Türk Borçlar Kanunu 80. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 80- Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir.
C. Geri istenememe
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
8. Hukuk Dairesi, 2016/11625 E., 2020/32 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Geri verme borcunun konusu ve kapsamı; TBK'nin 79 ve 80. maddelerinde "aynen geri verme ilkesi"ne göre düzenlenmiştir.
8. Hukuk Dairesi 2016/11625 E. , 2020/32 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Harici Satıma Dayalı Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, davalılardan ... ile diğer davalıların murisi ...'ın 16.11.1999 tarihinde sözleşme ile gayrimenkul sattıklarını, davacının güven çerçevesinde harici satım sözleşmesi ile aldığı evin bedelini ödediğini, aradan 16 yıl geçmesine rağmen davalı tarafların evin devrini yapmadığını açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalarının kabulüne, satış bedelinin denkleştirici adalet kuralına göre dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan ..., satışa konu taşınmazın 102 nolu parsel olduğunu, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Diğer davalılar ... ve ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapulu taşınmazların satışının resmi şekilde tapudan yapılabileceği, taraflar arasında yapılan adi yazılı satış sözleşmesi ile bu işlemin mümkün olmadığı, davacı tarafça satış bedelinin kendiside yapılan sözleşme üzerinden 10 yıllık zamanın geçtiği ve davalı tarafça zamanaşımı definde bulunulması sebebi ile zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımından reddine karar vermiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satış sözleşmesine dayalı bedel talebine ilişkindir.
6098 sayılı TBK'nin mad. 77/1'e göre; zenginleşen başkasının malvarlığından veya emeğinden haklı bir sebep olmaksızın elde ettiği zenginleşmeyi geri vermek zorundadır. Geri verme borcunun konusu ve kapsamı; TBK'nin 79 ve 80. maddelerinde "aynen geri verme ilkesi"ne göre düzenlenmiştir.
Sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan ve tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı geri verme borcu altındadır.
Yine aynı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
İki yıllık zaman aşımı süresi, hak sahibinin, mal varlığındaki eksilmeye yol açan işlemi ve sebepsiz zenginleşeni tam olarak öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ondan önceki noksan bilgiler ve tahminler bu sürenin başlangıcına esas olamaz.
Zamanaşımı maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i ve savunma aracı olup, yazılı yargılama zamanaşımı itirazında bulunulmuş olup, bu hususta uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı bu tür davalarda öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı ise kamu kurum ve kuruluşları açısından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.09.1987 tarihli ve 1987/9-68 Esas, 1987/618 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı gibi, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya (istirdada) hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir.
Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır (Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, s.1761; Von Tuhr: Borçlar Hukuku (C.Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:1-2, s.688 vd.; Canbolat: Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki Sonuçları, EÜHF Dergisi, Cilt:III, Sayı:1, Kayseri 2008, s.255 vd.).
Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hakim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz ( BK mad.140, TBK mad.161).
Maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i ve savunma aracı olan zamanaşımının yargılamanın hangi aşamasında ileri sürülmesi gerektiği konusunda ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Zamanaşımı, Kanun'da (HUMK mad. 187, HMK mad. 116) sınırlı olarak sayılan ilk itirazlardan olmadığından cevap dilekçesi ile ileri sürülme zorunluluğu bulunmamaktadır. İlk itirazların karşı taraf muvafakat etse bile esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülmesi mümkün değildir. Buna karşın, esasa cevap süresi geçirilse bile zamanaşımı def'i ileri sürülebilir. Ne var ki bir savunma aracı olan zamanaşımı def'inin, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar ileri sürülmesi gerekmektedir. Bu ana kadar ileri sürülmeyen zamanaşımı def'inin sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde olacağından, mahkemece dikkate alınabilmesi davacının itirazı ile karşılaşmaması koşuluna bağlıdır.
Öğreti ve uygulamada “savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı” olarak adlandırılan bu yasak, davalının savunmasında ileri sürdüğü olgular, istemler ve itirazlarını sonradan genişletmesi ya da değiştirmesinin mümkün olmaması demektir. Kanunda gösterilen istisnalar dışında davacı davasını genişletip değiştiremeyeceği gibi davalı da savunmasını genişletip değiştiremez. Bu yasak, usul hukukunda benimsenen teksif ilkesinin önemli bir sonucu olup, bu yasağın hangi anda başladığını belirlemek için yasal düzenlemelere bakmak gerekmektedir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı 141. maddede hüküm altına alınmış olup, anılan maddede;
"(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." düzenlemesine yer verilerek, yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır.
Bu düzenlemede, yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin teatisi (verilmesi) aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir. Şayet davacı ön inceleme duruşmasına mazeretsiz olarak gelmezse davalı yine savunmasını serbestçe (davacının muvafakati aranmaksızın) değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra ise iddia veya savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasaktır. Bu yasağın istisnaları yine maddenin son fıkrasında açıklanmış ve karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah suretiyle iddia ve savunmanın genişletilip, değiştirilebileceği kabul edilmiştir.
Belirtmek gerekir ki 6100 sayılı HMK'nin sistematiği içerisinde; tahkikat aşamasına geçilmeden önce tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlık konularının çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılması hedeflenmiştir.
Tüm bu açıklamalar kapsamında uyuşmazlığa dönülecek olursa, davaya yasal süresi içerisinde cevap vermemiş olan davalının süresinden sonra vereceği cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'inde bulunabilmesi ancak davacının muvafakat etmesi ile mümkündür. Aksi halde savunmanın genişletilmesi itirazı ile karşılaşan zamanaşımı def'ine değer verilemez. HUMK'un 202. maddesi uyarınca davacının açık ya da zımni muvafakati yeterli iken, 6100 sayılı HMK'nin yürürlüğünden sonra tarafların açık muvafakati olmadığı sürece iddia ve savunma genişletilemeyeceğinden, davacının açık muvafakati olmadığı sürece zamanaşımı savunması dikkate alınamaz.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava dilekçesinin davalı ...'a 29.06.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı ...'ın 28.07.2015 havale tarihli dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunduğu, davalı ...'in HMK'nin 127/1'de düzenlenen iki haftalık cevap dilekçesi verme süresinden sonra zamanaşımı itirazında bulunduğu, diğer davalıların zamanaşımı definde bulunmadığı, zamanaşımının resen gözönünde bulundurulamayacağı, HMK'nin 141 maddesi gereğince davacının zamanaşımı define açık muvafakatı olmadığı anlaşıldığından, taraf delilleri toplanarak sonucu doğrultusunda karar verilmesi gerekirken zamanaşmından davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 13.01.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2018/4855 E., 2019/8655 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunun 77 - 82. maddeleri gereğince, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
3. Hukuk Dairesi 2018/4855 E. , 2019/8655 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasında davanın reddine dair verilen hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra , dosya içerisindeki betün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; kendilerine ait bağımsız bölümlerin de bulunduğu binanın kentsel dönüşüm kapsamında yıkılarak yeniden inşa edildiğini, bu kapsamda 02/04/2014 tarih ve 07745 yevmiye numarası ile kayıtlı düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığını; sözleşme uyarınca "eski daire maliklerinin oturduğu dairenin yerini alacağının, katlardaki daire paylaşımının ise eşite yakın metrakarelerde yapılacağının" kararlaştırıldığını; binaya ait yapı kullanım izin belgesinin 31/12/2015 tarihinde alındığını, dairelerin teslimiyle birlikte bağımsız bölümler arasında gerek metrekare gerekse oda sayısı bakımından eşitsizlik meydana getirildiğini, önceden ise aynı katta bulunan dairelerin, metrekare, oda sayısı ve diğer unsurlar yönünden birebir aynı olduğunu; yeni bina için hazırlanan 26/11/2015 tarihli değerlendirme raporu ile eski daire maliklerine ait dairelerin aynı oranda değerlenmediğinin görüldüğünü, bu orantısız değerlendirme nedeniyle bağımsız bölüm maliklerinden davalıların sebepsiz zenginleştiklerini; davaya konu binada keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle hangi dairede ne miktarda sebepsiz değer artışı olduğunun tespit edilebileceğini, davalıların tespit edilecek bedelden sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.200,00 TL nin davalıların her birinden sorumlu oldukları miktarla sınırlı olmak üzere faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalılar; davaya konu binanın öncesinde 1969 yılında bir kooperatif tarafından yapıldığını, yaklaşık 50 yıl boyunca binaya herhangi bir tadilat yapılmaması nedeniyle çürük raporu verildiğini ve yıkım kararı alındığını; tüm kat maliklerinin bir araya gelerek dava dışı yüklenici ...ile aralarında ... 7. Noterliği'nin 02/04/2014 tarih, 07745 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını; sözleşmenin davaya dayanak oluşturan 6. maddesi incelendiğinde, katlardaki metrekare paylaşımlarının eşite yakın metrekarelerde olacağının kararlaştırıldığını, sözleşme uyarınca bahse konu edimi yerine getirecek olan kişinin yüklenici olduğunu, yükleniciye verilen genel vekaletname uyarınca projenin çizdirildiğini, ilgili belediyeye tasdik ettirildiğini, birçok arsa sahibinin projeden haberinin olmadığını, kaldı ki bahse konu sözleşme maddesinden dairelerin eşit metrekarelerde olması gerektiğine dair bir anlam da çıkarılamayacağını; sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olmadığını, kendilerine karşı dava açılamayacağını , yüklenici ile yapılan sözleşmede aynı tarafta bulunduklarını, sözleşmeye aykırılıktan ötürü yükleniciye karşı dava açılması gerektiğini savunarak; davanın reddini istemişlerdir.
İlk Derece Mahkemesince; taraflarca imzalanmış kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile her bir kat malikine ve yükleniciye verilecek dairelerin tarafların hür iradeleri ile belirlendiği, sözleşmenin rızai taksimi içerdiği, rızai taksimde paylaşanların birbirine karşı azlık ve çokluk ileri süremeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; yeni yapılacak inşaatla ilgili olarak taraflar ile dava dışı yüklenici arasında, ... 7. Noterliğinin 02/04/2014 tarih ve 7745 yevmiye nolu düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı inşaat sözleşmesi imzalandığı, bu nedenle hukuki sebepten yoksun bir kazandırmadan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, davacıların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.
Kentsel dönüşüm; zaman içinde yıpranan, eskiyen, atıl kalan ve şehrin dokusuna uygun düşmeyen yapıların bulunduğu alanların sosyal ve ekonomik nedenler göz önüne alınarak ıslah edilmesi, değiştirilmesi ve yenilenmesi uygulamasıdır.
Kentsel dönüşüm uygulamalarına ilişkin temel mevzuat haline gelen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunu'nun amacı , aynı Kanununun 1. maddesinde açıkça ifade edilmiş olup; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun , sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme , tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir.
6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; bir taşınmaz üzerindeki riskli yapının yıkılması durumunda söz konusu taşınmaz arsa haline gelir. Ayrıca arsa haline gelen bu taşınmazda önceden kurulmuş olan kat irtifakı ve kat mülkiyeti , Bakanlığın talebi üzerine ilgili tapu müdürlüğü tarafından resen terkin edilir.
Riskli yapının yıkılması ile birlikte arsa haline gelen taşınmaz hakkında, yapı maliklerinin yüklenicilerle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri yapmaları mümkündür.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, yüklenicinin finansı kendisi tarafından sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapımı işini üstlendiği, arsa malikinin ise bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini yükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşme olarak tanımlanabilir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri düzenlenilirken mülkiyet hakkının korunması temel amaç edinilmelidir. Kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma imkanı tanıyan ayni bir hak niteliğinde olan mülkiyet hakkı, sahibine en geniş kapsamlı yetkileri verir.Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanunla değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Kentsel dönüşüm kapsamında yıktırılan binanın yerine yenisinin yapılması kararının verilmesi durumunda, bina maliklerinin sahip olduğu pay oranlarının orantısız biçimde azaltılması mülkiyet hakkını zedeleyecektir. Yıkılacak bina ile yapılacak bina karşılaştırılmalı, uygun düştüğü ölçüde yapı maliklerinin bağımsız bölümlerinin konum, katı, büyüklüğü ve diğer özellikleri muhafaza edilmelidir. Aksi durumda tarafların sebepsiz zenginleşmesine yol açacaktır.
Türk Borçlar Kanunun 77 - 82. maddeleri gereğince, haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür.
Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
Sebepsiz zenginleşme kurumunun amacı, haksız değer kaymalarının önlenmesi olup, tam bir eski hale getirme özelliği taşımaktadır.
Somut olayda; yapı maliki tarafların, ana taşınmazı kentsel dönüşüm kapsamında yıktırarak yeniden inşa edilmek üzere dava dışı yüklenici ile anlaştıkları, bu kapsamda taraflar ile dava dışı yüklenici arasında 02/04/2014 tarih ve 07745 yevmiye numaralı " düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin " imzalandığı; sözleşmenin 5. maddesine göre, toplam 18 daire yapılacağı, bunun 6 sının müteahhite, kalan 12 dairenin ise daire sahiplerine verileceği, herkesin oturduğu dairenin yerini alacağı, en üst kat 4 daire ile onun altındaki ön tarafa bakan 2 dairenin ise müteahhitin olacağı ; 6. maddesinde ise, katlardaki daire paylaşımlarının eşite yakın metrekarelerde yapılacağı kararlaştırılmıştır. Davacılar, binanın yıkılarak yeniden inşa edilmesiyle birlikte, bağımsız bölümler arasında sebepsiz zenginleşme neticesi doğuracak şekilde açık bir eşitsizlik meydana geldiği , dairelerin gerek oda sayısı, gerekse metrekare ve diğer unsurlar yönünden birbirinden farklı olduğu, bunun sonucunda dairelerin orantısız olarak değerlendiği, davalıların kendileri aleyhine sebepsiz zenginleştikleri iddiasında bulunmuş; keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle hangi dairede ne miktarda sebepsiz değer artışının meydana geldiğinin tespit edilebileceğini belirterek, bu hususta bilirkişi ve keşif deliline dayanmışlardır. Buna rağmen, İlk Derece Mahkemesince; taraf delilleri değerlendirilmeksizin, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın karar verildiği anlaşılmıştır.
Davalıların sebepsiz zenginleşip zenginleşmedikleri hususunun irdelenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirmektedir.
Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vermelidir. (HMK m. 266 )
Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; taraflar ve dava dışı yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, sözleşmeye ait mimari proje , tapu kayıtları dikkate alınarak, üç kişilik konusunda uzman bilirkişi heyeti refakatinde, taşınmaz mahallinde keşif icra edilip, tarafların arsa payları ve taraflara ait bağımsız bölümlerin yapı kullanım izin belgesinin alındığı tarihteki değerleri de gözetilerek , davalıların sebepsiz zenginleşip zenginleşmedikleri hususunda, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371. Maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2016/18580 E., 2018/4504 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 8.575,62 TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
3. Hukuk Dairesi 2016/18580 E. , 2018/4504 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli iken Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu geçici 32. maddesi kapsamında araştırmacı kadrosu ile ... İl Sağlık Müdürlüğünde göreve başladığını, davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 dönemleri arasında mevzuata aykırı olarak 375 sayılı kanunun ek 9. Maddesi uyarınca verilen ek ödemenin üzerinde olacak şekilde 209 sayılı kanunun 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yeralan ve anılan kanun kapsamında döner sermaye gelirinden fazla ödeme yapıldığını, davalıya fazla ödenen 8.575,62 TL’nin geri ödemesi için yapılan ihtara rağmen ödeme yapmadığını, bunun üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız bir şekilde itiraz ederek takibi durdurduğunu, ... 8. İcra Müdürlüğü'nün 2013/11211 esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; aynı konuyla alakalı idari yargıda dava açtığını bu davanın bu sebeple usulden reddi gerektiğini, 926 sayılı kanunun geçici 32.maddesi uyarınca göreve başlayan kişilerin fiilen çalışmalarının karşılığı olarak ek ödemelerin ödenmeyeceği gibi yine 209 sayılı kanunda da bu durumdaki kişilere döner sermaye gelirlerinden yapılması gereken ek ödemelerin yapılmamasına yönelik bir düzenlemede bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 dönemleri arasında 375 sayılı kanunun ek 9. Maddesi uyarınca verilen ek ödemenin üzerinde olacak şekilde 209 sayılı kanunun 5. Maddesinin 2. Fıkrasında yeralan ve anılan kanun kapsamında mevzuata aykırı olarak döner sermaye gelirinden 8.575,62 TL fazla ödeme yapıldığı, davalının bu miktarda davacı aleyhine sebepsiz zenginleştiği, sebepsiz bu zenginleşmenin giderilmesine yönelik olarak davacı tarafça davalı aleyhine ... 8. İcra Müdürlüğü'nün 2013/11211 esas sayılı takip dosyası üzerinden yürütülen takipte hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalının itirazının iptalinin gerektiği, takip konusu alacağın likit miktarı belli bir alacak olması sebebiyle davalının takip konusu asıl alacak miktarı olan 8.575,62 TL'nin %20 si oranında icra inkar tazminatı ile mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
10.03.2011 tarih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu'nun 10. maddesi (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na, Yüksek Askeri Şura kararlarıyla TSK'dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkanı getirilmek amacıyla, eklenen Geçici 32. maddesi (d) bendi, "Bu fıkranın (c) ve (ç) bentleri kapsamında olanlardan hâlen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışanlardan isteyenler, bu madde uyarınca ihdas edilen araştırmacı kadrosuna kurumlarınca atanırlar ve bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler. Kamu kurum ve kuruluşları bu durumdaki personele ilişkin bilgileri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. "şeklinde düzenlenmiştir.
...'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik temel esaslar başlıklı 5. maddesi 1. fıkrası (b) bendinde "Ek ödeme, personelin kurum ve kuruluşlarda fiilen katkı sağladığı sürece verilebilir..." denilmekte olup devam eden fıkralarında personelin çalıştığı hastane, çalışma şekli, görevlendirilme süre ve şekli, tabiplerde branş, hastane hizmet puanı, kadro-ünvan katsayısı, performans puanı gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi ile ek ödeme miktarının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacı bakanlık, ... İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde araştırmacı kadrosu ile görev yapmakta olan davalıya Kasım 2011 ile Ağustos 2013 tarihleri arasında yapılan döner sermaye ek ödemelerinin iadesini talep etmektedir. Mahkemece, bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 8.575,62 TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
...'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5. maddesine göre döner sermaye ek ödemesi tüm personele aynı miktar ve şekilde olmayıp belirli esas ve kriterlere tabi olduğu gibi 926 sayılı kanunun geçici 32.maddesi uyarınca göreve başlayan kişilerin fiilen çalışmalarının karşılığı olarak ek ödemelerin ödenmeyeceği gibi yine 209 sayılı kanunda da bu durumdaki kişilere döner sermaye gelirlerinden yapılması gereken ek ödemelerin yapılmamasına yönelik bir düzenlemede bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre; dosya içerisinde bulunan ek ödeme bordrolarının davalıya yapılan ödemeleri göstermekte ve bu konuda itiraz yok ise de bu ödemelerin davalının görev yaptığı kadroya göre fiili çalışmalarının karşılığı olarak ödenip ödenmediği ve fiili hizmet süresinin ödeme ve miktarında etkili olup olmadığı araştırılması gerekmekte iken mahkemece yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edilmesi isabetli olmamıştır.
O halde; mahkemece konusunda uzman bilirkişiden, talep edilen ek ödemenin iadesinin gerekip gerekmediği hususunda denetime elverişli gerekçeli ve yeterli rapor alınması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2015/2647 E., 2015/3369 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSANDIKLI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Davada; taşınmaz satış sözleşmesi ile ödenen bedelin, tapu devrinin gerçekleşmemesi nedeni ile, TBK'nun 77-82.maddeleri (BK'nun 61-66.maddeleri) gereğince iadesi talep edilmektedir.
3. Hukuk Dairesi 2015/2647 E. , 2015/3369 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : SANDIKLI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/01/2013
NUMARASI : 2007/246-2013/38
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili olan davacının dava konusu taşınmazları 14/06/1984 tarihli satış senedi ile 20.500 İsviçre Frankı satış bedeli karşılığında satın aldığını, satış tarihinde bu yerlerin tapusuz olduğunu ve dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarının 21/05/1998 tarihinde kesinleştiğini, davacının kadastro çalışmaları sırasında yurt dışında İsviçre'de olduğunu, 15-20 gün önce davalının bu taşınmazları başka birine satacağı duyumunu aldığını beyan ederek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, olmadığı takdirde taşınmazlar için satış bedeli olarak verilen 20.500 İsviçre Frankı'nın bugünkü değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı savunmasında; davacı ile davalının kardeş olduğunu, her ikisinin de yurt dışında çalıştıklarını, davacının İsviçre'den emekli olduğunu, kadastro çalışmaları sırasında Türkiye'de olduğunu, müvekkili ile 1984 yıllarında araları çok iyi olan davacının sık sık buluştuğunu, birbirlerine itimat ettikleri için açık kağıt imzalayıp verdiklerini, davacının seneler önce verilen boş kağıdın üzerine sanki davalıca Sandıklı Çevrepınar köyündeki evi ve tarlaları satılmış gibi gösterip köye kadastro girip 10 seneyi doldurmaya çok kısa bir süre kala kötüniyetli olarak bu terditli davayı açtığını, satış senedi incelendiğinde gayrimenkullerin tapusuz olduğunun görüleceği, tapusuz gayrimenkullerin menkul mal hükmünde olduğunu, usulsüz ve kanunsuz açılan terditli davanın açıklanan nedenler ile reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; dava konusu 11 ve 51 nolu parseller hakkında, sözleşme tarihi 14/06/1984 olup, 01/06/2007 dava tarihine kadar kanunda öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımı nedeni ile reddine, 46 ve 48 nolu parseller yönünden ise, davanın kısmen kabul ile denkleştirici adalet ilkesi gereği hesap edilen 3004 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davada; taşınmaz satış sözleşmesi ile ödenen bedelin, tapu devrinin gerçekleşmemesi nedeni ile, TBK'nun 77-82.maddeleri (BK'nun 61-66.maddeleri) gereğince iadesi talep edilmektedir.
Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir.
Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin 61 ve ardından gelen maddelerindeki (TBK'nın 77 ve ardından gelen maddelerindeki) düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan veya tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir.
Sebepsiz zenginleşme; bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır.
Dava konusu 11 ve 51 nolu parseller yönünden; Taraflar arasındaki satış sözleşmesi, taşınmazın bulunduğu bölgedeki, kadastro tespitinden önce yapıldığı için,her ne kadar sözleşme adi yazılı şekilde yapılmış olsa da geçerli sayılmaktadır.
Bu nedenle de, dava konusu ihtilafta uygulanacak zamanaşımı süresi, taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması nedeniyle B.K. 125. maddesi (6098 sayılı BK.'nun 146. maddesi) gereğince 10 yıldır.Ayrıca zamanaşımı, borcun muaccel olması ya da, ifanın imkansız hale geldiği tarihte başlar.
Bu bilgiler ışığında somut olaya bakacak olursak, dava konusu 11 ve 51 nolu parseller, kadastro tespiti sonrası 21.5.1998 tarihinde davalı adına işlem görmüştür.
Artık, bu tarih itibariyle, davacı açısından tapu devri, imkansız hale gelmiş olmaktadır.İfanın imkansız hale geldiği tarihten, dava tarihi olan 01.06.2007 tarihine kadar geçen sürede zamanaşımı henüz dolmamış olduğundan davanın esasına girilip, taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece, bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Öte yandan; dava konusu 46 ve 48 nolu parseller yönünden ise; hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu taşınmazların dava tarihi itibariyle değerleri tespit edilmiş, mahkeme tarafından da bu bedel esas alınarak kısmen kabul kararı verilmiştir.
Taraflar arasında yapılan satış sözleşmesi geçerli bir sözleşme olup, davacının da dava dilekçesinde, taşınmazlar için satış bedeli olarak verilen 20.500 İsviçre Frankı'nın bugünkü değerinin tahsiline karar verilmesi talep edilmiş olmakla, frank olarak ödenen bedelin dava tarihi itibariyle TL karşılığının tahsiline karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2015/8968 E., 2015/14245 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANKARA 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Mahkemece, hukukçu bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 6.803,86TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
3. Hukuk Dairesi 2015/8968 E. , 2015/14245 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANKARA 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/02/2014
NUMARASI : 2013/342-2014/86
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ilişiği kesilen davalının Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu 32. maddesi kapsamında araştırmacı kadrosu ile S.. B..'nda görev yaptığı, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından Muhasebat Genel Müdürlüğü'ne hitaben yazılan '926 sayılı TSK Personel Kanunu 32. Madde Uygulanması' konulu yazısı ile "...araştırmacı kadro unvanı için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve diğer ilgili mevzuatta öngörülen ve değişik adlar altındaki her türlü mali haklara ilişkin ödemelerin yapılmayacağı..." açıklaması nedeniyle davalıya 24.12.2011 ila 15.07.2012 tarihleri arasında fazla yapılan 6.803,86 TL ödemenin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; ödeme tarihinden 1 yıl içinde geri ödeme talep edilmemiş olmakla alacağın zamanaşımına uğradığını, kamu zararında kusur ve ihmalinin bulunmadığını, 926 sayılı TSK Personel Kanunu 32.maddesi 3.fıkrası d bendinde kamu kurum ve kuruluşlarına atananlar ' tayin bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç' tutularak aylıklarını emsallerine göre alacaklarının düzenlendiği, döner sermaye kaynaklı ödemenin fiilen çalışmakla elde edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; 12.05.2006 tarih ve 26166 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren S.. B..'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik hükümleri uyarınca davacının döner sermaye gelirlerinden ek ödeme yapılmaması gerekirken fazla ödeme yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.803,86 TL'nin ödeme tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
10.03.2011 tarih ve 6191 sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu'nun 10. maddesi (7) numaralı fıkrası ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'na, Yüksek Askeri Şura kararlarıyla TSK'dan ilişiği kesilenlere bazı haklarının iadesinin sağlanması amacıyla idareye başvuru imkanı getirilmek amacıyla, eklenen Geçici 32. maddesi d) bendinde "Bu fıkranın (c) ve (ç) bentleri kapsamında olanlardan hâlen herhangi bir kamu kurum ve kuruluşunda çalışanlardan isteyenler, bu madde uyarınca ihdas edilen araştırmacı kadrosuna kurumlarınca atanırlar ve bunlara statüsüne göre bu Kanun hükümleri uyarınca karargâhta görevli emsali sınıf, rütbe ve kıdemdeki subay veya astsubaya ödenmekte olan aylık ve diğer mali haklar (tayın bedeli ve fiilen çalışma karşılığı yapılan ödemeler hariç) ödenir. Aylıklar, emsalleri esas alınarak her yıl kademe ilerlemesi, her üç yılda bir derece yükselmesi işlemine tabi tutulur. Bu şekilde yükseltilen aylıklarda, azami rütbe tavanı subaylarda kıdemli albay, astsubaylarda iki kademeli kıdemli başçavuştur. Bunlar bu fıkranın (b) bendi veya (c) bendinin (1) numaralı alt bendi hükümleri çerçevesinde emekliye ayrılabilirler. Kamu kurum ve kuruluşları bu durumdaki personele ilişkin bilgileri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. "şeklinde düzenlenmiştir.
S.. B..'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmelik temel esaslar başlıklı 5. maddesi 1. fıkrası b) bendinde "Ek ödeme, personelin kurum ve kuruluşlarda fiilen katkı sağladığı sürece verilebilir..." denilmekte olup devam eden fıkralarında personelin çalıştığı hastane, çalışma şekli, görevlendirilme süre ve şekli, tabiplerde branş, hastane hizmet puanı, kadro-ünvan katsayısı, performans puanı gibi birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi ile ek ödeme miktarının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacı bakanlık, araştırmacı kadrosu ile Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde uzman olarak görev yapmakta olan davalıya 24.12.2011 ila 15.07.2012 tarihleri arasında yapılan döner sermaye ek ödemelerinin iadesini talep etmektedir. Mahkemece, hukukçu bilirkişiden alınan rapora istinaden, davalının, 6098 sayılı Borçlar Kanunu (77-82.md.) sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri gereği ödenen 6.803,86TL 'nin iadesine hükmetmiştir.
S.. B..'na Bağlı Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Görevli Personele Döner Sermaye Gelirlerinden Ek Ödeme Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 5.maddesine göre döner sermaye ek ödemesi tüm personele aynı miktar ve şekilde olmayıp belirli esas ve kriterlere tabi olduğu gibi 926 sayılı kanunun geçici 32.maddesi uyarınca göreve başlayan kişilerin fiilen çalışmalarının karşılığı olarak ek ödemelerin ödenmeyeceği gibi yine 209 sayılı kanunda da bu durumdaki kişilere döner sermaye gelirlerinden yapılması gereken ek ödemelerin yapılmamasına yönelik bir düzenlemede bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre; dosya içerisinde bulunan ek ödeme bordrolarının davalıya yapılan ödemeleri göstermekte ve bu konuda itiraz yok ise de bu ödemelerin davalının görev yaptığı kadroya göre fiili çalışmalarının karşılığı olarak ödenip ödenmediği ve fiili hizmet ve süresinin ödeme ve miktarında etkili olup olmadığı araştırılması gerekmekte iken mahkemece yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edilmesi isabetli olmamıştır.
Bu itibarla, mahkemece konusunda uzman bilirkişiden talep edilen ek ödemenin iadesinin gerekip gerekmediği hususunda denetime elverişli gerekçeli ve yeterli Rapor alınması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Antikacı (A), geçerli olduğuna inanarak yaptığı bir sözleşme uyarınca Bay (B)'ye ait klasik otomobili teslim alır. Sözleşmenin kesin hükümsüz olduğunun sonradan anlaşılması üzerine (B), otomobilin iadesini talep eder. (A), iyi niyetli olarak zilyetliğinde bulunduğu süre boyunca otomobile şu masrafları yapmıştır:
I. Fren sistemindeki tehlikeli bir arızanın giderilmesi için 5.000 TL (zorunlu masraf).
II. Otomobilin piyasa değerini artıran ve kaportayı koruyan yeni bir boya yapılması için 15.000 TL (yararlı masraf).
III. Otomobilin orijinalliğine uymayan ancak kolayca sökülebilen modern bir ses sistemi takılması için 10.000 TL (lüks masraf).
Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşmeye ilişkin hükümleri çerçevesinde, iyi niyetli zenginleşen (A)'nın yaptığı giderlere ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) (A), zorunlu masraf olan 5.000 TL'nin tamamını talep edebilirken, yararlı masraf olan boya bedelinin sadece iade anında otomobilde mevcut olan değer artışı kadarını talep edebilir.
B) (A), fren tamiri için yaptığı zorunlu masraf ile yeni boya için yaptığı yararlı masrafın tamamını, yani toplam 20.000 TL'yi (B)'den talep edebilir.
C) (A)'nın taktığı ses sistemi lüks masraf niteliğinde olduğundan, (B) bunun bedelini ödemeyi teklif etse dahi (A) bu sistemi söküp alma hakkına öncelikli olarak sahiptir.
D) (A), sadece malın korunması için mutlak gerekli olan fren tamiri masrafını talep edebilir; diğer masraflar onun kişisel zevkini yansıttığından (B)'nin sorumluluğunda değildir.
E) (A), yaptığı tüm masrafların toplamı olan 30.000 TL'yi (B)'den talep edebilir, zira iyi niyetli zenginleşenin yaptığı tüm giderler malikin yararına kabul edilir.