Hukuk Muhakemeleri Kanunu 166. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 166- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir (…)[18]
(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.
(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.
(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.
(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.
Davaların ayrılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
218 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2021/1699 E., 2022/76 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nin 114/1-ı maddesi uyarınca derdestlik dava şartlarından olup resen gözetilmesi gerektiği gibi yine HMK'nin 166/1 maddesine göre sonra açılan dava ilk açılan dava ile birleştirilir.
1. Hukuk Dairesi 2021/1699 E. , 2022/76 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali tescil davası sonunda, yerel mahkemece direnme ve davanın kısmen kabul-kısmen reddine, birleştirilen dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 10.01.2022 Pazartesi günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar vekili Avukat ......, Avukat ... geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar asıl davada, mirasbırakanları ...'nın (... oğlu) borçlarının ödenmesi ve ondan intikal edecek taşınmazların taksimi için davalının istemi üzerine akrabaları olan dava dışı ...'yı vekil tayin ettiklerini, vekilin mirasbırakandan intikal eden çekişme konusu 448 ada 33 parsel ile 861, 765, 661, 654, 615, 285, 260, 156, 925, 80 ve 82 parsel sayılı taşınmazların bir kısmını ara malik kullanıp, bir kısmını ise doğrudan davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, temlikin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile ... oğlu ... mirasçıları adına payları oranında tesciline karar verilmesini istemişler; birleştirilen davada ise aynı iddiayı ileri sürerek asıl davada dava konusu yapılan 80 ve 82 parsel sayılı taşınmazlar dışında kalan taşınmazlar için tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuşlar; yargılama sırasında 04.05.2015 tarihli dilekçeleri ile 861 parsel sayılı taşınmazın parsel numarasını sehven yanlış bildirdiklerini, gerçekte dava konusu yaptıkları taşınmazın 860 numaralı parsel olduğunu belirtmişlerdir.
II.CEVAP
Asıl ve birleştirilen davada davalı, yetki ve derdestlik itirazında bulunmuş, mirasbırakan ve davacıların borçlarını ödediğini, taşınmazları rayiç değerlerinin çok üstünde bedelle temlik aldığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, yapılan temliklerin bedelsiz ve muvazaalı olduğu, mirasbırakanın borçlarının davalı tarafından ödendiğine dair bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleştirilen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme kararına karşı yasal süre içerisinde davalı tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
2.Bozma Kararı
Dairenin 07/03/2018 tarih 2017/1708 Esas 2018/2040 Karar sayılı kararıyla; “.... iddianın ileri sürülüş biçiminden bu davada vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır. 15.04.2014 tarihinde aynı davacılar tarafından aynı davalı aleyhine, birleştirilen davada dava konusu edilen taşınmazlarla birlikte 80 ve 82 parsel sayılı taşınmazlar için açılarak mahkemenin 2014/437 Esas sayılı dosyasına kaydedilen asıl davada da vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı saptanmıştır. Tarafların ortak mirasbırakanı ...'ya ait çekişme konusu taşınmazların O'nun ölümü üzerine 16.05.2008 tarihinde mirasçılarına intikal ettiği, davacı ... dışındaki davacıların 09.05.2008 tarihinde davacı ...'ün eşi dava dışı ...'i satışa da yetkili olmak üzere vekil tayin ettikleri, vekil ...'in davacıların 448 ada 33 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını 03.06.2008 tarihinde dava dışı ...'a; ...'un da 09.06.2009 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, diğer tüm taşınmazlardaki davacı paylarının ise vekil tarafından 05.06.2008 tarihinde davalı ...'e devredildiği, davacı ...'ın taşınmazlardaki paylarını bizzat satış suretiyle temlik ettiği, 161 ada 51 parsel (eski 765 parsel) sayılı taşınmazın halen dava dışı ... Kuyumculuk Dericilik İnşaat Tur. Ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu, 1937 doğumlu mirasbırakan ...'nın 27.08.2006 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak davanın tarafları ile 27.09.2011 tarihinde ölen eşi ...'in kaldığı kayden sabittir. Dinlenen tanık beyanlarından tarafların mirasbırakanı ... ile mirasçılardan ..., ...'ın 3. kişilere borçlarının olduğu, mirasçıların kendi aralarında çekişmeli taşınmaz paylarının davalı ...'e devri karşılığında mirasbırakanın ve davacılardan bir kısmının borçlarının davalı ... tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, nitekim dosyaya ibraz edilen belgelerden de davalı ...'in mirasbırakan ile bazı davacıların bir kısım borçlarını ödediği, bir kısmını ise ödemekte olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı, bir başka anlatımla temliklerin iradi olduğu sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nin 114/1-ı maddesi uyarınca derdestlik dava şartlarından olup resen gözetilmesi gerektiği gibi yine HMK'nin 166/1 maddesine göre sonra açılan dava ilk açılan dava ile birleştirilir. Diğer taraftan, tapu iptali ve tescil davaları kayıt malikleri aleyhine açılır. Somut olayda, davacılardan İlhan taşınmazlardaki payını bizzat devrettiği gibi, 161 ada 51 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliki davada hasım gösterilmemiştir. Ayrıca 2014/437 Esas sayılı dava bakımından 80 ve 82 parsel sayılı taşınmazlar dışındaki taşınmazlar yönünden 2014/399 Esas sayılı dava derdest olduğundan HMK'nın 166. maddesine aykırı biçimde sonradan açılan davanın önce açılan dava ile birleştirilmesi ilkesine de aykırı davranılmıştır. Açıklanan bu olgular yanında, yukarıda izah edildiği üzere temliklerin iradi olduğu, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, asıl ve birleştirilen davaların reddine karar vermek gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir..." gerekçesiyle karar bozulmuş; bozma kararına karşı davacıların karar düzeltme isteğinin, Dairenin 11/10/2018 tarih 2018/2910 Esas 2018/13437 Karar sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.
3. Mahkemesince Bozma Sonrası Verilen Karar
Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08/01/2019 tarih 2018/539 Esas 2019/6 Karar sayılı kararıyla; davaya konu uyuşmazlığın inançlı işlemden kaynaklı olduğu, kardeş olan taraflar arasında inançlı işlemin tanıkla ispat edildiği, dava tarihi itibarıyla dava dışı kişi adına kayıtlı olan 765 parsel sayılı taşınmaz bakımından güncel kayıt malikine davanın yöneltilmediği, birleşen 2016/721 Esas sayılı dava bakımından ise her iki dosyadaki dava konusu taşınmazların aynı olması ve eldeki dosyada taşınmazlarla ilgili karar verilmesi nedeniyle birleşen davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, Dairenin “vekâlet görevi kötüye kullanılmadığından asıl ve birleştirilen davanın reddi gerektiği” yönündeki bozma gerekçesine direnilmesine, diğer hususlarda ise bozmaya uyulmasına karar verilerek, asıl davanın 765 parsel (yeni161 ada 51) sayılı taşınmaz bakımından husumet nedeniyle usulden reddine, diğer taşınmazlar bakımından kabulüne, birleşen 2016/721 Esas sayılı dava hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkeme kararına karşı yasal süre içerisinde davalı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
2.1. Bozmaya aykırı olarak verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozma kararının kesinleşmesi üzerine mahkemece kısmen direnme kararı verildiğini, mahkemece inançlı işlem olarak nitelendirilip, inançlı işlemin tanıkla ispatının mümkün olduğu gerekçesiyle bir kısım taşınmaz bakımından davanın kabulüne karar verildiğini, oysaki davacıların, işlemin inançlı işlem olduğundan bahisle karar düzeltmeye başvurduklarını ve bu başvurunun da reddine karar verildiğini, yani inançlı işlemin de Yargıtay denetiminden geçtiğini,
2.2. Bozmaya uyulup uyulmayacağına karar verilmeden, dava dışı 3. kişi adına kayıtlı olan dava konusu 765 parsel sayılı taşınmaz bakımından taşınmazın güncel malikinin davaya dahil edilmesi yönünde davacılar vekiline muhtıra tebliğinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihsası rey olduğunu,
2.3. Bozmaya karşı tarafların beyanlarının alındığını ancak bozmaya uyulup uyulmadığı yönünde bir karar verilmeden hüküm kurulduğunu,
2.4. Usul hataları yönünden bozma kararına uyulduğunu ancak gereğinin yerine getirilmediğini, derdestlik ve hatalı birleştirmeye bozmada değinildiği halde sonraki tarihli 2014/437 esas sayılı dosya üzerinden yargılama yapılarak karar verildiğini,
2.5. HMK 166. maddesine aykırı hareket edildiğini, sonraki davanın ilk davada birleştirilmesi gerektiğini, yani ilk açılan 2014/399 ( 2016/721) esas sayılı dosya üzerinden yargılamaya devam edilmesi gerektiğini,
2.6. Sözlü yargılama usulüne uyulmadığını,
2.7. Mahkemece bozmadan sonra uyuşmazlığın inançlı işlem olarak nitelendirildiğini ancak inançlı işlemin tanıkla ispatının mümkün olmadığı halde tanıkla ispatın mümkün olduğunun benimsendiğini, davacıların tamamının duruşmadaki beyanlarında yazılı bir sözleşme olmadığını beyan ettiklerini, inançlı işlemin usulünce ispat edilemediğini,
2.8 Kök 448 ada 33 parselin gitti parsellerinde Maliye Hazinesinin de paydaş olup, davanın Maliye Hazinesine de ihbarı gerektiğini, taşınmazlar üzerinde takyidatlar bulunduğu için hak sahiplerine de ihbarı gerektiğini,
2.9. Değer tespitinin de hatalı yapıldığını, dava konusu 448 ada 33 parselin gittisi olan 4421 ada 1 ve 2 parsellerde davalı adına kayıtlı pay oranlarının nazara alınmadığını, sanki taşınmazların tamamı davalı adına gibi hesaplama yapıldığını, Mucur’da bulunan dava konusu taşınmazlar bakımından tasarruf tarihleri itibariyle değer tespitlerinin yapılmadığını,
2.10. Kırşehir Kındam Mahallesindeki taşınmazın bedeli mukabilinde dava dışı ... ...’ye satıldığını, Mucur’daki taşınmazların da bedeli mukabilinde kendisine satıldığını, satışların bedelsiz olduğu yönündeki iddiaların tanıkla değil, ancak yazılı delille ispatı gerektiğini, tarafın kendi muvazaasına dayanamayacağını, tanıklar ... ve ...’nın bir kısım davacıların eşleri olup beyanlarına itibar edilemeyeceğini, diğer tanıklar ... ve ... ile aralarında husumet olduğunu, bir kısım davacının başka bir davada dava konusu taşınmazlarla ilgileri olmadığını beyan ettikleri halde eldeki davayı kötüniyetli olarak açtıklarını, bir kısım tanık beyanlarından mirasbırakanın ve davacıların borçlarının davalı tarafından ödendiğinin kanıtlandığını, hangi icra dosyasına ve kuruma ödeme yapıldığının belirtildiğini ve ödemeye ilişkin birtakım belge ve protokoller sunulduğunu ancak mahkemece nazara alınmadığını, dava dışı ... ...’nin Kırşehir Kındam Mahallesindeki taşınmazı alım gücü olmadığının benimsendiğini oysa ki, bu kişi hakkında ekonomik durum araştırması yapılmadığını, mahkemece, davacıların iddialarını tanıkla ispat etmelerinin mümkün olduğu benimsenmesine rağmen davalının ödeme savunmasının tanıkla ispatının mümkün olmadığının benimsenmesinin çelişki olduğunu, icra dosyalarındaki hacizlerin kalkmış olmasının alacağın tahsil edildiğini gösterdiğini, taşınmazların satın alındığı tarihte üzerinde çok fazla haciz olmasına rağmen son tapu kayıtlarına
göre hacizlerin kalktığının görüldüğünü, taşınmazların imar görmesi ve kıymetlenmesi nedeniyle eldeki davanın açıldığını, mahkemece usul hataları yapıldığını ve yanlış nitelendirme yapılarak hatalı karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
VI. HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERME KARARI
Dairenin 07/09/2019 tarih 2019/1087 Esas 2019/5314 Karar sayılı kararıyla, direnme kararının temyiz incelemesi yapılmak üzere Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
VII. DİRENME KARARININ HUKUK GENEL KURULUNCA İNCELENMESİ
Hukuk Genel Kurulunun 09/07/2020 tarih 2019/1-791 Esas 2020/555 Karar Sayılı kararıyla; Mahkemece bozma sonrası kurulan yeni hükmün bir direnme kararı olmayıp, yeni bir gerekçeye dayalı, yeni bir hüküm olduğu gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
VIII. TEMYİZ İNCELEMESİ
1.Gerekçe
1.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
1.2. İlgili Hukuk
1.2.1. Borçlar Kanununun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile
bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
1.3. Temyiz Nedenlerinin Değerlendirilmesi
1.3.1. Somut olaya gelince; iddianın ileri sürülüş biçiminden eldeki davada vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır. Ne var ki; bozma sonrası Mahkemece yapılan yargılama sırasında, usul ve yasaya aykırı şekilde direnme kararı adı altında, davanın inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davası olarak nitelendirilmesi doğru olmadığı gibi, inançlı işlemin tanıkla ispatının mümkün olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmiş olması da doğru değildir.
1.3.2. Tarafların ortak mirasbırakanı ...'ya ait çekişme konusu taşınmazların O'nun ölümü üzerine 16.05.2008 tarihinde mirasçılarına intikal ettiği, davacı ... dışındaki davacıların 09.05.2008 tarihinde davacı ...'ün eşi dava dışı ...'i satışa da yetkili olmak üzere vekil tayin ettikleri, vekil ...'in davacıların 448 ada 33 parsel sayılı taşınmazdaki paylarını 03.06.2008 tarihinde dava dışı ...'a; ...'un da 09.06.2009 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, diğer tüm taşınmazlardaki davacı paylarının ise vekil tarafından 05.06.2008 tarihinde davalı ...'e devredildiği, davacı ...'ın taşınmazlardaki paylarını bizzat satış suretiyle temlik ettiği, 161 ada 51 parsel (eski 765 parsel) sayılı taşınmazın halen dava dışı ... Kuyumculuk Dericilik İnşaat Tur. Ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu, 1937 doğumlu mirasbırakan ...'nın 27.08.2006 tarihinde öldüğü, geriye mirasçıları olarak davanın tarafları ile 27.09.2011 tarihinde ölen eşi ...'in kaldığı kayden sabittir.
Dinlenen tanık beyanlarından tarafların mirasbırakanı ... ile mirasçılardan ...,......'ın 3. kişilere borçlarının olduğu, mirasçıların kendi aralarında çekişmeli taşınmaz paylarının davalı ...'e devri karşılığında mirasbırakanın ve davacılardan bir kısmının borçlarının davalı ... tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, nitekim dosyaya ibraz edilen belgelerden de davalı ...'in mirasbırakan ile bazı davacıların bir kısım borçlarını ödediği, bir kısmını ise ödemekte olduğu anlaşılmaktadır.
1.3.3. Açıklanan bu olgular karşısında temliklerin iradi olduğu ve vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.
IX. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 Sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davalı vekili için 3.815,00-TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davacılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2021/3891 E., 2021/6948 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
a-6100 sayılı HMK'nın 166/1. maddesi uyarınca;
3. Hukuk Dairesi 2021/3891 E. , 2021/6948 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, birleşen davada davalı; Çamlıca Özel ... Hastanesi’nin sahibi olduğunu, hastanelerinde tüp bebek merkezi kurularak işletilmesi konusunda davalı ile anlaşmaya varıldığını ve 22/11/2005 tarihli, 5 yıl süreli sözleşme imzaladıklarını, davalının keşide ettiği 18/10/2007 tarihli ihtarname ile 2007 Yılı Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarına dair poliklinik hasılat payının eksik ödendiğini belirtilerek bu eksik tutarların ödenmesini talep ettiğini, sehven eksik ödenen miktarın davalı şirketin banka hesabına 31/10/2007 tarihinde yatırıldığını ve durumun 01.11.2007 tarihli noter ihtarnamesi ile davalıya bildirildiğini, ödeme yapılmasına rağmen davalının 01/11/2007 tarihli ihtarname ile aralarındaki sözleşmeyi feshettiğini, bu feshin aralarındaki sözleşmenin 4.43. maddesine aykırı olduğunu, bu nedenle sözleşmenin 8. maddesinde öngörülen 200.000 USD tutarındaki cezai şart alacağının fiili ödeme tarihindeki T.C. ... Bankası Efektif Satış kuru karşılığı
Yeni Türk Lirası olarak dava tarihinden itibaren döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte ayrıca haksız fesih neticesinde bakiye sözleşme süresi için elde edemeyeceği kazanç, sözleşmenin 5 yıl olmasına güvenerek tüp bebek merkezi kurulması için yapılan giderler ve ... için yapılan reklam giderleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 213.673 TL tutarındaki zararından davalı lehine son aya ilişkin tahakkuk etmesi muhtemel olan hasılatın paylaşımından doğacak toplam 113.673 TL’nin mahsubu suretiyle şimdilik 100.000 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda T.C. ... Bankası avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, birleşen dava yönünden de cevaben, davalı ...’in cihazlarına el koymadıklarını, tüp bebek bölümündeki tüm cihazların kendilerine ait olduğunu, birleşen dava davacısının fesihten sonra doğan hak edişlerinin asıl davada zarar alacağı taleplerinden mahsup edilerek zarar alacağı miktarının belirlenmesi gerektiğini bu sebeple hapis haklarını kullandıklarını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Davalı, birleşen davada davacı; davacının sözleşmeye uymaması nedeni ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini, aynı gün işin davacı tarafça bir başka ekibe devredildiğini, bu nedenle davacının herhangi bir zararının olmadığını, anlaşmalı kurumlardan gelen veya gelecek olan hak edişlerle birlikte davacıdan 76.000 TL hak ediş (hasılat) alacaklarının bulunduğunu, ayrıca hastanenin tüp bebek merkezinde bulunan ve kendilerine ait olan tıbbı araç ve gereçlerin de iade edilmeyerek, davacı tarafından kullanılmaya devam edildiğini, söz konusu araç ve gereçlerin bedelinin 400.000 TL, bu araç ve gereçleri kullanamamaktan dolayı günlük zararlarının ise 2.750 TL olduğunu, bu nedenle başlattıkları icra takibine ... ( Işıl .. A. Ş ) tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2008/7996 esas sayılı dosyasına borçlu tarafından yapılan itirazın 76.000 TL hak ediş, 130.000-TL 84 gün cihazları kullanamamaktan dolayı uğranılan zarar ziyan ve 300.000 TL tıbbi araç, gereç bedeli olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 506.000 TL’lık alacak kısmına davalı ... ( Işıl .. A. Ş ) tarafından yapılan itirazın iptalini ve lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiş, asıl davanın da reddine karar verilmesini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; sözleşmenin 4.43. maddesine göre hak ediş ödemelerinde gecikme olması halinde karşı tarafa önce yazılı bir ihtar gönderileceği, aynı durumun tekrarlanması üzerine bu durumun davalı ...'e tek taraflı fesih hakkı vereceği düzenlenmiş ise de, davalının ilk ihtarnamede verdiği makul süre içinde davacının ödeme yapmaması tek başına haklı bir fesih sebebi oluşturacağı gerekçesiyle, asıl davanın reddine, alınan bilirkişi raporlarına göre birleşen davanın kısmen kabulüne; davalının ... 11. İcra Müdürlüğü'nün 2008/7996 esas sayılı takip dosyasında yapmış olduğu itirazın 187.836,76 TL araç gereç bedeli, 31.984,18 TL davalı uhdesinde kalan araç gerecin kullanılmamasından kaynaklanan zarar ve 75.669,68 hakediş bedeli olmak üzere toplam 295.490,62 yönünden iptali ile takip tarihinden itibaren asıl alacağa davacının talebi aşılmamak üzere 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, davacının icra inkar tazminatı talebinin alacak likit olmadığından ve davalının kötüniyet tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, asıl davada davacı ve birleşen davada taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; asıl davada davacının, birleşen davada tarafların istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Asıl davanın temyiz incelemesi yönünden;
a-6100 sayılı HMK'nın 166/1. maddesi uyarınca; kural olarak aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar diğer mahkemeyi bağlar. HMK 166/4. maddesine göre davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı varsayılır.
Davacı ile davalının grup şirketlerinden olan ... arasında ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/685 esas sayılı dosyasında görülen ve bu davaya dayanak yapılan sözleşmeden kaynaklanan alacak ile itirazın iptali talepli asıl ve birleşen davalar olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda her iki davanın konusu ve tarafları bakımından aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan, davalardan biri hakkında verilecek karar diğerini etkileyeceğinden, iki davanın birlikte görülmesinde, gerek usûl ekonomisi ve gerekse birbirleriyle çelişkili kararların çıkmasının önlenmesi bakımından fayda bulunmaktadır. Mahkemece bu davaların birlikte görülüp, sonuçlandırılması gerektiğinden, 6100 sayılı HMK 166. maddesi uyarınca birleştirme kararı verilmesi gerekmektedir.
b-Taraflar arasında tüp bebek merkezi kurulması ve işletilmesine dair adi ortaklık kurulduğu ve bu ortaklığa ilişkin 22.11.2005 tarihli yazılı sözleşme yapıldığı, davalı ... şirketinin, davacı şirkete 2007 Yılı Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayı hakedişlerinden eksik ödeme yapıldığı gerekçesiyle, 18.10.2007 tarihinde ihtarname göndermiş ve 7 gün içinde ödemelerin yapılmasını, yapılmaması halinde bu hususu sözleşmenin feshi nedeni sayacağını bildirmiş, söz konusu ihtarname davacıya 19.10.2007 tarihinde tebliğ edilmiş ve davacı borcunun tamamını 31.10.2007 tarihinde banka havalesi ile ödemiştir. Zira taraflar arasında da eksik ödeme yapıldığına ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. Davacının ödeme yapmasından bir gün sonra 01.11.2007 tarihinde davalı, aralarındaki sözleşmeyi feshettiğine dair davacıya ihtarname göndermiştir. Davalının sözleşmesini haklı nedenle feshedip etmediğinin tespiti için taraflar arasında yapılan 22.11.2005 tarihli sözleşmenin 4.43. maddesinde yer alan “Nakit ödemelerin, anlaşmalı kurumlarda kurumdan ücret tahsil edilmesine rağmen hakediş ödemelerinde gecikme olması halinde Fetimed önce Işıl’a yazılı ihtar çeker. Aynı durumun tekrarlanması halinde, bu durum ...’e tek taraflı fesih hakkı tanır. ..., Işıl’ın hastaya fatura ettiği ölçüde gelirini faturalandıracaktır.” hükmüne göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu hükme göre davalı hakediş ödemelerinde gecikme olması nedeniyle usulüne uygun şekilde davacıya ihtarname göndermiş, ancak ödemelerde ikinci kez gecikme yaşanmadığı halde, ilk gecikme ihtarına dayanarak sözleşmesini feshetmiştir. Sözleşmeyle bağlılık ilkesi gereğince taraflar akdettikleri sözleşmedeki hüküm ve koşullar ile bağlıdırlar. Bu durumda sözleşmenin hakediş ödemelerine ilişkin özel fesih şartı olarak konulan 4.43. maddesine göre davalının ilk gecikme ihtarında aralarındaki sözleşmeyi feshedemeyeceği, hakediş ödemesinin ikinci kez gecikmesinde doğrudan fesih hakkını kullanabileceği anlaşılmakla, davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu ve davacının sözleşmenin 8. maddesinde yer alan cezai şart alacağına hak kazandığına karar verilmesi gerekirken bu talebinin reddi hatalı olmuştur.
c-Davacı haksız fesih neticesinde bakiye sözleşme süresi için elde edemeyeceği kazancı, sözleşmenin 5 yıl olmasına güvenerek tüp bebek merkezi kurulması için yapılan giderler ile yapılan reklam giderleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 213.673 TL tutarındaki zararından davalı lehine son aya ilişkin tahakkuk etmesi muhtemel
olan hasılatın paylaşımından doğacak toplam 113.673 TL’nin mahsubu suretiyle şimdilik 100.000 TL zararını talep etmiştir. Sözleşmenin 8. maddesinde yer alan “taraflardan herhangi biri mücbir sebepler dışında işbu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmez veya sözleşmenin herhangi bir maddesine aykırı davranırsa karşı tarafın maddi ve manevi zararı dışında diğer tarafa 200.000 USD (ikiyüzbin Amerikan Doları) cezai şart ödemeyi ve bu cezai şartın fahiş olmadığını şimdiden kabul ve taahhüt eder.” hükmüne göre davacının cezai şart yanında uğradığı zarar nedeniyle tazminatta isteyebileceği açıktır. Bu nedenle davacının zararını ispat etmesi gerekir. Ancak davacı yaptığı reklam giderleri ve tüp bebek merkezi kurulması için yaptığı giderlerinden dolayı zarara uğradığını ispat edememiştir. Fakat bakiye sözleşme süresi için elde edemeyeceği kazancın belirlenmesi gerekir. Bu belirleme yapılırken mahkemenin davalının davacıya ait işyerinden ayrıldığı sırada iddia ettiği gibi yeni kişilerle anlaşma yapılarak tüp bebek merkezinin aralıksız olarak çalışmaya devam edip etmediği belirlenmeli, tüp bebek merkezi çalışmaya ara vermek zorunda kalmış ise başka bir şirketle aynı koşullarda yeniden sözleşme yapılabilmesi için geçecek makul süre kadar zarara uğradığı kabul edilerek kar mahrumiyeti yönünden zarar alacağı belirlenerek davacının tazminat istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır.
2-Birleşen davanın temyiz incelemesi yönünden;
a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
b-6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
HMK'nun 26.maddesinde; "Hakim tarafların talep sonuçları ile bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez" düzenlemesi yer almaktadır.
Hakim davacının talebi ile bağlı olup, bu talepten fazlasına karar veremez. Bunun gibi hakimin talepten başka bir şeye de hüküm vermesi yasaktır. Buna karşılık, mahkeme yapılan tahkikat sonunda gerçekleşecek duruma göre talepten noksanına hüküm verebilir.
Birleşen davada; davacı ... şirketinin istediği cihaz bedellerine ilişkin olarak taraflar arasındaki sözleşmenin 4.6. maddesindeki “tüp bebek merkezinde kullanılacak cihazları davacının temin edeceğine” dair hükümden, ayrıca davalının savunma hakkını genişletmesi kapsamında verdiği beyan dilekçelerinde, cihazların davacı ...’e ait olduğunu ve hapis hakkını kullandığını, ileri sürerek dolaylı olarak cihazların tamamının elinde olduğuna dair ikrarından, dava konusu tüm cihazların davacı ...’e ait olduğunun ve davalı hastaneden almasının engellendiğinin kabulü gerekir. Ayrıca davacı ... davalıya gönderdiği ihtarnamede ve icra takibinde cihazları kullanamaması nedeniyle 84 günlük zararını talep etmiş olmasına rağmen mahkemece taleple bağlılık ilkesi ihlal edilerek bilirkişice hesaplanmış 8 aylık zarar miktarına göre karar verilmesi hatalıdır.
Somut uyuşmazlıkta; birleşen dava yönünden davacı ...’a ait olan ve davalının hastanesine kurulan tıbbi cihazların davacı tarafından aralarındaki sözleşmenin sona ermesine rağmen geri alınamadığı dosya kapsamından anlaşılmakta ise de; bu davada ve birleştirilmesi gereken ... 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/685 esas sayılı bağlantılı davasında alınan raporların birbirleri ile çelişkili olduğu, dosyaların birleştirilmesine karar verildikten sonra, önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilerek ve tarafların bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazları karşılar şekilde içinde medikal mühendisi ve doktor bilirkişinin de yer aldığı bir heyetten cihaz bedellerini, cihazların kullanılamamasından dolayı istenen 84 günlük zararı hesaplayan, tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, itiraza uğramış, yetersiz bilirkişi raporları benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi Kararının birinci bentte açıklanan nedenlerle asıl dava yönünden temyiz edilen hükmün asıl davanın davacısı yararına BOZULMASINA, ikinci bendin a fıkrasında açıklanan nedenlerle birleşen dava yönünden tarafların sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bendin b fıkrasında belirtilen sebeplerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 22/06/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/7124 E., 2021/6333 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
b-6100 sayılı HMK'nın 166/1. maddesi uyarınca;
3. Hukuk Dairesi 2020/7124 E. , 2021/6333 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki asıl davada alacak, birleşen davada itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davaların kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, birleşen davada davalı; Bahçelievler ... Hastanesi’nin sahibi olduğunu, hastanelerinde tüp bebek merkezi kurularak işletilmesi konusunda davalı ile anlaşmaya varıldığını, davalı ile aralarında yazılı bir sözleşme yapılmasa da, tarafların birbirlerine gönderdikleri ihtarnamelerde belirttikleri üzere grup şirketlerinden olan Işıl Sağlık Hizmetleri A.Ş. ile davalının grup şirketi ... arasında akdedilen 22/11/2005 tarihli ve 5 yıl süreli sözleşme hükümlerinin aralarındaki ilişkiye uygulanmasını kabul ettiklerini, davalının keşide ettiği 18/10/2007 tarihli ihtarname ile 2007 Yılı Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarına dair poliklinik hasılat payının eksik ödendiğini belirtilerek bu eksik tutarların ödenmesini talep ettiğini, sehven eksik ödenen miktarın davalı şirketin banka hesabına 31/10/2007 tarihinde yatırıldığını ve durumun 01.11.2007 tarihli noter ihtarnamesi ile davalıya bildirildiğini, ödeme yapılmasına rağmen davalının 01/11/2007 tarihli ihtarname ile aralarındaki sözleşmeyi feshettiğini, bu feshin uymayı kabul ettikleri sözleşmenin 4.43. maddesine aykırı olduğunu, bu nedenle sözleşmenin 8. maddesinde öngörülen 200.000 USD tutarındaki cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren T.C. Merkez Bankası’nın döviz tevdiat hesaplarına uyguladığı en yüksek faiz oranı üzerinden işletilecek faizi ile ayrıca haksız fesih neticesinde bakiye sözleşme süresi için elde edemeyeceği kazanç, sözleşmenin 5 yıl olmasına güvenerek tüp bebek merkezi kurulması için yapılan giderler ve merkez için yapılan reklam giderleri nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 175.000 TL tutarındaki zararından davalı lehine en erken 3 ay içinde tahakkuk etmesi muhtemel olan hasılatın paylaşımından doğacak toplam 75.000 TL’nin mahsubu suretiyle şimdilik 100.000 TL zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, birleşen dava yönünden de davacı şirketin cihazlarına el koymadıklarını, tüp bebek bölümündeki tüm cihazların kendilerine ait olduğunu, davacının fesihten sonra doğan hakedişlerinin asıl davada zarar alacağı taleplerinden mahsup edilerek zarar alacağı miktarını belirlemek suretiyle hapis haklarını kullandıklarını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Davalı, birleşen davada davacı; aralarında yazılı bir sözleşme olmadığını, şifahi olarak anlaştıklarını, dolayısıyla sözleşmenin haksız feshi halinde ödenmesi kararlaştırılan bir cezai şart da bulunmadığını, davacının yapılan anlaşmaya uymaması nedeni ile sözleşmeyi haklı nedenle feshettiklerini, aynı gün işin davacı tarafça bir başka ekibe devredildiğini, bu nedenle davacının herhangi bir zararının olmadığını, anlaşmalı kurumlardan gelen veya gelecek olan hak edişlerle birlikte 01.12.2007 tarihi itibariyle davacıdan 270.559,00 TL hak ediş (hasılat) alacaklarının bulunduğunu, ayrıca Hastanenin tüp bebek merkezinde bulunan ve kendilerine ait olan tıbbı araç ve gereçlerin de iade edilmeyerek, davacı tarafından kullanılmaya devam edildiğini, Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2008/11 değişik iş sayılı dosyası üzerinden yaptırmış oldukları tespitte, kendilerine ait olan söz konusu araç ve gereçlerin bedelinin 205.965,00 TL, bu araç ve gereçleri kullanamamaktan dolayı günlük zararlarının ise 2.750,00 TL olduğunun belirlendiğini, bu nedenle başlattıkları icra takibine davacı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, Bakırköy 11. İcra Müdürlüğü’nün 2008/5166 esas sayılı dosyasına borçlu tarafından yapılan itirazın 270.000-TL. hak ediş, 130.000-TL. 84 gün cihazları kullanamamaktan dolayı uğranılan zarar ziyan ve 300.000 TL tıbbi araç, gereç bedeli olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 700.000 TL’lık alacak kısmına birleşen davanın davalısı tarafından yapılan itirazın iptalini ve lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiş, asıl davanın da reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile 200.000 USD davacı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek Devlet bankalarının bu döviz cinsinden bir yıllık mevduat hesabına uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen karar, davalı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 05.06.2012 tarihli, 2011/13099 esas, 2012/14676 karar sayılı ilamıyla "...taraflar arasındaki “tüp bebek merkezi kurulması ve işletilmesi” konusundaki adi ortaklık ilişkisinin feshedilip, fiilen sona ermiş olmasına rağmen, ortaklığın tasfiyesinin yapılmamış olduğu, ortaklık amacına tahsis edilen menkullerin iade edilmemesi ve ortaklık gelirlerinden ödenmeyen hasılat paylarıyla ilgili olarak davalı şirket tarafından, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/597 esas sayılı dosyası üzerinden itirazın iptali davası açıldığı ve halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu bu dava ile, aynı taraflar arasında ve aynı maddi vakıalara dayalı olarak açılan eldeki dava arasında bağlantı bulunduğu, davalardan biri hakkında verilecek olan hükmün, diğerini de etkileyecek nitelikte olduğu görülmektedir. O halde mahkemece davalar birleştirilerek yargılamanın devam ettirilmesi ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir..." gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek, davalı/birleşen dosya davacısının 18/10/2007 tarihli ihtarnamesi ile eksik hakediş ödemesinin tamamlanması için davacı birleşen dosya davalısına 7 gün süre verildiği ve davacının 31/10/2007 tarihinde davalının banka hesabına ödemeyi yaptığı anlaşıldığından artık sözleşmenin feshine dayanak olabilecek durumun ortadan kalktığı ve nihayetinde taraflar arasında geçerli olan sözleşmenin 4.43. maddesinde tek taraflı fesih hakkının aynı durumun tekrarlanması halinde tanındığı, taraflar arasında aynı durumun da tekrarlanmadığı gözetildiğinde asıl dosyanın davalısı Fertiline Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti. tarafından yapılan fesih bildiriminin haksız olduğu kanaatiyle asıl davanın kısmen kabulüne, 200.000 USD davacı alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının bu döviz cinsinden bir yıllık mevduat hesabına uyguladığı en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, birleşen davada Bakırköy 11. İcra Müdürlüğü’nün 2008/51666 esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile, 300.000 TL tıbbi cihaz bedeli, 18.901,54 TL zarar bedeli ve 17.506,53 TL hakediş bedeli olmak üzere toplam 336.408,07 TL asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle takibin devamına, alacağın likit olmaması sebebiyle icra-inkar tazminatı talebinin reddine dair hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-) Asıl davada davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-) Birleşen davada tarafların temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
b-6100 sayılı HMK'nın 166/1. maddesi uyarınca; kural olarak aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar diğer mahkemeyi bağlar. HMK 166/4. maddesine göre davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı varsayılır.
Davacı ile davalının grup şirketlerinden olan ... arasında Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/310 esas sayılı dosyasında görülen ve bu davaya dayanak yapılan sözleşmeden kaynaklanan alacak ile itirazın iptali talepli asıl ve birleşen davalar olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda her iki davanın konusu ve tarafları bakımından aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan, davalardan biri hakkında verilecek karar diğerini etkileyeceğinden, iki davanın birlikte görülmesinde, gerek usûl ekonomisi ve gerekse birbirleriyle çelişkili kararların çıkmasının önlenmesi bakımından fayda bulunmaktadır. Mahkemece bu davaların birlikte görülüp, sonuçlandırılması gerektiğinden, 6100 sayılı HMK 166. maddesi uyarınca birleştirme kararı verilmesi gerekmektedir.
c-Taraflar arasında tüp bebek merkezi kurulması ve işletilmesine dair adi ortaklık kurulduğu ve bu ortaklığa ilişkin yazılı sözleşme yapılmadığı, ancak tarafların birbirlerine gönderdikleri ihtarnamelerde davacının grup şirketlerinden olan Işıl Sağlık Hizmetleri A.Ş. ile davalının grup şirketlerinden olan .... Sağlık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti.’nin 22.11.2005 tarihli sözleşme hükümlerinin tamamının aralarındaki bu ilişkiye de uygulanmasını kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda dava konusu uyuşmazlığın bu sözleşme hükümlerine göre çözülmesi gerekmektedir.
Davacı ... şirketinin istediği cihaz bedellerine ilişkin olarak davacı tarafından 09/01/2008 tarihinde Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2008/11 D.İş dosyasında yaptırılan delil tespiti dosyasından ve taraflar arasındaki sözleşmenin 4.6. maddesindeki tüp bebek merkezinde kullanılacak cihazları davacının temin edeceğine dair hükümden, ayrıca davalının savunma hakkını genişletmesi kapsamında verdiği beyan dilekçelerinde cihazların davacı ...’a ait olduğunu ve hapis hakkını kullandığını ileri sürerek dolaylı olarak cihazların tamamının elinde olduğuna dair kabulünden anlaşılmakla, dava konusu tüm cihazların davacı ...’a ait olduğunun ve davalı hastaneden almasının engellendiğinin kabulü gerekir.
6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Somut uyuşmazlıkta; davacı ...’a ait olan ve davalının hastanesine kurulan tıbbi cihazların davacı tarafından aralarındaki sözleşmenin sona ermesine rağmen geri alınamadığı dosya kapsamından anlaşılmakta ise de; bu davada ve birleştirilmesi gereken Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/310 esas sayılı bağlantılı davasında alınan raporların birbirleri ile çelişkili olduğu, dosyaların birleştirilmesine karar verildikten sonra önceki bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilerek ve tarafların bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazları karşılar tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun şekilde içinde medikal mühendisi ve doktor bilirkişinin de yer aldığı bir heyetten cihaz bedellerini, cihazların kullanılamamasından dolayı istenen 84 günlük zararı hesaplar rapor alınması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna göre karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
d-Davacı ...’ın talep ettiği hakediş alacağına dair hastane kayıtlarının yerinde incelenmesi, hastaneden talep konusu tarihte tedavi gören hastaların kayıtlarının istenmesi, kurum ve özel sigortalara müzekkere yazılarak dava konusu dönem için hastaneye yaptıkları ödemelerin sorularak tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun, tarafların itirazlarını karşılayacak şekilde taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, SUT ve SGK mevzuatından anlayan üç kişilik yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, itiraza uğramış, yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle asıl davada verilen hükmün ONANMASINA, ikinci bendin (a) alt bendinde açıklanan nedenlerle davalı ...’nın birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazlarının REDDİNE, aynı bendin (b, c, d) alt bendlerinde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince taraflar yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’ un 440. maddesi gereğince 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/06/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/13587 E., 2018/6684 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
6100 sayılı HMK 166/1. maddesinde "Aynı yargı çerçevesinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirileb
11. Hukuk Dairesi 2016/13587 E. , 2018/6684 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01/06/2016 tarih ve 2014/1422-2016/586 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 23/10/2018 günü hazır bulunan asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili Av. ... ile asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı banka vekili, davalı ...'ın müvekkili bankanın ... Şube Müdürü, davalı ...'nun ise ikinci müdür yardımcısı olduğunu, yapılan teftişte davalıların ağır kusurlu ve suç teşkil eden işlemleri sonucu kasa açığının çıkması üzerine görevlerine son verildiğini, davalıların müşteri hesaplarındaki paraların usulsüz işlemlerle çekilmesi ve devri nedeniyle bankayı zarara uğratıklarını ileri sürerek, fazla talepleri saklı tutularak 2.500.000,00 TL'nin ödeme/zarar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Birleşen davada davacı vekili, iş akdinin sona ermesinden sonra davalı banka nezdindeki hesabında bulunan para için davalı bankaya müracaat ettiğinde hesabının bloke edildiğini öğrendiğini, bunun üzerine başlatılan icra takibine davalı banka tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece tüm dosya kapsamı nazara alınarak, asıl davanın kısmen kabulü ile 2.047.396,23 TL asıl alacak, 1.605.737,61 TL işlemiş faiz ile 2.047.396,23 TL asıl alacağa 14/10/2014 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınıp davacıya ödenmesine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
(1) Dava, davacı banka çalışanları olan davalıların, davacı bankaya vermiş oldukları zararın tazmini istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalılardan ... banka şube müdürü, davalı ... ise bu şubede ikinci müdür yardımcısı olup, davalılardan ...'ın icracı müdür olduğu tartışmasız ise de, davalı ...'nun icracı müdür niteliğinde olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.
Mahkemece davalı ...'nun icracı müdür olup olmadığı araştırılarak, icracı müdür olması durumunda anılan her iki davalı hakkında banka zararından dolayı genel kurulun sorumluluk davası açılması yönünde karar alması gerektiğinden, bu konuda alınan kararın ibrazı eğer genel kurulca bir karar verilmemiş ise bu hususun yargılama sırasında tamamlanabileceği göz önüne alınarak, genel kurulun bu yönde karar alması için mehil verilmesi neticesine göre hüküm tesis edilmesi gerekmektedir.
Davalı ...'nun icracı müdür olmadığı sonucuna ulaşılması halinde ise, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi gereğince, İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayalı her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde İş Mahkemeleri görevlidir. Davalılardan ... şube müdürü olup, 6762 sayılı ...'nın 342. maddesi (6102 sayılı ...'nın 367) gereğince icracı müdür olmakla, sorumluluğunun aynı Yasa'nın yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir ise de, iş mahkemelerinin, ticaret mahkemelerine göre daha özel yetkili mahkemeler olması davalı ... hakkındaki davanın da, diğer davalıya bağlı olarak özel yetkili mahkemede görülmesi gerektiği ve davanın birlikte görülmesinde yarar da bulunduğu, uyuşmazlığın çözümünde ihtisas mahkemesi olan iş mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, davalı ... hakkındaki dava tefrik edilmeksizin her iki davalı yönünden açılan davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, açıklanan şekilde bir değerlendirme yapılmaksızın işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün resen bozulması gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle hükmün resen BOZULMASINA, (2) bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25/10/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY
Uyuşmazlık, mutlak ticari dava niteliğinde bulunan, bu nedenle Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gereken, banka icracı müdürünün hukuki sorumluluğuna ilişkin davanın irtibat nedeniyle iş mahkemesinde görülüp görülemeyeceğine ilişkindir.
6100 sayılı HMK 166/1. maddesinde "Aynı yargı çerçevesinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebileceği.....",
Yasa'nın 167/1 maddesinde de "yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden mahkemece karar verilebileceği...." düzenlenmiştir.
HMK 166/1 maddesinde aranan "aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler"den kasıt, her iki davanın görüldüğü mahkemenin, kendi aralarında, asliye hukuk mahkemeleri veya sulh hukuk mahkemeleri yahut iş mahkemeleri veyahut aile mahkemeleri olmalarıdır. Aynı düzey ve aynı sıfatta olmayan mahkemelerde görülen davaların birleştirilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle örneğin asliye hukuk mahkemesinde görülen dava ile sulh hukuk mahkemesinde görülen dava birleştirilemez. Çünkü anılan mahkemelerde uygulanan yargılama usulleri birbirinden farklıdır. (HMK şerhi. Prof. Dr. Ejder Yılmaz. Sh.972)
Somut uyuşmazlıkta, davacı bankada icracı müdür olan davalılardan ... sorumluluğunun 6102 sayılı ... 367. maddesinden kaynaklandığı, ... 4/a maddesi gereğince uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde bulunduğu, aynı Yasa'nın 5. maddesi gereğince de adı geçen davalı yönünden asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Asliye Ticaret mahkemesi ile İş mahkemesi arasındaki ilişkinin görev ilişkisi bulunması, adı geçen mahkemelerin HMK 166/1 maddesindeki "aynı düzey ve sıfatta" hukuk mahkemesi niteliğini taşımaması nedeniyle davalı ... hakkındaki davanın irtibat nedeniyle birleştirilerek iş mahkemesinde görülmesi mümkün değildir.
Sayın çoğunluk, davaların tefrik edilmemesinde hukuki yarar kriterine dayanmış ise de, HMK 114 maddesinde düzenlenen dava şartları içerisinde mahkemenin görevli olması (HMK 114/1-c) hususu, hukuki yarar (HMK 114/1-h) kriterinden daha önce gözönünde bulundurulması gereken dava şartıdır.
Bu halde davalı ... yönünden uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli bulunduğundan, Asliye Ticaret Mahkemesi ile İş Mahkemesinin HMK 166/1 maddesinde ifade edilen "aynı düzey ve sıfatta" hukuk mahkemeleri olmamaları nedeniyle adı geçen davalı yönünden mutlak ticari davanın iş mahkemesindeki dava ile birleştirilmesi mümkün olmadığından davalı ... temyiz itirazlarının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde davalı ... hakkındaki davanın irtibat nedeniyle iş mahkemesinde birleştirilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2023/2150 E., 2024/461 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri
3. Hukuk Dairesi 2023/2150 E. , 2024/461 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/351 E., 2022/975 K.
Taraflar arasında görülen kurum işleminin iptali davasının İlk Derece Mahkemesince kabulüne dair verilen karar hakkında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, vekil edeninin Kafkas Eczanesi’nin sahibi olduğunu, Kuruma fatura ettiği bir kısım reçetelerde 430 adet sahte ilaç kupürü bulunduğu gerekçesiyle sözleşmesinin 3 yıl süre ile feshedildiğini ve ilaç tutarlarının 10 katı ceza kesileceğinin bildirildiğini, davalı kurum tarafından sahte olduğu iddia edilen ilaçların Türkiye'nin en büyük ve kurumsal ecza depolarından alındığını, kurum incelemeleri ve ödemeleri yapılmış reçete kupürlerinin aylar sonra sahte olduğu iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenlerle davalı Kurum tarafından uygulanan 26/03/2008 tarihli B13.2.SSK.4.42.02.00/XVII-03175 sayılı haksız fesih kararının iptaline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, vekil edeni kurumun eczane ile yaptığı sözleşme hükümlerine göre hareket ettiğini ve sözleşmesini feshettiğini, bu fesih işleminin ortadan kaldırılmasına ilişkin ihtiyat-i tedbir kararı verilmesinin kurumu zarara soktuğunu, SGK kapsamındaki kişilerin TEB üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2007 eczane protokolünün 6.3.24. maddesi uyarınca sözleşmenin feshedildiğini, davacının sözleşme hükümlerine aykırı hareket ederek vekil edeni kurumu zarara uğrattığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.02.2021 tarihli kararıyla, davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/179 esas sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği, sahtecilik işlemine dahli ve kastı olduğuna dair dosya içeriğinde herhangi bir bilgi, belge ve ifadeye rastlanamadığı gerekçesiyle davacının davasının kabulüne; ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili, davacının protokol hükümlerine aykırı davranarak vekil edeni kurumu zarar uğratması sebebiyle bu işlemlerin yapıldığını, protokolün karşılıklı olarak imza altına alındığı dikkate alındığında davacı tarafından açılan davanın mesnetsiz olduğunu ancak Mahkeme tarafından davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği bu nedenle davacının sahtecilik eylemine dahli ve kastı olduğunun somut, ispatı mümkün ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya dökülmesi gerektiği gerekçesiyle eksik inceleme ve değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiğini, davacı hakkında verilen beraat kararının bir bağlayıcılığının olmadığını, davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından fatura edilen bir kısım ilaç kupürünün sahte olduğu tespit edilmişse de, kurum tarafından uygulanan 2007 protokolünün 6.3.24. maddesinin değiştirilerek sonraki tüm protokollerde; eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespitinin zorunlu hale getirildiği, dosya kapsamından davacı veya çalışanlarının Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura ettiğinin ispatlanamadığı gibi kasten bu eylemlerde bulunduğunun ileri sürülmediği, kaldı ki ceza yargılamasında da davacının beraat ettiği nazara alınarak istinaf sebeplerine göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 24.03.2022 tarih ve 2021/5630 E., 2022/2698 K. sayılı ilamı ile;
''1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, davacı tarafından kuruma faturalandırılan reçetelerde sahte ilaç kupürü bulunması nedeniyle Kurum tarafından davacı hakkında uygulanan cezai işlemlerden 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline ilişkindir.
HMK 26.maddesi (HUMK’nun 74. maddesi) hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından dava dilekçesinde; Kurumun 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile hakkında 19.237,41 TL reçete bedeli iadesi, 192.374,10 TL cezai şart tahsili ve sözleşmesinin 3 yıl süreyle feshi işlemi uyguladığını belirterek bu işlemlerden sadece sözleşmenin feshi işleminin iptalini istemiş ve dava açılışında da maktu harç yatırmıştır. Ancak mahkemece tüm cezai işlemin iptaline karar verilerek HMK'nın 26’ncı maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılmıştır.
O halde; mahkemece, taleple bağlılık kuralı gereğince Kurum tarafından 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile uygulanan 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline dair hüküm kurulması gerekirken taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.'' hususlarına değinerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Bozma ilamı doğrultusunda davacı tarafından reçete bedelinin iadesi ve cezai şartın tahsili davası açıldığından bozma kararından önceki gerekçeler ile davanın ve birleşen davanın kabulü ile ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, mahkeme tarafından kurulan gerekçeli kararda hangi gerekçe ile davanın kabulüne karar verildiği hususunun belirtilmediğini, davacı tarafından Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği ileri sürülmüşse de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 üncü maddesi uyarınca; "Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığını, vekil edeni kurum tarafından 2007 Yılı Eczane Protokolü maddeleri uygulanarak davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu, davaya konu olaya 2009 yılı eczane protokolünün uygulanması koşullarının oluşmadığı da dikkate alındığında davacının haksız davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için aksi düşünülse dahi davacının dava dilekçesinde serbest eczacılık mesleğini bıraktığını beyan ettiğini, bu nedenle davacının işbu davaları açmakta hukuki yararı bulunmadığını, asıl ve birleşen davanın konusu aynı kurum işleminden kaynaklı olduğunu, davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kurum işleminin iptali ve menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri
2.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
3. Değerlendirme
1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları koşulu ile birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurmaktadır. Diğer bir anlatımla, asıl ve birleşen davalar birbirinden bağımsız davalardır. Bu nedenle, asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı karara bağlanması gerekmektedir.
Buna göre, Mahkemece; asıl ve birleşen dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, açıklanan kural gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2.Zamanaşımı def'i, bir hakkın istenebilirliğini önlediği için öncelikle ve ön sorun olarak çözümlenmesi, zamanaşımının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde işin esasına girilmeden davanın sonuçlandırılması gerekir.
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinde "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar." hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilerek görülen Konya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/334 E. dosyasında ki davalının zamanaşımı def'i hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden işin esası hakkında hüküm tesis edilmiş olması doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/4 üncü maddesi uyarınca BOZULMASINA,
05.02.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, davaların birleştirilebilmesi için mahkemelerin hangi niteliklerinin aynı olması gerekir?
A) Sadece yargı çevresi
B) Düzey ve sıfat
C) Hakimin kıdemi
D) Mahkemenin iş yoğunluğu
E) Sadece sıfat
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.