro, hak sahipliği ve ciro imzasının sahteliğiyle ilgili olan bazı yasal düzenlemelere de bakmak gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerine göre; cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse, bu son ciroyu imzalayan kişi çeki beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır (TTK 790/1). Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790'ıncı maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür (TTK 792/1).
Lehine ciro yapılan kişinin ciroda gösterilmesine gerek olmadığı gibi, ciro, cirantanın sadece imzasından ibaret olabilir. Bu şekildeki cirolara “beyaz ciro” denir. Beyaz cironun poliçenin arkasına veya alonj üzerine yazılması gerekir (TTK 683/2). Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, hayali kişilerin imzalarını veya imzalayan ya da adlarına imzalanmış olan kişileri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları içerirse, diğer imzaların geçerliliği bundan etkilenmez (TTK 677/1). Poliçelerle ilgili olan TTK 683 ve 677. madde hükümleri TTK 818. madde yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.03. 2014 tarihli kararıyla davacı hakkında ihtiyati haciz kararı verilmiştir. Bu ihtiyati haciz kararı fiilen fiilen uygulanmış ve davacının maaşı üzerine haciz uygulanmıştır. İmzaya itiraza ilişkin dosyada takibin durdurulması için tedbir kararı verilmiş ise de teminat yatırılmadığından ihtiyati tedbir uygulanamamıştır. İhtiyati haciz kararı ve takibe konu olan çek keşidecisi dava dışı şirket, lehtarı davacı görünmektedir. Davalı ciro silsilesine göre çeke lehtarın ciro imzasıyla hamil olmuş görünmektedir. Kendisine atfen atılan çekteki ciro imzasının çete lehtar görünen davacıya ait olmadığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Lehtar cirosu lehtarın TC kimlik numarasını ve telefon numarası yazılarak yapılmış ise de lehine ciro yapılan kimseyi gösteren bir kayıt içermediğinden beyaz ciro niteliğindedir. Beyaz ciro ile edinmiş görünen davalı ciro silsilesine göre şeklen hak sahibi görünmekte ise de lehtar görünen davacı imzasının sahteliği nedeniyle bu çeke dayalı olarak davacıdan talep edebileceği bir alacak bulunmamaktadır.
Talep edebileceği bir alacak bulunmadığı hâlde davacı hakkında ihtiyati haciz kararı alınıp uygulanması ve kişinin maaşına haciz konulması haksız bir eylemdir. Davalı ciro silsilesine göre çeki davacıdan almış göründüğünden şayet bu kişiden almış ise ciro imzasının yanında atılmasını sağlaması gerekir. Yanında ciro imzası atılmamış olduğu hâlde edindiği kişiye atfen atılan ciro imzası sahte çıkan bir çeki ciro yoluyla ele geçiren kimse ağır kusurlu olup bu çeke dayalı ihtiyati haciz nedeniyle doğan manevi zarardan da sorumludur.
Davalı bu çeke lehtarın sahte cirosundan sonra gelen başka ciro imzaları bulunduğu hâlde hamil olmuş ise ciro zincirinde kendisine bitişik olmayan ciro imzalarının sahteliğini araştırmakla yükümlü değildir. Bu hâlde kural olarak kusurlu sayılması mümkün olmadığı için manevi tazminat istenemez ise de çekin kötü niyetle edinilmiş olması hâlinde yine de sorumluluk doğabilecektir. Somut olayda arada davalının iyi niyetli üçüncü kişi sayılmasını gerektiren başka ciro imzaları olmadığı için davalı imzanın sahteliğini bilmediğini savunarak sorumluluktan kurtulamaz.
Çeki lehtarın veya sonrası cirantanın beyaz cirosuyla edinen kişi bu çeki ciro imzası atmaksızın başkasına teslim ederek de çekteki hakkını devredebilir. Bu durumun varlığının başka kesin delillerle anlaşılması ciro silsilesinin koptuğu anlamına gelmez. Çünkü çekteki imzalara göre şeklen hak sahibi olunduğunun anlaşılması hâlinde ciro silsilesinde kopukluk olduğundan söz edilemeyecektir.
Somut olayda davalı bu çeki lehtardan değil, lehtarın ciro imzası bulunmakta iken çeki elinde bulunduran kişiden aldığını savunmakta olduğundan bu durumun haksız ihtiyati haciz uygulanmasında davalının kusurlu sayılmaması sonucunu gerektirip gerektirmediği üzerinde de durulmalıdır.
Davalının çeki elinde bulunduran kişinin ciro imzası olmaksızın çeki teslim almak suretiyle çek hamili olması mümkün ise de bu şekilde çek hamili olmayı kabul eden kişi ciro silsilesinde kendisine bitişik halkada görünen ve şeklen kendisini hak sahibi gösteren imzanın sahteliğindeki riski de üstlenmiş sayılır.
