Hukuk Muhakemeleri Kanunu 167. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 167- (1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.
Kanun yolları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2016/23802 E., 2017/1753 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
HMK'nun 167. maddesi “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.
12. Hukuk Dairesi 2016/23802 E. , 2017/1753 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi 3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Şikayetçi 3. kişi vekili, icra mahkemesine başvurusunda; ihale konusu araçta rehin ve hacizlerinin bulunduğunu ileri sürerek ihalenin feshini, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde sıra cetvelinde ilk sırada müvekkilinin olması gerektiğini belirterek sıra cetveline karşı şikayette bulunmuş, mahkemece, istemlerin reddine hükmedilmiştir.
İİK'nun 140. maddesi ‘'Satış tutarı, bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar" hükmünü içermektedir. Dolayısıyla ihalenin feshi şikayeti hakkında verilecek karara göre, ortada sıra cetveli düzenlenmesine sebebiyet verecek satış tutarının olup olmayacağı belli olacaktır.
HMK'nun 167. maddesi “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu durumda, somut olayda, ihalenin feshi talebine ilişkin olarak verilecek kararın akıbetine göre, sıra cetveline yönelik şikayetin incelemesi yapılacağından, mahkemece, HMK'nun 167. maddesi gereğince sıra cetveline şikayet hakkında ayırma kararı verilerek yargılamaya devam olunması gerekirken, her iki şikayetin birlikte görülerek karara bağlanması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Şikayetçi 3. kişinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre şikayetçi 3. kişinin bu aşamada temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
12. Hukuk Dairesi, 2016/29817 E., 2017/7760 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
HMK'nun 167. maddesi;
12. Hukuk Dairesi 2016/29817 E. , 2017/7760 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi üçüncü tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Şikayetçi üçüncü kişi vekili, icra mahkemesine başvurusunda; ihalenin feshini, bu talebinin kabul edilmemesi halinde sıra cetvelinin iptalini talep etmiş, mahkemece, istemlerin reddine hükmedilmiştir.
İİK'nun 140. maddesi; ‘'Satış tutarı, bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar" hükmünü içermektedir. Dolayısıyla ihalenin feshi şikayeti hakkında verilecek karara göre, ortada sıra cetveli düzenlenmesine sebebiyet verecek satış tutarının olup olmayacağı belli olacaktır.
HMK'nun 167. maddesi; “Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu durumda, somut olayda, ihalenin feshi talebine ilişkin olarak verilecek kararın akıbetine göre, sıra cetveline yönelik şikayetin incelemesi yapılacağından, mahkemece, HMK'nun 167. maddesi gereğince sıra cetveline ilişkin şikayet hakkında ayırma kararı verilerek yargılamaya devam olunması gerekirken, her iki şikayetin birlikte görülerek karara bağlanması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Şikayetçi üçüncü kişinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre şikayetçi üçüncü kişinin bu aşamada temyiz itirazlarının incelenmeisne yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.05.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2023/3107 E., 2023/4538 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
HMK’nin 167. maddesi gereğince bu davaların birbirinden ayrılması gerekmektedir.
8. Hukuk Dairesi 2023/3107 E. , 2023/4538 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2023/21 E., 2023/37 K.
KARAR : Tavzih talebinin kabulüne
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; tavzih talebinin kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Kadastro sırasında, Bodrum ilçesi Yahşi Köyü çalışma alanında bulunan 484 parsel ... 31.120,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Hazine adına tespit edilmiştir.Davacı ...’in murisi ...'in itirazı üzerine Kadastro Komisyonunca 484 parsel ... taşınmazın (A) harfiyle işaretli 7.860,36 metrekare yüzölçümündeki bölümünün Hazine, (B) harfiyle işaretli 23.259,64 metrekare yüzölçümündeki bölümünün muris ... adına, tesciline karar verilmiştir.
2.Davacı ...'in murisi ... dava dilekçesinde; çekişmeli 484 parsel ... taşınmazın (A) harfiyle işaretli kısmının kendi adına tescilini istemiştir.
3.... tarafından açılan davanın, eldeki davamızın konusu dışında kalan 482 parsel ... taşınmaza yönelik ... tarafından açılan dava ile birleştirilmesi ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.09.1998 tarih ve 1998/3151 Esas, 1998/3952 Karar ... bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda 22.02.1999 tarih ve 1999/4 Esas, 1999/2 Karar ... ilamı ile davacıların davasının reddine, 484 ve 482 parsel ... taşınmazların tamamının Hazine adına tesciline karar verilmiş, karar Yargıtay 16. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin 04.12.2000 tarih ve 2000/4211 Esas, 2000/4748 Karar ... ilamı ile onanarak 01.02.2001 tarihinde kesinleşmiştir.
4.... mirasçısı ... ile ... 25.03.2014 havale tarihli dilekçe ile,hüküm fıkrasının tavzihen düzeltilmesini talep etmiştir.
5.İlk Derece Mahkemesinin 1999/4 Esas, 1999/2 Karar ..., 07.07.2014 tarihli ek kararı ile tavzih talebinin reddine karar verilmesi üzerine ... mirasçısı ... ile ... vekilinin ek karara karşı temyiz yoluna başvurmuş, Yargıtay 16. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarih ve 2014/15766 Esas, 2014/14891 Karar ... ilamında "mahkemenin esasa ilişkin hükmünün vekil yerine asillere tebliğ edilmiş olduğu, usulsüz tebligat nedeniyle kararın kesinleşmediği, ... mirasçısı ... ile ... vekilinin başvurusunun karar düzeltme mahiyetinde olduğunun kabulü ile inceleme yapılmış ve neticeten sadece dava edilen taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken, davanın kapsamı dışında çıkılarak 482 ve 484 parsellerin tamamının Hazine adına tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.İlk Derece Mahkemesinin 25.05.2016 tarihli ve 2015/108 Esas, 2016/21 Karar ... karar ile, çekişmeli 484 nolu parsel yönünden davanın kısmen kabulü ile 08.06.2015 ve 25.04.2016 tarihli bilirkişi raporlarında belirtilen; A harfiyle gösterilen 7.718,30 m2 alanın ... adına, 484 ile işaretli 23.259,64m2 alanın davacı ... adına tespit ve tesciline, 482 nolu parsel yönünden davanın kısmen kabulü ile mahkememize sunulan 08.06.2015 ve 25.04.2016 tarihli bilirkişi raporlarında belirtilen; A1=1523,06m2, A2=3805,68 m2, A3=71,59 m2, C=1285,57 m2 harfleriyle gösterilen alanların Hazine adına, B1=1987,72 m2, B2=81,60 m2, B3=137,07 m2 ve 482 ile işaretli 16.669,71 m2 lik alanın davacı ... adına tespit ve tesciline, karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine karar Yargıtay 16. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin 14.10.2019 tarih ve 2016/12255 Esas, 2019/6310 Karar ... ilamı ile onanmış, karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine karar 26.12.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
2. Davacı ... mirasçısı ... 05.10.2020 havale tarihli dilekçe ile çekişmeli, eski 484 parsel yeni 205 ada 29 parsel ... taşınmazın adına tesciline karar verilen kısmının hükme esas alınan bilirkişi raporunda 24.409,16 metrekare olarak tespit edilmesine rağmen mahkemece 23.259,64 meterkarenin adına tesciline karar verildiğini ileri sürerek hükmün tavzihen düzeltilmesini istemiştir.
3. İlk Derece Mahkemesinin 2015/108 Esas , 2016/21 Karar ... ve 27.11.2020 tarihli ek kararı ile tavzih talebinin reddine karar verilmiştir.
III. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı davacı ..., ... ..., ... temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 17.02.2022 tarihli ve 2021/4457 Esas, 2022/1304 Karar ... kararında; "1- Davacı ...’in temyiz itirazlarının incelenmesinde; öncelikle, davacı ...’in talebi ile davacı ... ... ve ...’in talebi Mahkemenin farklı kararlarına ilişkin olup 6100 ... HMK’nin 167. maddesi gereğince bu davaların birbirinden ayrılması gerekmektedir.
Mahkemenin 25.05.2016 tarihli ve 2015/108 Esas, 2016/21 Karar ... kararı ile 08.06.2015 ve 25.04.2016 tarihli bilirkişi raporlarında belirtilen 484 ile işaretli 23.259,64 metrekare alanın davacı murisi ... adına tesciline karar verilmiş ve karar 26.12.2019 tarihinde kesinleşmiştir. Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazın yüzölçümü 24.409,13 metrekare olarak belirlendiğinden hükmün infazında tereddüt oluşmuştur. 6100 ... HMK’nin 305 vd. maddeleri gereğince taşınmazın yüzölçümünün hükme esas alınan bilirkişi raporuna uygun şekilde tavzihi gerekirken kararın kesinleştiğinden bahisle tavzih talebinin reddine karar verilmiş olması isabetsiz olup, bu nedenle hükmün bozulması gerekmektedir.
2-Davacı ... ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; her ne kadar temyiz eden davacılar vekili temyiz dilekçesinde, Mahkemenin 27.11.2020 tarihli ve 2015/108 Esas, 2016/21 Karar ... ek kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurduğunu bildirmiş ise de, Mahkemenin esasa ilişkin 22.02.1999 tarihli ve 1999/4 Esas, 1999/2 Karar ... dosyasında, davacı ... ... ve ... davada vekille temsil edildikleri halde, Yargıtay ilamı 7201 ... Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine aykırı şekilde davacı asillere tebliğ edildiğinden, usulsüz tebligat nedeniyle karar kesinleşmemiştir.
Hal böyle olunca, davacı ... ... ve ... vekilinin talebinin Yerel Mahkemenin ek kararına karşı temyiz istemi mahiyetinde değil, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 04.12.2000 tarihli ve 2000/4211 Esas, 2000/4748 Karar ... ilamı hakkında "karar düzeltme istemi" mahiyetinde olduğunu kabul etmek gerekmiştir.
Davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin esastan incelenmesine gelince;Mahkemece verilen önceki tarihli hüküm, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin yukarıda sözü edilen ilamı ile özetle, "davacıların dava açtıkları bölümleri belgesiz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap etmeleri mümkün olmadığından, bu bölümlere ilişkin davalarının reddine karar verilmesi" gereğine değinilerek bozulmuş; Mahkemece de bozma ilamına uyulmuştur. Dolayısıyla; Mahkemece sadece dava konusu edilen taşınmaz bölümlerinin Hazine adına tesciline, diğer bölümlerin ise komisyon kararında olduğu gibi tesciline karar verilmesi gerekirken; davanın kapsamı dışına çıkılarak çekişmeli 479, 480 ve 481 parsel ... taşınmazların tamamının Hazine adına tesciline karar verilmesi doğru olmamıştır." gereğine değinilmiştir.
B.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ...'in tavzih talebinin kabulüne, çekişmeli 484 nolu parsel yönünden davanın kısmen kabulü ile 08.06.2015 ve 25/04/2016 tarihli bilirkişi raporlarında belirtilen; A harfiyle gösterilen 7.718,30 m2 alanın Hazine adına, 484 ile işaretli 24.409,13 m2 alanın davacı ... adına tespit ve tesciline karar verilmiştir.
III. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; tavzih talebinin maddi hatalar bakımından mümkün olmadığını, ancak kararın infazında tereddüt olması halinde İlk Derece Mahkemesinden talep edilebileceğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, tavzih isteminin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 ... Kanun) 428 inci maddesi, 6100 ... Kanun'un 305 inci maddesi,
3.Değerlendirme
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, 6100 ... Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen 19.04.2022 tarihli İlk Derece Mahkemesi kararındaki gerekçe dikkate alındığında karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
IV. KARAR
Açıklanan sebeple;
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/333 E., 2023/1639 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ile Özel ...Hastanesi aleyhine açılmış davaların HMK'nun 167'nci maddesi gereğince tefrikine ve ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verildiğinin görüldüğü, dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, birbirini teyit eder nitelikteki ATK Raporları ile Bilirkişi Heyet Raporuna ve dairemizce de ben
3. Hukuk Dairesi 2023/333 E. , 2023/1639 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1376 E., 2022/1588 K.
DAVA TARİHİ : 30.05.2018
KARAR : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Çorum Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/225 E., 2022/218 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunu esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; 15.12.2017 tarihinde şiddetli bel ve sağ bacak ağrısı şikayetleriyle Çorum Özel Hastanesinde çalışan davalı Dr. ...'ya başvurması neticesinde yapılan muyane sonucu "lumbar ve diğer intervertebral disk bozuklukları, radikülopati ile" tanısı konulduğunu, 15.12.2017 tarihinde beyin cerrahi kliniğine yatışının yapıldığını, doktor ... tarafından ameliyat edildiğini, 16.12.2017 tarihinde de taburcu edildiğini, ameliyat sonrası yaşadığı şiddetli ağrıları nedeniyle doktor tarafından yeşil reçeteli ilaçlar reçete edildiğini, görüşmeleri esnasında defaten ağrılarını dindireceği ifade edilerek içeriği ve etkisi bilinmeyen birtakım ilaçların elden verildiğini, ameliyat sonrası artan şikayetlerini davalı doktora bildirdiğini ancak doktorun bu tip ameliyatlardan sonra iyileşme sürecinin biraz zaman alabileceğini, bu nedenle herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek olmadığını belirttiğini, başka hekimlere muayene olması sonucu ameliyatının hatalı yapıldığını, bu nedenle fıtığa yeniden müdahale yapılmazsa bu durumun geçmeyeceğini, felce bile sebebiyet verebileceğinin bildirildiğini, bunun üzerine doktor ...'ya tekrardan başvurması üzerine, davalı doktorun ameliyatta hiçbir hata olmadığı ve halen iyileşmesinin uzun sürdüğü yönünde kendisini oyalamaya yönelik beyanlarda bulunduğunu, bunun üzerine son çare olarak İstanbulda bulunan Özel ...Hastanesinde 09.01.2018 tarihinde yeniden ameliyat olduğunu, yapılan bu ikinci ameliyat sırasında daha önce geçirdiği ameliyatta yapılması gerekenlerin yapıldığını, ancak bu ameliyat sonrasında enfeksiyon kaptığını, bel ve ayak ağrıları tam anlamıyla düzelmediği gibi yara ve vücudunda oluşan enfeksiyondan ötürü tedavi gördüğünü ve yatağa bağımlı hale geldiğini, yurt dışında temizlik işinde bedeni gücünü kullanarak geçimini sağladığını, bu nedenlerle Çorum Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 300.000 TL manevi ve 300.000 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılardan Çorum Sağlık Hiz. Yatırım A.Ş vekili; davacının şikâyetlerine ilişkin tüm muayene, tedavi ve operasyonda davalı müvekkil hastaneye ve doktora yüklenebilecek bir kusur veya ihmalin söz konusu olmadığını, tedavi sürecine ilişkin tüm işlemlerin tıp biliminin gereklerine, ilme, fenne uygun olarak azami dikkat ve ihtimamla yapıldığını, tedavi sonrası süreçte davacıda ortaya çıkan bir rahatsızlık, bedensel çalışma gücü kaybı veya azalması durumu varsa bile bu durumun doktor hatası, ihmali veya yanlış tedavisi ile doğrudan veya dolaylı ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, kaldı ki tüm operasyon ve tedavilerin bünyesinde belli riskleri taşıdığını veya komplikasyon içerebildiğini, son dönemde ülke genelinde kötü niyetli bir kısım hasta ve yakınlarının ise maddi menfaat sağlamak amaçlı benzer maddi-manevi tazminat davaları açtıklarının ve sayılarının her geçen gün arttığının gözlemlendiğini, esasa ilişkin olarak yapılacak yargılama neticesi ve mahkemece resen göz önünde bulundurulacak sebeplerle haksız ve yersiz bu davanın esastan reddini istemiştir.
Davalılardan ... vekili; davacıya 15.12.2017 tarihinde cerrahi tedavi önerildiğini, kendisinin kabul etmesi üzerine gerekli hazırlıklar ve tetkikler yapılarak cerrahi müdahale yapıldığını, davacının şikayetlerine ilişkin tüm muayene, tedavi ve operasyonda davalı doktora yüklenebilecek bir kusur veya ihmalin olmadığını, tedavi sonrası süreçte davacıda ortaya çıkan bir rahatsızlık, bedensel çalışma gücü kaybı veya azalması durumu varsa bile bu durumun doktor hatası, ihmali veya yanlış tedavi ile doğrudan veya dolaylı ilişkilendirilebilecek bir durum olmadığını, mahkemece davacının Adli Tıp Kurumunda muayenesinin yaptırılarak rahatsızlığın olup olmadığı, varsa da buna sebep olan veya olabilecek hususların detaylı olarak araştırılması gerektiğini belirterek haksız ve yersiz bu davanın esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre tedavi evraklarının getirtilerek ATK'den alınan raporda, lomber mikrocerrahi ile diskektomi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, bu tip ameliyatlarda her türlü dikkat ve özene rağmen rezidül disk parçalarının olabileceği, bunun komplikasyon olarak değerlendirildiği, hekimin yaptığı kontrollerden önce medikal tedavi ile mevcut şikayetlerin giderilebileceği, ancak bunun yeterli iyilik sağlanmaması sonucu 3 hafta sonra çekilen kontrol MR tetkikinde rezidüel disk tespit etmesi ve hastaya yatış önermesinin biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, tüm bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, Dr. ...’nun uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceğinin belirtildiği, rapora itiraz üzerine ATK 7. İhtisas Kurulundan alınan raporda, ilk rapordaki hususlar tekrarlanmakla Dr. ... ve Dr. ...ın uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten Çorum Özel Hastanesi ve Özel ...Hastanesi idaresinin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığının bildirildiği, davacı vekilinin talebi üzerine üniversitelerin dava konusu ile ilgili anabilim dalında uzman bilirkişi heyetinden aldırılan raporda, her iki hekimin de gelişen komplikasyonları yönetirken izledikleri yol, yöntem ve uygulamaların, nöroşirürji pratiklerinde yeri olan doğru ve uygun uygulamalar olduğu, Op. Dr. ... ve Op. Dr. ...'in muayene, tedavi ve operasyonlarında taraflarına yüklenebilecek bir kusur veya ihmal söz konusu olmayıp belirtilen tedavi sürecine ilişkin tüm işlemlerin tıp biliminin gereklerine, ilme, fenne uygun olarak yapıldığı kanaatinde olduklarını bildirdikleri, alınan raporlarda davalı doktorun yapmış olduğu ameliyatta tıbben hata olmadığının belirtildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; davacının ameliyat sonra bel ve ayak ağrıları geçmek bir yana giderek arttığını, bu şiddetli ağrıları kesmek amacıyla davalı Dr. ...'nun ilaç reçete ettiğini, bunlara ilaveten de içeriği ve etkisi bilinmeyen birtakım ilaçları elden verdiğini, reçete suretlerinin ilgili eczaneden istenmesine rağmen verilmediğini, akabinde taraflarınca reçete ile ilgili bilgiye ulaşmalarının kısıtlandığını, müvekkilinin ameliyat sonrası artan şikayetlerini davalı Dr. ...'ya bildirdiğinde, davalının bu tip ameliyatlardan sonra iyileşme sürecinin biraz zaman alabileceğini, bu nedenle herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek olmadığını belirttiğini, davalı Dr. ...'nun hastasını yanlış yönlendirerek verdiği uyuşturucu nitelikteki ilaçlarla hastanın ağrılarını dindirmeye çalışarak yaptığı yanlışlığın üzerini kapatmak istediğini, müvekkilinin bir süre iyileşmeyi beklediğini, ancak ameliyattan yaklaşık 3 hafta geçmesine rağmen iyileşmek bir yana ağrılarının artarak devam etmesi nedeniyle davalı doktor haricindeki başka doktorlara da muayene olmak zorunda kaldığını, müvekkilinin son çare olarak İstanbul'da bulunan davalı Özel ...Hastanesine başvurduğunu, davalı ...'a muayene olduktan ve gerekli tetkikler yapıldıktan sonra yeniden ameliyat edilmesi gerektiğinin kendisine anlatıldığını ve müvekkilinin ilk ameliyatından 25 gün gibi kısa bir süre sonra 09.01.2018 tarihinde Özel ...Hastanesinde tekrar operasyon geçirdiğini, ilk ameliyatta bir tedavi yapılmadığını, halk arasında "açma-kapama" denilen ameliyat yapıldığını söyleyen ...'ın müvekkilini ameliyat etmek istediğini, yeniden ameliyat olmak zorunda kalmasının kendisini gerek maddi yönden gerekse manevi yönden yıpratıcı bir sürece sürüklediğini, ikinci ameliyat sonrasında müvekkilinin daha da elzem bir durumla karşı karşıya kaldığını, henüz iyileşmemiş ameliyat yarasına gerekli hijyenik önlemler alınmayarak ve olası riskler göz ardı edilerek yapılan ikinci müdahale nedeniyle, müvekkilinin bünyesinde ve yara bölgesinde sürekli artan bir enfeksiyona sebebiyet verildiğini, müvekkilinin kan zehirlenmesi olarak tabir edilen septik şokla karşılaştığını, şikayetlerinin arttığını, yüksek olan CRP değerlerinin düşürülemediğini, müvekkilinin bel ve ayak ağrıları tam anlamıyla düzelmediği gibi hayatının alt üst olduğunu, bu sorun nedeniyle Avustralya'ya dönmesinden sonra günlerce hastanede yatan müvekkilinin işinden ayrılmak zorunda kaldığını, anne ve eşine karşı ailevi sorumluluklarını yerine getiremeyecek duruma düştüğünü, taraflarınca sunulan uzman mütaalası ve...hastanesi raporlarının mahiyetinin bilirkişi incelemesi olduğunu ve ilk derece mahkemesinin kararının dayanağı olan 10.03.2022 tarihli bilirkişi raporu ve diğer raporlarla çelişkili olduğunu, bilirkişi raporunda 43 yaşındaki müvekkilinin yanlış tıbbi uygulamalar mevcut değil ise hangi sebeple iş göremez duruma düştüğüne dair açıklamalar bulunmadığını, bu konudaki çelişkinin giderilmesi adına farklı bilirkişi ve üniversite hastaneleri dahil hastanelerden rapor alınması gerektiğini, 10.03.2022 tarihli 65 sayfalık bilirkişi heyeti raporunun tamamının davadaki tüm belgelerin kopyalanıp yapıştırılmasından ibaret olduğunu, raporda gerekçelendirme inceleme olmadığını, Yargıtay'ın genelde bu konuda Üniversite Hastanelerinden oluşturulan bir heyetin rapor vermesini gerekli gördüğünü belirterek yerel mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yerel mahkemenin 04.10.2018 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararı gereğince ... ile Özel ...Hastanesi aleyhine açılmış davaların HMK'nun 167'nci maddesi gereğince tefrikine ve ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verildiğinin görüldüğü, dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, birbirini teyit eder nitelikteki ATK Raporları ile Bilirkişi Heyet Raporuna ve dairemizce de benimsenen gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, birbirini teyit eder nitelikteki hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yeterli açıklıkta bulunduğu, bu nedenle inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf taleplerini tekrarlayarak, ameliyattan sonra yara enfeksiyonu ve interspace enfeksiyon gerçekleştiğini, bu nedenle hastanın hala yaşadığı ülkede paranteral antibiyotik tedavisi gördüğünü ve yatağa bağımlı olup işine dönemediğini, hatalı bir ameliyattan 10-15 gün gibi kısa bir süre sonra düzeltmeye yönelik ikinci bir ameliyat sonrası enfeksiyon gelişme riski önceki ameliyata göre çok daha fazla olduğu için hastanın şikayetleri tamamen geçse bile hastanın hemen taburcu edilmemesi gerektiğini, ağızdan verilecek bir ilaç ile kesinlikle yetinilmemesinin gerektiğini, hastaya 15.12.2017 tarihinde düzeltme ameliyatı yapan, ancak ameliyat sonrası enfeksiyon riskine karşı ciddi bir önlem almadan hastayı ameliyatın ertesi günü taburcu eden İstanbul Özel ...Hastanesi beyin ve sinir cerrahisi uzmanı Op.Dr.M. ...'ın kusurlu olduğunu, raporlarda müvekkilin sakatlığının sebebinin açıklanmadığını, ikinci ameliyatın gerekliliğinin dayanak ve gerekçesinin gösterilmediğini, taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli düşünce içermeyen davaya konu olayla ilgili alanında uzman ve akademik kariyere sahip olmayan kişilerce hazırlanmış bir rapor olan 10.03.2022 tarihli bilirkişi raporunun mütaalasına dayanılarak hüküm kurulamayacağını, Üniversite hastanelerinin doktorlarından oluşan heyete rapor tanzim ettirilmek üzere bilirkişi raporu alınmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1- Davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.)
2- Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 400 üncü maddesi). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
3- Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK'nın 510 uncu maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
3.Değerlendirme
Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle diğer davalı doktor ve hastane yönünden açılmış davanın tefrik edilmiş olmasına, dosya kapsamında alınan birbiriyle uyumlu bilirkişi raporlarında dava konusu olayda davalı hastane ve doktora atfı kabil bir kusurun olmadığının tespit edilmiş olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/1636 E., 2023/5115 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun'un 167 nci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri, 362 inci maddenin birinci fıkrası (f) bendi, 389 uncu maddesi, 4721 sayılı Kanun'un 1 inci, 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü madd
2. Hukuk Dairesi 2023/1636 E. , 2023/5115 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1204 E., 2022/2513 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 19. Aile Mahkemesi
SAYISI : 2019/668 E., 2021/789 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
... kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde; erkeğin, evlilik birliğinin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmekten kaçındığını, sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, güven sarsıcı tavır ve davranışlar sergilediğini, ekonomik ve psikolojik şiddet uyguladığını kadına yönelik “Aslı kadın mı, kadının lafı mı dinlenir, ben istediğimi yaparım…”,"senden maddî manevî desteğimi çekerim”,“ seni ilgilendirmez" , " o zaman ben gidip başkasıyla yatayım, Aslı’da gidip başkasıyla yatsın, bakalım sorun kimde" şeklindeki sözler söyleyerek, başka kadınlarla ilişki kurarak kadının kişilik haklarına saldırdığını, ailesinin evlilik birlikteliğine müdahalesine ses çıkarmadığını iddia ederek tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, çocuk yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile kadın yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına ve 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini, Akbank... Şubesindeki müşterek hesap ve hesaplardaki paranın davalı tarafından tek başına çekilmesine yada bu miktar üzerinde tek başına tasarrufta bulunulmasını engellemeye yönelik olarak tedbir kararı verilmesine, erkek adına kayıtlı 06 DG 0237 plakalı aracın üçüncü kişilere devir ve temlikinin engellenmesine yönelik, kaydına tedbir konulmasına mal rejimi tasfiyesine yönelik taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı- davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacı kadının iddialarının asılsız ve gerçek dışı olduğunu evlilik birlikteliğinin sarsılmasında kadının ağır kusurlu olduğunu, müvekkiline karşı öfkeli ve kindar olduğunu, maddîyatçı yaklaşımlarının olduğunu ve müvekkilinin gücünün üstünde taleplerinin olduğunu, cinsel sorunlarının olduğunu, evlilik birliğindeki tüm bu sorunların üzerine kadının müşterek evi terk ederek evlilik birliğinin devamını sağlamak için çabalamadığını iddia ederek kadının davasının reddini istemiş, karşı davasının kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesine, çocuk için aylık 1.000,00TL tedbir ve iştirak nafakası ile 300.000,00 TL maddî, 300.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin kadına karşı ilgisiz olduğu, sadakatsizlik ve güven sarsıcı davranış kabul edilebilecek şekilde başka kadınlarla sık sık ve samimi ilişkiler kurduğu, aile içi özel hayatına dair sorunları, davacı kadının kök ailesini de rencide edecek şekilde hoyratça uluorta anlattığı, süreklilik arzedecek şekilde kadını ailesine bıraktığı, ekonomik olarak davacı kadının ihtiyaçlarını karşılayamadığı, kadının ise erkeğe dominant şekilde sert davrandığı, erkeğin başkaları yanında rencide olmasına sebep olduğu evlilik birlikteliğinin sona ermesinde erkeğin kadına göre çok daha ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile asıl dava ve karşı davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, pedagog, psikolog, sosyal hizmet uzmanından alınan raporlarda ileri sürülen görüş, müşterek çocuğun yaşı, anne şefkatine muhtaç oluşu, üstün menfaati dikkate alınarak ortak çocuk Tuğra Karataş'ın velâyetinin anneye verilmesine, çocuk ile baba arasında mahkeme kararında yazıldığı şekilde kişisel ilişki kurulmasına, çocuk yararına aylık 500,00 TL tedbir 700,00TL iştirak nafakasına kadın yararına aylık 600,00 TL tedbir ve 600,00 TL yoksulluk nafakasına ve kadın yararına 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata, erkeğin ağır kusurlu olması nedeniyle tazminat taleplerinin reddine, kadının mal rejimi tasfiyesine yönelik taleplerinin tefrikine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. ... kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı- davacı erkeğin tam kusurlu olduğunu beyan ederek erkeğin boşanma davasının kabulü, kusur tespiti ile tazminatların ve nafakaların miktarlarına yönelik İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının gerekçesiz ve hukuki delillere dayanmaktan yoksun olduğunu, kusur tespitinin yanlış yapıldığını, kadının evi terk ederek evlilik birlikteliğinin devamını sağlamadığını, cinsellik üzerine alınan raporun gerçek dışı beyanlara dayandığını beyan ederek kusur tespiti, kadın lehine hükmolunan tazminatlar ve nafakalar, banka mevduatları üzerine konulan tedbir kararı kendisinin tazminat taleplerinin reddi ile velâyete yönelik olarak İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davaların esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplanıp değerlendirildiği, delillerin takdirinde yanlışlık yapılmadığı, usulü işlemlerin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununa (6100 sayılı Kanun) uygun olarak yerine getirildiği, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur durumlarına (kusur tespitine) ilişkin yapılan değerlendirme, davalı-davacı erkeğin boşanma davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmesinde, çocuğun üstün yararı gereği çocuğun velâyetinin anneye verilmesinde, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına hükmolunan maddî ve manevî tazminat miktarının hakkaniyete uygun olduğu, ... kadının çalıştığı zamanlarda asgari ücret düzeyinde bir geliri var ise de; asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunmasının yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmediği ,davalı- davacı erkeğin asgari ücretin üzerinde bir gelirinin olduğu,boşanmaya neden olan olaylarda ağır kusurlu olmayan ... kadın yararına lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesinde, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, paranın alım gücü, günün ekonomik koşulları, kadının zorunlu ihtiyaçları, tarafların yaşları, evliliğin süresi ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, hükmedilen nafakanın miktarında, velâyeti anneye verilen ortak çocuk için iştirak nafakasına hükmedilmesinde, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, paranın alım gücü, günün ekonomik koşulları, müşterek çocuğun ihtiyaçları ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde, hükmedilen nafakanın miktarında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu anlaşılan erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. ... kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf kanun yolu itirazlarını aynen tekrar ederek kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, kabul edilen tazminatların ve nafakaların miktarı yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf kanun yolu itirazlarını aynen tekrar ederek kararın gerekçesiz ve hukuki delillere dayanmaktan yoksun olduğunu, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; nafaka ve tazminatların kabulü, kusur belirlemesi, banka hesaplarına konulan tedbir, velâyet, erkeğin tazminat taleplerinin reddi yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, erkeğin boşanma davasının kabulü, erkeğin tazminat taleplerinin reddinin doğru olup olmadığı, kadının boşanmakla yoksulluğa düşüp düşmediği ve kadın ve çocuklar lehine hükmedilen nafakaların ve kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat ile miktarının hakkaniyete uygun olup olmadığı, evlilik birlikteliği içerisinde alınmış taşınır ve taşınmazlara konulan tedbir kararı ve velâyet noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 167 nci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri, 362 inci maddenin birinci fıkrası (f) bendi, 389 uncu maddesi, 4721 sayılı Kanun'un 1 inci, 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesi, 175 inci maddesi, 182 nci, 327 nci, 328 inci, 330 uncu, 335 inci vd. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle İlk Derece Mahkemesince 27.06.2021 tarihli tensip zaptı ile taraflar adına Akbank... Şubesindeki müşterek hesap ve hesaplardaki paranın tek başına çekilmesine ya da bu miktar üzerinde tek başına tasarrufta bulunulmasını engellemeye yönelik olarak verilen tedbir kararının, davacı - davalı kadın vekilinin dava dilekçesi ile talep ettiği mal rejimi ve eşya alacağı davası ile birlikte değerlendirildiği ve tedbir kararının, mal rejimi ve eşya alacağı dosyası ile birlikte tefrik edildiğinin anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup, taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına mahkeme nasıl karar verebilir?
A) Sadece talep üzerine
B) Sadece resen
C) Talep üzerine veya resen
D) Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla
E) Karar veremez, davalar birlikte görülmek zorundadır.