6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 99

Türk Borçlar Kanunu 99. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. II. Mahsup 1. Kısmen ödemede

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2023/3124 E., 2024/536 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
568,00 Euro, BFZ fark alacağı olarak 89.804,00 Euro, revize birim fiyatlar nedeniyle 75.000,00 Euro olmak üzere toplam 276.372,00 Euro talep edilmiş ise de, davacının, sözleşme bedelinin yabancı ülke parası ile kararlaştırılmış olmasına ve TBK'nın 99. ve 100. maddelerine göre, aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini istemek hakkı var iken seçimlik hak
6. Hukuk Dairesi         2023/3124 E.  ,  2024/536 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı vekilince duruşmasız asıl ve birleşen davada davacı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davacı vekili Avukat ... ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat ...’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 15.12.2008 tarihli "Türkiye Elektrik Dağıtım Şebekeleri Rehabilitasyon Projesi 1. Safha 5. Grup ...+...+...-1 (... XI (Merkez) ... VI (Merkez), ... IX (Merkez), ... X (Merkez) ) ...+YG (...) Elektrik Şebekesi Yapım İşleri" sözleşmesi imzalandığını, idare tarafından hazırlanan 12/A no’lu ek kesin hakediş raporuna karşı müvekkili şirket tarafından 12.03.2015 tarihli ve 24.04.2015 tarihli ihtirazi kayıt dilekçeleri sunulduğunu, hakediş raporunun bu dilekçelere istinaden ihtirazi kayıt ile imzalandığını, bu tarih itibariyle idarenin müvekkili yükleniciye karşı temerrüte düştüğünü, sözleşme yabancı para cinsi üzerinden imzalandığından temerrüt tarihi itibariyle Euro cinsinden alacağın tespiti ile, alacak miktarının temerrüt tarihi itibariyle TCMB efektif satış kuru karşılığı Türk lirası cinsinden belirlenmesini talep ettiklerini, ... IX (Merkez) işinde proje kapsamında eksik ve bir kısmının da hatalı olarak davalı idare tarafından 12/A no’lu ek kesin hakedişe yansıtılmış olması nedeniyle bedelin eksik ödendiğini, bu nedenle söz konusu ... için şimdilik 20.000,00 TL kısmi alacak talep ettiklerini, ... X (Merkez) işi kapsamında bir kısım işlerin ek kesin hakedişe hiç konulmadığını, bu ... nedeniyle şimdilik 18.000,00 TL kısmi alacak talep ettiklerini, ... VI (Merkez) işi kapsamında bir kısım işlerin ek kesin hakedişe eksik yansıtıldığını, bu ... kapsamında şimdilik 22.000,00 TL kısmi alacak talep ettiklerini, ... XI (Merkez) işi kapsamında bir kısım işlerin ek kesin hakedişe hiç konulmadığını, bir kısmının ise eksik dahil edildiğini, bu nedenle söz konusu bu ... kapsamında şimdilik 25.000,00 TL kısmi alacak talep ettiklerini, yine işin yapımı esnasında zorunlu olarak montajı yapılan fakat sözleşme teklif birim fiyatlar içinde bulunmayan ... kalemleri için idarece hazırlanan BFZ- 1’i (Birim fiyat zaptı 1) müvekkilinin ihtirazi kayıtlı imzaladığını, zira BFZ-1 de tespit edilen fiyatların sözleşme hükümlerine uygun hazırlanmadığını, yine davalı idare tarafından kesin hakedişte tek taraflı ve keyfi olarak bazı ... kalemleri için hazırlanan revize birim fiyatların nasıl hazırlandığının anlaşılamadığını, bu fiyatların da ihtirazi kayıtla imzalandığını, açıklanan birim fiyatların hatalı tespitinden kaynaklı alacaklarından şimdilik kısmi 15.000,00 TL talep ettiklerini, davalının kendisine 14.03.2016 tarihinde tebliğ edilen ihtar gereğince davalıya tanınan 3 günlük süre sonu olan 18.03.2016 tarihi itibariyle temerrüde düştüğünü ileri sürerek, şimdilik (temerrüt tarihi itibariyle Euro cinsinden belirlenecek alacağın TCMB efektif satış kuru karşılığı TL cinsinden) 100.000,00 TL alacağın temerrüt tarihi olan 18.03.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini istemiş, 04.09.2018 tarihli ıslah dilekçesinde, dava dilekçesinin sonuç kısmındaki alacak isteminin Türk Lirası’ndan Euro cinsine çevirdiklerini ve miktarını arttırdıklarını, yani dava dilekçesindeki 100.000,00 TL’lik talebi 31.114,84 Euro olarak ıslah yolu ile değiştirdiklerini, dava dilekçesinin mahkemeye sunulduğu 30.03.2016 tarihi itibariyle TCMB Euro efektif satış kuru bedeli üzerinden 100.000,00 TL’nin 31.114,84 Euro olduğunu, ayrıca dava tarihindeki Euro efektif satış kuru üzerinden eksik ödenen veya ödenmeyen ... kalemleri için 85.000 TL ( = 26.447,61 Euro) olan taleplerini 85.120,39 Euro daha arttırarak 111.568 Euro alacağa yükselttiklerini, BFZ’ lerden kaynaklanan fark alacağı ve Revize BFZ’ lerden dolayı fark alacağı olan 15.000 TL (= 4.667,23 Euro ) olan taleplerini 160.136,77 Euro daha arttırarak (BFZ’ lerden kaynaklanan fark alacağını 89.804 Euro, revize BFZ lerden dolayı fark alacağını 75.000 Euro olmak üzere) toplam 164.804 Euro bedele yükselttiklerini, sonuç olarak toplam 31.114,84 Euro dava değerini ıslahla 245.257,16 Euro daha arttırarak toplam 276.372,00 Euro alacağın 18.03.2016 tarihinden itibaren, Devlet Bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden, faiziyle birlikte, fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davada alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin kesin hakedişte alamadığı işlerin toplam tutarının 132.828,96 Euro, revize birim fiyat ödemelerinden dolayı alacağının 247.685,70 Euro olduğunun tespit edildiğini, bilirkişi raporu kapsamında ıslah dilekçesi ile söz konusu dosyada talep edemedikleri kesin hakedişten alınamayan bakiye 21.260,96 Euro ve revize birim fiyat ödemelerinden dolayı bakiye 172.685,70 Euro olmak üzere toplamda 193.946,66 Euro alacağın 18.03.2016 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açıldığını, sözleşme genel şartları 39.2 maddesi gereğince genel müdürlük oluru olmadığı, proje değişikliği bulunmadığı ve bunlara ilişkin talimat verilmediği halde davacının kendi lehine fiyatı yüksek olan ... kalemlerini sözleşmede ya da onaylı ... değişikliğinde yer alan miktarların üzerinde yaptığını iddia ettiğini, sözleşme kapsamında yer alan tesislerde işe başlamadan önce yapılan ve davacının da katıldığı yer teslim işlemlerinde ... ve YG kablo başlıkları ve ek muflarıyla ilgili olarak meydana gelen işçilik hatalarının en aza indirilmesi için bu tesis kapsamında yapılacak tüm kablo başlıkları ve ek muflarının toplam sayısının ihale keşfi ile sınırlı olacağı, ihale keşif miktarlarının zorunlu nedenlerden dolayı aşılması halinde bu kablo başlıkları ve ek mufların il müdürlüğü tarafından yapılacağı (..., ..., ...) şeklinde hüküm bulunduğunu, davacının sözleşme gereği idarenin talimatı ve onayına göre işleri yapması gerektiğini, sözleşme kapsamındaki işlerin teknik birim fiyat tariflerine göre yapılması gerektiğini, davacı iddiasının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, sözleşme teklifinde yer almayan ... kalemlerinin fiyatların tespitinde sözleşme özel şartlarında hüküm bulunduğunu, bu hükme göre SGŞ 39.2.4 maddesinde yer alan düzenlemeye göre sözleşme teklifinde yer almayan fiyatların tespitinde hakkaniyet ilkesinin gözetilmesi şartı ile sözleşme özel şartlarında sıralanan yöntemlere göre işlem yapılabildiğini, müvekkilince belirtilen yöntemler kullanılarak piyasa şartlarına uyumlu ve hakkaniyetli fiyatların tespitinin yapıldığını, davacının iddialarının dayanaksız olduğunu, sözleşme konusu işin yapılıp teslim edilmesinden sonra kesin hesap aşamasında yapılan tespitlere göre, işin devamı sırasında Genel Müdürlükçe onaylanan ... değişikliklerinin dışında ... kalemlerinin yapıldığı, firmanın ihale aşamasında diğer firmalara göre en uygun/avantajlı olan teklifinin, bu işlerin tamamında sözleşme fiyatları ve ihale koşulları dikkate alındığında ihale aşamasında vermiş olduğu teklif fiyatlarına göre ortaya çıkan ... bedelinin piyasa şartlarına göre yüksek maliyetli, teklif edilen fiyatların ... veren idarenin rekabetten faydalanmasını engelleyici düzeyde olduğunun görüldüğünü, sözleşme teklifinde yer alan miktarı artan ... kalemlerini revize fiyat belirlenmesiyle ilgili olarak sözleşme genel şartları 39.2.4 maddesinde yer alan hükme göre sözleşme kapsamında yer alan ... kalemlerinin miktarında artış olması durumunda artan kısımlara ilişkin sözleşmedeki tarife ve fiyatların hakkaniyetli olması halinde esas alınmasının söz konusu olduğunu, aksi durumda değişikliğe ilişkin işlerde ayrıca fiyat tespitinin gerektiğini, sözleşmenin 39.2.4 maddesine göre kesin hesap aşamasında davacı tarafından ... kalemlerine teklif edilen toplam tutarların geçerli kabul edildiğini, bu maliyeti aşan ve ... kalemlerinden miktarı ve fiyatı yüksek olan ve firmanın ihale aşamasında vermiş olduğu teklifin avantajını ortadan kaldıran işlere ilişkin olarak revize fiyat tespiti yapıldığını, davacının ihale aşamasındaki bazı ... kalemlerine verdiği teklif fiyatlarının piyasa şartlarına göre yüksek olduğu, sözleşme şartlarının aşılması durumunda ihale şartlarının değişeceği, avantajlı teklif durumunu kaybedeceğinin görüldüğünü, belirtilen ... kalemlerini revize/yeni fiyat yapılması sonucunda davacının yapıp teslim ettiği işin maliyetini rekabet şartlarına uygun ve avantajlı duruma geldiğini, kesin hakediş işlerinin de buna göre ikmal edildiğini, davacı vekilinin fiyat tespitlerine ilişkin emsal gösterdiği kararların dava konusu uyuşmazlıkla ilgisinin bulunmadığını, davacının iddialarının haksız, dayanaksız ve sözleşmeye aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte fahiş talep edilen faiz oranını kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin 39.maddesindeki hükümlere aykırı olarak, işin devamı sırasında onaylanmış ... değişikliği oluru olmadığı, proje değişikliği bulunmadığı ve bunlara ilişkin Genel Müdürlük tarafından herhangi bir değişiklik için talimat verilmediği ve "değişiklik önerisi" olmadığı halde, davacının fiili durum yaratmak suretiyle kendi lehine fiyatı yüksek olan ... kalemleri üzerinden alacak temin etmeye çalıştığını, davaya konu yapım işlerinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu İstisnalar madde 3-c kapsamında yapıldığından söz konusu işlerin 4734 sayılı kanun kapsamı dışında olduğu, dayanak bilirkişi raporu incelendiğinde davaya konu işlerin 4734 sayılı Kanun kapsamında değerlendirildiği ve buna göre revize birim fiyat hesaplamalarının yapıldığı anlaşılmakta olup, yapılan işlemin ihale ve sözleşme şartlarına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda bazı ... kalemlerine ilişkin imalatlara ait metraj tutanaklarında idarenin imzası olduğundan dolayı ödeme yapılmalıdır denildiğini, ancak davacı tarafından sözleşmedeki hükümlere aykırı olarak, işin devamı sırasında onaylanmış ... değişikliği oluru olmadığı, proje değişikliği bulunmadığı ve yer teslim protokollerinde açıkça belirtilmesine rağmen kendi menfaatleri doğrultusunda fiyatı yüksek olan bazı ... kalemlerinde fazladan imalat yapıldığını, asıl davadaki bilirkişi raporunun özen gösterilmeden tek yanlı hazırlandığı, fiyatların 2-3 kat artırıldığının görüldüğünü savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı vekili tarafından her ne kadar zamanaşımı def'inde bulunulmuş ise de, kesin kabul tutanaklarının davalı tarafından 21.04.2015 tarihinde onaylandığı, dolayısıyla eserin teslim tarihinin 21.04.2015 olduğu göz önüne alındığında asıl ve birleşen dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin sona ermediği, taraflar arasında imzalanan 12/A nolu (Ek Kesin) Hakediş'in davacı yüklenici şirket tarafından 24.04.2015 tarihinde yöntemine uygun şekilde ihtirazi kayıtla imzalandığı, ihtirazi kayıt yazılarına konu hususların dava konusu edildiğinin uyuşmazlık konusu olmadığı, davacı şirket tarafından keşide edilen 10.03.2016 tarihli ihtarnamenin davalıya 14.03.2016 tarihinde tebliğ edildiği, tanınan 3 günlük sürenin eklenmesi ile 18.03.2016 tarihinde temerrüte düştüğü, sözleşme konusu işin teslim edildiği, taraflar arasında düzenlenen 12/A nolu (Ek Kesin) hakedişin davacı yüklenici şirket tarafından usulüne uygun şekilde ihtirazi kayıt ile imzalandığı, geçici ve kesin kabullerin yapıldığı, sözleşme konusu işlerin uygulanması sırasında davalı tarafından keşif değişikliklerinin uygun mütalaa edildiği ve Makam Olur'unun alındığı, sözleşme ve ekler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, götürü bedel değil, birim fiyat usulünün asıl olduğu, dava konusu kalem miktarlarındaki değişikliklerin tesislerin ilerleme durumu ve tesislerin sözleşmede belirtilen yapısıyla uyumlu bulunduğu, tesislerin genel kapsamı içerisinde kalarak ilgisiz bir ... oluşturmadığı, ... artışının sözleşmede belirtilen (+/-) %15 oranını geçmediği, eksik ödenen veya ödenmeyen ... bedelinin 115.583,46 Euro, BFZ fark alacağının 89.807,91 Euro, revize birim fiyat alacağının 247.720,94 Euro olmak üzere toplam 453.112,31 Euro olduğu, asıl davada ıslah ile eksik ... bedeli olarak 111.568,00 Euro, BFZ fark alacağı olarak 89.804,00 Euro, revize birim fiyatlar nedeniyle 75.000,00 Euro olmak üzere toplam 276.372,00 Euro talep edilmiş ise de, davacının, sözleşme bedelinin yabancı ülke parası ile kararlaştırılmış olmasına ve TBK'nın 99. ve 100. maddelerine göre, aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini istemek hakkı var iken seçimlik hakkını TL olarak kullandığı, seçimlik hak kullanıldığından ıslah ile bundan dönülemeyeceği, dava dilekçesinde temerrüt tarihindeki yabancı paranın TL karşılığı dava konusu edilmiş olmakla ve davalı ... 