Bu riski üstlenmek istemeyen kişinin teslim suretiyle değil, çeki aldığı kişinin ciro imzasıyla çekteki hakkı edinmesi gerekir. Bu üstlenmiş sayılmanın sonucu olarak davalı imzası sahte çıkan davacıya karşı iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu ileri süremeyeceği gibi bu durum haksız ihtiyati haciz uygulanması eyleminin hukuka aykırılığını ve davalının kusurlu sayılma durumunu ortadan kaldırmaz. Kaldı ki çekte ciro etmiş görünen kişinin ismi ve telefon numarası dahi yazmakta iken çekin ödenmemesi üzerine hiçbir araştırma yapmadan doğrudan davacı hakkında ihtiyati haciz istenmesi, kusurun varlığını daha da artırmaktadır.
Davacı hakkında maaşı üzerinde haksız olarak ihtiyati haciz uygulanması davacının kişilik haklarını zedeleyen haksız bir eylem niteliğinde olup manevi tazminat isteme koşulları oluşmuştur. Davacının ihtiyati tedbir kararına rağmen teminatı yatırmamış olması davalının sorumluluğunu kaldıran bir husus değildir. Bu durum borçlu için bir kusura değil olsa olsa teminatı yatırmak güçlüğüne ve buradan hareketle doğan manevi zararın varlığına işaret edebilir. Mahkemece 5.000TL manevi tazminata hükmedilmesi dosya kapsamındaki delillere uygun olup direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, davanın reddi gerektiğine değinen Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2016/21447 E., 2018/5561 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
fın geçici ödemeye yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağı istemine ilişkindir.Somut olayda; davacı tarafın talebi üzerine, 03.06.2015 tarihli ara kararı ile davalıların, davacı ...'ya TBK'nun 76. maddesinin 1.
3. Hukuk Dairesi 2016/21447 E. , 2018/5561 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda; davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hüküm, davacılar vekili tarafından duruşma istemli, davalılardan ... vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 22.05.2018 tarihinde davacılar vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; davalılardan ... Spor Kulübüne ait tesiste 17.08.2002 tarihinde düzenlenen organizasyon sırasında meydana gelen elektrik kaçağı nedeniyle murisleri olan ... 'ın öldüğünü, davalı ... 'ın ve işletme müdürü olan ...'un tesisteki hatlar üzerinde gerekli denetim ve kontrolü yapmadan elektrik vermesi, ... elektrik şirketi sahibi davalı ...'un tesiste gerekli dikkati göstermeden çalışma yapması, davalı ... Spor Kulubününde gerekli dikkat ve özeni göstermeden organizasyon düzenlemesi nedenleriyle meydana gelen olaydan birlikte sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere, davacılardan ... için 10.000 TL maddi ve 25.000 TL manevi, ... için 10.000 TL maddi ve 30.000 TL manevi, ... için 5.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmişler; 10.01.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat istemlerini davacı ... için 261.782,62 TL'ye, ... için 7.997,18 TL'ye, ... için 22.184,37 TL'ye artırmış, 25.06.2013 tarihli celsede davacılar vekili davalı ... hakkındaki davadan feragat ettiklerini bildirmiştir.Davalı ..., davaya cevap vermemiş; diğer davalılar ise, davanın reddini istemişlerdir.Mahkemece; davalı ... hakkındaki davanın feragat nedeniyle, davalı ... hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar ... , ..., ... Spor Kulübü hakkındaki davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ile davalı... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere ve özellikle desteğin mesleği gereği bağlı bulunduğu oda tarafından bildirilen gelir durumu esas alınarak destekten yoksun kalma tazminatlarının belirlenmiş olmasına göre; davalı ... 'ın tüm, davacı tarafın ise sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı tarafın geçici ödemeye yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacağı istemine ilişkindir.Somut olayda; davacı tarafın talebi üzerine, 03.06.2015 tarihli ara kararı ile davalıların, davacı ...'ya TBK'nun 76. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 35.000 TL geçici ödeme yapmasına karar verilmiş; anılan ara kararının icra marifetiyle 10.07.2015 tarihinde infaz edilmesi üzerine, mahkemece; aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca yapılan geçici ödemenin, hükmedilen tazminattan mahsup edilmesi yönünde hüküm tesis edilmiş; ancak tazminattan mahsup edilen 35.000 TL geçici ödemenin, olay tarihinden ödeme tarihine kadar işlemiş faizinin davalılardan tahsili yönünde bir karar verilmemiştir.Mahkemece; yukarda belirtilen maddi ve hukuksal olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK'nun 438/7 maddesi hükmü gereğidir.SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı ... 'ın tüm, davacı tarafın ise sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının (2/a) bendinin çıkartılarak yerine "2/a) Davacı ...'ın ıslah edilmiş davasının kısmen kabulüyle TBK'nun 76 maddesi gereğince 03.06.2015 tarihli ara kararı ile hükmolunan 35.000 TL geçici ödemenin ... 32. İcra Dairesinin 2015/14966 Esas sayılı dosyası kapsamında 10.07.2015 tarihinde tahsil edilmesi nedeniyle toplam maddi tazminat miktarı olan 125.603,88 TL'den mahsubuna, 35.000 TL geçici ödemenin haksız fiil tarihi olan 17.08.2002 tarihinden ödendiği 10.07.2015 tarihine kadar işleyecek yasal faizinin ve mahsup sonrası bakiye kalan 90.603,88 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 17.08.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... ve ... dışındaki davalılardan (... , ..., ... Spor Klübü) müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," bendinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 1.630 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.05.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/1557 E., 2025/1152 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
L geçici ödemenin davacıya yapılmasına karar verilmesini, yukarıda arz ve izah edilen diğer nedenlerle ve mahkemenizce de takdir edilecek nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep haklarımızı saklı tutarak, öncelikle ve ivedilikle TBK m.76'ya göre ileride hükmedilecek maddi tazminattan mahsup edilmek üzere davalı taraf hakkında en az 20.000,00 (yirmibinTürklirası) geçici ödemeye hükmedilm
10. Hukuk Dairesi 2024/1557 E. , 2025/1152 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3267 E., 2023/3703 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/143 E., 2023/327 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işveren bünyesinde 06 Temmuz 2013 tarihinden 10 Mayıs 2019 tarihine kadar kaynakçı olarak çalıştığını, davacının daha öncesinde herhangi bir rahatsızlığı olmamasına rağmen 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda kaynakçı akciğer hastalığı (pnömokonyoz) teşhisinin konduğunu, çalışırken iş koşullarından kaynaklanan meslek hastalığına yakalandığını, davacı işçinin uğradığı maluliyet oranında iş göremez duruma geldiğini, iş göremezlik tazminatı yanında ayrıca yardımcı kişi tazminatına da hak kazandığını, davacı işçinin ekonomik olarak mağdur duruma düştüğü aşikar olup BK m.76/3'te öngörülen şartları sağlar nitelikte olduğundan ilgili madde doğrultusunda ileride tazminattan mahsup edilmek üzere davalı tarafından 10.000,00 TL geçici ödemenin davacıya yapılmasına karar verilmesini, yukarıda arz ve izah edilen diğer nedenlerle ve mahkemenizce de takdir edilecek nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep haklarımızı saklı tutarak, öncelikle ve ivedilikle TBK m.76'ya göre ileride hükmedilecek maddi tazminattan mahsup edilmek üzere davalı taraf hakkında en az 20.000,00 (yirmibinTürklirası) geçici ödemeye hükmedilmesine, iş kazası/meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat alacağına (geçici iş göremezlik açısından) mahsuben ve belirsiz alaca olmak kaydıyla 5,00 TL (beş Türklirası), iş kazasından / meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat alacağına (süreli iş göremezlik açısından) mahsuben ve belirsiz alacak olmak kaydıyla 5,00 TL (beşTürklirası), davacının geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle uğramış olduu zarar dolayısıyla hak kazanmış olduğu yardımcı kişi tazminatı alacağının belirsiz alacak davası olarak; 5,00 (beşTürklirası), iş kazasının vuku bulduğu 19 Aralık 2019 tarihinden, meslek hastalığının teşhis edildiği 30 Nisan 2019 tarihinden ve uyarıca varikosel hastalığı neticesinde müvekkili işçinin üreme yetkisini kaybettiği tarih olan 01 Eylül 2015 itibaren ve belirtilen diğer zararların, özetle her bir bedensel zararının oluştuğu tarihten itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte tazmin ve tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin iş sağlığı ve güvenliği noktasında son derece titiz hareket ettiğini, davalı şirketin bünyesinde çalıştırdığı her türlü işçinin mağdur olmaması için iş yerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uzmanı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uzman Yardımcısı, iş yeri Hekimi, iş yeri Hekim Yardımcısı ve ambulans dahil her türlü tıbbi ve teknik altyağıya sahip olduğundan, davalı şirketin yetkililerinin her gün iş başı yapmadan evvel tüm çalışanlarına İş Sağlığı ve Güvenliği konularında detaylı bilgilendirme toplantıları yaptığının düzenli olarak da gerekli eğitimleri gördürdüğünü, davalı şirketin iş yeri müfettişleri tarafından da düzenli olarak denetlendiğini, davacı tarafın davalı ... zan altında bırakarak, hiçbir önlem alınmadığını bu nedenle meslek hastalığına yakalandığını iddia etse de bu durum gerekli tüm tedbirleri almış olan şirketten veya şirket iş yerinden kaynaklanmadığının ortada olduğu, davacının herhangi bir iş kazası geçirmediği, sol eline ilişkin herhangi bir raporun da olmadığı, meslek hastalığı hususunda ise iş göremezlik oranının %0 olduğu dikkate alındığında davacının talep edebileceği herhangi bir maddi yahut başkaca hiçbir tazminat hakkı olmadığının dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "... dava meslek hastalığından kaynaklı maddi tazminat talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının meslek hastalığı bulunup bulunmadığı ve bu durum sebebiyle davalının kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda olduğu anlaşılmıştır. Somut dava dosyamız işverenin haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası olduğundan haksız fiil sorumluluğu için hukuka aykırı eylem, kusurun varlığı, meydana gelmiş zarar, olay ile zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı, verilen zararın tazmin borcunu doğurabilmesi içinse zarar, eylemin bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Sorumluluk, zararla olay arasında uygun nedensellik bağının bulunmasına ve bu bağın kesilmemiş olmasına bağlıdır. Zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru veya mücbir sebep nedensellik bağını kestiğinden sorumluluğu ortadan kaldırmakta, ancak, davalının munzam (ek) kusuru varsa bu bağın kesilmesi söz konusu olmamaktadır.Somut olayda, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği meslek hastalığı ile ilgili Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış, rapor içeriğinde özetle; davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. Parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak maluliyetine neden olacak düzeyde ağraz bırakmadığı, bu nedenle maluliyetinin %0 olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle, haksız fiil sorumluluğu yönünden zarar unsurunun gerçekleşmemiş olduğu... " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının meslek hastalıkları konusunda tespit edilen maluliyet oranının yerinde olmadığını, meslekte sürekli kazanma gücü kaybının gerçekleştiğini, 19 aralık 2019 tarihinde Kahramankazan Devlet Hastanesinde elinden ameliyat olduğunu, ameliyat sonucunda dahi davacının elinin tam olarak düzelmediğini, Mahkeme nezdinde kabul edilemez rapor dikkate alınarak Kurumca belirlenmiş pnömokonyoz hastalığının meslekte kazanma gücü kaybı oranının mevcut olmadığına, irritan kontakt dermait, tinea pedis, tetik parmak tanıları hastalıklarının mesleki olmadığına, maluliyet oranının olmadığına, varikosel hastalığı konusunda meslek hastalığı olup olmadığının değerlendirilmemiş olması ve davacının geçirmiş olduğu iş kazasına ilişkin değerlendirme yapılmamış olması nedeniyle davacı işçinin ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıya kalabileceğini, yerel mahkemece hatalı hüküm tesis edildiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Merkezi 07.02.2020 tarihli kararında sigortalı davacı işçinin sürekli işgöremezlik derecesinin %0 olduğunu tespit etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 12.06.2020 tarihli kararında da sigortalının sürekli işgöremezlik derecesinin E cetveline göre %0 olduğunu belirlemiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 28.11.2022/ 24593 sayılı raporunda ''davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak hastalıklarının 11.10.2008 tarih 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde olmadığından sürekli maluliyetinin %0 olduğunu tespit etmiştir. Buna göre Mahkemece yasada öngörülen prosedür izlenerek davacının meslek hastalığı nedeni ile maluliyet oranının %0 olduğunun tespit edildiği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılıp bulunmadığı..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55., 74. ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri
3. Değerlendirme
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davalı işveren bünyesinde 06 Temmuz 2013 tarihinden 10 Mayıs 2019 tarihine kadar kaynakçı olarak çalıştığı, davacının daha öncesinde herhangi bir rahatsızlığı olmamasına rağmen 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda kaynakçı akciğer hastalığı (pnömokonyoz) teşhisinin konduğunu, çalışırken iş koşullarından kaynaklanan meslek hastalığına yakalandığını, ayrıca yine iş yerindeki çalışma koşulları nedeniyle varikosel ameliyatı geçirdiği ameliyat nedeniyle çocuk sahibi olma olasılığının azaldığı adı geçen hastalığın da değerlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiği, Kurum Sağlık Kurulunun 14.10.2019 tarihli kararında ;"1. Sigortalıda; ilgili rapor ve diğer belgelere göre pnömokonyoz p/p 1/1 olduğu, MKGKO (Sürekli iş göremezlik derecesi) E cetveline göre %0 (sıfır) olduğu, 2. ağır metal (manganez, nikel) etkilenmesi sonucu organ ve sistemleri etkileyen bir bulgu olmadığı, 3. irritan kontakt dermatit, tinea pedis, tetik parmak tanılarının mesleki olmadığı, yardıma muhtaç olmadığı, kontrol muayenesi gerekmediği,.." tespitinin yapıldığı, davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca değerlendirme yapılarak 19.10.2020 tarihli kararında ;"... adı geçende mevcut; pnömokonyoz p/p 1/1 hastalığının mesleki olduğuna, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, düzeltme kaydıyla ağır metal etkilenmesi hastalığının mesleki olduğuna, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, birleştirme kaydıyla meslekte kazanma gücü kaybı oranının (MKGKO) %0 (sıfır) olduğuna; başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine, irritan kontakt dermatit, tinea pedis, tetik parmak tanıları hastalıklarının mesleki olmadığına, oy birliği ile karar verildiği..." tespitinin yapıldığı yine davacı itirazı üzerine bu kez Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor aldırıldığı, Kurulun 28.11.2022 tarihli kararında ise ''davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak hastalıklarının 11.10.2008 tarih 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde olmadığından sürekli maluliyetinin %0 olduğunu tespitinin yapıldığı, Mahkemece davacının iddia edilen meslek hastalığı nedeniyle aldırılan sürekli iş göremezlik oranının tespitine dair raporların birbirini teyit ettiği ve davacının maluliyeti bulunmadığı gerekçesiyle kusur oran ve aidiyetinin tespitine ilişkin rapor aldırılmaksızın davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.
5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davacı tarafça iddia edilen varikosel rahatsızlığının Kurum Sağlık Kurulu raporlarında ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda değerlendirilmediği ayrıca Kurum Sağlık Kurulu kararı ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararında tetik parmak tanıları hastalığının mesleki olmadığına ilişkin değerlendirme yapıldığı, ATK 3. İhtisas Kurulu kararında ise anılan hastalığın mesleki olduğu tespitine yer verildiği bu yönüyle anılan kararlar arasında çelişki meydana geldiği ve Mahkemece bu hususların gözetilmediği anlaşılmış, eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Öte yandan kabule göre Mahkemece davacının iddia edilen meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %0 olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu meslek hastalığı nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek hatalı neticeye varıldığı anlaşılmaktadır.
Sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde %100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır. Zararın tespiti yönünde ise dairemiz içtihatlarına uygun olarak kusur oran ve aidiyetinin tespitine dair rapor aldırmak gerekecektir.
Taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunacağı anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nın teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait iş yerindeki çalışmasının 06.07.2013 tarihinde başladığı ve bu iş yerindeki çalışmasından önce davacının davalı iş yeri haricinde de başka iş yerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranına ilişkin temyiz eden davacı vekilinin itirazı gereği iddia edilen tüm hastalıkların değerlendirilmesi suretiyle yukarıda açıklanan prosedür işletilerek davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek, (sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlenmesi halinde davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre hareket etmek) sürekli iş göremezlik oranının tespitinden sonra devamla davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 06.07.2013 tarihinden önce davalı şirkete ait iş yeri haricinde çalışmalarının geçtiği iş yerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu iş yerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlemek, bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği iş yerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu iş yerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden Kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin iş yerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde iş yerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından iş yerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve iş yeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki iş yeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir iş yeri yönünden, iş yerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, iş yeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada davacı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekili temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2024/2270 E., 2024/4970 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
ya devam ettiğini, davalı Banka tarafından da nemalandırıldığını, irat alacaklısı ...'ye ödenen iradın onun ölümünden sonra vasiyetnamede ayrıca şart olarak borçlunun yaşamına da bağlandığından mirasçılara geçmesi gerektiğini ileri sürerek 6098 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi uyarınca davalılar tarafından müvekkiline geçici ödeme yapılması, müvekkilinin, ...'nin sahip olduğu irat hakkına sahip oldu
11. Hukuk Dairesi 2024/2270 E. , 2024/4970 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/3 Esas, 2022/454 Karar
BİRLEŞEN İSTANBUL 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2018/402 E. SAYILI DOSYASI
BİRLEŞEN İSTANBUL 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN 2017/339 E. SAYILI DOSYASI
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davaların reddi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekilleri ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davacı ... vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili asıl davada; müvekkillerinin muris ...’nin mirasçıları olduğunu, Mustafa Kemal Atatürk'ün 05.09.1938 tarihli vasiyetnamesi ile maliki olduğu tüm nakitlerini, hisse senetlerini, menkul ve gayrimenkullerini gelecekte oluşacak nemalarla değerlendirilerek ve vasiyetnamede yazılı şartlarla davalı ... Partisine bıraktığını, maliki olduğu ve davalı ...Ş. hesaplarında bulundurduğu tüm nakit ve hisse senetlerinin de yine aynı davalı nezdinde kalmasını ve aynı davalı tarafından nemalandırılmasını, elde edilecek nemalardan o zamanın şartlarında ayda 200 Lira olmak üzere müvekkillerinin annesi ...'ye pay verilmesini vasiyet ettiğini, ...'nin 01.08.2012 tarihinde vefat ettiğini, dava konusu alacak kalemlerinden birinin müvekkillerinin murisine sağlığında ödenmesi gerekirken eksik ödenegelen nema payı alacağı olduğunu, davalılara ihtarname gönderilmesine rağmen sonuç alınamadığını, murise ödenen nema payının 01.08.2006 tarihinde aylık 5.500,00 TL'ye çıkarıldığını, daha sonra kademeli artırılarak önce aylık 10.000,00 TL, 2012 yılında ise aylık 15.000,00 TL nema ödemesi yapıldığını, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetnamesi gereği nemalandırmanın davalı bankanın yıllar itibarıyla büyüme oranına göre artırılması gerektiğini, davalıların nemalandırmayı gereği gibi yapmamaları nedeniyle de müvekkillerinin zarara uğradığını, vasiyetname yorumlanırken Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçek iradesinin "favor testamenti" ilkesi kapsamında nazara alınması gerektiğini ileri sürerek müvekkillerinin murisi ...'nin anılan vasiyetname gereği ödenmesi gereken nema payı alacaklarına ilişkin olarak fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 40.000,00 TL'nin terekeye mirasçı sıfatı ile davalılardan müştereken ve müteselsilen ve doğduğu tarihten itibaren faizi ile tahsiline, müvekkillerine miras payı oranında ödenmesine, davalıların nemalandırma hak ve görevini gereği gibi ifa etmemesi nedeniyle müvekkillerinin murisinin uğradığı maddi zararlara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL'nin terekeye mirasçı sıfatı ile davalılardan müştereken ve müteselsilen ve doğduğu tarihten itibaren faiziyle tahsiline, müvekkillerine miras payları oranında ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, davacı ... vekili yargılama sırasında sunduğu dilekçeler ile ...'nin nema payını eksiksiz almış olsaydı bunları değişik alanlarda değerlendireceğini ileri sürerek munzam zarar taleplerini açıklamış, davacı ... vekili 27.01.2022 tarihli dilekçe ile 2019/3 E. sayılı dosya ile birleştirilen 2018/402 E. sayılı dosya yönünden taleplerini 7.500,00 TL'den 21.497.302,20 TL'ye artırdığını, 2019/3 E. sayılı dosya (nema payı alacağı ve munzam zarar) yönünden taleplerini 25.000,00 TL'den 3.762.799.375,00 TL'ye artırdığını bildirmiştir.
2.Birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekili; asıl davada açıklanan hususlar tekrar edilerek muris ...'ye kaydı hayat ile irat sözleşmesi hükümleri uyarınca vasiyet edilen alacağın müvekkiline ödenmeye devam edilmesi gerektiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 607 nci maddesinde ömür boyu gelir sözleşmesinin düzenlendiğini, maddenin üçüncü fıkrasında sözleşme konusu alacağın gelir alacaklısının mirasçılarına geçeceğinin belirtildiğini, anılan Kanun'un 608 inci maddesinde de sözleşmenin geçerliliğinin yazılı şekil şartına bağlandığını, dava konusu vasiyetnamenin noter huzurunda resmi şekilde yapıldığını ve ömür boyu gelir sözleşmesi niteliğinde olduğunu, ömür boyu gelir sözleşmesinde iradı doğuranın, kök hak olduğunu, bu kök hakkın ise geniş anlamda alacağın tamamı ve kaynağı olduğunu, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyet alacaklısı olarak ...'ye bıraktığı dönemsel (aylık) edimin tamamı ve kaynağının kök hakkı oluşturacağını, vasiyetnamedeki "...Her seneki nemadan bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça..." ifadesi ile Mustafa Kemal Atatürk'ün bankadaki payı, anaparası var oldukça, gelir elde edildiği sürece bu hakkın devam edeceğinin anlaşıldığını, davalı banka tarafından ...'ye vefatından önce son olarak 15.000,00 TL ödendiğini, Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyet ettiği nakit ve hisse senedinin kuru mülkiyetinin Cumhuriyet Halk Partisinin uhdesinde bulunmaya devam ettiğini, davalı Banka tarafından da nemalandırıldığını, irat alacaklısı ...'ye ödenen iradın onun ölümünden sonra vasiyetnamede ayrıca şart olarak borçlunun yaşamına da bağlandığından mirasçılara geçmesi gerektiğini ileri sürerek 6098 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi uyarınca davalılar tarafından müvekkiline geçici ödeme yapılması, müvekkilinin, ...'nin sahip olduğu irat hakkına sahip olduğunun tespiti ile kendisine ...'nin vefatı sonrası doğan alacakların fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine ve bundan sonra ödenmeye devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili; asıl ve birleşen diğer davadaki iddialara benzer iddialar ile müvekkilinin, ...'nin sahip olduğu irat vasiyetinin devamı niteliğindeki hakka sahip olduğunun tespiti ile ...'nin vefatından sonra ödenmesi gereken; ancak hiç ödenmeyen tutarın faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline, bundan sonra tespit edilecek aylık veya yıllık artırım oranı üzerinden her ay davalılarca ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili asıl ve birleşen davalarda; davacıların aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığını, zamanaşımının gerçekleştiğini, dava konusu vasiyetname içeriği nazara alındığında davacıların taleplerinin haksız olduğunu, vasiyetnamede muris ...'ye ölümüne kadar aylık ödemeler öngörülmemesine rağmen lehdarın talebi yönünde güncelleştirilmek suretiyle ödendiğini, müvekkili ile vasiyet lehdarı ... arasında lehtar ölünceye kadar bir sorun yaşanmadığını, ölümünden önce herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, irat vasiyetin alacaklının ölümü ile son bulduğunu, dava konusu vasiyetnamenin ömür boyu aylık gelir sözleşmesi olmadığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
2. Davalı ...Ş. vekili asıl ve birleşen davalarda; davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, taleplerin zamanaşımına uğradığını, müvekkili bankanın davacının murisi ...'ye vasiyetname gereği yapılacak ödemelerden sorumlu olmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davalı Partinin mansup mirasçı ve vasiyetname alacaklılarına yapılacak ödemeler bakımından görevli olduğunu, müvekkili bankanın ise sadece terekeye dahil olan nakit para ve hisse senetlerine isabet eden temettü gelirlerini nemalandırmakla görevli sınırlı vasiyeti tenfiz memuru olduğunu, vasiyetname alacaklılarına ödeme yapma konusunda bir görevi bulunmadığını, vasiyet alacağı sabit bir meblağı içerdiğinden ve bu nedenle yapılacak ödemenin nemalandırma ile ilgisi bulunmadığından eksik nemalandırma yapıldığı yönündeki iddianın da yerinde olmadığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 600 üncü maddesi gereğince vasiyet alacaklısının, vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa ona; yoksa yasal ve atanmış mirasçılara karşı kişisel bir istem hakkına sahip olduğu, davalılar, vasiyeti yerine getirme görevlisi olduklarından husumetin kendilerine yöneltilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından davalıların pasif husumet itirazlarına itibar edilmediği, 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı ve devamı maddeleri gereğince kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, zamanaşımının, alacağın muaccel olmasıyla işleyeceği, ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde, alacağın tamamı için zamanaşımının, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlayacağı, aynı Kanun'un zamanaşımının kesilmesini düzenleyen 154 üncü maddesi gereğince borçlu tarafından kısmen ifada bulunulmuşsa zamanaşımının kesileceğinin belirtildiği, kesilen zamanaşımında işleyecek yeni sürenin her zaman 10 yıl olduğunun devam eden maddelerde düzenlendiği, davalılar tarafından vasiyet alacaklısı ...'ye vasiyet tarihi olan 01.12.1938 tarihinden, 01.08.2012 tarihine kadar ödemeler yapıldığı, bu hususta davalılar arasında yazışmalar olduğunun tespit edildiği, vasiyet düzenleyen Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatı ile vasiyetnameye dayalı belirli mal vasiyetine ilişkin alacaklar muaccel hale gelmiş olmakla birlikte; vasiyet alacaklısı ...'nin sağlığında kendisine yapılan ödemeler nedeniyle 6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi gereğince zamanaşımının kesildiğinin tespit edildiği, bununla birlikte her ne kadar vasiyete dayalı alacak hakkı vasiyet edenin vefatı ile birlikte doğmuş ise de davacılar, vasiyet alacaklısının mirasçıları olup murisin alacağı olan hakkın mirasçılık sıfatları kapsamında kendilerine ödenmesini talep ettiklerinden ve davacıların murisleri de 01.08.2012 tarihinde vefat ettiğinden davacıların; ancak bu tarih itibarıyla hak talep edebilme sıfatına sahip oldukları, gerek davalılar tarafından yapılan ödemeler gerekse davacıların hak sahibi olarak talepte bulunabilme tarihleri nazara alındığında dava tarihi itibarıyla genel zamanaşımı sürelerinin dolmadığı tespit edildiğinden zamanaşımı savunmalarının yerinde olmadığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün, Latin alfabesini dilimize kazandırdığı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunu kurduğu, Türkçeye olan ilgisi ve Türk diline olan hakimiyeti dolayısıyla dil bilgisi kurallarını ve Türk dilini çok iyi bilmekte ve ne anlatmak istiyorsa şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ifade edebilecek güçte bir yazı üslubuna sahip bulunduğu, düzenlemiş olduğu vasiyetnameye bakıldığında aynen (.......'ye ayda 1000, ....'e 800, .....'e 600, .....'ye 200 lira ve ... ile ...'ye şimdiki 100 er lira verilecektir.) şeklinde yazıldığı, vasiyetnameye göre yıllık gelirden lehine belirli mal vasiyeti bırakılan kimselere (davacıların murisi dahil olmak üzere) aylıkların ödenmesi, geriye kalanın ise Kurumlara verileceğinin kararlaştırıldığı, belirli mal vasiyet edilenlerden ölenlerin ve öleceklerin sadece sağlıklarında kendilerine aylık ödenmesi kararlaştırıldığı, ölümlerinden sonra ise vasiyetnamenin başında Cumhuriyet Halk Partisinin atanmış mirasçı olarak belirlenmiş olmasından dolayı davalı Partiye geçmesi gerektiğinin belirtildiği, Mustafa Kemal Atatürk tarafından bunun aksi öngörülseydi, diğer bir ifade ile atanmış mirasçıların mirasçılarına da vasiyetin sirayet etmesi istenseydi bu durumun Mustafa kemal Atatürk tarafından açıkça belirtileceği, bu sebeplerle düzenlenen belirli mal vasiyetinin, irat vasiyeti olarak düzenlendiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla belirli mal vasiyetinde kök içinde halefiyet ilkesinin uygulanmasının mümkün olmayacağı kanaatine varıldığından davacıların annelerine yapılan belirli mal vasiyetinden hak talep etmeleri mümkün olmadığından ana dava ve birleşen davaların ayrı ayrı aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili, asıl ve birleşen 2018/402 E. sayılı davada davacı ... vekilleri, asıl ve birleşen davalarda davalı ...Ş. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Yargıtay Kararı
Dairenin 09.11.2023 tarihli ve 2023/1605 E. 2023/6583 K. sayılı kararıyla, mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili; adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, onama kararının gerekçesiz olduğunu, asıl ve birleşen dava yönünden aktif husumet yokluğundan davanın reddinin hatalı olduğunu, dava konusu vasiyetin irat vasiyeti olduğunu, gelir borçlusunun Cumhuriyet Halk Partisi, gelir alacaklısının ... olduğunu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin atanmış mirasçı olmadığını, ödemelerin nemaların ömrüne yani vasiyetname kapsamında yorumlandığında Türkiye İş Bankası A.Ş.'nin ömrüne bağlandığını, vasiyetnamede aksinin kararlaştırılmadığını, nema payı ödemelerinin mirasçılara geçemeyeceğinin belirtilmediğini, vasiyetname yorumlanırken “favor testemanti ilkesi”, tarihi kayıtlar ve Mustafa Kemal Atatürk ile ... arasındaki bağın göz önünde bulundurulması gerektiğini, ödemelerin dayanağı ve artırım yönteminin vasiyetnamede belirtildiğini ileri sürerek temyiz dilekçesindeki itirazlarını tekrar etmiş ve resen nazara alınacak diğer sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların aktif husumet ehliyetinin, davalı Bankanın pasif husumet ehliyeti bulunup bulunmadığı, zamanaşımı söz konusu olup olmadığı, vasiyetnamenin niteliği ve diğer hususlara ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü ve 115 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ... vekili karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Alınmadığı anlaşılan 1.783,00 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Kanun ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 5.010,00 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen asıl ve birleşen 2017/339 E. sayılı davada davacı ...'dan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Haksız fiil sonucu yaralanan ve dava süreci devam ederken maddi zorluğa düşen mağdurun, mahkemeden "Geçici Ödeme" talep edebilmesi mümkündür. Bu kurumla ilgili usul ve esaslar hakkında aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
A) Geçici ödeme kararı verilebilmesi için davalının sorumluluğunun açıkça anlaşılması veya inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir.
B) Mağdurun ekonomik durumunun zorunlu kılması şarttır.
C) Hâkim, şartlar oluşsa bile talep olmadan resen (kendiliğinden) geçici ödemeye hükmedemez.
D) Dava sonunda mağdur haksız çıkarsa, aldığı geçici ödemeyi yasal faiziyle geri öder.
E) Geçici ödeme sadece haksız fiillerde uygulanır, sözleşmeye aykırılık hallerinde talep edilemez.
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.