6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 97

Türk Borçlar Kanunu 97. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. 2. İfa güçsüzlüğü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

22 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2024/1669 E., 2025/2276 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
ı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi zorunludur.
1. Hukuk Dairesi         2024/1669 E.  ,  2025/2276 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/188 E., 2024/3 K. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; zor durumda kaldığı sırada davalı ...'tan borç para aldığını ve teminat olarak maliki olduğu 9 parsel sayılı taşınmazını davalıya devrettiğini, borcunu ödemek için davalıya başvurduğunda davalının parayı kabul etmediğini ve taşınmazı devretmediğini, daha sonra davalının tefecilik yaptığını ve Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesince cezalandırıldığını öğrendiğini, yapılan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada taşınmazın satılması üzerine HMK’nın 125. maddesi uyarınca ... davaya dahil edilmiştir. II. CEVAP Davalı; davaya konu taşınmazın bedeli karşılığında ipotekli olarak satın alındığını, sonradan yaptığı ödeme ile ipoteğin kaldırıldığını, davacının taşınmazı tahliye etmeyip icar geliri elde etmeye devam ettiğini, çıkarmak istediğinde ise şikayetçi olduğunu, davacının iddialarının doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Dahili davalı; iyi niyetli olduğunu, taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 10.12.2014 tarihli ve 2014/305 Esas, 2015/480 Karar sayılı kararı ile; taraf muvazaasının ancak yazılı delille ispat edilebileceği ve davacının davada yazılı delil sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuş, Dairenin 04.02.2019 tarihli ve 2016/3972 Esas, 2019/575 Karar sayılı kararı ile; "... Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü uyarınca kural olarak ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de orada belirlenen veya belirlenecek olguların eldeki dava bakımından bağlayıcı olacağı, bu durumda davalının sanık olarak yargılandığı ve eldeki davaya konu edilen hususların yer aldığı Tekirdağ 3 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı ceza davasının kesinleşmesinin beklenmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; Tekirdağ 3 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi, bu ceza dosyasında verilecek karar ile dosya içeriğinin, toplanan ve toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.’’ gerekçesi ile karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 19.10.2021 tarihli ve 2019/136 Esas, 2021/391 Karar sayılı kararı ile; Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama neticesinde davalı ...’ın tefecilik suçunu işlediğinin tespit edildiği, kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesince onandığı, bu doğrultuda ilgili ilamın yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, tanık beyanlarına göre inançlı işlem iddiasının kanıtlandığı, dahili davalı ...’nin davalı ...’ın eşi olup iyi niyetli kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, söz konusu kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine bu kez Dairenin 02.06.2022 tarihli ve 2022/932 Esas, 2022/4442 Karar sayılı kararı ile; " ... Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas, 2013/359 Karar sayılı kararı ile, davalı ...’ın üzerine atılı tefecilik suçunu işlediği sabit görüldüğünden 12.480,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2015/12835 Esas, 2019/9470 Karar sayılı kararı ile onanarak 10.10.2019 tarihinde kesinleştiği, anılan kararda davalı ...’ın 2009 yılının Eylül ayında davacı ...'a faiz karşılığı 50.000,00 TL verdiği (1 yıl sonra 65.000,00 TL ödenmek üzere), ceza dosyasında ve eldeki davada dinlenen tanıkların, davacının dava konusu taşınmazını davalı ...’tan aldığı borç karşılığında 15.09.2009 yılında davalı ...’a temlik ettiğini ifade ettikleri sabit olup, anılan Ceza Mahkemesi kararı ile dava konusu taşınmazın davalıya devrinin tefecilik kapsamında olduğu ve tanık ifadeleri ile inançlı işlem iddiasının kanıtlandığı; diğer taraftan, HMK’nın 125. maddesi uyarınca davaya dahil olan dahili davalı ...’nin, davalı ...’ın eşi olup, durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı ve dahili davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Davalı ve dahili davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi zorunludur. O halde, eldeki davada uyuşmazlığın davacı ve davalı ... arasında yapılan inanç sözleşmesi gereğince tarafların üzerlerine düşen borçları yerine getirip getirmediği hususuna ilişkin olduğu ne var ki, Mahkemece değinilen yöne ilişkin bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi hükmü gözetilerek, taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisinin değerlendirilmesi, davacının davalıya borcu var ise miktarı saptanarak Mahkeme veznesine depo ettirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, TBK’nın 97. maddesi göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir." gerekçesi ile karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile; dosyadaki bozma ilamı ile de sabit olduğu üzere davacının davalı ... ile aralarındaki inançlı işlemi yazılı delille kanıtladığı, dava konusu taşınmaz yargılama sırasında el değiştirmiş ise de davaya dahil edilen yeni malik ...'in davalı ...'ın eşi olduğu ve taraflar arasında geçen tüm olaylara ve davalara vakıf olduğu ve olması gerektiği, bu hali ile davalı malik ...'in de kazanımının iyi niyetli olduğundan bahsedilemeyeceği, Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisinin değerlendirilmesinde inançlı işleme konu alacağın bir yıl vadeli 15.000,00 TL faize karşılık 50.000,00 TL olduğunun gerek Ceza Mahkemesi kararı gerek taraf gerekse tanık beyanları ile sabit olduğu, dava konusu taşınmazın davalı ...'a satışına ilişkin gösterilen satış bedeli de 55.600,00 TL olmakla alacak miktarı ile uyumlu olduğu, dosyada mübrez bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değerinin resmi senette gösterilen bedelin üç katı olduğunun tespit edildiği, yine dosyada mübrez ... 