18.03.2016 tarihinde temerrüte düşmekle, o tarihteki 3,2301 TL/Euro kur üzerinden Euro alacağın TL karşılığı olan 892.709,20 TL'nin hüküm altına alınması gerektiği, birleşen dava yönünden de eksik ... bedeli olarak 21.260,96 Euro talep edilmiş ise de, bu kalem alacağın 115.583,46 Euro olarak hesaplandığı, asıl davada ıslah ile 111.568,00 Euro'sunun hüküm altına alındığı, buna göre birleşen davada fark olan 4.015,46 Euro ile revize birim fiyat nedeniyle fark olan 172.685,70 Euro'nun talep edilebileceği, bu bedellerin toplamının 18.03.2016 temerrüt tarihindeki TL karşılığı olan 570.762,42 TL'nin hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile, 892.709,20 TL'nin 18.03.2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile, 570.762,42 TL'nin 18.03.2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf başvurusunda; ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki alacak istemlerini Türk Lirasından Euro cinsine çevirip miktarını arttırdıklarını, buna rağmen bu taleplerinin kabul edilmediğini, eksik ödenen veya ödenmeyen ... bedeli olarak taleplerini arttırdıklarını, bilirkişi raporuna uyumlu değer olan 139.895,68 Euro yerine bilirkişi raporlarında dört işlem hatası yapıldığı ileri sürülerek ancak bu hatanın gerekçelendirilmeyerek 115.583,46 Euro bedele hükmedildiğini, dava konusu sözleşmenin yabancı para cinsi üzerinden akdedildiğini, mahkemenin taleplerini seçimlik hak kullanımı nedeniyle reddetmesinin hatalı olduğunu, ıslah kurumunun davada işletilmesine engel bir durum olmadığını, seçimlik haklarda ıslah yoluyla değişiklik yapılabileceğini, alınan tüm raporların birbirini teyit ettiğini ve son 2 raporun nihai sonuca ulaştığının kabul edilerek hükme gidilmemesinin hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda; zamanaşımı itirazları ile ıslaha ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, işin devamı sırasında onaylanmış ... değişikliği oluru olmadan proje değişikliği bulunmadan davacı tarafın ihale konusu işe ait ihale sözleşmesinde tek taraflı olarak ... artışı yaptığını ve ... kalemlerine ilişkin olarak fahiş birim fiyatlarla yapay bir fark alacağı hesaplayarak müvekkilinden talepte bulunduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafından sözleşmede ya da onaylı ... değişikliğinde yer alan miktarlara göre ... yapıldığı iddia edilen ... kalemlerine ait birim fiyatların tespit edilmesinde bilirkişilerce hakkaniyet ilkesine uyulmadığını, ... birim fiyatları ve serbest piyasa rayiçlerinin çok üzerinde fiyatlarla hesaplama yapıldığını, sözleşme dışı kalemlere ilişkin fiyat değerlendirmesinin nasıl olacağının sözleşmede belirlendiğini, buna göre sözleşme dışı kalemlere ilişkin fiyat değerlendirmesinin SGŞ 39.2.4 maddesi kapsamında yapılmakta olduğunu, söz konusu madde de özgül tarifeler, hakkaniyete uyulması vurgusunun yapıldığını ve mutabakat şartının getirildiğini, bilirkişi raporunda hesaplanan birim fiyatlar sonucunda davacıya ait ihale teklifinin en avantajlı teklif olmaktan çıktığını, sözleşmede yer almayan ... kalemleri için yapılan fiyat tespitlerinin hakkaniyetli olması hususunun gözetilmesinin sözleşme gereği olduğunu, sözleşmenin ödeme yöntemleri başlıklı 2.1 maddesinde yer alan hükmün onaylı projesine göre tesis edilmeyen idare tarafından onaylı ... artış oluru olmayan ve yer teslim tutanağına göre yapılmayan işleri kapsamadığını, mahkemenin davacının taleplerini bu yönlerden değerlendirmesi gerektiğini, hesap uyuşmazlığından evvel davacının ilave bedel talep edip edemeyeceğinin dahi uyuşmazlık konusu olduğunu, davacının idareden ek bedel talep hakkı olmadığını, söz konusu bedeli de fiili durum yaratmak suretiyle sözleşmeye aykırı ve fahiş olarak hesapladığını, davacının taleplerinin 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’na aykırı olduğunu ve Kanun’un 25.maddesinde belirtilen hile ve yüklenicinin bilgi ve deneyimini idarenin zararına kullanmak fiillerini teşkil ettiğini, ihale konusu işte meydana gelen artışlar çerçevesinde davacının avantajlı teklifinin avantajını yitirmiş olacağını ve bu hususun ihale mantığının ruhuna aykırı olduğunu, idarece dış kredili olarak yürütülen dava konusu işe revize birim fiyatlarının ihale ve sözleşme şartlarına göre hesaplanması gerektiğini, mahkeme hükmü ile sözleşme dengesinin müvekkili idare aleyhine bozulduğunu, mahkemece avans faizine hükmedilmiş olmasının da sözleşme hukukuna aykırı olduğunu, sözleşmenin 1.5 maddesinde ödemelerde gecikme halinde aylık %0,1 faiz oranının uygulanacağının kararlaştırıldığını, faizin türünün avans faizi olması ve hükmedilen rakamın içerisinde avans faizinin olması ve temerrüt tarihi olarak belirlenen tarihten sonrası için de avans faizine hükmedilmesinin sözleşme hukukuna aykırı olduğun belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mahkeme kararında usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşme kapsamındaki işlerin bedeli Euro olarak belirtilmiş ise de, davacı tarafça TBK'nın 99.maddesi gereğince seçimlik hakkını TL olarak kullanıldığı, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenen akdi faizin döviz cinsinden ödenecek alacaklara ilişkin olduğu gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Asıl ve birleşen davada davacı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. 2. Asıl ve birleşen davada davalı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler, dava konusu edilen talebin yargılamayı gerektirir mahiyette olduğundan dava ve ıslah tarihinin faiz başlangıç tarihi olarak belirlenmesi gerektiğini ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen davada uyuşmazlık, taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanununun 99, 355 ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan taraflar yararına takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak birbirlerine verilmesine, Aşağıda yazılı harcın temyiz eden taraflardan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dava, ... bedeli alacağının tahsiline ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacı, dava dilekçesi ile alacağını TL ye çevirerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmuş, daha sonra bilirkişi raporları üzerine alacak miktarını ıslah ederek talebini euroya çevirmiş, bilahare ıslah dışında kalan alacağı bakımından da euro üzerinden ek dava açarak bu ek dava, asıl dava ile birleştirilmiştir. Davacı tarafından, TL olarak istenen alacağın ıslah ile euroya çevrilmesine rağmen ıslah talebinin dikkate alınmadığı gerekçesiyle temyiz talebinde bulunulmuştur. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, TBK 99/3.m. çerçevesinde dava açarken Türk Lirası isteyen davacının ıslah ile bu talebini dövize dönüştürmesinin mümkün olup olmadığı, bir başka ifade ile bu tercihin “seçimlik hakkın kullanılması” niteliğinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında yapılan 15.12.2018 tarihli sözleşmenin “Sözleşme Bedeli ve Ödeme Şartları” başlıklı 2. Maddesi “ İşveren bu Sözleşmeyle Yükleniciye, Yüklenicinin bu belge altındaki yükümlülüklerinin ifası karşılığı Sözleşme bedelini ödemeyi kabul eder. Sözleşme fiyatı, fiyat çizelgesi (Genel Toplam)da belirtilen 7.448.000,00EURO yedimilyonDörtyüzkırksekizbin EURO Veya Sözleşme hüküm ve şartlarına uygun olarak tespit edilebilecek, bu şekildeki, başka tutarların toplamı olacaktır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Bilindiği üzere ıslah en basit tanımı ile davacının dava açarken eksik bıraktığı (unuttuğu) veya yanlışlık yaptığı usulü işlemlerin tamamlanması veya düzeltilmesidir. Yine iddianın ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağının istisnasıdır. TBKnın 99/3.maddesinde düzenlenen hususa gelince, bu maddede “Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifadede bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.” şeklindedir. “Seçimlik yetki, Türk Borçlar Kanununda özel bir madde içinde düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte, TBK.m.99’da seçimlik yetki öngörülmüştür. …TBK .99/III’de kanuni seçimlik yetki düzenlenmiştir. Gerçekten, TBK.m.99/III’ye göre Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça, borçlu borcunu yabancı parayla ödeyecek yerde, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödeyebilir. İşte, burada borçlu, esas itibariyle asıl edim olarak yabancı ülke parasını borçlanmıştır. Fakat Türk Borçlar Kanunu, ona, bu borcunun “yedek”, “ikame” edim olarak, Türk parasıyla ödeme yetkisini de vermiş bulunmaktadır. Keza, taraflar satış sözleşmesinde esas itibariyle X adındaki şeyi satmayı kararlaştırmış olmakla birlikte, sözleşmede alıcıya onun yerine Y adındaki şeyi satın alma yetkisi de tanıyabilirler. Bu takdirde asıl edimin konusu X iken, onun yerine istenebilecek ikame (yedek) edim de Y dir…. Seçimlik yetki beyanı alacaklıya ulaşıncaya kadar borcun konusu asıl edimdir. Yedek edim, ancak bu beyandan sonra asıl edimin yerine geçer. Seçimlik yetki, borçluya veya alacaklıya ait olabilir. İster borçluya, ister alacaklıya ait olsun, .../...’e göre, bu yetki ... hukukunun aksine, yenilik doğuran bir hak değildir. Bu nedenle, seçimlik yetkiye sahip borçlu, yedek edimin ifasını teklif etmiş ise, bu teklifin alacaklı tarafından kabulüne kadar, kararından dönüp, asli edimi ifa ederek borcundan kurtulabilir. Aynı şekilde, yetkinin alacaklıya ait olması halinde de alacaklı, asıl edim yerine yedek edimi talep etmişse, borcun borçlu tarafından kabulüne kadar, bu talebinden dönerek, asıl edimi isteyebilir. Buna karşılık, Merz’e göre seçimlik yetki alacaklıya ait ise, bu niteliği itibariyle yenilik doğuran bir haktır.” (Prof.Dr.... Borçlar Hukuk Genel Hüküler.24.baskı s.1089) Islah müessesesi ile her türlü usulü eksikliğin veya hatanın düzeltilmesi, davalının kabulüne bağlı olmadan davacının tek taraflı bir işlemi ile mümkün olmaktadır. Tam ıslahta ise tamamen ayrı bir davanın, eski dava yerine ikamesi de mümkündür. İşte ıslah ile taraflara bu kadar geniş yetki verilmişken TBK 99/3 de düzenlenen seçimlik yetki konusunda, davacının TL olarak istediği alacağını, taraflar arasındaki sözleşmede açıkça hüküm altına alının Euro ya döndürememesi ıslah kurumunun amacı ile bağdaşmayacaktır. Maddi hukuk bakımından da, yukarıda Prof.Dr. ...’in de bahsettiği üzere TBK 99/2 de düzenlenen husus seçimlik yetki olup, seçme hakkı alacaklıdadır. Alacaklı dava dilekçesi ile Türk Lirası seçmiş, ne var ki bu seçim davalı tarafından kabul edilerek borç ödenmemiş, aksine niza çıkarılmıştır. TL talebi üzerine borçlu tarafından borç ödendikten sonra alacaklının bu hakkından dönerek döviz istemesinin kabulü mümkün değildir. 99.m.de düzenlenen seçimlik yetkinin bu şekilde anlaşılması daha yerinde olacaktır. Açıklanan bu nedenlerle, davacının ıslah talebinin kabulü ile asıl ve birleşen dava bakımından Euro üzerinden talebin kabulü gerektiği düşüncesiyle kararın bozulması yerine onanması yönünde oluşan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/3214 E., 2024/1487 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
inde talep ettiği kısımların zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, süresi içinde davacı vekilinin ıslah talebine karşı zamanaşımı savunmasında bulunulduğunu, davacının dava dilekçesinde talebini TBK'nın 99/1 inci maddesi gereğince TL olarak belirttiğini ve seçimini bu yönde yaptığını, bozucun yenilik doğurucu hakkın kullanılması niteliğindeki bu talebin
3. Hukuk Dairesi         2023/3214 E.  ,  2024/1487 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekillleri tarafından ayrı ayrı duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.04.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı asıl ... ile vekilleri Avukat .... Avukat... davalı ... Çiemntosu ve Kireci A.Ş. ve diğerleri vekili Avukat ..., davalı asıl ... ve vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra; işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin İstanbul Barosuna bağlı avukat olduğunu, müvekkili ile davalılar arasında 06.12.2013 başlangıç tarihli, 3 yıl süreli, karşılıklı hak ve yükümlülükler içeren bir avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi imzalandığını; sözleşme ile müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin, davalılara, talep etmeleri halinde, istedikleri konularda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vereceği, davalıların sahip olduğu, sözleşmede yazılı olan ve sözleşme dışındaki muhtelif taşınmazların satışı hususunda, hukuksal alt yapı oluşturarak, alıcı müşteriler ile müvekkilin bir araya getirileceği, hukuksal çerçevede organizasyon ve danışmanlık hizmeti verileceğinin; davalılardan ... adına İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2010/598 Esas sayılı dosyası ile devam eden boşanma davasının ve bu davaya bağlı olan ve İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2011/772 Esas sayılı dosyası ile devam eden mal paylaşımı davasının takibinin üstlenileceğinin ve bunun karşılığında da davalıların müvekkile sözleşmede ayrı ayrı belirlenen avans, ücret ve masrafları ödeyeceğinin kararlaştırıldığını; bu sözleşme kapsamında müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin davalılar tarafından vekaletten azledilinceye kadar sözleşmede kendisine yüklenen edimleri tam olarak yerine getirdiğini; ancak davalıların ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediklerini; sözleşme varlığını halen devam ettirdiği halde davalıların müvekkilini sadece vekaletten azlettiklerini, sözleşme taraflarca feshedilmemiş olup özellikle davalıların yükümlülükleri açısından halen yürürlükte olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan alacağının tespiti ile bu alacağın şimdilik; boşanma davasının ücreti olarak 25.000 TL, yıllık aidat ücreti olarak 25.000 TL, avans ücreti olarak 25.000 TL, gayrimenkul satışlarının sözleşme alt yapısını oluşturacak olan organizasyon ve danışmanlık ücreti olarak 25.000 TL olmak üzere toplam 100.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesi ile; ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada bilirkişi ve ek bilirkişi raporu ile tespit edilen ve tanık anlatımları ile ispatlanan KDV dahil 75.653,760,08 Amerikan Dolarının dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte ve fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı'nın davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak, müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep ederiz.'' demiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının, davalılardan müvekkil ... ve müvekkili şirket ...ye hiçbir hukuki hizmet vermediğini, davalı müvekkili ...'un ise boşanma davasının son 3 duruşmasına katıldığını ve nerede ise davanın kaybı ile sonuçlanabilecek fahiş bir hata yaptığını, davacının dayandığı “Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi”nin de avukatlık hizmetine ilişkin olmayıp emlak komisyonculuğu, finans danışmanlığı ve komisyonculuğu niteliklerini taşıdığını ve bu durumun 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 11.maddesinde sayılan yasaklı işlerin kapsamına gireceğini, bu nedenle sözleşmenin tümüyle hükümsüz olduğunu; sözleşme hükümsüz olmakla birlikte ayrıca sözleşmede yazılı şart da gerçekleşmediğinden yıllık ödemeye ilişkin talebin kabul edilemeyeceğini; yine sözleşmede taşınmazların 3.000 USD üzerinden bir fiyatla satılması halinde oluşacak farkın %80'inin ilave ücret olarak avukata ödeneceğine ilişkin maddenin de TBK'nın 27 nci maddesinde söz edilen ahlaka aykırılık kavramı içerisinde yer aldığını ve bu durumun da sözleşmeyi kesin hükümsüz hale getirdiğini, talimata aykırı davranışları nedeniyle de davacının azledildiğini savunarak kesin hükümsüzlükle sakat sözleşmeye dayanan davacının haksız taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda, davalılarca yapılan azlin sebep belirtilmeden yapılmış olduğu, yine Aile Mahkemesi dosyasında temyizden feragat dilekçesinin asil tarafından sunulması ile arzulanan hukuki sonucun doğmuş olduğu, yargılamanın takipsiz bırakıldığı iddiasının ispatlanamadığı, yine başkaca iddia edilen azil sebepleri ispatlanamadığından azlin haksız olduğu; İstanbul Barosu'ndan sözleşme açısından görüş alındığı, yine bilirkişi incelemesinin de yapılmış olduğu, uyuşmazlığa konu taşınmazlara ilişkin olarak sözleşmede yer alan ifadeler nazara alındığında, taşınmazlara ilişkin olarak yapılacak işlemlerde tam bir temsil yetkisinin verildiği, bu yetkinin hukuki işlemleri de kapsadığı, yine baro tarafından verilen yazı cevabında da Avukatlık Kanunu'na aykırılığın söz konusu olmadığının belirtilmiş olduğu, sözleşmede tarafların anlaştırılması değil taşınmazı satın almak isteyenlerle iletişime geçilmesi hususunda danışmanlık hizmeti verilmesini içerdiği bu yönüyle de sözleşmenin hukuka aykırı olmadığı kanaatine varıldığı; Sözleşmede yer alan boşanma davasının davacı yan tarafından takip edilmiş olduğu, azlin haklı olduğu ispatlanamadığından, buradaki dava açısından davacının 1 milyon USD talep hakkının olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-5 nolu maddesinde yıllık 1 milyon USD danışmanlık ücretinin öngörüldüğü, somut olayda sözleşme davacıdan kaynaklı sebeplerle sona ermediğinden, sözleşmede 3 yıllık sürenin öngörülmüş olduğu da anlaşılmakla, her bir yıl açısından 1 milyon USD davacının alacağının olduğu, sözleşmenin haksız azille sona erdiği de gözetilerek belirli süreli sözleşme kapsamında 3 yıl için 3 milyon USD alacağa hak kazandığı; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-3 nolu maddesinde Pendik Ballıca'daki taşınmazın satın alınmasında, satılması veya takas edilmesinde 2 milyon USD'nin öngörüldüğü, taşınmazın satın alınmış olduğu görülmekle bu işlemin hukuki alt yapısı ve danışmanlığına ilişkin edim yerine getirilmiş olduğundan 2 milyon USD'ye hak kazanıldığı; Sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-1 nolu maddesinde Bakırköy'de bulunan 2 ayrı taşınmazın m2 birim fiyatının 3.000 USD üzeri değere satılması halinde 10 milyon USD alacağın öngörüldüğü, yine bu işlemin de yerine getirilmiş olduğu, alınan bilirkişi raporu kapsamında sözleşmede yer alan koşulun gerçekleşmiş olduğu, sözleşmede 2 ayrı taşınmazın satılması halinde ibaresinin yer aldığı anlaşılmakla, her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10 milyon USD'nin öngörülmediği, tek bir ücretin öngörülmüş olduğu anlaşılmakla, sözleşmenin maddesi kapsamında 10 milyon USD alacağın olduğu; Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-2 nolu maddesinde ise edimin belirli bir tutar üzerinde gerçekleşmesi halinde ilave bir ödemenin öngörülmüş olduğu, 30.06.2020 tarihli raporda yapılan hesaplamanın sözleşmenin kapsamına uygun olduğu ve denetime elverişli olduğu, bu bağlamda 3.000 USD üzerindeki tutar üzerinden yapılan hesaplamada Bakırköy'deki taşınmazlar açısından ilave farkın yüzde 80'inin 12.958.966 USD olduğu, sözleşme kapsamında edim yerine getirildiğinden bu tutar açısından da alacağın doğduğu, bu kapsamda toplam 29.958.966 USD alacağa davacının hak kazandığı; Diğer alacak istemine konu hususlarda ise, dava açıldığında KDV alacağına ilişkin talep olmadığı gibi, yine KDV mal teslimi veya hizmet ifasının tamamlanması ile doğmakta olup, yine KDV beyannamesine bu hususun dahil edildiğinin ispat edilmesi gerekmekte olduğundan, bu hususta herhangi bir ispat faaliyeti yerine getirilmediği gibi, davaya konu talepte de bu hususun belirtilmemiş olduğu nazara alınarak bu husustaki istemin nazara alınmadığı; Yine, dava dosyasında yer alan Zeytinburnu ilçesinde bulunan taşınmaz açısından ise; tapuya konu işlemler vekalet sözleşmesinden önce gerçekleşmiş olup, işbu taşınmaz yönünden vekalet ilişkisi kurulduktan sonra sözleşme kapsamında gerçekleştirilmiş herhangi bir hizmetin varlığı da ispatlanamadığından buradaki taşınmaz açısından davacının ediminin bulunmadığı ve alacak hakkının doğmadığı, sözleşme kapsamında zamanaşımı süresinin azil ile başlayacağı ve henüz zamanaşımının dolmadığı, sözleşmede yer alan müştereken ve müteselsilen sorumluluğu içeren maddenin de gözetildiği gerekçesiyle, açılan davanın kısmen kabulü ile; 29.958.966,00 USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığının ve bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; yerel mahkemenin KDV alacağına ilişkin red gerekçesinin yerinde olmadığını, dava dilekçesi doğrultusunda tespiti talep edilen belirsiz alacakların bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, ancak mahkemenin eksik inceleme ile dava dilekçesinde KDV alacağına ilişkin talepte bulunulmadığı yönünde hatalı şekilde karar verildiğini, Zeytinburnu ilçesinde bulunan ve keşfe gidilen 774 Ada 53 Parsel sayılı taşınmaz açısından sözleşme öncesinde tapuda gerçekleşmiş bir satış yahut malik değiştirici bir işlem olmadığını, sözleşme imzalandığı dönemde malikin Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. olduğunu, yani bu taşınmazın vekalet sözleşmesi öncesinde ve sonrasında Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. üzerine kayıtlı olup, dava konusu sözleşmeden önce taşınmazın satılması yahut el değiştirmesi, yahut tapuda sözleşme ve vekaletten önce yapılmış bir işlemin söz konusu olmadığını, mahkemenin bu taşınmaz yönündeki değerledirmesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri başlıklı 1. ve 2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, Bakırköy ilçesindeki her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10.000.000 USD ve yine her iki taşınmaz açısından m² birim fiyatlarının 3.000 USD üzerinde işlem görmesi halinde her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı aradaki farkın %80 'inin alacak olarak avukata verileceğinin kararlaştırıldığının sözleşmenin yorumundan ve taraf iradelerinden ortaya çıktığını, sayın mahkemenin davacı müvekkil aleyhine hesapladığı vekalet ücreti fazla miktarda olup, mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hükmedilmesi gerekirken hatalı şekilde karar tarihindeki kur karşılığının hesaplanarak hüküm altına alınmasının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, hem de karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanması gerekirken, hatalı şekilde, tarifenin 13. maddesine aykırı olarak, davacı lehine hükmedilenden fazla miktarda karşı taraf vekalet ücreti hesaplanmış olması nedeniyle, kararın istinafen incelenerek bozulması gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalılar vekilleri; sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin savunmalarının mahkemece gerekçesiz şekilde reddedildiğini, davacının davasını kısmi dava olarak açtığını, dava dilekçesinde talebin belirsiz alacak olduğuna ilişkin hiçbir ibare olmadığını, zaten bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının ıslah dilekçesi ile davasını belirsiz alacak davasına dönüştürmesine de muvafakatları olmadığını, kısmi davalarda ıslahın zamanaşımı süresi içinde yapılması gerektiğini, davacını ıslah dilekçesinde talep ettiği kısımların zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, süresi içinde davacı vekilinin ıslah talebine karşı zamanaşımı savunmasında bulunulduğunu, davacının dava dilekçesinde talebini TBK'nın 99/1 inci maddesi gereğince TL olarak belirttiğini ve seçimini bu yönde yaptığını, bozucun yenilik doğurucu hakkın kullanılması niteliğindeki bu talebin kullanımla sona erdiğini ve sonradan değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bilahare bu talebini USD'ye dönüştürmesinin mümkün olmadığını, sözleşmede muğlak ifadelerle tanımlanan taşınmazlardan hangisinin kime ait olduğu, dolayısıyla bir hizmet söz konusu olsa bile kime sunulup kime karşı hangi oranda talep yönlendirilebileceği de değerlendirilmeksizin, tüm kalemlerden her üç davalının müteselsilen sorumlu tutulmasının doğru olmadığını, sözleşmenin genel ahlak kurallarına aykırı olduğu için de geçersiz olduğunu; davalı müvekkillerin, sözleşmeyi feshetmelerinin de takip ettiği davalar bakımından vekaletten azletmelerinin de haklı nedenlere dayandığını, davacıya ödenecek yılık ücretler için, sözleşmede kararlaştırılan ön şartın da gerçekleşmediğini, sözleşmede kararlaştırılan avans ödemesinin ayrı bir alacak kalemi olmadığını, doğması halinde ödenecek alacaklara mahsup edilmek üzere kararlaştırılan bir avans olduğu halde, Mahkemenin doğduğunu düşündüğü diğer alacak kalemlerine dahi mahsup etmeksizin, avans talebine de ayrıca ve müstakilen hükmetmiş olmasının yanlış olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, taraflar arasındaki avukatlık ve danışmanlık sözleşmesini geçerli olduğu, vekalet ücretlerinin doğru hesaplandığı mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının ve davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek ve kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, istinaf başvuru harcı ve nisbi harcı ayrıca yatırmayan davalılar ... ve ... yönünden kararın kesinleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili; davalılar vekili tarafından sunulan istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanları tekrar ederek ve bu beyanlara ek olarak istinaf kararının da gerekçesiz olduğunu ve yargılama aşamasında sunulan hukuki mütalaanın da dikkate alınmadığını beyan ederek, davalı ... vekili ise; kısmi dava olarak açılan ve sonrasında zamanaşımı süresinin dolmasından sonra ıslah talebinde bulunan davacının yatırması gereken harcın artırılan kısmın ıslah tarihindeki değerine göre belirlenmesi gerekirken dava tarihindeki kura göre belirlendiğini ve bu şekilde harcın 14.028.957,46 TL eksik alındığını, yine davacının talebinin kısmen ıslah niteliğinde olduğunu ve HMK'nın 181 inci maddesi gereğince bir haftalık süre verilmesi gerektiği halde mahkemece gelecek celseye kadar süre verildiğini ve davacı vekili tarafından da 01.02.2022 tarihli celseden sonra 25.02.2022 tarihinde tamamlama harcı olarak ödeme yapıldığını, sözleşmede bahsi geçen taşınmazların ... adına hiçbir zaman kayıt ve tescil edilmediğini, dolayısıyla bu taşınmazlar için herhangi bir taahhütte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, yine aynı şekilde davacı avukatın takip ile görevlendirdiğini iddia ettiği davalılardan ...'un boşanma davası ve mal rejiminin tasfiyesi dosyasında müvekkil Zuhal Kurt'un taraf olmadığını, davacı yanca Zuhal Kurt'u temsilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/51300 Soruşturma sayılı dosyası ile şikayet dilekçesi verilmesi dışında Zuhal Kurt adına yürütülen başkaca bir temsil faaliyeti olmadığını, sözleşmenin tarafların müteselsil sorumluluğuna ilişkin bu hükmünün TBK'nun 201 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken borca katılma sözleşmesi olduğunu, anılan sözleşme maddesinin TBK'nın 583/1 maddesindeki şekil şartlarını ihtiva etmediğini, bu nedenle geçerli bir borç doğurucu belge olmadığını, davacının kısmi dava olarak açtığı davasında ıslah edilen kısma dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin doğru olmadığını, yine mahkemenin faiz türünü de karıştırdığını ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a bendi gereğince ''yasal faiz'' ifadesini kullandığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ''avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi'' başlıklı sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2/1, 11,12 ve 163/2 nci maddeleri. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19/1 inci ve 26, 27/2, 99, 147/5, 148 inci ve 520 nci maddeleri. 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107, 109 ve 190 ıncı maddeleri. 4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi. 5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli, 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K. Sayılı kararı. 6. Dairemizin 20.12.2013 tarihli, 2023/2166 E., 2023/3851 K. Sayılı kararı ve Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı. 7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/296 E., 2019/7125 K. sayılı kararı, 24.09.2020 tarihli ve 2018/5609 E., 2020/3562 K. sayılı kararı, 11.02.2020 tarihli ve 2018/4145 Esas, 2020/1212 Karar sayılı kararı. 3.Değerlendirme 1. HMK'nın 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan, yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. Buna göre, belirsiz alacak davası; davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Alacak belirsiz olduğundan davacı yargılama sırasında HMK’nın 107/2. maddesi çerçevesinde talep sonucunu artırabilir; bu hâlde davanın ıslahı kurumundan bahsedilemez ve artılan talep yönünden davalının zamanaşımı def’î de dinlenmez. Talep artırımında bulunulmaz ise mahkeme alacağın miktarını tespit etmek ve taleple bağlı kalarak dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden alacağa hükmetmek durumundadır. Aynı Kanun'un 109 uncu maddesinde ise; kısmi dava, dava çeşitleri arasında düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir". Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000). Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla” şeklinde beyanda bulunarak talepte bulunduğu; ancak, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyanı bulunmadığı görülmektedir. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. Her ne kadar, 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davacı vekili ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada'' şeklinde beyanda bulunmuşsa da davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkân bulunmamaktadır. Ayrıca, davacının talepleri taraflar arasında düzenlenmiş sözleşme hükümleri gereği hak kazanıldığı beyan edilen ücretlere ilişkin olup, dava açıldığı tarihte alacağın belirlenmesi mümkün olduğundan, belirsiz alacak davası açılmasına da imkan bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; mahkemece, davacının davasının kısmi dava olarak kabul edilerek, bu doğrultuda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken; belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru görülmediğinden bu husus bozmayı gerektirmiştir. 2. Global Hukuk Bürosu adına davacı Avukat ... ile davalılar arasında 06.12.2013 tarihinde ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı dava konusu sözleşme imzalanmıştır. 1136 sayılı Kanun'un "avukatlıkla birleşmeyen işler" başlıklı 11 inci maddesine göre "aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmıyan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.". Kanun'un bu maddesi bir yasaklayıcı hüküm olup, buna göre avukat, aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görevle uğraşamaz; sigorta prodüktörlüğü, tacirlik, esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşmayan başka herhangi bir iş yapamaz. Kanunun diğer maddelerinde, hükmün ihlali idari yaptırıma bağlanmıştır. Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme olup (TBK m.520), simsarın edimi, ücret karşılığında görülen (geniş anlamda) bir hizmet olduğundan bahse konu hüküm kapsamında avukatlıkla birleşmeyen işlerdendir. Keza, 1136 sayılı Kanunun 12. maddesinde avukatlıkla birleşen işler arasında da sayılmamıştır. Simsarlık işi meslek kanununa göre avukata yasak sayılmış ise de, yukarıda açıklandığı üzere yasağın, yapılan borçlandırıcı işlemi (simsarlık sözleşmesini) geçersiz kılıp kılmayacağı bir borçlar hukuku meselesi olup, çözümü hükmün anlam ve amacının yorumlanmasını gerektirir. Yasaklayıcı hükmün takip ettiği amacın gerçekleşmesi ancak, yasaklanan işlemin geçersiz sayılmasıyla sağlanabildiğinden yasağın aynı zamanda işlemi de geçersiz kıldığını kabul etmek gerekir. Ancak TBK'nın 27/2 nci maddesinde düzenlenen sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceğine ilişkin hükmün de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yine Avukatlık Kanunu'nun 163/2-son cümlesi; yokluk halleri hariç avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz hükmüne amirdir. Sonuç olarak, somut olayda; taraflar arasında imzalanan ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin ''Global Hukuk Bürosunun Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan müvekkillere ait olan gayrimenkullerle ilgili tüm işlemleri, satış, takas, devir vb. işlemlerin organizasyonunda görev alınacağı, gayrimenkullerin satış, devir ve takas edilmesi sonucunda elde edilecek gelirin yeni yatırımlara dönüştürülmesi, yine listesi verilen gayrimenkullerle ilgili satış, devir, takas ve diğer işlemler konusunda danışmanlık hizmeti verilmesi gibi simsarlık sözleşmesi niteliği taşıyan hükümleri ile ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan taşınmazların satımı, takası durumunda avukata ödenecek bedellerin yer aldığı hükümleri davacının avukat olması ve Avukatlık Kanunu'nun 11 inci maddesiyle simsarlığın avukatlıkla birleşmeyen işlerden sayılması nedeniyle hukuka aykırı olduğundan, TBK'nın 27 nci maddesi uyarınca kesin hükümsüz olduğu ve davacının bu hükümler nedeniyle davalılardan herhangi bir talepte bulunamayacağının kabulü ile bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması; usul ve kanuna aykırı olup, davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının da kabulü ile kararın bu yönde de bozulması gerekmiştir. 3. Davalıların, azlin haklı olduğuna yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; TMK'nın 6 ncı ve HMK'nın 190 ıncı maddeleri gereği herkes iddiasını ispatla mükellef olup, davalıların davacı avukatın haklı nedenle azledildiği hususunu ispatlayamadığı, davacı avukatın davalı müvekkilleri zararına bir eylemde bulunmadığı ve mahkemenin azlin haksız olduğuna ilişkin değerlendirmesinin yerinde bulunduğu anlaşılmakla; davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 4. Yukarıda 2 numaralı bentte; davacı avukatın sözleşmedeki (simsarlık sözleşmesi mahiyetindeki) taşınmazların satımı, takası vb. hususları içeren maddeleri nedeniyle herhangi bir ücrete hak kazanamayacağı belirtilmekle birlikte, sözleşme tümüyle hükümsüz olmadığından, davacı avukatın müvekkilerinden ... adına takip ettiği boşanma davası nedeniyle sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 9 numaralı bendinde kararlaştırılan vekalet ücretini talep edebileceği; sözleşmede aynı zamanda müvekkillere hukuki danışmanlık verileceği kararlaştırıldığından bu danışmanlık karşılığı yıllık olarak ödeneceği belirlenen aynı bölümün 5 numaralı bendinde belirtilen yıllık ücreti de talep edebileceği kabul edilmeli; ancak, davacının bu talepleri değerlendirilirken yukarıdaki kabule göre davasının kısmi dava niteliğinde bulunduğunun da gözetilmesi gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki TBK'nın 147 nci maddesi gereğince vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğrarlar. Öncelikle yukarıdaki 1.bentte açıklandığı üzere eldeki davanın ''kısmi dava'' niteliğinde bulunduğu, kısmi davalarda zamanaşımının yalnızca başlangıçta talep edilen kısım için kesilip, kalan kısım için işlemeye devam ettiği, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı 5 yıl olup, ıslah ile artırılan kısımlar yönünden ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin hem takip edilen boşanma davasından kaynaklı vekalet ücreti alacağı hem de hukuki danışmanlık hizmeti karşılığı sözleşmede yıllık olarak alacağı kararlaştırılan danışmanlık ücreti alacağı yönünden dolduğu ve davalıların süresinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmakla; ıslah edilen kısım yönünden davacının talebinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken zamanaşımı süresinin geçmediğinin değerlendirilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir. 5. Mahkemece, her ne kadar sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu kabul edilmişse de; sözleşmede de belirtildiği gibi bu kararlaştırmanın avans niteliğinde olduğu ve yıllık belirlenen hukuki danışmanlık ücretinden mahsup edilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemenin avans niteliğindeki bu kararlaştırmayı ayrı bir ücret olarak değerlendirmesi de usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 6. Yine, yukarıda yer verilen Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal kararlarında da bahsedildiği üzere; TBK'nın 99 uncu maddesi uyarınca, konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak, ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise; alacaklı ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak, yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda; dava dilekçesinde açıkça her bir alacak kalemi için TL cinsinden talepte bulunan davacı vekilinin, yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek; sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hem zamanaşımı savunmasına itibar edilmeden hem de yabancı para üzerinden hüküm tesis edilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bu nedenle de bozulması gerekir. 7. Her ne kadar, davalı ... vekili tarafından boşanma davası nedeniyle kendilerinden talepte bulunulamayacağı belirtilmekte ise de; sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 10 numaralı bendinde Kurt Grubu oluşturan taraflardan her birinin bu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri ile ilgili olarak, avukata karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını kabul ettikleri ve bu kabulün TBK'nın 128 inci maddesi kapsamında üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenmek niteliğinde geçerli bir taahhüt olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 8. Davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; yukarıda da belirtildiği şekilde davanın kısmi dava niteliğinde olduğu, dava dilekçesinde açıkça talep edilmeyen bir hususun sonradan bu şekilde talep edilemeyeceği, mahkemenin bu talep yönünden değerlendirmesinin usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. ''Değerlendirme'' bölümünün 8 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazının REDDİNE, 3. ''Değerlendirme'' bölümünün 3 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalıların azlin haklı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ile aynı bölümün 7 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalı ...'ın temyiz itirazının REDDİNE, 4. İlk Derece Mahkemesi Kararının ''Değerlendirme'' bölümünün 1, 2, 4, 5 ve 6 numaralı bentlerinde yazılı gerekçelerle, 6100 sayılı Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince davalılar lehine BOZULMASINA, 17.100,00 Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/3941 E., 2025/1147 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi- “I.Ülke parası ile” başlıklı olup "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
6. Hukuk Dairesi         2023/3941 E.  ,  2025/1147 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1044 E., 2023/405 K. Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında...adlı yazılımın geliştirilmesi, özelleştirilmesi ve tamamlanarak şirketler grubunun adresinde teslimi konusunda sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin üzerine düşen bütün ödemelerini ifa ettiğini ve sözleşme gereğince tüm görevleri yerine getidiğini, davalı şirketin sözleşme kapsamında üstlendiği edimlerini defalarca ihtara rağmen yerine getirmediğini, müvekkili şirket tarafından sözleşmenin feshedildiğini, Pendik 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2011/64 D.İş Esas, 2011/61 D.İş dosyasından tespit yaptırıldığını ve davalı şirkete tebliğ edildiğini belirterek; davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya ödenen 60.300,00 TL'nin 11/0/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Birleşen davada davacı vekili; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/325 Esas sayılı dosyasından ... Projeleri AŞ hakkında açılan davaya davalı şirketin sözleşmeyi imzalayan tarafın ...Sistemleri San. ve Tic. A.Ş. olduğunu ileri sürerek kötü niyetli husumet itirazında bulunması nedeniyle bu davanın açıldığını, davalı şirketin sözleşmede taahhüt edilen edimlerini tamamlanmadığından sözleşmenin feshedildiğini belirterek; davalıya ödenen 60.300,00 USD'nin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 11/07/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin ...Sis. San. ve Tic. A.Ş. ile akdedildiğini, bu nedenle müvekkili hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, projenin de 2009 senesinde tekrarlandığını ve 2. kez kullanıma sunulduğunu, 6098 sayılı Borçlar Yasası'nın ayıp sebebiyle sorumluluğu düzenleyen 474. maddesi ve 478. maddesi uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, sözleşme konusu ürünün tamamen yurt dışı kaynaklı olduğunu, kurulum işlemlerinin teknik çalışma olduğunu ve bu çalışmanın ...tarafından yapıldığını, 2 ayrı proje ile yükümlülüklerin 2 kez yerine getirdiğini belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini istemiştir. 2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmeye konu ürünün kurumsal kaynak planlama sistemi olduğunu ve tamamen yerelleştirilme ve özelleştirilmeleriye infor şirketinin malı olduğunu, üzerinde yapılacak değişikliklerin bu şirket yönetiminin onayı ile yapılabileceğini, müvekkili şirketin kendisinin yöneteceği bir değişikliğin yapılamayacağını, ürünün üzerinde herhangi bir insiyatif olmadığını, bu anlamda yazılım programından beklenecek sonuçların sınırlı olduğunu, sözleşmenin C -Ekinde ileriye yönelik farklı sistemlerin entegrasyonunda gerekli olması durumunda göz önünde bulundurulacak maddeler listesi olduğunu, davacının satın aldığı ürünün lisanslı bir ürün olduğunu, lisans ücreti ödenerek davacı adına dava dışı İnfor şirketinden alındığını, geliştirme ve uyarlama çalışmalarının lisans satın alındıktan sonra ürünü alan şirketin sözleşmesi gereği başladığını, lisans ücreti için 48.621,00+5400,00 USD ödendiğini, davacının ödediği bedelin lisans için ödendiğini, hizmetin tam verildiğini, davacı şirketin müvekkili şirketin büyük harcamalar yapmasına sebep olduğunu, başka müşterilere vereceği hizmeti engelleyerek mağduriyetine sebep olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece verilen 09.11.2015 tarihli ilk kararda, asıl ve birleşen davada davacı açısından projenin hayata geçmemesi halinde sadece ERP lisansına sahip olmanın bir fayda sağlamayacağı, birleşen davada davalı açısından ise yazılım lisansı satın alınmadan proje geliştirme çalışmalarına başlamanın mümkün olmadığı, birleşen davalı firma yetkililerinin geliştirme çalışmalarının sonuçsuz kaldığı, davacının ERPLN yazılımını kullananmadığı, davacı yanın bedelin ödenmesine ilişkin edimini yerine getirdiği, birleşen davalı ... Sistemleri San ve Tic. A.Ş 'nin taahhüt etmiş bulunduğu edimlerini yerine getiremediği, dava konusu sözleşmelerin ve ek sözleşmelerin asıl davanın davalısı olan ...Projeleri A.Ş. ile yapılmadığı, bu davalıya husumet yöneltilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle asıl davada davalı ...hakkındaki davanın husumet yönünden reddine, birleşen davanın kabulü ile, 60.300,00 USD karşılığı 107.816,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren davacının talebine uygun olarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar veriimiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ İlk Derece Mahkemesinin 09/11/2015 tarihli ve 2012/325 E., 2015/655 K. sayılı kararının süresi içinde birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin (Kapatılan 15. Hukuk Dairesi) 01.03.2017 tarihli ve 216/1569 E.,2017/866 K. Sayılı ilamı ile dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının denetime ve hüküm vermeye elverişli bulunmadığı, davacı tarafça yaptırılan İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin (kapatılan Pendik 2. Sulh Hukuk Mahkemesi) 2011/64 D. İş Esas dosyasında alınan bilirkişi raporu ile yargılama sırasında alınan rapor ve ek raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmediği, HMK'nın 281/1-2-3 maddesi uyarınca yeniden tayin edilecek konusunda uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınıp anılan çelişkiler ve yüklenicinin itirazları giderildikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taahhüt edilen ERP yazılımının çalışır durumda olduğu, program tarafından istenen bilgilerin sisteme yüklenmesi halinde sistemde kodlanmış olan standart süreçlerin çalıştırılabileceği ancak birleşen davalı tarafından uyarlama hizmetinin verilmediği, davacı tarafından lisansı alınmış yazılımlar kullanılarak ve bu yazılımlar üzerinde uyarlamalar yapılarak kullanımının mümkün olduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ERP yazılımının çalışır durumda olması nedeniyle lisans bedelinin talep edilemeyeceği, birleşen davalıya 7.206,00 USD destek ve bakım hizmeti bedeli olarak ödeme yapıldığı, buna göre davacının destek ve bakım hizmeti olarak ödemiş olduğu 7.206,00 USD'yi talep edebileceği, gerekçesiyle birleşen dava yönünden davanın kısmen kabulü ile 7.206,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte birleşen davada davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, asıl dava yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosya kapsamında alınana 08.08.2019 tarihli ilk kök ve 10.01.2020 tarihli ek raporda, önerilen lisansın müvekkilinin iş alanına uygun olmadığını, davalının müvekkiline uygun olmayan bir programın özelleştirmelerle kendisine uygun olacağı vaadini gerçekleştiremediğinin tespit edildiğini, davalı tarafın itirazı ile oluşturulan yeni heyetçe sunulan 10.01.2022 tarihli kök ve 10.09.2022 tarihli Ek Raporlarda ise, zorlama bir yaklaşımla müvekkilinin lisans bedelinden sorumlu tutulmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunun belirtildiğini, lisansı alınmış programın gerekli güncelleştirilme ve özelleştirmeler yapılmadan davacı tarafça kullanılmasının mümkün olmadığını ve bu haliyle müvekkili açısından ekonomik bir değerinin bulunmadığını, davanın kısmen reddine ilişkin kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin 04.03.2015 tarihinde yerinde yaptığı inceleme sonucunda 2013 yılında lisansöre ödeme yapılarak lisansın aktif hale getirildiğinin tespit edildiğini ancak lisansın halen aktif olduğunu gösteren bir delil bulunmadığını, müvekkilinin yazılım programını halihazırda aktif olarak kullanmadığını, bozma sonrası alınan raporlarda da sözleşme ile vaadedilen özelleştirmelerin yapılmadığı tespit edilmiş olduğu halde, lisans bedelinden müvekkilimin sorumlu tutulması gerektiği yönündeki ikinci bilirkişi heyetinin sunduğu kök ve ek raporların yerinde olmadığını, davalının müvekkilinin faaliyet alanına uygun olmayan bir programı özelleştirme vaadinde bulunduğunu ve bunu ne kendisi ne de lisansörün devreye soktuğu çözüm ortağı İntecor firmasının başaramadığını, tüm bu nedenlerle, lisans ücretinden sorumlu olması gerekenin davalı taraf olduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden verilen haksız ve hukuka aykırı kısmen red kararın bozulması gerektiğini beyan etmektedir. 2.Birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde, birleşen davanın tümden reddi gerektiğini, bilirkişilerce beyan edildiği üzere davacı tarafından tercih edilen ERP yazılımının yeterli özelliklere sahip uluslararası geçerliliği olan bir yazılım olduğunu, lisansın ömür boyu geçerli olduğunu ve her zaman aktif edilebilir, güncellenebilir, uyarlanabilir, adapte edilebilir olduğunu, davacının lisansı satın alırken imzaladığı lisans sözleşmesinde tüm bu hususları kabul ederek ve bilerek satın almayı gerçekleştirdiğini, davacı şirketinin ERP yazılımını ve veri tabanını kullanma durumunda olduğunu, 04.06.2010 tarihinde davacı şirketin davalı şirkete çektiği ihbarnamede davacı firmanın yapmadığı sistemleri kendi personelinin yaptığını beyan ettiğini, dahası ikinci bir çözüm ortağı ile 4-5 ay program üzerinde çalışma gerçekleştirildiğini, ERP yazılımının mülkiyetine sahip olduğunu ve istediği zaman bu yazılımı aktif edip kullanma hakkı bulunduğunu, mahkemenin destek ve bakım hizmet bedeli olarak ödenmiş olan bedelin iadesi talebi yönünden verdiği kabul kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın bu yönden bozulması gerektiğini, Yargıtay incelemesi sonucu kararın onanması yönünde karar verilecek olursa asıl ve birleşen davada müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücreti miktarları bakımından yabancı para alacağının, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken mahkemece dava tarihindeki kur üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını kararın vekalet ücretleri yönüyle düzeltilerek onanması gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre uyuşmazlık asıl ve birleşen dava eser sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.03.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dava konusu uyuşmazlık asıl davada davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle davalıya ödenen 60.300 USD’nin tahsili birleşen davada ise davalı ile şirket arasında akdedilmiş sözleşmenin feshi ile ödenen 60.300 USD’nin tahsili istemine ilişkindir. Birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde müvekkili lehine hükmedilen 60.300 USD yönünden vekalet ücretine karar tarihindeki kur üzerinden hükmedilmesini temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. Gerek asıl dava gerekse birleşen davada tarafların diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılıyorum ancak yabancı para cinsinden hüküm altına alınan alacak bakımından yabancı paranın karar tarihindeki kur üzerinden vekalet ücretine ilişkin temyiz nedenleri yerinde olduğundan bu kısım yönünden yeniden yargılama da gerekmemesi nedeniyle karar tarihindeki kur esas alınarak belirlenecek vekalet ücreti yönünden ve harç kamu düzenine ilişkin olup harç yönünden de karar tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne kararın düzeltilerek onanması mümkün olduğundan aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum. Konunun önemi nedeni ile karşı oyuma ilişkin görüşlerimde, yabancı para alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuatımızda yapılan düzenlemeler ve yabancı paranın tahsili bakımından özellik arz eden durumlar ile yargı harçları, mahkemece hükmedilecek vekalet ücreti ve temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağına hükmedilmesi halinde, dava tarihindeki kurun mu, yoksa karar tarihindeki kurun mu esas alınacağı konusunda farklı görüşlerin bulunması nedeniyle açıklamalar tüm bu konuları kapsayacak şekilde yapılacaktır. Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr). Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanunu'nun 83. maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi- “I.Ülke parası ile” başlıklı olup "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret edildikten sonra, borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmiştir. Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır. -Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi, - Yabancı paranın vade (muacceliyet) tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi, - Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir. Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra artık bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19). Somut uyuşmazlıkta,  dava dilekçesinde para alacağı olarak yabancı para cinsinden alacak talebinde bulunulmuştur. Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunun yabancı para üzerinden ödenmesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanununun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3. maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde, borçluya aynen veya fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığının tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof.Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı, Mark’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir. Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan, hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır. Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, hususan taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16. maddesi gereğince gayrimenkulün değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 TBK’nın 99. maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun, bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir. Bu açıklamalardan sonra Harçlar Kanunu açısından yargı harçlarının genel özellikleri, ödenme zamanı, karar ve ilâm harcı ile icra tahsil harcının özellikleri de göz önünde bulundurulmak sureti ile bir değerlendirme yapılacaktır. Bu kapsamda, kamu hizmetlerinden yararlanan özel ve tüzel kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yararlandıkları hizmetlerin maliyetine katlanmaları zorunluluğu olarak tanımlanmaktadır (B, Pınar Yargı Harçları, Ankara 2009, sayfa 1). Yapılan iş ve hizmet, amme hizmetinden daha çok kişilerin kişisel menfaatine ilişkin olduğundan yararlanılan hizmetin karşılığı olarak harcın Hazinece tahsili gerekmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde "harç" tanım olarak "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığı yaptıkları ödeme olarak" belirtilmiş, aynı tanım Anayasa Mahkemesi kararlarında da benimsenmiştir (Anayasa Mahkemesi 31.03.1987 gün, 1986/20 Esas, 1987/9 Karar, 14.02.1991 gün ve 1990/18 Esas, 1991/14 Karar, 28.09.1995 gün, 1995/24 Esas, -52 Karar). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 73/3. maddesinde ise "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmünü içermektedir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınan harç, yasaya dayalı olarak alınmalı ve yükümlüsü de kanunun amacına uygun olarak bu hizmetten yararlanan kişiler olmalıdır. Bu zorunluluk Yargıtay İçtihadı Birleştirme YİBK'nın 07.12.1994 gün 1964/3 Esas,-5 Karar, ve Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 gün ve 1986/20 Esas-1987/9 Karar sayılı ilâmlarında da gerekçe kısmında belirtilmiştir. Anayasa'7nın harç alınmasındaki kanunilik ilkesi gereğince Harçlar Kanununun 1 nci maddesinde alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır. Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete bu hizmetten yararlananların sağladığı katkıdır (YİBK 16.12.1983 gün ve 1983/5, 6 Karar). Yargı harçları başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Karar ve ilâm harcı ise maktu veya nispi harç olmak üzere iki çeşit olup konusu para veya para ile değerlendirilebilen belirli bir değere ilişkin davalarda Harçlar Kanunu'nun 1 sayılı tarifesi gereğince nispi harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanununun nispi harçlarda ödeme zamanı başlığını taşıyan 28 inci maddesinin birinci bendi nispi harçlarda ödeme zamanını düzenlemiş aynı maddenin a) bendinde ise karar ve ilâm harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Bu madde de aynen "karar ve ilâm harçlarının 1/4'ü peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenir" hükmü yer almaktadır. Harçlar Kanununun 30. maddesi ise; "Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilâm harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409 uncu maddesinde (6100 sayılı HMK 150 nci madde) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” Aynı Yasanın 32.maddesinde ise “ Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır." hükmü yer almaktadır.    Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32.m.sinin "Yargı işlemlerinden alıncak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz." Şeklindeki hükmünün Anayasa aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi 17.03.2010 günlü Resmî Gazete'de yayınlanan 2009/27 Esas, 2010/9 Karar sayılı kararının gerekçesinde "Yargılama sürecinde yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili (davacı veya davalı), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlerin yapılamayacağını belirten kural bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetlerinden yararlanmaları, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağlandığından bu kural Anayasanın 36. maddesindeki hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir kural değildir. Bu nedenlerle, Yasa'nın emredici hükümleri gözetilerek yargılama sırasında taşınmazın mahkemece tespit edilen değeri dava dilekçesinde gösterilen değerden daha yüksek olduğundan tespit edilen değere göre Harçlar Kanunu'nun 30 uncu maddesi gereğince eksik nispi harcın tamamlanması, aksi hâlde müteakip yargılama işlemlerine devam edilmeyerek dosyanın işlemden kaldırılması Harçlar Kanunu 30 ve 32 nci maddesinde yasal zorunluluk olarak öngörüldüğünden yasanın emredici hükümleri gözetilmeksizin yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırılık nedeniyle bozma nedenidir. Nitekim gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekse dairelerin yerleşik uygulamaları bu yöndedir (Aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04.12.2013 gün, 2013/21-445 Esas, 2013/1625 Karar, 13.12.2017 gün, 2017/10-1974 Esas, 2017/1735 Karar, 06.06.2018 tarih, 2017/13-1984 Esas, 2018/1172 Karar, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 26.04.2016 tarih, 2016/774 Esas, 2016/7461 Karar, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 09.10.2018 gün, 2016/1183, 2018/4595 Karar). Harçlara ilişkin bu genel değerlendirme gözetildiğinde yukarıda da belirtildiği üzere yabancı para alacaklarında yargılama sırasında harç noksanlığının tespit edilerek eksik harcın ikmali durumu söz konusu olmayıp somut uyuşmazlıkta eksik alınan harç temyiz kanun yoluna başvuru nedeniyle alınması gereken nispi temyiz karar harcıdır. Dolayısıyla harcın alınma zamanı bakımından taşınmazın değerinin tespiti suretiyle Harçlar Kanunu'nun 16 ncı maddesi ve 30 uncu maddesi kapsamında değerlendirilecek ve eksikliği tamamlanacak harçlardan değildir. Dava açılırken ve ıslah sırasında Harçlar Kanunu'nun 28 nci maddesi gereğince 1/4 oranında yatırılan karar ve ilâm harcı davanın görülüp sonuçlandırılması bakımından yeterlidir. Ancak mahkemenin yabancı para alacağını hüküm altına almasından itibaren artık HarçlarKanunu'nun eki olan 1 no.lu tarifenin Karar ve ilâm harcı başlığı altında nispi harçları düzenleyen 1-a maddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi hâlinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden" Binde 68,31 oranında nispi karar ve ilâm harcı alınacaktır. Bu harcın alınmamış olması Harçlar Kanununu 32 nci maddesi gereğince müteakip işlemler olan kanun yoluna başvuru aşamasına geçilmesine engel olacaktır. Yukarıda da belirtildiği üzere harcın alınması kamu düzenine ilişkin olup Harçlar Kanunu ve eki tarifeye göre harcın eksik yatırılıp yatırılmadığı hususu resen gözetilecek, harcı yatırılmayan yargılama işlemlerine devam edilemeyecektir. Bu konu aynı zamanda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi, yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış olup doktrinde Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117). Yabancı para alacağının    hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü    dile getirmiştir. Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu üzerine, temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile Kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve Kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.    Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir. Burada dairemiz sayın çoğunluğu ile bakış açısındaki farklılık yabancı para alacaklarında dava sırasında meydana gelen değer artışlarının dava açılırken alınacak olan 1/4 oranındaki nispi karar ve ilâm harcının bu değer artışları nazara alınarak tamamlanmasının gerekmeyeceği ancak mahkemece yabancı para alacağı hüküm altına alındıktan sonra artık Harçlar Kanunu gereğince Ek-2 no.lu Tarifenin III-1.a bendinde belirtildiği üzere ortada "hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden" belirlenmesi gereken bir harç miktarı vardır. Nitekim İİKnun 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez. Bu konuda aynı Yasanın 32 nci maddesinde,    (Değişik: 18/2/1965 - 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 ncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir."    hükmü yer almaktadır. İcra İflas Kanunu'nun 36 ncı maddesinde ise    (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) "İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir."    hükmü yer almaktadır. İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı    maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır. Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı Tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere    alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir. Nitekim icra işlemlerinin yargısal denetimini yapan icra mahkemelerince verilen kararları denetleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2016 tarih, 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur. Yukarıda Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/27 Esas, 2010/9 Karar sayılı kararının gerekçesinde de vurgulandığı üzere harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmek istemesinin harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturduğu, Harçlar Kanununun 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını belirten kuralın bireylerin özel menfaatleri ile ilgili olarak yargı hizmetlerinden yararlanmaları, bu hizmetlerin karşılığı    olarak harcın ödenmesi koşuluna bağlandığından bu kuralın Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünü kısıtlayan bir kural olmadığı belirtilmiştir. Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk Mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken, buna göre hesaplama yapılırken, aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar yoluna başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır. Ayrıca belirtilmelidir ki, verilen mahkeme kararlarına karşı yasa yolları hak arama hürriyeti çerçevesinde düşünülmelidir. Bu hakkı engelleyen açık bir kanun hükmü bulunmadığı sürece yorum yoluyla hak ve hürriyetler sınırlandırılmamalıdır. Zira hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ancak kanun yoluyla mümkündür. (Anayasa 13.m) Uyuşmazlık konusunun ise tartışmalı olduğu ve yorum yoluyla sonuca gidildiği açıktır. Yukarıdaki açıklamalarda da yer aldığı üzere yabancı paranın değeri serbest kur rejimi nedeniyle sürekli değiştiğinden yasal sınırların belirlenmesinde, hüküm tarihinin esas alınması, yasal düzenlemelerin bir gereği olduğu gibi hükmolunan şeyin gerçek ve güncel değerini yansıtması bakımından da taraflara yüklenen hak ve borçların yabancı paranın hüküm tarihindeki TL karşılığının olacağı, ilam icra dairesi aracılığıyla infaza verildiğinde, bu değerin esas alınacağı gözetildiğinde; somut uyuşmazlıkta olduğu gibi gerek vekalet ücreti gerekse harç bakımından temyiz sınırının belirlenmesinde, yabancı paranın karar tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2023/2698 E., 2024/1603 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 99 uncu maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 83 üncü maddesi).
11. Hukuk Dairesi         2023/2698 E.  ,  2024/1603 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2023/88 D.İş, 2023/88 Karar KARAR : Hakem kararının tebliğe çıkarılması/saklanması İTİRAZ HAKEM HEYETİ : 06.01.2023-2022.i.61508 SAYISI : 2023/İHK-1280 HÜKÜM : Ret Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... şirketine 28.07.2021–28.07.2022 vadeli 52422934 numaralı Yat Sigorta Poliçesi ile sigortalı, başvuru sahibine ait LADY SU isimli Bavaria 42 model yelkenli teknenin, Muğla/Marmaris mevkiindeki seyri esnasında maruz kaldığı fırtına sebebiyle yelken direğinde ve armasında meydana geldiği iddia edilen zarar nedeniyle 150.000,00 TL (ıslah ile 12.743,23 euro) tazminatın 19.12.2021 tarihinden itibaren devlet bankalarının euro ile açılmış bir yıl vadeli mevduata ödediği en yüksek faiziyle birlikte davalı ... şirketinden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun teminat kapsamı dışında olduğunu savunarak başvurunun reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 13.10.2022 tarih, 2022/102471 E. ve 2022/242492 K. sayılı ile dava konusu edilen hasar, sigortalı teknenin Gökova Koyu, Muğla/Marmaris mevkiindeki seyri esnasında maruz kaldığı fırtına sırasında, alüminyum direğinin, ... istralya furling tamburu altındaki bağlantı lamasının fırtına nedeniyle kopması sonucu kıç güverte üzerine (geriye) devrilmesi suretiyle meydana geldiği, “FIRTINA”nın bir ... tehlikesi olduğu, hasarın fırtına nedeniyle meydana gelmesi ve teknenin hasara uğradığı sırada yarış halinde bulunmaması nedenleriyle, sigortalı teknesinde meydana gelen riziko ve hasarın, "... Sigorta Poliçesi Genel Şartları” ve “Enstitü Yat Klozları 1.11.85 CL.328” hükümleri gereğince teminat kapsamı dahilinde bulunduğu gerekçesiyle başvuranın başvurusunun kısmen kabululü ile, KDV dahil 11.266,19 Euro'nun 19.12.2021 tarihinden itibaren devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranıyla birlikte Groupama Sigorta A.Ş.'den alınarak başvurana ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, başvuran tarafından yapılmış bulunan 2.250,00 TL başvuru ücreti ve 1.500,00 TL bilirkişi ücreti, toplamı 3.750,00 TL yargılama giderinden kabul-red oranına göre hesap ve takdir edilen 315,34 TL nın aleyhine başvuru yapılan sigorta şirketinden tahsili ile başvurana ödenmesine, artan kısmın kendi üzerinde bırakılmasına, başvuran vekil ile temsil edildiğinden karar tarihindeki AAÜT madde 17/2 ye göre hesap ve takdir edilen 17.629,75 TL avukatlık ücretinin sigorta şirketinden alınarak başvurana ödenmesine, aleyhine başvuru yapılan sigorta şirketi vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde geçerli AAÜT ile 5684 Sigortacılık Kanunu’nun (5684 sayılı Kanun) 30 uncu maddesi hükmü uyarınca reddedilen kısım üzerinden hesaplanan 1.840,00 TL tutarındaki vekâlet ücretinin başvurandan tahsili ile aleyhine başvuru yapılan sigorta şirketine ödenmesine, karar verilmiş, bu karara taraf vekilleri tarafından süresi içinde itiraz edilmiştir. IV. İTİRAZ HAKEM HEYETİ KARARI Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli, dosya kapsamıyla uyumlu ve hüküm kurmaya yeterli olduğu gerekçesiyle davalının hasarın poliçe teminatı kapsamında olmadığına yönelik itirazının reddine ve aynı gerekçeyle başvurucunun zararın eksik hesaplandığı itirazının da reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; zararın eksik hesaplandığını, elektrik aksamı onarımı ve marina bağlama ücretinin eksik hesaplandığını bu hususlarda sigorta eksperinin bilgilendirildiğini ve itiraz edilmediğini, poliçede de bu hususlara ilişkin aksi bir madde bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hasarın sigorta poliçe teminatı kapsamı dışında olduğunu, hasarın ... tehlikesinden kaynaklanmadığı, paslanma ve korozyon nedeniyle hasarın oluştuğunu, başvurucunun dilekçesinde TL olarak talepte bulunduğu hasar bedelini ıslah dilekçesi ile döviz cinsinden talep edemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki Yat Sigorta Poliçesi kapsamında fırtına nedeniyle hasarlanan teknenin uğramış olduğu zararın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 99 uncu maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 83 üncü maddesi). 3. Değerlendirme 1.Davacı başvuru dilekçesinde, meydana geldiği iddia edilen zarar nedeniyle 150.000,00 TL talep etmiş ve 27.08.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile talebinin 12.743,23 euro olduğunu belirterek, alacağın yabancı para üzerinden tahsilini talep etmiştir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Kanun’un 99 uncu maddesi (818 sayılı Kanun’un 83 üncü maddesi) uyarınca yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklı bu borcun vade vaya fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bu şekilde seçimlik hakkını kullanan alacaklının artık bu tercihten dönerek borcun yabancı para alarak aynen ifasını istemesi mümkün değildir. Sigorta Tahkim Komisyonunca davacının başvuru dilekçesiyle tercih hakkını kullandığı ve borcun Türk Lirası üzerinden ödenmesini istediği, bundan sonra tercih hakkından dönerek yabancı para üzerinden tahsil isteyemeyeceği gözetilerek TL üzerinden hüküm kurulması gerekirken alacağın yabancı para cinsinden tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2.Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2.Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/10 E., 2025/152 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Zira yabancı para alacağı, 6098 Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır.
6. Hukuk Dairesi         2024/10 E.  ,  2025/152 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/168 E., 2023/1055 K. KARAR : Esastan Reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/665 E., 2021/630 K. İlk Derece Mahkemesince, yapılan hesaplamaya göre 11.329,86-Euro davacının, davalıdan fatura alacağı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Ankara 26. İcra Müdürlüğü' nün 2020/... Esas sayılı icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin 11.329,86 Euro üzerinden aynı şartlarda devamına, İİK'nın 67 nci maddesi gereğince davacının icra inkar tazminat talebinin kabulü ile 15.861,80 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı süresinde davalı vekilince duruşma istemli olarak temyiz yoluna başvurulması üzerine kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyize konu edilen kararda dava değerinin duruşma sınırının altında olduğu anlaşılmış olup dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. HMK.'nın 362/1-a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen ve miktar ve değeri 238.730,00 TL' yi aşmayan kararlara karşı temyiz kanun yolu kapalı olduğundan ve somut olayda temyiz eden tarafın temyize konu yaptığı miktar 11.329,86 Euro (takip tarihinde kur 1Eur=7.00 TL) (11.329,86 x 7 = 79.309,02 TL) ve 15.861,80 TL icra inkar tazminatı olduğundan davalı vekilinin temyiz isteminin miktar itibariyle reddine karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Davalı vekilinin temyiz isteminin miktar itibariyle REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 20.01.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dava konusu uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanan yabancı para alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile 11.329,86 euro üzerinden itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmiş. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddi üzerine davalı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Dairemizin sayın çoğunluğu yabancı para cinsi ile talep edilen alacaklarda temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağının dava tarihindeki TL karşılığının esas alınması gerektiği kaanati ile dava tarihindeki kur esas alındığında hükmedilen alacağın temyiz sınırı altında kaldığından, temyiz isteminin miktar yönünden reddi gerektiği görüşündedir. Karşı oya ilişkin görüşlerimde yabancı para alacaklarının tahsiline ilişkin mevzuatımızda yapılan düzenlemeler ve yabancı paranın tahsili bakımından özellik arz eden durumlar ile yargı harçları, mahkemece hükmedilecek vekalet ücreti ve özellikte somut olayda olduğu üzere temyiz sınırı bakımından yabancı para alacağına hükmedilmesi halinde dava tarihindeki kurun mu yoksa karar tarihindeki kurun mu esas alınacağı konusunda farklı görüşlerin bulunması nedeniyle açıklamalar tüm bu konuları kapsayacak şekilde yapılacaktır. Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr). Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanunu'nun 83 ncü maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesindeki I. "Ülke parası ile başlıklı olup "Konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. ülke parası ödeme üst başlığı altında dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödenebilir. "Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret ettikten sonra borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmektedir. Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır. -Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi, - Yabancı paranın vade/muacceliyet tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi, - Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir. Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19). Somut uyuşmazlıkta davacı, dava dilekçesinde para alacağını yabancı para cinsinden talep etmiştir. Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Nitekim İlk Derece Mahkemesince 29.500 USD olarak yabancı para alacağına hükmedilmiş, istinaf incelemesi yapan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi de yabancı para alacağına talep edilen yasal faizin 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduata devlet bankalarınca uygulanacak en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle alacağın tahsil edileceğini belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunu yabancı para üzerinden ödemesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanunu'nun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3 ncü maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde borçluya aynen veya fiili ödeme tarihi TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığını tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof. Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı ...’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir. Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır. Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, özellikle taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16 ncı maddesi gereğince gayrimenkulun değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir. Bu açıklamalardan sonra Harçlar Kanunu açısından yargı harçlarının genel özellikleri, ödenme zamanı, karar ve ilâm harcı ile icra tahsil harcının özellikleri de göz önünde bulundurulmak sureti ile bir değerlendirme yapılacaktır. Bu kapsamda, kamu hizmetlerinden yararlanan özel ve tüzel kişilerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yararlandıkların hizmetlerin maliyetine katlanmaları zorunluluğu olarak tanımlanmaktadır (B, Pınar Yargı Harçları, Ankara 2009, sayfa 1). Yapılan iş ve hizmet amme hizmetinden daha çok kişilerin kişisel menfaatine ilişkin olduğundan yararlanılan hizmetin karşılığı olarak harcın Hazinece tahsili gerekmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde "harç" tanım olarak "fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığı yaptıkları ödeme olarak" belirtilmiş aynı tanım Anayasa Mahkemesi kararlarında da benimsenmiştir (Anayasa Mahkemesi 31.03.1987 gün, 1986/20 Esas, 1987/9 Karar, 14.02.1991 gün ve 1990/18 Esas, 1991/14 Karar, 28.09.1995 gün, 1995/24 Esas, 52 Karar). Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73/3. maddesinde ise "vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır" hükmünü içermektedir. Buna göre kamu kurum ve kuruluşları tarafından sunulan hizmetlerin karşılığı olarak alınan harç yasaya dayalı olarak alınmalı ve yükümlüsü de kanunun amacına uygun olarak bu hizmetten yararlanan kişiler olmalıdır. Bu zorunluluk Yargıtay İçtihadı Birleştirme YİBK'nın 07.12.1994 gün 1964/3 Esas, 5 Karar ve Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 gün ve 1986/20 Esas-1987/9 Karar sayılı ilâmlarında da gerekçe kısmında belirtilmiştir. Anayasanın harç alınmasındaki kanunilik ilkesi gereğince Harçlar Kanunu'nun 1 nci maddesinde alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır. Yargı harcı devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete bu hizmetten yararlananların sağladığı katkıdır (YİBK 16.12.1983 gün ve 1983/5, 6 Karar). Yargı harçları başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Karar ve ilâm harcı ise maktu veya nispi harç olmak üzere iki çeşit olup konusu para veya para ile değerlendirilebilen belirli bir değere ilişkin davalarda Harçlar Kanunu'nun 1 sayılı tarifesi gereğince nispi harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun nispi harçlarda ödeme zamanı başlığını taşıyan 28 inci maddesinin birinci bendi nispi harçlarda ödeme zamanını düzenlemiş aynı maddenin a) bendinde ise karar ve ilâm harcının ödeme zamanı öngörülmüştür. Bu madde de aynen "karar ve ilâm harçlarının 1/4'ü peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenir" hükmü yeralmaktadır. Nitekim bölge adliye mahkemesince Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken istinaf karar harcının tespitinde dava tarihindeki döviz kuru esas alınmıştır. Bu yönüyle temyiz harcı bakımından da kamu düzenine ilişkin olmak üzere eksik harç söz konusudur. Karar tarihindeki kur esas alınarak alınması gereken harç 14.758,32 TL olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi karar tarihindeki kuru esas alınarak istinaf kanun yoluna başvuran taraftan alınan harcı mahsup edilerek bakiyeye harç yönünden 11.068.74 TL harcın davalıdan tahsiline karar vermiştir. Bu konuda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışmalar mevcuttur. Doktrinde (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117). Yabancı para alacağının hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü dile getirilmiştir. Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu hakkında temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile kapatılan 15. Hukuk Dairesinin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Prof. Dr. Serkan Ayan Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir. Nitekim bilindiği üzere 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez. Bu konuda İcra İflas Kanunu'nun 32 nci maddesinde, (Değişik: 18/2/1965 - 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 üncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir." hükmü yer almaktadır. İcra İflas Kanununun 36 ncı maddesinde ise (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) " İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir." hükmü yer almaktadır. İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır. Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), (b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir. Nitekim icra işlemlerinin yargısal denetimini yapan icra mahkemelerince verilen kararları denetleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2016 tarih, 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 20 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken hesaplanırken aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olmaması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar harcına başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla kanun yoluna başvuru bakımından yargılamanın uzun sürmesi ve serbest kur rejimi nedeniyle somut uyuşmazlıkta olduğu üzere 2023 yılı temyiz sınırı 238.730 TL’dir. Bölge adliye mahkemesi karar tarihi olan 19.10.2023 tarihi itibariyle TC MB’nin Euro efektif satış kuru 29.5857 335.201 TL olup 2023 yılı temyiz sınırının üzerinde olması nedeniyle temyiz incelemesinin yapılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle kanunda dava tarihinin esas alınacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına, yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü ilkesi göz önünde bulundurularak, kişilerin mahkemeye erişim ve üst yargı yollarına başvurma hakkından yoksun bırakılmaması bakımından, karar tarihindeki kurun esas alınması gerektiği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

İthalatçı Aras, tedarikçisi Melis’ten aldığı ürünlerin bedeli olan 20.000 Amerikan Dolarını (USD) 15 Mart tarihinde ödemeyi taahhüt etmiştir. Sözleşmede ödemenin mutlaka "aynen" (USD olarak) yapılacağına dair özel bir kayıt bulunmamaktadır. Bu para borcunun ifası ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Sözleşmede "aynen ödeme" kaydı olmasa dahi Aras, borcunu mutlaka Amerikan Doları ile ödemek zorundadır.
B) Aras, vadesi gelen bu borcunu ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla (TL) ödeyebilir.
C) Borç ödeme gününde ödenmezse, alacaklı Melis sadece Türk Lirası üzerinden takip başlatabilir.
D) Para borçlarında borçlu kusursuzluğunu ispat ederse temerrüt faizi ödemekten kurtulur.
E) Aras borcunu ödemediği takdirde Melis, paranın vadedeki veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden TL ile ödenmesini isteyemez.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol