6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 165

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 165. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması Davaların birleştirilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

132 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2020/192 E., 2022/574 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi Sıfatıyla)
sayılı kararı ile; “…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165/1. maddesi gereğince, bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamı
Hukuk Genel Kurulu         2020/192 E.  ,  2022/574 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen davanın kısmen kabulüne dair karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 01.09.2003 tarihinde transmikser/pompa operatörü olarak çalışmaya başladığını, aylık net 2.200TL ücret aldığı hâlde ücretinin asgari ücret kadar olan kısmının bankadan, kalanının ise makbuz karşılığında elden ödendiğini, sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden ödenmesi, muvazaalı şekilde işe giriş çıkış işlemlerinin yapılması, sigorta başlangıcının geç bildirilmesi, fazla çalışma yapmaya zorlanması ve bu çalışmaların karşılığı ücretlerinin ödenmemesi, haksız olarak ücretinden kesinti yapılması nedenleriyle müvekkilinin iş sözleşmesini 13.05.2015 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi gereğince haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının beton pompa operatörü olarak 19.04.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, ücretinin brüt 1.425TL olduğunu, ücretin banka hesabına her ay düzenli olarak ödendiğini, iş sözleşmesinin devamsızlık yapması sebebi ile haklı nedenle feshedildiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 03.06.2016 tarihli ve 2015/223 E., 2016/359 K. sayılı kararı ile; davacının, davalıya ait işyerinde 19.04.2006- 13.05.2015 tarihleri arasında son ücreti brüt 3.077,31TL olacak şekilde transmikser/pompa operatörü olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin ücretlerinin ödenmemesi sebebi ile davacı tarafından haklı nedenle feshedildiği, davacının işten ayrıldığı tarihten son 1 yıl öncesinde hafta tatillerini kullandığı ancak bu tarih öncesinde ayda ortalama 2 hafta tatilinde çalıştığı, davacının dini bayramlar dışındaki tatil günlerinde de çalışmasına devam ettiği, ayrıca fazla çalışma yaptığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.06.2019 tarihli ve 2016/28868 E., 2019/13530 K. sayılı kararı ile; “…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165/1. maddesi gereğince, bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davacının; dava açılış tarihi 28.10.2016 olan Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/595 Esas sayılı dosyasında, eldeki, karar tarihi 03.06.2016 olan Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2015/223 Esas sayılı dava dosyasında aldığı son ücretin 2.200,00 TL olduğunun kabul edildiğinden bahisle, sigorta primine esas kazancının aylık net 2.200,00 TL olduğunun tespiti talebi ile dava açtığı anlaşılmaktadır. Prime esas kazancın tespiti davası; işçinin gerçek ücreti ve SGK primlerinin tespiti ile prime esas kazancın tespiti talebine dayalı dava türü olduğundan, davacının gerçekte aldığı ücret bu dava yolu ile ispat edilecektir. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce 2016/595 esas sayılı dava dosyasında davacının davası reddedilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi’nin 23.05.2018 tarihli kararı ile bu karara karşı davacı tarafın yaptığı istinaf başvurusu “kuvvetli delil teşkil eden alacak davasının kesinleşmesinin beklenilmediği” gerekçesi ile kabul edilerek Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/595 Esas sayılı dava dosyasındaki davanın reddine dair 04.04.2017 tarihli kararı kaldırılmıştır. Mahkemece, davacının aldığı ücret miktarının ihtilaflı olması ve taraflar arasında prime esas kazancın tespiti davası bulunması karşısında, prime esas kazancın tespiti davasında verilecek karar işçilik alacaklarına ilişkin bu davanın sonucunu doğrudan doğruya etkileyeceğinden, prime esas kazancın tespiti davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/1. maddesi uyarınca bekletici mesele yapılarak, bu davada kesinleşen karara göre ihtilaflı olan ücretin belirlenmesi gerekirken kesin delil olma özelliği taşımayan işçilik alacaklarına ilişkin bu davanın sonucunun beklenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesi ile sair hususlar incelenmeksizin karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 01.10.2019 tarihli ve 2019/310 E., 2019/263 K. sayılı kararı ile; işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan eldeki davada gerçek ücretin asgari ücret olmadığı kabul edilerek karar verilmesi üzerine bu karara dayanılarak ispat kolaylığı olması açısından prime esas kazancın tespitine ilişkin davanın açıldığı, kaldı ki bu karara dayanılarak dava açıldığının davacının direnme talep ettiği dilekçesinde de kabul edildiği, prime esas kazancın tespiti davasının reddi üzerine yapılan istinaf incelemesinde işçilik alacağı davasının prime esas kazancın tespiti davası yönünden kuvvetli delil teşkil ettiği ve bağlantılı gerekçelerle ilk derece mahkemesinin red yönünde verdiği kararın kaldırılmasına karar verildiği, bu karar üzerine ilk derece mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesinin kararı gereği araştırma yapılması gerektiğinin açık olduğu ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bozma kararı sonrasında her iki dosya arasında hangisinin hangisini bekleyeceğinin belirsiz bir sürece girdiği ve yargılama faaliyetinin olumsuz etkilendiği, çelişen mahkeme kararlarının adil yargılanma hakkı kapsamında Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en çok götürülen uyuşmazlıklardan olduğu, yargı kararlarında belirli bir istikrar ve tutarlılığın sağlanmasının gerektiği, Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçerek istinaf incelemesine başlamasıyla birlikte çelişkili karar sayısının daha da arttığı, yüksek mahkemelerin (Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay) ve ilk derece mahkemelerinin kendi içlerinde çelişkili kararlar vermeleri sebebiyle hukukî güvenlik ilkesinin zedelendiği, yüksek mahkemelerin, ilk derece mahkemelerinin birbiriyle tutarsız kararlarını birleştirme ve ortak bir yorumun kabul edilmesini sağlama sorumluluğunu taşıdığı ancak somut olayda işçilik alacaklarına ilişkin verilen karar tarihinden sonra açılan prime esas kazancın tespiti davasındaki yazılı deliller arasında işçilik alacağı davasının olması, işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan eldeki davanın beklenilmesinin dava tarihleri de dikkate alınarak hukuka uygun olduğu, bununla birlikte Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar arasında yaratılan çelişkili durumun yargılama faaliyetini yürütecek olan ilk derece mahkemesinin adil bir süreç içerisinde yargılama yapmasına engel olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının aldığı ücret miktarının ihtilaflı olması ve taraflar arasında dava açılış tarihi 28.10.2016 olan prime esas kazancın tespiti davası bulunması karşısında; prime esas kazancın tespiti davasında verilecek kararın işçilik alacaklarına ilişkin eldeki davanın sonucunu etkileyeceğinden bahisle prime esas kazancın tespiti davasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 165/1. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılarak sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmesinde yarar bulunmaktadır. 13. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (İş Kanunu) 32. maddesinin 1. fıkrasında genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. 14. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Kanun maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. 15. İş sözleşmesinde işverenin en önemli borcu ücret ödeme borcudur. Ücret ödeme borcu, işçinin iş görme borcu karşısında yer alan ve işverenin iş sözleşmesinden doğan temel borcudur. Ücret iş sözleşmesinin kurucu unsuru olduğundan ücret olmaksızın bu sözleşmenin varlığından söz edilemez. 16. İşçiler için taşıdığı yaşamsal önem nedeniyle ücret anayasal güvenceye kavuşturulmuş ve sosyal haklar arasında yer almıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 55. maddesi uyarınca “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır”. Anayasa’nın buyruğuna uygun olarak Devlet, ücretin korunması için emredici hukuk kuralları koymak sureti ile işverenin bu borcuna geniş ölçüde müdahale etmiştir. İş mevzuatında ücreti düzenleyen hükümler bu hakkı sadece işverene karşı değil, aynı zamanda üçüncü kişilere ve hatta işçinin bizzat kendisine karşı koruma amacını gütmektedir (Süzek, Sarper: İş Hukuku, 18. Baskı, İstanbul 2019, s.350). 17. Uygulamada taraflar arasında ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık daha çok görünüşte bir ücret belirlemeleri ancak bu ücretin aralarında kararlaştırdıkları ücret olmaması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bazen taraflar arasında kararlaştırılmış olan ücret, SGK primlerini daha az ödemek veya daha düşük vergi vermek amacıyla bordroya yansıtılmamakta, görünüşte daha düşük (örneğin asgari ücret olarak) gösterilmektedir (Süzek, s:360). 18. Prime esas kazancın tespiti davası; sigortalının (işçinin) gerçek ücretinin ve buna bağlı olarak Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmesi gereken sosyal sigorta prim tutarının tespitini konu aldığından, bu davada sigortalının (işçinin) gerçek ücretinin belirlenmesi gerekmektedir. 19. Gelinen bu noktada konuyla ilgisi nedeniyle bekletici sorun konusu üzerinde de durulmalıdır. 20. Bekletici sorun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 165. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen maddede bekletici sorun; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” şeklinde düzenlenmiş olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bir davada hüküm verilmesi, başka bir davanın çözümüne bağlı ise mahkeme açılmış olan o davanın sonuçlanmasını beklemek üzere yargılamayı erteleyebilir. Başka bir deyişle o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir. 21. Tüm bu açıklama ve yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda, davacı iş ilişkisi boyunca sigorta primlerinin gerçekte aldığı ücretin aksine asgari ücret üzerinden ödendiğini, iş sözleşmesini feshetme sebeplerinden birinin de bahsettiği bu durum olduğunu, son ücretinin net 2.200TL olduğunu ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsili istemiyle 01.06.2015 tarihinde eldeki davayı açmış, davalı ise bordrolarda belirtildiği üzere davacının brüt 1.425TL ücret aldığını savunmuştur. 22. Mahkemece işçilik alacağının tahsili istemiyle açılan eldeki davada verilen 03.06.2016 tarihli kararda, davacının aldığı ücret miktarı iddiası gibi brüt 3.077,31TL (net 2.200TL) kabul edilerek işçilik alacakları hüküm altına alınmış, bu karardan sonra davacı 28.10.2016 tarihinde Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 2016/595 Esas sayılı dosyasında gerçek ücretinin net 2.200TL olduğunu ileri sürerek prime esas kazancının aylık 2.200TL ücret üzerinden belirlenmesini, asgari ücret üzerinden yatırılan sigorta primlerinin geriye dönük olarak tamamlattırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. 23. Prime esas kazancın tespiti davasında mahkemece davanın reddine dair verilen 04.04.2017 tarihli karar davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin 23.05.2018 tarihli kararı ile “kuvvetli delil teşkil eden alacak davasının kesinleşmesinin beklenilmediği” gerekçesi ile kaldırılarak dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 24. Bilindiği üzere prime esas kazancın tespiti davası re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ve kamu düzenini ilgilendiren bir dava türüdür. Davacının aldığı ücretin miktarı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunduğu gözetildiğinde; prime esas kazancın tespiti davasında verilecek kararın işçilik alacaklarına ilişkin davanın sonucunu doğrudan doğruya etkileyeceği açıktır. Kaldı ki, hem işçilik alacağının tahsili istemiyle açılan dava hem de prime esas kazancın tespiti davasının derdest olduğu dikkate alındığında çelişkili yargılamadan da bahsedilmesi söz konusu değildir. 25. Bu durumda, prime esas kazancın tespiti davasının HMK’nın 165. maddesi uyarınca bekletici sorun yapılarak, bu davanın sonucuna göre eldeki işçilik alacaklarına ilişkin davada ücretin miktarı konusundaki uyuşmazlık çözülmelidir. 26. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2024/942 E., 2025/347 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bekletici sorun" başlıklı 165. maddesinin ikinci fıkrası;
10. Hukuk Dairesi         2024/942 E.  ,  2025/347 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/685 E., 2023/2265 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/47 E., 2021/603 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalıya ait ... Otelinde 18.05.2012 tarihinde barmen olarak çalışmaya başladığını, barın içerindeki fiziki sorunları hem müvekkilinin hem de diğer mesai arkadaşlarının bildirmesine rağmen çalışma ortamının iyileştirilmediğini, çalışanların yaşadığı küçük kazaların görmezden gelindiğini, olay günü yetkili kişiye bulaşık makinesinin su pompasından akan su nedeniyle her yerin su içinde olduğunu, ayaklarının devamlı pis ve deterjanlı su içinde kaldığından kaydığını, buna çözüm bulunmasını istediğini ancak çözülmediğini, kısa süre sonra müşterisine içecek servisi yapmak için bardağa uzanırken elindeki şişe ile beraber yere düştüğünü ve elindeki şişenin parçalanarak el bileğini kestiğini, ilk müdahaleyi doktor bir müşterinin yaptığını 45 dakika sonra ambulans ile DEÜ Hastanesine götürüldüğünü, yer olmaması nedeniyle ameliyata alınamadığını, o günü dikişli geçirdiğini, ertesi gün kendi imkanlarıyla hastaneye gidip ameliyat olduğunu, 7 ay rapor verildiğini, bu süreçte müvekkilini hiç bir davalı yetkilisinin aramadığını, davalının görevini yerine getirmediğini, kaza sonrasında arkadaşlarından bardaki koşulların iyileştirildiğini öğrendiğini, raporun bitiminde ise aynı işyerine giderek yine barmen olarak çalışmaya başladığını, fakat elindeki sinirler kesildiğinden kalıcı hasar kaldığını, elini verimli kullanamadığından işten çıkartıldığını, davacının geçirdiği kaza nedeniyle %4 ulnar sinir hasarı oluştuğunu, yazın otellerde barmenlik yaptığını, kışın ise zeytin toplayarak geçimini sağladığını, ancak hasar nedeniyle bu işleri verimli yapamadığını, bu nedenlerle davalının iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili yasal mevzuat gereğince alması gereken tedbirleri almadığından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek en yüksek mevduat faizi ile davalıdan tahsilini talep emiştir. II. CEVAP Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının bardağı almaya giderken dikkatsiz davranarak ayağının kayması sonucu düştüğünü ve dava konusu olayın meydana geldiğini, davacıya iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinden fazlasının verildiğini, davacı iddiasının aksine olayın ardından otel doktorunun hemen müdahale ettiğini, işten çıkış kodu 15 olup, tazminatları ödenerek toplu işten çıkarma yapıldığını, olayın gerçekleşmesinde kusurlarının olmadığını, maluliyet oranını kabul etmediklerini, müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davanın reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...Konak Sosyal Güvenlik Merkezinin cevabi yazısı ile Sigortalı ... hakkında iş kazası sigortasından kurum tarafından işlem yapıldığına dair geçici ve sürekli iş göremezlik ödeneği ödendiğine dair herhangi bir kayda rastlanılmadığını, dolayısıyla iş kazasından rücuya tabi bir gelir bağlanmadığı ve peşin sermaye değeri oluşturmadığı bilgisi verildiği, kuruma yapılan sürekli iş göremezlik geliri talebinde bulunulmadığından kaza olayı ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadığını, iş kazası dosyası oluşturulmadığını ve komisyonca bir karar alınmadığını, sigortalıya geçirdiği iş kazası nedeniyle istirahatlı kaldığı 08.10.2014-07.04.2015 tarihleri arasındaki süreler için toplam 5.764,44 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği bildirilmiştir. Davacı vekiline 23.09.2020 tarihli celsenin 7 nolu ara kararı uyarınca müvekkilinin mululiyet tespiti hususunda SGK'ya başvuru yapıp yapmadığı hususunda beyanda bulunması ve başvuru yapması halinde Mahkememize bilgi verilmesi için 2 hafta kesin süre verildiği, davacı vekili tarafından beyanda bulunulmadığı, 20.04.2021tarihli celsenin 3 nolu ara kararı ile davacı vekiline yeniden süre verildiği, davacı vekili tarafından beyanda bulunulmadığı, 09.09.2021 tarihli celsenin 3 nolu ara kararı ile davacı vekiline bu defa "Davacı vekiline son kez davacının sürekli iş göremezlik geliri ve maluliyet tespiti hususunda SGK'ya başvuru yapması ve başvuru yaptığına ilişkin mahkememize beyanda bulunması için 4 haftalık kesin süre verilmesine, davacı vekiline daha önce bu hususta süre verildiği ancak bu doğrultuda işlem yapıldığına dair beyanda bulunulmadığı gibi son iki celsedir mazeret vererek tanıklarının dinlenmesi yönünde yapılan ara kararlara karşı da herhangi bir işlem yapılmadığı anlaşıldığından, kesin süre içerisinde ara karar uyarınca işlem yapılmaması halinde mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtarı ile duruşma zabtının davacı vekiline tebliğine," şeklinde ihtaratlı ara karar kurulduğu ve duruşma zaptının tebliğine rağmen yine beyanda bulunulmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekilinin 02.12.2021 tarihli celsede:" Ben, ilgili tebligat uyarınca müvekkile bu konuda bilgi verdim, ancak tarafıma herhangi bir dönüş olmadığından biz de bir beyanda bulunamadık." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Davacıya iş kazası sebebi ile Kurum tarafından iş göremezlik ödeneği ödenmiş ise de davacı işçi tarafından iş göremezlik tespiti ve gelir bağlama yönünden Kuruma verilen kesin sürelere rağmen celseler boyunca başvuru yapılmadığından ve davacının maluliyet oranı tespit edilemediğinden, yargılamaya devam edilememiş ve davanın ispat edilmediği anlaşılmakla..." gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle davada üst üste iki defa mazeret verdiklerinden bahsedildiğini, fakat mazeret sebeplerinin hiçe sayılarak yazılmış olan gerekçeli kararda sanki duruşmayı uzatma amacıyla mazeret verildiği şeklinde bir anlam çıkarıldığını, oysa ki ilk mazerette davalı meslektaşınında da görüldüğü üzere olumsuz hava koşullarından dolayı adliyeye ulaşmasının mümkün olamadığını, basında dahi İzmir'de ki olumsuz hava koşullarının haber olarak çıktığını, diğer mazeretinin de yine haklı sebeplerinden dolayı duruşmaya katılmasının mümkün olamadığını, her iki celsede de davalı tarafın da mazeret sunduğunu, fakat sadece davacı vekilinin mazeretleri sebebiyle davanın uzatılmaya çalışıldığı şeklinde bir karar verildiğini, bunun hakkaniyete aykırı bir karar olduğunu, ayrıca söz konusu iş kazasının davalı tarafça da SGK'ya bildirildiğinin davalı tarafça da beyan edildiğini, en son celse de ise her iki tarafın tanıkları hazır edildiği halde dinlenmediğini, mağdur olmuş davacı işçinin verilmiş olan bu kararla mağduriyetinin ikiye katlandığını, Mahkemenin dosyayı bilirkişiye göndermeden, hazır olan tanıkları dinlenmeden sadece verdikleri mazeretlerden bahsedilmiş olmasının ve SGK'ya bildirim yapılmamış olması gerekçe gösterilerek verilmiş olan kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçeleri ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme Dosya kapsamından; Mahkemece davacı vekiline davacının sürekli iş göremezlik geliri ile maluliyet tespiti hususunda SGK'ya başvuru yapması ve başvuru yaptığına ilişkin mahkemeye beyanda bulunması amacıyla 4 haftalık kesin süre verildiği, kesin süre içerisinde ara karar uyarınca işlem yapılmaması halinde mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtarı ile duruşma zaptının tebliğe çıkarıldığı, duruşma zaptının tebliğine rağmen davacı vekilince kesin süre içerisinde beyanda bulunulmadığı bu yönüyle de davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Bekletici sorun" başlıklı 165. maddesinin ikinci fıkrası; “Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise Mahkeme, ilgili tarafa görevli Mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli Mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Mahkemece davacıya verilen kesin süre içeren ihtaratların HMK'nın 165/2. maddesi kapsamına uygun olarak ayrıntılı düzenlenmediği anlaşılmakla davacının kaza nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik oranının tespiti yapılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; açıklandığı üzere anılan madde metnine uygun ara karar tanzim ve tebliği ile sonucuna göre irdeleme yapmak, buna rağmen keyfiyet yerine getirilmezse iş kazasının varlığı hususunda Kurumca ihtilaf çıkarılmaması karşısında davacı vekiline davacının kaza nedeniyle uğradığı sürekli iş göremezlik oranının tespiti talebine dair dava dışı Kurum ile hak alanını ilgilendirdiğinden davalı işveren aleyhine dava açması amacıyla süre vermek ve devamla açılan davanın bekletici mesele yapılması suretiyle sonucunu beklemek davacı tarafça davanın verilen sürede açılmaması halinde ise davacının kaza nedeniyle sürekli iş göremezlik oranı % 0 kabul edilerek en azından geçici iş göremezlik dönem zarar hesabının dairemiz içtihatlarına uygun olarak kusur incelemesinin yapılması sonrasında belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2024/3339 E., 2024/4199 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165 inci maddesine göre;
7. Hukuk Dairesi         2024/3339 E.  ,  2024/4199 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2064 E., 2022/1787 K. DAVA TARİHİ : 05.04.2017 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/191 E., 2021/40 K. Taraflar arasındaki tahsis kararına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 21.05.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davacı vekili Av. ... ve ... ile karşı taraftan davalı vekili Av. ...... ve Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalı Bursa Deri İhtisas Organize Sanayi Bölgesinin ve bu kuruluşun temelini oluşturan S.S. Deri Sanayicileri Toplu İşyeri Yapı Kooperatifinin üyesi olduğunu, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan Bursa İhtisas Deri Organize Sanayi Bölgesinin kurucu ortağı olan kooperatifin tasfiyesine karar verildiğini, davacı tarafından tüm ödemelerin yapılarak, Organize Sanayi Bölgesi yerleşim alanında bulunan 122 ada 7 parsel sayılı dava konusu taşınmazın tahsis edildiğini, dava konusu taşınmazdaki tapu tahsis belgesinde satıcı olarak yer alan davalı adına kayıtlı olan 122 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı tarafından tahsis bedelinin ödenmediği, noter tasdikli taahhütnamenin de verilmediği, davacı tarafça üzerine düşen yükümlülüklerinin yerine getirilmediği, davacının katılımcı olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın dayanağını oluşturan arsa tahsis bedelinin davacı şirket tarafından ödenmediği ve mevzuata uygun şekilde tanzim edilen arsa tahsis sözleşmesinin tebliğe rağmen davacı tarafından imza altına alınmadığı, davacının tescil işlemine esas teşkil edecek edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; mahkemenin Organize Sanayi Bölgesinin tapu tahsis işlemini mevzuata uygun gerçekleştirmemesinin ağır hukuki sonuçlarını ve sorumluluğunu müvekkiline yükleyip, işlemi hukuka aykırı gerçekleştirdiği iddia edilen davalı taraf lehine nihai karar oluşturmasının adalete, hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin, dava konusu taşınmazın değerinin tamamını ödediğini ve tapu tahsis belgesini aldığını, arsa tahsis bedelinin ödendiğini, zira arsa tahsis bedelini ödemeseydi tapu tahsis belgesi almasının imkânsız olduğunu, bu ödemelerin avans olduğunun ifade edilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, arsa tahsis sözleşmesinin imzalanmış olmasının, bedelinin ödendiğinin başka bir ispatı olduğunu, müvekkilinin dava konusu faturaları davalı tarafa ödediğini ve 15.02.2017 tarihinde davalı tarafa iadeli taahhütlü mektupla arsa tahsis sözleşmesinin kendisince imzalı iki suretini gönderdiğini, ancak davalı tarafın sözleşmenin bir suretini imzalayıp göndermediğini, arsa tahsis sözleşmesinin imzalanmış olmasının, arsa tahsis bedelinin ödendiğinin bir kanıtı olduğunu, arsa tahsis belgesinin düzenlenmesinin, bedelinin ödendiğine karine olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdükleri sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, tahsis kararına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165 inci maddesine göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. 3. Değerlendirme Mahkemece her ne kadar davacının Organize Sanayi Bölgesine karşına yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/113 Esas, 2024/168 Karar sayılı dosyasında davacı ile Bursa İhtisas Deri Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti Başkanlığı arasında görülen davacı şirketin kazanılmış haklarının iptaline ilişkin 20.03.2017 tarihli 265 numaralı genel kurul kararının iptaline ilişkin davada davanın reddine karar verildiği ve kararın kesinleşmediği, istinaf incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. Davacı şirketin kazanılmış haklarının iptaline ilişkin genel kurul kararının iptali için açılan davanın sonucunun eldeki davanın sonucunu etkileyeceği açıktır. Bursa 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/113 Esas, 2024/168 Karar sayılı dosyanın HMK’nın 165 inci maddesi gereği bekletici mesele yapılarak, dosyanın kesinleşmesinden sonra oluşan duruma göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 17.100,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.10.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/2530 E., 2024/3281 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Bekletici Sorun” başlıklı 165. maddesinde;
6. Hukuk Dairesi         2023/2530 E.  ,  2024/3281 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2712 E., 2023/310 K. BİRLEŞEN 2012/83 ESAS SAYILI DOSYADA HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/301 E., 2022/228 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl dosyada davalı-birleşen dosyada davacı vekili Avukat ...ile asıl dosyada davacı-birleşen dosyada davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmlarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, taşeron tarafından açılan asıl davada iş bedelinin tahsili, yüklenici tarafından açılan birleşen davada ise dava konusu işler ile ilgili verilen avansın iadesi için başlatılan takiplere yapılan itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemlerine ilişkindir. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi imzalandığı, sözleşme kapsamında işin tamamlanarak davalı işverene teslim edildiğini, hafriyatın ariyetten kesin depoya nakli ve döküm bedeli sözleşme haricinde müvekkili tarafından yapıldığını, bakiye iş bedeli alacağının KDV ilavesi ile 5.085.418,29 TL olup ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerinin yapımı için 09.01.2009 tarihli Taşeronluk Sözleşmesi kapsamında genel proje değişikliği nedeni ile yeniden yapılan imalat bedeli, T kolu kazık imalatlarının yapılması ve kazık çakma makinesinin çalışması için güzergah boyunca mavi 0,64 mm ocak malzemesi doldurulması, davalının kendisinin yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli toplam 4.745.851,97 TL alacağın bulunduğunu, avans olarak ödenen 1.994.521.51 TL mahsubundan sonra bakiye 2.751.330,46 TL'nin ödenmediği, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyası bakımından davalının yaptırdığı sözleşme dışı heykel+havuzlu kavşak yağmur suyu hattı+ 2000 lik hat kazı hattı için davalı yetkilisi ...tarafından imzalanan 27.07.2011 tarihli hakediş raporuna dayalı 400.000,00 TL alacağın bulunduğunu ve ödenmediğini, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/213413 sayılı dosyası bakımından ise davacı taşeronun yaptığı Küçükyalı Deresi E-5 üstü ıslah ve yanyol eksikliklerinin tamamlanması inşaatı hakediş bedeli olarak 219.888,71 TL’lik 03.11.2011 tarihli 008606 sayılı faturanın düzenlenerek davalıya tebliğ edildiğini, iş bedelinin ödenmediğini, bu durumda davalıdan toplam 10.451.158,51 TL alacaklı olmasına rağmen avans olarak ödenen 1.994.521,51 TL mahsubundan sonra davalıdan toplam 8.456.637,00 TL tutarında alacakları olduğu belirterek alınan takip dosyalarında davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40'dan az olmamak üzere inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini, birleşen davada yüklenici vekili ise; usulüne uygun tutulan defterlerine göre davalının 1.994.532,51 TL borçlu göründüğünü, bunun önceden verilmiş avans niteliğinde ödeme olduğunu, davalının yapmayı taahhüt edip yapmadığı işler için aleyhine başlattıkları icra takiplerine itiraz ettiğini açıklanan nedenle itirazın iptali ve takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl dava dosyasında davalı cevap dilekçesinde özetle; davacının herhangi bir alacağı olmadığını, tutanakları imzalayan kişinin kendilerini temsile yetkili kişi olmadığını, hakkında ceza davası olduğunu, yapılan işlerin bedellerinin ödendiğini, sözleşme dışı iş olmadığını, yapılan işlerin sözleşme kapsamı içerisinde olduğunu, davacının işçilik ve malzemelere ilişkin taleplerinde haksız olduklarını, bu işin kendilerine değil davacıya ait işler kapsamında olduğunu, heykelli kavşak yönünden idare ile heykeltraş arasında dava olduğu, idarece kendilerine de bedel ödenmediği, sözleşmenin 12. maddesi gereği kendilerine ödeme yapılmadan davacıya ödeme yapılmayacağı, Küçükyalı deresine ait işte ise kesin hesabın yapılarak verilmediğini, kendilerinin kesin hesap yapmak zorunda kaldıklarını, kesin hesabın idarece onayından sonra gecikme ceza vb kesintiler de düşülerek alacak var ise ödeneceğini, şu an için kendilerinin alacaklı göründüğünü, sözleşme dışı olarak yapıldığı iddia edilen işlerin sözleşme dahilinde işleme alındığını, Taşeron Sözleşmesinin 22/c bendi uyarınca kazıdan çıkan fazlalığın ariyete nakli ve ariyet bedelinin ödenmesinin taşerona ait olduğunu, davacının kesin hak edişleri idare tarfından onaylanmayan hesaplamalar yaparak alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Taşeron Sözleşmesinin 12. maddesinin dikkate alınması gerektiğini, Küçükyalı Deresi ile ilgili olarak kesin hakedişin yapılmadığını, idareden sonuç beklendiğini, davacının yapmakla yükümlü olduğu ve düzenlemediği hakedişe ilişkin hak iddia edemeyeceğini, bu işle ilgili olarak kesin hesabın henüz idare tarafından onaylanmadığını, onaylanması halinde davacı taşeronun da kesin hakedişin düzenleneceğini, davalının davacıdan alacaklı olduğunu belirterek davanın reddi ile %40'dan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, birleşen dava dosyasında davalı taşeron vekili cevap dilekçesinde; sözleşme dışı yaptıkları iş nedeni ile alacaklı olduklarını, davacıya borçlarının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı dava dosyasına konu tutanak, talimat ve belgeler yönünden eylemlerin ceza hukuku bakımından neticelerine ilişkin olduğu, bu belgelerin hukuk yargılamasındaki delil değerlerinin, aynı zamanda maddi hukuk alanında bu belgelere hukuki sonuç bağlanıp bağlanmadığının takdir yetkisinin hukuk hakimine ait olduğu, şantiye şefi ve proje müdürünün onayı olmadan davalı yüklenicinin şantiye şefinin onay ve imzaları ile yükümlülük altına sokulamayacağı kabul edilerek şantiye şef tarafından düzenlenen tutanak ve talimatların geçersiz sayıldığı, yerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarının kapsamı ve her iki bilirkişi raporunun ortak saptamaları dikkate alınarak İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı takip dosyasında; 15.10.2004 tarihli sözleşme kapsamında bulunan bu işin kesin hesabı sonucu ortaya çıkan ve %5 nakit teminat kesintisi karşılığı olarak davalı yüklenici tarafından tutulan 12 nolu kesin hakediş alacağı olan KDV dahil 219.888,71 TL'nin ödenmesi ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı takip dosyasında; davacı taşeron tarafından davalı yükleniciden Atatürk Havalimanı önündeki heykel+havuzlu kavşak+yağmur suyu hattı+ 2000'lik hat kazı ile ilgili talebi yönünden 23.11.2010 tarihli 1 nolu hakedişin hazırlandığı ve davalı işveren adına Ali Ömer Çiçekoğlu tarafından onaylandığı, bu miktarın davacıya ödenmesi gerektiği ve alacağın likit nitelikte olduğu, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 Esas sayılı takip dosyasında; davacı yüklenici tarafından davalı işveren hakkında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşi ile ilgili hafriyat toprağının nakli ve döküm bedeli alacağına ilişkin olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 22.j maddesi gereğince davacının sadece kazıdan çıkan kazı fazlası toprağın ariyete (geçici depoya) taşınması ve dökümünden sorumlu iken, davalı ve dava dışı iş sahibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı arasındaki sözleşmede, davalının kazıdan çıkan kazı fazlası malzemenin kesin depoya taşınması ve depoya dökülmesinden sorumlu olduğu, bu durumda ariyetten kesin depoya taşınan kazı fazlası malzemenin kesin depoya dökümünün sözleşme dışı bir iş olduğu, davacı alacağının hak edişte % 30 tenzilata tabi tutulduğu, her iki tarafın da bu tenzilat oranına itiraz etmedikleri, bu nedenle % 30 tenzilatın uygulanması gerektiği ve alacağın likit nitelikte olmadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı takip dosyasında; Atatürk havalimanı önü haklı kavşak ve bağlantı yollarının düzenlenmesi inşaat işinde ilave işlere ait 4.745.851,97 TL'lik hakediş alacağından davalının 1.994.521,51 TL'lik avans ödemesi düşüldükten sonra 2.751.330,00 TL'nin tahsili için icra takibine geçildiği, malzemelere ilişkin olarak tarafların kabulünde olan tutanakların her iki bilirkişi raporunda değerlendirildiği, davalının kendi yaptığı işlerle ilgili olarak davacıdan ödünç yakıt aldığı ve bunlarla ilgili olarak 294 adet tutanak düzenlendiği, iki bilirkişi kurulu raporu arasındaki fark sadece KDV alacağına ilişkin olduğu, "T Kazık ve Platform İşi" ile "Mavi Poz" kullanıma ilişkin kalemlere yönelik talepte ise mavi poz kullanımına ilişkin iddianın kanıtlanamadığı, davacının hafriyatın saha dışına taşınması ile ilgili alacağın 15 no.lu hakedişte hesaplanıp kendisine ödendiği ve talebin mükerrer nitelikte olduğu, bu durumda; belirtilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacıya platform yapımı işi için 379.163,10 TL'nin daha ödenmesi gerektiği, açıklanan ve kabul edilebilir alacak kalemlerinin toplanılması sonucunda (392.204,14 +109.677,87 + 88.989,96 + 379.163,10 TL) davacının anılan takip dosyasında ve takip tarihi itibarıyla davalı işverenden toplam alacağının 970.034,20 TL olduğu, buna aşan alacak isteminin kanıtlanamadığı, davalı tarafından davacıya 1.994.521,51 TL avans ödemesi yapıldığı, avans tutarından hesaplanan davacı alacağının düşülmesi sonucunda davalı işverenin bakiye 997.019,96 TL daha alacağının bulunduğu, reddedilen alacak kalemleri ile ilgili olarak davacının takiplerinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığı, birleşen davada ise; yüklenici tarafından iddia edilen alacak tutarından işverenin avans ödemesi düşüldükten sonra kalan tutar için icra takibi başlatıldığı, taşeronun talebi doğrultusunda takas mahsup işlemi yapılarak anılan takip dosyasında başka alacağının kalmadığının belirlendği ve bu dosyadaki taşeron alacağı 970.034,20 TL olarak belirlendiğinden bakiye avans tutarı olan 997.019,86 TL'nin işverene tarafından iade etmesi gerektiği, alacağın likit nitelikte olduğu gerekçesi ile asıl davanın kısmen kabulüne, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyasında davalının itirazının 1.805.197,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, koşulları oluşmadığından davacının inkar tazminatı isteminin reddine, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyasında davalının itirazının 219.888,71 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (43.977,74 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında davalının itirazının 400.000,00 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde tahsile kadar değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin reddine, davalının % 20 (80.000,00 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/21344 sayılı dosyasında davacının alacağının toplam 970.034,20 TL olduğunun tespitine, ancak bu takip dosyası ile ilgili olarak davacı tarafından takas mahsup isteminde bulunulduğundan davalı birleşen davacı alacağının takas ve mahsubu sonucunda bu takip dosyasında bakiye alacak bulunmadığından bu konudaki davanın reddine, tüm takip dosyaları ile ilglii olarak reddedilen kısım yönünden davacının takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından davalı yanın kötü niyet tazminatı isteminin reddine, birleşen İstanbul 12 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/83 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/20069 sayılı takip dosyasında davalının itirazının 997.019,86 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren davacı talebini aşmayacak şekilde yasal faiz yürütülmek suretiyle takip talebindeki diğer koşullarla devamına, fazla istemin hukuki yarar bulunmadığından usulden reddine, davalının % 20 (199.403,97 TL) oranında inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı-birleşen dosyada davalı vekilince duruşmasız, davalı-birleşen dosyada davacı vekilince duruşmalı olarak süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle; İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan davalının yaptığı elektrik işlerinde davacıdan aldığı malzeme, makine ve geçici işçilik bedeli ile davalının kendisinin yaptığı kullandığı benzin ve motorin bedeli yönünden tarafların ortak imzaladığı ve ceza davası konusu olmayan tutanaklara göre hesaplama yapıldığı, mahkemece aldırılan her iki raporda da KDV hariç hesaplanan alacağın aynı olduğu, imzalı tutanaklarda fiyat farkının bulunduğu ve bu durumun taraflarca kabul edildiği, davalı tarafından değerlendirilmediği iddia edilen alacak için mahsup talebi olmadığı, alacak likit olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kötü niyetli takip başlatıldığının ispatlanamadığı, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21342 sayılı dosyasında hak edişin davalı tarafından imzalanması nedeni ile alacağın likit kabul edilmesi ve icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olduğu ve birleşen dava konusu avansın tüm işlere yönelik verildiği iddia edilse de hangi iş için ne kadar avans verildiğinin dosya kapsamında ispatlanamadığı ve bu nedenle tek bir takipte mahsup edilmesinde hata olmadığı anlaşılmakla, davalı-birleşen dosya davacısı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddine karar verilmiştir. 2-Davacı birleşen dosya davalısı ile davalı birleşen dosya davacısının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “bekletici sorun” ve “ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesi için bağlayıcı olup olmadığı” hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Bekletici Sorun” başlıklı 165. maddesinde; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.(2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme gereğince bir davada hüküm verilmesi, başka bir davada incelenmekte ve kesin olarak karara bağlanacak olan bir hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, o davanın sonuçlanması beklenmek üzere yargılama ertelenebilir. Hâkim, o davanın sonuçlanmasını kendi bakmakta olduğu dava için bekletici sorun yapabilir. Bilindiği üzere ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesinde görülmekte olan davaya etkisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” şeklinde yer almaktadır. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararının, kusur ve derecesinin, zarar tutarının, temyiz gücü ve yükletilme yeterliğinin ve illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusunda kesinleşmiş kabul bulunması hâlinde, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. Somut olayda, dava konusu işler ile ilgili Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı ceza davasında yargılama yapıldığı ve Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nce sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve beraat kararları verildiği, beraat kararlarının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yargılaması devam eden ceza davasında sübuta eren maddi olguların TBK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk mahkemesini bağlayıcı mahiyette olduğu dikkate alındığında tutanaklar esas alınmadan yargılama yapıldığından bahisle ceza dosyasının bekletici mesele yapılmaması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Ayrıca, 6098 sayılı TBK'nın 40. maddesinde yetkili bir temsilci tarafından diğer bir kimse ile yapılan sözleşmeden doğan alacak ve borçların o kimseye ait olacağı düzenlenmiştir. Buna göre yetkili değil ise, imzalayan şahsen sorumlu olur. Aynı Kanun'un devam eden 46. maddesinde de bir kimse yetkili olmadığı halde başkası adına hukuki işlem yapmışsa, temsil edilen kişi icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmayacağı belirtilmiştir. Bu temsilci yetkisiz olsa dahi temsil olunanın sonradan icazet vermesi ya da kendi adına yapılan hukuki işlemi benimsemesi halinde baştan itibaren hukuki işlem geçerli ve temsil olunanı bağlayıcı olacaktır. Somut olayda; davacının talep ettiği iş bedellerine ait tutanakların davalı çalışanı tarafından imzalandığı, davalının bu tutanakları ve içeriğini kabul etmediği anlaşılmış olup mahkemece davalı çalışanı Tekin Aydöner'in çalıştığı dönemlere yönelik yaptığı benzer işlemlerin temsil olunan tarafından benimsenip benimsenmediği, onanıp onanmadığı hususunda herhangi bir inceleme yapılmadan tutanakların geçersiz sayılıp eksik inceleme ile yargılama yapılması hatalı olmuştur. Bununla birlikte, mahkemece yargılama sırasında iki farklı heyetten rapor alınmıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakline yönelik olarak alınan ilk raporda işin sözleşme kapsamında olduğu, ikinci raporda ise taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden ve eksik inceleme ile sözleşmenin 3. maddesi, özel teknik şartnamenin A4, C4 ve D1 maddeleri değerlendirilmeden sözleşmenin 22.j maddesi gereği işin sözleşme dışı iş olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca kabule göre sözleşme dışı işlerde sözleşmedeki tenzilatın uygulanması hatalı olmuş bunun yanında da dava konusu sözleşmeye ait tenzilat oranı % 55 iken talep konusu olmayan havuzlu kavşak sözleşmesine ait %30 tenzilatın uygulanması da doğru olmamıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili olarak da ilk raporda keşif yapılarak imalatın yapılmadığının belirlendiği, ek raporda itiraz üzerine tespit raporunun da değerlendirilerek görüşün tekrar edildiği, 2. raporda işin yapılıp yapılmadığı konusunda hiç bir değerlendirme yapılmadan hesaplama yapıldığı, mahkemece de tutanaklara itibar edilmediği gerekçesi ile talebin reddedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, tespit raporu ile mahkemece aldırılan ilk rapor arasındaki çelişki giderilmeden ve tespit raporu dikkate alınmadan karar verilmesi doğru olmamıştır. İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosya bakımından ise her ne kadar davacı tarafından kesin hesap sunulmuş olsa da kesin hesapta davalının imzasının bulunmadığı, dava konusu işe yönelik dava dışı iş sahibi ile davalı arasında yapılan kesin hesapta davalının borçlu çıktığı ve belirlenen bu borcu dava dışı iş sahibine ödemesi nedeni ile teminatların iade edildiği anlaşılmakla taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik kesin hesap çıkarılmadan ve sözleşmenin 7.3. maddesinde yüklenicinin iş sahibi ile yaptığı hakedişlerini geçmeyecek şekilde taraflar arasında hakediş düzenleneceği maddesi üzerinde durulmadan karar verilmesi de hatalı olmuştur. Kabule göre de mahkemece alınan ilk raporda; net bir hesaplama yapılamayacağının belirtildiği, 2. raporda, belirtilen açıklamalar gereği bedelin verilmesi gerektiği bildirilmesine rağmen herhangi bir açıklama yapılmadığı ve dayanak yapılan sözleşmenin 7. maddesinin Küçükyalı Deresi E-5 Üstü Islahı ve Yanyol Eksikliklerinin Tamamlanması İşine ait sözleşmeye ait olmadığı, dava konusu olmayan Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İnşaatı'na ait sözleşme maddesi olduğu, hüküm kurmaya elverişli olmayan rapordaki tespitlere göre karar verilmesi de doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2018/270 Esas sayılı davasının sonucunun TBK'nın 74. ve HMK'nın 165. maddeleri uyarınca bekletici ön mesele sayılıp beklenerek, kesinleştiğinde ceza dosyası ve eklerinin de dosya içerisine alınıp, yukarıda 2 nolu bentte belirtilen açıklamalar kapsamında ceza dosyasındaki deliller ve kesinleşen hususlar var ise bu hususlar dikkate alınarak değerlendirme yapılıp yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi heyetinden tutanaklara yönelik rapor alınması, eğer beraat kararı kesinleşir ise tüm dosya kapsamındaki deliller ile TBK’nın 40-48. maddeleri uyarınca davalı çalışanının dava konusu işlerde, ceza dosyasındaki tutanaklar haricinde, yaptığı işlemlerin olup olmadığı ve var ise işlemlerin davalı tarafından onaylanıp onaylanmadığının araştırılarak bu şekilde imzalanan ve davalı tarafından kabul edilen işler var ise bu hususun da değerlendirilmesi, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21343 sayılı dosyası bakımından, taraflar arasında Atatürk Havalimanı Önü Katlı Kavşak ve Bağlantı Yollarının Düzenlenmesi İşinin Altyapı ve Deplase işlerine yönelik kazı malzemesinin nakli işinin sözleşme dışı iş mi, sözleşme kapsamında iş mi olduğu ve İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21344 sayılı dosyasında ödenmediği gerekçesi ile hakkında takip başlatılan mavi 064 mm ocak malzemesi ile ilgili işin yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise sözleşme dışı iş olup olmadığının tespit ettirilip, İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2011/21341 sayılı dosyada ödenmesi talep edilen alacak için taraflar arasındaki dava konusu işe yönelik sözleşmenin 7.3. maddesindeki düzenlemeler de dikkate alınacak şekilde kesin hesap çıkartılması ve bu konularda raporlar arasındaki çelişkiler giderilip Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp kesinleşen hususlar da dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulmasından ibarettir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nce tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; eksik inceleme, hatalı değerlendirme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen dosya davalısının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; ilk derece mahkemesi kararının temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 08.10.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2023/1836 E., 2023/2608 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
tapu kaydına 23.03.2018 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi işlendiğini, eldeki davanın ise 02.10.2020 tarihinde açılmış olup Mahkemece, tapu kaydındaki ihtiyati tedbir şerhi gözetilerek, orman iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasının 6100 sayılı HMK’nın 165 inci maddesi uyarınca bekletici mesele yapılması gerekirken, bu hususun göz ardı edilerek işin esasına girilip yazılı şekilde karar veri
7. Hukuk Dairesi         2023/1836 E.  ,  2023/2608 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/234 E., 2021/492 K. KARAR : Davanın kabulü KANUN YARARINA Taraflar arasındaki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflarca istinaf edilmeksizin kesinleşen mahkeme kararı Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 27.03.2023 tarihli yazısı ile kanun yararına temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında noterde düzenleme şeklinde yapılan 13.08.2020 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davalının, İstanbul ili, Pendik ilçesi, Ballıca Köyünde kain 249 parsel sayılı taşınmazda 2.503 m²’ye isabet eden payını 190.000,00 TL bedelle müvekkiline satmayı vadettiğini, satış bedelinin nakden ve peşinen ödendiğini, taşınmazda satışı vadedilen kısmın zilyetliğinin sözleşme tarihinde müvekkiline teslim edildiğini ancak, davalının tapuyu devretmeye yanaşmadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı, usulüne uygun tebligatlara rağmen, davaya cevap vermemiş; duruşmalara da katılmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın tapu kaydında yer alan beyan ve şerhlerin davaya bir etkisinin bulunmadığı, taşınmazın paylı mülkiyete tâbi olup davalının payı üzerinde herhangi bir kısıtlama yer almadığı, Pendik Belediyesinin yazı cevabında da dava konusu payın ifraz edilmeksizin satışı ve devrinde bir sakınca bulunmadığının bildirildiği, taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin geçerli olup, tapu iptali ve tescil için gerekli koşulların oluştuğu gerekçe gösterilerek, davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş; taraflarca istinaf edilmemesi üzerine hükmün 19.01.2022 tarihinde kesinleştiği şerh verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü 27.03.2023 tarihli yazısında; dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı iddiası ile Orman Genel Müdürlüğü tarafından, tapu malikleri aleyhine, İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/139 Esas sayılı dosyasıyla tapu iptali ve tescil davası açıldığını; Mahkemece, davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiğini, davacının itirazı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 22.02.2018 tarihli kararıyla tedbir talebinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına ve taşınmazın üçüncü kişilere devir ve temliki ile üzerinde ayni hak tesisinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiğini; 2. Bölge Adliye Mahkemesinin kararı doğrultusunda, taşınmazın tapu kaydına 23.03.2018 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi işlendiğini, eldeki davanın ise 02.10.2020 tarihinde açılmış olup Mahkemece, tapu kaydındaki ihtiyati tedbir şerhi gözetilerek, orman iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasının 6100 sayılı HMK’nın 165 inci maddesi uyarınca bekletici mesele yapılması gerekirken, bu hususun göz ardı edilerek işin esasına girilip yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, Mahkeme kararının kanun yararına bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın tapu kaydına konulan 23.03.2018 tarihli ihtiyati tedbir şerhi nedeniyle orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının, satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak tapu iptali ve tescil istemiyle açılan eldeki davada bekletici mesele yapılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1. Kanun yararına temyiz talebinin dayanağını teşkil eden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre “İlk derece mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına ve bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla verdikleri ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.” 2. 6100 sayılı Kanun'un 165 inci maddesi ise “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (2) Bir davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvurması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddiasından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir.” hükmünü içermektedir. 3. 6100 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir: “(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.” 3. Değerlendirme 1. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı iddiası ile Orman Genel Müdürlüğü tarafından, tapu malikleri aleyhine, İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/139 Esas sayılı dosyası üzerinden tapu iptali ve tescil davası açıldığı, davacı tarafın anılan dava nedeniyle tapu kaydı üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulması talebinin, geçirilen aşamalar sonunda kabulüne karar verilerek, taşınmazın tapu kaydına 23.03.2018 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi işlendiği anlaşılmıştır. 2. Temyiz istemine konu dava ise 02.10.2020 tarihinde açılmış olup yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazda davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiş; taraflarca istinaf edilmemesi üzerine de hükmün 19.01.2022 tarihinde kesinleştiği şerh verilmiştir. 3. Kesinleşen Mahkeme kararı uyarınca, davacı Memet Çakas, dava konusu 249 parsel sayılı taşınmazın yeni tapu maliki haline gelmiştir. Bu durumda, İstanbul Anadolu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/139 Esas sayılı dosyasında davacı Orman Genel Müdürlüğünün, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 125 inci maddesi uyarınca davayı yeni malike yöneltme imkânı mevcuttur. Tapu kaydında yer alan ihtiyati tedbir şerhi nedeniyle orman iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasının, eldeki dava yönünden bekletici mesele yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. 4. Hâl böyle olunca, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün kanun yararına temyiz istemi yerinde görülmediğinden reddine karar verilmesi gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin REDDİNE, Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, bir davada hüküm verilmesi başka bir davanın sonucuna bağlı ise mahkeme neye karar verebilir?

A) Davanın reddine
B) Bekletici sorun yapılmasına
C) Davanın açılmamış sayılmasına
D) Davaların birleştirilmesine
E) Dosyanın işlemden kaldırılmasına