6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 191

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 191. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 191- (1) Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz. Kanunda düzenlenmemiş deliller

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/25 E., 2023/2717 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Kanun'un "Karşı ispat" başlıklı 191 inci maddesi şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2023/25 E.  ,  2023/2717 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2863 E., 2022/2624 K. DAVA TARİHİ : 08.03.2021 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 5. ... Mahkemesi SAYISI : 2021/190 E., 2022/32 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili Bedri'nin 15.12.2009, diğer davacı eşi Gülin'in ise 01.03.2013 tarihinden ... sözleşmelerinin haksız olarak feshedildiği 17.07.2018 tarihine kadar davalının sahibi olduğu eczanede çalıştıklarını, davalının eczane işyeri içerisinde çok pahalı ilaç ve ekipmanlar oluşu sebebiyle herhangi bir zarar oluşmasını teminat altına alacağından bahisle müvekkillerine 250.000,00 TL'lik bonoyu imzalattığını, müvekkillerinin miktarı yazılı fakat düzenleme ve vade tarihi boş olarak söz konusu bonoyu imzaladıklarını ve işvereni olan davalıya verdiklerini, davalının müvekkillerini işten çıkardığını, davacı ...'den "sizin hakkınızı yiyecek değilim, kaç yıldır beraberiz" diyerek istifa dilekçesi aldığını, aradan iki yıl geçtikten sonra müvekkillerinin evlerine gelen tebligat ile davalının karşılığı olmayan bu senetlerden bir tanesini icra takibine konu ettiğini öğrendiklerini ileri sürerek davalarının kabulü ile müvekkillerinin ... İcra Müdürlüğünün 2020/136979 Esas sayılı dosyasına konu edilen bono sebebiyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların davalı müvekkiline olan borçlarını ödememek için öncelikle ... 4. ... Mahkemesinin 2020/ 409 Esas, ... 5. ... Mahkemesinin 2020/784 Esas sayılı dosyalarındaki iddiaları ile dava açtıklarını, bu davalardaki istemlerinin dava konusu bonodaki borcun silinmesi amaçlı olduğunu, davacı ...' nin 17.07.2018 tarihinde, Gülin' in ise 31.10.2015 tarihinde işten ayrıldıklarını, dava konusu bononun düzenlenme tarihi itibarıyla davacı ...' in davalının çalışanı olmadığını, davalının eczanesi ile bir işçi işveren ilişkisinin olmadığını, davacı ...' nin 15.12.2019 tarihinde, Gülin' in ise 01.03.2013 tarihinde işe başladığını, farklı tarihlerde işe giren davacıların aynı tarihte işe girmiş gibi gösterilmek suretiyle işe girerken aynı anda aynı tarihte aynı bonoyu imzalamalarının mümkün olmadığını, dava konusu bononun bir teminat bonosu olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini ayrıca kötüniyetli dava nedeniyle takip konusu alacağın %20 oranında kötüniyet tazminatının davacılara ayrı ayrı yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacılar dava konusu bononun eczanedeki pahalı ekipman ve ilaçlar nedeniyle oluşabilecek zarara karşı teminat olarak düzenlenmiş olduğunu iddia etmiş iseler de 2012-2015 yıllarında aynı işverenlik bünyesinde çalışan davacı tanığı M.T. ile hâlen çalışmaya devam eden davalı tanığı Ö.A.'nın birbirlerini tamamlar ve doğrular nitelikteki beyanları ile davalı işverenlikte istihdam edilen çalışanlar yönüyle teminat senedi alınmasına yönelik bir uygulama olmadığı gibi yine davacı tanıklarının beyanları ile senedin ... sözleşmesinin sonlanması sürecinde tanzim edildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili; davacıların davalının işyerinde işçi olarak çalıştıklarını, takibe konu bononun işe giriş esnasında müvekkillerinden teminat amaçlı alındığını, hayatın olağan akışında hiçbir işverenin bir işçisine 250.000,00 TL'lik bir borç veremeyeceğini, bononun miktarının bile bunun bir borç ilişkisine dayanmadığını ispatlar nitelikte olduğunu, tanık beyanlarından davacı ...'in 2018 yılına kadar davalının yanında çalıştığının anlaşıldığını, ... 4. ... Mahkemesinin 2020/409 Esas sayılı dosyasında da davalı tanığı olarak bulunan Ö.A.'nın bunu doğruladığını, davacıların Eczanede çalıştıkları dönemlerde M.T ve Ö.A'nın kıdem olarak üstleri konumunda olduklarını, M.T. ve Ö.A. gibi çalışanların sorumluluğunun da davacılarda olduğunu, diğer çalışanlardan alınmayan teminat senedinin davacılardan alındığını, müvekkillerinden teminat senedi alınmasının bir diğer nedeninin de davacıların karı koca olması olduğunu, davalının tüm işleyişi bıraktığı davacıların ikisinin birden işten ayrılması durumunda mağdur olacağı düşüncesiyle de teminat senedini aldığını, kambiyo senetlerinin mücerret olduğunu, asıl ilişkiden bağımsız olarak hüküm ifade ettiği şeklindeki genel kaidenin işveren tarafından işçiden alınan senetler açısından geçerli olmadığını, işverenin işçiden aldığı teminat amaçlı bu senetlerin takibe konu edilmesi durumunda işverenin iddia ettiği zararını kanıtlaması gerektiğini, Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere zararın ve işçiden alacağın davalı işverence ispatlanması gerektiğini, davalı tarafın davacılara ne için borç verdiğini, bu borç miktarının ne için bu denli yüksek olduğunu ispatlayamadıklarını, tanık G.Ç.'nin senedin müvekkili ve eşinden zorla alındığını duyduğunu söylediğini, davalının davacılara borç vermesi durumunda müvekkilinin "bize zorla senet imzalattı" demeyeceğini, 2018 yılı Temmuz ayının müvekkillerinden ...'nın davalı tarafından işten çıkartıldığı tarih olduğunu, davalının işten çıkarttığı işçisinden bu tarihte borç verip karşılığında senet almayacağının açık olduğunu, tanık M.T.'nin ise "ben davalının yanında 2012 ile 2015 yılları arasında kesintili olarak çalıştım, ben davalının benim ayrılmamdan sonra davacılardan senet aldığını davacılardan öğrendim," dediğini, her iki tanığın da zorla senet alındığına yönelik beyanda bulunduklarını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların davalıya ait işyerinde teminat senedi alınması uygulaması olduğunu, takip konusu senedin teminat amaçlı alındığını ispatlayamadıklarının anlaşıldığı, sonuç olarak ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle oy çokluğu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi maddesi gereğince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; istinaf başvuru nedenlerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacıların bono sebebiyle davalıya borçlu olup olmadıklarının tespitine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "Menfi tesbit ve istirdat davaları" kenar başlıklı 72 nci maddesi şöyledir: Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur." 2. 6100 sayılı Kanun'un "İspat yükü" kenar başlıklı 190 ıncı maddesi şu şekildedir: "(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." 3. 6100 sayılı Kanun'un "Karşı ispat" başlıklı 191 inci maddesi şöyledir: "(1) Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz." 4. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 5. Dairemizin 01.11.2011 tarihli ve 2009/23053 Esas, 2011/42069 Karar sayılı ve 13.02.2012 tarihli ve 2009/40045 Esas ve 2013/3124 Karar sayılı kararları. 3. Değerlendirme 1. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davaya konu olan senedin teminat senedi olup olmadığı ve ispat yükü noktalarında toplanmaktadır. Menfi tespit davaları borçlunun borçlu olmadığını kanıtlamak amacıyla açılan bir dava türü olup bu dava türünün konularından biri de bedelsiz senetler, hatır senetleri, teminat senetleridir. 2. Çalışma ilişkilerinde işçilerin daha işe başlarken kendilerinden senet, ibraname ve istifa belgeleri alınması işverenlerce çok sık başvurulan bir uygulamadır. İşçinin zayıf durumda bulunması, ... talebi, ... dünyasının sosyal ve ekonomik yapısı gözönünde tutularak bu tür belgelerin değerlendirilmesi gerekir. İşveren ve işçi arasında senetle kurulacak bir ilişkiye kuşkuyla yaklaşmak gerekir. Kökleşmiş içtihatlarımız bu sebeple tanık deliline cevaz vermektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 25.07.2008 tarihli ve 2008/26781 Esas, 2008/22092 Karar; 1.5.2008 tarihli ve 2008/13255 Esas, 2008/10991 Karar sayılı kararlar). Kuşkusuz bu durumun kanıtlanması hâlinde bu şekilde alınan senet, teminat senedi niteliğinde sayılmalıdır. 3. Somut uyuşmazlıkta davacılar senedin kendilerinden teminat amaçlı alındığını iddia etmişlerdir. Öncelikle Derece Mahkemelerince, davacıların farklı tarihlerde işten ayrılmış olması sebebiyle senedin teminat senedi olarak alındığının ispatlanamadığı kabul edilmiş ise de davacıların aynı tarihte işten çıkartıldıkları davalı tanık beyanları ile de sabit olduğundan, bu kabul dosya kapsamıyla örtüşmemektedir. Senetle kurulan ilişkinin işçi ve işveren arasında ve yüksek bir miktar için olduğu, işçilerden hangi sebeple senet alındığının işyerinin diğer çalışanlarınca dahi bilinmediği, davalı bünyesinde çalışan davalı tanıklarının taraflar arasında ne şekilde bir alacak verecek meselesi olduğunu bilmediklerini ifade ettiği, davalı tarafça da senetle ilgili açıklama yapılmamış olduğu görülmektedir. 4. Diğer yandan ... İcra Müdürlüğünün 2020/136979 Esas sayılı dosyasına konu edilen bonoda malen veya nakten ibaresi bulunmamaktadır. İlgili Hukuk kısmının (5) numaralı paragrafında tarih ve sayılarına yer verilen Dairemiz kararlarında da açıklandığı üzere; işverence işçiden alınan teminat senetlerinde, işveren borç verdiğini iddia ediyorsa borcun kaynağını açıklamak ve miktarını ispat etmek zorundadır. Aksi hâlde teminat niteliğinde alınan senetler, işverenin alacağını veya zararını kanıtlamadığı sürece geçersiz sayılmalıdır. Ne var ki işbu davada davalı bu yöndeki ispat yükümünü yerine getirememiştir. Bir başka anlatımla davalı senedin borç karşılığı olduğunu iddia etmiş ise de alacağını ispat edemediğinden, davacıların senedin teminat senedi olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur. 5. Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, davacıların ... İcra Müdürlüğünün 2020/136979 Esas sayılı dosyasına konu edilen bono sebebiyle borçlu olmadıklarının kabulüyle sonuca gidilmesi yerine davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/7471 E., 2023/9650 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hüküm
10. Hukuk Dairesi         2023/7471 E.  ,  2023/9650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2214 E., 2023/797 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 37. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/216 E., 2021/270 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ile aylık bağlanmasına ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davacının eski eşi ... den Pendik 1. Asliye Mahkemesinin 2011/211 Esas sayılı dosyası ile boşandığını boşanma sonrası anne ve babası ile yaşamaya başladığını iki çocuğun velayetinin de davacıya verildiğini babasının 21.08.2013 de öldüğünü, 01.09.2013 tarihinden itibaren babasından yetim aylığı bağlandığını, Ağustos 2016 dan sonra aylığın kesildiğini, itirazının reddedildiğini, 24.06.2019 tarihli 45.400,64TL lik borç bildirim belgesinin gönderildiğini, davacının muvazaalı boşanmadığını eşi ile boşanma sonrası bir arada yaşamadığını iddianın ispat yükünün davalıya ait olduğunu belirterek borç tahakkuk işleminin iptalini borçlu olmadığının tespitini, kesilen aylığın kesildiği tarihten itibaren bağlanması ve ödenmeyen aylıkların faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili, yetki, süre, husumet itirazında bulunmuş, işlemde hata olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Toplanan belgelere göre, davacının eski eşinden 2011 de boşandığı ancak babasının ölümünden sonra kararın kesinleştirildiği ve aylık için başvurulduğu, davacının 2007- 2018 dönemi oturduğu adresin esenler mah geçit sokak karadeniz apt 8/14 Pendik olarak gözüktüğü, eski eşin adresinin de 2007 den 2012 ye kadar bu adres gözüktüğü, davacı boşanma sonrası anne babası ile bir arada oturduğunu iddia etmiş ise de, boşanma kararının 4 kesinleşmeden 6 yıl önceki dönemde sadece babasının 2007- 2010 dönemi adresinin bu adres ile aynı olduğu, annesinin adresinin ise aynı binada 19 ve 20 numaralar olarak gözüktüğü, babasının 2010- 2013 dönemi adreslerinin ise bu adreslerden de farklı adresler olduğu anlaşılmaktadır. Bu adres dökümlerine göre davacının anne babası ile oturduğuna dair iddiası doğrulanmamıştır. Bunun dışında seçim kayıtlarında davacının 2009- 2017 eski eşin 2009-2014 döneminde aynı sandıkta oy kullandıkları, davacının 5424650400 nolu telefon adresinin kendi adresinin değil eşinin sırça sokak 7/12 adresinden aboneliğinin olması, (boşanmadan sonra 2015- 2017 dönemi) aynı adreste eski eşin 2011- 2013 dönemi sabit telefon aboneliğinin olması, raporda bahsi geçen eski eşin sırça sokak no:7 deki komşusunun 3-4 yıl burada çocukları ile birlikte oturduğunu beyan etmesi hususları dikkate alındığında, davacının 2013 de ölen babasının hastalığı sebebiyle gelen gidenler yüzünden müşterek kızın ders çalışmak amacıyla babasının evine gittiği, bu sebeple buradan internetin davacının da bağlandığı iddiasının doğru olmadığını göstermektedir. Davacı kendi adına abonelik aldığı telefonda dahi eski eşinin adresini vermiştir. Bu belgelere göre davacı tanık beyanları boşanma sonrası davacının eski eşinden ayrı yaşadığı yönündeki bilgilere itibar edilmemiş, boşanma sonrası davacının eski eşi ile sırça sokak 7/12 Pendik adresinde bir arada yaşamaya devam ettiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin boşandığı eşi ile birlikte yaşamasının söz konusu olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Dosya kapsamına göre; Sosyal Güvenlik Denetmeninin düzenlediği inceleme raporu ve rapor ekindeki bilgi-belgelerden, dinlenen kamu tanık beyanlarından, adres hareketlerinden, seçim kayıtlarından, telefon, elektrik ve su aboneliklerinden, medula kayıtlarından davacının boşandıktan sonra eşiyle birlikte yaşamaya devam ettiği sabit olup 5510 sayılı Kanun'un 59/2'nci maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin de aksi ispat edilemediğinden mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Kurum işleminin iptali, davacının kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanması ve ödenmeyen aylıkların yasal faizle ödenmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56 ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96'ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56'ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanununun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 3. Değerlendirme Eldeki dava, kurumca boşandığı eşiyle fiilen beraber yaşadığı gerekçesiyle yetim aylığının kesildiğini beyanla kurum işleminin iptali ile yeniden aylık bağlanması istemine ilişkin olup davanın reddine karar verilmiş ise de verilen hükmün eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Tüm dosya kapsamı incelendiğinde, Mahkemece yapılan araştırmalarda davacı ve eşinin boşandıkları dönemde birlikte yaşama olgusunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmadığı anlaşılmakla; 24.06.2016 tarih ve 122 sayılı denetmen raporunda; davacının boşandığı eşinin 2012-2018 döneminde adresi olan "......lduğu belirtilen ve aynı adreste No:6 da oturan ve bilgi veren tanığın ismi tespit edilmeli, ayrıca "......." adresinde bilgisine başvurulan ve 16 yıldır bu dairede ikamet ettiğini beyan eden tanığın kim olduğu tespit edilerek dinlenilmeli; davacı ve boşandığı eşinin hangi Aile Hekimliği'nde kayıtlı olduğu araştırılmalı, davacı ve eşinin boşandığı dönemde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile başka yardım kuruluşlarından yardım alıp almadıkları araştırılarak, yardım almış olmaları halinde buna ilişkin durum tespit tutanakları celbedilmeli, yardım kuruluşlarına ve Muhtarlık'a beyan ettikleri adreslerin ne olduğu araştırılmalı, boşandığı eşi çalışıyorsa işyerine ve bankalara bildirdiği adresleri ve davacının aylık alırken kuruma bildirdiği adres araştırılarak dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak hüküm kurulmalıdır. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/639 E., 2023/2363 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190, 191, 203/1-a-b maddeleri şöyledir;
3. Hukuk Dairesi         2023/639 E.  ,  2023/2363 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1444 E., 2022/1621 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/15 E., 2022/103 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; davalı ile resmi bir evlilik olmaksızın 12 senedir birlikte karı ... gibi yaşadıklarını, ...'de ikamet ettiğini, davalıya 2017 yılında elden olmak kaydıyla 72.000 ... Frangı ...'de davalının evinde borç verdiğini, davalının bu parayı inkar ettiğini, parayı isteyince davalının bu ilişkiyi sonlandırdığını, davalının yakınlarının bu paranın elden verildiğine şahit olduğunu, davalının 72.000 ... Frangının şimdilik 1.000 TL'lik kısmını ödemeye mahkum edilmesine, fazlaya dair haklarının saklı tutulmasına, alacak taleplerine dava tarihinden itibaren yasal faize hükmolunmasına yargılama giderlerinin davalı üzerine tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; davacının böyle bir alacağı olmadığını, yemin teklifini kabul ettiğini, tanık dinletme taleplerinin ve açılan davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının davacının tanık dinletme talebine açık muvafakati olup, somut olayda davalı ikinci cevap dilekçesi ile davacının tanık dinletme talebine muvafakat etmediğinden davacı tanıkları dinlenmediği, davacı iddiasının ispatı bakımından herhangi bir senet yahut yazılı delil başlangıcı ibraz etmediği, ayrıca yemin deliline dayanmadığı, bu bağlamda davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı istinaf başvuru dilekçesinde; önceki beyanlarını tekrarla, davalı ile resmi bir evlilik olmaksızın 12 senedir birlikte yaşayan hayat arkadaşı olduklarını, bu birlikteliğe bağlı olarak karı ... gibi yaşadığını, dava konusu alacağın her ne kadar miktar olarak senetle ispat sınırında görünse de alacağın ispatı yönünde tanık delili ile ispat yoluna gidilebileceğini, dava konusu uyuşmazlık noktasında davalıya yemin teklifinde bulunulmadan huzurdaki davanın karar bağlanmasının hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, beyanlara, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplanmasına, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmemesine, ihtilafın doğru olarak tanımlanmasına, ispat yükü üzerinde bulunan davacı tarafın ilk derece mahkemesindeki yargılama aşamasında yemin deliline dayanmamış olmasına, istinaf aşamasında ilk derece mahkemesinde usulüne uygun şekilde ileri sürülmeyen delillere dayanılamayacak olması da dikkate alındığında, davanın reddine karar verildiğine dair gerekçeleri içeren inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 ... maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı istinaf dilekçesinde bildirdiği itirazları tekrar ederek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı karşı temyiz dilekçesinde, vekalet ücreti takdir edilmediğinden, kararın bu yönüyle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalının davacıdan nakit olarak aldığı yabancı para borcunu ödemediği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190, 191, 203/1-a-b maddeleri şöyledir; "Madde 190- İspat yükü, kanunda ... bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." "Madde 191- Diğer taraf, ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz." "Madde 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, ..., eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler." 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi şöyledir; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." 3. Değerlendirme 1. Davacının temyiz dilekçesinin incelenmesi yönünden; tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, yemin deliline dayanmamış olmasına göre, davacı vekili tarafından ileri sürülen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Davalının temyiz dilekçesinin incelenmesi yönünden; tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile yukarıda yer verilen hukuk kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar davalı vekili tarafından avukatlık vekalet ücretine ilişkin karşı temyiz talebinde bulunulmuşsa da, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen sebeplerin temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceğinin anlaşılmasına göre, davalı vekili tarafından ileri sürülen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının temyiz eden davacıya istek halinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.09.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2022/9178 E., 2022/10672 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 191/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında
2. Hukuk Dairesi         2022/9178 E.  ,  2022/10672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı kadın evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1-2) hukuksal sebebine dayalı boşanma talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulüyle davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir. Davalı erkeğin istinaf talebi üzerine bölge adliye mahkemesince davacı kadının dava dilekçesinde hangi delile dayandığını bildirmediği gerekçesi ile davalı erkeğin istinaf taleplerinin esastan kabulüne ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 191/1-e maddesi uyarınca davacı, dava dilekçesinde davanın dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte, davalı da aynı Kanunun 129/1-d maddesi gereğince savunmasının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında açık özetleriyle birlikte cevap dilekçesinde göstermek zorundadırlar. Bunlar, dava ve cevap dilekçelerindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Ön inceleme aşaması tamamlanıncaya kadar usulüne uygun biçimde bildirilen vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse, tarafların talep sonuçları da bu duruma göre kabul veya reddedilecektir. Kanunda öngörülmüş istisnalar dışında, hakim, iki tarafın birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek, davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m. 25/1). İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141. maddesi “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia ve savunmalarını genişletebilir veya değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır," şeklindedir. Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmadan uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Şüphesiz bu imkan, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi için söz konusudur. İkişer dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Ön inceleme aşamasında ancak karşı tarafın açık muvafakati ile (veya ön inceleme duruşmasına taraflardan birisinin mazeretsiz gelmemesi) durumunda iddia veya savunmaların genişletilmesi yahut değiştirilmesi kabul edilmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.04.2016 tarih, 2014/2-695 esas ve 2016/522 karar sayılı ilamı. Somut olayda, dava dilekçesinde davacı kadın, eşinin Filipinlerde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu belirterek isnatta bulunmuş, eşinin arkadaşının ifadesi ve eşinin yeğenine bu konuda beyanda bulunduğunu belirterek tanık deliline dayanmıştır. Erkeğin ... sarsıcı davranışları, davacı kadının yeğeni olduğu belirtilen tanık ... beyanı ile ispat edilmiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında ilk derece mahkemesi tarafından davalı erkeğe yüklenen ... sarsıcı davranış kusuru usulüne uygun olarak bildirilmiş delil ile ispatlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. 20.12.2022 (Salı)
10. Hukuk Dairesi, 2021/9369 E., 2022/1436 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
n 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hük
10. Hukuk Dairesi         2021/9369 E.  ,  2022/1436 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi İlk DereceMahkemesi: ... 1. İş Mahkemesi Dava, boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle, aylığının kesilmesi işleminin iptaliyle kesilen yetim aylığının yeniden bağlanması istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacı vekili, davacı ile boşandığı eşinin boşandıklarından beri hiç bir zaman aynı çatı altında yaşamadıklarını belirterek davacıya tahakkuk ettirilen 76.013,67 TL borcun iptali ile kesilen ölüm aylığının yeniden bağlanmasını istemiştir. II-CEVAP: Davalı Kurum vekili, davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, “davalı kurum tarafından yapılan denetim ve hazırlanan denetim raporu, yargılama sırasında dinlenen tanıklar, E.B., Ü.B., F.T. ve S.D.'nin davacı ve boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadığına kanaat getirecek şekildeki açık beyanları, davacının mülkiyeti boşandığı eşinin kız kardeşine ait evde ikamet etmesi ve adres kayıt sisteminde davacının boşandığı eşinin adresinin aynı sitede başka bir bloktaki daire (1H/5) gösterilmesine rağmen, davacı ve boşandığı eşinin müşterek çocukları A.Y.'nin bu dairenin (1H/5) mülkiyetinin halasına ait olduğu, babasının bu dairede (1H/5) ikamet etmediği şeklindeki açık beyanlarının, dinlenen tanıklar E.B., Ü.B., F.T. ve S.D.'nin beyanlarını destekleyici nitelikte olması ve özellikle davacı ve boşandığı eşinin 07/04/2011 tarihinde Özel ... ...Hastanesi Psikiyatri bölümünde yani aynı gün, aynı hastane ve aynı bölümde tedavi olmaları ile epikriz raporunda birbirlerini eş olarak belirtmiş olmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı ve boşandığı eşinin boşandıktan sonra fiilen birlikte yaşadıkları” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesi, davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Mahkemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili, davacı ile boşandığı eşinin salt ikamet adreslerinin aynı/yakın vb. olmasının veya hastaneye birlikte gitmiş olmalarının ve davacı adına kaydedilmemiş olan bir taşınmazda salt davacının oturuyor olmasının birlikte yaşama olgusunu ortaya koymadığını, davacı ile kardeşi ...arasında husumet bulunduğunu, ibarın asılsız olarak yapıldığını, yapılan asılsız ihbar üzerine davalı kurum tarafından yeterli ve yerinde denetim yapılmadan işlem tesis edildiğini, gerekli araştırmaların yapılmadığını, davacının başka biri ile evlendiğini belirterek temyiz kanun yoluna başvurmuştur. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada: “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Düzenleme ile ölen sigortalının kız çocuğu veya dul eşi yönünden, boşanılan eşle boşanma sonrasında fiilen birlikte olma durumunda, ölüm aylığının kesilmesi ve ödenmiş aylıkların geri alınması öngörülmektedir. Buna göre, daha önce sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen birlikte yaşama olgusu, gelir veya aylık kesme nedeni ve bağlama engeli olarak benimsenmiştir. 5510 sayılı Yasa'nın 56. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvuru, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir. 5510 sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise Kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, Kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken;eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle, Anayasa'nın 20., 5510 sayılı Kanunun 59., 100., 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 28., 45., 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3., 45 – 53., 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32., 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6., 24 – 33., 189., 190., 191., 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6., 19., 20., maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, medula sisteminde kayıtlarda görülen adresler ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, eşlerin boşanma sebebi, boşanma ilamında velayet, çocukla kişisel ilişki, nafaka, tazminat hükümleri varsa nasıl yerine getirildikleri belirlenmeli, boşanılan eş 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta ise ödeme için adına açılan banka hesabında kayıtlı yerleşim yeri saptanmalı, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge/bölgeler yönünden geniş kapsamlı Kolluk araştırması yapılmalı, anılan mahallelerde görev yapmış/yapmakta olan muhtar ve azalardan istem hakkında düşünce edinmeye yetecek kadarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, Kurum işlemine dayanak tutanakları tutan görevliler dinlenilmeli, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Eldeki davada, davacı ile ...'un 05.08.2004 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıkları, davacının babası Habib Kurnaz’ın 27.03.2012 tarihinde vefat ettiği, davacıya 01.06.2012 tarihinden itibaren aylık bağlandığı, 07.08.2018 tarih 2018/SÖ/141 sayılı denetmen raporu ile davacı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşadıkları gerekçesiyle aylığın Kurumca iptal edilerek, davacı adına 18.11.2012-17.10.2018 arası süre için 76.013,67-TL yersiz ödeme borcu kaydedildiği, davacının 25.09.2020 tarihinde ... ile evlendiği anlaşılmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, dava konusu edilen aylıklar yönünden davacı ve boşandığı eşinin uyuşmazlık konusu olan 18.11.2012-17.10.2018 arası süre için birlikte yaşama olgusunun varlığına ilişkin mahkeme kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Davacı ve boşandığı eşinin eczane kayıtları getirtilmeli, tedavileri sonrası (07/04/2011 tarihinde davacının ve boşandığı eşinin Özel ... ...Hastanesi Psikiyatri bölümünde aynı gün tedavilerinin bulunduğu kayıtlardadır) hangi eczanelerden ilaç aldıklarının tespiti yapılmalı, dosyada mevcut hastane kayıtları ile celp edilecek eczane kayıtları bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle hangi hastane ve eczaneleri kullandıkları tespit edilmeli, seçim kayıtları getirtilerek nerede oy kullandıkları tespit edilmeli, davacı ve eşinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile başka yardım kuruluşlarından yardım alıp almadıkları araştırılarak, yardım almış olmaları halinde buna ilişkin durum tespit tutanakları celbedildikten sonra, oturdukları tespit edilen adreslerinde ve mernis adreslerinde komşular, kapıcı ve yöneticiler, mahalle muhtarları ve azalarının kanaat edinmeye yetecek sayıda tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çelişki oluşursa giderilmeli; uyuşmazlık konusu dönemde “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun mevcut olup olmadığı, özellikle hangi tarihten itibaren birlikte yaşadıkları toplanan tüm kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oyçokluğuyla, 07.02.2022 gününde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Somut uyuşmazlıkta, davacı kadın 2004 tarihinde eşinden boşanmıştır. Davacı kadına 2012 yılında ölen babasından dolayı yetim aylığı bu tarihten sonra bağlanmış ve 2018 yılında denetim raporu ile kesilmiş, kurumca fiili birliktelik nedeni ile 5510 sayılı Kanunun 56. maddesi uyarınca boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı gerekçesi ile 2012-2018 yılı ödenen aylıklar için borç çıkarılmıştır. Dairemizin 07.10.2021 tarih ve 2021/7072 Esas, 2021/11762 Karar sayılı ilamında yazılan karşı oy gerekçelerimde belirttiğim gibi davacı boşandığında 506 sayılı kanun yürürlüktedir. 5510 sayılı Kanunun 5754 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değişik geçici 1. Maddesi uyarınca kesilmede 506 sayılı Kanun uygulanmalıdır. Anılan kanunda ise boşanılan eş ile birlikte yaşama olgusu bir kesilme nedeni olarak düzenlenmemiştir. 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinden önce gerçekleşen boşanma olgusuna uygulanması olanağı, önceye etki yasağı nedeni ile olanaklı değildir. Çoğunluğun önceye etki yasağı ilkesine aykırı olarak, lafzi yorum ve sigortalı aleyhine yorumu benimseyerek, sonradan gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak salt birlikte yaşama ve boşanan eşin desteğini alma koşulunu yeterli kabul etmesi, Kanunun ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçelerine aykırıdır. Kaldı ki davacı boşandığında baba halen yaşamaktadır. Bir kişinin ilerde ölecek babasından aylık almak için önceden boşandığını, kabul etmek saiklerle hareket etmek demektir. Murisin ölümünden önce eşinden ayrılan kadının, murisinden kalan sosyal güvenlik hakkının devamı niteliğinde olan yetim aylığından mahrum bırakılmaması, sosyal devlet olmanın gereğidir. Davacının burada boşanma hakkını kötüye kullandığından söz edilemez. Açıklanan bu gerekçelerle mahkeme kararının bu gerekçelerle bozulması gerekirken, eksik incelemeden bozulması görüşüne katılınmamıştır.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen ispat yükü ve ispat kurallarına ilişkin temel prensipler göz önüne alındığında, aşağıdaki tespitlerden hangisi hatalıdır?

A) İspat yükünün dağılımına ilişkin genel kural uyarınca, dayandığı vakıanın hukuki sonucundan lehine hak türeten taraf, o vakıanın mevcudiyetini kanıtlamakla yükümlüdür.
B) Kanuni bir karineden faydalanan tarafın ispat yükümlülüğü, karinenin temelini teşkil eden vakıayı ispat etmekle sınırlıdır; bu vakıanın ispatı üzerine karinenin aksini ispat yükü karşı tarafa geçer.
C) İspat yükü kendisine düşmeyen tarafın, ispat yükü taşıyan tarafın iddiasının doğruluğu hususunda hâkimde oluşan kanıyı çürütme amacıyla yürüttüğü karşı ispat faaliyeti, ispat yükünün el değiştirmesi sonucunu doğurur.
D) Kanunun belirli bir delille ispatını emrettiği vakıalar, başka delillerle ispat edilemez ve bu kurala aykırılık mahkemece re'sen dikkate alınır.
E) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller, medeni usul hukukunda mutlak bir değerlendirme yasağına tabi olup, bir vakıanın ispatında hâkim tarafından dikkate alınamaz.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol