6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 169

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 169. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 169- (1) Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir. (2) İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur. İsticvap olunacak kişilerin belirlenmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

32 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2014/12760 E., 2014/14269 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi
Öte yandan zor ve tehditle senet imzalatıldığı iddiası HMK 209 kapsamında bir sahtelik iddiası değildir. O halde mahkemece borca itirazın İİK'nın 169/a maddesi uyarınca incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir.
12. Hukuk Dairesi         2014/12760 E.  ,  2014/14269 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 23/01/2014 NUMARASI : 2013/1216-2014/45 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Sahtelik iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene (yazıda sahtelik) dayanması halinde Dairemiz, İcra Ve İflas Kanunu'nda bir düzenleme bulunmadığından HMK'nun 209. maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken, daha sonra içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki sahtelik iddiasının borca itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK'nun 169/a maddesinde düzenlenmiş olması nedeniyle, HMK'nun 209. maddesinin bu yönden de uygulama yerinin olmadığı görüşü benimsenmiştir. Somut olayda borçlunun icra mahkemesine başvurarak, takibe konu senetlerin cebir ve tehditle tanzim edildiğini ve borçlu olmadığını, bu nedenle soruşturma başlatıldığını belirterek borca itiraz ettiği ve takibin iptalini istediği, mahkemece HMK'nun 209. maddesi gereğince sahtecilik iddiası sonuçlanıncaya kadar borçlu hakkındaki takibin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. Borçlu, senetlerin cebir ve tehdit yoluyla elde edildiğini açık bir şekilde ifade etmiş olup, borçlu tarafından yapılan bu itiraz, borca itiraz niteliğindedir. Bu itirazın incelenmesi İİK'nun 169 ve 169/a maddelerinde özel olarak düzenlendiğinden, HMK'nun 209. maddesi uygulanamaz. Öte yandan zor ve tehditle senet imzalatıldığı iddiası HMK 209 kapsamında bir sahtelik iddiası değildir. O halde mahkemece borca itirazın İİK'nın 169/a maddesi uyarınca incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.05.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi. Karşı Oy Yazısı: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.12.1982 günlü 1982/4 Es. ve 1982/4 Ka. sayılı kararına göre ''Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 142. maddesi hükmüne göre, mahkemelerin görevleri kanunla düzenlenir. Öte yandan, 5 Aralık 1977 tarihli, 4/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere,mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup kıyas veya yorum ile genişletilmesi yahut değiştirilmeleri mümkün bulunmamaktadır.Şayet kanunda açıklık yoksa,görev genel mahkemelere aittir.'' Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2014 tarihli 2013/12-1310 Es. ve 2014/532 Ka. sayılı ilamına göre icra mahkemesinin yetkisi sınırlıdır. TC. Anayasası'nın 6. maddesine göre ''Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.'', 36. maddesine göre; ''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'', 37. maddesine göre; ''Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.'', 142. madesine göre; ''Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.'' Hükümlerinin mahiyeti itibariyle herkese veya her olaya uygulanması mümkün olan kanunlara genel kanun, belli kişilere veya belli olaylara uygulanan kanunlara ise özel kanun denilmektedir. İcra ve İflas Kanunu özel, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ise genel kanundur. Kambiyo senetlerinde İİK.'nun 169/a maddesi gereğince dar yetkili icra mahkemesi imza inkarı dışındaki sahtecilik iddiasını inceleyemez. Çünkü bu maddede incelenebilecek itiraz sebepleri; a)İtfa, b)İmhal, c)Zamanaşımı ve d) İmzaya itiraz olmak üzere sınırlı olarak sayılmıştır. Senette sahtecilik iddiasını inceleme görevi genel yetkili mahkemelere aittir.İmza itirazı da borca iitrazdır. Yasa koyucu imza itirazının inceleme şeklini ayrıntılı olarak İİK.'nun 170.maddesinde düzenlediği halde sahtecilik itirazının incelenme şeklini İİK.'nda düzenlememiştir. Yasa koyucunun böyle bir iradesi olsa idi sahtecilik itirazının incelenme şeklini de belirlerdi. Takip hukukunda düzenlenmeyen bir konuda yorum yolu ile icra mahkemelerinin görevli olunduğunu söylemek Anayasa'ya, İİK.'nuna ve İçtihadı birleştirme kararına açıkça aykırılık oluşturmaktadır. İcra ve İflas Kanunu icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin, bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise anılan kanuna aykırılık teşkil etmemek koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Sahtelik iddiasının imza inkarı dışında bir nedene dayanması durumunda İcra ve İflas Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmadığından sorunun çözümü için 6100 Sayılı HMK. nun 209.maddesinin uygulanması gerekeceğinden bu maddenin amir hükmü gereğince icra takibi olduğu yerde durur. Bunun için sahtelik iddiasının ileri sürüldüğü mahkemece ayrıca tedbir kararı verilmesi gerekmez. Borçlu tarafından icra dairesine başvurulması halinde icra müdürlüğünce anılan madde uyarınca sahtelik davası sonuna kadar icra takibinin durdurulması gerekir. İcra müdürünün kararının taraflarca İİK.nun 16/2.maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabileceği tabidir. Öte yandan borçlu tarafından doğrudan icra mahkemesine başvurulmasına da yasal engel olmadığından hakim, 6100 Sayılı HMK.nun 209/1.maddesini re’sen nazara almalıdır. Pek tabidir ki mahkemece sahtelik iddiasının imza inkarı dışındaki bir nedene dayandığının belirlenmesi halinde takip hukukunun özelliği ve acele karar verilmesi gerekliliğinin bir sonucu olarak, sahtelik davası bekletici mesele yapılmadan, sahtelik davasında karar verilinceye kadar icra takibinin durdurulmasına karar verilmesi gerekir. Yukarda belirttiğim gerekçelerle çoğunluğun görüşünün icra mahkemelerinin görev alanını yorum yolu ile genişletecek şekilde olduğu, bu görüşün Anayasaya, HMK.'ya, İİK.'na, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun kararına ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararına aykırı olduğunu düşündüğüm için takip hukukunda HMK.'nun 209/1. maddesinin uygulanmayacağına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Somut olayda; borçlunun takibe konulan senetlerdeki imzanın cebir ve şiddet kullanılarak attırıldığını iddia ettği görülmüştür. Dairemizin isrikrar kazanmış uygulamalarına göre; Senedin takibe konulduğu tarih iribarı ile yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK.nun 690. maddesinin göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı Kanun'un 592. maddesi uyarınca, tamamen doldurulmamış olan bononun tedavüle çıkarılırken doldurulması mümkün olup, bunun anlaşmalara aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması halinde geçerlilik kazanması mümkündür. Somut olayda takip dayanağı bononun tanzim ve vade tarihlerinde her hangi bir tahrifat iddiası mevcut değildir. Bu kısımların anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu, İİK.nun 169/a-1.maddesinde belirtilen nitelikte yazılı bir belge ile ispatlanmalıdır. Bu durumda, borçlu, bononun boş kısımlarının anlaşmaya aykırı doldurulduğuna ilişkin iddiasını, takip dayanağı bonoya açıkça atıf yapılan İİK. nun I69/a-1.maddesinde belirtilen nitelikte yazılı bir belge ile ispat edemediğinden, mahkemece, şikayetin reddi yerine olayda uygulama yeri bulunmayan yazılı gerekçe ile kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup kararın bu gerekçe ile bozulması gerekir.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2023/14610 E., 2023/20220 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 169 uncu maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
9. Hukuk Dairesi         2023/14610 E.  ,  2023/20220 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1563 E., 2023/856 K. DAVA TARİHİ : 19.11.2015 KARAR : Davalının istinaf başvurusunun esastan reddi, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile davanın kısmen kabulü TEMYİZ EDENLER : Taraf vekilleri İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/750 E., 2021/116 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddi, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1998 yılı ve 2015 yılı Nisan ayı arasında davalı işverene ait Hastanede çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak ve ayrıca 2011 yılından itibaren Başhekim yardımcısı olarak çalıştığını, davalı işyerinde her anlamda bağlı şekilde bir iş sözleşmesine dayalı olarak çalıştığı hâlde davalı resmî yükümlülüklerden kurtulmak için bazı dönemlerde davacıdan hizmet satın almış gibi gösterdiğini, fazla çalışma, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödenmediğini, işverenlikçe ödenmesi gereken Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) primi ve vergi gibi ödemelerin müvekkiline yaptırıldığını, bu nedenlerle müvekkilinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, cumartesi çalışması, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yoğun bakım, poliklinik hak ediş ücretleri ve diğer SGK hak ediş ücretlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunarak davacı ile üç farklı dönemde çalıştıklarını, 01.03.1999-05.12.2001 tarihleri arasında işyerinde SGK'ya tâbi bağlı hekim olarak çalıştığını, davacının bu dönem sonunda kendi muayenehanesini açacağını belirterek istifa etmek suretiyle iş sözleşmesini feshettiğini, tüm ücret ve yasal haklarının eksiksiz ödendiğini, 05.12.2001-08.08.2005 tarihleri arasında davacının bağımsız çalıştığını, bu dönemde kendisinden hizmet alımı yapılmadığını, 08.08.2005-01.05.2012 tarihleri arasında davacıdan hizmet alımı yapıldığını, kendisinin vergi mükellefi olup müvekkili Hastaneye sözleşmeli hekim olarak hizmet sunduğunu ve Başhekim yardımcılığı görevini yaptığı bu dönemde kendisine kestiği serbest meslek makbuzları karşılığı ödeme yapıldığını, 01.05.2012-06.04.2015 tarihleri arasında davacının müvekkiline bağlı hekim olarak görev yaptığını, bu dönem ücretinin aylık brüt 7.809,50 TL olduğunu, daha iyi şartlarda iş bulduğunu beyan ederek 06.04.2015 tarihinde istifa ettiğini ve 08.04.2015 tarihinde bir başka özel hastanede işbaşı yaptığını ve davacının alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının hizmet döküm cetveli, tanık anlatımları dikkate alındığında davalı nezdinde 01.03.1999-05.12.2001 ve 08.08.2005-06.04.2015 tarihleri arasında iki dönem hâlinde çalıştığı, davacının yapmış olduğu meslek itibarıyla sabit ücret + poliklinik ve yoğun bakım hastalarına ilişkin hak ediş ücreti ile çalıştığı, davacının sunduğu muavin kayıtları ile bordroların uyumlu olduğu, bordro bedellerinin davacının banka hesabına ödendiği, davacının sabit ücretinin brüt 7.809,50 TL olduğu, davacıya son bir yılda ödenen hak ediş ücretinin ise brüt 26.991,58 TL olduğu, 2015 yılı Ocak, Şubat, Mart ayı hak ediş ücretlerinin ödenmediği, davacının ödenmeyen alacakları olduğundan iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, ödenmeyen yıllık izin ücreti bulunduğu, fazla çalışma, cumartesi çalışması ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunmadığı, davacının diğer taleplerinin varlığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davacının ücretinin hatalı belirlendiğini, SGK ve vergi alacağı taleplerini atiye bırakmış olmalarına rağmen davalı tarafa muvafakatleri olup olmadığı sorulmadan doğrudan taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığını ispatladığını, tanıkları M.A'nın dinlenmemesinin hukuki dinlenilme haklarının ihlali olduğunu, icap nöbetlerine katılmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince yeterinde inceleme yapılmadığını, davalı Şirket yetkilisinin isticvap edilerek dinlenmesi gerektiğini belirterek davanın kabulüne karar verilmesi istemiyle istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; sahte belgelere itibar edilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının ücretinin SGK kayıtlarında yer alan brüt 7.809,50 TL olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince fahiş miktar belirlendiğini, daha iyi şartlarda iş bulan davacının iş sözleşmesini tek taraflı ve haksız olarak feshettiğini ve kıdem tazminatına hak kazanmadığını, davacının istifa ile sonuçlanan 1999-2001 dönemi için kıdem birleştirilmesi yapılmasının isabetli olmadığını, davacıdan hizmet alım yapılan dönemin kıdemine ilave edilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının kıdeme esas hizmet süresinin iki dönem çalışması bileştirilerek 12 yıl 5 ay 3 gün olarak tespit edilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu, ödenmeyen işçilik alacakları için iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, davacının kendisine verilen kesin süreye rağmen bu süre içinde tanık bildirmediği, fazla çalışma yaptığını ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığını ispatlayamadığı, davacının hangi konuda isticvap edilmesini talep ettiği hususunda somut bir açıklama yapmadığı, dosya kapsamı ile de davalı Şirket yetkilisinin isticvabını gerektirir bir hususun bulunmadığı, istinaf aşamasında davalı tarafın davacının SGK ve vergi alacağı talepleri yönünden davayı atiye bırakmasına muvafakati olduğunu bildirdiği, muavin defter kayıtları ile davalı Şirketin resmî kayıtları birbiri ile örtüşmese de, dosyaya sunulan muavin defter kayıtlarının bir muhasebe programından çıkarıldığının anlaşıldığı, ücret bordroları ile tahakkuk edilen asgari geçim indirimi dâhil ücretlerin tutarının davacı tarafından sunulan muavin defter kaydında 02.02.2015 tarihinde "... 2015 Hak Ediş ödeme Garanti" açıklamasıyla 5.729,12 TL'lik ücret ödemesinin borç kaydına işlendiği ve yine bu ücret ödemesinin dışında ücretini aşacak şekilde "avans ücreti" açıklamasıyla ödemelerinin yapılmış olduğunun tespit edildiği, bu kapsamda davalı tanığının işyerinde ücretine ilave olarak hak ediş ücreti aldığına dair beyanı da dikkate alındığında davacının ücretinin bir kısmının banka kanalı ile ödendiği ve bir kısmının hak edişleri dâhil elden ödendiği, davacının davalı işyerinde aylık temel ücret + hak ediş ücret ile çalıştığı, dosyada yapılan emsal ücret araştırma sonucuna göre gerek Türk Tabipler Birliği yazısında bildirilen ücret gerekse Tabip Odasından bildirilen ücretin davacının bordroda görülen ücretin üzerinde olması da göz önüne alındığında sabit net ücretinin 11.061,75 TL olduğu ve davacıya garanti ücrete ilave olarak poliklinik ve yoğun bakım hastalarına ilişkin gerçekleşen toplam ciro üzerinden belli bir oranda hak ediş ücreti verildiği buna göre davacının ücretinin net 29.705,35 TL olarak kabul edilmesi gerektiği gerekçeleriyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddi, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki belirttiği ve Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilmeyen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; hizmet süresinin ve ücret miktarının tespiti ile buna bağlı olarak alacaklarının hesaplanması, iş sözleşmesinin davalı işverence kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde son bulup bulmadığı, fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı, davalı Şirket yetkilisinin isticvabının gerekli olup olmadığı hususlarındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 169 uncu maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 401 inci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (f) alt bendi ile 24, 32, 37, 41, 44, 47 ve 63 üncü maddeleri ve aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle ileri sürülen temyiz sebeplerine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında davacının aylık sabit ücretinin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının sabit ücret + hak ediş ücreti alarak çalıştığını, 31.03.2015 tarihi itibarıyla de hak ettiği ücretin 30.156,00 TL olduğunu ileri sürmüş ise de, bu tutarın ne kadarının sabit ücret olduğu hususunda beyanda bulunmamış ve sabit ücretinin miktarına ilişkin delil sunmamıştır. 6098 sayılı Kanun'un 401 inci maddesinde işverenin işçiye, taraflar arasında ücret ile ilgili sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Bu husus taraflar arasında ücret kararlaştırılmamış olması hâli için geçerlidir. Somut olayda yapılan açıklamalar ışığında davacı taraf aylık sabit ücrete yönelik iddiasını ispatlayamamıştır. Bu hâlde davacının aylık sabit ücret miktarını ispata yönelik tanık anlatımı veya başka bir delil bulunmadığı hâlde salt emsal ücret araştırması dikkate alınarak aylık sabit ücretin belirlenmesi hatalı olmuştur. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince davacının aylık sabit ücretinin imzalı bordroda belirtilen miktar olduğuna ilişkin kabulü yerinde olmasına karşın Bölge Adliye Mahkemesince davacının aylık sabit ücretinin yanılgılı değerlendirmeyle emsal ücret dikkate alınarak tespit edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.12.2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Uyuşmazlık konusu, davacının işçilik alacaklarının hesabında esas alınması gereken aylık ücret miktarının tesbitinde emsal ücret araştırmasının yapılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir. İş sözleşmesinin tarafları görünüşte bir ücret belirlemiş olabilirler ancak bu ücret tarafların arasında kararlaştırdıkları gerçek ücret olmayabilir. Uygulamada bazen taraflar arasında kararlaştırıldıkları gerçek ücret (örneğin SGK primlerini veya vergiyi daha az ödemek amacıyla) bordroya yansıtılmamakta, daha düşük (örneğin asgari ücret) gösterilmektedir. Bu gibi durumlarda hâkim tarafından gerçek ücretin saptanması yoluna gidilmelidir. İş sözleşmesinin tarafları arasında ücret miktarı konusunda çıkabilecek ihtilaflarda gerçek ücretin her türlü delille ispatı mümkündür. Aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, tanık beyanları gibi delillerle işçinin imzasını taşıyan ücret bordrolarında veya iş sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek ücret olmadığı kanıtlanabilir. Ücretin mevcut delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi mümkün bulunmayan kimi durumlarda yapılacak iş, hizmet süresi ve diğer belirleyici özellikler göz önünde tutularak ve ayrıca ilgili meslek örgütlerinden sorulmak suretiyle ücret belirlenebilir. Meslek örgütlerince bildirilen ücret miktarları tarafları ve mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmayıp diğer bilgi ve belgelerle de desteklenmelidir. Tanık beyanlarının da davacının ücretini belirleme noktasında yeterli olmaması durumunda Mahkemece emsal ücret araştırması yapılması gerekir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı yahut işçinin gerçek ücret miktarı konusunda ihtilaf oluştuğu hâllerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek ünvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak emsal ücret araştırması yapılmak suretiyle belirlenebilir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.01.2019 tarihli ve 2017/10563 Esas, 2019/103 Karar sayılı ve 18.10.2022 tarihli ve 2022/10050 Esas, 2022/12768 Karar sayılı kararlar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.12.2022 tarihli ve 2022/9-105 Esas, 2022/1751 Karar sayılı kararı). Somut dava konusu olayda; davacı İstanbul’da özel bir hastanede Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor olarak 1998-2015 arası fiilen 12 yıldan fazla süreyle çalışmıştır. Davacı sabit ücret ve hak edişlerle birlikte toplam 30.156,00 TL ücretle çalıştığını iddia etmiştir. Davalı ise davacının en son 7.809,50 TL brüt aylık ücretle çalıştığını savunmuştur. Davacı, dosyaya sunduğu delil listesinde delil olarak ücret araştırmasına da dayanmıştır. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında emsal ücret araştırması yapılmış olup Türk Tabipler Birliği yazısında asgari ücretin aylık 11.061,75 TL olduğunu, İstanbul Tabip Odası da 11.000,00- 16.000,00 TL aralığında seyrettiğini bildirmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının aylık net ücreti imzalı bordrolardaki ücreti kabul edilmiştir. Taraflar arasında ücretin ihtilaflı olması nedeniyle ve davalı tarafça dosyaya sunulan bordrolardaki ücretin davacının gerçek ücretini yansıtmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince davacının sabit aylık ücretinin 11.061,75 TL olduğu kabul edilerek yeniden hüküm kurulmuştur. Davacının görevi, davalı işyerinin niteliği ve işyerinin özellikleri, davacının bu işyerindeki çalışma süresi ve en son çalıştığı tarih, yapılan emsal ücret araştırması sonuçları dikkate alındığında; davalı tarafça dosyaya sunulan ücret bordrolarında gösterilen ücretin gerçeği yansıtmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesinin emsal ücret araştırması sonucu Türk Tabipler Birliğince bildirilen asgari ücret esas alınarak kurduğu hükmün mevcut delil durumuna göre dosya kapsamına uygun olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmamaktayım.
19. Hukuk Dairesi, 2017/3385 E., 2019/777 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
arı davacıya teslim ettiğini savunduğu davacının ise fatura konusu malları almadığını savunduğu, bu yönden dinlenen davalı tanıklarının, davacı ile 2008-2010 yıllarında çalıştıklarını, ürünleri kendilerinin teslim ettiğini beyan ettikleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 169 maddesine göre davacı şirket yetkilisinin isticvap edildiği, davacı şirket yetkilisinin davalıdan mal aldıklarını
19. Hukuk Dairesi         2017/3385 E.  ,  2019/777 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilâmda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - KARAR - Davacı vekili, davalının davacı aleyhine başlattığı cari hesap alacağı açıklamalı icra takibinden davacının henüz haberdar olduğunu, davacının davalıya herhangi bir borcunun ve sözkonusu cari hesaba dair hesap mutabakatının da olmadığını, davacıya yönelik herhangi bir ihtar olmamasına rağmen takip talebinde faiz istenildiğini, faiz talep edilebilmesi için temerrüde düşürülmenin gerektiğini belirterek davacının davalıya icra dosyasında borçlu olmadığının tespitine, icra dosyasına ödenen paraların tahsil tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte tahsiline, davalının kötüniyet tazminatına mahkûmiyetine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasında deri ticareti olduğu, davalı tarafından davacıya deri emtiasının satıldığı ve teslim edildiği, davacının teslim aldığı emtia konusu malların bedelini ödemediği, davalının alacağının fatura, irsaliye, ticari defter ve her türlü delille sabit olduğu, davanın davalının alacağını geciktirmek maksadıyla kötüniyetli açıldığı savunmasıyla davanın reddi ile icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının fatura konusu malları davacıya teslim ettiğini savunduğu davacının ise fatura konusu malları almadığını savunduğu, bu yönden dinlenen davalı tanıklarının, davacı ile 2008-2010 yıllarında çalıştıklarını, ürünleri kendilerinin teslim ettiğini beyan ettikleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 169 maddesine göre davacı şirket yetkilisinin isticvap edildiği, davacı şirket yetkilisinin davalıdan mal aldıklarını bir kısım malların gelmediğini, gelmeyen mallardan dolayı para talep edildiğini, faturaları görmediğini, teslim ettikleri kişiyi tanımadığını açıkladığı, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında davacı şirket yetkilisinin anlatımı da dikkate alınarak ticari ilişki bulunduğu, böylece mal teslim edilmediğini ispat yükünün davacıya geçtiği, davalı tarafından sunulan irsaliye ve fatura konusu malın davacıya teslim edilmediğinin kanıtlanamadığı, bu bağlamda davalı defterlerinde kayıtlı bulunan 7.372,18 TL'den sorumlu olduğu anlaşıldığından davanın ve kötüniyet tazminatının reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, cari hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik yapılan icra takibinden dolayı borçlu bulunmadığının tespiti talebine ilişkindir. Davacı, isticvabında davalı tarafından gönderilen bir kısım malların teslim alındığını, ancak davaya konu malların teslim alınmadığını belirtmiştir. Davalı tarafından, dosyaya sunulan, davacı tarafından teslim alınmadığı belirtilen mallara ilişkin, sevk irsaliyesi altında isim ve imza bulunmaktadır. Mahkemece bu kişinin davacının çalışanı olmadığı SGK kayıtlarında tespit edildiği belirtilmiş ise de ülkemizdeki sigortasız çalışmanın yaygın olduğu gözetilerek bu konuda öncelikle davacı asilin isticvabı sağlanarak sevk irsaliyesinde ismi bulunan kişinin davacının çalışanı olup olmadığının sorulması, yine bu kişinin davacıya ait işyerinde sigortasız işçi olarak çalışıp çalışmadığı konusunda davalı delilleri de sorularak gerektiğinde sevk irsaliyesinde adı bulunan İsmail Genç’in çağrılarak davacıya ait işyerinde çalışıp çalışmadığı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahmemece eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2016/23632 E., 2018/11039 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTüketici Mahkemesi
tam metni aç
HMK’nın 169/2. maddesinde “İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.” şeklinde isticvap edilebilecek hususlar düzenlenmiştir.
13. Hukuk Dairesi         2016/23632 E.  ,  2018/11039 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı; davalının ... komisyoncusu olduğunu, davalı ile 21/04/2015 tarihli tellallık sözleşmesi imzaladığını, BK 405/1. maddesi uyarınca tellalın verdiği hizmete ilişkin ücrete hak kazanabilmesi için alıcı ile satıcı arasındaki satış sözleşmesinin gerçekleşmiş olması ve taşınmaz maliki ile alıcıyı bir araya getirerek sözleşmenin kurulmasına aracılık etmesi gerektiğini, ... komisyoncusu ile yaptığı sözleşme gereği davalıya 5.000,00-TL hizmet bedeli ödediğini, ancak sözleşme edimlerinin davalı tarafından yerine getirilmediğini belirterek sözleşmenin feshi ile ödediği 5.000,00-TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevap vermemiştir. Mahkemece, davacının davasının kabulü ile, taraflar arasındaki sözleşmenin iptaline, davacının sözleşme uyarınca ödediği 5.000,00-TL bedelin davalıdan alınarak davacıya iadesine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, ... komisyon sözleşmesi nedeniyle davalıya ödenen hizmet bedelinin iadesi talebine ilişkindir. Davalı, cevap vermemiş ve duruşmalara katılmadığından davacının iddialarını inkar etmiş sayılmaktadır. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır. Bir başka deyişle taraflar arasında akdi ilişkinin varlığının ispat edilmesi ve sözleşmenin tarafları arasında yargılamanın sürdürülmesi esastır. Taraflar arasında 21.04.2015 tarihli "Mülk Sahibi ile Alıcı Arasında Gayrimenkulün Satışına Aracılık Yapıldığına Dair Komisyon Akdi ve Alım ve Satıma İlişkin Olarak Taraflar Arasında Cayma Akçesinin Verilmesine Dair Akid" başlıklı sözleşmenin imzalandığını, sözleşme gereğince davalının edimini yerine getirmediğini beyan ederek ödenen hizmet bedelinin iadesini davacı talep etmekte ise de, davalı cevap vermeyerek aralarındaki bu ilişkiyi ve tüm vakıaları inkar etmiş sayılmaktadır. Öncelikle sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığı ve sözleşmeye hukuki değer atfedilip edilmeyeceği hususu tartışılmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Bu incelemenin davalının isticvabı suretiyle yapılması zorunlu bulunmaktadır. İsticvap, 6100 sayılı HMK'nın 169. (1086 sayılı HUMK'nun 230) ve devamı maddelerinde açıkça düzenlenmiş olup, mahkeme kendiliğinden veya talep üzerine, taraflardan birini davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulanan hususlar hakkında dinleyebilir. İsticvap, bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemi olarak tanımlanmaktadır. İsticvap, bizzat taraf davet edilmek suretiyle yapılır ve usulüne uygun davetiyeye rağmen taraf isticvap için mahkemeye gelmezse isticvap edilen vakıa ikrar edilmiş sayılır. HMK’nın 169/2. maddesinde “İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.” şeklinde isticvap edilebilecek hususlar düzenlenmiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece davalı adına çıkartılan isticvap davetiyesine “Davacı tarafın taşınmazı satın almadığı halde ödemede bulunduğu, ancak bu ödemenin haksız bir şeklide iade edilmediği iddiasından dolayı mahkememize açıklayıcı beyanda bulunmanız, herhangi bir beyanda bulunmadığınız takdirde davacı tarafın haklı olduğundan bu paranın iadesine karar verilebileceği hususunda İSTİCVAP DAVETİYESİDİR.” şeklinde ihtarın yazıldığı anlaşılmaktadır. Oysa ki, davanın esası hakkında ihsası rey oluşturacak şekilde davalının isticvap edilmesi mümkün olmayıp yalnızca davacı tarafın delil olarak dayandığı 21.04.2015 tarihli sözleşmeye geçerlilik atfedilip edilmeyeceği konusunda az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davalı isticvap edilebilir O halde mahkemece yapılacak iş; davalı asılın HMK 169 ve devamı madde hükümleri gereği isticvap edilerek davacı tarafın dayandığı 21.04.2015 tarihli sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığı belirlenmeli, sözleşmenin hukuken geçerli olduğuna ulaşıldığında işin esasına girilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmadan, hukuki yanılgıya düşülerek hükme varılması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/11/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/9653 E., 2017/12063 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
sayılı dilekçe altındaki imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği ve mahkemenin imza incelemesi yapmadığı anlaşılmakla, söz konusu dilekçede bulunan imzanın davalıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için mahkemece 6100 sayılı HMK'nun 169.vd. maddelerinde düzenlenen isticvap hükümlerine göre tekrar isticvap edilerek imza örnekleri alınarak, toplanmış diğer imza örnekleriyl
3. Hukuk Dairesi         2017/9653 E.  ,  2017/12063 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; borçlu davalının müvekkili şirketin elektrik abonesi olup, ödenmeyen elektrik borcunun tahsili amacıyla, davalı hakkında icra takibi yapıldığını, vaki itiraz nedeniyle takibin durdurulduğunu, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı borçlunun icra-inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı; müvekkilinin 1981 yılından beri ...'de yaşadığını, abonelik sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olmadığını, imza incelemesi yapılabileceğini, davalının davacı kuruma 19950 nolu abonelikten dolayı borcu bulunmadığı için icra takibine yapılan itirazın haksız olmadığını, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı tarafa abonelik sözleşmesi aslını dosyaya ibraz için kesin süre verilmesine rağmen davacı tarafça abonelik sözleşmesi aslı ibraz edilememiş olduğu ve davacının davasının sübut bulmadığı, davalının kötü niyet tazminatı talebinin ise davacının kötü niyetli olarak takip yaptığının davalı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 28/05/2014 tarihli ve 2014/1212 Esas, 2014/8405 Karar sayılı ilamı ile hükmün " ... davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile ... davalı tarafından verildiği ileri sürülen aboneliğin iptaline ilişkin 25.04.2003 tarih ve 5626 sayılı dilekçedeki imzanın davalıya ait olup olmadığının tesbiti amacıyla, davalı isticvap edilmek suretiyle bu husus açıklığa kavuşturularak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyan mahkemece; isticvap ile 25.04.2003 tarih ve 5626 sayılı dilekçe için beyanı alınan davalının sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6100 sayılı HMK.'nun 211. maddesinde “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Davalının 01.10.2015 tarihli celsede 25.04.2003 tarih ve 5626 sayılı dilekçe altındaki imzanın kendisine ait olmadığını beyan ettiği ve mahkemenin imza incelemesi yapmadığı anlaşılmakla, söz konusu dilekçede bulunan imzanın davalıya ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için mahkemece 6100 sayılı HMK'nun 169.vd. maddelerinde düzenlenen isticvap hükümlerine göre tekrar isticvap edilerek imza örnekleri alınarak, toplanmış diğer imza örnekleriyle birlikte imzanın davalıya ait olup olmadığının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesi gerekir. Bu durumda, mahkemece yukarıda açıklanan yasal düzenleme uyarınca 25.04.2003 tarih ve 5626 sayılı dilekçedeki imzanın davalıya ait olup olmadığı hususunda araştırma ve inceleme yapılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken noksan araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

İsticvap ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) İsticvap bir delil türüdür.
B) İsticvap sadece tarafın talebiyle yapılır.
C) İsticvap olunan kişi vekilini gönderebilir.
D) İsticvap davanın temelini oluşturan vakıalar hakkında olur.
E) Tüzel kişiler isticvap edilemez.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol