Hukuk Muhakemeleri Kanunu 116. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 116- (1) İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir:
a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı.
b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı.
c) (Mülga:22/7/2020-7251/8 md.)
İleri sürülmesi ve incelenmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
52 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
**- YETKİ İTİRAZI**- 6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 116 ]
2. Hukuk Dairesi 2011/21381 E., 2011/22264 K.
2. Hukuk Dairesi 2011/21381 E., 2011/22264 K.
- YETKİ İTİRAZI- 6100 S. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU [ Madde 116 ]
- 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 117 ]
- 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 164 ]
- 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 187 ]
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davalı vekili 28.05.2009 havale tarihli dilekçesi ile yetki itirazında bulunmuş, bu itiraz hakkında bir karar verilmemiştir. Yetki itirazı hakkında karar verilmiş olmadığından; yetki itirazının incelenmesinde 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) hükümlerinin uygulanması gerekir. Mahkemelerin yetkisine yönelik itirazlar ilk itirazlardan olup (HUMK. md. 187/2; HMK. md. 116) bu husus mahkemece öncelikle ve esasa girilmeden ön sorun gibi incelenerek sonuçlandırılır. (HUMK. md. 117, 164/1-2) Hakim ön sorun hakkındaki kararını derhal verir ve iki tarafa bildirir (HUMK. md. 164/3). Belirtilen bu kurallara uyulmadan yetki konusunda olumlu olumsuz bir karar verilmeden davanın esasına girilerek hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ:Temyiz olunan hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 15.12.2011
Diğer kararlar (4)
5. Hukuk Dairesi, 2024/1310 E., 2024/4814 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
5. Hukuk Dairesi 2024/1310 E. , 2024/4814 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/518 Esas, 2023/472 Karar
I. YARGI YERİ BELİRLENMESİNE KONU KARARLAR
A. Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.01.2023 Tarihli ve 2023/39 Esas, 2023/56 Karar Sayılı Kararı
Davanın ayıplı maldan doğan sorumluluğa dayanmakta olup, her iki tarafı gerçek kişi olduğu, bu itibarla davalının ikametinde açılması gerektiği, kesin yetki mevcut olduğundan tensiben yetkisizliğine karar verilmiş olup, dava konusu yerin Tekirdağ olduğu, davalının bulunduğu yer itibariyle davalının ikametinde bakmaya görevli ve yetkili mahkemenin Tekirdağ Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
B. Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.09.2023 Tarihli ve 2023/518 Esas, 2023/472 Karar Sayılı Kararı
Mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilebilecek haller, dava şartı olan, kesin yetki halleri olduğu, ayıplı maldan kaynaklı satım bedelinde tenskis davalarında kesin yetki kuralı olmayıp genel yetkiye tabi davalardan olduğu anlaşılmakla somut olayda, kesin yetki durumu bulunmadığından ve davalı yetki itirazı ileri sürmediğinden, davanın ilk açıldığı Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili hale geldiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.
II. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, ayıplı mal satışından kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
B. İlgili Hukuk
1. Farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresinde kalan ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarının giderilmesi isteminin hukuki dayanağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un (5235 sayılı Kanun) 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerdir.
2. 6100 sayılı Kanun'un “Genel yetkili mahkeme” başlıklı 6 ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.”
3. 6100 sayılı Kanun'un “Yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı 19 uncu maddesi şöyledir.
“(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.
(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.
(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.”
4. 6100 sayılı Kanun'un “İlk İtirazlar - Konusu” başlıklı 116 ncı maddesi şöyledir.
“- (1) İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir:
a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı.
b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı.”
5. 6100 sayılı Kanun'un “İleri sürülmesi ve incelenmesi” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir.
“(1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez.”
C. Değerlendirme
1. Ayıplı mal satımından kaynaklanan davalarda yetki konusunda özel bir düzenleme bulunmadığına göre, yetkili mahkeme genel yetki kuralı gereği davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesin olmadığından 6100 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesinde belirlenen süre ve yöntemle yetkisizlik itirazında bulunulmaz ise davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir ve mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemez.
2. Bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer.
3. Dosya kapsamından taraflar arasındaki uyuşmazlıkta kesin yetki durumu bulunmadığı ve davalı tarafça cevap dilekçesi ile birlikte yetki itirazında bulunulmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın davanın ilk açıldığı Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesince sonuçlandırılması gerekmektedir.
III. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
6100 sayılı Kanun’un 21 ve 22 nci maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Kahramanmaraş 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE,
29.04.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/3257 E., 2024/9631 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ncı maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir.
10. Hukuk Dairesi 2023/3257 E. , 2024/9631 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/4298 E., 222/4483 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/521 E., 2022/334 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve ek kararla Okul Endüstri Proje Ltd. Şti.'nin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin taşeronu E7 grup İnşaattan iş alan davalı Okul Endüstri Proje Müh. İnş. Taah. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. çalışanı olarak Aksa Enerji Üretim A.Ş sahasında çalışırken 11.02.2014 tarihinde iş kazası geçirdiğini, %14 oranında malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500 TL sürekli, 500 TL geçici iş göremezlik tazminatı ile 30.000 TL manevi tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
Birleşen 2021/47 Esas sayılı davada, iş kazası nedeni ile 100.000 TL maddi tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 12.02.2022 tarihli dilekçesi ile geçici iş göremezlik zararını 5.298,35 TL olarak, sürekli iş göremezlik tazminatını 241.870,44 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işçileri olmadığını, diğer davalı Okul Endüstri ile aralarında asıl- alt işveren ilişkisinin bulunmadığını, davacının geçirmiş olduğu iş kazasında davalıya kusur isnat edilemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Okul Endüstri Proje Mühendislik İnşaat Taah. İnş. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; tüm önlemler alınmasına rağmen dava konusu kazanın meydana geldiğini, kazanın oluşumunda müvekkili işverenin kusuru olmaması nedeniyle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yüksek Sağlık Kurulunca aldırılan 26.04.2021 tarihli Kurul Raporunda sigortalının 11.02.2014 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı maluliyet oranının %14 olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, kaza olayının meydana gelmesinde; davalı ... Göynük Enerji Üretim A.Ş. unvanlı firmanın asıl işveren olarak iş güvenliğinin sağlanması için yeterli denetim gözetim yapmamış ve gerekli özeni göstermemiş olmasından dolayı %20 oranında kusurlu olduğu, davalı Okul Endüstri Proje Mühendislik İnşaat Taah. İnş. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. unvanlı firmanın, kazazedenin işvereni olarak %60, davalı ...'un şantiye şefi olarak, kazazedeye uygun olmayan talimat vermiş olması, gerekli önlemlerin alınmasını temin etmeden çalıştırmış olmasından dolayı kazanın oluşmasında %10 oranında kusurlu olduğu, davacı kazazede ... 'ın yeterli tecrübeye sahip olmasına rağmen, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'ndan ... işten kaçınma hakkını kullanmamış olmasından dolayı kazanın oluşmasında %10 oranında kusurlu olduğunun anlaşıldığı, %14 maluliyet oranı üzerinden ve davacının ücret pusulasında gösterilen ücreti ile davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak belirlenen ücretin ortalaması alınarak asgari ücretin 2,54 katı ücret üzerinden TRH-2010 tablosuna göre yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 241.870,44 TL sürekli iş göremezlikten ... maddi tazminatın ve 5.298,35 TL geçici iş göremezlikten ... maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 11.02.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 30.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 11.02.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ...Ş. ve Okul End. Proje Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuş, Mahkemece Okul End. Proje Ltd. Şti.'nin istinaf başvurusu 6100 sayılı HMK'nın 344 üncü maddesi uyarınca ek kararla reddedilmiştir.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; davacıya atfedilen kusur oranının çok fazla olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ücretin düşük tespit edildiğini, hükmolunan manevi tazminat miktarının davacının yaşadığı elem ve ıstırap göz önüne alındığında yetersiz kaldığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ...Ş. vekili; husumet itirazını tekrar ettiklerini, davalı şirkete atfedilen kusur oranının fahiş olduğunu, meydana gelen zarar ile kusur arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, manevi tazminat miktarının hukuka aykırı belirlendiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ...Ş. temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davacıya kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, hesap raporuna esas alınan ücretin düşük tespit edildiğini, manevi tazminatın az olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı ...Ş. vekili; davacının Aksa Enerji Üretim A.Ş. çalışanı olmadığını, davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, kusuru bulunmadığını, illiyet bağının davacının ve 3. kişilerin kusurlu eylemi ile kesildiğini, %20 kusurlu olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 281 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 51, 52, 54, 55, 195, 202 ve 417 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesidir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri,
3. Değerlendirme
Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı Medeni Usul Hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada, davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil, esasına yönelik bir karar niteliğindedir. Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan red kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir. Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ncı maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124 üncü maddesine göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.
Somut olayda; dava dilekçesinde davalı olarak Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin gösterildiği, Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekili tarafından, Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. ile Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin birbirinden farklı şirketler olduğu yönünde itirazda bulunulduğu, davacının kaza tarihinde çalışmalarının davalılardan Okul Endüstri..Ltd. Şti. iş yerinden Kuruma bildirildiği, Sosyal Güvenlik Kurumunca termik santral inşaatı işinde asıl işverenin Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. Olarak tescil edildiği ve Okul Endüstri Ltd. Şti.'nin 21 numaralı aracı/alt işveren olarak gösterildiği, SGK denetim raporunda, asıl işveren olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'nin belirtildiği ve SGK Başkanlığı tarafından açılan rücuan tazminat davasında davalı olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'ye husumet yöneltildiği, dosya kapsamında bulunan Aksa Bolu Göynük Termik Santrali Kömür Hazırlama İnşaat Yapım İşleri taşeron sözleşmesi başlıklı 30.09.2013 ile 30.3.2014 süresine ilişkin kömür hazırlama inşaat işleri konulu sözleşmede; Aksa Göynük Üretim Enerji AŞ 'nin işveren, E7 İnşaat Malz.Yapı..Ltd. Şti müteahhit ve Okul Endüstri.. Ltd. Şti.'nin taşeron olarak belirtildiği, Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ'nin ticaret sicil kayıtlarının dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, husumet itirazı ve yukarıda yer verilen tespitler kapsamında, öncelikle davalı ve dava dışı Aksa Göynük Üretim Enerji A.Ş. şirketinin ana sözleşmesini dosya kapsamında dahil ederek, yapılan işe ilişkin sözleşmeler de incelenmek ve dava dışı Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ ile diğer davalılar arasındaki ilişki irdelemek suretiyle, işverenlik sıfatının hangisi yada hangilerine ait olduğu ortaya koymak, davalının dava dilekçesinde yanlış olarak gösterildiğinin anlaşılması durumunda HMK 124 üncü maddesi kapsamında davacının dava dışı işverene husumet yöneltmesi için mehil verilerek, husumet yöneltildiğinde, işverenin göstereceği deliller toplanarak sonucuna göre karar vermektir.
O halde, davacı ve davalılardan Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının, sair yönler incelenmeksizin BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/6015 E., 2023/6247 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğinde olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ıncı maddesinde (HUMK.
10. Hukuk Dairesi 2023/6015 E. , 2023/6247 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/230 E., 2022/547 K.
KARAR : Davanın kabulü
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı ve feri müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulü ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili,davacının, Demokratik Sol Parti Tekirdağ İl Başkanlığı ve Merkez İlçe Başkanlığında sekreter olarak 01.02.2008 - 10.08.2009 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının ve sigortalılığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Demokratik Sol Parti Genel Başkanlığı vekili; müvekkil merkezin ...'da olduğunu, davanın yetkili mahkemede açılması gerektiğini, dosyanın yetkili ... Mahkemelerine gönderilmesi gerektiğini, müvekkili iş yeri ile davacı arasında sözleşme olmadığını, her hangi bir yetkili organı tarafından davacı ile yapılmış bir sözleşmeye rastlanılmadığını, davacıyı kendi nam ve hesabına çalıştıran kişilerin şahsi sorumluluğuna gidilebileceğini, davacının gönüllü olarak yardımcı olan bir parti sempatizanı olma ihtimalinin bulunduğu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili, Kurum kayıtlarının asıl olduğunu, fiili çalışmanın ispatı gerektiğini, hak düşürücü sürenin nazara alınması gerektiğini belirterek, cevap dilekçesinde açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli ve 2019/102 E. 2019/74 K. sayılı kararıyla; davanın kabulü ile davacının davalı Demokratik Sol Parti Genel Başkanlığına ait iş yerinde 01.02.2008 ile 10.08.2009 tarihleri arasında toplam 550 gün devamlı suretle hizmet akdi ile çalıştığının tespitine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ve feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/583 Esas, 2020/1310 Karar sayılı kararıyla; Tekirdağ 2. İş Mahkemesi'nin 23.10.2019 tarihli, 2019/102 Esas - 2019/74 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davalı Demokratik Sol Parti Genel Başkanlığı vekilinin ve davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Yasa'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Mahkeme kararına karşı davalı ve feri müdahil Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 02.03.2022 tarihli ve 2021/523 E. 2022/2840 K. sayılı ilamında;" Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunup bulunmadığının araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş davacının çalışmalarıyla ilgili anılan kayıtların ve iznin varlığına dair araştırma yapılarak, şayet böyle bir izin veya onaylama işlemi bulunmamakta ise, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve girişilen yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliğinin hiçbir suretle sorumlu olmayacağı ve bu takdirde sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek husumetin doğru davalıya yöneltilmesi ve ilgili sorumlunun usulüne uygun bir biçimde davaya katılımının sağlanmasıdır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hukuki ve maddi olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. " gerektiği yönlerinden bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; Mahkemece 2019/102 Esas, 2019/74 Karar sayılı dosyasında davanın kabulü ile davacının davalı Demokratik Sol Parti Genel Başkanlığına ait iş yerinde 01.02.2008 ila 10.08.2009 tarihleri arasında toplam 550 gün devamlı suretle hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmiş, davalı siyasi partinin karara karşı itirazı ile dosya İstinaf mahkemesine gönderilmiş ve istinaf mahkemesince esastan ret kararı verilmiş Yargıtay 10.Hukuk Dairesi 2021/523 Esas, 2022/2840 Karar sayılı ilamında 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun Mali Sorumluluk başlıklı 71. maddesine 03.08.2016 tarih ve 6736 sayılı Kanun'un 12 inci maddesiyle, ekleme yapılmış olması nedeniyle parti tüzel kişiliğinin sorumlu tutulamayacağını, sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi ve kişilere ait olacağını belirtmiş ise de hükme dayanak 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanun'u 71 inci maddesindeki düzenleme dava tarihinden sonra yürürlüğe girmiştir. Yani siyasi parti genel merkezinin sorumluluğuna, merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilme veya sonradan kararla onaylama koşuluna bağlanması, ancak 03.08.2016 tarihinden sonra il veya ilçe teşkilatları işlemlerinde geçerli olacaktır. Parti genel merkezinin sorumluluğunu sınırlayıcı yasal düzenlemenin önceki olaylara uygulanması mümkün değildir. İş bu dava 16.09.2014 tarihinde açılmış olmakla davacının tespitini talep etmiş olduğu tarihler 01.02.2008 ila 10.08.2009 arası dönem olduğundan bu kanun değişikliğinin bu davada uygulaması mümkün olmadığı, dinlenen kamu tanıklarının beyanları o dönemdeki davalı partinin Tekirdağ il başkanı Fikri Girgin'in emniyetteki beyanı, kamu tanığı Hande Safiye Uzaltan'ın beyanı ve davacının tanıkları olan davalı partinin Muratlı ilçe başkanı Recep Çavuşoğlu, Şarköy ilçe başkanı Mustafa Kumral'ın beyanları ile davacının eylemli olarak davalı parti Tekirdağ İlçe Başkanlığında hizmet akdi ile çalıştığının sabit olduğu, davacının söz konusu çalışmalarının diğer davalı kuruma davalı işveren parti tarafından bildirilmediği anlaşıldığından davacının talebi haklı ve yerinde görüldüğünden davanın kabulüne, davacının 01.02.2008 ile 10.08.2009 tarihleri arasında toplam 550 gün devamlı suretle hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve feri müdahil Kurum vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı DSP Genel Başkanlığı; iş sözleşmesi bulunmadığını, yetki verilmediğini, il başkanlığının bağlayıcı karar alma yetkisinin bulunmadığını, davacının gönüllü olma ihtimali bulunduğunu, parti tüzüğünün buna izin vermediğini belirterek kararın temyizen bozulmasını istemişlerdir.
2.Davalı Kurum vekili; tespit isteminin hak düşürücü süreye uğradığını, çalışma olgusunun yöntemince araştırılmadığını, kamu düzenine ilişkin eldeki davada resen inceleme ve araştırma yapılması gerektiğini, Kurum kayıtlarında davacının çalışmasını doğrulayan kayıt ve belge bulunmadığından tanık sözleriyle kanıtlanmasını kabul etmediklerini, Kurumun hizmet tespiti davalarında feri müdahil olması nedeniyle davalı olmadığını belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının 01.02.2008 - 10.08.2009 döneminde çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 86 ıncı maddesidir.
2.Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın sıfat yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğinde olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ıncı maddesinde (HUMK. 187 m.) yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse, Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmalarının olup olmadığına bakılmaksızın, kendiliğinden nazara alınır.
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun Mali Sorumluluk başlıklı 71 inci maddesine 03.08.2016 tarih ve 6736 sayılı Kanun'un 12 inci maddesiyle, ekleme yapılmış, buna göre maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “parti teşkilat kademelerinin yaptıkları” ibaresinden sonra “hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü” ibaresi eklenmiştir. Yapılan bu eklemeyle birlikte siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamayacaktır. Sorumluluk sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacaktır.
3. Değerlendirme
Somut dosyada; davacının 01.02.2008 - 10.08.2009 tarihleri arasında çalıştığının tespitini talep ettiği, mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargitay İçtihadı Birleştirme kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bir Mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda; Mahkeme yönünden o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine bozma kararında açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama "usuli kazanılmış hak" olarak adlandırılır. Bu hukuki müessese Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve istenilenler kapsamında işlem yapmak ve hüküm kurma zorunluluğunu getirir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereği yerine getirilmeden karar verildiği görülmektedir. Bu kapsamda ,davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunup bulunmadığının araştırılıp, şayet böyle bir izin veya onaylama işlemi bulunmamakta ise, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve girişilen yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliğinin hiçbir suretle sorumlu olmayacağı ve bu takdirde sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek husumetin doğru davalıya yöneltilmesi ve ilgili sorumlunun usulüne uygun bir biçimde davaya katılımının sağlanması ve elde edilecek sonuç değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki nedenler gözetilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Dosyanın kararı veren mahkemesine gönderilmesine,
Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,01.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2022/10533 E., 2022/12984 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bu açıdan husumet; kamu düzeni ile ilgili olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK’nin) 116. maddesinde yer alan ilk itirazlardan değildir ve davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece ve gerekse kanun yolu aşamalarında kendiliğinden göz önünde bulundurulur.
10. Hukuk Dairesi 2022/10533 E. , 2022/12984 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
No :
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine, ek karar’la da davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının muris eşi ... ..., davalı partinin İl Başkanlığı nezdinde, 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP
Davalı Cumhuriyet Halk Partisi vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının çalıştırılması için siyasi partinin hiçbir onay, icazet ve muvafakatının bulunmadığını, aralarında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, 2820 sayılı Kanun'un 71. maddesi kapsamında davanın görülme şartlarının ortadan kalktığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, kaldırma kararın sonrası yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile; davacının murisi olan ... ..., davalı Cumhuriyet Halk Partisi İl Başkanlığı bünyesinde 01/05/1995-30/12/1995 tarihleri arasında, asgari ücretle hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince verilen 24/10/2019 tarihli ilk kararın, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 18/02/2020 tarih ve 2020/237-2020/209 E.K. sayılı ilamı ile;
1-Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1'inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur.
Mahkemece, davalı ...’nın tüzel kişiliğinin olup olmadığı sonuca göre davada pasif husumet ehliyeti bulunup bulumadığı öncelikle irdelenmelidir. (Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 26/03/2013 tarih 16752 - 5650 sayılı ilamı).
2-Somut davayla ilgili ayrıca, Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur."
Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunup bulunmadığının İl Başkanlığından sorulduğu; başkanlığın Genel Merkezden sorulması gerektiğini bildirmesine rağmen bu konuda herhangi bir araştırılma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş davacının çalışmalarıyla ilgili anılan kayıtların ve iznin varlığına dair araştırma yapılarak, şayet böyle bir izin veya onaylama işlemi bulunmamakta ise, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve girişilen yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliğinin hiçbir suretle sorumlu olmayacağı ve bu takdirde sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek husumetin doğru davalıya yöneltilmesi ve ilgili sorumlunun usulüne uygun bir biçimde davaya katılımının sağlanmasıdır. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16/09/2019 tarih 1426 - 6063 sayılı ilamı).
3-Davada davacı murisinin sigortalılığının tespiti talep edildiği halde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26'ncı maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak davacı yönünden hüküm kurulması isabetsizdir” şeklindeki gerekçeleriyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ikinci karar hakkında;
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Öncelikle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10/04/2013 gün ve 2012/9-1134 E. 2013/467 K.sayılı kararında ifade edildiği üzere, davacının görevini ifa ettiği davalı siyasi parti il ve merkez ilçe teşkilatındaki iş görme edimini, parti taşra teşkilatı ile birlikte parti genel merkezine karşı yerine getirdiği, tüzel kişi olan siyasi partilerin faaliyetlerini merkez organları ile il ve ilçe teşkilatları aracılığıyla yerine getirdikleri, davacının ifa ettiği iş görme edimini davalı parti genel başkanlığına karşı yerine getirdiğinin kabulü gerektiği, 2820 sayılı Kanun'un 71.maddesinin partilerin giderlerinin yapılmasındaki usul ve esaslar ile mali sorumluluk hallerini düzenleyen hükümler olması nedeniyle, dava konusu olayda uygulanabilirliğinin bulunmadığı ve böylece husumetin davalı siyasi parti genel başkanlığına yöneltilmesinin doğru olduğu kabul edilmiş ve dava genel başkanlık tarafından takip edilmiş olmasına mahkeme karar başlığında il başkanlığının gösterilmesi mahallinde her zaman düzeltilebilir maddi hataya dayalı olduğu kabul edildiğinden, Daire karar başlığında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı olarak gösterilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleridir.
Dosya içindeki kayıt ve belgelerden, davacı adına davalı işyerinden 01/12/1993-30/04/1995 tarihleri arasında SHP İl Örgütü tarafından bildirim yapıldığı, 1995 yılında SHP ve CHP'nin birleştiği, nizalı dönemde başka işyerlerinden de bildirilen çalışmasının olmadığı, CHP Genel Merkezinin 30/04/2021 tarihli 2020/92 sayılı cevabi yazısı ile; davacının örgüt birimlerinde çalıştırılması yönünde 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 71 ve parti tüzüğünün 78. maddeleri uyarınca verilmiş bir yetki, onay ya da muvafakat olmadığı, davacının çalışmasına ilişkin olarak Genel Başkanlığın herhangi bir örgüt birimi tarafından bilgilendirilmediği, davacının partileri bünyesinde ve genel merkezin bilgisi dahilinde herhangi bir çalışmasının olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Siyasi partilerin kurulmaları, teşkilatlanmaları, faaliyetleri, görev, yetki ve sorumlulukları, mal edinimleri ile gelir ve giderleri, denetlenmeleri, kapanma ve kapatılmalarıyla ilgili hükümleri düzenleyen 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 3'üncü maddesinde; "siyasi partilerin ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu," 7'nci maddesinde; "siyasi partilerin teşkilatının; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından ibaret olduğu," 15/3'üncü maddesinde, "partiyi temsil yetkisi genel başkana ait olduğu, Kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu," belirtilmiştir. Siyasi partilerin belde, ilçe ve il teşkilatlarının parti tüzelkişiliğinden ayrı ve bağımsız bir tüzelkişilikleri yoktur. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2019/1426 Esas - 2019/6063 Karar sayılı ilamı.)
Siyasal Partiler Kanunu’nun 71'inci maddesine göre; "Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur."
Bu kapsamda dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın pasif husumet ehliyeti (sıfat) yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Bu açıdan husumet; kamu düzeni ile ilgili olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK’nin) 116. maddesinde yer alan ilk itirazlardan değildir ve davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece ve gerekse kanun yolu aşamalarında kendiliğinden göz önünde bulundurulur.
Eldeki davada, yukarıda belirtilen yasal mevzuat hükümleri gereğince; davacının çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı tespit edilmiş olup, genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmış olup, davanın pasif husumet yokluğundan reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
Tüm bu açıklamalar kapsamında, istinaf sebepleriyle bağlı kalınarak ve kamu düzenine aykırı bir yön bulunup bulunmadığı hususu ise resen gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.2 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir.
Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
I-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüyle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına,
II-Davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine,
1-Alınması gerekli 80,70 TL başvuru harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Suçüstü ödeneğinden karşılanan 195,30-TL tebligat gideri, 61,20-TL müzekkere gideri ve 300,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 556,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davalı işveren (CHP) tarafından yapılan 38,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
4-Davalı ... tarafından yapılan 150,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak adı geçen davalıya verilmesine,
5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalılara verilmesine,
III-Davalı CHP tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,
IV-Davalı ... harçtan muaf olduğundan, harç hususunda karar verilmesine yer olmadığına,
V-İstinaf incelemesi için duruşma açılmadığından, bu inceleme yönünden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
VI-Taraflarca yatırılan gider avansından varsa kullanılmayan kısmının 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi uyarınca ilgiliye iadesine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davacı vekili, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME
1- İnceleme konusu eldeki davada, İlk Derece Mahkemesinin 20.01.2022 günlü ve 2020/92-2022/47 E.K. sayılı davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı kararı ile istinaf başvurularının kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verildiği, söz konusu kararın davacı vekilince süresinde temyiz edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz yoluna başvuru harç ve giderlerinin 1 haftalık kesin süre içerisinde yatırılmasına ilişkin muhtıranın 06.06.2022 tarihinde davacı vekiline tebliğ edildiği, harç ve giderlerin süresinde yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2022 gününde verdiği ek karar’la 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 366. maddesi yollaması ile uygulanan aynı Kanunun 344. maddesi gereğince, davacı vekilinin temyiz kanun yoluna başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verildiği, ek kararın davacı vekiline 04.08.2022 tarihinde tebliğ edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince 07.09.2022 günlü Tutanak başlıklı yazıyla, dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde; Diyarbakır 2.İş Mahkemesinin 2013/315 Esas sayılı 28/03/2013 tarihli Tensip tutanağında davacı vekilinin Adli Yardım talebinin kabulüne karar verildiği anlaşılmış, davacının hak kaybına sebebiyet verilmemesi açısından dosyanın incelenmek üzere Yargıtaya gönderilmesine karar verildiği belirtilerek, dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.
Somut dosyada, her ne kadar Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesince, muhtıranın tebliğinden itibaren verilen 1 haftalık yasal süresi içerisinde temyiz harç ve giderlerinin yatırılmadığından bahisle 19.07.2022 tarihinde verilen ek karar’la, davacı vekilinin temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, 26.03.2013 tarihinde açılan eldeki davanın adli yardım talepli olduğu, Diyarbakır 2. İş Mahkemesinin 2013/315 Esasına kayden 28.03.2013 günlü tensip zaptının 7 nolu bendinde davacı vekilinin adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinin anlaşılması karşısında, giderek Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 tarihli ve 2022/666-2022/607 E.K. sayılı davanın esasına yönelik kararının davacı vekilince süresinde temyiz edildiği nazara alındığında, temyiz harç ve giderlerinin yatırılmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin vermiş olduğu temyiz kanun yoluna yapılan başvurunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Ek kararının kaldırılması gerekmiştir.
2- Esas hükmün temyiz incelemesine gelince;
Dava, davacının muris eşinin 1995/Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında toplam 240 gün davalı siyasi partiye bağlı Diyarbakır İl Başkanlığında çaycı olarak çalışmasına rağmen kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin olup, mahkemece, murisin çalışmasına ilişkin davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kayıt bulunmadığından genel merkeze husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa'nın 86/9. maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
Somut davayla ilgili Siyasal Partiler Kanunu’nun 71. maddesine göre; Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzel kişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzel kişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzel kişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur.
Eldeki davada, davacının murisinin çalışmalarıyla ilgili davalı partinin genel merkezinden verilen herhangi bir yetki, onay veya bir kaydın bulunmadığı belirgin olup, mahkemece yapılacak iş; sorumluluğun sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olacağı gözetilerek, davanın kamu düzenine ilişkin niteliği gereği HMK. 124. maddesi dikkate alınmak suretiyle, adı geçen şahıs/şahıslara karşı husumet yöneltmesi için davacıya mehil verilmeli, davaya dahil edilen şahıs/şahısların göstereceği tüm deliller toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme ile oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
Ankara merkezli (A) İnşaat A.Ş. ile İstanbul'da mukim arsa sahibi (B) arasında, İstanbul'daki bir arsa üzerine alışveriş merkezi inşa edilmesine yönelik bir eser sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmenin 18. maddesinde, "İşbu sözleşmenin yorumlanmasından veya uygulanmasından kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın çözümünde münhasıran tahkim yolu geçerli olacaktır." şeklinde bir hükme yer verilmiştir. İnşaatın zamanında teslim edilmediğini ve ayıplı olduğunu iddia eden arsa sahibi (B), sözleşmedeki tahkim şartına rağmen (A) İnşaat A.Ş. aleyhine İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde bir tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinin tebliği üzerine davalı (A) İnşaat A.Ş.'nin vekili, aralarındaki geçerli tahkim anlaşmasını gerekçe göstererek mahkemenin davaya bakma yetkisinin bulunmadığını ileri sürmek istemektedir. Bu durumda, davalı vekilinin bu savunmasının hukuki niteliği, ileri sürülme zamanı ve usulü hakkında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Tahkim anlaşmasının varlığı, mahkemenin yargı yoluna ilişkin görevini ortadan kaldıran bir dava şartı olduğundan, mahkeme tarafından re'sen gözetilmeli ve davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebilmelidir.
B) Mahkeme, davalının tahkim itirazını yerinde bulursa, yargılamaya son vererek dava dosyasını sözleşmede belirtilen hakem veya hakem kuruluna göndermelidir.
C) Davalının bu savunması, niteliği gereği bir "ilk itiraz" olup, cevap süresi içinde cevap dilekçesiyle ileri sürülmediği takdirde bir daha dinlenmez ve mahkeme uyuşmazlığın esasına girer.
D) Davalı tarafından ileri sürülen bu itiraz "tahkim ilk itirazı" niteliğinde olup, bu itirazın kabulü hâlinde mahkeme, uyuşmazlığın esasına ilişkin bir karar veremeyeceğinden davayı esastan reddeder.
E) Tahkim itirazının mahkemede ileri sürülmesi, tahkim yargılamasının başlamasına engel teşkil ettiğinden, öncelikle mahkemenin itiraz hakkındaki kararının kesinleşmesi beklenmelidir.
Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.