4. Noterliği 07.10.2010 tarih ... yevmiyeli ihtarname içeriği de dikkate alındığında dava konusu taşınmaz üzerindeki ipoteğin davalı ... tarafından 32.600,00 TL ödenmek suretiyle terkin edilmesi hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, ... Bankasının 27.07.2021 tarihli yazı cevabı ile de ipotek terkin harcının davalı ... tarafından yatırıldığının bildirildiği, bu hali Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi hükmü gözetilerek ödenmesi gereken toplam bedelin 97.600,00 TL olarak belirlenerek depo ettirildiği, davalı tarafça satım bedeli ve ipotek fek bedelinin denkleştirici adalet ilkesi gereğince enflasyon fiyatları, döviz, borsa ve diğer değişkenler dikkate alınarak güncellenmesi talep edilmiş ise de ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü karşısında davalı ...'ın tefecilik eylemi kapsamında taşınmazı teminat karşılığında aldığı, bile bile davacının karşılık ediminin yerine getirilmesi teklifine rağmen taşınmazı iade etmediği, bu yöndeki davranışlarının hakkın kötüye kullanılması (TMK 2. md.) sayılacağı ve dürüstlük kuralına aykırı davranıştan kazanım elde edilmesinin hukuk düzenince kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesi ile; taşınmaz devirlerinin Tapu Dairesinde resmi şekil şartına tabi olarak gerçekleştirildiğini, eğer bir taşınmaz iade şartı ile tapuda devrediliyorsa bunun da yazılı şekil şartına tabi olduğunu, inanca dayalı sözleşmelerin yazılı olması gerektiğini, bu hususlarda tanık beyanları ile ispatın mümkün olmadığını, davacının bir müteahhit olduğunu, Tekirdağ ... Mahallesi 35 ada 5 parselde taşeron olarak 25 daireli bir inşaat yapmaya başladığını, müvekkili davalı ...'ın kendisinden bodrum kat 2 nolu daireyi satın aldığını, ancak inşaatı tamamlayamadığını, bunun üzerine tarafların oturup anlaştıklarını ve 2006 yılında müvekkili davalı ...'ın bu daireyi davaya konu tarlayı satın alırken sonradan takas karşılığı davacıya iade ettiğini, olayın aslının bu şekilde olduğunu, davacının iddialarının asılsız olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 9 parsel sayılı 55.600 metrekare miktarlı tarla vasıflı taşınmazın tamamı davacı ... adına kayıtlı iken 15.09.2009 tarihli satış işlemi ile ... Bankası lehine 1.derecede ipotekli olarak davalı ...'a, onun tarafından 10.04.2019 tarihinde satış yolu ile dava dışı ... isimli şahsa, onun tarafından ise 07.05.2019 tarihli satış işlemi ile davalı ...'ın eşi olan dahili davalı ...'e temlik edildiği, Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas, 2023/359 Karar sayılı kararı ile; davalı ...'ın üzerine atılı tefecilik suçunu işlediği sabit görüldüğünden 12.480,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle 10.10.2019 tarihinde kesinleştiği, anılan kararda davalı ...'ın 2009 yılının Eylül ayında davacı ...'a faiz karşılığı 50.000,00 TL verdiği (1 yıl sonra 65.000,00 TL olarak ödenmek üzere), ceza dosyasında ve eldeki davada dinlenen tanıkların, davacının dava konusu taşınmazını davalı ...'tan aldığı borç karşılığında 15.09.2009 tarihinde davalıya temlik ettiğini ifade ettikleri anlaşılmaktadır. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı 13.361,58 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, Dosyanın Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

1. Hukuk Dairesi, 2022/932 E., 2022/4442 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
TBK’nın 97. maddesinde;
1. Hukuk Dairesi         2022/932 E.  ,  2022/4442 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, süresi içinde davalı ve dahili davalı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 02/06/2022 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat ... İşçan ile temyiz edilen davacı vekili Avukat ... geldiler, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, dosya incelenerek gereği görüşüldü: I. DAVA Davacı, zor durumda kaldığı sırada davalı ...'tan borç para aldığını ve teminat olarak maliki olduğu 9 parsel sayılı taşınmazını davalıya devrettiğini, borcunu ödemek için davalıya başvurduğunda davalının parayı kabul etmediğini ve taşınmazı devretmediğini, daha sonra davalının tefecilik yaptığını ve Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesince cezalandırıldığını öğrendiğini, yapılan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş, aşamada taşınmazın satılması üzerine HMK’nın 125. maddesi uyarınca ... davaya dahil edilmiştir. II. CEVAP Davalı, davaya konu taşınmazın bedeli karşılığında ipotekli olarak satın alındığını, sonradan yaptığı ödeme ile ipoteğin kaldırıldığını, davacının taşınmazı tahliye etmeyip icar geliri elde etmeye devam ettiğini, çıkarmak istediğinde ise şikayetçi olduğunu, davacının iddialarının doğru olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Dahili davalı, iyinyetli olduğunu, taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemece, taraf muvazaasının ancak yazılı delille ispat edilebileceği ve davacının davada yazılı delil sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairece " Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi hükmü uyarınca kural olarak ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de orada belirlenen veya belirlenecek olguların eldeki dava bakımından bağlayıcı olacağı bu durumda, davalının sanık olarak yargılandığı ve eldeki davaya konu edilen hususların yer aldığı Tekirdağ 3 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı ceza davasının kesinleşmesinin beklenmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; Tekirdağ 3 Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi, bu ceza dosyasında verilecek karar ile dosya içeriğinin, toplanan ve toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.’’ gerekçesi ile karar bozulmuştur. 3.Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece; Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama neticesinde davalı ...’ın tefecilik suçunu işlediğinin tespit edildiği, kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesince onandığı, bu doğrultuda ilgili ilamın yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu, tanık beyanlarına göre inançlı işlem iddiasının kanıtlandığı, dahili davalı ...’nin davalı ...’ın eşi olup, iyiniyetli kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve dahili davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri Davalı ve dahili davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının iddiasını yazılı delil ile kanıtlaması gerektiğini, davacı tanıklarının, davacı ile menfaat birlikteliklerinin olması nedeniyle beyanlarına itibar edilemeyeceğini, dava konusu taşınmazın 23.000,00 TL satış bedeli ile satn alındığını ve taşınmaz üzerindeki ipotek bedellerinin de davalı ... tarafından 01.01.2010 tarihinde 32.600,00 TL olarak Ziraat Bankası Tekirdağ Şubesine "... Zirai kredi ödemesi" açıklaması ile ödendiğini, davalı ...’ın tefecilik yaptığı iddiası ile hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olmasının davacının dava konusu taşınmazını resmi akit ile davalıya temlik ettiği hususunu değiştirmediğini, taşınmazın gerçek bedeli ödenerek yatırım amaçlı olarak satın alındığını, yargılama sırasında taşınmazın nakit sıkıntısı nedeniyle temlik edilip daha sonra dahili davalı tarafından bedeli ödenerek devralındığını, dahili davalının iyiniyetli olduğunu, davacının benzer mahiyette davalar açmayı alışkanlık haline getirdiğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Taraflar arasındaki uyuşmazlık; inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk 6.2.1. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inaçlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir. 6.2.2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde "Hakim zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz" düzenlemesi mevcut olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun'un 74. maddesi gereğince, hukuk hakimi, ceza mahkemesinin vereceği beraat kararıyla bağlı değil ise de, ceza davasında verilen mahkumiyet kararı ve eylemin "hukuka aykırılığını" ve "illiyet bağının varlığını" saptayan maddi olgular ve olayların oluş biçimi bakımından hukuk hakimini bağlayacağı açıktır. Nitekim, Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Yargıtay HGK 11.10.1989 tarihli ve 1989/11-373 Esas 1989/472 Karar sayılı karar). Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. 6.2.3. TBK’nın 97. maddesinde; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir. 6.2.4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinde "Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur." hükmü düzenlenmiştir. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. Tekirdağ 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/72 Esas, 2013/359 Karar sayılı kararı ile, davalı ...’ın üzerine atılı tefecilik suçunu işlediği sabit görüldüğünden 12.480,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2015/12835 Esas, 2019/9470 Karar sayılı kararı ile onanarak 10/10/2019 tarihinde kesinleştiği, anılan kararda davalı ...’ın 2009 yılının Eylül ayında davacı ...'a faiz karşılığı 50.000 TL verdiği (1 yıl sonra 65.000 TL ödenmek üzere), ceza dosyasında ve eldeki davada dinlenen tanıkların, davacının dava konusu taşınmazını davalı ...’tan aldığı borç karşılığında 15/09/2009 yılında davalı ...’a temlik ettiğini ifade ettikleri sabit olup, anılan Ceza Mahkemesi kararı ile dava konusu taşınmazın davalıya devrinin tefecilik kapsamında olduğu ve tanık ifadeleri ile inançlı işlem iddiasının kanıtlandığı; diğer taraftan, HMK’nın 125. maddesi uyarınca davaya dahil olan dahili davalı ...’nin, davalı ...’ın eşi olup, durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu ve TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalı ve dahili davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. 6.3.2. Davalı ve dahili davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi zorunludur. O halde, eldeki davada uyuşmazlığın davacı ve davalı ... arasında yapılan inanç sözleşmesi gereğince tarafların üzerlerine düşen borçları yerine getirip getirmediği hususuna ilişkin olduğu ne var ki, Mahkemece değinilen yöne ilişkin bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesi hükmü gözetilerek, taraflar arasındaki borç-alacak ilişkisinin değerlendirilmesi, davacının davalıya borcu var ise miktarı saptanarak Mahkeme veznesine depo ettirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, TBK’nın 97. maddesi göz ardı edilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; davalı ve dahili davalı vekilinin değinilen yönlerden temyiz itirazının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davalı ve dahili davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 20.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalı ve dahili davalı vekili için 3.815.00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınmasına, alınan peşin harcın istek halinde temyiz edenlere geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/5317 E., 2024/80 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hâl böyle olunca, tapu kayıtları, banka kayıtları, icra dosyaları ve bunlarla ilişkili mahkeme dosyaları incelenip taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tespit edilmesi, 6098 sayılı TBK'nın 97 nci maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 81 inci maddesi) değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik
1. Hukuk Dairesi         2023/5317 E.  ,  2024/80 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/2 E., 2022/151 K. ASIL DAVADA DAVACI / BİRLEŞTİRİLEN DAVADA ASIL DAVADA DAVALI / BİRLEŞTİRİLEN DAVADA DAVA TARİHİ : ...,... HÜKÜM : Asıl Dava Ret - Birleştirilen Dava Kabul Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali tescil, elatmanın önlenmesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacı; 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 14 nolu bağımsız bölümü davalıya aralarında yaptıkları 11.03.2015 tarihli protokol gereğince teminat amacıyla devrettiğini, 2,5 yıl içerisinde borç ödendiğinde iadesinin kararlaştırıldığını, belirlenen süre beklenmeksizin taşınmazın davalı tarafından satılığa çıkarılarak protokole aykırı hareket edildiğini ileri sürerek 14 no’lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı; devrin teminat amacıyla yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuş; birleştirilen davasında ise, taşınmazın davalı tarafından kullanıldığını ileri sürerek asıl davada davacı - birleştirilen davada davalının müdahalesinin önlenmesine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Kahramanmaraş 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.12.2015 tarihli ve 2015/518 Esas, 2015/301 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın borca mahsuben davalıya devredildiği, davacı tarafça iddanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 10.10.2019 tarihli ve 2016/7179 Esas, 2019/5173 Karar sayılı kararıyla; “...Somut olaya gelince, taraflar arasında inançlı işlem sözleşmesi olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı taraf, aralarındaki sözleşme uyarınca edimini kararlaştırılan süre içerisinde ifa edeceğini iddia etmiş, davalı taraf ise temlikin teminat amacıyla değil, davacının borcuna mahsuben yapıldığını savunmuştur. Ne var ki, Mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda tarafların bildirdiği deliller toplanmak suretiyle hükme elverişli bir araştırma yapılmadan sonucuna gidilmiştir. Hâl böyle olunca, tapu kayıtları, banka kayıtları, icra dosyaları ve bunlarla ilişkili mahkeme dosyaları incelenip taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tespit edilmesi, 6098 sayılı TBK'nın 97 nci maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 81 inci maddesi) değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir... ” gerekçeleriyle bozulmuştur. B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Kahramanmaraş 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23.03.2022 tarihli ve 2020/2 Esas, 2022/151 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmaz üzerine 26.03.2012 tarihinde davalı lehine 50.000,00 TL bedelle ipotek tesis edildiği, 18.11.2014 tarihinde ise davalının babasına ait olan ... Ecza Deposu tarafından 148.462,00 TL bedelle haciz konulduğu, taşınmazın haciz ve ipotekle yüklü olarak davalıya devredildiği, taraflar arasında akdedilen 13.03.2015 sözleşme gereğince davacının 2,5 yıl içerisinde evin bedelini öderse evini geri alabileceğinin kararlaştırıldığı, bu durumun inançlı temlik olduğu, ancak bilirkişi incelemesi ile sabit olduğu üzere davacının davalıya olan borcunu ödemediği, inanç sözleşmesi gereği kendine düşen edimi yerine getirmediği, davalı - karşı davacının kayıt maliki olup davacı - karşı davalının taşınmazda işgalci konumuna düştüğü gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı - birleştirilen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl davada davacı - birleştirilen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı ile davalı arasında inanç sözleşmesi imzalandığını, davacının eczacı olduğunu, eczanesinde satmak üzere davalıdan ilaç temin ettiğini ve aylık 2.000,00 TL aldığını, karşılığında da teminat olarak dava konusu taşınmazını devrettiğini, davacının iki buçuk yıl içerisinde evin bedelini ödeyerek taşınmazı geri alma hakkına sahip olduğunu, sözleşmenin davalı tarafından ihlal edildiğini, sözleşme tarihinden 10 gün sonra davalı tarafından taşınmazın tahliye edilmesi için ihtarname gönderildiğini ve taşınmazın davalı tarafından satışa çıkarıldığını, sözleşme süresinin 2,5 yıl olmasına rağmen davalının bu süreye uymayarak taşınmazı satılığa çıkardığını, davacının davalı tarafından aldatıldığını, taraflar arasındaki borcun davacı ile davalı arasında değil, davacı ile davalının babası ... arasında olduğunu, ...’un ecza deposu işlettiğini, davacının da eczası olması nedeniyle aralarında borç ilişkisi mevcut olduğunu, bu borç için zaten davacı aleyhine ayrıca icra takibi başlatıldığını, icra takibi neticesinde dava konusu taşınmazı alamayacağını anlayan davalı tarafın, inançlı işlem yaptığı hususunda davacıyı aldatarak taşınmazı ele geçirdiğini, evin borca karşılık olarak davacı tarafından rıza ile verildiği iddiasının mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, inançlı işlem hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil; birleştirilen dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı. 3. Değerlendirme 1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın taraflar arasında yapılan 11.03.2015 tarihli “protokol” başlıklı belgede, davacı tarafından işletilmekte olan eczanenin borçları nedeniyle teminat amacıyla devredilmesinin kararlaştırıldığı, bu doğrultuda 13.03.2015 tarihli resmi senette 135.000,00 TL bedelle inançlı işleme dayalı olarak dava konusu 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 14 nolu bağımsız bölümün davalıya satış suretiyle devredildiği, protokol tarihinden itibaren 2,5 yıl içerisinde borç ödendiği takdirde taşınmazın tekrar davacıya iadesinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. 2. Dairenin 10.10.2019 tarihli ve 2016/7179 Esas, 2019/5173 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazın davalı ...’a inanç sözleşmesi kapsamında temlik edildiği kabul edilerek tapu kayıtları, banka kayıtları, icra dosyaları ve bunlarla ilişkili mahkeme dosyaları incelenip taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tespit edilmesi, bundan sonra TBK’nın 97 nci maddesi gereğince işlem yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilerek mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Ne var ki, Mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Şöyle ki; Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tespit edilmesi için tapu kayıtları, taraflara ait banka kayıtları ve taraflar arasındaki icra dosyaları celbedilerek mali müşavir bilirkişiden rapor alınmıştır. Bilirkişi, 25.01.2022 tarihli raporunda; dava konusu taşımaz üzerine 26.03.2012 tarihinde davalının alacağı için 50.000,00 TL tutarında ipotek tesis edildiği, yine 18.11.2014 tarihinde davalının babasına ait olan ... Ecza Deposu’nun alacağı için Nurdağı İcra Müdürlüğünün 2014/87 Esas sayılı dosyasından taşınmaz üzerine haciz konduğu, tapu kaydında yer alan ipotek ve haciz borcu değerinin ( 50.000,00 TL + 148.462,00 TL ) 199.462,00 TL olduğu, 148.462,00 TL için Nurdağı İcra Müdürlüğünün 21.04.2021 tarihli yazısında 2014/87 Esas sayılı dosyanın icra kapak hesabında davalının borcunun 547.852,49 TL olduğunu belirtmiştir. Ancak, dosya içerisindeki belgelerden 547.852,49 TL olduğu bildirilen kapak hesabının Nurdağı İcra Dairesinin 2015/228 Esas sayılı dosyasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda bilirkişi raporunun eksik ve çelişkili olup hüküm kurmaya elverişli olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tam olarak tespit edilmediği anlaşılmaktadır. 3. Hâl böyle olunca; tapu kayıtları, banka kayıtları, icra dosyaları (Nurdağı İcra Dairesinin 2014/87 Esas ve 2015/228 Esas) incelenip taraflar arasındaki sözleşmeye esas olmak üzere davacının borç miktarının tam olarak tespit edilmesi, tespit edilen bu bedelin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 97 nci maddesi uyarınca mahkeme veznesine depo ettirilmesi için davacıya önel verilmesi ve sonucuna göre asıl ve birleştirilen dava hakkında bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl davada davacı - birleştirilen davada davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle, hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/9069 E., 2023/2694 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 97 nci maddesi
11. Hukuk Dairesi         2021/9069 E.  ,  2023/2694 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2007 Esas, 2021/1590 Karar HÜKÜM : Kısmen Kabul Taraflar arasındaki maden sahası ruhsatının devri davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ...ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında davalının uhdesinde bulunan krom sahasının müvekkiline devrine yönelik 16.03.2016 tarihli sözleşme yapıldığını, sözleşme gereği kararlaştırılan meblağın davalıya ödenmesine rağmen ruhsatın müvekkili adına devir ve tescil edilmediğini ileri sürerek işletme ruhsatının davacı müvekkili adına devir ve tesciline, mümkün olmadığı takdirde davacı şirket tarafından davalıya ödenen 450.000,00 TL'nin 24.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, davaya konu ruhsat sahasının davacı şirkete devredilmesinden dolayı davacı şirketin doğmuş ve doğacak tüm zararlarına ilişkin dava ve talep haklarının saklı tutulmasına, ruhsat kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar verilmesi talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ödeme iddiasını ispatlayamadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 10.11.2015 tarihinde imzalanan maden rödovans sözleşmesinin karşılıklı anlaşılarak feshedilmemesi sebebiyle dava tarihi itibariyle halen geçerliliğini koruduğu, taraflar arasındaki 16.03.2016 tarihinde imzalanan maden sahası satış sözleşmesine göre sahanın devri için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü nezdinde devir evrakları tamamlandıktan ve sahanın üzerinde bulunan tüm borçları ödenip Müdürlükçe olur verildikten sonra devredilebileceği, davacı şirketin dava tarihi itibariyle 265.616,00 TL ve dava tarihinden sonra 11.298,00 TL olmak üzere toplam 276.914,00 TL tutarında ödeme yaptığı, devir evraklarının tamamlanmadığı, sahanın üzerinde bulunan borçlar ödenip Müdürlükçe olur verilmediğinden maden işletme ruhsatının davacı adına devir ve tescili talebinin reddine, davacı tarafından davalıya ödenen toplam 276.914,00 TL bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının 24.05.2016 tarihli ödeme belgesi adı altındaki imzayı inkar etmediğini, 450.000,00 TL ve ruhsat satım bedeli haricinde 61.000,00 TL aldığını ikrar ettiğini, bu nedenle devir ve tescile karar verilmesi gerekirken aksine hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, satım sözleşmesinin beşinci maddesinde devirden sonra ödeme yapılacağının kararlaştırıldığını, sözleşmeye istinaden devir işlemlerinin yapılmasının önünde bir engel bulunmadığını, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünce devre olur verilmediğine dair bir bir belge olmamasına rağmen hangi delile istinaden anılan Kurum tarafından devre olur verilmediği kanaatine varılamadığının anlaşılamadığını, sözleşmenin halen geçerli ve yürürlükte olduğunu, dava tarihinden sonra yapılan ve dikkate alınmayan ödemeler olduğunu, dava tarihinden sonra müvekkili tarafından ruhsat sahasına ilişkin yapılan ödemelerin davalı tarafından kabul edildiğini, bunun da sahanın müvekkiline ait olduğunun kabulü anlamını taşıdığını, dava konusu ruhsat sahası için ödenen bedelin ayrıntısı ile tablo halinde sunulduğunu, dava tarihinden sonra yapılan ve dikkate alınmayan ödemelerin de bulunduğunu, müvekkili şirketin satış sözleşmesine istinaden tüm edimlerini yerine getirdiği, işletme ruhsat kaydında bulunan tedbir şerhinin kaldırılmasına karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dayanağı olmayan ödeme iddialarına itibar edildiğini, uzman bir heyete hesaplama yaptırılması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 24.05.2016 tarihli belge içeriğinde maden ruhsatının 450.000,00 TL'ye davacıya satıldığı ve 60.000,00 TL'nin avans olarak davalı tarafça alındığının belirtildiği, davacının söz konusu satış tutarının ödediğini ve bu edimini yerine getirip davalının ruhsat devrinden vazgeçtiğini ispat edemediği, davalının da davacının edimi yerine getirdiğine ilişkin bir kabulünün olmadığı aksine edimini yerine getirmemesi sebebiyle sözleşmenin yerine getirilmediğine dair savunmasının bulunduğu, böylece tarafların kabulünde olan sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmemesi sebebiyle sözleşmenin ayakta olmadığı, tarafların aldıkları bedelleri iadesinin gerektiği, her davanın açıldığı tarihteki hal ve koşullara göre değerlendirilip dava tarihi itibariyle tarafların haklılık durumuna göre karar verileceği, davacının belgelendirebildiği ödemelerinin toplamının dava tarihi itibariyle 265.616,00 TL olduğu gözetilerek bu miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken dava tarihinden sonra davacının yapmış olduğu iddia edilen ödemeyi de kapsar şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu, 24.05.2016 tarihli belgedeki imzanın davalı tarafça inkâr edilmediği, 16.03.2016 tarihli ruhsat sahası satış sözleşmesinin 5 nci maddesinde kira sözleşmesi yapılırken verilen 30.000,00 TL'lik bedelin bulunduğunun belirtildiği, diğer ödemelerin de belgelendirildiği gerekçesiyle davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, Denizli ili Acıpayam ilçesi 3148265 erişim numaralı, 200708001 ruhsat numaralı işletme ruhsatının davacı adına devir ve tescil talebinin reddine, davacı tarafından davalıya ödenen toplam 265.616,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrarla kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrarla kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, maden sahasının ruhsatının devrine ilişkin sözleşmeye aykırılık iddiasına dayalı ruhsatın devir ve tescili, bu talebin kabul edilmemesi halinde devir kapsamında ödendiği iddia edilen paranın iadesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 97 nci maddesi 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Her iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinde kural olarak, taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğü mevcut değilse, kendi edimini ifa etmeyen borçlu, karşı taraftan edimini ifa etmesini talep edemeyecektir (Prof. Dr. ... M. Kılıçoğlu; Borçlar Hukuk Genel Hükümler, Yeni Borçlar Kanununa göre Hazırlanmış; Genişletilmiş 15. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2012, s.581). Bu husus 6098 sayılı Kanun'un 97 nci maddesinde "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir" şeklinde düzenlenmiştir. 2. Somut olayda taraflar arasında akdedilen 16.03.2016 tarihli Ruhsat Sahası Satış Sözleşmesinin 4 üncü maddesinde, ruhsat fiyatının 450.000,00 TL olduğu, yine aynı Sözleşmesinin 5 nci maddesinde sözleşme tarihi itibariyle 50.000,00 TL'nin peşin ödeneceği, kira sözleşmesi yapılırken verilen 30.000,00 TL'lik bedelin geri kalan 400.000,00 TL'den düşülerek 370.000,00 TL olarak ödeneceği, ruhsatla ilgili önceden olan borçların kurumlara alıcı tarafından ödenip makbuzların ibraz edileceği ve devirden sonra ödenmesi gereken 370.000,00 TL düşülerek ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. 3. Dosyada mübrez bilirkişi raporunda davacı şirket defterlerinde 50.000,00 TL ödeme yapıldığı kayıtlı olmasına rağmen ödemeyi tevsik edici mahiyette belge bulunmamasına karşın 30.000,00 TL'lik ödemeye ilişkin belge bulunduğu belirtilmiştir. 4. Bu itibarla, Mahkemece davacı tarafa bu sözleşme kapsamında yapılan 50.000,00 TL'ye ilişkin ödeme belgesini ibraz etmek üzere süre verilmesi, belgenin ibrazı halinde davacının devir öncesi üstlendiği edimleri yerine getirdiğini ve ifa sırasının davalıya geçtiğini; ibraz edilmemesi halinde ise, kendi edimini yerine getirmeyen davacının davalıdan ifayı talep edemeyeceği nazara alınarak tarafların aldıklarını iade ile yükümlü oldukları kabul edilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış hükmün temyiz eden taraflar yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Taraf vekillerinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin herbir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2015/1004 E., 2016/2932 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(TBK'nın m. 97.) maddesine göre, öncelikle kendi edimini ifa etmiş olması gerekir.
23. Hukuk Dairesi         2015/1004 E.  ,  2016/2932 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescile ilişkin asıl, tazminata ilişkin karşı davanın yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde asıl davada davacı vekili ile karşı davada davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Asıl davada davacı vekili, müvekkili ile davalı arsa sahibi arasında yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle müvekkili yüklenicinin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirerek yapı kullanma iznini almış olmasına rağmen davalı arsa sahibinin sözleşme uyarınca müvekkiline düşen bağımsız bölümlerin tapularını devretmekten kaçındığını ileri sürerek, zemin kat 1 numaralı ve 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümlerin davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya tescilini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, davacının inşaatı sözleşmeye uygun bir şekilde yapmadığını, eksik işler yaptığını savunarak, asıl davanın reddini istemiş; karşı davada ise, 16 aylık kira alacağı olduğunu ileri sürerek, 8.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir. Karşı davada davalı vekili, gecikmenin inşaat yasağı, yola terk işlemleri ve arsa sahibinin talebi ile yapılan 117 m² fazla imalat nedeniyle yaşandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davada davacı yüklenicinin sözleşme gereği yerine getirmesi gerekli edimlerini yerine getirmeksizin karşı tarafın edimini yerine getirmesini istenemeyeceği, karşı davada arsa sahibinin inşaatın projeye ve sözleşmeye aykırı yapılmasında herhangi bir müdahalede bulunmadığı ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği gerekçesiyle, asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl davada davacı vekili ile karşı davada davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Karşı davada davacı arsa sahibinin temyiz itirazları yönünden; Karşı dava, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak gecikme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi şeklen geçersiz olup, geçersizliğin ileri sürülmesinin TMK'nın 2. maddesine aykırı olan hallerin sonradan gerçekleşmediği durumlarda böyle bir sözleşmeye dayalı gecikme tazminatı istenemeyeceği gibi, imar durumu kesinleşmeyen bir yer için arsa payı karşılığı inşaat yapımına ilişkin sözleşmelerde olduğu gibi konusu imkânsız olan böyle bir sözleşmeye dayalı gecikme tazminatı istenemez. İmar mevzuatına uygun bir bina yapılmasını öngören ve şeklen de geçerli bir sözleşme ve onaylı proje üzerine alınan yapım ruhsatına dayalı olarak başlanılan inşaatın, sözleşmeye ve projeye, dolayısıyla imar mevzuatına aykırı yapılması nedeniyle oturma ruhsatı alınamıyorsa, arsa sahibi, teslime ve kabule zorlanamaz. İnşaatın yasal hale getirilmesi mümkün değilse, arsa sahibi, tescil, teslim ile eksik ve ayıplı iş bedeli isteyemez ise de, sözleşmeden dönmediği sürece gecikme tazminatı isteyebilir. Yargıtay 15. HD'nin 02.07.2001 tarih ve 1601 E., 3598 K; 15.04.2002 tarih ve 5904 E., 1828 K; 21.10.2002 tarih ve 4195 E., 4758 K. sayılı ilamları ile Dairemizin 06.11.2014 tarih 6691 E., 7009 K. ve 26.01.2016 tarih ve 2014/5352 E., 2016/382 K. sayılı ilamları bu yöndedir. Öte yandan, kural olarak düzenlemesi dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 355. vd. maddelerinde yer alan eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda yüklenici borçlu temerrüdüne düşer ve arsa sahibinin BK'nın 106/2. maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek olarak kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Gecikme tazminatı kural olarak sözleşmede kararlaştırılan teslim tarihinden, (teslim edilmesi gereken tarihten) eserin eksiksiz ve ayıpsız olarak sözleşmeye uygun biçimde fiilen teslim edildiği tarihe kadar ya da iş sahibinin bağımsız bölümü fiilen kullanmaya başladığı veya üçüncü kişiye oturulabilir şekilde kiraya verdiği ya da (teslim edilmesi gereken tarihten sonra) sattığı tarihe kadar istenebilir. Kiraya vermek suretiyle ekonomik yarar sağlandığında gecikme tazminatı istenemez. Davalının teslim edilmesi gereken tarihe uymayıp temerrüde düştüğü tarihten önce pay satışı yapan arsa sahibi gecikme tazminatı isteyemez. Çünkü, gecikme tazminatı, alacaklının borcun geç ifa edilmesinden uğradığı zararı karşılamayı amaçlar ve alacaklının borcun gecikmeden ifa edilmesindeki çıkarını sağlamaya yöneliktir. Temerrüde düşen borçlu, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Gecikme tazminatında tazmin edilecek zarar bir tür olumlu zarardır ve alacaklının malvarlığının, temerrüde düşülmeden borcun ifa edilmesi halinde içinde bulunacağı durumla, gecikmeli ifa sonucunda içinde bulunduğu durum arasındaki farkı ifade eder. Mahkemece hükme esas alınan 3. bilirkişi kurulu raporunda, inşaatın ne imar durumuna ne sözleşmeye, ne de proje ve mevzuata bir uyumunun bulunmadığı, tamamen denetimsiz ve proje dışı işler yapıldığı, su sayaçlarının bağlantısı olmayan binaya ruhsat verilemeyeceği, kullanma izninin geçersiz olduğu görüşü bildirilmiş, mahkemece karşı davada davacı arsa sahibinin, inşaatın projeye ve sözleşmeye aykırı yapılmasında herhangi bir müdahalesinin bulunmadığı gerekçesiyle karşı davanın reddine karar verilmiştir. Arsa sahibinin, inşaatın yapımı aşamasında projeye ve sözleşmeye uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleme, yüklenici ve yapı denetim firmasını uyarma, Belediye Başkanlığı'na ihbarda bulunma görev ve sorumluluğu bulunduğuna dair, İmar Mevzuatı ve Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği'nde herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu görev, Yapı Denetim firmasına aittir. Aksine, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 12/3. maddesi uyarınca ticari nitelikte sayılan bir edimi üstlenen, bu sebeple tacir sayılan yüklenici, TTK'nın 20/2 maddesi gereği ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmek mecburiyetinde olup, arsa sahibince, projeye ve imara aykırı inşaat yapılması yolunda talimat verilse dahi, bu talimata uymamalıdır. Bu nedenle, mahkemenin, arsa sahibinin pasif davranışı sebebiyle dahi sorumlu olduğu yolundaki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece, sözleşmenin geçerli olduğu, konusunun imkânsız olmadığı gözetilerek karşı dava yönünden uyuşmazlığın esası incelenip, taraf delilleri toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Asıl dava, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde iskân şartı öngörülmüş olup, sözleşme kapsamından; davacı yüklenicinin projeye, imara ve sözleşmeye, fen ve sanat kurallarına uygun yaparak, yapı kullanım izin belgesi alınmış şekilde binayı teslimi üstlendiğinin kabulü gerekir. Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde, bir tarafın diğer taraftan edimini yerine getirmesini isteyebilmesi için, dava tarihinde yürürlükte bulunan BK'nın 81. (TBK'nın m. 97.) maddesine göre, öncelikle kendi edimini ifa etmiş olması gerekir. Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi gereğince yüklenicinin bedele, başka bir anlatımla sözleşmede kararlaştırılan arsa payı veya bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi için inşaatı sözleşme ve ekleri ile tasdikli proje ve inşaat ruhsatı ile kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve bu doğrultuda çıkartılan Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp, arsa sahiplerine teslim etmesi gerekir. 3194 Sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesi hükmünde öngörülen istisnalar dışında kalan ve bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için, ilgilisine göre belediye ve valiliklerden yapı ruhsatı alınması zorunludur. Ruhsat alınmış yapılarda herhangi bir değişiklik yapılması da kural olarak, yeniden ruhsat alınmasına bağlıdır. İmar Kanunu'nun 32. maddesi gereğince, ruhsata aykırı veya ruhsatsız yapılan bina hakkında ilgili idarece "yapı tatil tutanağı" düzenlenir; ruhsata aykırılık olan yapıda aykırılığın giderilmemiş olması durumunda ise, belediye encümeni veya ilgili idare kurulunca yıkım kararı verilir ve masrafı yapı sahibinden tahsil olunarak belediye ya da ilgili idarece ruhsata aykırı olan kısımlar ya da ruhsatsız yapılan bina yıktırılır. Ayrıca, İmar Kanunu'nun 42. maddesi uygulanarak ilgili idarece ceza yaptırımı uygulanır. İmar Yasası kamu düzenine ilişkin olup, mahkemenin re'sen gözönünde bulundurması gerekir. İmar mevzuatına uygun imalat, inşaatın iskân alınabilecek duruma getirilerek fiili ve hukuki yönden eksiksiz olarak arsa sahibine teslim edilmesi anlamını taşır ve ancak bu durumda yüklenici, kendisine düşen bağımsız bölümlerin arsa payının devrini isteyebilir. Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinde, ücret, devri kararlaştırılan arsa payıdır. (BK. m. 364). İnşaat yapma borcunu yerine getirmeyen yüklenici, arsa sahibinden tapu devrini isteyemez (BK. m. 81). İmar mevzuatına aykırılık var ise bu aykırılıklar giderilmeden teslim olgusunun gerçekleşebileceği kabul edilemez. Öte yandan, 818 sayılı TBK BK'nın 81. (TBK'nın 97.) maddesine göre, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını talep eden kimse sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kural olarak kendi borcunu ifa etmedikçe karşı taraftan edimin ifasını isteyemez. Somut olayda asıl davada davalı, eksik ve ayıplı işler bulunduğunu savunmuş, karşı davası ile de, gecikme tazminatı talep etmiş olup, davalı arsa sahibinin sözleşmeden doğan haklarını, teminat altına alabilmek amacıyla elde tutulan bağımsız bölüm veya bölümlerin eksik ve ayıplı işleri tamamlamadan veya bedeli ile gecikme tazminatı ödenmeden, sözleşmeye uygun olarak teslim olgusunun gerçekleştiği kabul edilemeyeceğinden, davacı yüklenici tescile hak kazanamaz. Dosya kapsamından, 08.03.2011 tarihinde dava konusu taşınmaza iskân ruhsatı verildiği, mahkemece hükme esas alınan 3. bilirkişi kurulu raporunda, inşaatın ne imar durumuna, ne sözleşmeye, ne de proje ve mevzuatlara bir uyumunun bulunmadığı, tamamen denetimsiz ve proje dışı işlerin yapıldığı, su sayaçları ve bağlantısı olmayan binaya ruhsat verilemeyeceği, binanın bugün itibariyle bile bitmiş sayılamayacağı, kullanma izninin geçersiz olduğu görüşünün bildirildiği, mahkemece de bu görüşe itibarla asıl davanın reddine, karar verildiği anlaşılmıştır. Bilirkişi kurulunca, inşaatın projeye, sözleşmeye ve mevzuata aykırı olmasına rağmen iskan ruhsatının nasıl alındığının belli olmadığı, iskân ruhsatının geçersiz olduğu görüşü bildirilmiş ise de, mahkemece, iskân ruhsatının iptal edilip edilmediği hususunda belediye başkanlığıyla herhangi bir yazışma yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece, belediye başkanlığından iskân ruhsatının iptal edilip edilmediği sorularak, iskân ruhsatı iptal edilmemişse, yüklenicinin, arsa sahibinin karşı davada talep ettiği ve varsa hakettiği kira tazminatını ve asıl davada mahsup itirazı olarak ileri sürdüğü eksik ve ayıplı işler bedelini ödemesi halinde tapu iptali ve tescile hak kazanacağı, asıl davada davalının kendisine ait dairenin bir oda eksik yapılması ile ilgili savunması ya da karşı davası bulunmadığı gözetilerek, yükleniciye bu bedelleri depo etmesi için süre verilmesi, depo edildiğinde karar kesinleştiğinde ödenmesi koşuluyla tapu iptali ve tescile karar verilmesi, davalı arsa sahibinin tapuyu devretmemekte haklı olduğu hususunun yargılama giderlerinin takdirinde nazara alınması gerekir. Belediye başkanlığınca, iskân ruhsatının iptal edilmiş olduğunun bildirilmesi durumunda ise, mahkemece, Belediye Başkanlığı'ndan binaya iskân verilmesi için inşai ve mimari yönden yapılması gereken işlemler ile projeye aykırılıkların tadilat projesiyle giderilip giderilemeyeceği, giderilmesi mümkün ise iskân ruhsatı verilip verilemeyeceği, verilebilecek ise, ruhsata aykırılığın giderilmesi için yapılması gereken işlemler ile bunun giderim bedellerinin sorulması, keşif yapılarak ve bilirkişi kurulundan rapor alınarak bu hususların denetlenmesi, yükleniciye binaya iskân ruhsatı almak üzere talep ederse uygun süre ve yetki verilerek sonucunun beklenmesi, projeye aykırılıkların giderildiğinin bildirilmesi halinde uzman bilirkişilerle mahallinde keşif yapılarak projeye aykırılıkların giderilip giderilmediğinin mahkemece denetlenmesi, eksikliklerin giderildiğinin tespiti ve binanın iskân ruhsatı almaya hazır hale getirilmesi halinde yüklenicinin tescile hak kazandığının kabulü ile arsa sahibinin karşı davada talep ettiği ve varsa hakettiği gecikme tazminatı ile asıl davada mahsup itirazı olarak ileri sürdüğü eksik ve ayıplı işler bedeli yönünden yukarıdaki gibi işlem yapılması gerekir. Yüklenici süre ve yetki talep etmediğinde ise, iskân harç ve masrafları ile sözleşme ile üstlendiği iskân alınması için yapılması gereken genel masrafların ve arsa sahibinin mahsup itirazı olarak ileri sürdüğü eksik ve ayıplı iş bedeli ile varsa hakettiği kira tazminatının BK'nın 81. maddesindeki birlikte ifa kuralı uyarınca depo edilmesi için yükleniciye süre verilmesi, depo etmesi halinde, yüklenicinin edimini ifa etmiş sayılacağı ve tapu iptali ve tescil isteyebileceği gözetilerek, depo edilen anılan bedelin karar kesinleştiğinde asıl davanın davalısı ...'e ödenmesi koşulu ile tapu iptali ve tescile karar verilmesi, depo etmemesi halinde, davacı tarafından sözleşmeye uygun iskânı alınmış şekilde bina teslim edilmediğinden, edimini ifa etmeyen yüklenici davacının karşı edim olan tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği kabul edilerek şimdiki gibi asıl davanın reddine karar verilmesi, Belediye Başkanlığınca iskân ruhsatının iptal edilmiş olduğu ve projeye aykırılıkların giderilemeyeceğinin bildirilmesi durumda ise asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2-Bozma nedenine göre, asıl davada davacı vekili ile karşı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, karşı davada davacı vekilinin, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün anılan taraflar yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı vekili ile karşı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istek halinde iadelerine, asıl davada kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık, karşı davada karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

(A) ile (B) arasında bir satım sözleşmesi kurulmuştur. Sözleşmeye göre (A) bilgisayarı, (B) ise 10.000 TL'yi aynı anda ifa edecektir. (A), bilgisayarı teslim etmeden (B)'den 10.000 TL'yi talep etmiştir. (B), (A)'ya "Sen bilgisayarı teslim etmeden ben de parayı ödemeyeceğim" şeklinde bir savunma yapmıştır. (B)'nin bu savunmasının hukuki niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ödemezlik defi
B) Tartışma defi
C) Zamanaşımı defi
D) İtiraz
E) İptal hakkı

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol