6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 77

Türk Borçlar Kanunu 77. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 77- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur. II. Borçlanılmamış edimin ifası

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2020/5793 E., 2021/7350 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
2- Birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme istemlerinin incelenmesine gelince, birleşen dava TBK’nın 77/2. maddesi kapsamında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak açılmış bir alacak davası niteliğinde olup işbu davada, mahkeme kararı ile geçersiz olduğuna hükmedilen 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından d
11. Hukuk Dairesi         2020/5793 E.  ,  2021/7350 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA) BİRLEŞEN DAVA : AYDIN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN 2015/146 ESAS TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.05.2018 gün ve 2017/71 - 2018/373 sayılı kararı onayan - bozan Daire'nin 04.02.2020 gün ve 2018/3654 - 2020/915 sayılı kararı aleyhinde asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında hukuken "taahhüt işlemi" niteliğinde ve bağlayıcı 14.06.2002 tarihinde imzalanan protokole göre, davalının Ege Enerji A.Ş.'de sahip olduğu hisselerini müvekkiline 500.000.-Euro karşılığında devretmeyi taahhüt ettiğini, ardından 14.06.2002 tarihli protokolün tasarruf işlemi olan 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin imzalandığını, bu sözleşmeye göre de, davalının sahip olduğu hisselerini davacıya devrettiğini, ödenmesi kararlaştırılan 500.000 Euro'nun bir ödeme planına bağlandığını, ilk iki taksitin ödendiğini, üçüncü taksitin davalı tarafından iade edildiğini, ödemenin tamamının tek seferde yapılmasının ihtar edildiğini, ayrıca 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğunun tespiti için Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. sayılı davasının açıldığını, mahkemece 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine ve müvekkili adına olan hisselerin davacı adına tesciline dair verilen kararın kesinleştiğini, icra tehdidi altında müvekkilinin daha önceden davalıdan devraldığı hisseleri tekrar iade ettiğini, 14.06.2002 tarihli protokolün taahhüt işlemi, 07.10.2002 tarihli protokolün ise tasarruf işlemi niteliği taşıdığını, tasarruf işlemi mahiyetindeki 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersizliğine karar verilse bile 14.06.2002 tarihli taahhüt işlemi niteliğindeki protokolün ayakta olduğunu ileri sürerek 14.06.2002 tarihli protokol gereği kararlaştırılan, davalı adına kayıtlı 2.000 hissenin müvekkiline iadesini, müvekkili adına şirket pay defterine tescilini, 400.000.- Euro'nun müvekkilince depo edilmesini teminen depo kararı verilmesini, bu paranın kesinleşmeye müteakip davalıya ödenmesini talep etmiş, birleşen davada, taraflar arasında düzenlenen 14.06.2002 tarihli protokol ve 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalıya 100.000.- Euro hisse devir bedeli ödediğini, mahkeme kararı ile 07.10.2002 tarihli hisse devrinin iptal edildiğini, müvekkilinin bu kez 14.06.2002 tarihli taahhüt protokolüne dayanarak hisselerin davacı adına tesciline ilişkin açtığı davanın sonuçlanması gerektiğini, 100.000.-Euro'nun halen davalı uhdesinde durduğunu, bu haliyle davalının sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin ödemelerinin hukuken geçerli bir nedenden yoksun hale geldiğini, ayrıca hisse devir protokolü tarihinde devir bedeli toplam 500.000.-Euro olarak belirlenmişse de davalının mahkeme kararına istinaden hisseleri geri aldığı tarihte hisselerin çok daha değerli olduklarını, davalının bu değer artışı tutarını da iade borcu altında bulunduğunu, denkleştirici ödeme yapılması gerektiğini, müvekkilinin 07.12.2012 tarihine kadar hisseleri kendine ait sandığını, malik sıfatı ile hareket ettiğini, iyiniyetli zilyedin masrafları isteyebileceğini, müvekkilinin kendi çaba, yetenek, yatırımları ile elde ettiği değerlerin iadesinin gerektiğini, bu kapsamda da bir denkleştirilme yapılmasının hakkaniyetin gereği olduğunu ileri sürerek hisse devir bedeli olarak ödenen 100.000.-Euro'nun ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, hisse devir bedelinin belirlendiği protokol tarihindeki hisse değeri ile davalıya iade edildiği tarihteki değeri arasındaki farkın talebi kapsamında şimdilik 10.000.-TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili, davanın zamanaşımından, kesin hükümden ve esastan reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın kabulüne, davalı adına kayıtlı bulunan Ege Enerji ve Entegre Tarım Ürünleri Gıda San. A.Ş.'ye ait 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ile şirket pay defterine işlenmesine, karar kesinleştiğinde depo ettirilen 400.000.- Euro'nun işleyecek mevduat faiziyle birlikte ve talep halinde ödenmesi için ilgili bankaya müzekkere yazılmasına, birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine asıl davaya ilişkin karar Dairemizce onanmış, birleşen davada verilen karar bozulmuştur. Asıl ve birleşen davada davalı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre asıl davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik karar düzeltme istemlerinin incelenmesine gelince, birleşen dava TBK’nın 77/2. maddesi kapsamında sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı olarak açılmış bir alacak davası niteliğinde olup işbu davada, mahkeme kararı ile geçersiz olduğuna hükmedilen 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesine dayalı olarak davacı tarafından davalıya yapılan toplam 100.000 Euro tutarındaki ödemenin güncellenmiş değerinin davalıdan alınması talep edilmiştir. Taraflar arasındaki 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine hükmedilen Aydın 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/28 E. 2010/100 K. sayılı kararı, Dairemizin 29.05.2012 tarih 2010/7847 E. 2012/9160 K. sayılı ilamı ile onanmış, karar düzeltme istemleri de Dairemizin 07.12.2012 tarih 2012/12373 E. 2012/20181 K. sayılı ilamı ile reddedilerek kesinleşmiştir. Anılan sözleşmeye dayalı hisseler ise İzmir 12. İcra Müdürlüğü’nün 2012/8785 E. sayılı dosyası üzerinden yapılan ilamlı icra takibi sonucunda 18/09/2012 tarihinde birleşen davada davalı ... adına tescil edilmiş, 04.10.2012 tarihinde de davalı adına çıplak pay olarak şirketin mahsus defterine kaydedilmiştir. Bu durumda, anonim şirket paylarının, mahkeme kararıyla uhdesinde bulunduran ...’tan alınarak H.Peter Laub’a verildiği gözetildiğinde, tarafların o tarihteki hukuksal durumları itibariyle, devir için yapılan ödemenin, TBK’nın 77/2. maddesi çerçevesinde, birleşen davada davalı bakımından sebepsiz zenginleşme teşkil ettiğinin ve TBK’nın 82. maddesinde öngörülen iki yıllık dava zamanaşımı başlangıç süresinin en geç 4.10.2012 tarihinde başladığının kabulü gerekir. Her ne kadar, yerel mahkemece zamanaşımı başlangıç tarihinin, geçersizliğe ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi yerinde değilse de bu husus sonuca etkili olmayıp birleşen davanın açıldığı tarih itibariyle yasada öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu açıktır. Ancak, her davada olduğu gibi, birleşen dava bakımından da, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekmektedir. Bu husus, HMK’nın 114/h bendi uyarınca dava şartı olup yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen ve ilk itirazlar ile def’ilerden önce gözetilmelidir. Öte yandan, hukuki yararın dava tarihinde bulunması yeterli olmayıp davanın sonuna ve hatta kararın kesinleşmesine kadar varlığını koruması gerekir. Bu açıdan somut davaya yaklaşıldığında, birleşen davanın, asıl davanın reddi ihtimaline dayalı olarak açıldığının belirtilmesi ve asıl davanın sonucunun beklenmesine işaret edilmiş olması, mahkemece asıl davada varılan sonuca ilişkin olarak, birleşen davada iadesi istenen tutarın hıfzedilerek kalan bakiye tutarın depo edilmesi yolunda ara karar verilmesi, davacı yanca bu lazimeye uyulmuş olması, asıl davada verilen ve bu hususu da içeren kararın isabetli görülerek onanması ve yukarıda (1) nolu bentte belirtildiği üzere karar düzeltme isteminin de reddine karar verilmesiyle asıl davada verilen hükmün (artık) kesinleşmiş olması olguları birlikte değerlendirildiğinde, birleşen davada davacının korunmaya değer bir hukuki yararının kalmadığı ve birleşen davanın bu nedenle reddinin gerektiği açıktır. Bu durumda, birleşen davaya ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile, Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının (2) nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin asıl davaya yönelik tüm karar düzeltme istemlerinin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin birleşen davaya ilişkin Dairemiz ilamına yönelik karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 04.02.2020 tarih, 2018/3654 E. 2020/915 K. sayılı ilamının 2 nolu bendinin kaldırılarak birleşen davadaki hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,30 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 520,95 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen asıl davaya yönelik - asıl davada davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 22/12/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1-Asıl dava; 14.06.2002 tarihli anonim şirket hisse devir taahhüt sözleşmesi uyarınca nama yazılı hisselerin devri, birleşen dava ise; hisse devrinin mümkün olmaması halinde, taahhüt sözleşmesinden doğan borcun tasfiyesi istemine ilişkindir. 2-Bozma ilamından önceki kararında mahkemece; 14.06.2002 tarihli protokolün davalıyı anonim şirket hisse devri borcu altına sokan borçlandırıcı işlem niteliğinde olduğu, bu sözleşmeden sonra taraflarca yapılan 07.10.2002 tarihli sözleşmenin, önceki sözleşmenin “tecdidi” niteliğinde olduğu, yeni sözleşmede bedelin ödenme şeklinin değiştirildiği, bu suretle ilk sözleşmenin hükümsüz hale geldiği, bu nedenle hükümsüz hale gelen ilk sözleşmeye dayalı olarak ifanın (hisse devrinin) talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 3-Mahkemenin önceki kararı Dairemizin 28.01.2016 T. ve 2015/2392 E. – 2016/934 K. sayılı kararıyla, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin 14.06.2002 tarihli sözleşmenin tecdidi niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, KD istemi ise Dairemizin 16.03.2017 T. ve 2016/14443 E. – 2017/1588 K. sayılı kararıyla, davacı ...’ın, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasındaki beyanında, 14.06.2002 tarihli sözleşmenin 07.10.2002 tarihli devre ilişkin sözleşme ile hükümden düştüğüne ilişkin ifadesinin bu dosya için ikrar teşkil etmediği ilave gerekçesiyle reddedilmiştir. 4-Bozmadan sonra, davacı tarafça bu kez, hisse devrini sağlamak üzere sözleşme uyarınca ödenen 100.000 € kısmi bedelin güncelleştirilmiş değerinden şimdilik 10.000 TL’nin iadesi istemiyle açılan dava bu dosya üzerinden birleştirilmiştir. 5-Yapılan yargılama sonunda Mahkemece asıl dava yönünden; 14.06.2002 tarihli sözleşme ile davalının şirketteki hisselerinin tamamının (A grubu nama yazılı hisseler) 500.000 € karşılığında davacıya devir borcunu yüklendiği, ancak edimini yerine getirmediği, davalının hisselerin devrini aynen ifa yükümünde olduğu gerekçesiyle, davacının 400.000 € bakiye bedeli depo etmesi karşılığında 2.000 adet A grubu nama yazılı hissenin davacı adına tescili ve hisse defterine işlenmesine, birleşen davanın ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, asıl davanın reddi düşüncesinde olduğumuzdan, Mahkemece asıl davanın kabulüne dair kararın onanmasına ilişkin Daire kararına yönelik davalının karar düzeltme isteminin reddine dair Daire çoğunluk kararına katılmıyoruz. Şöyle ki; 6-Esasen asıl davanın temelini teşkil eden 14.06.2002 tarihli nama yazılı çıplak hisselerin devri taahhüdünü içeren sözleşme, 07.10.2002 tarihli sözleşmeyle ifa edilmiş, hatta icra edilmiş, 2.000 hisse ...’dan ...’a geçmiş, devrin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra 26.01.2009 tarihinde Aydın 1.AHM’nin 2009/128 E. - sayılı dosyasında açılan davanın yargılaması sonunda, 22348 sayılı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkında Tebliğ hükümleri uyarınca, yabancı sermaye yatırımı olarak ülkeye giren parayla alınan hisse senetlerinin, ancak Hazine Müsteşarlığından alınacak izinle devredilebileceği, Tebliğ hükümlerince gerektiğinde Hazine tarafından devir bedeline müdahale edilebileceği, buna karşın davaya konu senetler yönünden sözleşme öncesi izin alınmadığı, sözleşmeden 2 gün sonra 09.10.2002 tarihinde izin için Hazine’ye müracaat edilmiş ise de, evrak eksikliği nedeniyle izin verilmediği, bu gerekliliğe uyulmadığı için 07.10.2002 tarihli sözleşmenin geçersiz olduğuna 31.03.2010 tarihinde karar verilmiş ve bu karar Dairemizin 29.05.2012 tarih ve 2010/7847 E. – 2012/9160 K. sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi ise 07.12.2012 tarih ve 2012/12373-20181 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir. 7-Gerek 14.06.2002 tarihli ön sözleşme, gerekse 07.10.2002 tarihli asıl sözleşmenin imzalandığı tarihte 22384 sayı ve 24.08.1995 tarihli R.G.’de yayınlanan Hazine Müsteşarlığının 6224 sayılı Kanun’a dayalı olarak çıkardığı Yabancı Sermaye Çerçeve Kararı Hakkındaki 2 No’lu Tebliğ’in 3/2.fıkrasındaki “ (Değişik fıkra: 27.06.1996 - 22679 s. R.G. Tebliğ-Sayı:3-2. md.) TARİHÇE Yabancı ortaklardan, yerli ortaklara ya da Türkiye'de yerleşik diğer kişi ve kuruluşlara yapılacak hisse devirleri izne tabi olup, hisse satış bedelinin tespit edilmesinde taraflar arasında belirlenen değer esastır. Ancak H M Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü gerekli gördüğü hallerde değerlendirme yapabilir veya başka kuruluşlara yaptırabilir. Yapılan değerlendirme neticesinde tespit edilen değer üzerinden satışa izin verilebilir” kuralının cari olduğu, ancak Tebliğ’in dayanağı olan 6224 sayılı Kanun’un, 05.06.2003 tarih ve 4857 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 5/1-c maddesi ile ilga edildiği, hisse devirlerinde Hazine ön izninin kaldırıldığı anlaşılmıştır. 8-Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, adı geçen 2 No’lu Tebliğ, dava tarihi olan 26.01.2009 tarihi itibariyle çoktan yürürlükten kalktığı halde, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi tarihi itibariyle yürürlükte olduğu gerekçesiyle, davacı ... tarafından, davalı ...’a yapılan devrin iptaline karar verildiği ve kararın bu şekli ile kesinleştiği anlaşılmaktadır. Gelinen aşamada, taraflar arasındaki 14.06.2002 tarihli PROTOKOL başlıklı sözleşmenin “Hisse Devir Sözleşmesi Yapma Taahhüdü” içeren bir ÖN SÖZLEŞME niteliğinde BORÇLANDIRICI işlem olduğu, 07.10.2002 tarihli sözleşmenin ise ASIL SÖZLEŞME niteliğinde TASARRUF işlemi olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Esasen 14.06.2002 tarihli sözleşme yapma taahhüdünün 07.10.2002 tarihli sözleşme ile ifa edildiği, ne var ki, o tarihte geçerli mezkur 2 No’lu Tebliğ hükümleri karşısında mutlak butlanla batıl olması nedeniyle iptal edildiği anlaşılmaktadır. 9-Bu konuda TBK’nın 29/1 maddesi uyarınca “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir”. Ne var ki TBK’nın 29/2 maddesinde yer alan “Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır” hükmü uyarınca, borçlandırıcı işlem mahiyetindeki ön sözleşmenin geçerliliği, tasarrufi işlemi havi sözleşmenin geçerliliğine bağlı kılınmıştır. 10-Bu durumda ilerde bir tasarruf sözleşmesi yapma vaadi içeren borçlandırıcı sözleşme de, vaat edilen tasarruf sözleşmesinin geçerliliğine bağlı olmalıdır. Diğer bir anlatımla, asıl sözleşme butlanla batıl ise, bu sözleşmeyi yapma vaadi içeren ön sözleşmenin de butlanla batıl olduğunu kabul etmek gerekir. Önsözleşmenin geçerli olabilmesi için alacaklıya, borçludan borcunu yerine getirmesini isteyebilme yetkisi vermelidir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin, Ankara-2012, s.313). Sözleşmenin geçerli kabul edilebilmesi için de sözleşme içeriğinin hukuka uygun olması gerekir (F. Eren, s.317 vd). 11-Somut olayda, 14.06.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi yapılması borcunu havi Ön Sözleşme, taraflara ancak hisse devir sözleşmesi yapma borcu yükler, ki borç 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmesi (ASIL SÖZLEŞME) ile zaten ifa edilmiş, ancak bu sözleşmenin geçersiz olduğu Yargıtay 11. HD’nin onama ve KD ret kararlarıyla kesin hüküm halini almıştır. O halde, 14.06.2002 tarihli ön sözleşmenin, -yapıldığı tarih itibariyle- hukuka uygun şekilde asıl sözleşme yapma borcu doğurmadığının kabulü gerekir. Yapıldığı tarihte borç doğurmayan sözleşmenin, ileride engellerin kalkması ile hukuka uygun hale geldiğini söylemek doğru olmaz. Söz gelimi fiil ehliyeti olmayan 10 yaşındaki bir çocukla yapılan sözleşmenin, çocuğun 18 yaşını doldurması ile hukuka uygun hale dönüşeceği kabul edilemez. Somut olay bağlamında da, sözleşmenin yapıldığı 14.06.2002 tarihi itibariyle Hazine Müsteşarlığı’nın 2 No’lu mezkur Tebliği uyarınca ifası imkansız olan bir hisse devir borcunun, ileriki yıllarda bu yasak kalkınca hukuka uygun hale dönüşeceği ve aynen ifaya imkan tanıyacağını söylemek isabetli ve mümkün görünmemektedir. Öte yandan, Aydın 1. AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, dava tarihi itibariyle bu yasak kalkmış olduğu halde, sözleşmenin geçerliliğinin sözleşme yapım tarihindeki maddi hukuk kurallarına çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle dikkate alınmamış ve devir sözleşmesi iptal edilmiştir. 12-2-3 ay gibi çok kısa aralıklarla konusu ve tarafları aynı olan iki ayrı sözleşmeden, tasarrufu içeren sözleşmenin geçersiz olduğu hukuken sabit ve kesin hüküm haline gelmişken, tasarrufi işlem yapma vaadini havi borçlandırıcı işleme konu sözleşmenin aynen ifası mümkün olduğunun söylenmesi, kanımızca açık bir çelişki doğurur ve hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve şeffaflık ilkesini zedeler. Zira, Aydın 1 AHM’nin 2009/128-2017/100 sayılı dosyasında, 07.10.2002 tarihli hisse devir sözleşmenin geçersizliğine ilişkin karar, 14.06.2002 tarihli borçlandırıcı işlem içeren taahhüt sözleşmesinin aynen ifayı sağlamayacağı hususunda kuvvetli delil teşkil eder. Bu dosyada aksi sonuca ulaşılması, daha önce kesinleşen kesin hükmün sonucu ile çelişki oluşturacağı kanaatindeyiz. 13-Birleşen dava yönünden Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire çoğunluğu tarafından zamanaşımı süresinin 04.10.2012 tarihinde başladığına ilişkin görüşlerine biz de katılıyoruz. Ancak zamanaşımı süresinin sebepsiz iktisap kurallarına göre TBK 77/2. Maddesi uyarınca 2 yıl olarak uygulanması gerektiği görüşüne katılmıyoruz. Zira Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, hisse senedi alım satımı nedeniyle doğan bedelin iadesi davalarına ilişkin olarak TBK’nın 147/4. Maddesinde yer alan “Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar” düzenlemesi uyarınca, zamanaşımının 5 yıl olarak uygulanması gerektiği ve birleşen davanın bu nedenle bozulması gerektiği kanaatindeyiz. Anılan nedenlerle, asıl davada karar düzeltme isteminin kabulü ile onama ilamının kaldırılarak yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi için Mahkeme kararının bozulması, birleşen davada da, karar düzeltme isteminin kabulü ile bozma ilamının kaldırılarak yukarıda yazılı gerekçe ile kararın bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun aksi yönde tecelli eden görüşüne katılmıyoruz.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2017/16221 E., 2017/16244 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesini sadeleştiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri başlıklı 77. maddesinde "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
8. Hukuk Dairesi         2017/16221 E.  ,  2017/16244 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Şikayet MAHKEMESİ : ... 24.İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... 24.İcra Hukuk Mahkemesi'nin kararıyla şikayetin reddine karar verilmiş olup, Mahkeme hükmüne karşı borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş, bu kez borçlu vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü; KARAR Borçlu vekili; müvekkili aleyhine aynı ilama dayanılarak birden fazla takip yapıldığını, ilamın bir bütün olması nedeni ile her bir davacı için ayrı takip başlatılamayacağını belirterek ödeme emrinin iptalini istemiştir. Mahkemece, şikayetin reddine karar verilmiş, hükme karşı borçlu vekilinin istinaf talebinde bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi'nce davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu ve her davacı hakkında ayrı ayrı hüküm kurulduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kezde borçlu vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Dürüst Davranma ve Doğru Söyleme Yükümlülüğü başlıklı 29. maddesinde "Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler." Dürüstlük Kuralına Aykırılık Sebebiyle Yargılama Giderlerinden Sorumluluk başlıklı 327. maddesinin 1. fıkrasında "Gereksiz yere davanın uzamasına veya gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan taraf, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir." denilmiştir. 4721 sayılı TMK'nun Hukukun Uygulanması ve Kaynakları başlıklı 1. maddesinde "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa hâkim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona g öre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.", Dürüst Davranma başlıklı 2. maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." Hâkimin Takdir Yetkisi başlıklı 4. maddesinde "Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir." Hukukun Uygulanması başlıklı 33. maddesinde ise; "Hâkim, Türk hukukunu resen uygular." denilmiştir. 2709 sayılı 1982 Anayasası'nın Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36.maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 61. maddesini sadeleştiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri başlıklı 77. maddesinde "Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur." denilmiştir. Somut olayda, alacaklı vekili tarafından aynı ilama dayalı olarak birden çok takip başlatıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, yasalarda bir ilamla hüküm altına alınan haklarla ilgili olarak ayrı ayrı takip yapılabileceğine ilişkin hiçbir düzenleme mevcut değildir. Bu durumda Türk Medeni Kanunu'nun 1, 2, 4 ve 33. maddelerinin, Anayasa'nın 36. maddesinin, Borçlar Kanunu'nun 61 ve yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 77. maddesinin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 29. maddesinin göz önüne alınarak uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerekir. Genel olarak icra hukukuna ilişkin itiraz ve şikâyetlerde Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinin uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak yukarıda belirtilen diğer yasa maddeleri göz önüne alındığında bu tip olaylarla sınırlı kalmak üzere objektif iyi niyet kurallarının göz ardı edilmemesi gerekir. Hakkın kötüye kullanılması; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek, hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın, yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikte, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklanabilir. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, dürüst davranmak, başkalarını zarara uğratmamak zorundadır. Hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyi niyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarakdeğerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir. Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi, davacı borçlu tarafa fazladan yargılama giderleri yükletilmesine neden olunması hakkın kötüye kullanılmasıdır ve hukuk düzeni tarafından korunamaz. Hakim, yukarıda belirtilen yasa maddeleri gereğince yasadaki boşluğu objektif iyi niyet kuralları içinde doldurmak zorundadır. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının iki ayrı takip başlatmak suretiyle yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymadığı, borçlunun zarara uğramasına neden olduğu anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında alacaklının bu davranışı hukuk düzeni tarafından korunamayacağından, Bölge Adliye Mahkemesi'nin istinaf isteminin esastan reddi kararının kaldırılarak, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının kaldırılmasına ... 24. İcra Hukuk Mahkemesinin 21.10.2016 tarih 2016/847-834 sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 371/1-ç. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 373/1 maddesi gereği kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 06.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2016/992 E., 2016/348 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
- Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri (TBK Madde 77-82)
Ceza Genel Kurulu         2016/992 E.  ,  2016/348 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Günü : 17.12.2012 Sayısı : 331-449 Sanıklar ... ve ...'ın yağma suçundan TCK'nun 149/1-c-h, 168/3, 62/1 ve 53/1. maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraatlerine ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.12.2012 gün ve 331-449 sayılı hükmün, sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 28.10.2015 gün ve 16877-44253 sayı ile yağma suçundan verilen hükmün onanmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün ise; "Katılanlar .... ve ..... aşamalardaki anlatımlarına göre, olay günü gecesi İstanbul-Ulus istikametinde kiraladıkları 06 ...... plaka sayılı araç ile seyir halinde iken, aynı istikamette idarelerindeki 06..... ve 06 ..... plaka sayılı araçlarla seyir halinde olan sanıkların, ani fren yapmaları ve bu nedenle araçlarında hasar oluştuğu gerekçesi ile kendilerini sıkıştırıp durdurdukları, aşağıya indirerek alınan adli muayene raporlarına göre basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte dövmek suretiyle yaralayarak hasar bedelini istedikleri, paralarının olmadığını söylediklerinde alkollü olduklarını iddia edip araçlarına binmelerine izin vermeyerek, kendi araçlarına bindirip Ulus'taki Yapı Kredi Bankasına ait bankamatiğe götürdükleri, burada katılan ...'ın hesabından 630 Lira çektirip 610 Lirasını aldıkları, dosya kapsamından olayın 27.08.2012 günü saat 23.30 sularında başladığı, katılan ...'a ait Yapı Kredi Bankasına ait hesap kartından yapılan incelemede 630 Lirasının 28.12.2012 tarihinde çekildiği, buna göre para çekme işleminin saat 12.00'den sonra yapıldığı ve aradaki geçen süre dikkate alındığında, sanıkların para çekme işlemi için katılanları zorla araçlarına bindirip istedikleri parayı tahsil edene kadar katılanların özgürlüklerini kısıtladıkları bu suretle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu sübut bulduğu halde mahkumiyetleri yerine yazılı gerekçelerle beraatlerine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 02.05.2016 gün ve 115066 sayı ile; "I- Sanıkların süreçte mağdurlara yönelik olarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri sübut bulmamıştır. Olay gecesi yönetiminde bulunan 06 ..... plaka sayılı araçla İstanbul yolunu müteakiben Ulus istikametine doğru seyir halinde olan sanık ... yönetimde bulunan, içinde davanın diğer sanığı olan ...'ın yolcu olarak bulunduğu Honda Cıvıc model araçla; mağdur ...'ın yönetimde bulunan ......Oto Kiralama firmasından kiralanmış Fiat Doblo model 06 ..... plaka sayılı kamyoneti sollamaya başlamış; çok şeritli yolda seyir halinde olan ... aracıyla o anda seyir halinde olan araç sürücülerinin hayatlarını riske sokan bir tarzda otoyolda slalom yapmaya devam etmiş, kendisini geçmek üzere olan sanık ...'nın aracının önüne direksiyon kırmış; ciddi bir kaza olgusuyla karşı karşıya kalan sanık ... direksiyon ve fren önlemine başvurmuş, otoyol kenarında bulunan bariyerlere aracını sürtmüş, aracında hasar meydana gelmiştir. Araçlarda meydana gelen maddi hasarlar konusunda herhangi bir bilimsel donanım sahibi olmayan; bu konuda teknik ve mekanik bilimsel yeterlikleri şüpheli, kolluk görevlileri ...,..... tarafından düzenlenmiş 28.08.2012 tarihli 'Görgü ve Tespit Tutanağı' başlıklı tutanak içeriğine yansıtılan 06.....plaka sayılı 2011 Model ......otonun bağlantı noktalarının üst uç kısmının dışarı çıkık olduğuna, ancak tamponda ve otoda çarpma ve sürtme izinin olmadığına ilişkin belirlemeyi bilimsel veri olarak, kanıt olarak kabul etmek mümkün değildir. Soruşturma evresinde teknik, uzman bir servisten incele yaptırılma olanağı varken, soruşturma makamı bu konuda yöntem hatası yaparak sanıklar lehine olan hasar iddiasını nesnel, bilimsel bir yöntem çerçevesinde soruşturmanın genişletilmesine konu yapmamıştır. Mağdurun alkollü olmadığına ilişkin raporu olaydan uzunca bir süre sonra alınmıştır. Mağdurların bu süre zarfında kanlarındaki alkol miktarını sıfırlayacak bir yönteme başvurmaları mümkündür. Mağdurlar olay yerine kolluk görevlilerini çağırmak istememişlerdir. Cep telefonlarıyla kolluktan olayın sıcağı sıcağına yardım isteme olanakları varken bu yola başvurmamışlardır. Mağdur ...'ın olay günü ve saatinde kasti davranışlarıyla, muhtemelen alkollün etkisiyle, kasten tehlikeye soktuğu, TCK'nın 179. maddesine aykırılık yaratacak sonuçta tehlikeli bir biçimde araç sevk ve idare ettiği bir olgudur. Sanık ...'ın olay gün ve saatinde, mağdur ...'dan kaynaklanan TCK'nın 29. maddesi bağlamında haksız tahrik teşkil edecek bir davranışın yarattığı, öfkenin etkisi altında sinirlerine hakim olmadığı, davanın diğer sanığı Dilaver'le birlikte olay yerinde araçla kaçan mağdurları Yenimahalle Köprü civarında kıstırıp durdurdukları, mağdurları basit tıbbi tedaviyle giderilebilecek ölçekte darp ettikleri diğer bir olgudur. Tehlikeli bir biçimde araç sevk ve idare eden, sanık ...'ın aracında hasar oluşmasına neden olan mağdur ..., mağdur ...'la sanıklar arasında bir husumet ve düşmanlığın oluştuğu diğer bir olgudur. Maddi hasarlı trafik kazalarında kazanın taraflarının önce hararetli bir tartışma yaptıkları, birbirlerine karşı hakaret ve tehdit ihtiva eden sözlere başvurdukları, kavga ettikleri; daha sonra sakinleşerek aralarında anlaştıkları; bazen de tarafların medeni ölçüler içinde sinirlerine hakim olarak, olay yerine trafik polisini çağırmadan hasarın giderimi konusunda anlaşmaları toplumsal hayatta mümkün, sıkça rastlanan bir durumdur. Süreçte mağdurların, sanıkların kendilerine yönelik olarak hakaret ve tehdit söylemine başvurduklarına ilişkin bir açıklamaları da olmamıştır. Olayda tarafsız kamu tanığı yoktur. Mağdurlar araçlara zorla bindirildiklerini iddia etmişlerdir. Yapı Kredi Bankasına ait bankamatik, günün her saatinde insan, araç, kolluk görevlisi trafiğinin yoğun olduğu bir mahalde bulunmaktadır. Zorla hürriyetinden alıkonulan bir kimse, esaretten kurtulmak için uygun şartlarda kaçma, çevrede bulunan insanlardan yardım isteme gibi reflekslere başvurur. Mağdurlar bankamatiğin bulunduğu mahalde insanlardan yardım istememişler, imdat çığlığı atmamışlar veya kaçma olanakları varken neden kaçmamışlar, neden hemen kolluktan yardım istememişlerdir? Bu durum mağdurlarca açıklanması gereken bir durumdur. Mağdurların olay yerine zorla götürüldükleri iddiası kanıtlanmamıştır. Mağdur ...’ın kovuşturma evresinde tespit edilen ‘(...) Tolga gelerek arabanın içinde iken bana vurmaya başladı, ‘hem arabaya vuruyor hem kaçıyorsunuz’ dedi, diğer sanık ... de arkadaşım Nurullah'a saldırıyordu, sanıklar çok sinirli idiler, sanki kriz geçiriyorlardı, sanık ... daha sonra olay yerine geldi, arabalarına hasar verdiklerini söyleyerek sanık ... 150 Lira istedi, daha sonra sanık ... tamirci ile konuştu 700 Lira tutar deyince sanık ... arabası kaydığı için ön balataları ve arka balatalarında hasar olduğunu söyledi, bunun üzerine ben baskı altında hep birlikte bankamatiğe gittik, sanık ... tüm paramın çekilmesini istedi, 630 Liram vardı, sanık ... 'bu kadar fazla' dedi, 630 Lirayı çektim, sanık ...'ya verdim, bu arada sanıklar araba kiralama şirketi sahibi ile görüştüler, olayın olduğu ruh hali ile beni de görüştürdüler; arabayı bırakmamı istedi, arabayı bıraktım, o anda oto kiralama şirketinin sahibi ile görüştüm, ancak hiçbir şey anlamadan arabayı sanıklara bıraktım...’ biçimindeki anlatımıyla; Nitekim mağdur ...'ın kovuşturma evresinde tespit edilen: ‘(...) müşteki ...... 'kartım var' dedi, o sırada sanıklar bize vuruyorlardı, sanık ... bize vurmadı, alkollü değildik, bunun üzerine hep birlikte bankamatiğe gittik ve hesabındaki 630 Lirayı çekti, ....n hesabında o kadar para vardı, sanıklar ayrıca araba kiralama şirketinin sahibi ile görüştüklerini arabayı kendilerine vermesini söylediğini belirttiler, arabayı onlara bıraktık ve bize 20 Lira yol ücreti olarak verdiler, (...)’ biçimindeki anlatımı da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma savının gerçek olmadığını gösteren bir durumdur. Mağdurların hürriyetlerinin TCK'nın 109/2. maddesi bağlamında cebir, tehdit veya hileyle kısıtlanması soyut iddia boyutunda kalmıştır. Yerel mahkeme kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşmadığına ilişkin olarak şu gerekçeye başvurmuştur: ‘Her ne kadar sanıkların, mağdurları hürriyetlerinden yoksun kıldıkları iddia edilmiş ise de, sanıkların birbirini doğrulayan anlatımları ve katılan ...'ın beyanında, sanıkların araç ile kendilerini takip etmeye başladıktan sonra camdan ellerini kollarını sallayarak durmalarını istedikleri, ayrıca sanıklardan birisinin kiralama şirketini tanıdıklarını beyan etmesi üzerine, araçlarını durdurdukları yolundaki anlatımı dikkate alındığında, sanıklar Tolga ve Dilaver'in katılanların aracını durdurmaya yönelik eylemlerinin katılanların hürriyetini tahdit etmeye yönelik olarak değil, kaza olduğu düşüncesine dayanarak kendileri ile konuşma amacına yönelik olduğu, nitekim katılanlar durduktan sonra aralarında tartışma ve itiş kalkış olduğu anlaşıldığından, sanıklar Tolga ve Dilaver'in kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçunu işledikleri yolunda cezalandırılmalarına yeter ve inandırıcı delillere ulaşılamadığı kanaatine varıldığından, bu suç nedeniyle her iki sanığın CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar vermek gerekmiştir’ Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin bu konuyla alakalı gerekçesinde yer verdiği belirleme oluşa, realiteye, mevcut kanıt durumuna uygun düşen bir gerekçedir. Taraflar arasında oluşan husumet olgusu, kuşkudan sanık yararlanır, in dubio pro reo ilkesinin sanıklar lehine mevcut kanıtlar dahilinde işletilmesi için koşullar gerçekleşmiştir. Bu nedenlerle Başsavcılığımızca sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediklerine ilişkin Yüksek Dairenin bozma gerekçesine katılmamız mümkün değildir. II- Sanıklar ... ve ... haklarında nitelikli yağma suçundan kurulan hüküm bakımından yapılan incelemede: ‘Daha az cezayı gerektiren hâl’ başlıklı 5237 sayılı TCK'nın 150-(1) maddesine göre: ‘Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.’ Olay günü, mağdur ...'ın karayolu güvenliğini tehlikeye düşürecek bir yöntemle araç kullandığı, bunun neticesinde sanık ...'ın aracının maddi hasar görmesine, sanıklar Tolga ve Dilaver'de bir öfke patlamasına haksız hareketleriyle, Borçlar Kanunu bağlamında haksız fiil teşkil edecek kusurlu davranışıyla neden olduğu anlaşılmaktadır. TCK'nın 150/1. maddesinde yer verilen 'hukuki ilişki' kavramını sadece alacak-borç ilişkisine indirgemek mümkün değildir. ‘Borç, geniş anlamda, bir borç ilişkisini, dar anlamda ise borçlu tarafın ödemekle yükümlü olduğu parasal değeri ya da yerine getirme taahhüdünde olduğu edimi ifade eder. Hukuki alanda kullanılışı, geniş anlamıdır. Borç ilişkisi, borçlu ve alacaklı olmak üzere iki taraf arasında bir edimin yerine getirilmesine dayanan hukuki bağdır. Edim, borçlu açısından bakıldığında borç, alacaklı açısından bakıldığında ise alacaktır. İki farklı kelime aynı davranışın iki farklı açıdan bakılması ile oluşturulmuş adlandırmalardır. Edim fiili, yapma, yapmama veyâ verme olarak üç şekilde tezâhür edebilir. Borcun kaynakları - Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri ( TBK Madde 1-48) - Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri ( TBK Madde 49-76) - Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri (TBK Madde 77-82) Kıta Avrupası Hukuk Sistemi'nin kökeni olan Roma Hukuku'nda ‘borç’ ve ‘alacak’ kavramları yoktur. Dava kavramı vardır. Bir hakkın temin edilebilmesi için o hakka ilişkin bir dava hakkı olması gerekir. Her borç ilişkisinde üç unsur vardır. - Borçlu, alacaklı ile aralarındaki bir borç ilişkisi dolayısıyla bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan taraftır. - Alacaklı, borç ilişkisine konu olan edimin yerine getirilmesini isteme hakkına sahip olan taraftır. Bu edimin yerine getirilmesini isteme hali, borçlunun edimi kendiliğinden yerine getirmemesi halinde ortaya çıkar ve alacaklının talep hakkı olarak tanımlanır. Alacaklı bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda yasal yollara başvurarak borçlunun edimi yerine getirmesini sağlayabilir. Buna dava hakkı denilmektedir. - Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür. Sorumluluk, borçlunun malvarlığının alacaklının alacağının güvencesini oluşturmasıdır. Borçlu borcunu ifâ etmediği takdirde alacaklı mahkemeye ya da icrâya başvurabilir. Borcun kaynakları, taraflar arasında bir borç ilişkisi doğmasına yol açan olaylar, olgulardır. Borçlar Kanunu, borcun kaynaklarını üç grupta düzenlemiştir. Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri (TBK Madde 1-48) Bir hukuki işlemden doğan borçlardır. Hukuki işlem, hukuki bir sonuç doğurmak amacıyla, irade beyanında bulunmaktır. Hukuki işlemler, irade beyanında bulunan tarafların sayısı açısından, tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere iki grup içinde düzenlenmişlerdir. Tek taraflı hukuki işlemler, sadece bir tek tarafın -doğal olarak borçlu tarafın- irade beyanıyla hüküm ifade eden borç ilişkileridir. Bir borç ilişkisi, tek bir kişinin irade beyanıyla gerçekleşmiştir. Çok taraflı hukuki işlemler, birden çok tarafın karşılıklı ve birbiriyle örtüşen irade beyanlarıyla ortaya çıkan hukuki işlemlerdir. Günlük hayatta en sık rastlanan türü, iki taraflı hukuki işlemlerdir. Hukuk literatüründe bu tarz hukuki işlemlere sözleşmeler denilmektedir. Eski dilde akit ya da mukavele denirdi. Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri (TBK Madde 49-76) Haksız fiiller, Türk Borçlar Kanunu’nun 49-76. maddelerinde tanımlanmış olup, çağdaş hukuk düzeni açısından kabul edilemez tutum ve davranışlar sonucunda karşı tarafın uğrayacağı kaybı ifade etmektedir. Sebepsiz Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri (TBK Madde 77-82) Çoğu kez, haksız iktisâb olarak da geçen bu hukuk terimi, herhangi bir kimsenin mal varlığının, hukuk düzeni açısından kabul edilir bir nedene dayanmaksızın, başka bir kimsenin malvarlığı zararına olacak şekilde artmasıdır. Sanık ...'nın olay gecesi aracında meydana gelen hasarla ilgili olarak, diğer sanık ...'le birlikte gece yarsına yaklaşan bir zaman diliminde tamirciyle olası zarar konusunda görüşmeler yaptığı, kendince kafasında oluşan zarara karşılık, mağdur ...'a karşı dava ve icra yoluna başvurma olanağı varken, 'kim bu işlerle uğraşacak' mantığını işleterek, kendince belirlediği zararını karşılaması için sanık ...'le birlikte fikir ve eylem birlikteliği içinde hareket ederek mağdur üzerinde cebir uyguladığı, mağduru basit tıbbi tedaviyle giderecek ölçekte darp ettikten, mağduru cebirle, zora başvurarak ikna ettikten sonra, mağdur ...'ın Yapı Kredi Bankasında bulunan hesabından banka kartıyla 630 Lira çekmesini sağladığı, bu paranın 20 Lirasını mağdura iade ettiği anlaşılmaktadır. Sanık, .....Tamir-Elektrik-Lastik işyeri işleteni ...'ın, aracını oluşan hasar nedeniyle tamir ettiğine, tamirat karşılığı ...'a 910 Lira ödediğine ilişkin olarak soruşturma evresinde 16.09.2012 tarih ve 044168 sayılı faturayı savcılığa ibraz etmiştir. Tanık olarak 07.12.2012 tarihli duruşmada anlatımına başvurulan ... belge içeriğini, yaptığı tamiratı doğrulamıştır. a- Sanıklara ek savunma olanağı tanınmadan hüküm kurulmuştur. İddianamede sanıklar haklarında TCK'nın 86/2, 149/1-c, 150/2, 109/3-b, 53 maddelerinin tatbiki; Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşünde sanıklar ... ve ... haklarında TCK'nın 149/1-b-d-h maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talep edilmiş; Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla adı geçen sanıkların TCK'nın 149/1-c-h, 168/3, 62/1, 53/1, 53/1-c maddeleri gereğince ayrı ayrı 6 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Süreçte sanıklara veya savunmanlarına ek savunma fırsatı tanınmayarak CMK'nın 226. maddesi ihlal edilmiştir. b- Sanıklar ... ve ... nitelikli yağma eylemlerini TCK'nın 150/1. maddesi bağlamında işlemişlerdir. Türk Borçlar Kanunu madde 49- ‘Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür’ Sanık ...'nın aracında oluştuğunu belirttiği hasarın, bu konuyla alakalı olarak soruşturma evresinde ibraz etmiş olduğu 16.09.2012 tarih ve 044168 sayılı faturanın içeriği tanık olarak dinlenen ... tarafından doğrulanmıştır. 28.08.2012 tarihli ‘Görgü ve Tespit Tutanağı’ başlıklı tutanak içeriğine yansıtılan, 06..... plaka sayılı ..... model araçtaki ‘ön tampon bağlantı noktasının, üst kısmının çıkık olduğuna...’ ilişkin tespit yeterli bir tespit değildir. Vasıtanın diğer mekanik aksamında herhangi bir hasar olup olmadığı, soruşturma evresinde yetkin bir uzmanca incelenmemiştir. Bu durum sanıklar lehine değerlendirilmesi gereken kuşkulu bir durumdur. Sanık ..., davanın diğer sanığı ...'la, Tolga'nın zararını gidermek amacıyla onunla fikir ve eylem birlikteliği içinde hareket etmiştir. Süreçte bir hukuki ilişkiye (haksız fiile) dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanan kişi konumunda TCK'nın 37/1, 150/1 maddesi bağlamında hareket ederek, mağdur ...'ın TBK'nın 49. maddesi çerçevesinde oluşan zararı giderim borcunu, dava veya icra yoluna başvurmaksızın cebren tahsil eden, mağdurun 610 Lirasını alan sanıkların TCK'nın 37, 150/1. maddeleri göndermesiyle, TCK'nın 86/2. maddesi gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi gerekirken, suç nitelendirmesinde yanılgıya düşülerek sanıkların TCK'nın 149/1-c-h madde, fıkra ve bendi gereğince cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bu konuyla alakalı gerekçesinde yer verdiği belirleme oluşa, realiteye uygun düşmemektedir. Bu nedenlerle Başsavcılığımızca sanıklar ... ve ...'ın nitelikli yağma suçundan mâhkumiyetlerine ilişkin kararın onanmasına yönelik olarak Yüksek Dairenizce verilen onama kararına katılmamız mümkün değildir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 30.05.2016 gün, 3866-4653 sayı ve oyçokluğu ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanıklar ... ve ...’a atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübut bulup bulmadığı, 2- Sanıklar ... ve ...’a atılı yağma eyleminin TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı, 3- Sanıklar ... ve ... hakkında TCK'nun 149/1-c-h, 168/3, 62/1 ve 53/1. maddeleri gereğince hüküm kurulurken ek savunma hakkı tanınıp tanınmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 27.08.2012 günü saat 23.30 sıralarında sanık ...'ın sevk ve idaresindeki otomobil ile İstanbul-Ulus istikametinde sol şeritte seyrettiği sırada, orta şeritte seyreden katılan ...'ın aniden sol şeride geçmek için yönetimindeki otomobilin direksiyonunu kırdığı, sanık ...'nın katılanın aracına çarpmamak için frene basıp manevra yaptığı, ancak aracını bariyere çarptığı, otomobilde oluşan hasar nedeniyle sanıkların katılanları takip edip Yenimahalle Köprüsü altında durdurdukları, katılanları araçlarından indirip darp ettikleri ve hasar bedelini istedikleri, alkollü olduklarını iddia edip katılan ...’ın aracını kullanmasına izin vermeyerek, katılan ...’ı sanık ...'nın aracına, katılan ...’ı ise sanık ... yönetimindeki kiralanan araca bindirip Ulus'taki Yapı Kredi Bankasına ait bankamatiğe götürdükleri, katılan ...'ın hesabından 630 Lira çekip 610 Lirasını sanıklara verdiği, ardından sanıkların yanlarından ayrıldıkları, Katılanların adli muayene raporlarında basit bir tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralandıklarının belirtildiği, Görgü tespit tutanağında; sanık ...'ya ait 06 ......plakalı otomobilin ön tampon ile sol ön teker üstündeki bağlantı noktasının üst uç kısmının dışarı doğru hafif çıkık olduğu, ancak tamponda ve otomobilde çarpma veya sürtme izinin olmadığı tespitine yer verildiği, Sistem Oto Tamir Bakım Servisince düzenlenen 16.09.2008 tarihli fatura ve ekinde; 01.09.2012 günü getirilen 06 TZG 72 plakalı aracın ön sol tarafından almış olduğu darbe sonucu tamir olan parçaların ön tampon, tampon bağlantısı, ön sol far yıkama motoru, ön sol far ayarı, ön sol far bağlantı ayakları olduğu, işçilikle birlikte toplam 910 Liraya tamir edildiği bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan ... aşamalarda; sevk ve idaresindeki Aris Oto Kiralama Şirketinden kiraladıkları araç ile olay tarihinde saat 23.30 sıralarında İstanbul yolunda seyrederken, sağ şeritten sol şeride geçmek istediği sırada sol şeritte arkasında yakın mesafeden seyreden aracın fren sesini duyması üzerine eski şeridine geri dönüp yola devam ettiğini, sanık ... ile İmran'ın yönetimlerindeki araçlarla kendisini sıkıştırarak durmasını istediklerini, ancak durmadığını, sanıkların takibe devam ederek “Aris oto kiralama şirketi elemanlarıyız” demeleri üzerine durmak zorunda kaldığını, sanıklar Tolga ve Dilaver’in kendisine ve katılan ...’a tekme ve tokatla vurmaya başladıklarını, sanıkların araçlarında hasar olmadığı halde 150 Lira istediklerini, üzerinde para olmadığı için sanık ...’nın isteği dışında kolundan çekip aracına bindirdiğini, para çekmek üzere Anafartalar'da bulunan Yapı Kredi Bankasına ait bankamatik önüne getirdiklerini, sanık ...’in telefon ile aracın hasarlarını ilettiği tamircinin "hasar ücreti 750 Lira tutar" dediğini söyleyerek 750 Lira istediğini, sanık ...’nın da araba kaydığı için ön ve arka balatalarda hasar olduğunu söylediğini, bankamatikten çektiği 630 Liradan 610 Lirayı sanık ...’ya verdiğini, Katılan ...; katılan ... yönetimindeki araç ile giderken şerit değiştirdikleri sırada bir otomobil sürücüsünün aniden frene bastığını, ardından bu araç ve başka bir aracın kendilerini takip etmeye başladıklarını, her iki aracın önlerini kestiğini, araçtan inen sanıklar Dilaver ve Tolga’nın kendilerini darp ettiklerini, kaza olmadığı halde katılan ...’dan 750 Lira istediklerini, .....“param yok bankadan para çekebilirim” dediğini, sanık ...’nın ....ı kolundan tutarak kendi aracına bindirdiğini, kiraladıkları aracı ise sanık ...’in kullandığını ve kendisini de bu araca bindirdiğini, bankamatik önüne geldiklerini, Ali Olcay’ın istemeyerek para çekip içinden 20 Lira alarak 610 Lirayı sanıklara verdiğini, Tanık ... mahkemede; 2012 yılı Ağustos ayının sonunda sanık ...'nın kardeşinin tamir için bir otomobil getirdiğini, otomobilin ön tamponunun çıkık, silecek bidonunun, far ayaklarının ve far yıkama motorunun kırık olduğunu, işçiliği ile beraber 910 Liraya yaptıklarını, 600 Lirasını peşin alıp 310 Lirası için senet düzenlediklerini, faturayı da senedi aldığı tarih olan 16.09.2012 tarihinde verdiğini, Beyan etmişlerdir. Sanık ... aşamalarda; olay günü saat 23.00 sıralarında sanık ... yönetimindeki araçla en sol şeritte seyir halinde iken, katılanların aracının orta şeritte zikzak çizerek arkalarından geldiğini ve sürücünün direksiyonu önlerine kırdığını, kendilerini sıkıştırmaları sonucu bariyere çarptıklarını, selektör yaparak katılanların durmasını istediklerini, katılanların durmaması üzerine ..... Oto Kiralama Şirketi'nin sahibini arayıp katılanların aracı maganda gibi kullandıklarını söylediğini, onun da "şahıslara aracı kenara çekmelerini söyleyin" dediğini, kendisinin katılanlara aracın .... Oto Kiralamaya ait olduğunu ve durmalarını söylemesi üzerine katılan ...'ın aracı Yenimahalle Köprüsü altında durdurduğunu, sanık ... ile birlikte arabadan indiklerini, katılanların ise arabadan inmediklerini, onlarla konuşmak için yanlarına gittiklerini, katılanların alkollü olduğunu, kendisinin katılan ... ile itiştiğini, sanık ...'nın da katılan ... ile muhatap olduğunu, ikisinin atıştığını, katılanlara “arabamıza hasar verdiniz polis çağıralım” dediklerini, katılan ...’ın “üzerimde para yok, bankamatiğe gidip para çekelim” dediğini, telefonla aradığı tamircinin aracın masrafı için“tahminen 600-700 Lira tutar” dediğini, bunun üzerine her iki katılan ve sanık ... ile birlikte arabaya bindiklerini, arkalarından inceleme dışı sanık ...’ın geldiğini, katılan ...'ın bankamatikten 630 Lira para çektiğini, bunun 20 Lirasını katılana iade ettiklerini, aracı ...'a yaklaşık 1000 Liraya yaptırdıklarını, katılanlardan zorla para almadıklarını, araçlarına zarar vermelerinden dolayı aldıklarını, araç kendilerinde bir hafta on gün kaldıktan sonra tamirciye verdiklerini, Sanık ... aşamalarda; olay günü yönetimindeki araç ile en sol şeritte seyrederken, katılan ...'ın kullandığı araçla zikzak yaparak tehlikeli şekilde seyir halinde olduğunu, katılanın direksiyonu aniden kırarak aracıyla şeridine girmesi üzerine ani fren yaptığını, aracının sol ön kısmının bariyere çarptığını, aracında hasar olması nedeniyle katılanların aracını durdurmaya çalıştıklarını, Yenimahalle Köprüsü altında durduklarını, sanık ... ile araçtan indiklerini, arkalarından İmran'ın geldiğini, kendisinin katılan ... ile sanık ...'in ise katılan ... ile muhatap olduğunu, katılan ...'a yaklaşarak "neden durmuyorsun, beni tehlikeye sokuyorsun, bariyere vurmak zorunda kaldım, aracımızda zarar var" dediğini, katılan ...'ın eli ile işaret yaparak aracından inip saldırdığını, katılan ...'ın da araçtan inerek sanık ... ile kavga ettiğini, o sırada İmran'ın geldiğini, kendisine ve katılanlara kızdığını, bunun üzerine katılan ...'ın zararı karşılayacağını söyleyerek polise haber vermemelerini istediğini, sanık ...'in telefonla aracın tamir bedelini sorduğunu, tamiricinin 700 Lira olduğunu söylediğini, katılan ...'ın "o kadar param yok bankamatiğe gidip para çekelim" dediğini,..... 630 Lira çekip verdiğini, kendisine "eve gitmek için 20 Lira verir misin" dediğini, 20 Lirayı katılana geri verdiğini, aracın sol alt tamponun çıkmış, farın içine gömülmüş vaziyette olduğunu, aracı tamir ettirdiğini, faturasının olduğunu, Savunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Sanıklar ... ve ...’a atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübut bulup bulmadığının değerlendirilmesinde; 5237 sayılı TCK’nun “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109. maddesi; “(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış haline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması ya da kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde de; “bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan - Mustafa Ruhan Erdem - Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s.363 vd.; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2009, cilt:3, s.2830 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s.87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 29.06.2010 gün ve 110-161, 23.01.2007 gün ve 275-9, 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Olay günü sanık ... yönetimindeki araçla, yanında diğer sanık ... ile birlikte seyir halinde iken, hatalı manevra yapan katılan ... yönetimindeki araca çarpmamak için ani fren yaptığı, bu sırada bariyerlere vurması sonucu aracında hasar meydana geldiği, bunun üzerine sanıkların katılanların aracını sıkıştırıp durdurdukları ve araçtan aşağı indirip katılanları darp ettikleri, sanık ...'nın aracında meydana gelen hasar bedelini istediği, katılan ...'ın üzerinde para olmadığını söylemesi üzerine katılanların oradan ayrılmalarına izin vermeyip, katılan ...'ı katılanların aracına, katılan ...'ı ise sanık ...'nın aracına zorla bindirdikleri, katılanların aracını sanık ...'in kullandığı, bu şekilde katılanları Yenimahalle Köprüsü civarından Ulus Anafartalar'da bulunan Yapı Kredi Bankasına kadar götürdükleri, burada katılan ...'ın bankamatikten çektiği parayı hasar bedeli olarak sanık ...'ya vermesinden sonra sanıkların katılanları serbest bıraktıkları anlaşılan olayda; sanıkların bulunduğu araçta meydana gelen hasar bedelini tahsil etmeden katılanların olay yerinden ayrılmalarına izin vermeyip, her iki katılanı da zorla farklı araçlara bindirerek bankamatiğin bulunduğu yere götürüp, katılan ...'dan hasar bedelini aldıktan sonra serbest bıraktıkları zamana kadar geçen süre zarfında katılanları hukuka aykırı olarak alıkoymaları nedeniyle, üzerlerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Dairenin sanıklar Tolga ve Dilaver'in üzerine atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluştuğuna ilişkin bozma kararı isabetli olup, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. 2- Sanıklar ... ve ...’a atılı yağma eyleminin TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususuna gelince; 5237 sayılı TCK’nda, 765 sayılı TCK’nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Nitekim 5237 sayılı TCK’nun "Daha az cezayı gerektiren hal" başlığı altındaki 150. maddesinin konumuzu ilgilendiren 1. fıkrası; "Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindedir. Buna göre, 765 sayılı TCK’nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak yaptırıma bağlanan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı TCK’nun 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca özel hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Bununla birlikte fail tarafından alacağın tahsili amacıyla gerçekleştirilen yağma eyleminin alacak ile orantılı olması gerekmektedir. Alacak miktarından bariz bir şekilde çok daha fazla miktarın alınması durumunda artık TCK’nun 150/1. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; sanık ...'nın sevk ve idaresindeki araç ile seyrederken hatalı manevra yapan katılan ... yönetimindeki araca çarpmamak için aracını bariyerlere vurması neticesinde aracında hasar oluştuğu, katılan ...’ın Borçlar Kanunu kapsamında haksız fiil teşkil eden eylemi nedeniyle sanık ...’nın zarara uğradığı, sanıkların mahkemeye sundukları faturaya göre olay sonucunda 910 Liralık zararın bulunduğu, bu zararın tanık ... tarafından da doğrulandığı, faturada kolluk tarafından araç üzerinde yapılan görgü ve tespit sonucu düzenlenen tutanağa aykırı olacak bir hasarın yer almadığı hususları gözetildiğinde; sanık ...'nın haksız fiilden kaynaklı hukuki ilişkiye dayanan alacağı ile orantılı olacak miktardaki parayı tahsil amacıyla katılanlara cebir uyguladığı, aracında bulunan sanık ...'in de sanık ...'nın bu alacağını tahsil amacıyla eyleme iştirak ettiği anlaşılmakla, sanıkların eyleminin TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün sanıkların eyleminin TCK'nun 150/1. maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yağma suçundan hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. Bu uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır. İkinci uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesi sonucunda, sanıklar ... ve ...’ın eyleminin TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kaldığının kabulü ile sanıkların eyleminin TCK'nun 149/1-c-h maddesinde düzenlenen nitelikli yağma suçunu oluşturmadığı sonucuna ulaşılması karşısında, sanıklar ... ve ... hakkında TCK'nun 149/1-c-h, 168/3, 62/1 ve 53/1. maddeleri gereğince hüküm kurulurken ek savunma hakkı tanınıp tanınmadığına ilişkin üçüncü uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir. Sonuç olarak; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanıklar ... ve ...'a atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübut bulması nedeniyle bu yönden reddine, sanıklar ... ve ...'a atılı yağma eyleminin TCK'nun 150/1. maddesi kapsamında kalması nedeniyle bu yönden kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkemece yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklara atılı eylemin TCK'nun 150/1. maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının; a) Sanıklar ... ve ...’a atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübut bulup bulmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından REDDİNE, b) Sanıklar ... ve ...’a atılı yağma eyleminin TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığına dair uyuşmazlık yönünden ise KABULÜNE, 2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 28.10.2015 gün ve 16877-44253 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, 3- Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.12.2012 gün ve 331-449 sayılı hükmünün, sanıklara atılı yağma eyleminin TCK'nun 150/1. maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 4- Yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece onanması üzerine sanıklar hakkındaki hükmün kesinleştirilerek infaz için Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi nedeniyle, sanıklar hakkında bu suçtan dolayı infaza başlanılmış olması halinde İNFAZIN DURDURULMASINA, sanık ...'ın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde sanıkların derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA, 5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede 1. uyuşmazlık konusu yönünden oybirliğiyle, 2. uyuşmazlık konusu yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/8861 E., 2015/12843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var....ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
6098 sayılı T.B.K 77/1 maddesinde "haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kişinin bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olduğu" düzenlenmiştir.
11. Hukuk Dairesi         2015/8861 E.  ,  2015/12843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ....ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/01/2015 NUMARASI : 2011/219-2015/21 Taraflar arasında görülen davada....Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12/01/2015 tarih ve 2011/219-2015/21 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı T.. A.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili banka nezdinde hesabı bulunan dava dışı Yavuz'un hesabından kendi bilgi ve rızası dışında banka çalışanlarının usulsüz işlemleri ile davalı S.. T..'un hesabına para transferi yapıldığını, davalılardan M.. A.. diğer davalı S..'ten bir araç satın aldığını ve bu araç bedelini, açıklandığı şekilde Saffet'in hesabına usülsüz olarak aktarılan para ile ödediğini, davalı S.. T..'un araç bedelinin davalı M.. A..'dan gelmiş olabileceği düşüncesi ile satışa konu aracın devrini gerçekleştirdiğini, dava dışı Yavuz'un hesabından aktarılan paranın Yavuz'a iadesi gerekmekte ise de, müvekkili tarafından bu tutarın bankanın yYavuz'dan olan alacağından mahsup edildiğini, müvekkilinin zarara uğradığını, davalıların sebepsiz zenginleştiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla 32.000,00 TL'nin faizi ile davalılardan müştereken ve müteselslen tahsilini talep etmiş; dava konusu Zurich Sigorta A.Ş'ye devir ve temlik edilmiştir. Davalı M.. A.. davayı kabul etmiş, diğer davalı S.. T.. ise olayda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın davalılardan M.. A.. yönünden kabulüne, diğer davalı S.. T.. yönünden ise davalının işlem nedeniyle bir kusurunun bulunmadığı, aracını devir ve temlik edip parasını aldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı T.. A.. vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı T.. A.. vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı T.. A.. vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, istek halinde aşağıda yazılı 518,80 TL harcın temyiz edene iadesine, 02/12/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞIOY- 6098 sayılı T.B.K 77/1 maddesinde "haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kişinin bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olduğu" düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta; davalılardan M.. A..'ın, diğer davalı S.. T..'dan satın aldığı aracın satış bedeli olan 32.000,00 TL, davacı bankanın dava dışı müşterisi Yavuz'un hesabından banka görevlilerinin el ve işbirliği ile davalı S.. T..'un İş Bankası'ndaki hesabına havale edilmiş, Davacı Banka tarafından, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanılarak haksız yere zenginleştiği iddiasıyla S.. T.. ve M.. A.. aleyhinde eldeki dava açılmış,Mahkemece davalı S.. T.. yönünden davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda yerel mahkeme kararı onanmıştır. Davalı S.. T..'un; sattığı aracın parasının hesabına gönderilmesi nedeniyle haksız zenginleşmediğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen karz, usulsüz tevdi ve vekalet sözleşmeleri ile benzerlik taşıyan, ancak saklama, yönetme ve gelir elde etme amaçları ile kendine özgü bir niteliği bulunan mevduat sözleşmesi ile kural olarak para veya şeyin mülkiyeti ödünç alana-müstevdiye-Bankaya geçmektedir. Somut olayda da, hesap sahibi dava dışı Yavuz olmakla birlikte, davalı S.. T..'un hesabına gönderilen paranın mülkiyet hakkı davacı Bankaya aittir. Davalı S.. T..'la aralarında satım ilişkisinin tarafı olan diğer davalı M.. A..'ın, gönderilen bu para üzerinde hiçbir hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Davalı Banka görevlilerinin el ve işbirliği içinde parayı davalı S.. T..'a göndermeleri, davalı M.. A..'ı para üzerinde hak sahibi kılmadığı gibi, davalı S.. T..'un bu durumu bilmemesi, iktirabının haklı sebebe dayandığını kabule elverişli değildir. Nitekim TBK 77. maddesi de, başkasının malvarlığından haklı sebep olmaksızın zenginleşmeyi haksız zenginleşme kabul etmiştir ki, davalı S.. T..'un iyi niyetle dahi olsa, hiçbir hukuki ilişkisinin bulunmadığı davacı Bankanın malvarlığından intikal eden para ile zenginleşmesi, haksız iktisap teşkil etmektedir. Bu durumda, davalı S.. T..'un da T.B.K 77 vd. maddesi hükümlerine göre sorumluluğu bulunmaktadır. Davalı S.. T..'un iyi niyetli olması, ancak T.B.K 79. vd maddelerinde düzenlendiği şekilde geri vermenin kapsamı ile giderleri isteme hakkı yönünden etkili olacaktır. Açıklanan nedenlerle, davacının, davalılardan S.. T..'la yönelik temyiz isteminin kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile bu yöne ilişkin temyiz isteminin reddine yönelik sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
3. Hukuk Dairesi, 2024/424 E., 2024/3991 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 77 üncü maddesi,
3. Hukuk Dairesi         2024/424 E.  ,  2024/3991 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2086 E., 2023/3127 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 35. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/595 E., 2022/88 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin mesul müdürlüğünü yaptığı ... Eczanesinin davalı Kurum sigortalılarına hizmet verdiğini, şikayet üzerine müvekkili hakkında Kurum Müfettişleri ve Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Mali Şube elemanlarınca inceleme ve araştırma başlatıldığını, yürütülen soruşturma neticesinde Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından müvekkili hakkında takipsizlik kararı verildiğini, bu karara Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itirazın da reddedilerek müvekkili hakkındaki kararın kesinleştiğini, buna rağmen davalı Kurumun 06.10.2006 tarihli yazısı ile müvekkili hakkında yaptırım uygulandığını, feshe konu protokol maddelerinin 2006 yılı Ek Protokolünde yaptırım sürelerinin üçer yıldan birer yıla indirildiğini, sözleşmenin feshine sebep olan reçetelerdeki ilaçların toplam bedelinin cüz'i bir para olduğunu, müvekkilinin böyle bir meblağ için bu denli ağır bir yaptırımı göze almasının hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, reçetelerin bedelinin Kurumdaki alacak hesabından kesildiğini, reçeteler üzerinde grafoloji uzmanı gibi sahtecilik araştırması yapmasını beklemenin anlamsız olduğunu ileri sürerek; Kurumca yapılan fesih işleminin haksızlığının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; 27.10.2004 tarihinde Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü elemanlarınca yapılan arama sırasında sigortalı veya hak sahiplerinde bulunması gereken Bağ-Kur Sağlık Karnelerinin davacıya ait eczanede bulunduğunu, davacı ile Kurum arasında yapılan sözleşmenin feshini gerektiren hususlar başlığını taşıyan (1.) maddesinin (h) bendi gereğince davacının 60 gün süre ile sigortalılara ilaç vermesinin durdurulduğunu, Kurum müfettişlerince yapılan soruşturma sonunda 2004 yılı Eczane Protokolünün (1.m) ve (1.n) maddeleri gereğince 10.10.2006 tarihinden itibaren davacı eczacının sözleşmesinin 6 yıl süreyle feshedildiğini, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2005/15793-8303 sayılı kararı ve Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/188 sayılı kararının sözleşmenin feshi ile ilgisi bulunmadığını, Kurumun fesih hakkının her zaman bulunduğunu, yapılan işlemde hukuka aykırılığın olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 06.09.2018 tarihli ve 2006/428 E., 2018/303 K. sayılı kararıyla; davacı tarafından yapılan bazı reçetelerdeki tarih değişikliği, bazı reçetelere ilaç eklenmesi, bazı reçetelerdeki ilaçların dozunun artırılması şeklindeki fiillerinin Ağır Ceza Mahkemesi tarafından alınan ve dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporu ile sabit olduğu, aksine delilin dosyaya yansımadığı, sözleşmenin 2004 Eczane Protokolünün (1.m) ve (1.n) maddeleri gereğince 10.10.2006 tarihinden itibaren 6 yıl süre ile feshedildiği, dosya incelendiğinde ibraz edilen Ek Protokolde bu maddelerde değişikliğin bulunmadığı, her ne kadar iğfal kabiliyeti bulunmuyor ise de; Medula sistemi gereği reçetelerin kurumca tek tek incelenmesinin mümkün olmayacağı, sondajlama usulü ile kontrol yapıldığı, şikayet üzerine bu durumun ortaya çıktığı, bu sebeple tahrifatlı reçetelerin Kuruma fatura edilerek haksız kazanç elde edildiği ve bu fiilin kasıtlı ve bilerek yapılmış olduğu, davacının hukuki sorumluluğun bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.02.2021 tarihli ve 2018/3371 E., 2021/438 K. sayılı kararıyla; "...Dava konusu kurum işleminin yerinde bulunup bulunmadığı, sözleşmenin feshinin unsurlarının oluşup oluşmadığı, ceza yargılaması sonucunda belli olacaktır. Hal böyle olunca, ceza davasının sonucunun HMK’nın 165 inci maddesi de gözetilerek bekletici mesele yapılması, ceza dosyası içerisindeki delillerin değerlendirilmesi ve hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi zorunludur. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Davanın esası ile ilgili bu deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle bir hüküm kurulması gerekir. Ayrıca, davacının dava konusu davalı Kurum işlemi nedeniyle sorumlu olduğu sonucuna varılması halinde de düzenlenen sonraki Protokol hükümlerinin değerlendirilerek, davacının lehine yapılan düzenlemelerin nazara alınması gerekmektedir." gerekçesiyle, kararın kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "..Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişi raporu ile davacı hakkındaki 6 yıl süre ile taraflar hakkındaki sözleşmenin feshinin protokol hükümlerine uygun olmadığı, diğer taraftan davacı hakkındaki Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/357 E. sayılı dosyasında beraat kararı verilmiş olduğu hususları birlikte değerlendirilmekle davanın kabulü ile, Kocaeli İl Müdürlüğünün 06.10.2006 tarihli ve 116252 yazı yazılı davacı taraf ile idare arasındaki sözleşmenin 6 yıl süre ile feshine ilişkin işlemin iptali ile talep doğrultusunda müspet ve menfi zararlara dair taleplerin saklı tutulmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesiyle, davanın kabulüne, Kurumun davacı taraf ile arasındaki sözleşmenin 6 yıl süre ile feshine ilişkin işlemin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; Kurum işleminin mevzuat ve sözleşmeye uygun olduğunu, işlemlerin dava dışı Kurum sigortalılarının doktora muayene olmadıklarına ve reçeteye konu ilaçları almadıklarına ilişkin beyanları esas alınarak yapıldığını, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu ve Mahkemece rapora yönelik itirazlarının giderilmediğini ileri sürerek; kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; "..Dosya içinde kısmen örneği bulunan Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/357 E.,2014/32 K. sayılı dosyasının incelenmesinde; içinde davacının da bulunduğu sanıklar hakkında, 2014 yılında resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu işledikleri iddiasıyla cezalandırılmaları istemi ile açılan kamu davası nedeniyle yapılan yargılama neticesinde, davacı sanık hakkında resmi belge sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmadığı, dolandırıcılık suçunu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesi ile 11.02.2014 tarihinde beraatine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme neticesinde sanık davacı hakkında sahtecilik suçu nedeni ile verilen beraat kararının onanmasına, dolandırıcılık suçunun ise zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile düşmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Mahkemece, dava konusu ihtilafın niteliğine uygun oluşturulan bilirkişi heyetinden alınan, taraf, Mahkeme ve kanun yolu denetimine uygun bilirkişi raporu esas alınarak, davacı hakkında, dava konusu, davalı Kurum işleminin dayanağı olan olaya ilişkin olarak açılan ceza yargılaması sonucu da gözetilmek sureti ile davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamıştır." gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 77 üncü maddesi, 2. 2004 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacıları Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokolün (1.m) ve (1.n) maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde; davacı eczacı aleyhine açılan resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçlarından yapılan yargılama neticesinde, davacı ... hakkında sahtecilik suçu nedeniyle verilen beraat kararının onanmasına, dolandırıcılık suçunun ise zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşmesine karar verildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. 2. 6098 sayılı Kanun’un 74 üncü maddesi hükmüne göre; ceza mahkemesince verilen beraat kararı;, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasları hukuk hakimini bağlamayacaktır. Ancak hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşıyacaktır. Bu doğrultuda maddi vakıanın tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlayıcı olup ceza mahkemesince bir maddi vakıanın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-92 E., 2018/1362 K. sayılı kararı). 3. Yukarıda yer verilen yasa hükmü uyarınca; davacının sanık olarak yer aldığı ceza yargılamasında, dava konusu reçetelerdeki tahrifatın, davacı ve çalışanları tarafından ya da onların dahli ya da kastı ile gerçekleştirildiğinin ve yapılan bu tahrifatların davacı eczacı ve çalışanlarının eli ürünü olduğunun somut olarak ispat edilemediği anlaşılmakla, davalı vekilin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.12.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Bir bilişim şirketi olan (A) ile tekstil firması (B) arasında, (A) tarafından geliştirilen özel bir tasarım yazılımının kullanım hakkının devrine ilişkin bir sözleşme yapılmıştır. Sözleşme bedeli ödendikten ve yazılım teslim edildikten bir süre sonra, (B) şirketinin imza yetkilisinin bu işlemi yapmaya ehil olmadığı ve bu durumun (B) şirketince bilindiği halde (A)'dan gizlendiği anlaşılmış ve sözleşmenin kesin hükümsüz olduğuna karar verilmiştir. Bu süre zarfında (B), yazılımı kullanarak önemli miktarda kâr elde etmiş, ancak yazılımın yurtdışına alt lisansını verme yönündeki kârlı bir fırsatı ise ihmal etmiştir. Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre, sözleşmenin hükümsüzlüğünü başından beri bilen ve bu nedenle kötü niyetli sayılan (B) şirketinin iade borcunun kapsamı hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Şirket (B), zenginleşmenin geri istenmesi anında elinde fiilen kalan kârı iade etmekle yükümlü olup, kötü niyeti sadece yaptığı faydalı masrafları istemesine engel olur.
B) Şirket (B), kötü niyetli olduğunun ispatlanması sebebiyle, fiilen elde ettiği kârların tamamını ve elde etmekten kaçındığı kabul edilen makul ölçüdeki ürünlerin bedelini de tazmin etmekle yükümlüdür.
C) Şirket (B)'nin iade borcu, yazılımın sözleşmede kararlaştırılan lisans bedeli ile sınırlıdır; zira sebepsiz zenginleşme, zenginleşenin malvarlığındaki artışla değil, hak sahibi olanın malvarlığındaki azalmayla ölçülür.
D) Şirket (B), elde ettiği kârları iade etmekle yükümlü olmakla birlikte, elde etmeyi ihmal ettiği ürünler varsayımsal bir nitelik taşıdığından, bunların tazmini ancak haksız fiile dayalı bir kusur ispatlanırsa talep edilebilir.
E) Şirket (B), kötü niyetli olduğu için yaptığı zorunlu masrafları dahi talep edemez ve ayrıca sebepsiz zenginleşme talebine ek olarak, Şirket (A)'nın ispat edeceği müspet zararlarını da tazmin etmek zorunda kalır.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol