6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 143

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 143. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 143- (1) Tarafların davada ileri sürdükleri bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenir. (2) Hâkim, muhakemeyi basitleştirmek veya kısaltmak için resen veya taraflardan birinin talebi üzerine tahkikatın her aşamasında iddia veya savunmalardan birinin veya bir kısmının diğerinden önce incelenmesine karar verebilir. Tarafların dinlenilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

15 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/7976 E., 2023/1017 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Kanun'un Yaptırım başlıklı 1439 uncu maddesi şöyledir:
3. Hukuk Dairesi         2022/7976 E.  ,  2023/1017 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1384 E., 2022/2061 K. DAVA TARİHİ : 27.11.2019 KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/458 E., 2021/171 K. Taraflar arasındaki borçlu olmadığının tespiti, vefat tazminatının tahsili ve ipoteğin fekki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ve davalı ...Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı ...Ş. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; murisleri ...'un 22.03.2018 tarihinde Türk Ekonomi Bankası A.Ş.'den ipotek teminatlı 48 ay vadeli 80.000 TL bedelli kredi kullandığını, krediyi teminen müteveffanın maliki olduğu taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiğini, murisin okuma yazma bilmediğini, bankanın boşluk doldurma şeklinde sözleşme imzalattığını, murisin 19.11.2018 tarihinde vefatı üzerine davalılardan sigorta kapsamında vefat tazminatı talep edildiğini, bankaların sigorta yapmış olması koşuluyla tüketiciye kredi kullandırdığını ileri sürerek; krediye bağlı hayat sigortası sözleşmesi kapsamında borçlu olmadığının tespiti, vefat teminatının davalılardan tazmin edilmesini, taşınmazlar üzerinde ipoteğin fekkini ve dava neticeleninceye kadar kredi ödemelerinin durdurulmasını, tüm alacaklar için fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla sigortalının ölüm tarihi olan 19.11.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte vefat tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... Cardif Emeklilik A.Ş. vekili; sigortalı müteveffanın 19.11.2018 tarihinde vefat ettiğini, sigortalı müteveffanın vefatının ardından düzenlenen ölüm belgesinde vefat sebepleri olarak "kardiyojenik şok, böbrek yetmezliği ve myokard enfarktüsü" gösterildiğini, sigortalının vefatını takiben mirasçıları, şirketten poliçeler kapsamında vefat teminatı bedellerinin kendilerine ödenmesini talep ettiklerini, şirket tarafından poliçeler kapsamında kaza sayılmayan vefat teminatı dahilinde yapılan hasar değerlendirmesinde müteveffanın sigorta sözleşmesinin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığının tespit edildiğini, zira müteveffanın kendisine sorulan sorular kapsamında vefatı ile doğrudan bağlantılı olan ve 2015 yılından beri tedavisini gördüğü koroner damar hastalığını beyan etmediğini, bu doğrultuda cayma hakkı kullanılarak mirasçıların taleplerinin reddedildiğini, huzurdaki davanın öncelikle dain-i mürtehin muvafakatinin bulunmaması ve poliçede düzenlenen vefat teminatının ödenmesine ilişkin arabuluculuk görüşmelerine konu edilmemesi sebebiyle öncelikle usulden reddine, açıklanan nedenlerle davanın esastan reddine ve mahkeme aksi kanaatte ise hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacıların haklı görülmesi durumunda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1439/2 inci maddesi uyarınca tespit edilecek tutar üzerinden kusur oranında indirim yapılmasına karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ...Ş. vekili; davacıların tazminat talebinin ferdi kaza sigortası poliçesi genel şartlarına göre teminat haricinde olduğunu, sigorta poliçesinin ferdi kaza poliçesi olduğunu, dava konusu olayda vefatın kaza sonucunda gerçekleşmediğini, dava konusu edilen olayın şirket tarafından düzenlenen sigorta poliçesi teminatı kapsamında olmadığının açık olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Davalı ...Ş. vekili; bankanın yalnızca sigortanın yapılmasına aracılık ettğini, acente sıfatı taşıdığını, davacıların Mehmet Tunç'un mirasçıları olduğunu gösterir veraset ilamının dosyada bulunmadığını, bankaya husumet düşmediğini, bankanın dain-i mürtehin sıfatına sahip olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; müteveffa ...un vefat ettiği 19.11.2018 tarihi itibariyle kredinin en son 26.10.2018 vadeli 7 nci taksit ödemesinin yapıldığı, kalan anapara borç bakiyesinin 72.143,80 TL olduğu, müteveffanın vefatından sonra 28.02.2019 tarihinden itibaren dava konusu krediye ödeme yapılmaya devam edildiği, en son ödemenin 26.07.2019 vadeli 16 ncı taksit ödemesi için yapıldığı, kalan anapara borç bakiyesinin 60.488,52 TL olduğu tespitiyle kredi riskinin kapanmadığı tespitiyle kredinin teminatı olarak taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği, söz konusu ipoteğin teminat altına aldığı kredinin kapanmadığı, riskin devam ettiği, 04.02.2021 tarihli bilirkişi heyeti tarafından yapılan teknik değerlendirmeler sonucunda Mehmet Tunç’un ölümü ile sigorta poliçesi düzenlenmeden önce mevcut bulunan hastalıklar arasında illiyet bağı bulunduğu, bu halde meydana gelen riziko nedeniyle davalı ... şirketinin poliçe gereği tazmin yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili ve davalı ...Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacılar vekili; okuma yazma bilmeyen murise usulüne uygun bilgilendirme yapılmadığını, murise boşluk doldurma şeklinde sözleşme imzalatıldığını, teferruatlı bir aydınlatma yapılmadan başvuru formunun matbu olarak düzenlendiğini, bu konudaki delillerinin değerlendirilmediğini ve tanıklarının dinlenmediğini, murise kredi kullanma aşamasında krediye teminat olması açısından kredinin yaklaşık 2-3 katı değerinde gayrimenkulün ipotek ettirildiğini, murisin ilaç kullanım raporundaki hastalığı kredi tarihinden çok öncesine dayandığından gizlenmesinin mümkün olmadığını, murisin hastalığı konusunda alanında uzman bilirkişilerden oluşan bir kuruldan veya Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini ileri sürerek; mahkeme kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı ...Ş. vekili; mahkemece tesis edilen nihai kararda ihtiyati tedbir konusunda bir hüküm tesis edilmemiş olmakla birlikte kısa kararın verildiği 16.03.2021 tarihli celsede ihtiyati tedbirin kaldırılması taleplerinin reddine karar verildiğini, esas hakkında davanın reddine karar verilmesine rağmen ihtiyati tedbirin devamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davada, ipoteğin fekki talep edildiğini, ipotek belgesinde ipoteğin değerinin 160.000 TL olduğunu, davanın harca esas değeri ipotek bedeli kadar olması gerektiğini, bu değer üzerinden vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini, davacıların her bir davalı yönünden talepleri farklı olduğunu ve ret sebeplerinin de farklı olduğunu, her bir davalı vekili lehine her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacılar murisi tarafından doğru beyan yükümlülüğüne aykırı olarak sigorta poliçesi yapılırken gizlenen hastalık ile sigortalının ölüm nedeni arasında illiyet bağı bulunduğu, murisin ölümünün gizlenen hastalığından meydana geldiğinden sigorta (vefat) teminatı, menfi tespit ve ipoteğin kaldırılması talepleri yönünden davanın tümden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davacılar davada murisin davalı bankadan kullandığı kredinin teminatını oluşturmak amacıyla murise ait depolu dükkan niteliğindeki taşınmaz üzerine davalı banka lehine konulan 23.03.2018 tarihli ve 11932 sayılı, 160.000 TL bedelli ipoteğin kaldırılmasını da talep ettiği ve bu talep yönünden de davanın reddine karar verildiği, ipoteğin kaldırılması talebi yönünden ipoteğin kaldırılmasına ilişkin davalarda dava değerinin ipotek akit tablosundaki ipotek bedeli olduğu, davalı banka lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ipotek bedeli üzerinden nispi vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği, ihtiyati tedbir kararının aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği, davalı bankanın ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin talebinin ilk derece mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf taleplerinin esastan reddine, davalı ...Ş.'nin istinaf talebinin kabulüne, Ankara 6. Tüketici Mahkemesinin 16.03.2021 tarih ve 2019/458 E. - 2021/171 K. sayılı ilamının kaldırılmasına, davanın reddine, davalı Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. vekille temsil edildiğinden ipoteğin fekki talebi yönünden istinaf karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 25.000 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak ilgili davalıya verilmesine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; okuma yazma bilmeyen murise usulüne uygun bilgilendirme yapılmadığını, murise boşluk doldurma şeklinde sözleşme imzalatıldığını, teferruatlı bir aydınlatma yapılmadan başvuru formunun matbu olarak düzenlendiğini, bu konudaki delillerinin değerlendirilmediğini ve tanıklarının dinlenmediğini, murise kredi kullanma aşamasında krediye teminat olması açısından kredinin yaklaşık 2-3 katı değerinde gayrimenkulün ipotek ettirildiğini, murisin ilaç kullanım raporundaki hastalığı kredi tarihinden çok öncesine dayandığından gizlenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay Kararları doğrultusunda da rizikonun gerçekleşmesinden sonra ihmal ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılabileceğine ilişkin bir değerlendirme olmaksızın davanın reddine yönelik kurulan hükmün yasaya ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu taleplerin birbirinden bağımsız ve her bir talebin ayrı olması gibi bir durum söz konusu olmadığını, taleplerin birbirine bağlı ve birbirinin fer'isi niteliğinde olması sebebiyle davanın reddine karar verildiğinde davalılar lehine tek bir vekalet ücretine hükmedilmesinde usule ve hukuka aykırılık bulunmadığını, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kredi teminatı kapsamında yapılan hayat ve ferdi sigorta nedeniyle murisin kredi borcundan dolayı mirasçılarının borçlu olmadığının tespiti, vefat tazminatının tahsili ve taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1487/1 inci maddesi şöyledir: "Hayat sigortası ile sigortacı, belli bir prim karşılığında, sigorta ettirene veya onun belirlediği kişiye, sigortalının ölümü veya hayatta kalması hâlinde, sigorta bedelini ödemeyi üstlenir." 2. 6102 sayılı Kanun'un Bağlantı başlıklı 1437 nci maddesi şöyledir: “Tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantı, 1439 uncu maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınır.” 3. 6100 sayılı Kanun'un Yaptırım başlıklı 1439 uncu maddesi şöyledir: “Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi halinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.” 4. Hayat Sigortaları Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi şöyledir: "Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur. Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır. Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder.” 5. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 24.06.2019 tarihli ve 2016/9589 E., 2019/7614 K. sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...tüm hukuki yollar davalı banka tarafından tüketilmeden mirasçılardan kredi borcunun tahsil edilmesi dürüstlük kuralına uygun düşmemektedir. Bu nedenle davacıların eldeki istirdat ve kredi borcunun sigorta poliçesinden karşılanması talepli davayı açmakta hukuki yararları bulunmaktadır. Söz konusu davada hayat sigortası poliçesinin sigorta şirketi tarafından haklı nedenle feshedilip feshedilmediği konusunda bir değerlendirme yapılamaz. Mahkemece bu husus gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir..." 6. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 11.02.2014 tarihli ve 2013/6188 E., 2014/3454 K. sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...dosya içerisinde mübrez sağlık raporları ve muayene evrakının tetkikinde, müteveffa Nesimi Tatar’ın ölüm nedeninin akciğer ve bronş kanseri olup, kredi sözleşmesi ve 31.07.2009 tarihli hayat sigortası sağlık beyan formunun tanziminden kısa bir süre öncesinde, 09.04.2009 tarihli müracaatı üzerine müteveffaya 14.04.2009 tarihinde akciğer kanseri tanısı konularak 3 ay iş göremezlik raporu verildiği ve kanser tedavisi gördüğü anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, davacılar murisinin TTK 1290 ve Hayat Sigortaları Genel Şartları C.2-2 madde uyarınca doğru beyan yükümlülüğünü yerine getirmediği dosya kapsamına göre sabit olmakla mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 7.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.09.2020 tarihli ve 2019/5290 E., 2020/3619 K. sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...Dairemiz bozma ilamına uyularak tüm dosya kapsamına göre, Halk Hayat ve Emeklilik A.Ş ile davacıların murisi Mehmet Cemil Dinçer arasında düzenlenen Kredi Hayat Sigortası Soru Formu ile sağlık bildiriminde bulunduğu, hastalığının bulunmadığı ve sıhhatli olduğu şeklinde cevaplar verildiği, Hayat Sigortaları Bilgilendirme Formu'nun Genel Bilgiler başlıklı 8. maddesi gereğince sözleşme kurulmadan önce teklifnamede yer alan sorulara doğru cevap verilmesi gerekli olduğu, bu yükümlülüğün ihlali halinde sigortacının sözleşmeden cayma veya ek prim almak suretiyle sözleşmeye devam etme hakları olduğu, poliçenin başlangıç tarihinin 18.12.2012 bitiş tarihinin 18.12.2014 olduğu, SGK reçete listesinde 2009 yılından itibaren Diyabetus Mellitus hastalığı olduğu, bu tanı gereğince tedavi gördüğü ve reçete düzenlendiği, 18.12.2009 tarihli reçete ile DM, kalp yetmezliği tanısı ile ilaç yazıldığı, 13.11.2012 tarihinde DM, Koroner Arter hastalığı teşhisi ile reçete düzenlendiği, 28.11.2013 tarihinde Memorial Diyarbakır Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesine yatırıldığı ve Akut Miyokardiyal Enfarktüs teşhisinin konulduğu, böylece sigortalı müteveffanın hayat sigortasının düzenlendiği tarihten öncesine ait kalp ve şeker hastalığının bulunduğunun sabit olduğu, Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 27.11.2017 tarihli raporu ile "murise ait ölümün kalp damar hastalığı sonucu meydana geldiği, kişinin sigorta sözleşmesi imza tarihi öncesi tanı aldığı Kalp yetmezliği ve koroner arter hastalığı ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu" mütalaa edildiği, murisin Dicle Üniversitesi Kardiyo Vasküler Cerrahi (KVC) servisinde 13.12.2013 tarihinde Kalp yetmezliği teşhisi ile vefat ettiği, hayat sigortası sözleşmesinin düzenlendiği tarihte sigortalı (davacıların murisi) tarafından hastalığın sigortacıya bildirilmediği, sigortalının TTK 1290 maddesine göre bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu nedenle sigorta şirketinin cayma hakkının bulunduğu ve ölümden müracaat dilekçesi ile haberdar olduğu ve 29.01.2014 tarihli yazı ile talebin reddedildiği ve sözleşmeden caydığı, bu caymanın sigortalı tarafından beyan yükümlülüğü yerine getirilmemesi nedeniyle kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir..." 8.Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.10.2019 tarihli ve 2019/3655 E., 2019/6177 K. sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...Mahkemece, davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması kararında bozmaya direnilerek yapılan yargılama sonunda, iddia, savunma, bilirkişi raporları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Sigorta poliçesindeki vefat ve sakatlık klozunda ani ve beklenmedik kaza sonucu vefatın teminat altına alınmış olması, ATK raporunda ise vefatın kazadan değil kalp damar hastalığı sonucu meydana geldiğinin bildirilmiş olması dikkate alındığında tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. HGK’nın 14.02.2019 tarih, 2017/11-409E.-2019/159K. sayılı; dosyadaki dava konusu olayın tüketici işlemi olması nedeniyle tüketici mahkemesinde görüleceği yönündeki kararı üzerine dosya Dairemize temyiz itirazları incelenmek üzere gönderilmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir..." 9. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 17.01.2017 tarihli ve 2014/7695 E., 2017/162 K. sayılı onama ilamı. 10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.09.2020 tarihli ve 2020/3848 E., 2020/4356 K. sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: "...İlk Derece Mahkemesince " ... davacılar murisi ile davalı banka 27.10.2015 tarihli konut kredi sözleşmesi bulunup, bu krediden doğan borçlar murisin vefat anına kadar süresinde yerine getirilmiştir. Anılan konut kredi sözleşmesinin teminatını oluşturmak amacıyla ihbar olunan sigorta şirketi ile davacılar murisi arasında 27.10.2015 günü başlayıp 27.10.2025 tarihinde son bulan hayat sigortası düzenlenmiştir. Sözleşmenin kurulması anında davacılar murisinin imzasını taşıyan “Hayat Sigorta Başvuru Formu” içeriğinden murisin bir rahatsızlığının olmadığını bildirdiği görülmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun 23.11.2016 günlü ve 5252 karar numaralı raporunda, 14.02.2016 tarihinde vefat eden murisin ölümünün kronik hastalıklarına bağlı olarak gelişen komplikasyonlar sonucu olduğu belirtilmiştir. Görülüyor ki, sigorta yapılması sırasında hastalığına ilişkin gerekli bilgileri sigortacıya aktarmayan muris 6102 sayılı TTK’nın 1435. maddesine aykırı davranışta bulunmuştur." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; davacılar vekilinin istinaf talebi Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince, ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından bahisle reddedilmiş; son olarak davacılar vekili temyiz talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesiyle yapılan inceleme sonucunda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar vekilinin bu karara yönelik temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanması gerekir..." 3.Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle bildirim yükümlülüğünün ihlali ile riziko arasında illiyet bağının olduğunun, 03.12.2018 tarihli yazı ile ...nin bu hususu bildirdiğinin, kararın yerleşmiş içtihatlara uygun olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.04.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2016/18471 E., 2020/1577 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
da değerlendirilebilecek bir idari eylem veya bunun dayanağının bir idari işlem olduğunun tespit edilmesi halinde mahkemece, ilk kararda olduğu gibi davanın reddine karar verilmesi gerektiği; bu kapsam dışında olduğunun anlaşılması halinde 6100 sayılı HMK’nın 143. maddesi gereğince tahkikat yapılarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683.
14. Hukuk Dairesi         2016/18471 E.  ,  2020/1577 K. "İçtihat Metni" 14. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 14.01.2016 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.01.2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Davacılar vekili, davaya konu 201 ada 10 sayılı parselin müvekkilerinden ...’e; bu taşınmaz üzerindeki ev ve seraların ise müvekkillerinden ...’e; 203 ada 10 parselin ise ...’ya ait olduğunu, davalı belediyenin dere yatağını doldurmak suretiyle yol çalışmaları yaptığını, sel ve su taşkınlarının akıp gidemeyeceğinden müvekkilerine ait taşınmazların su altında kalacağını, davalı belediyeye olan başvurularının sonuçsuz kaldığını belirterek davalının dere yatağını doldurma faaliyetinin önlenmesini ve eski hale getirilmesini talep etmiştir. Mahkemece, “2577 sayılı Yasanın 2. maddesi uyarınca yargı yolu bakımından dilekçenin reddine” karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İdari dava türlerine idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisi açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılan tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan anlaşmazlıklara ilişkin davalar idari dava türleri olarak gösterilmiş yargı yetkisinin sınırı ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu belirtilmiştir. Görülüyor ki; idari davaların türleri ve yargı yetkisinin sınırları belirtilirken idare mahkemelerinin yerindelik denetimi yapacağından sözedilmiş, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayarak idari eylem ve işlem niteliğinde dava idarenin takdir yetkisini kaldırılacak biçimde karar vereceğine ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir. Somut olaya gelindiğinde; mahkemece, davanın taraflarına duruşma günü verilmeksizin dosya üzerinden dilekçenin reddine karar verilmişse de öncelikle dava içeriğinin tespiti, dava şartları ile ilk itirazların, uyuşmazlık konularının ve taraf delillerinin belirlenmesi gerekli olup bunun için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140. maddesi gereği tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmeleri ve aynı kanunun 137/1. maddesi gereğince ön inceleme yapılması gerekmektedir. Hukuk düzenimizde maddi anlamda yargı, bu faaliyetin daha iyi bir şekilde yerine getirilebilmesi için birbirinden ayrı dallara ayrılmakta ve bu dallardan da her birine yargı yolu denmektedir. Bu bakımdan adli yargı ile birlikte idari yargı, birbirinden bağımsız iki ayrı yargı yoludur. İdari yargıda dava türleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlenmiştir. Kanunun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesine göre; idari davalar, tam yargı davaları, idari sözleşmelerin tarafları arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin davalar ve iptal davaları olarak çeşitlilik gösterse de uygulamada iki ana dava türü, iptal davası ve tam yargı davası olup iptal davası ile idarenin (idari) işleminin , yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukukilik denetimi yapılırken, tam yargı davası ile idarenin eylemlerinden (faaliyetlerinden) kaynaklanan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelik ihlallerin tanzim edilmesi amaçlanmaktadır. Ön inceleme aşamasıyla davalı belediyenin davaya konu eyleminin 2577 sayılı İYUK kapsamında değerlendirilebilecek bir idari eylem veya bunun dayanağının bir idari işlem olduğunun tespit edilmesi halinde mahkemece, ilk kararda olduğu gibi davanın reddine karar verilmesi gerektiği; bu kapsam dışında olduğunun anlaşılması halinde 6100 sayılı HMK’nın 143. maddesi gereğince tahkikat yapılarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 683. maddesine göre davacının iddia ettiği gibi bir elatmanın söz konusu olup olmadığına dair inceleme yapıldıktan sonra mahkemece esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2016/5499 E., 2016/5029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
HMK 138. maddenin (karşılığı 143.madde) gerekçesinde bu hususa şöylece açıklık da getirilmiştir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir.
15. Hukuk Dairesi         2016/5499 E.  ,  2016/5029 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeline yönelik icra takibine itirazın iptâli ve icra inkâr tazminatına karar verilmesi talebinden ibarettir. Mahkemece dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğ edilmeden, dosya üzerinde yapılan inceleme ile tensiben görevsizlik kararı verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın 114/c maddesi gereğince dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin görevli olması dava şartıdır (HMK. m.114/1-c). Dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m.137/1, 139/1 ilk cümle.). Buna göre, görevsizlik kararı verilebilmesi için; dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m. 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m.136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de, davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasanın 137'nci maddesinin (1.) fıkrasında, ön incelemenin dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1. madde hükmü de, bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir. Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış; bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Tarafların bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar. Bazı hallerde dava dilekçesindeki talebe göre görevli olmayan mahkemenin, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi veya ikinci cevap dilekçesinin verilmesinden sonra görevli hale gelmesi mümkün bulunmaktadır. Ayrıca 6100 sayılı Kanun, eskisinden farklı olarak, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etme hakkını davalıya da tanımıştır (m. 20/1). Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde davalıya kararı veren mahkemeden yargılama giderlerini talep etme hakkı da vermiştir (m. 331/2 son cümle). Davalının bu haklarını kullanabilmesi, dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmiş olmasını gerektirir. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartlarından olan görev konusunda aynı Kanun'un 138. maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilebilir ise de, ancak bunun için dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilerek savunma hakkı tanınması gerekir. Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik kararı verilmesi HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık oluşturmaktadır. Bütün bu hükümlerden, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden görevsizlik kararı verilemeyeceği sonucuna ulaşıldığından kararın usul yönünden bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.12.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -KARŞI OY- Mahkemenin görevli olması, HMK 114/1-c maddeye göre dava şartıdır. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK 1. md.). “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler”(HMK115.md.). Yasada açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin görevsiz olması halinde usulden red kararı verilebilir. HMK 137, 138 ve 140. maddedeki ön inceleme aşamasında dava şartlarının inceleneceğine dair düzenlemeler, henüz incelenmemiş ise tahkikata geçilmeden önce dava şartlarının incelenmesi zorunluluğunu belirtmektedir. Bu hükümler her aşamada dava şartlarının incelenebileceğine dair 115. madde düzenlemesine inceleme zamanı bakımından en erken zaman olarak sınır çizen bir düzenleme olmayıp incelemenin en geç ne zaman yapılması gerektiğini göstermektedir. HMK 138. maddenin (karşılığı 143.madde) gerekçesinde bu hususa şöylece açıklık da getirilmiştir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir. Ancak, mahkeme, kararını vermek için tarafların dinlenmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunu da tahkikat aşamasında değil, ön inceleme oturumunda yapacaktır. Böylece dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili sorunların, en geç tahkikat başlamadan, ön inceleme duruşması sonunda karara bağlanması amaçlanmıştır.” Davanın gerekli tüm aşamalarının görevli mahkemece yerine getirilmesi davanın tarafları için daha teminatlıdır. Görevli mahkeme nedeniyle basit ya da yazılı yargılama usulünün uygulanması gereken hallerde uzatılmış cevap süresi (HMK 127 ve 317. md.), iddia ve savunmayı genişletme yasağının sınırları (HMK 141 ve 319. md.) gibi bazı konularda farklı kurallara yer verilmiş olduğundan dilekçeler safhası ve ön inceleme aşamasının görevsiz mahkemede yapılması açılan davanın niteliğine göre uyulması gereken usul kurallarının tam olarak uygulanmamasına da yol açacağından bu sakıncalar nedeniyle dahi belirlenebildiği en erken aşamada görev hususunun incelenmesi gerekir. Somut olayda mahkemece dilekçeler safhası tamamlanmadan görevsizlik kararı verilmesi HMK 125. maddedeki kamu düzenine ilişkin açık yasa hükmüne uygundur. Taraflardan davalı tacir olmadığından, davacının tacir olup olmadığının araştırılmasına da gerek bulunmamaktadır. Taraflardan birisi tacir olmadığı gibi TTK’da düzenlenen bir hususa ilişkin açılmış bir dava da bulunmadığından ticaret mahkemesi görevli olmayıp asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu nedenle görevsizlik kararı verilmesinde bir isabetsizlik de yoktur. Bu nedenle kararın onanmasını düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2015/13092 E., 2016/8884 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bunlar; 1) Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, (HMK Madde 118,126-136) 2) Ön inceleme, (HMK Madde 137-142) 3) Tahkikat, (HMK Madde 143-293) 4) Sözlü Yargılama (HMK Madde 184-186) ve 5) Hükümdür.
3. Hukuk Dairesi         2015/13092 E.  ,  2016/8884 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ İHBAR OLUNANLAR : 1- ..., 2- Ö... Taraflar arasındaki kayıp - kaçak bedelinin iadesi istemiyle açılan istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinden, 01.01.2013 tarihinden dava tarihine kadar olan süreçte kayıp - kaçak bedeli altında haksız tahsil edilen tutardan; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 1000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin HMK'nun 107/2 maddesi gereğince dava değerini artırdıklarına ilişkin dilekçe sunduğu, tamamlama harcını yatırdığı görülmüştür. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir . Mahkemece; davanın kabulü ile, 20.515,16 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, tarımsal sulama abonesi davacının davalı kuruma ödemiş olduğu kayıp - kaçak bedelinin istirdadı istemine ilişkindir . Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 20... sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir. ./.. -2- Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. ...ye göre de, iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve... 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. ./.. -3- Dava, 6100 sayılı HMK'nın yürürlükte olduğu 09.12.2014 tarihinde açılmıştır. 6100 sayılı HMK'da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü beş aşamadan oluşacak şekilde düzenleme yapılmıştır. Bunlar; 1) Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, (HMK Madde 118,126-136) 2) Ön inceleme, (HMK Madde 137-142) 3) Tahkikat, (HMK Madde 143-293) 4) Sözlü Yargılama (HMK Madde 184-186) ve 5) Hükümdür. (HMK madde 294). 1086 sayılı HUMK zamanında yazılı yargılama usulü 4 aşama (ön inceleme aşaması hariç) olarak düzenlenmiş ve bu aşamaların her biri bir diğerinin içine geçmiş şekilde olduğundan gereksiz işlem yapılmasına ve yargılamaların uzun sürmesine sebebiyet vermekte iken kanun koyucu bu sakıncaların önüne geçmek için bu aşamaları sıkı kurallara bağlamış ve bir aşama bitirilmeden diğer aşamaya geçmeyi engellemek istemiştir. Mahkemece, dilekçelerin (dava–cevap-cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri) karşılıklı verilmesinden sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirilir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir (HMK Madde 139). Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder (HMK 140/1 madde). Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu teşvik özellikle yasak savma ya da kanuni gerekliliğin yerine getirilmesi amacıyla değil, sonuca odaklanmak suretiyle gerçekten tarafların uyuşmazlığı bitirmeleri yönünde teşvik edecek şekilde yapılarak bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder (HMK 140/2 madde). Bu yönde bir kanaat edinmediği takdirde; ön incelemeye devam ederek ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür (HMK Madde 140/3). Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK Madde 140/5 ). Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta; ön inceleme duruşması tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği hususudur (HMK Madde 137/2). Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar (Madde 142/1 ). Mahkemece ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verebilir (HMK madde 138-142). İşin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilir (HMK Madde 147). ./.. -4- Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir (madde 186). Davaya konu somut olayda; davalı vekili 02.04.2015 tarihli ön inceleme duruşması için mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Mahkemece, 02.04.2015 tarihli celsede; "davalı vekilinin birden fazla vekil ile temsil edilmesi, mazeret dilekçesinin içeriği ve uyuşmazlık konusunun önemi dikkate alınarak davalı vekilinin mazeretinin reddine"; karar verildiği, aynı celse alınan 2 nolu ara kararı uyarınca tahkikat aşamasına geçildiği, bu doğrultuda aynı tarihli tahkikat duruşma zaptı açılarak tahkikat aşaması ile diğer aşamalar birbirlerinden ayrılmadan ve davalı taraf usulüne uygun şekilde tahkikat duruşmasına davet edilmeden esasa ilişkin hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece ön inceleme aşaması HMK 140. madde hükümlerine yapılıp tamamlanmış, tahkikat aşamasına geçilmiş ise de; davalı taraf 147. maddenin amir hükmüne aykırı bir şekilde duruşmaya davet edilmeksizin tahkikat yürütülerek hüküm kurulmuştur. Tahkikat aşamasına geçildiğine göre davalı tarafın 6100 sayılı HMK'nın 147. maddesi uyarınca tahkikat duruşmasına davet edilmesi zorunludur. Bu yasal zorunluluğun gereği yapılıp davalının tahkikat duruşmasına katılması imkanı sağlanmadan davanın esası hakkında hüküm kurulması Anayasa'nın 36. maddesinde ve ....Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır (HMK madde 27). Bu nedenle mahkemece 6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, ön inceleme duruşması tamamlanıp tahkikata geçilmesine rağmen davalı tarafın tahkikat duruşmasına davet edilmeksizin esasa ilişkin karar verilmek suretiyle davalının hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Bozma kararının niteliği itibariyle sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmemiştir . SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, sair itirazların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 02.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. ...
3. Hukuk Dairesi, 2015/14528 E., 2016/8393 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Bunlar; 1) Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, (HMK Madde 118,126-136) 2) Ön inceleme, (HMK Madde 137-142) 3) Tahkikat, (HMK Madde 143-293) 4) Sözlü Yargılama (HMK Madde 184-186) ve 5) Hükümdür.
3. Hukuk Dairesi         2015/14528 E.  ,  2016/8393 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ . Taraflar arasındaki Kayıp Kaçak Bedelinin İadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinden kayıp kaçak bedeli altında haksız tahsil edilen tutardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini , talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin HMK 107/2 maddesi gereğince dava değerini artırdıklarına ilişkin dilekçe sunduğu, tamamlama harcını yatırdığı görülmüştür. Davalı vekili; davanın reddini talep etmiştir . Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, 4.831,93 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık; tarımsal sulama abonesi davacının davalı kuruma ödemiş olduğu kayıp kaçak bedelinin istirdadı istemine ilişkindir . Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Dava, 6100 sayılı HMK'nın yürürlükte olduğu 09.12.2014 tarihinde açılmıştır. 6100 sayılı HMK'da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü beş aşamadan oluşacak şekilde düzenleme yapılmıştır. Bunlar; 1) Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, (HMK Madde 118,126-136) 2) Ön inceleme, (HMK Madde 137-142) 3) Tahkikat, (HMK Madde 143-293) 4) Sözlü Yargılama (HMK Madde 184-186) ve 5) Hükümdür. (madde 294). 1086 sayılı HUMK zamanında yazılı yargılama usulü 4 aşama (ön inceleme aşaması hariç) olarak düzenlenmiş ve bu aşamaların her biri bir diğerinin içine geçmiş şekilde olduğundan gereksiz işlem yapılmasına ve yargılamaların uzun sürmesine sebebiyet vermekte iken kanun koyucu bu sakıncaların önüne geçmek için bu aşamaları sıkı kurallara bağlamış ve bir aşama bitirilmeden diğer aşamaya geçmeyi engellemek istemiştir. Mahkemece; dilekçelerin (dava–cevap-cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri) karşılıklı verilmesinden sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirilir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir (HMK Madde 139). Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder (HMK 140/1 madde). Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu teşvik özellikle yasak savma ya da kanuni gerekliliğin yerine getirilmesi amacıyla değil, sonuca odaklanmak suretiyle gerçekten tarafların uyuşmazlığı bitirmeleri yönünde teşvik edecek şekilde yapılarak bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder (HMK 140/2 madde). Bu yönde bir kanaat edinmediği takdirde; ön incelemeye devam ederek ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür (HMK Madde 140/3). Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK Madde 140/5 ). Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta; ön inceleme duruşması tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği hususudur (HMK Madde 137/2). Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar (HMK Madde 142/1 ). Mahkemece ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verebilir (HMK madde 138-142). İşin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilir ( HMK Madde 147). Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir (HMK madde 186). Davaya konu somut olayda; davalı vekili 02.042015 tarihli ön inceleme duruşması için mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Mahkemece, 02.04.2015 tarihli celsede; "davalı vekilinin birden fazla vekil ile temsil edilmesi, mazeret dilekçesinin içeriği ve uyuşmazlık konusunun önemi dikkate alınarak davalı vekilinin mazeretinin reddine"; karar verildiği, aynı celse alınan 3 nolu ara kararı uyarınca tahkikat aşamasına geçildiği, bu doğrultuda aynı tarihli tahkikat duruşma zaptı açılarak tahkikat aşaması ile diğer aşamalar birbirlerinden ayrılmadan ve davalı taraf usulüne uygun şekilde tahkikat duruşmasına davet edilmeden esasa ilişkin hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır . Mahkemece ön inceleme aşaması HMK140.madde hükümlerine yapılıp tamamlanmış, tahkikat aşamasına geçilmiş ise de; davalı taraf 147. maddenin amir hükmüne aykırı bir şekilde duruşmaya davet edilmeksizin tahkikat yürütülerek hüküm kurulmuştur. Tahkikat aşamasına geçildiğine göre davalı tarafın 6100 sayılı HMK'nın 147. maddesi uyarınca tahkikat duruşmasına davet edilmesi zorunludur. Bu yasal zorunluluğun gereği yapılıp davalının tahkikat duruşmasına katılması imkanı sağlanmadan davanın esası hakkında hüküm kurulması Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır (HMK madde 27). Bu nedenle mahkemece 6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, ön inceleme duruşması tamamlanıp tahkikata geçilmesine rağmen davalı tarafın tahkikat duruşmasına davet edilmeksizin esasa ilişkin karar verilmek suretiyle davalının hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranılması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, sair itirazların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 26.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.