Türk Borçlar Kanunu 78. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 78- Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin kapsamı
I. Zenginleşenin yükümlülüğü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/605 E., 2025/244 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
maddesi kapsamında “menfi tespit ve istirdat” davası niteliğinde olmadığı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 78. maddesi (BK’nın 62.
3. Hukuk Dairesi 2024/605 E. , 2025/244 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1722 E., 2023/2031 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/336 E., 2022/379 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının, davalı ... (KOSBİ) içinde bulunan fabrikasında doğal gazdan elde ettiği buharla elektrik ürettiğini, Organize Sanayi Bölgelerinde (OSB) doğal gaz, elektrik ve suyun yalnızca OSB'ler tarafından temin edildiğini, bunlara kâr payı ilave edilerek sanayi kuruluşlarına satıldığını, davacının da kullandığı doğal gazı davalıdan satın aldığını, davalının doğal gazı BOTAŞ'tan temin ettiğini; 24.09.2018 tarihinde 10.00 ila 16.00 saatleri arası süre için hatalı olarak satış bilgisinin girilmesi üzerine BOTAŞ tarafından davalıya 21.12.2018 tarihli KDV dahil 2.571.922,47 TL bedelli "Eylül 2018 revize doğal gaz bedeli" konulu faturanın kesildiğini, aynı tutarlı faturanın da davalı tarafından davacı adına kesildiğini, belirtilen tarihte elektrik satışı yapılmasının mümkün olamayacağını, nitekim o tarihteki ürettiği elektriğin tüketimini bile karşılamadığını, ihtirazı kayıtla fatura bedelini davalı OSB'ye ödemek zorunda kaldığını, ödeme sonrası davalıya BOTAŞ tarafından ödediği bedelin 2.120.000,00 TL'sinin faizsiz iadesi yönünde teklifte bulunulduğunu ancak kabul edilmediğini ileri sürerek; şimdilik 2.571.922,47 TL'nin ödeme tarihi olan 27.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili; davacının ticari amaçla elektrik ürettiğinden bahisle, davalının BOTAŞ tarafından adına kesilen faturayı haklı olarak davacıya rücu ettiğini, diğer sanayi kuruluşlarının elektrik tüketimlerinin davacıya yansıtıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davalı tarafından katılımcısı olan davacının haklarını gözetmek amacı ile BOTAŞ'a başvuru yapılmış ise de, BOTAŞ'ın 19.04.2019 tarihli 2488091 - 301.01.01- E. 2057193/15321 sayılı yazısı ile taleplerinin reddedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Fer'i müdahil vekili; davalı ile arasında 29.12.2018 tarihli doğalgaz alım satım sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme kapsamında davalının, BOTAŞ'ın müşterisi olarak doğal gaz satın aldığını, davacı tarafından, doğal gazdan üretilen elektriğin ticarete konu edildiğinin EPİAŞ tarafından bildirilmesi üzerine, BOTAŞ tarafından davalı adına "Elektrik üretim amacıyla doğal gaz fiyatı" üzerinden fatura düzenlendiğini, davacı ile BOTAŞ arasında herhangi bir akdi veya hukuki bir ilişkinin olmadığını, davalı tarafından gerçekleştirilen işlemlerin mevzuat ve sözleşme hükümleri çerçevesinde hukuka uygun olduğunu, herhangi bir kusuru veya sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi rapor ve ek raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğu, uyuşmazlık konusuna göre davalı taraf kayıtlarının incelenmesinin sonuca etkisinin bulunmadığı, davacı şirketin 24.09.2018 tarihinde EPİAŞ'a yapılan bildirimlerden basiretli tacir olarak sorumlu olduğu, KOSBİ'de bulunan diğer fabrikalarda üretilen elektrik enerjisinin ticari satışa konu edilmediği, satışa konu edilen ve bildirilen elektrik üretiminin yalnızca davacıya ait olduğu, buna göre düzenlenmesi gereken fark faturasının KDV dahil 451.559,60 TL olduğu, bu miktarın davacı tarafça 27.12.2018 tarihinde ödenen 2.571.922,47 TL'dan mahsubundan sonra bakiye 2.120.362,87 TL'den davalı tarafın, taraflar arasındaki "Kesintisiz Doğalgaz Satış Sözleşmesi" ve 27.12.2018 tarihli protokol kapsamında sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 2.120.362,87 TL nin 27.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri ile fer'i müdahil vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda herhangi bir takip prosedürü içerisinde ya da cebri icra tehdidi altında yapılmayan ödemelerin istirdadı isteminine ilişkin davacının talebinin, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72. maddesi kapsamında “menfi tespit ve istirdat” davası niteliğinde olmadığı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 78. maddesi (BK’nın 62. maddesi) kapsamında olduğundan, İİK'nun 72/7 maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin somut olaya uygulama imkanı bulunmadığı, derdestlik itirazına konu Yargıtay onama ilamı ile kesinleşen menfi tespit istemli İzmir 6 Asliye Ticaret Mahkemesindeki 2019/862 E., 2020/211 K. sayılı dava dosyası ile istirdat istemli işbu davanın dava konusu (talep sonucu) farklı olduğundan derdestlikten söz edilemeyeceği, davalının katılımcısı, buhar-proses elektrik üretim amaçlı doğal gaz kullanıcısı olan ve kojenerasyon tesisi bulunan dava dışı şirketler tarafından üretilen elektriğin, ticarete konu edildiği iddia ve ispat edilemediğine göre, söz konusu dava dışı şirketlere ait kojenerasyon tesisi tüketimlerinin tahakkuka esas alınmayacağına ve davacının uyuşmazlığa konu dönemdeki kendi doğal gaz tüketim miktarı ile sınırlı sorumlu olacağına, dava konusu alacağa ödeme tarihinden itibaren faiz uygulanacağına yönelik mahkeme kararının hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri ile fer'i müdahil vekili temyiz yoluna başvurmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; ürettiği elektriği kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığından üçüncü kişilere elektrik satışı yapılmasının mümkün olmadığını, ihtirazi kayıtla ödemiş olduğu 2.571.922,47 TL'nin tamamının faizi ile birlikte iadesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı vekili; tacir olan davacının basiretli iş adamı gibi davranmakla yükümlü olduğunu, derdestlik ve husumet itirazlarının bulunduğunu, hak düşürücü sürenin 1 yıl olduğunu, işlemiş faizi ile iadesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının ticari defterlerinin delil olamayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Feri müdahil vekili; davacının 2018 Eylül ayında doğal gazdan ürettiği elektriği ticarete konu ettiğinin sabit olduğunu, faize hükmedilemeyeceğini, hak düşürücü sürenin 1 yıl olduğunu, maktu karar ve ilam harcına hükmedilmesini, davanın tümden reddi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, doğal gaz satış sözleşmesi kapsamında ödenen fatura bedelinin istirdadı istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, özellikle aldırılan bilirkişi raporunun taraf, denetime elverişli olduğunun anlaşılmasına göre, davalı ve feri müdahil vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. Somut olayda; davacının Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi içerisinde bulunan tesislerinde doğal gazdan ısı ve elektrik enerjisi üretimi sebebiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan (EPDK) üretim lisansı aldığı, davacı şirketin elektrik üretiminde doğal gaz kullandığı, Organize Sanayi Bölgelerinde elektrik, su ve doğal gaz hizmetinin OSB tüzel kişiliği tarafından sağlandığı, bu amaçla davacı ile davalı arasında düzenlenen 30.12.2011 tarihli "Kesintisiz Doğal gaz Satış Sözleşmesinin" 12. maddesinde faturalandırmaların nasıl yapılacağının düzenlendiği, BOTAŞ tarafından 2018 yılında Ağustos ayında Doğal gaz Toptan Satış Tarifesinde "Kompozit Kullanım" adı altında yeni bir doğal gaz satış fiyatı düzenlendiği, Kompozit kullanıma esas fiyatın doğal gazdan üretilen elektriğin ticarete konu edilmemesi halinde geçerli fiyat olduğu, 2018 yılı Eylül ayı Doğal gaz Toptan Satış Tarifesi Uygulama Esaslarında elektrik üretim amaçlı doğal gazdan üretilen elektriğin ticarete konu edilmesi durumunda proses/buhar amaçlı doğal gaz tüketimine elektrik üretim amacı dışında geçerli olan doğal gaz satış fiyatının uygulanacağına ilişkin düzenleme yapıldığı, KOSBİ bölgesi için BOTAŞ'tan tek bir noktadan doğal gaz satın alınıp bu doğal gazın her bir firmanın sayaçları ile KOSBİ tarafından ölçüldüğü, KOSBİ içinde davacı şirket dışında diğer 4 şirketin tesislerinde proses/buhar kullanımı ile birlikte kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere elektrik üretim tesisleri bulunduğu, davacı şirketin EPDK'dan 17.04.2014 tarihinde EÜ/4969-51/02751 nolu üretim lisansı aldığı, davacı şirket ile EPİAŞ arasında 01.09.2015 tarihli "Piyasa Katılım Anlaşması" yapıldığı, Kompozit Doğal gaz Tarifesinin yürürlüğe girmesinden sonra doğal gazdan elektrik üreten şirketlerin ürettikleri elektriğin ticari satışa konu edilip edilmediğinin tespitinin Epiaş tarafından yapıldığı, ticari satışa konu edilmesi halinde bu bilgilerin EPİAŞ tarafından BOTAŞ'a bildirildiği, BOTAŞ tarafından kompozit tarife yerine daha yüksek olan elektrik üretim amaçlı doğal gaz tarifesinde fatura edilmesinin kararlaştırıldığı, EPDK'dan üretim lisansı alan üretim tesislerinin bir gün sonrası için ne kadar enerji üreteceklerini ve bu elektrik enerjisini hangi fiyattan sisteme satacaklarını EPİAŞ'a bildirdiği, davacı şirket ile CK Enerji Ortaklığı Toptan Elektrik Satış A.Ş. arasında ikili anlaşma bulunduğu, "Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği"nin 88/6 maddesinde Piyasa katılımcıları tarafından PYS aracılığıyla yapılan uzlaştırmaya esas ikili anlaşma bildirimlerinin faturaya esas resmi değerler olarak kabul edileceğinin düzenlendiği anlaşılmıştır.
3. Buna karşılık davacı vekili, EPİAŞ'a bir gün öncesinden bildirilmesi gereken elektrik alım bilgisinin taraflarınca hatalı olarak elektrik satımı olarak girişinin yapıldığını, akabinde bu hususun gerekli yerlere bildirildiğini, yapılan görüşmeler neticesinde bir sonuç alınamadığını, ihtirazi kayıtla faturayı ödemek zorunda kalarak işbu davayı açtıklarını beyan etmiştir.
4. Mahkemece aldırılan 28.06.2021 ve 06.12.2021 tarihli bilirkişi raporlarında; ticari defterlerinin yasal mevzuata uygun olduğu, satış gelirlerinin incelenmesinde elde edilen herhangi bir satış gelirinin olmadığı, zaman zaman ikili anlaşma ile enerji satışının yapıldığı CK Enerji Ortaklığı Toptan Elektrik Satış A.Ş. adına düzenlenen fatura bulunmadığı, EPİAŞ'tan gelen kayıtlar incelendiğinde, davacının 24.09.2018 günü 10.00 ile saat 16.00 arasında sisteme toplam 16,8 MWh enerji satışı girilmiş olmasına karşılık; bu süre içerisinde Enterkonnekte sisteme verilen toplam enerji miktarının (Uzlaştırmaya Esas Veriş Miktarının): 7,2421 MWh olduğu, buna karşılık aynı saatler içerisinde davacı tarafından Enterkonnekte sistemden çekilen toplam enerji miktarının (Uzlaştırmaya Esas Çekiş Miktarının) : 31,63 MWh olduğu, yani satış bildirimi yapılan 10.00 ila 16.00 saatleri arasında sisteme net enerji verilmediği gibi sistemden 31,63 - 7,2421 -=24,3879 MWh net enerji çekildiği, 24.09.2018 tarihinde davacının sisteme verdiği enerjinin, sistemden çektiği enerjiden daha az olması, yani satışın fiili olarak gerçekleşmemesi dikkate alındığında, ayrıca her ne kadar BOTAŞ'ın tek noktadan KOSBİ'ye satış yapması muhatabının KOSBİ olmasına rağmen, tek bir firma tarafından yapılmış ihlalin ya da hatalı girişin olduğu açık iken, fark faturasının KOSBİ bünyesinde yer alan diğer firmalara ait (toplam beş adet firma) kojenerasyon tesislerinin tüketiminin toplamına göre tahakkuk ettirilmesinin orantısız bir işlem olduğu, buna göre dava konusu ihtirazi kayıtla ödenen 2.571.922,47 TL fatura bedelinin tamamının iadesi gerekeceği şeklinde görüş bildirilmiştir.
5. İlk Derece Mahkemesince, hatalı giriş sebebiyle basiretli tacir gibi davranmak zorunda olan davacı şirketin sadece kendi hatası sebebiyle sattığı iddia edilen 451.559,60 TL fark faturasından sorumlu olduğundan bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6. Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; davacının sisteme maddi hata sonucu elektrik satım bilgisi girdiği kabul edilerek davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken, davacının basiretli tacir olduğu yönündeki yanılgılı değerlendirmeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekili ile fer'i müdahil vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Davacı tarafça temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz eden davalı ve fer'i müdahile yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi, 2017/34243 E., 2020/8792 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk (İş) Mahkemesi
tam metni aç
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 62.maddesi (6098 sayılı TBK.'nın 78. maddesi) gereğince, borç olmayanı rızası ile ödeyen kimse yanlışlığa düştüğünü ispat ettiği takdirde ödediğini geri isteyebilir.
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2017/34243 E. , 2020/8792 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davalının ... 16. İş Mahkemesinde müvekkili kurum aleyhine alacak davası açtığını, söz konusu davanın yargılama aşamasında davalının alacağının bulunmadığı aksine kurumun haksız ödeme nedeniyle alacaklarının bulunduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiğini beyanla davalıya yapılan fazla ödemenin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın haksız ve yasal dayanakta yoksun olduğunu, ... 16. İş Mahkemesinde açtığı ücret, tediye, ikramiye, kıdem terfileri ile grup ve pozisyonlara getirilen zamların eksik uygulanması nedeniyle alacak davasının halen derdest olduğunu, davacı tarafın bu davaya dayanarak ve bilirkişi raporu ile tamamlanmamış yargılama aşamasındaki alacak veya borçtan bahsetmenin mümkün olmadığını, davacı tarafın neye dayanarak talepte bulunduğu hususunu belirtmediğini, ayrıca alacağın zaman aşımına uğradığını, davacı kurumun davalı işçiye göre hesaplamaya ilişkin üstün donanımı ve ödeme miktarının belirlenmesinde uzmanlığının tartışmasız olduğunu, işçinin iyi niyetli olduğunu ve davacı kurumun zarara katlanması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davalı işçi yönünden dosyaya yansımış veya iddia edilmiş herhangi bir kötü niyet, aldatma eylemi, korkutma, hile veya tehdit gibi bir durum söz konusu olmadığı, kaldı ki davalı işçi ücret farkı alacaklarına ilişkin davayı açmış olması nedeniyle hayatın olağan akışına göre kendisine ödenen ücretlerine ücret ve tediye farkı gibi ödemelerin yapıldığından bile haberinin olmasının mümkün olmadığı, kendisine fazla ödemenin yapılmış olmasını bilmesinin ise daha evveliyetle mümkün olmadığı bu nedenle mahkeme kanaatine göre davalı işçinin kendisine yapılmış olan fazla ödemeler konusunda tamamen iyi niyetli olduğunun kabul edildiği, yine davalı işçinin iş akdi ile daimi kadroda davalı kurumda uzun yıllardan beri çalıştığı ve halende çalışmaya devam ettiği, işçi olması nedeniyle iş hukuku kuralları gereğince zayıf konumda bulunduğu ve korunması gerektiği, davacı kamu kurumunun ise Türkiye çapında örgütlenmiş uzun yıllardır işçi sayısının fazlalığı teknik, sosyal ve ekonomik imkanlarının fazlalığı bu nedenle gerek işçi gerekse memur personelinin sayısının yeterliliği ve uzman personelinin de yeterli bulunması dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu bordrosu hazırlama, maaş zamlarının hesaplanması konularında yeterli kadrosu bulunduğu şayet fazla hesaplama olduğu sabit olsa bile bu hatanın işçinin kusurundan ve hatasından kaynaklandığının dosyada ispatlı bulunmadığı, işçi iyi niyetli olduğundan sebepsiz zenginleşme kurallarına göre de yapılan fazla ödemelerin geri istenme olanağının da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Davada, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıya fazla ödenen miktarın tahsili talep edilmektedir.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 62.maddesi (6098 sayılı TBK.'nın 78. maddesi) gereğince, borç olmayanı rızası ile ödeyen kimse yanlışlığa düştüğünü ispat ettiği takdirde ödediğini geri isteyebilir. Bu maddede belirtilen yanlışlık eda ile ilgili olup edada bulunanda bağışlama irade ve arzusunun bulunmadığını gösteren bir yanılmadır. Başka bir deyişle, davacı idarenin tahakkuk memuru hataya düşmeseydi, davalıya edada bulunmayacağı anlamına gelmektedir.Hukuk Genel Kurulu'nun 05.12.1984 tarih, 1982/13; 387 esas - 1984/997 karar sayılı kararı ile herhangi bir şart tasarrufa dayanmayan salt hatalı ödemelerin idare tarafından Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebileceği açıklanmıştır.
Bu durumda, mahkemece; ... 16.İş Mahkemesinin 2009/390 esas sayılı dosya içeriği, bu dosyada yer alan bilirkişi raporları, ayrı ayrı denetime tabi tutularak ayrıca uyuşmazlığın çözümü için eksik olan belgeler var ise bunlarda dosya arasına alınarak, davalıya fazla ödeme yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve fazla ödeme yapılmış ise bu miktarın hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, 06/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2018/4855 E., 2019/8655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunun 77 - 82. maddeleri gereğince, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
3. Hukuk Dairesi 2018/4855 E. , 2019/8655 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasında davanın reddine dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra , dosya içerisindeki betün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; kendilerine ait bağımsız bölümlerin de bulunduğu binanın kentsel dönüşüm kapsamında yıkılarak yeniden inşa edildiğini, bu kapsamda 02/04/2014 tarih ve 07745 yevmiye numarası ile kayıtlı düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığını; sözleşme uyarınca "eski daire maliklerinin oturduğu dairenin yerini alacağının, katlardaki daire paylaşımının ise eşite yakın metrakarelerde yapılacağının" kararlaştırıldığını; binaya ait yapı kullanım izin belgesinin 31/12/2015 tarihinde alındığını, dairelerin teslimiyle birlikte bağımsız bölümler arasında gerek metrekare gerekse oda sayısı bakımından eşitsizlik meydana getirildiğini, önceden ise aynı katta bulunan dairelerin, metrekare, oda sayısı ve diğer unsurlar yönünden birebir aynı olduğunu; yeni bina için hazırlanan 26/11/2015 tarihli değerlendirme raporu ile eski daire maliklerine ait dairelerin aynı oranda değerlenmediğinin görüldüğünü, bu orantısız değerlendirme nedeniyle bağımsız bölüm maliklerinden davalıların sebepsiz zenginleştiklerini; davaya konu binada keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle hangi dairede ne miktarda sebepsiz değer artışı olduğunun tespit edilebileceğini, davalıların tespit edilecek bedelden sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.200,00 TL nin davalıların her birinden sorumlu oldukları miktarla sınırlı olmak üzere faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalılar; davaya konu binanın öncesinde 1969 yılında bir kooperatif tarafından yapıldığını, yaklaşık 50 yıl boyunca binaya herhangi bir tadilat yapılmaması nedeniyle çürük raporu verildiğini ve yıkım kararı alındığını; tüm kat maliklerinin bir araya gelerek dava dışı yüklenici ...ile aralarında ... 7. Noterliği'nin 02/04/2014 tarih, 07745 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını; sözleşmenin davaya dayanak oluşturan 6. maddesi incelendiğinde, katlardaki metrekare paylaşımlarının eşite yakın metrekarelerde olacağının kararlaştırıldığını, sözleşme uyarınca bahse konu edimi yerine getirecek olan kişinin yüklenici olduğunu, yükleniciye verilen genel vekaletname uyarınca projenin çizdirildiğini, ilgili belediyeye tasdik ettirildiğini, birçok arsa sahibinin projeden haberinin olmadığını, kaldı ki bahse konu sözleşme maddesinden dairelerin eşit metrekarelerde olması gerektiğine dair bir anlam da çıkarılamayacağını; sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olmadığını, kendilerine karşı dava açılamayacağını , yüklenici ile yapılan sözleşmede aynı tarafta bulunduklarını, sözleşmeye aykırılıktan ötürü yükleniciye karşı dava açılması gerektiğini savunarak; davanın reddini istemişlerdir.
İlk Derece Mahkemesince; taraflarca imzalanmış kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile her bir kat malikine ve yükleniciye verilecek dairelerin tarafların hür iradeleri ile belirlendiği, sözleşmenin rızai taksimi içerdiği, rızai taksimde paylaşanların birbirine karşı azlık ve çokluk ileri süremeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; yeni yapılacak inşaatla ilgili olarak taraflar ile dava dışı yüklenici arasında, ... 7. Noterliğinin 02/04/2014 tarih ve 7745 yevmiye nolu düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı inşaat sözleşmesi imzalandığı, bu nedenle hukuki sebepten yoksun bir kazandırmadan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.
Kentsel dönüşüm; zaman içinde yıpranan, eskiyen, atıl kalan ve şehrin dokusuna uygun düşmeyen yapıların bulunduğu alanların sosyal ve ekonomik nedenler göz önüne alınarak ıslah edilmesi, değiştirilmesi ve yenilenmesi uygulamasıdır.
Kentsel dönüşüm uygulamalarına ilişkin temel mevzuat haline gelen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunu'nun amacı , aynı Kanununun 1. maddesinde açıkça ifade edilmiş olup; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun , sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme , tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir.
6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; bir taşınmaz üzerindeki riskli yapının yıkılması durumunda söz konusu taşınmaz arsa haline gelir. Ayrıca arsa haline gelen bu taşınmazda önceden kurulmuş olan kat irtifakı ve kat mülkiyeti , Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğü tarafından resen terkin edilir.
Riskli yapının yıkılması ile birlikte arsa haline gelen taşınmaz hakkında, yapı maliklerinin yüklenicilerle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri yapmaları mümkündür.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, yüklenicinin finansı kendisi tarafından sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapımı işini üstlendiği, arsa malikinin ise bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşme olarak tanımlanabilir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri düzenlenilirken mülkiyet hakkının korunması temel amaç edinilmelidir. Kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma imkanı tanıyan ayni bir hak niteliğinde olan mülkiyet hakkı, sahibine en geniş kapsamlı yetkileri verir.Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanunla değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Kentsel dönüşüm kapsamında yıktırılan binanın yerine yenisinin yapılması kararının verilmesi durumunda, bina maliklerinin sahip olduğu pay oranlarının orantısız biçimde azaltılması mülkiyet hakkını zedeleyecektir. Yıkılacak bina ile yapılacak bina karşılaştırılmalı, uygun düştüğü ölçüde yapı maliklerinin bağımsız bölümlerinin konum, katı, büyüklüğü ve diğer özellikleri muhafaza edilmelidir. Aksi durumda tarafların sebepsiz zenginleşmesine yol açacaktır.
Türk Borçlar Kanunun 77 - 82. maddeleri gereğince, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
Sebepsiz zenginleşme kurumunun amacı, haksız değer kaymalarının önlenmesi olup, tam bir eski hale getirme özelliği taşımaktadır.
Somut olayda; yapı maliki tarafların, ana taşınmazı kentsel dönüşüm kapsamında yıktırarak yeniden inşa edilmek üzere dava dışı yüklenici ile anlaştıkları, bu kapsamda taraflar ile dava dışı yüklenici arasında 02/04/2014 tarih ve 07745 yevmiye numaralı " düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin " imzalandığı; sözleşmenin 5. maddesine göre, toplam 18 daire yapılacağı, bunun 6 sının müteahhite, kalan 12 dairenin ise daire sahiplerine verileceği, herkesin oturduğu dairenin yerini alacağı, en üst kat 4 daire ile onun altındaki ön tarafa bakan 2 dairenin ise müteahhitin olacağı ; 6. maddesinde ise, katlardaki daire paylaşımlarının eşite yakın metrekarelerde yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davacılar, binanın yıkılarak yeniden inşa edilmesiyle birlikte, bağımsız bölümler arasında sebepsiz zenginleşme neticesi doğuracak şekilde açık bir eşitsizlik meydana geldiği , dairelerin gerek oda sayısı, gerekse metrekare ve diğer unsurlar yönünden birbirinden farklı olduğu, bunun sonucunda dairelerin orantısız olarak değerlendiği, davalıların kendileri aleyhine sebepsiz zenginleştikleri iddiasında bulunmuş; keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle hangi dairede ne miktarda sebepsiz değer artışının meydana geldiğinin tespit edilebileceğini belirterek, bu hususta bilirkişi ve keşif deliline dayanmışlardır. Buna rağmen, İlk Derece Mahkemesince; taraf delilleri değerlendirilmeksizin, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın karar verildiği anlaşılmıştır.
Davalıların sebepsiz zenginleşip zenginleşmedikleri hususunun irdelenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmektedir.
Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vermelidir. (HMK m. 266 )
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; taraflar ve dava dışı yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, sözleşmeye ait mimari proje , tapu kayıtları dikkate alınarak, üç kişilik konusunda uzman bilirkişi heyeti refakatinde, taşınmaz mahallinde keşif icra edilip, tarafların arsa payları ve taraflara ait bağımsız bölümlerin yapı kullanım izin belgesinin alındığı tarihteki değerleri de gözetilerek , davalıların sebepsiz zenginleşip zenginleşmedikleri hususunda, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371. Maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2016/18580 E., 2018/4504 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 8.575,62 TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
3. Hukuk Dairesi 2016/18580 E. , 2018/4504 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli iken Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu geçici 32. maddesi kapsamında araştırmacı kadrosu ile ... İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığını, davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 dönemleri arasında mevzuata aykırı olarak 375 sayılı kanunun ek 9. Maddesi uyarınca verilen ek ödemenin üzerinde olacak şekilde 209 sayılı kanunun 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yeralan ve anılan kanun kapsamında döner sermaye gelirinden fazla ödeme yapıldığını, davalıya fazla ödenen 8.575,62 TL’nin geri ödemesi için yapılan ihtara rağmen ödeme yapmadığını, bunun üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız bir şekilde itiraz ederek takibi durdurduğunu, ... 8. İcra Müdürlüğü'nün 2013/11211 esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; aynı konuyla alakalı idari yargıda dava açtığını bu davanın bu sebeple usulden reddi gerektiğini, 926 sayılı kanunun geçici 32.maddesi uyarınca göreve başlayan kişilerin fiilen çalışmalarının karşılığı olarak ek ödemelerin ödenmeyeceği gibi yine 209 sayılı kanunda da bu durumdaki kişilere döner sermaye gelirlerinden yapılması gereken ek ödemelerin yapılmamasına yönelik bir düzenlemede bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 dönemleri arasında 375 sayılı kanunun ek 9. Maddesi uyarınca verilen ek ödemenin üzerinde olacak şekilde 209 sayılı kanunun 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yeralan ve anılan kanun kapsamında mevzuata aykırı olarak döner sermaye gelirinden 8.575,62 TL fazla ödeme yapıldığı, davalının bu miktarda davacı aleyhine sebepsiz zenginleştiği, sebepsiz bu zenginleşmenin giderilmesine yönelik olarak davacı tarafça davalı aleyhine ... 8. İcra Müdürlüğü'nün 2013/11211 esas sayılı takip dosyası üzerinden yürütülen takipte hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalının itirazının iptalinin gerektiği, takip konusu alacağın likit miktarı belli bir alacak olması sebebiyle davalının takip konusu asıl alacak miktarı olan 8.575,62 TL'nin %20 si oranında icra inkar tazminatı ile mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
10.03.2011 tarih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu'nun 10. maddesi (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na, Yüksek Askeri Şura kararlarıyla TSK'dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkanı getirilmek amacıyla, eklenen Geçici 32. maddesi (d) bendi, "Bu fıkranın (c) ve (ç) bentleri kapsamında olanlardan hâlen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışanlardan isteyenler, bu madde uyarınca ihdas edilen araştırmacı kadrosuna kurumlarınca atanırlar ve bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler. Kamu kurum ve kuruluşları bu durumdaki personele ilişkin bilgileri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. "şeklinde düzenlenmiştir.
...'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik temel esaslar başlıklı 5. maddesi 1. fıkrası (b) bendinde "Ek ödeme, personelin kurum ve kuruluşlarda fiilen katkı sağladığı sürece verilebilir..." denilmekte olup devam eden fıkralarında personelin çalıştığı hastane, çalışma şekli, görevlendirilme süre ve şekli, tabiplerde branş, hastane hizmet puanı, kadro-ünvan katsayısı, performans puanı gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi ile ek ödeme miktarının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacı bakanlık, ... İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde araştırmacı kadrosu ile görev yapmakta olan davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 tarihleri arasında yapılan döner sermaye ek ödemelerinin iadesini talep etmektedir. Mahkemece, bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 8.575,62 TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
...'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesine göre döner sermaye ek ödemesi tüm personele aynı miktar ve şekilde olmayıp belirli esas ve kriterlere tabi olduğu gibi 926 sayılı kanunun geçici 32.maddesi uyarınca göreve başlayan kişilerin fiilen çalışmalarının karşılığı olarak ek ödemelerin ödenmeyeceği gibi yine 209 sayılı kanunda da bu durumdaki kişilere döner sermaye gelirlerinden yapılması gereken ek ödemelerin yapılmamasına yönelik bir düzenlemede bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre; dosya içerisinde bulunan ek ödeme bordrolarının davalıya yapılan ödemeleri göstermekte ve bu konuda itiraz yok ise de bu ödemelerin davalının görev yaptığı kadroya göre fiili çalışmalarının karşılığı olarak ödenip ödenmediği ve fiili hizmet süresinin ödeme ve miktarında etkili olup olmadığı araştırılması gerekmekte iken mahkemece yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edilmesi isabetli olmamıştır.
O halde; mahkemece konusunda uzman bilirkişiden, talep edilen ek ödemenin iadesinin gerekip gerekmediği hususunda denetime elverişli gerekçeli ve yeterli rapor alınması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2016/16593 E., 2017/1234 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi kapsamında “menfi tespit ve istirdat” davası niteliğinde olmadığı; Türk Borçlar Kanunu’nun 78. maddesi (BK’nın 62.
4. Hukuk Dairesi 2016/16593 E. , 2017/1234 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 16/12/2014 gününde verilen dilekçe ile sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25/02/2016 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, menfi tespit ve haksız ödenen paranın istirdadı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile davalı idareye haksız olarak ödenen misafirhane masraf ve giderlerinin ödeme tarihlerinden itibaren işlemiş yasal faiziyle birlikte istirdadı isteminde bulunmuştur.
Davalı, cebri icra yapılmadığı gibi davacıya borçlu olmadığı bir meblağın ödettirilmesinin de söz konusu olmadığını, davacının oturduğu lojman giderlerinin kendisinden tahsil edildiğini, 2009 yılında yapılan denetlemelerde 2003-2009 yılları arası misafirhanenin lojman olarak kullanıldığı tespit edilerek lojman kirası, elektrik ve su giderlerinin ödenmemesi nedeniyle kamu zararı çıkarıldığını, davacının ödediği meblağın hukuki dayanaktan yoksun olmadığını, İİK’nın 72. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının 2009 yılından bu yana ödediği taksitler için istirdat davası açamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamından, davacı her ne kadar menfi tespit ve yaptığı ödemelerin istirdadını istemiş ise de, davacının yaptığı ödemelerin herhangi bir takip prosedürü içerisinde ya da cebri icra tehdidi altında yapılmadığı, buna göre davacının talebinin İİK’nın 72. maddesi kapsamında “menfi tespit ve istirdat” davası niteliğinde olmadığı; Türk Borçlar Kanunu’nun 78. maddesi (BK’nın 62. maddesi) kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Ödeme tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 62. maddesinde “Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlaki bir vazifeyi ifa için verilen şey, geri alınamaz.” denilmektedir.
Mahkemece, öncelikle davalının zamanaşımı itirazı tartışılmadan işin esası hakkında karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına 01/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Tekstil A.Ş., Kumaş Ltd. Şti.'den ticari bir işlem kapsamında aldığı mal karşılığında 50.000 TL borçlanmıştır. Borç 15 Mart 2010 tarihinde muaccel olmuştur. Tekstil A.Ş., muhasebe kayıtlarındaki bir karışıklık nedeniyle, 10 yıllık genel zamanaşımı süresi dolduktan sonra, 20 Nisan 2022 tarihinde bu borcu Kumaş Ltd. Şti.'ne ödemiştir. Ödemeden bir ay sonra hatasını fark eden Tekstil A.Ş., borcun zamanaşımına uğramış olması sebebiyle "borçlu olmadığı bir edimi hataen ifa ettiğini" ileri sürerek ödediği paranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi için dava açmıştır. Olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Tekstil A.Ş., borçlu olmadığını bilerek değil, kendisini borçlu sanarak ödeme yaptığından, TBK m. 78/1 uyarınca hataen yapılan bu ödemenin iadesini talep etme hakkına sahiptir.
B) Kumaş Ltd. Şti.'nin malvarlığındaki artış hukuki bir sebepten yoksun olduğundan, bu zenginleşmeyi öğrendiği tarihten itibaren kötü niyetli sebepsiz zenginleşen sayılır ve aldığı parayı faiziyle birlikte iade etmekle yükümlüdür.
C) Zamanaşımına uğramış borcun ifası, eksik borcun yerine getirilmesi olup geçerli bir hukuki sebebe dayandığından, bu ödeme geri istenemez.
D) Borçlu, ödeme yapmakla zamanaşımı def'inden zımnen feragat etmiş olsa da, bu feragat iradesi hataya dayandığı için geçersizdir ve bu nedenle ödenen paranın iadesi gerekir.
E) Zamanaşımı, alacak hakkını dava edilebilirlik vasfından yoksun bıraktığından, alacaklının bu ödemeyi kabul etmesi sebepsiz zenginleşme teşkil etmez; ancak borçlunun hatası esaslı olduğundan irade bozukluğu hükümlerine göre ödemenin iptali mümkündür.
Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.