Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 187- (1) İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.
(2) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.
İkrar
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
31 karar eşleşti
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 187
Hukuk Genel Kurulu 2012/13-152 E. , 2012/381 K.
* SATIN ALINAN DAİRENİN AYIPLI TESLİMİ
* AÇIK AYIP
* GİZLİ AYIP
* AYIP İHBARI
* TAZMİNAT DAVASI
* İSPAT YÜKÜ
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 198
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 207
* BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 231
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 187
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 190
* TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN(MÜLGA) (4077) Madde 4
* TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN(MÜLGA) (4077) Madde 30
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen 31.12.2009 gün ve 2008/175 E., 2009/1001 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı vekili ve fer’i müdahil tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.09.2010 gün ve 2010/7131-11942 sayılı ilamı ile;
(…Davacı, davalı TOKİ vekili T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Galleria şubesi ile 27/07/2006 tarihinde imzaladıkları gayrimenkul satış sözleşmesi ile “İstanbul Halkalı Toplu Konut Projesinden” İstanbul Küçükçekmece/ Halkalı, … nolu daireyi satın aldığını, teslimden önce düzenlenen taşınmaz tespit föyü ile dairede ayıplar ve eksikler tespit edildiğini, sözlü olarak TOKİ ve yüklenici firma yetkililerine söylendiği halde bu ayıpların ve eksiklerin giderilmediğini, dairede başkaca gizli ayıplar ve eksiklerin de bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, satım tarihindeki KDV, komisyon ve BSMV dahil dairenin ayıpsız toplam değerinden % 30 indirilerek, indirilen miktarın satım sözleşmesinin kurulmuş olduğu tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, KDV’nin ödendiği 10.10.2007 tarihi ile dairenin teslim edildiği 15.11.2007 tarihleri arasında 1 ay 5 günlük kira bedeli ve günlük aidat bedeli olmak üzere toplam 886,50-TL zararın ise dava tarihinden itibaren işleyecek Avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, bu olmadığı takdirde vade farkıyla birlikte KDV, komisyon ve BSMV dahil dava tarihi itibari ile dairenin ulaşmış olduğu ayıpsız değerden % 30 indirilerek indirilecek miktarın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TOKİ, sorumluluğun yüklenici firmaya ait olduğunu, ayıp ihbar mükellefiyetinin yerine getirilmediğini, iddia edilen ayıpların basit onarım ile giderilebilecek nitelikte olduğunu, dairenin TSE standartlarına uygun imal edildiğini ileri sürerek davanın reddini dilemiştir.
Fer’i müdahil K. Konut ..Ltd. Şti, dairenin eksiksiz olarak teslim edildiğini ve yasal süresi içinde ayıp ihbarında bulunulmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi heyeti raporu ve ek raporları esas alınarak, davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile 22.545,80-TL’nin 5.000-TL’sinin dava tarihinden 17.545,89-TL’nin 01.06.2009 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalı Toki’den alınarak davacıya verilmesine, 886,50-TL’lik kira tazminatı ile ilgili davanın reddine karar verilmiş; hüküm davalı TOKİ ve fer’i müdahil K. Konut ..Ltd. Şti tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı TOKİ ve fer’i müdahil K. Konut Ltd. Şti’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, davacı tarafından satın alınan dairede mevcut ayıplar ve eksikler nedeniyle oluşan değer kaybının ödetilmesi talebine ilişkindir. Davalı, dairede ayıp bulunmadığını ve ayıp ihbarının süresinde yapılmadığını bildirerek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, bilirkişi heyetince düzenlenen rapor ve ek raporlar hükme esas alınarak, tespit edilen açık ve gizli ayıplar nedeniyle davacının satın aldığı dairede oluşan değer düşüklüğüne hükmedilmiştir. Davacının, davalıdan bir daire satın aldığı ve dairenin 12.01.2008 tarihinde davacıya teslim edildiği uyuşmazlık konusu değildir.
4077 sayılı Kanunun 4.maddesinin 2.fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Öyle olunca, 4077 sayılı TKHK’nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, Borçlar Kanunu’nun bu konudaki 198. maddesi uygulanacaktır. Borçlar Kanununun 198. maddesine göre, alıcı, teslim aldığı malı örf ve âdete göre, imkân hâsıl olur olmaz muayene etmek ve satıcının tekeffülü altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda adi bir muayene ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp mevcut olup da, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da derhal satıcıya ihbar etmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. BK’nun 198. maddesinde öngörülen süre içinde ihbar edilmeyen ayıplar için dava açılamaz.
Somut olayda, yargılama aşamasında alınan bilirkişi heyeti raporu ve ek raporlarında ayıpların bir kısmının açık, bir kısmının ise gizli olduğu bildirilmiştir.
Açık ayıplar yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Somut olayda davacı, dairede gördüğü açık ayıpları 15.11.2007 tarihli “Taşınmaz tespit föyü” ile tespit ettirmiş, ancak daha sonra 12.01.2008 tarihinde imzaladığı “Teslim tutanağı” ile daireyi oturmaya ve kullanmaya müsait bir durumda, eksiksiz ve kusursuz olarak teslim aldığını bildirmiştir. Davacının, teslimden sonra 30 gün içerisinde açık ayıplar yönünden herhangi bir ihbarda bulunmadığı ve ihbar koşulunun yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı, teslim edilen daireyi gözle görülebilen açık ayıpları ile birlikte kabul etmiş sayılır ve açık ayıplar yönünden bir talepte bulunamaz.
Kabule göre de, davacı tarafından taşınmaz tespit föyünde bildirilen ve dairede mevcut bulunan görünür (açık) ayıpların bir kısmının, bilirkişi heyeti rapor ve ek raporlarında gizli ayıp olarak nitelendirilmesi, yine daire duvarlarının eğri yapılmasının açık ayıp olmasına rağmen, gizli ayıp olarak kabul edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, mahkemenin hükmüne esas aldığı bilirkişi heyeti raporu ve ek raporları, hüküm kurmaya ve Yargıtay denetimine elverişli değildir. Öyle olunca, mahkemece yapılacak iş; yeniden uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleme yaptırılıp, davacı tarafından imzalanan taşınmaz tespit föyündeki ayıplı işlerin ve daire duvarlarındaki eğriliğin “açık ayıp” niteliğinde olduğu gözetilerek, bu davada talep edilen ayıplı işlerden hangilerinin açık ayıp, hangilerinin gizli ayıp niteliğinde olduğu ayrı ayrı belirlendikten sonra, açık ayıplar nedeniyle davalının sorumlu olmayacağı kabul edilerek, bu kalem istemler yönünden davanın reddine karar vermekten ibarettir. Mahkemece, bu hususlarda gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan, yazılı şekilde açık ayıplar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Gizli ayıplar yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davacı, 12.01.2008 tarihinde daireyi teslim almış, 01.04.2008 tarihinde açtığı bu dava ile ayıplı işler nedeniyle bedel indirimi istemiştir. Mahkemece, davacının gizli ayıpları dava tarihinde öğrendiği, gizli ayıbı daha önce öğrendiğinin ve BK. 198. maddesindeki mutad süre içerisinde öğrendiği halde bildirmediğinin davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. BK’nun 198.maddesi hükmü ile kendisine yüklenen “derhal ihbar” mükellefiyetini yerine getirip getirmediğini ispat yükü davacıdadır. Mahkemece, ispat yükü ters çevrilerek, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde öncelikle, BK. 198. maddesi gereğince, gizli ayıplar yönünden ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda tarafların delil ve karşı delilleri sorulmalı, toplanan delillere ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, bu konuda gerekli inceleme ve araştırma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…)gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı TOKİ vekili
Fer’i müdahil K. Konut Ltd. Şti. vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davacı tarafından satın alınan dairede mevcut ayıplar ve eksikler nedeniyle oluşan değer kaybının ödetilmesi talebine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Toplu Konut İdaresi Başkanlığını ile 27.07.2006 tarihinde imzaladığı Halkalı Toplu Konut projesi gayri menkul satış sözleşmesi ile henüz proje aşamasında bulunan İstanbul Küçükçekmece Halkalı 550 Adadaki C2-2 Blok 30 numaralı 132,17 metrekarelik daireyi satın aldığını, dairenin 15.11.2007 tarihinde teslim edildiğini, görünebilir eksikliklerin taşınmaz tespit föyü ile tespit edildiğinde tüm eksikliklerin giderileceğinin söylemesi üzerine aylık ödemelerimin de yüksek olması nedeniyle sözlerine güvenerek tam ve hasarsız teslim aldığına dair bir tutanak imzalamak zorunda kaldığını, ancak, tespit föyünde belirtilen eksiklikler giderilmediği gibi bilahare birçok eksiklikleri (gizli ayıp) daha tespit ettiğini belirterek 22.545,89TL ayıptan kaynaklı bedel farkının sözleşmenin kurulmuş olduğu 27/07/2006 tarihinden itibaren işleyecek avans(ticari) faizi ile birlikte ve kira kaybı nedeniyle de 886,50 YTL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TOKİ vekili, dava konusu dairenin yüklenici firma olan K. Konut İnşaat Ltd. Şti. tarafından imal edilmiş olduğunu, ayıpların davacı tarafından yasal süresinde ihbar edilmediğini, davacının 12.01.2008 tarihli tutanak ile daireyi eksiksiz teslim aldığını kabul ettiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İhbar edilen K. Konut Ltd. Şti. vekili, davacının dava dilekçesinde belirttiği eksikliklerin giderilmesinin her an mümkün olduğunu ve konutun hali hazırda kullanıma elverişli ve tüketicinin faydalanmasına hazır durumda olduğunu, davacının dava konusu yaptığı ve dilekçesinde belirttiği eksikliklerin 4077 sayılı yasanın 4. maddesinde tanımlanan ayıplı mal tanımına girmediğini, müvekkilinin sözleşme gereğince üstlendiği tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkilinin muhtelif defalar davacının iddia ettiği hususları gidermek için yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını, davacının davaya konu olan eksikliklerin giderilmesi için müvekkiline yazılı bir başvuru yapmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının 15.11.2007 tarihli teslim tutanağında açık ayıpları belirttiği, gizli ayıpları ise dava tarihinde öğrendiğini, gizli ayıbın daha önce öğrenildiği ve Borçlar Kanunu’nun 198. maddesindeki mutat süre içerisinde öğrendiği halde bildirmediği konusunun davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verdiği karar; Özel Daire’ce yukarıda metni aynen yazılı gerekçe ile bozulmuş; mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Mahkemece, kira alacağına ilişkin talep reddedilmiş ve bozma nedeni yapılmadığından kesinleşmiştir.
Direnme kararını davalı TOKİ vekili ve fer’i müdahil K. Konut Ltd. Şti. vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık:
1- Dosyada bulunan 15.11.2007 tarihli “Taşınmaz tespit föyü” ve 12.01.2008 tarihli “Teslim tutanağı” içerikleri ile tüm dosya kapsamına göre davacının davaya konu olan daireyi açık ayıplar ile kabul edip etmediği; burada varılacak sonuca göre açıp ayıplara ilişkin tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği,
2- Gizli ayıplar yönünden, BK’nun 198.maddesi hükmündeki “derhal ihbar” mükellefiyetinin yerine getirilip getirmediği hususunda ispat yükünün hangi yanda olduğu; burada varılacak sonuca göre yeni araştırma yapılamasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Davanın tüketici mahkemesinde açılmış olması, davacının tüketici olması ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a dayanarak talepte bulunmuş olması karşısında, olayın çözümünde 4077 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun” hükümlerinin uygulanacağında kuşku bulunmamaktadır.
Bu saptamada bulunduktan sonra, öncelikle, uyuşmazlığın temelinde yatan ayıp kavramı üzerinde durmakta yarar vardır;
Tüketici yasası ile ilgili ayıba ilişkin düzenleme, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinde yer almaktadır.
Anılan maddenin birinci fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir.” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.
Görüldüğü üzere; Borçlar Kanunun’daki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı Kanun’un 4.maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre; bir maldaki ayıp; satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir.
Ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olmasıdır.
Ayıp; maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir.
Maddi ayıp; bir malda madden hata bulunmasıdır. Ör: Malın yırtık, lekeli olması gibi,
Hukuki ayıp; malın kullanımının hukuken sınırlandırılmasıdır. Ör: Malın üzerinde takyitler bulunması gibi,
Ekonomik ayıp ise; malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Yukarıda da ayrıntısı ile açıklandığı üzere; malın ayıplı olması halinde taraflara ait hak ve yükümlülüklerin nelerden ibaret olduğu, 4822 sayılı Kanun’la değişik Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4.maddesinde düzenlenmiş; ayıbın gizli ya da açık olması halleri için ayrı başvuru süreleri getirilmiş; hatta ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmesi halinde zamanaşımı süresinden yararlanılamayacağı, açıkça ifade edilmiştir (Bkz. 818 sayılı BK. m.207/son; TBK. m. 231/son).
Buna göre; satılan maldaki ayıp açık ayıp niteliğinde ise, 4077 sayılı Kanun’un 4.maddesi uyarınca malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde; gizli ayıp niteliğinde ise, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra derhal (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede), ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama (vasat) bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınması, gerekmektedir.
Aynı maddenin 4.fıkrasında ise, konut satışlarında zamanaşımı süresi beş yıl olarak öngörülmüştür.
Maddeye göre, tüketici kendisine sağlanan mal ve hizmetle ilgili ayıplı olup olmama konusunda gerekli muayeneyi (denetimi) yapacak ve bu muayene sonucu, mal yada hizmetle ilgili saptadığı ayıpları, mal veya hizmetin sağlanmasından itibaren otuz gün içinde, kendisine mal yada hizmet sağlayan sözleşmenin tarafına bildirecektir; bu bildirim (ayıp ihbarı) ödevi ihmal edildiğinde, tüketici, ayıba dayalı yasal haklarını kaybedecektir. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 198/2’de ifade edildiği gibi, ayıp ihbarının yapılmaması, tüketicinin ifa konusu mal ya da hizmeti, bulunduğu hal üzere kabul ettiği sonucunu doğuracak ve bu yönde gerçekleşen varsayımın aksi, hiçbir suretle kanıtlanamayacaktır. Buradaki otuz günlük süre, hak düşümü süresidir; bu sürenin, zamanaşımı sürelerinde olduğu gibi durması ya da kesilmesi söz konusu olmayacağı gibi bu sürenin geçtiği hususunu da, hakim, re’sen dikkate alacaktır.
Hukukumuzda ayıp ihbarı kural olarak herhangi bir şekle tabi tutulmamış ve yasadaki ihbar süreleri asgari nitelikte olup, sözleşme ile tüketici lehine uzatılabilir. Ancak tüketici aleyhine kısaltılamaz.
Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir.
Her iki taraf da, ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise, bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.
İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise, yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır. İspat yükü, bu hal için önemlidir.
Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır(1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1).
Türk Medeni Kanunun 6. maddesin de, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Denilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190.maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Anılan madde de, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” Denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani, davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir.
Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse, davayı kaybeder. O taraf, davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Somut olay ele alındığında; davacı, davalılardan TOKİ’den 27.07.2006 tarihinde 550 ada C2-2 Blok 30 nolu bağımsız bölümü satın almıştır.
Davacının satın aldığı bağımsız bölümdeki eksik ve ayıplı işlerin taraflar arasında düzenlenen 15.11.2007 tarihli “Taşınmaz Tespit Föyü” başlıklı belgede tespit edildiği, daha sonra 12.01.2008 tarihinde bu belgenin üst kısmına davacı tarafından “dairemi eksiksiz teslim aldım” yazılarak imzalandığı; aynı tarihte yine taraflar arasında düzenlenen “Taşınmaz Teslim Tutanağı” başlıklı belgede ise, “…numaralı konutu yerinde görüp beğenerek, bitmiş durumu ile imza ettiğim gayrimenkul satış sözleşmesindeki esaslar dahilinde teslim aldım. Söz konusu konutun oturmaya ve kullanmaya müsait bir durumda, eksiksiz olduğunu ve görülen hiçbir kusurunun bulunmadığını, görüp tetkik ederek kabul ettiğimi beyan ederim…” şeklinde konutun ayıpsız ve eksiksiz bir halde davacı tarafından teslim alındığı kayıt altına alınmıştır.
Davalı taraf, davacı tarafından yasal sürede ayıp ihbarında bulunulmadığını savunduğundan, ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kanıtlanması halinde davacı lehine hak doğacağından, 6100 sayılı HMK’nun 190.maddesine göre ayıp ihbarının süresinde yapıldığını ispatlama yükü davacıya düşmektedir.
Davacının, açık ayıplar yönünden, teslim aldığı bağımsız bölüm nedeniyle, 4077 sayılı Kanun’un 4.maddesi gereğince malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde davalıya ayıp ihbarında bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir.
Öyle ise, davacının açık ayıplar yönünden istemde bulunmayacağına değinen bozma ilamı yerindedir.
Öte yandan, gizli ayıplar yönünden de, yukarıdaki ispat yükü ilkesi gereğince ayıp ihbarını süresinde yani “derhal” yerine getirdiğini davacının kanıtlaması gerekmektedir.
Hal böyle olunca, mahkemece, 818 sayılı BK.nun 198. maddesi gereğince, gizli ayıplar yönünden ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı hususunda tarafların delil ve karşı delilleri sorulmalı, toplanan delillere ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Bu nedenle usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalı TOKİ vekilinin ve fer’i müdahil K. Konut Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda yazılı ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2023/1814 E., 2024/2256 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 187 nci maddesi
3. Hukuk Dairesi 2023/1814 E. , 2024/2256 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2252 E., 2021/929 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/118 E., 2019/889 K.
Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı asil tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davacının kamu kurumunda çalışırken geçirdiği hastalık sonucu 18.08.2010 tarihinde geçici sakatlık, devamında 26.10.2013 tarihinde tam sakatlık yaşaması nedeniyle davalı Kurumdan 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat talebinde bulunduğunu, 5188 sayılı Yasa gereği nakdi tazminat ödenmesi ve aylık bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istediğini ancak talebinin reddedildiğini ileri sürerek, 2330, 4857, 5510 ve 5188 sayılı Kanunlar uyarınca davacının maddi alacaklarının tahsili ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davanın reddini dilemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Denizli 4. İş Mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yapılan yargılama sırasında aldırılan 11.07.2019 tarihli bilirkişi raporuyla davacının özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığı dönem için 5188 sayılı Kanun'un 15 inci maddesi kapsamında maddi tazminat taleplerini Denizli 1. İş Mahkemesinin 2013/407 E. sayılı dosyası ile de talep ettiği, maddi zarar tutarının ve kararın o dosyadaki talepler ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği; Adli Tıp Kurumu raporunda davacıda meydana gelen engellik durumunun meslek hastalığı olmadığı belirtildiğinden 2330 sayılı Kanun kapsamında illiyet bağının kurulmadığı, iş gücü kaybı oranı belirtilmediğinden 2330 sayılı Kanun gereği hesaplama yapılmadığı; 5510 sayılı Kanun kapsamındaki değerlendirmelerin ise Denizli 4. İş Mahkemesinin 2018/365 E. sayılı dosyası ile devam ettiği, davalının SGK olması sebebiyle davacının engellik durumuna göre ödemesi gereken bir tutarın da bulunmadığının tespit edildiğinin bildirildiği, bu haliyle talep edebileceği manevi tazminatı da olmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asil istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı asil; Denizli 1. İş Mahkemesinin 2013/407 E. sayılı dosyasında talebin bezdirme,yıldırma (mobbing) ve haksız fesih sebebiyle iş verene yöneltilmiş tazminat davası olup eldeki dava ile ilgisinin bulunmadığını, bu dosyadan tefrik edilen Denizli 4. İş Mahkemesinin kararını kaldıran Antalya BAM 9. Hukuk Dairesi ilamına aykırılık oluşturduğunu, Adli Tıp Kurumu raporuna göre meslek hastalığı olmaması ve illiyet bağı yokluğu gerekçesi ile ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 5188 ve 2330 sayılı Kanunlarda bu şekilde kısıtlayıcı hüküm bulunmadığını, yine dosyanın bilirkişiye sevk edilmeden önce iş gücü kaybı ve maluliyet oranının tespitine yönelik rapor alınması gerektiğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının Denizli 4. İş Mahkemesinin 2014/395 E. sayılı dosyası ile meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğinin tespiti ve gelir bağlanması 5188 ve 2330 sayılı Kanunlara göre maddi tazminat almaya hak kazandığının tespitine ilişkin dava açtığı, Mahkemece davanın reddine hükmedildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Antalya BAM 9. Hukuk Dairesinin 13.09.2018 tarihli ve 2018/610 E. - 1777 K. sayılı kararı ile işverenin de hasım gösterilmesi ve ayrıca 5188 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıkta iş mahkemesinin görevli olmadığı, genel mahkemenin görevli olduğu gerekçesi ile kararın kaldırıldığı, Mahkemenin sözü geçen talebi dosyadan ayırdığı ve 17.12.2018 tarihinde görevsizlik kararı verdiğinin anlaşıldığı, Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun Denizli 4. İş Mahkemesinin yukarıda bahsedilen dosyasına tanzim edilen 03.04.2017 tarihli raporda davalıdan "kısmı remisyonda bipolar bozukluk" arızası bulunduğu, anılan hastalığın 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği ek 2. bölümde belirtilen meslek hastalığı olmadığının bildirildiği, davacının asıl isteminin 5510 sayılı Kanun gereğince malulen emekliliği sağlamak olması, 5188 sayılı Kanun uyarınca tazminat istenmesi için görev sırasında fiili bir saldırı sonucunda yaralanılması veya malul kalması gerekmesine göre, Mahkemenin değerlendirmesi ve vardığı neticede istinaf nedenleri yönüyle usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı asıl; istinaf dilekçesindeki hususları tekrar ederek, kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 5188 sayılı ve 2330 sayılı Kanunlar uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 187 nci maddesi
3.Değerlendirme
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle yargılama aşamasında alınan ATK raporunda da tespit edildiği üzere, davacıya konulan bipolar bozukluk teşhisinin yukarıda yer verilen Kanunlar kapsamında meslek hastalığı sayılmadığının anlaşılmasına göre, davacı tarafın temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/392 E., 2024/802 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 187, 188, 189 ve 190 ıncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2024/392 E. , 2024/802 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1748 E., 2022/1441 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/263 E., 2020/409 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin Özel Sorgun Güven Hastanesi olarak halen Yozgat İli Sorgun İlçesinde faaliyet gösterdiğini, taraflar arasında sağlık hizmeti satım alım sözleşmesi yapıldığını, hizmet bedellerinin davalı Kurum tarafından sözleşme gereği ödendiğini, davacı şirketin Aralık 2017 dönemine ait hak edişlerinden Kurumun %28,3550 oranında ve 180.023,79 TL kesinti uygulaması yaptığını, kesintinin haksız olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bilirkişi tespitinden sonra arttırılmak üzere şimdilik 10.000 TL kesintinin iptaline ve davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 23.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 113.123,23 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, hastalara yeşil alandan fatura edilmek yerine kırmızı alan (acil hal) olarak işlem yapıldığı için hastalardan Kurum adına alınması gereken katılım payının alınmadığını, bu durumun Kurum adına zarar oluşturduğunu, kadın hastalıkları ve doğum bölümünden yapılan kesintilerin ana sebebinin hastaların şikâyetleri, muayene bulguları, tanılar ile örtüşmeyen tetkik ya da mükerrer sayıda tetkik yapılması olduğunu, çocuk sağlığı ve hastalıkları grubunda klinikle uyumsuz tetkik ve uygunsuz mükerrer sayıda antibiyotik kullanıldığının görüldüğünü, iç hastalıkları bölümünde yapılan kesintilerin ana sebebinin hastaların şikayetleri, muayene bulguları, tanıları, öncesinde yapılması gereken tetkiklerin yapılmaması, tetkiklerin gereğinden çok fazla istenmesi ve takip işlemleri ile istenen ileri tetkiklerin uyumlu olmaması olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; denetlenmeye elverişli bilirkişi heyet raporu, dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonrasında davacının davasının kabulü ile, 113.123,23 TL'nin 10.000 TL'sinin dava tarihinden 103.123,23 TL'sine ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı istinaf dilekçesinde; davalı Kurum tarafından yapılan tıbbi yönden uygunluk denetimi ve buna binaen yapılan hak edişten kesintilerin Danıştay kararlarına aykırılık teşkil ettiğini, tarafından yürütülen faaliyetlerin kamu hizmeti niteliğinde olduğunu, kesintiler ve bunlara ilişkin gerekçelerin hukuk devleti ilkesine aykırılık içerdiğini, davaya konu idari işlemin ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek, Mahkemenin kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın ve talebin tamamen kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili süre tutum dilekçesinde; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle istinaf olunan İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, yerinde bulunmayan bütün istinaf sebeplerinin reddi ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili istinaf dilekçesinde ileri sürmediği itirazları temyiz dilekçesinde ileri sürerek, Sağlık Uygulama Tebliği dikkate alındığında, hastaların acil servis başvuruları acil hal (kırmızı alan) kabul edilmemiş, ancak hastane bu tür hastaları yeşil alandan fatura edip bedelini almak yerine, kırmızı alandan fatura ederek daha fazla ücret talebine neden olduğu, bu nedenle de kesinti gerçekleştiği, bununla birlikte hastalara çok ciddi tanılar konulmasına rağmen reçete yazılmaması ve hastaların bu tanılarla gönderilmesi, sonrada hastaların bu tanılarla ilgili başka doktorlara başvurup tedavi almamaları nedeniyle kesintiler yapıldığı, hastalardan kurum adına alınması gereken katılım payının alınmadığını, kurum adına zarar oluştuğunu, Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde ayaktan ve yatan hasta grubuna ait yapılan kesintilerin ana sebebinin hastaların şikayetleri, muayene bulguları, tanılar ile örtüşmeyen tetkik ya da mükerrer sayıda tetkik yapılması olduğunu, yine Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları grubunda ayaktan ve yatan hasta gruplarında klinikle uyumsuz tetkik ve uygunsuz/mükerrer sayıda antibiyotik kullanıldığını, İç Hastalıkları bölümünden ayaktan ve yatan hasta gurubuna ait yapılan kesintilerin ana sebebinin hastaların şikayetleri, muayene bulguları, tanıları, öncesinde yapılması gereken tetkiklerin yapılmaması, tetkiklerin olması/yapılması gereğinden çok daha fazla istenmesi ve takip işlemleri ile istenen ileri tetkiklerin uyumlu olmaması sebebiyle dava konusu kesintilerin yapıldığını, yapılan işlemlerin haklı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı vekili, davada 180.023,79 TL üzerinden tam kabul kararı verilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, uygulanan haksız kesinti bedelinin davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı maddesi.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 187, 188, 189 ve 190 ıncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Dosyanın incelenmesinde; davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinde sadece süre tutum dilekçesi verdiği, daha sonra ise istinaf dilekçesi vermediği, temyiz aşamasında ileri sürülen itirazların da kamu düzeninden olmadığı anlaşıldığından, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen itirazların temyiz aşamasında dikkate alınmaması sebebiyle, davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü itirazların reddi gerekmektedir.
2. Davacı vekili, dava dilekçesinde dava değerini 10.000 TL olarak göstermiş, 23.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 113.123,23 TL'ye yükseltmiş olduğundan, Mahkemece ıslah edilen bedel üzerinden verilen tam kabul kararında usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerince ileri sürülen temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmektedir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/1730 E., 2024/5132 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/1730 E. , 2024/5132 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1618 Esas, 2022/1825 Karar
HÜKÜM : Yeniden hüküm kurulmak suretiyle dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/299 E., 2019/763 K.
Taraflar arasındaki munzam zararın tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın devraldığı dava dışı Egebank A.Ş.'ye 12.10.1999 tarihinde 65.350,00 TL yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatırılan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılması ile kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yapıldığının tespit edildiğini, müvekkillerinin İstanbul (kapatılan) 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 esasına kayden açtığı dava sonucu 14 yıl 7 ay 25 gün sonra, 06.06.2014 tarihinde alacağına kavuştuğunu, davacılar hakkına işletilen temerrüt faizinin 530.430,85 TL olduğunu, ancak davacıların 1999 tarihinde 65.350,00 TL ile Bursa ilinin gözde caddelerinden Fatih Sultan Mehmet Caddesinde 16 adet apartman dairesi alabilecek iken, şu an kendilerine ödenen 415.780,85 TL ile bunun mümkün olmadığı, enflasyonun varlığı ve iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebebin bulunmadığını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlunun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmesindeki kusur olduğunu, borçlunun ancak temerrüde düşmekte kusurunun olmadığını ispatla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalı bankanın geri ödemeyi geç yapmakta neden geç kaldığını gösteremeyeceğini, dolayısıyla zararının oluştuğunu, davalı banka yöneticileri tarafından davacıların banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıldığını, bu hususun kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğunu, munzam zarar koşullarının oluştuğunu, sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ekonomilerde para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinin alacaklıyı her zaman tazmini gereken zarar uğrattığını, temerrüt faizinin sadece ana paraya işletilerek hesap edildiğini, bileşik değil basit faize göre hesaplama yapıldığını, müvekkilleri davalı banka tarafından dolandırılmasaydı, banka hesaplarında bulunan paraya işletilen faiz tutarı tekrar ana paraya eklenerek ana para+ faiz tutarının toplamına yeniden faiz işletileceğini, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine, 5.000,00 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi ile davacı ...'a verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekili, 09.09.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 220.209,18 TL'nin 06.06.2014 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacılara miras payları oranında bölüştürülerek verilmesine;102.018,09 TL'nin ise 06.06.2014 tarihinden itibaren tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davacı ...'a verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde, hisse devir sözleşmesi gereği 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, zaman aşımı itirazlarının olduğunu, dava konusu olayda munzam zarar koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusurunun bulunduğunu, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbarı taleplerinin olduğunu, davacı taleplerinin yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Fer'i Müdahil TMSF vekili dilekçesinde; munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlamadığını, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Fer'i Müdahil OYAK vekili dilekçesinde; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı bankanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF'ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca karar verildiğini, bu davalarda TMSF borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF'ye tevcihi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı tarafın, muris ...'ın 12.10.1999 tarihinde Egebank A.Ş.'ye yatırdığı toplam 65.350,80 TL'nin usulsüz olarak off shore hesaplarına aktarıldığını, müteaddit başvuruya rağmen ödenmeyen paranın tahsili için davalı banka aleyhine ikame ettiği dava lehine sonuçlansa da söz konusu parayı ancak yatırılma tarihinden 15 yıl sonra ve sadece ana paraya işletilen temerrüt faizi ile birlikte tahsil edebildiğini, oysa enflasyon nedeniyle uğranılan zararın daha yüksek olduğunu bildirerek huzurdaki davayı açtığı, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamuca az veya çok herkes tarafından bilindiği, en önemlisi gerekli olduğu takdirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerektiği, -kararda belirtilen- emsal kararın da bu yönde olduğu, bu nedenlerle davacının munzam zarar tahsili talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kısmi dava açılmasının ve ıslah dilekçesi verilmesinin borçlunun temerrüt koşullarını değiştirmediğini, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte temerrüdün oluştuğunu, temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının temerrüt faizi yönünden kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın ıslahla arttırılan miktar yönünden zamanaşımına uğradığını, hükmün Off Shore davaları ile munzam zarar davalarındaki içtihatlara aykırı olduğunu, zararın ispatlanması gerektiğini, zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, müvekkilinin munzam zararın muhatabı olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir
3.Fer'i Müdahil TMSF vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın doğru olmadığını, munzam zarar adı altında bir farkın ortaya çıkmayacağını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, kusurunun olmadığını, davacının iddia ettiği zarar ve miktarı ispatlayamadığını, munzam zararın oluşmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacılar tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddianın, kendilerince satın alınabileceği düşünülen Bursa ilinde altı adet apartman dairesinin geç ödenen 415.780,85 TL ile satın alınmasının mümkün olmadığı, iadenin 14 yıl 7 ay boyunca gerçekleşmemesi için haklı ve makul sebeplerin olmadığı gerekçesi ile zararlarının oluştuğu olduğu, yani davacılar tarafından, Ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareket edildiği, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan bahisle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığının ileri sürüldüğü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacıların durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, burada kanıtlanacak olguların; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacıların şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu, davacılari taşınmazları satın alamamaları nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürmüş ise de davacılar tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun yasal çerçevede ispatlanmadığı, ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulüne dair kararın, somut olarak davacılar tarafından kendi durumlarına özgü şekilde ödenen para yanında temerrüt faizini aşan zarar olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; T.C. Merkez Bankasından, Türkiye İstatistik Kurumundan ve Borsa İstanbul A.Ş.'den bir takım ekonomik verilerin celbinin talep edildiği ve bu verilerin dava dosyasına girdiğini, ancak bu verilerin müvekkilinin alacağına kavuşamadığı sürede enflasyonun varlığını gösterip göstermediği yönünde bir değerlendirmede bulunulmadığını, İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 E. ve 2012/172 K. sayılı dosyasında müvekkilinin dolandırılıp dolandırılmadığı, 12.10.1999 tarihinde gerçekleştirdiği 65.350,00 TL bedelli bankacılık işleminin geçerli olup olmadığı, bu işlemin hangi şartlar altında gerçekleştiği hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. sayılı dosyasından verilen kesinleşmiş kararında izah edildiği gibi dolandırıcılık eylemini baştan beri bilen ve bu eylemin içine araç olarak katılan, eylemin gerçekleşmesi için personel dahil şubelerinin tüm imkanlarını seferber eden davalı bankanın müvekkilinin iradesini ortadan kaldırdığını, dolandırıcılık karşısında oluşan iradenin geçerli olmadığını, hukuka uygun şekilde iradesi oluşmayan müvekkilinin önlem almasının beklenemeyeceğini, dolandırıcılık karşısında mağdurların önlem almasını beklemenin dolandırıcılık eylemini meşru göstereceğini, Devlet iç borçlanma senetleri faizleri, TL ve dövize uygulanan faiz oranları, fiyat endeksleri ve altının değerinin 12.10.1999-06.06.12014 arası enflasyonu gösterdiğini, müvekkillerinin dayandığı fiili karine karşılığına denk gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi ispat yükü yer değiştireceğinden zarara uğranılmadığı ispat yükünün davalı bankaya geçmiş olacağını, bilirkişi raporunda müvekkillerinin munzam zararının olduğunun tespit edildiğini, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla bankaya başvurduğunu, müvekkilleri dolandırılmasaydı birikimlerini başka bir bankada değerlendireceğini, dolandırmasaydılar bahsedilen tarihler arasında enflasyonun varlığından etkilenmemek için gerekli tedbirleri almış olacaklarını, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlu'nun asıl borcun ödenmesinde temerrüde düşmekteki kusuru olduğunu, borçlunun ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu ispatlamakla sorumluluktan kurtulabileceğini, somut olayda davalının geri ödemeyi yapmakta neden geç kaldığını gösteremediğini, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre munzam zararın ayrıca ve özellikle ispatını beklemenin katı bir yorum olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.04.2019 tarihli ve 2018/1512 E., 2019/3201 K. sayılı ilamının da aynı yönde olduğunu, taşınmaz alım gücüne ilişkin hususun enflasyonun ve davacılar zararının bir göstergesi olduğunu, davanın tümden reddine karar verildiği halde davalı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi hükmüne dayalı olarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2. 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi,
3. 03.09.2022 tarihli ve 31942 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında, "Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
" düzenlemesine yer verilmiş olup, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde Asliye Mahkemelerinde görülen davalar için 9.200,00 TL ücret belirlenmiştir.
Somut olayda, talep olunan alacak hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı olup, davanın tümden reddine karar verildiğine göre, yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kısmen kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 3. maddesinde yer alan "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince kendisini vekille temsil eden davalı yararına 48.111,82 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine "Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği, kendisini vekille temsil eden davalı yararına 9.200,00 TL maktu vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava; 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının faizi aşan zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.
Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.
Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin ikinci fıkrasında herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde mahkemece davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğunun kabulü ile davacının munzam zarar talebinin değerlendirilmesi gerekir.
11. Hukuk Dairesi, 2021/6204 E., 2023/1610 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/2 maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
11. Hukuk Dairesi 2021/6204 E. , 2023/1610 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1800 Esas, 2021/953 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/313 E., 2019/272 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili, davalı vekili ve duruşma istemli olarak fer'i müdahil TMSF vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.03.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av...... ile davalı ...Ş. vekili Av. ..... ile fer'i müdahil TMSF vekili Av. .....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin, davalı bankanın devraldığı Egebank A.Ş.'ne 01.12.1999 tarihinde 12.000,00 TL, 21.12.1999 tarihinde ise 10.795,00 TL, yatırdığını, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/205 E. ve 2010/410 K. sayılı kararı ile yatınlan bu paraların banka yetkililerince bir havuz hesabına oradan da şirket grubuna aktarılmasını temin için kanuna karşı hile yoluyla havale görünümü altında dolandıncılık yaptıklarının tespit edildiğini, müvekkilinin de kapatılan İstanbul 44. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadan elde ettiği ilamı takibe koyarak alacağına 04.07.2014 tarihinde kavuştuğunu, böylece 12.000,00 TL'si îçin 61.079,51 TL temerrüt faizi ve 10,795 TL'si için de 54.317,74 TL temerrüt faizi tahsil ettiğini, müvekkilinin 1999 tarihinde 22.795,00 TL ile Eskişehir'in gözde caddelerinden Hastane caddesinde 4 adet apartman dairesi alabilecek iken şu an kendisine ödenen 138.192,25 TL ile bunun mümkün olmadığını, zira enflasyonun varlığından dolayı 14 yıl sonra zarar oluştuğundan bu davanın açılma gereğinin doğduğunu, ağır ceza mahkemesinin kararı ile davalı banka yönetiminin müvekkilini dolandırdığının kesinleşmiş bir husus olduğu, munzam zarar koşullarının oluştuğu ve temerrüt faizi basit faize göre hesaplanmakta iken, alacağın bir banka hesabına yatırılması halinde, gelen faizlerin de eklenmesi ile oluşacak tutara faiz işleyecek olduğunu, munzam zararın kısmi alacak davası ile tazmininin istenebileceğini, bu nedenlerle şimdilik 5.000,00 TL'sinin 05.06.2013 tarihinden, 5.000,00 TL'sinin ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte tahsiline ve yargılama giderlerinin bankaya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; hisse devir sözleşmesi gereğince 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden TMSF'nin sorumlu olduğundan müvekkili bankaya husumet yöneltilemeyeceğini, re'sen taraf değişikliği yapılması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zira talep edilen zararın ortaya konulmasını engelleyen hiçbir imkânsızlık ve belirsizlik bulunmadığını, talebin zaman aşımına uğradığını ve hak düşürücü sürelerin geçtiğini, off shore hesaplarına yatan paralara ilişkin olarak açılmış olan munzam zarar davasının müvekkili açısından reddedildiği ve Yargıtay tarafından da onandığını, davacının munzam zarar iddiasının afakî olduğunu, munzam zarar talebi koşullarının oluşmadığını, davacı talebinin dürüst davranma kuralına aykırı olduğunu, davacının müterafik kusuru bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, hisse devir sözleşmesi gereğince mahkemece re'sen taraf değişikliğine gidilmesine, davanın husumetten reddine, davanın OYAK ve TMSF'ye ihbar edilmesine, esas yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Ferî Müdahil TMSF vekili cevap dilekçesinde özetle: munzam zarar iddiasının somutlaştırılarak hesaplanabilir veriler ortaya konulması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, zaman aşımı ve hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, dava şartlarının bulunmadığını, davalı bankanın temerrüde düşmediğini, davacının iddia ettiği zarar ve miktarının kanıtlanamamış olduğunu, munzam zararın muhtemel kar ya da farz edilen gelir olmadığından zararın ortaya konulamadığını, faiz oranının vadesiz mevduat faizi olması gerektiğinden faiz talebinin yasaya aykırı olduğunu, benzer olaylar nedeniyle verilen emsal kararlarda davanın reddedildiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın usul ve esastan reddine, vekâlet ücreti ve yargılama masrafları ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Ferî Müdahil OYAK vekili cevap dilekçesinde özetle; 18.06.2007 tarihli sözleşme hükümlerinin müvekkili kurumu davalı yanın belirttiği şekilde taahhüt altına sokmadığını, huzurdaki uyuşmazlığın TMSF ye devrolan bankaların Off Shore hesapları nedeniyle zarara uğrayan mudilerin açtığı tazminat davası olduğunu ve bu konuda davalı banka aleyhinde onlarca davada karar verildiğini ve temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini, bu davalarda TMSF nin borcu üstlendiğini açıkça beyan ettiğinden borcu üstlenen sıfatıyla TMSF aleyhinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle davada husumetin asıl muhatap TMSF ye tevcih edilmesini ve davalı yanında ferii müdahil olarak davaya kabul edilmelerini talep ettiklerini, usul ve yasaya aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının biriktirdiği para karşılığı almayı düşündüğü evin fiyatlarının arttığı iddiasının munzam-aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği, somut ilişkinin davalı tarafından ihlali ile doğrudan bağlantı kurulamayan zararın, munzam-aşkın zarar olarak somut uyuşmazlık açısından hukuken geçerli kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin değerlendirilmediğini, dosya içerisinde bulunan devlet iç borçlanma senetleri faizlerinin, Türk parasına ve yabancı paraya uygulanan faiz oranları, fiyat endesksi ve altının değerleri 01.12.1999 - 04.07.2014 tarihleri arasında enflasyonun varlığını gösterdiğini, davacının dayandığı fiili karine temeline karşılık gelen enflasyon olgusu değerlendirilse idi zarara uğramadığının ispat yükünün davalı bankaya geçeceğini, bilirkişi raporunda tespit edilen 165.190,96 TL tutarlı munzam zarar tespiti karşısında davacının zararının olmadığını ifade etmenin hukuka aykırı olduğunu, banka yetkililerinin dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmesiyle zaten zarara uğradığını, davalı bankanın aracılığı ile davalı bankanın yönetimi tarafından davacının dolandırıldığının kesinleştiğini, dolandırılarak elde edilen paranın hangi sebeple olursa olsun iade edilmemesinin kusurlu olunduğunun açık göstergesi olduğunu, davacının birikimlerini değerlendirmek amacıyla zaten bir bankaya başvurduğunu, banka yetkilileri dolandırma suretiyle birikimlerini gasp etmeseydi bir başka bankaya veya başkaca tasarruf değerlendirme yollarına başvurarak birikimlerini değerlendireceğini, munzam zararın oluşmadığının söylenmesi ve buna yönelik özel bir ispat şartı aranmasının hem Hukuk Genel Kurulu'nun hem de Anayasa Mahkemesinin verdiği karara aykırılık teşkil ettiğini, ileri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının, davalı bankaya yatırdığı paranın iadesi gereken tarihten, mahkeme kararı ile parasını aldığı tarihe kadar geçen süre içinde ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle normal bir kişinin parasını atıl tutmayacağı, değerini korumak için girişimlerde bulunacağı, vadeli mevduata, dövize veya diğer yatırım araçlarına (altın, devlet tahvili gibi) yöneleceğinin karine olarak kabulü gerektiği, dosyada alınan bilirkişi raporları ile sepet formülüne göre munzam zarar hesabı yapılmış olduğundan bilirkişi raporunda tespit edilen munzam zarar miktarı yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi kanaatle davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalı vekili ve fer'i müdahil TMSF vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle özetle; 78.138,08 TL'ye 05.06.2013 tarihinden, 86.872,88 TL'ye ise 04.07.2014 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına hükmedilmesi gerekirken ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı banka vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayla birebir aynı olan davalarda munzam zararın ispat edilemediği gerekçesiyle ret kararı verildiğini, ret kararlarının onandığını, davacıya avans faiz oranları üzerinden faiz ödendiğini, davacının munzam zararı oluşmadığını, munzam zarar talep etme koşullarının da oluşmadığını, davalı bankanın kusuru bulunmadığını, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
3.Dahili davalı TMSF vekili temyiz dilekçesinde, munzam zarar hesabında enflasyonun olduğu ve olmadığı dönem şeklinde ayrım yapılarak karar verilmesi gerektiğini, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, zararın oluşmasında bankanın kusuru bulunmadığını, munzam zararın somut kanıtlarla ispatı gerektiğini, belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, faizle karşılanmayan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Dava, davalı ...Ş.'nin külli halefi olduğu Egebank A.Ş.’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak Off-Shore hesabına gönderildiği, gönderilen paranın mahkeme kararı ile davacı tarafından geri alındığı, dava ve icra takibi sonucu geçen süreçte davacı parasını temerrüt faizi ile tahsil etmişse de davacının tahsil ettiği paranın enflasyon karşısında eridiği, bu itibarla davacının temerrüt faizini aşan munzam zarara uğradığı iddiasına dayalı alacak davasıdır. Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Aşkın (munzam) zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla, alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu kapsamda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Davacı, dava dilekçesi ile bankaya yatırdığı parayı mahkeme kararı ve icra dosyası vasıtasıyla geç tahsil etmesi nedeniyle paranın enflasyon karşısında eridiğini ileri sürmüş olup, somut bir maddi zarara uğradığını ileri sürmemiş ve parasını geç tahsil ettiği için temerrüt faizini aşan somut bir maddi zarara uğradığını ispat edememiştir. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davacının başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ve fer’i müdahil TMSF vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekili ve fer'i müdahil vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ve fer'i müdahil TMSF'ye verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; 818 sayılı Borçlar Kanunu 122 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Kural olarak borçlu borcunu zamanında ödeseydi ödenen parayı davacı alacaklının somut bir yatırıma dönüştüreceği ileri sürüldüğü takdirde bu yatırımın yapılanmaması nedeniyle zararın oluştuğu iddiasını ispat yükü üzerinde olan davacı; somutlaştırdığı zararı ispatlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde bir somutlaştırma yapılıp ispat edilmemesine rağmen davacının faizi aşan bir zararının bulunmadığını kabul etmek özellikle yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybı gerçeği karşısında hakkaniyete uygun bir çözüm yöntemi olmaz. Çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince yüksek enflasyona bağlı olarak paranın alım gücünün düşmesi nedeniyle oluşan bir zararın varlığının da ayrıca kanıtlanması gerekmez.
Anayasa Mahkemesinin 2014/2267 başvuru numaralı 21.12.2017 sayılı kararında da yerel mahkemenin munzam zararının somutlaştırılıp kanıtlanamadığı yönündeki kararını onayan Yargıtay Özel Dairesinin kararı; Avrupa İnsan Hakları Mahkesi kararları da emsal gösterilerek yüksek enflasyonun alacağın değer kaybına uğradamadan ödenmesinde dikkate alınması gerektiğine işaret etmiştir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187/2 maddesinde herkesçe bilinen vakıaların ve ikrar edilmiş vakıaların ispatının gerekmediği belirtilmiştir.
İspat zorluğunun bulunduğu durumlarda dahi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 50 nci maddesi gereğince zararın hakim tarafından takdir edilmesi gerekmektedir. Hakim takdir hakkını kullanırken elbette dosyaya sunulu TCMB'nin değişik yatırım argümanlarına ilişkin verilerden yararlanması ve gerektiğinde bilirkişi raporu alması gerekmektedir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan ilkelere uygun olarak oluşturulan kararın onanması gerektiğinden aksi yöndeki çoğunluk bozma gerekçelerine katılmıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
HMK uyarınca, ispatın konusunu oluşturan vakıaların niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Tarafların üzerinde anlaşamadığı vakıalar olmalıdır.
B) Uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek vakıalar olmalıdır.
C) Çekişmeli sayılmayan vakıaların ispatı gerekmez.
D) Herkesçe bilinen vakıalar ispatın konusunu oluşturmaz.
E) İkrar edilmiş vakıalar, hakim tarafından resen araştırılması gereken vakıalardandır.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.