Hukuk Muhakemeleri Kanunu 193. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 193- (1) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.
Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
24 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2025/520 E., 2025/1844 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varErzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Delil Sözleşmeleri 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 193.maddesinde ‘’(I) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi;
6. Hukuk Dairesi 2025/520 E. , 2025/1844 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1359 E., 2024/1961 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erzurum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/313 E., 2024/161 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 24.02.2008 tarihli 24 Emisyon (okuma) dönemi ve 10.08.2011 tarihli 13 Emisyon (okuma) dönemi "Kars ili merkezi, ilçeleri, beldeleri ve köylerinde elektrik abonelerine ait sayaçların endeks tespiti, tespit edilen endekslerin endeksöre kayıt edilmesi, bildirim tanzimi ve aboneye bırakılması, tespit edilmiş bilgilerin Tedaş bilgisayarlarına aktarılması, abone sayaçlarının ve mühürlerinin kontrolü, kaçak ve usulsüz kullananların tespitine ilişkin" sözleşme yapıldığını, davalının yapılan işlerin hakedişlerini düzenli şekilde ödediğini ancak, hakedişler tanzim edilirken sadece sayacı okunmuş ve faturası tahakkuka bağlanmış abonelerin iş bedellerinin ödendiğini, mazeretler nedeni ile (oku gel, bina yıkık, daire boş, kaçak, tüketimi olmayan vs.) okunamayanların iş bedellerinin ödenmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin eki olan Teknik Şartnamenin 3. maddesinde; TEDAŞ tarafından yapılacak kontrol sonucu elde edilecek bilgiler neticesinde abone ve durum kodu güncelenerek yükleniciye ödeme yapılacak denildiğini, ancak davalı idare tarafından kontrol ve güncelleme yapılmadığını, bunun sonucu olarak da davalı idare tarafından bu tür abonelerin her okuma döneminde okuması yapılarak aboneler listesine konularak müvekkilinden okunmasının istendiğini, bu abonelerin endekslerinin okunması veya durumunun tespit edilmesi ve TEDAŞ bilgisayarlarına aktarılmasıyla müvekkilinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini, tahakkuk şartı aranmaksızın müvekkiline bu abonelere ilişkin ödemelerin yapılması gerektiğini belirterek; mazeretli olarak okunamayan işlerin tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.000,00 TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; taraflar arasındaki sözleşmelerin eki niteliğindeki Teknik Şartnamenin 2. maddesine göre; yükleniciye ödeme yapılabilmesi için (abonenin sayacı kapalı okunamıyorsa, abone evde bulunmuyorsa, abonenin bahçesinde köpek var girilemiyorsa vb. nedenlerden dolayı) abonenin kullanım yerine bırakılacak boş ihbarname sonucu endeks değerlerinin işletmeye ulaştırılarak fatura düzenlenmesi gerektiğini, abone tarafından endeks değerlerinin işletmeye bildirilmemesi ve bunun sonucunda tahakkuka bağlanmaması durumunda yüklenici ödeme yapılamayacağını, kaldı ki davacıya ödeme yapılırken hakedişte yazan bedellerin eksiksiz ödendiğini ve davacı tarafından da hakediş raporlarına bu işlerin karşılığı olarak herhangi bir bedel dahil edilmediğini, yine kesme bağlama bedelinin yükleniciye ödenebilmesi için kaçak tutanağının EPDK Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğine göre işlem yapıldıktan sonra tahakkuka bağlanması gerektiğini, her ne kadar kaçak bedellerinin ödenmediği iddia edilmişse de Teknik Şartnamede açıkça belirtildiği gibi bu bedellerin ödenebilmesinin de tahakkuk şartına bağlı olduğunu, yine iddianın aksine davacı tarafından tespit edilen; daire boş, bina yıkık gibi abone güncellemelerinin müvekkili şirket tarafından yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında 24.07.2008 (24 emisyon okuma dönemi) ve 04.08.2011 (13 emisyon okuma dönemi) tarihlerinde Kars ili, merkez ilçesi ile diğer ilçe ve köylerinde abonelerin "El Bilgisayarı/endeksör Cihazı ile (gprs)'li Endekslerinin Okunması Hizmet Alım Sözleşmesi" ile endeks okuma işine ilişkin sözleşme imzalandığı, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma ilamı sonrası alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamındaki hakediş evrakları incelendiğinde, davaya konu alacak kalemlerinin hakediş cetvellerinde yer aldığının fakat, sadece oku gel tahakkukları, eşit endeksler ve az tüketimler için ödeme yapıldığının görüldüğü, düzenlenen hakedişlerin yüklenici tarafından ihtirazi kayıtsız imzalandığı, sözleşme tarihi itibari ile HİGŞ 42/a maddesi hükmünün yürürlükte olup, delil sözleşmesi niteliğinde olduğundan tarafları bağlayacağı gerekçesiyle; hakedişlere usulüne uygun itiraz edilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu alacak kalemlerinin hakedişlere esas endeksör okuma tablolarında yer aldığı halde davacı yüklenicinin düzenlenen hiç bir ara hakedişe delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki HİGŞ’nin 42/a maddesi gereği usulüne uygun itirazının olmadığı görüldüğünden ilk derece mahkemesi kararında, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Davanın, hakedişlerde tanımlanan ve yanlış olduğu ileri sürülen davalı işlemleri nedeni ile meydana gelen bir talep olmayıp, ifa edildiği halde hizmet bedeli ödenmeyen (oku gel, bina yıkık, daire boş, kaçak, tüketimi olamayan gibi çeşitli nedenlerle okunamayan) işler nedeni ile ikame edildiğini, davalı tarafından kesin hesap hakedişi yapılmadan müvekkilinin alacağından vazgeçtiğinin kabulünün mümkün olmadığını,
b. Hakların saklı tutulmamasının münhasıran hakediş içeriği ile alakalı olup, hakediş içeriğinde bulunmayan kalemler için herhangi bir ihtirazi kayıt düşülemeyeceğini,
c. Kaldı ki; düzenlenen hakedişle o anki borcun sona erdiğini, hak sahibinin devam eden borç ilişkisi nedeni ile alacağını mevzuat kapsamında her daim talep edebileceğini, dava konusu talep hakkında davalının yaptığı herhangi bir işlem bulunmadığını, olmayan bir irade beyanına karşı müvekkilinin haklarını saklı tutmasının beklenemeyeceğini,
d. Talep konusu kalemlerin hakedişlere hiç girmediğini, bu nedenle ihtirazi kayıt aranamayacağını, yüksek mahkemenin onlarca içtihatı mevcut olup emsal uyuşmazlıklarda bu hususun talepte bulunanların aleyhine yorumlanmadığını,
e. Keza Bölge Adliye Mahkemesi Dairesi'nin Danıştay 13. Dairesi'nin kararının Hizmet İşleri Genel Şartnamesinde yer alan "İtirazı Kayıt" düzenlemesinin iptaline dair kararın işbu uyuşmazlıkta göz önüne alınamayacağı irdelenmesinin de yerinde olmadığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle Danıştay 12. Dairesi'nin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 E., 2008/5507 K. sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı nedeniyle yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiş olmasına, somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, HİGŞ’in ilgili hükmünün artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiş; dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen HİGŞ’in ilgili hükmünün taraflar arasında uygulanmaya devam edilecek olmasına, bu kapsamda davacı tarafından sözleşme kapsamında düzenlenen hakedişlere usulüne uygun olarak itiraz edilmemiş olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun/HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken temyiz harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
1)Dava Konusu Uyuşmazlığın Özeti:
Dava konusu uyuşmazlık taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi gereğince ödenmeyen hak ediş bedellerinden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davacının Hizmet İşleri Genel Şartnamesenin 42. maddesi gereğince hakediş raporlarına usulüne uygun olarak itiraz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf başvurusunun aynı gerekçelerle esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemiz sayın çoğunluğu hakediş raporlarına usulüne uygun itiraz etmeyen davacının başkaca delillerle alacağını ispatlamak suretiyle eksik hakediş bedellerinin tahsilini isteyemeceği görüşündedir.
2.Dairemizin Sayın Çoğunluğu İle Oluşan Görüş Farklılığı ve Gerekçelerim
Temyiz yoluyla daire önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin, delil sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı, mahkemece resen dikkate alınmasının gerekip gerekmediği, davacının düzenlenen hakedişleri ihtirazi kayıt koymadan imzalaması karşısında eksik ödenen bedelleri davalıdan talep edip edemeyeceği, uyuşmazlığın temelini oluşturan ve görüş farklılığına neden olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinin Danıştay 13.Dairesi tarafından 06.06.2023 tarih 2003/404 Esas, 2021/2898 Karar sayılı ilamla iptaline karar verilmiş olmasının somut uyuşmazlık bakımından herhangi bir etkisi olup olmayacağı konusunda toplanmaktadır.
2.1.Hak edişlere İtiraz Usulüne İlişkin Genel Şartname Hükümlerinin Delil Sözleşmesi Sayılmasına İlişkin Gerekçelerim:
Uyuşmazlığa konu Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi "yüklenicinin geçici hak edişlere itirazı olduğu takdirde karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri idareye vereceği ve bir örneğini hak edişe ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hak ediş raporunu idareye verilen dilekçedeki ihtirazi kayıtla cümlesini yazarak hak ediş raporuna eklemek suretiyle hak edişe itiraz edebileceği, aksi takdirde hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı" hükmünü içermektedir.
Bilindiği üzere delil sözleşmesi; belli bir vakıanın belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında, davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usuli bir sözleşmedir. (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt 2, Sayfa 1741 vd). Delil sözleşmesinin yazılı olması ve geçerlilik koşulları bakımından genel işlem koşullarıyla yasa hükümlerine aykırı olmaması gerekmektedir.
Gerek doktrinde (Ejder Yılmaz, HUMK Şerhi Sayfa 1064 vd.) gerekse Yargıtay kararlarında (15. Hukuk Dairesi 18.03.1993, 1310 E./1346 K. ) Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 39 ve 40. maddeleri ile bu maddeler ile aynı mahiyette olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi "delil sözleşmesi" olarak kabul edilmektedir.
Delil Sözleşmeleri 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 193.maddesinde ‘’(I) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(II) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.’’
Bu yasal düzenlemelerden hareketle delil sözleşmeleri niteliğine göre ‘’daraltıcı delil sözleşmeleri’’, ‘’genişletici delil sözleşmeleri’’ ve ‘’yasaklayıcı delil sözleşmeleri’’ olmak üzere üçlü ayrıma tabii tutulmaktadır.
Bir davanın tarafları dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra bir hususun yalnız belli bir delil ile ispat edileceği hakkında bir sözleşme yaparlarsa, buna münhasır delil sözleşmesi bir başka deyişle daraltıcı delil sözleşmesi denilmektedir. Buna göre taraflar delil sözleşmesi ile delillerini hasretmiş sayılacaklarından başka delil gösteremezler. (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, c.3, s 2881 vd.)
Genişletici delil sözleşmelerinde ise taraflar tam aksine delillerini hasretmezler bir hususun başka delillerle de ispat edilebileceğini kararlaştırırlar. Örneğin senetle ispat zorunluluğu olan bir davada tanık, dinlenebileceğini kararlaştırmış olabilirler.
Ancak HMK’nun 193/2. maddesinde taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin bir başka deyişle “yasaklayıcı delil sözleşmelerinin” yapılamayacağı kanunda açıkça düzenlenmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut uyuşmazlıkdaki çoğunluk görüşün aksine benzer uyuşmazlıklarda yasaklayıcı delil sözleşmelerinin taraflardan birinin ispat hakkını ve anayasa ile güvence altına alan” hak arama özgürlüğünü” ve “adil yargılama hakkının” unsurlarından biri olan” silahların eşitliği” ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle bu tür delil sözleşmelerinin geçersiz olduğuna karar vermiştir.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) E., 2021/534) Karar sayılı ilamı ve 21.06.2022 tarih 2020/(15)6-610 Esas 2022/976 Karar sayılı ilamları )
Taraflardan birinin ispat imkanını ve yargı yoluna başvurma hakkını elinden alan delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu, bu tür sözleşmelerin hem HMK’nın 193/2. maddesindeki emredici hüküm hem de anayasal güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünü ihlal edeceği, adil yargılama hakkının unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi uyarınca, kamu gücünü elinde bulunduran idare ile birey arasında gerçek anlamda eşitlik ve denge sağlanmasının son derece önemli olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) E., 2021/534
Esasen taraflardan birinin yargı yoluna başvuramayacağı delil sözleşmesi ile yargı yoluna başvurmuş olsa dahi yaptığı iş ve imalatı ispatlama ve buna ilişkin delil ve belgelerini sunma olanağı tanımayan delil sözleşmelerinin sonuç bakımından birbirinden bir farkı bulunmamaktadır.
Kuşkusuz ara hakedişlere ihtirazı kayıt konulması koşulunun aranmaması yüklenicinin bütün iddialarını dilediği gibi ileri sürebileceği ve bu iddiaaların kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Burada yükleniciye sadece iddiasını diğer yasal delillerle ispat ve hukuki dinlenilme hakkı tanınmaktadır.
2.2. Delil Sözleşmesi Sayılan Şartname Hükmünün Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Aykırılığına İlişkin Gerekçelerim:
Delil Sözleşmeleri bir sözleşme hükmü olduğu için kural olarak hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak yapılan sözleşmenin pozitif hukuk düzenlemelerine aykırı olmaması gerekmektedir. Delil sözleşmelerinin yukarıda açıklandığı üzere belli bir vakıanın belli delillerle ispatına imkan verdiği, serbest delil sistemi ile iddia, savunma ve ispat hakkının sınırlandırılmış olması nedeniyle bu sınırlandırmaların Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler ve Kanun hükümleri bakımından geçerli olup olmadığının tartışılması gerekecektir.
1982 Anayasasının Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. " hükmü hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir hükümdür. Aynı şekilde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde "Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili uyuşmazlıklar gerek cezai alanda kendisine karşı ileri sürülen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenilmesini isteme hakkına haizdir." hükmü hakkaniyete uygun yargılama ilkesini kabul eden bir hükümdür. Adil yargılanma hakkı veya AİHS sözleşmesinde yer aldığı üzere hakkaniyete uygun dinlenme hakkı sadece ceza-i yargılamalarda değil medeni veya ticari nitelikte özel hukuk yargılamalarında geçerli olduğu gibi gerçek ve tüzel kişilerde de geçerlidir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Editör Prof. Dr. Sibel İnceoğlu, sayfa 230 ve devamı açıklamalar)
Hakkaniyete uygun yargılama veya bir başka deyişle adil yargılanma hakkının en önemli ilkesi "Silahların Eşitliği İlkesi"dir. Silahların Eşitliği İlkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dombo Beheer B.V. Hollanda davasında şöyle tanımlamaktadır. "Silahların Eşitliği davanın bir tarafını diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın delillerde dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olma zorunluluğu demektir. " silahların eşitliğinin denetlenmesinde eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına bakılması gerekir. De Hoes End Gijsels Belçika davasında ise AİHM, "Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal doğmaktadır." (AİHM, De Haes And Gijsels , Belgium, Appl. No. 19983/92,24.02.1997 ) sonucuna varmıştır.
Nitekim Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a-7 maddesine ilişkin olarak Danıştayda açılan iptal davası sırasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 17.12.2020 tarih 2020/585 Yürütmeyi Durdurma itiraz nolu kararında ‘’anılan düzenleme ile yüklenicinin geçici hak edişlere itiraz hakkının belli bir süre ile sınırlandırıldığı ve itiraz şerhi konulması koşuluna bağlandığı görülmektedir. Anılan koşul nedeni ile yapılan bir iş ve sunulan bir hizmet dolayısıyla katlanılan bir bedelin veya uğranılan bir zararın talep edilememesi sonucu doğabilecektir. Bu durumun yasal bir dayanağı olmadığı gibi yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin dava konusu olan düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.’’ gerekçesi ile yürütmeyi durdurma kararı verilmiş ve yukarıda yer verilen gerekçeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da benimsenerek iptal kararı verilmiştir.
2.3. Delil Sözleşmesi Sayılan Şartname Hükümlerinin Türk Borçlar Kanununa Aykırılığı Açısından Gerekçelerim:
Hukukumuzda kabul edilmiş olan sözleşme özgürlüğünün sınırları 6102 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 26 ve 27. maddelerinde düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen HMK'nun 193/2. maddesi Türk Borçlar Kanununun 26 ve 27. maddesindeki sözleşme özgürlüğü sınırlarını gösteren özel bir hükümdür.
Sözleşme özgürlüğünün sınırlarını düzenleyen 26. madde de ''Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.'' hükmü yer almasına karşılık, 27. madde de ise ''Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez.
Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.'' düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde delil sözleşmesi niteliğinde sayılan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesindeki sözleşme hükmü delil sözleşme yapma özgürlüğünü, bu hakkın kullanımını engelleyecek ölçüde kanunun emredici hükümlerine aykırı olacak şekilde sınırladığından, TBK’nun anılan hükümleri karşısında geçersiz olduğu sonucuna sınırlayan 6100 Sayılı HMK'nın 193/2. maddesindeki kanuni düzenlemeye aykırı olduğu sonucuna varılacaktır.
2.4. Türk Borçlar Kanunundaki Genel İşlem Koşullarına Aykırılık Bakımından Gerekçelerim
Türk Borçlar Kanununun 20. maddesi ise tüm sözleşmeler bakımından genel işlem koşullarını düzenlemiştir. Bu maddeye göre ''Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.'' hükmü yer almaktadır.
Şartnamenin 42. maddesinin 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20. maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde şu sonuçlara varılabilecektir. Şartnamenin 42. maddesi düzenleyen kamu idareleri bakımından benzer nitelikli tüm sözleşmelerde kullanılmakta ve tek taraflı hazırlanarak karşı tarafa sunulmaktadır. Genel işlem koşulları sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın uygulanması gerekir. TBK'nın 21. maddesi gereğince sözleşmenin karşı tarafının açıkça menfaatine olan şartnamenin 42. maddesi genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle geçersizdir ve yazılmamış sayılmalıdır. Kamu İdareleri ve diğer kamu tüzel kişileri aynı Yasa'nın 22. maddesi gereğince şartnamenin 42. maddesi olmasaydı bu sözleşmenin yapılmayacağını ileri süremeyecektir.
Doktrinde de (Pekcanıtez Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt 2, 15 Basım, sayfa 1743) delil sözleşmesinin genel işlem şartı şeklinde düzenlenmesi durumunda bu konudaki sınırlamalara uygun davranılması gerektiği, aksi takdirde genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle bir delil sözleşmesi hükmünün geçersiz sayılacağı, özellikle sözleşmeyi düzenleyenin karşısındaki tarafın delil gösterme ve ispat hakkını elinden alan ifadeler içeren ve sadece taraflardan birinin kayıtlarına delil olarak dayanılacağı, diğer tarafın o kayıtları kabul edeceğini öngören tip sözleşmelerin genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülmektedir.
3.Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinin 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa Aykırılığına İlişkin Gerekçelerim
Uyuşmazlık konusu Hizmet İşleri Genel Şartnamesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 53. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Kamu İhale Kurumu tarafından düzenlenmiş olup, ihale dokümanının ve ihale sözleşmesinin bir parçasıdır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince yapılan ihale sonrası taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin özel hukuk sözleşmesi olduğu hem Uyuşmazlık Mahkemesi hem Yargıtay hem de Danıştayın yerleşik içtihatlarında herhangi bir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak şekilde kabul edilmektedir. İhale sürecine kadar yapılan işlemler ve ihale süreci idari işlem iken ihale tamamlandıktan sonra yapılan sözleşme özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla anılan şartnamenin 42. maddesi tamamen bir özel hukuk sözleşmesidir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 53/b-2 ve 9 no.lu bentleriyle Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 1,2 ve 4.maddeleri Kamu İhale Sözleşmelerinde tarafların sözleşme yükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklerine sahip oldukları, ihale dokümanı ve sözleşme yükümlülüklerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemeyeceği ve kanunun yorum ve uygulamasında da bu prensibin göz önünde bulundurulacağı hükme bağlanmış, aynı kanunun 36. maddesinde de bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacağı öngörülmüştür.
4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 4. maddesinde ‘’Bu Kanuna göre düzenlenecek sözleşmelerde, ihale dokümanında yer alan şartlara aykırı hükümlere yer verilemez. Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez. bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. ‘’ hükmü yer almaktadır.
Anılan bu kanun hükümleri göz önünde bulundurulduğunda sözleşme sürecinde tarafların eşitliği ilkesi esas alınacaktır.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinde geçici hakedişlere itiraz usulü düzenlendikten sonra yüklenicinin itirazlarını bu madde hükümlerine göre bildirmediği takdirde hakedişin olduğu gibi kabul edilmiş sayılacağı kuralı getirilmiştir. Bu kuralla yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz hakkı hem belirli süreyle sınırlandırılmış hem de itiraz şerhi konulması koşula bağlanmıştır. Bu koşul nedeniyle sözleşme hükümlerinin uygulanmasında taraflar arasındaki eşitlik ilkesi zedelenmiştir.
Anılan şartname yüklenicinin itirazlarını belirli bir süreye ve belirli koşullara bağlamasına rağmen hemen devamındaki Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 43. maddesinde ‘’kontrol teşkilatı, herhangi bir ara hakedişte kendisi tarafından çıkarılmış eski bir hakedişe yönelik değişiklikler ve düzeltmeler yapabilir ve herhangi bir işi yetersiz görürse bu işin değerini bir ara hakedişten düşürmeye veya tamamen çıkarmaya yetkilidir.’’ hükmü yer almaktadır.
Yer verilen düzenlemelerde açıkça görüleceği üzere yüklenicinin itirazı belirli süre ve koşulları bağlanmış olmasına rağmen idarenin kendisinin yaptığı hakedişle bağlı olmayacağı kendisi itiraz etmese dahi eski hakedişlere yönelik düzeltmeler yapabileceği ve buna göre ara hakedişlerden yapılan işlerle ilgili bir değeri düşürmeye veya tamamen çıkarmaya yetkili olduğu kabul edilmiştir.
Bu iki hüküm Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinin kanunda emredici olarak düzenlenen sözleşmenin tarafları arasındaki eşitlik ilkesini ne derece bozduğunu ve kanuna aykırı olduğunun açıkça göstergesidir.
Taraflardan birine itiraz için (yüklenici) hem süre hem şekil hem içerik yönünden ağır koşullar getirilirken diğer tarafa (idare) gerek süre gerek içerik gerekse koşul olarak hiçbir sınırlama getirmemektedir.
Bu yönüyle de anılan şartname hükümleri Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun açık hükümlerine aykırı olduğundan Danıştay tarafından iptal edilmemiş olsa dahi adli yargı tarafından dikkate alınması gereken bir düzenlemedir.
4.1. Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. Maddesinin İptaline İlişkin Danıştay Kararı
Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinin iptali istemi ile Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, dairece 11.11.2021 tarih ve 2015/4470 esas, 2021/3805 karar sayılı ilamla iptal isteminin reddine karar verilmiş, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı bu kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 03.11.2022 tarih, 2022/861 esas, 2022/3099 karar sayılı ilamı ile daire kararının bozulmasına karar vermiştir. Ayrıca bozma kararı verilmeden önce İdari Dava Daireleri Kurulu 17.12.2020 tarih 2020/585 YD itiraz no.lu kararı ile yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.
Danıştay 13.Dairesi 2575. Sayılı Kanunun 49/4 ve 50.Maddeleri gereğince Danıştay Dava Dairelerine direnme imkanı tanınmadığından ve dairenin İdari Dava Daireleri Kurulu Kararlarına uyması zorunluğu olduğundan bozma kararına uyularak Hizmet İşleri Genel Şartlarının 42.Maddesinin iptaline karar vermiştir.
4.2.Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun İptal Gerekçeleri
Danıştay İdari Dava Dairesi iptal kararında özetle; 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 53/b-2 ve 9 no.lu bendleri ile 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 1,2 ve 4. maddelerinde ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmelerin Özel Hukuk Sözleşmesi olduğunu bu kanun kapsamında yapılan sözleşmelerin, sözleşme hükümleri kapsamında uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemeyeceği, kanunun yorum ve uygulamasında bu prensibin göz önünde bulundurulacağı hükme bağlandığı, aynı kanunun 36. maddesinde bu kanunda hüküm bulunmadığı hallerde Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, kanunun taraflar arasında eşitlik ilkesini benimsediği ayrıca anılan şartname ile yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz hakkının belirli bir süre ile sınırlandırıldığı ve itiraz şerhi konulması koşuluna bağlandığı bu koşul nedeni ile yapılan bir iş ve sunulan bir hizmet dolayısıyla katlanılan bir bedelin ve/veya uğranılan bir zararın talep edilememesi sonucunun doğabileceği bu yönde bir sınırlamanın, kanuni dayanağının bulunmadığı gibi 4735 Sayılı Kanunun amir hükmüne aykırı olarak sözleşme hükümlerinin uygulanmasından taraflar arasındaki eşitlik ilkesini zedeler biçimde ve yüklenici aleyhine sonuçlar doğurabilecek mahiyette, alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçelerine yer vermiştir.
4.3. Danıştay İptal Gerekçelerinin Mevcut Uyuşmazlık Bakımından Değerlendirilmesi
Danıştayın iptal gerekçeleri yukarıda anlatıldığı üzere daha temel ve üst normlara dayanan ve düzenleyici işlemin yapıldığı andan itibaren hukuka aykırı olduğunu ortaya koyan gerekçelerdir.
Bir başka deyişle aslında hukuka aykırılık Danıştay tarafından verilen iptal kararı ile sonradan ortaya çıkmış veya sonradan gelişen bir durum olmayıp, düzenleyici işlemin en başından itibaren hukuka aykırı olduğunu tespit etmektedir.
Danıştay iptal gerekçelerinde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6.Maddesindeki “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Mülkiyet Hakkı” ile Anayasamızın 36.maddesindeki “Hak Arama Özgürlüğüne” atıf yapmaktadır.
1982 Anayasasının ‘’Hak Arama Hürriyeti’’ başlıklı 36. maddesinde "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. " hükmü hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir hükümdür. Aynı şekilde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde "Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili uyuşmazlıklar gerek cezai alanda kendisine karşı ileri sürülen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenilmesini isteme hakkına haizdir." hükmü hakkaniyete uygun yargılama ilkesini kabul eden bir hükümdür. Adil yargılanma hakkı veya İHAS sözleşmesinde yer aldığı üzere hakkaniyete uygun dinlenme hakkı sadece ceza-i yargılamalarda değil medeni veya ticari nitelikte özel hukuk yargılamalarında geçerli olduğu gibi gerçek ve tüzel kişilerde de geçerlidir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Editör Prof. Dr. Sibel İnceoğlu, sayfa 230 ve devamı açıklamalar)
Hakkaniyete uygun yargılama veya bir başka deyişle adil yargılanma hakkının en önemli ilkesi "Silahların Eşitliği İlkesi"dir. Silahların Eşitliği İlkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dombo Beheer B.V. Hollanda davasında şöyle tanımlamaktadır. "Silahların Eşitliği davanın bir tarafını diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın delilleri de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olma zorunluluğu demektir. " silahların eşitliğinin denetlenmesinde eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına bakılması gerekir. De Hoes End Gijsels Belçika davasında ise AİHM, "Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal doğmaktadır." (AİHM, De Haes And Gijsels , Belgium, Appl. No. 19983/92,24.02.1997 ) sonucuna varmıştır.
Nitekim somut uyuşmazlıkta Hizmet İşleri Genel Şartname 42.maddesinin yüklenicinin itirazının belirli süre ve koşullara bağlı tutmasına karşılık aynı şartnamenin 43.maddesinin idarenin geçici hakedişleri kendisi düzenlese dahi sonradan değişiklik ve düzeltme yapabileceği daha önce hakedişe dahil edilen bazı iş ve hizmetleri bu kapsamdan çıkarabileceği kabul edilerek hem 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu hem de 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri kanuna ve yukarıda ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere hak arama özgürlüğüne, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu hususuna Danıştay kararında da vurgu yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta dairemiz sayın çoğunluğu ile görüş farklılığının en önemli nedenlerinden birisi, esasen anılan şartnamedeki hukuka aykırılığın sonradan ortaya çıkmadığı düzenleyici işlemin başından itibaren gerek Anayasanın gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin gerekse Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri kanunlarına aykırı olduğu dolayısıyla iptal kararı olmasa dahi üst norm niteliğindeki bu hükümlerin gözetilerek şartname hükümlerinin emredici hukuk normlarına aykırılığı nedeniyle geçersiz sayılması gerekip gerekmediği noktasındadır.
5.1. Danıştay İptal Kararının Etki ve Sonuçları
Dairemiz sayın çoğunluğu özetle, Danıştay tarafından verilen iptal kararının geriye etkili sonuçlar doğurmayacağı, derdest davalara bir etkisinin olmayacağı yönündedir.
Halbuki Anayasamızın 138. maddesinin 3.fıkrası ‘’Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ile idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’’ düzenlemesi ile yargı kararlarının bağlayıcılığına vurgu yapmıştır. Kuşkusuz bu bağlayıcılık yasama organları için değil, Anayasanın 2.maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesinin bir sonucu olarak ‘’Hukuk Güvenliği’’ ilkesi gereğince mahkeme kararlarının bağlayıcılığı bir diğer yargı organı bakımından da söz konusudur.
Diğer yandan 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun Madde 28 ‘’– 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.’’ hükmünü içermektedir.
Dolayısıyla Danıştay tarafından verilmiş olan iptal kararının sadece idare bakımından değil, bütün adli mahkemeler açısından da Anayasanın 138.maddesi bakımından da bağlayıcılığı ve uygulama zorunluluğu bulunmaktadır. Aksinin kabulü Anayasa ile benimsenen ‘’Hukuk Devleti’’ ve ‘’Hukuk Güvenliği‘’ ilkelerine aykırı olacaktır.
5.2. İptal Kararlarının Derdest Dosyalara ve Geçmişe Etkili Olmasına İlişkin Değerlendirmeler
Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geçmişe yürümeyeceğine ilişkin Anayasanın 153/5.maddesindeki hükme karşılık idari yargıda verilen iptal kararlarının geçmişe yürüyeceğine ilişkin gerek Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu gerekse Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yerleşik içtihatları bulunmaktadır.
Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarih ve 1937/202 esas, 1938/14 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Danıştay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarih ve 1965/21 esas, 1966/7 karar sayılı ilamları ile Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 30/9/1994 tarih 1993/247 esas, 1994/559 karar sayılı ilamlarında da İdari Dava tarafından verilen iptal kararlarının geçmişe etkili sonuçlar doğuracağı zira iptal kararında idari işlem veya düzenleyici işlemin tesis edildiği tarihten itibaren hukuka aykırı olduğunun tespit edildiği, en başından itibaren hukuka aykırı olarak tesis edilen bir işlemin hukuk düzenince korunmasının mümkün olmadığı dolayısıyla bu durumun düzeltilebilmesi için sakat idari işlemin geriye yürür bicimde ortadan kaldırılarak, hukuka aykırı işlem yapılmasından önceki duruma dönüleceği kabul edilmektedir. İptal kararı ile işlemin yapıldığı ya da düzenleyici kuralın konulduğu tarih itibariyle hukuka aykırılığı tespit edilerek bu işlem yapılmadan önceki durumun geri geleceği ve iptal edilmiş işlemin hiç yapılmamış sayılacağı gerek yukarıda yer verilen Danıştayın herhangi bir sapma göstermeyen içtihatlarında gerekse doktrinde kabul edilmektedir. (İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları Dr.Yıldırım Uler, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları no.281 sayfa 16 vd. İdari Yargıda İptal Davalarının Değerlendirilmesi Dr.Atilla Uyanık https:/www.mevzuatdergisi.com, İptal Kararlarının Etki ve Sonuçlarının Zaman Yönünden Yargıç Tarafından Sınırlandırılması DoçentDr. Gürsel Kaplan, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi 3(2)2013,31-38
İptal davası sonucu verilen iptal kararı ile düzenleyici işlemin hukuka aykırılığının tespiti ile iptaline karar verilmekle düzenleyici işlem ortadan kalkar ve bu sonuç sadece iptal davası açan kişileri değil herkesi etkiler. İptal kararı sonucunda idari nitelikte bireysel işlem veya düzenleyici işlem ilk tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kalkar böylece geriye etkili sonuçlar doğurmak suretiyle idari işlem baştan itibaren yapılmamış sayılır.
İptal davasında çıkan sonuç sadece davanın taraflarını değil, düzenleyici işlem olduğundan davada taraf olmayan üçüncü kişileri de etkileyecek sonuçlar doğurur.
Dairemizin sayın çoğunluğu iptal kararının derdest dosyalar yönünden herhangi bir sonuç doğurmayacağı görüşündedir. Halbuki henüz kesinleşmemiş olan bir davada Danıştay tarafından verilen iptal kararı, geçmişe yürürlük sorunu bir yana mevcut ve derdest dosyada uygulanacak sonuçlar doğurmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere iptal kararı ile sonradan hukuki bir durum ortaya çıkmamaktadır. Aksine iptal kararı geçmişe yönelik bir değerlendirme yaparak düzenleyici işlemin ilk yapıldığı tarihteki hukuka aykırılığını tespit ederek düzenleyici işlemi iptal etmektedir.
Kaldı ki iptal gerekçeleri yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ‘’Hak Arama Özgürlüğü’’ ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ ‘’Mülkiyet Hakkı’’ gibi en temel ilkelere ve 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda yer verilen ‘’Eşitlik ilkesi’’ ne aykırılık temeline dayanmaktadır. Dolayısıyla bu sonradan ortaya çıkan hukuki bir sonuç olmayıp en başından itibaren yürürlükte olan ve Danıştay tarafından iptal kararı verilmemiş olsa dahi adli mahkemeler ve Yargıtayca gözetilmesi gereken temel ilkelere dayanmaktadır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut uyuşmazlıktaki çoğunluk görüşünün aksine 19.04.2017 tarih 2017/13-564 esas 20174/833 karar sayılı ilamında özetle direnme kararının bir diğer gerekçesi ise İdari Yargıdaki davada verilecek ret veya kabul kararının çekişmedeki hüküm sonucuna etki etmeyecek yönündeki karardır. Uyuşmazlıkta villa yapımına elverişsiz hale gelidği yönünde ayıp iddiasının dayanağı ihale ile satın alınan taşınmazın 13.09.2006 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile 05.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren Adana Seyhan Baraj Gölünün yaban hayatı geliştirme sahası olarak belirlenmiş olmasıdır. Ne var ki idarenin aldığı bu karar ile ilgili olarak iptal istemi ile idari yargı önünde açılan dava derdest olup Danıştay 10. Dairesinin 2011/8243 sayılı dosyasında eldeki davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgeyi yaban hayatı koruma alanı çıkaracak iptali kararı verilmesi halinde ayıp iddiasının temeli ortadan kalkacağından Yerel Mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararı isabetli görülmemiştir.’’ gerekçesi ile direnme kararı bozulmuştur.
Anılan bozma kararı ve gerekçeleri bu dosya açısından da emsal nitelikli olup, genel düzenleyici işlem üçüncü kişileri de etkileyecek niteliktedir ve şartnamenin anılan hükümleri delil sözleşmesi niteliğinde görüldüğünden ve münhasır delil sözleşmesinin re’sen gözetileceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca ve Daire Kararlarınca da benimsenmiş olduğundan iptal kararının da yukarıda anılan yasa ve Anayasa hükümlerinden de anlaşılacağı üzere bireysel bir karar olarak değerlendirilemeyeceği, kanunun emredici hükümlerine aykırılığı nedeniyle re’sen gözetileceği dikkate alınmamıştır.
Kaldı ki anılan düzenleyici işlemin iptali veya bir başka deyişle hukuka aykırılığının tespiti Danıştay tarafından yapılmıştır. Taraflar arasında bireysel nitelikte bir sözleşme hükmünün hukuka aykırılığının bir başka deyişle kanunun emredici hükümlerine aykırılığının tespitine ilişkin adli mahkemelerce verilerek kesinleşmiş bir karar nasıl ki bağlayıcı nitelikte olacaksa, düzenleyici işlem yönünden verilen bir karar da tüm taraflar açısından hatta taraf olmayan üçüncü kişiler açısından da bağlayıcı olacaktır. Bir sözleşmenin hukuka aykırılığının tespitine adli yargı makamları ya da idari yargı makamları tarafından karar verilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Anayasanın 138 nci maddesi Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı yönünden adli yargı mahkemeleri ile idari yargı mahkemeleri arasında bir ayrım yapmamıştır.
İdari yargıda verilen bir kararın öncelikle düzenleyici işlemle ilgili verilen bir kararın sadece idareyi bağlayacağı görüşünün Anayasanının 138/3. madddesi kapsamında savunulması mümkün değildir. Mahkeme kararları niteliğine ve ilgisine göre kamu kurumları, bireyleri bir başka deyişle herkesi bağladığı gibi hukuk güvenliği ilkesi gereğince başka adli ve idari yargı merciilerini de bağlar.
5.3. Danıştay İptal Kararının Usulü Kazanılmış Hakkın İstisnası Sayılmasına İlişkin Gerekçeler
Danıştay iptal kararının dosyanın temyizi aşamasında verilmesi ilk derece yargılaması aşamasında verilmemiş olmasının davanın henüz kesin hükme bağlanmamış olması bir başka deyişle derdest olması karşısında bir önemi bulunmamaktadır. Bu aşamada kazanılmış bir haktan kesinleşmiş bir hukuki sonuçtan söz edilemez.
Anayasanın 153/5. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere Anayasa Mahkemesi iptal kararları geçmişe yürümemektedir. Geçmişe yürümeyeceği Anayasada düzenlenen Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının dahi usulü kazanılmış hakkın istisnası olduğu kabul edildiğine göre, bağlayıcılık bakımından yasa gücünde olan Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde vurgulanan Danıştay iptal kararlarının geçmişe etkili olacağı kabul edildiğine göre bu kararların usuli kazanılmış hakkın istisnası olacağı evleviyetle kabul edilmelidir.
O halde somut uyuşmazlıkta yargılama aşamasında anılan şartname hükmünün varlığı nedeniyle davacının diğer yasal delillerinin incelenmediği kabul edilmiş olsa dahi iptal kararından sonra bu delillerin incelenmesine engel bir hukuki durum bulunmamaktadır. Zira davacının diğer yasal delillerinin incelenmesine engel olan ve delil sözleşmesi niteliğinde sayılan genel düzenleyici işlem herkes bakımından sonuç doğuracak şekilde iptal edilmiş olmaktadır.
Diğer yandan HMK’nın 193. Maddesinde düzenlenen delil sözleşmeleri, usul hukuku sözleşmesi kabul edilmektedir. Düzenleyici nitelikte yer alan delil sözleşmesinin iptali ispat hukuku bakımından usule ilişkin bir değişiklik doğurmuştur. Bu durumda kıyasen 448. maddesi gereğince tamamlanmış bir işlem bulunmadığı için bu değişiklik eldeki somut uyuşmazlıkta derhal uygulanmak zorundadır.
6.SONUÇ
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere hizmet sözleşmelerinde ara hakedişlere itirazı düzenleyen Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi hükmünün, tesis edildiği andan itibaren Anayasa'nın 36. maddesindeki Hak Arama Özgürlüğü ve Adil Yargılanma Hakkına, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesindeki Adil Yargılanma ve Hakkâniyete Uygun Yargılanma İlkesi'nin temel unsuru olan " Silahların Eşitliği " ilkesine aykırı olduğu, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu 53/b 2ve 9. meddeleri, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu 1,2 ve 4. maddeleri, 6798 Sayılı Türk Borçlar Kanunun sözleşme özgürlüğünün sınırlarını düzenleyen 26 ve 27. maddelerine, 6100 Sayılı HMK'nın 193/2. maddesindeki taraflardan birinin ispat hakkını ortadan kaldıracak şekilde delil sözleşmesi yapılamayacağına ilişkin yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi anılan şartname hükümlerinin Danıştay İdari Dava Dairesinin bozma kararı doğrultusunda Danıştay 13.Dairesi tarafından iptal edilmiş olması, Danıştay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ve İdari Dava Dairesi Kararları gereğince düzenleyici işlem hakkında Danıştay tarafından verilen iptal kararının geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı, derdest davada HMK 448. maddeye kıyasen kesinleşmiş bir işlem olmadığından usule ait bu değişikliğin derhal uygulanması gerektiği, somut uyuşmazlıkta dava, derdest ve kesin hükme bağlanmamış olduğundan iptal kararının sonucuna göre hareket edilmesi ve anılan şartname hükmü ortadan kalktığından diğer yasal delillerinin incelenmesi ve mahkemenin diğer gerekçelerinin değerlendirilmesi bakımından davanın reddine ilişkin ilk Derece Mahkemesi kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulmasına karar vermek gerekirken aksine düşüncelerle onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Diğer kararlar (4)
6. Hukuk Dairesi, 2023/501 E., 2024/101 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
sinde, geçici hak edişlere ve eksik ödemelere itirazın ne şekilde yapılacağının düzenlendiği, belirtilen usule uygun itiraz edilmediği takdirde geçici hak edişlerin kabul edilmiş sayılacağının hüküm altına alındığı, söz konusu düzenlemenin HMK'nın 193/1. maddesi uyarınca taraflar arasındaki delil sözleşmesi mahiyetinde olduğu, yargılamaya konu olan hak edişlere ve ödemelere şartnamenin 42.
6. Hukuk Dairesi 2023/501 E. , 2024/101 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece (Kapatılan 15. Hukuk Dairesi) Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketlerin oluşturduğu adi ortaklık ile davalı arasında 29.02.2012 tarihli temizlik hizmet sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmeye istinaden yüklendiğini, sözleşme konusu taahhüt işini 520 personel ile 01.03.2012-30.09.2014 tarihleri arasında 31 ay süreyle tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, sözleşmenin KDV hariç 36.156.155,20 TL bedel üzerinden akdedildiğini, 7.maddesi gereğince bu bedelin, 520 personelin işçilik ücretleri ile toplam 331.760 saatlik fazla çalışma bedeli ve kişi başı yemek gideri günlük brüt 16,76TL (aylık 26 gün üzerinden) ve kişi başı yol gideri günlük brüt 13,96 TL ( aylık 26 gün üzerinden ) ve personel kıyafet giderlerinden oluştuğunu, fiyat teklif cetvelinden görüleceği üzere, sözleşme kapsamında çalıştırılacak beher personel için teklif edilen birim fiyat ücretinin 2.060,00 TL olup, 1 personelin bir günlük maliyetinin 68,67 TL olduğunu, bu bedele, 13,96 TL yol ve 16,76 TL yemek bedelinin dahil olduğunu, davalı kurumun hakediş hesapları yaparken, eksik personel için yapacağı kesintilerde, günlük bedel kişi başı 68,67 TL kesmesinin yanı sıra, ayrıca kişi başı 13,96 TL yol ve 16,76 TL yemek bedelini de kestiğini, bu durumda zaten 68,67 TL içerisinde bulunan 13,96 TL yol ve 16,76 TL yemek bedelinin ayrıca tekrar kesilerek mükerrer kesinti yapıldığını, haksız kesintinin sözleşme süresinde her hakedişte tekrarlandığını, davalı kurumun hakediş ödemelerinden haksız olarak yaptığı kesintiler nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 01.03.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 174.950,40 TL’ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, hakedişlere ihtirazi kayıt koymadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 06.04.2017 tarihli ve 2015/149 Esas, 2017/244 Karar sayılı kararıyla, taraflar arasında bahsi geçen sözleşmenin varlığı konusunda ihtilaf olmadığı, davacıların davalıdan 2012 yılında 59.381,76 TL, 2013 yılında 58.490,88 TL ve 2014 yılında 57.077,76 TL olmak üzere toplam 174.950,40 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 10.000,00 TL’nin dava tarihinden, 164.950,40 TL‘nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 14.02.2019 tarihli ve 2017/1869 Esas, 2019/250 Karar sayılı kararıyla, davacıların sözleşme kapsamında eksik ödenen bedelleri talep hakkının bulunduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin (Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin) 28.04.2021 tarihli ve 2021/1372 Esas, 2021/2033 Karar sayılı ilamı ile, taraflar arasındaki sözleşmede Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin sözleşme eki olarak sayıldığı, anılan şartnamenin 42.maddesinde, geçici hak edişlere ve eksik ödemelere itirazın ne şekilde yapılacağının düzenlendiği, belirtilen usule uygun itiraz edilmediği takdirde geçici hak edişlerin kabul edilmiş sayılacağının hüküm altına alındığı, söz konusu düzenlemenin HMK'nın 193/1. maddesi uyarınca taraflar arasındaki delil sözleşmesi mahiyetinde olduğu, yargılamaya konu olan hak edişlere ve ödemelere şartnamenin 42. maddesinde gösterilen şekilde davacılar tarafından yapılmış bir itirazın bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinde gösterilen şekilde itirazda bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Danıştay İdari Dava Genel Kurulunun 17.12.2020 tarih ve 2020/585 YD itiraz numaralı kararı ile Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a maddesinin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiğini, ardından iptaline karar verdiğini, ihtirazi kayıt düzenlemesinin genel işlem koşulu mahiyetinde olduğunu, dava konusu olayda uygulanma imkanı olmadığını, ihtirazi kayıt düzenlemesinin taraflar arasındaki eşitliği ilkesini ihlal ettiğini, mesleki mazeretli olunan duruşmada hiçbir haklı gerekçe yokken mazeretin reddedilerek yoklukta hüküm tesisinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 193 ve 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 nci maddesi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun ilgili maddeleri, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun ilgili maddeleri, Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a maddesi,
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere idare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanununda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmeler ile ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur.
Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. (Emsal Danıştay 8. Daire 10.04.2017 T., 2016/11286 E., 2017/2653 K.). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur. (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 )
İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir. (Emsal HGK 21.03.2001 T., 2001/19-257 E., 2001/285 K.)
İdarenin Kamu İhale Kanununda tanımlanan yöntemlerle (KİK Md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanunun 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5, md.6 da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır.
İhale aşamasında KİK md 4’e göre “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dokümanları düzenlenmekte, bunlar Kanunun 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine Kanunun 28. maddesine göre ihale dokümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur.
Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 7/v maddesine göre “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu.” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dokümanları arasına alınan “Şartnameler”de sözleşmenin eki haline gelmektedir.
Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 4. maddesinde “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez.” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta Anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir.
Somut olayda; talebe konu alacak açısından yapılan değerlendirmede ise davacının alacağının ispatı yönünden sözleşmenin eki olarak kabul edilen ...’nin 42/a maddesinin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu maddede belirtilen şekilde ara hak edişe itiraz bulunmadığından davacının artık talepte bulunamayacağı kabul edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287]; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (..........., ... Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, ... 2017, s. 1741).
Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.
Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü re'sen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur. (Emsal HGK 21.06.2022 T, 2020/(15)6-610 E., 2022/976 K. sayılı ilamı) Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında ... bulunmaktadır. Gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesi kararında belirtildiği gibi Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a maddesinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen .... tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır.
Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hak edişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hak edişlere itiraz etmek istemesi hâlinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hak ediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir.
Hak ediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hak ediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hak edişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi hâlde yüklenici hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır.
Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 42/a maddesinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hakedişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez.
Somut olayda; dosya içerisinde yer alan geçici hak edişlerin incelenmesinde, davacı yüklenicinin geçici hak edişlere şartnamede belirtilen şekilde ihtirazi kayıt konulmaksızın imzaladığı görülmektedir. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42/a maddesinde geçici hak edişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hak edişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hak edişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır.
Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde de belirttiği üzere, ...’nin 42/a maddesinde yer alan geçici hak edişlere itiraz şeklini içeren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, Danıştay 13. Dairesinin 01.12.2021 tarih ve 2020/1740 E., 2021/4123 K. sayılı davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03.11.2022 tarih, 2022/892 E., 2022/3100 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesinin 06.06.2023 tarihli, 2023/404 E., 2023/2898 K. sayılı ilamı ile ...’nin 42/a maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin geçici hakedişlere itiraz prosedürü düzenleyen 42/a maddesinin iptali nedeniyle bu yeni durumun, iptal kararından önce imzalanan sözleşmeler ve dolayısıyla derdest davalara etkilerinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir.
Yukarıda da belirtildiği gibi “Şartnameler” Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kanunu gereğince doğrudan doğruya idâre tarafından tek yanlı olarak düzenlenmekte olup bunlarda sözleşmenin yapılma ve uygulanmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu niteliği itibariyle Şartnamelerdeki sözleşmenin yapılması sürecine ilişkin hükümler, daima tek yanlı ve genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan İdâre bunlarda istediği zaman iyi niyet kuralları çerçevesinde istediği değişikliği yapabilirler. Şartnamelerdeki hükümler, sözleşmeler imzalanıncaya kadar düzenleyici işlem niteliğinde iken sözleşme imzalandıktan sonra ise akdî niteliğe bürünürler. Bu nedenle sözleşme imzalandıktan sonra idâre tarafından tek taraflı olarak değiştirilemez.
2709 sayılı T.C. Anayasasının (Anayasa) 138/4. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkemenin kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun (İYUK) 28/1. maddesinde ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir.
Anılan bu yasal düzenlemeler uyarınca, idare, yasa, yürütme ve pek tabii yargı organları, mahkemece verilen karar doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü altındadır. Bu durumda Danıştay tarafından verilecek bir iptal kararı üzerine söz konusu makamlar bu iptal kararı doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
Anayasanın 153/5. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında açık yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, idari yargıda verilen iptal kararının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarihli ve 1937/202 E., 1938/14 K, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarihli ve 1965/21 E., 1966/7 K. sayılı kararı).
Söz konusu kararlardan farklı olarak Danıştayın somut olayın özelliğine göre iptal kararının etkilerini değerlendirdiği farklı kararları da bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesinin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 E., 2008/5507 K. sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiştir.
Buna göre idari yargı organlarınca verilen bir iptal kararının somut olayın özelliğine göre geçmişe etkili olmasında elbette yasal bir engel bulunmamaktadır. Eldeki uyuşmazlığa konu ...’sinin 42/a maddesinde yer alan hükmün iptal edilmesi ile idari makamlarca anılan düzenlemenin uygulanması artık mümkün olmayıp, ...’nin iptal edilen hükmünün anılan şartnameden çıkarılması gerekir, ancak somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, ...’nin ilgili hükmü artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen ...’nin ilgili hükmü taraflar arasında uygulanmaya devam edilecektir.
Sözleşmenin imzalanmasından sonra idare ile yüklenici arasında özel hukuk ilişkisi doğmuş olacağından ve buna ilişkin uyuşmazlık adli yargı mahkemelerinde çözümleneceğinden iptal kararının taraflar arasından imzalanmış sözleşme hükümlerini değiştirmiş sayılması gerektiği ve adliye mahkemelerinin de buna uygun işlem yapmak zorunda olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkarılamaz. Aksine bir kabul yargı yolu kurallarına aykırı olduğu kadar Borçlar Hukuku düzenlemelerine, tarafların sözleşme ile bağlılığı ilkesine de aykırı bir sonuç olacaktır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Dairesinin iptal gerekçesine bakıldığında, ...’nin 42/a maddesinde yer alan düzenlemenin ...’in 4/3. maddesinde yer alan “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur” düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün, taraflar arasında eşitlik ilkesini zedeler biçimde yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir.
Her ne kadar ...’in 4/3. maddesinde yer alan kamu sözleşmelerinin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu yönündeki düzenleme, ...’nin 42/a maddesinde yer alan ilgili hükmün iptali için bir gerekçe oluşturabilir ise de, bu düzenleme, yetki sınırları KİK ve ...’nunda belirlenen idarenin yine bu kanunlarda açıklanan sınırlara göre belirleyebildiği sözleşme tarafı ile imzaladığı ve bundan sonra adeta tarafların Anayasası hâline gelmiş bir özel hukuk sözleşmesi hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermez.
İptal kararı öncesi şartnamede delil sözleşmesi hükmü mevcut iken sözleşmenin imzalanmasıyla eki hâline gelen ve sözleşme hükmü niteliğini alan şartname, sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda dahi uygulanacak ve idari yargıda iptal kararı verilmiş olsa dahi mahkemelerce bu hüküm uygulanacaktır. Zira mahkemeler bu hükmü şartnamede bulunduğu veya bulunmadığı için değil, sözleşmenin eki hâline gelen metne göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu için, sözleşme hükmü olarak uygulayacaklardır. Sonuç olarak ...’nin 42/a maddesinde yer alan ve geçici hakedişlere itiraz prosedürünü düzenleyen ilgili hükmün iptal edilmesinin, iptal kararından önce taraflarca imzalanmış olan sözleşme ve dolayısıyla eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır.
Somut olayda yukarıda açıklanan gerekçeye göre ara hak edişlere delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki ...’nin 42/a maddesi gereği yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun itirazın olmadığı, ilk derece mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı harcın ilgilisinden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
11.01.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
1)Dava Konusu Uyuşmazlığın Özeti:
Dava konusu uyuşmazlık taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi gereğince ödenmeyen hak ediş bedellerinden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davacının Hizmet İşleri Genel Şartnamesenin 42. maddesi gereğince hakediş raporlarına usulüne uygun olarak itiraz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf başvurusunun ayne gerekçelerle esastan reddine karar verilmiştir.
Dairemiz sayın çoğunluğu hakediş raporlarına usulüne uygun itiraz etmeyen davacının başkaca delillerle alacağını ispatlamak suretiyle eksik hakediş bedellerinin tahsilini isteyemeceği görüşündedir.
2.Dairemizin Sayın Çoğunluğu İle Oluşan Görüş Farklılığı ve Gerekçelerim
Temyiz yoluyla daire önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin, delil sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı, mahkemece resen dikkate alınmasının gerekip gerekmediği, davacının düzenlenen hakedişleri ihtirazi kayıt koymadan imzalaması karşısında eksik ödenen bedelleri davalıdan talep edip edemeyeceği, uyuşmazlığın temelini oluşturan ve görüş farklılığına neden olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinin Danıştay 13.Dairesi tarafından 06.06.2023 tarih 2003/404 Esas, 2021/2898 Karar sayılı ilamla iptaline karar verilmiş olmasının somut uyuşmazlık bakımından herhangi bir etkisi olup olmayacağı konusunda toplanmaktadır.
2.1.Hak edişlere İtiraz Usulüne İlişkin Genel Şartname Hükümlerinin Delil Sözleşmesi Sayılmasına İlişkin Gerekçelerim:
Uyuşmazlığa konu Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi "yüklenicinin geçici hak edişlere itirazı olduğu takdirde karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri idareye vereceği ve bir örneğini hak edişe ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hak ediş raporunu idareye verilen dilekçedeki ihtirazi kayıtla cümlesini yazarak hak ediş raporuna eklemek suretiyle hak edişe itiraz edebileceği, aksi takdirde hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı" hükmünü içermektedir.
Bilindiği üzere delil sözleşmesi; belli bir vakıanın belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında, davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usuli bir sözleşmedir. (... Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt 2, Sayfa 1741 vd). Delil sözleşmesinin yazılı olması ve geçerlilik koşulları bakımından genel işlem koşullarıyla yasa hükümlerine aykırı olmaması gerekmektedir.
Gerek doktrinde (Ejder Yılmaz, HUMK Şerhi Sayfa 1064 vd.) gerekse Yargıtay kararlarında (15. Hukuk Dairesi 18.03.1993, 1310 E./1346 K. ) Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesinin 39 ve 40. maddeleri ile bu maddeler ile aynı mahiyette olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi "delil sözleşmesi" olarak kabul edilmektedir.
Delil Sözleşmeleri 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 193.maddesinde ‘’(I) Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(II) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.’’
Bu yasal düzenlemelerden hareketle delil sözleşmeleri niteliğine göre ‘’daraltıcı delil sözleşmeleri’’, ‘’genişletici delil sözleşmeleri’’ ve ‘’yasaklayıcı delil sözleşmeleri’’ olmak üzere üçlü ayrıma tabii tutulmaktadır.
Bir davanın tarafları dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra bir hususun yalnız belli bir delil ile ispat edileceği hakkında bir sözleşme yaparlarsa, buna münhasır delil sözleşmesi bir başka deyişle daraltıcı delil sözleşmesi denilmektedir. Buna göre taraflar delil sözleşmesi ile delillerini hasretmiş sayılacaklarından başka delil gösteremezler. (Kuru, B: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, c.3, s 2881 vd.)
Genişletici delil sözleşmelerinde ise taraflar tam aksine delillerini hasretmezler bir hususun başka delillerle de ispat edilebileceğini kararlaştırırlar. Örneğin senetle ispat zorunluluğu olan bir davada tanık, dinlenebileceğini kararlaştırmış olabilirler.
Ancak HMK’nun 193/2. maddesinde taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin bir başka deyişle “yasaklayıcı delil sözleşmelerinin” yapılamayacağı kanunda açıkça düzenlenmiştir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut uyuşmazlıkdaki çoğunluk görüşün aksine benzer uyuşmazlıklarda yasaklayıcı delil sözleşmelerinin taraflardan birinin ispat hakkını ve anayasa ile güvence altına alan” hak arama özgürlüğünü” ve “adil yargılama hakkının” unsurlarından biri olan” silahların eşitliği” ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle bu tür delil sözleşmelerinin geçersiz olduğuna karar vermiştir.( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) E., 2021/534) Karar sayılı ilamı ve 21.06.2022 tarih 2020/(15)6-610 Esas 2022/976 Karar sayılı ilamları )
Taraflardan birinin ispat imkanını ve yargı yoluna başvurma hakkını elinden alan delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu, bu tür sözleşmelerin hem HMK’nın 193/2. maddesindeki emredici hüküm hem de anayasal güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünü ihlal edeceği, adil yargılama hakkının unsurlarından biri olan silahların eşitliği ilkesi uyarınca, kamu gücünü elinde bulunduran idare ile birey arasında gerçek anlamda eşitlik ve denge sağlanmasının son derece önemli olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.04.2021 tarih 2017/(13-3-691) E., 2021/534
Esasen taraflardan birinin yargı yoluna başvuramayacağı delil sözleşmesi ile yargı yoluna başvurmuş olsa dahi yaptığı ... ve imalatı ispatlama ve buna ilişkin delil ve belgelerini sunma olanağı tanımayan delil sözleşmelerinin sonuç bakımından birbirinden bir farkı bulunmamaktadır.
Kuşkusuz ara hakedişlere ihtirazı kayıt konulması koşulunun aranmaması yüklenicinin bütün iddialarını dilediği gibi ileri sürebileceği ve bu iddiaaların kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Burada yükleniciye sadece iddiasını diğer yasal delillerle ispat ve hukuki dinlenilme hakkı tanınmaktadır.
2.2. Delil Sözleşmesi Sayılan Şartname Hükmünün Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Aykırılığına İlişkin Gerekçelerim:
Delil Sözleşmeleri bir sözleşme hükmü olduğu için kural olarak hukukumuzda sözleşme serbestisi ilkesi geçerlidir. Ancak yapılan sözleşmenin pozitif hukuk düzenlemelerine aykırı olmaması gerekmektedir. Delil sözleşmelerinin yukarıda açıklandığı üzere belli bir vakıanın belli delillerle ispatına imkan verdiği, serbest delil sistemi ile iddia, savunma ve ispat hakkının sınırlandırılmış olması nedeniyle bu sınırlandırmaların Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler ve Kanun hükümleri bakımından geçerli olup olmadığının tartışılması gerekecektir.
1982 Anayasasının Hak Arama Hürriyeti başlıklı 36. maddesinde "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. " hükmü hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir hükümdür. Aynı şekilde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde "Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili uyuşmazlıklar gerek cezai alanda kendisine karşı ileri sürülen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenilmesini isteme hakkına haizdir." hükmü hakkaniyete uygun yargılama ilkesini kabul eden bir hükümdür. Adil yargılanma hakkı veya AİHS sözleşmesinde yer aldığı üzere hakkaniyete uygun dinlenme hakkı sadece ceza-i yargılamalarda değil medeni veya ticari nitelikte özel hukuk yargılamalarında geçerli olduğu gibi gerçek ve tüzel kişilerde de geçerlidir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Editör Prof. Dr. ..., sayfa 230 ve devamı açıklamalar)
Hakkaniyete uygun yargılama veya bir başka deyişle adil yargılanma hakkının en önemli ilkesi "Silahların Eşitliği İlkesi"dir. Silahların Eşitliği İlkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ... B.V. ... davasında şöyle tanımlamaktadır. "Silahların Eşitliği davanın bir tarafını diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın delillerde dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olma zorunluluğu demektir. " silahların eşitliğinin denetlenmesinde eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına bakılması gerekir. De ... End ... ... davasında ise AİHM, "Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal doğmaktadır." (AİHM, De ... And ... , ..., Appl. No. 19983/92,24.02.1997 ) sonucuna varmıştır.
Nitekim Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a-7 maddesine ilişkin olarak Danıştayda açılan iptal davası sırasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 17.12.2020 tarih 2020/585 Yürütmeyi Durdurma itiraz nolu kararında ‘’anılan düzenleme ile yüklenicinin geçici hak edişlere itiraz hakkının belli bir süre ile sınırlandırıldığı ve itiraz şerhi konulması koşuluna bağlandığı görülmektedir. Anılan koşul nedeni ile yapılan bir ... ve sunulan bir hizmet dolayısıyla katlanılan bir bedelin veya uğranılan bir zararın talep edilememesi sonucu doğabilecektir. Bu durumun yasal bir dayanağı olmadığı gibi yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin dava konusu olan düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.’’ gerekçesi ile yürütmeyi durdurma kararı verilmiş ve yukarıda yer verilen gerekçeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından da benimsenerek iptal kararı verilmiştir.
2.3. Delil Sözleşmesi Sayılan Şartname Hükümlerinin Türk Borçlar Kanununa Aykırılığı Açısından Gerekçelerim:
Hukukumuzda kabul edilmiş olan sözleşme özgürlüğünün sınırları 6102 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 26 ve 27. maddelerinde düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen HMK'nun 193/2. maddesi Türk Borçlar Kanununun 26 ve 27. maddesindeki sözleşme özgürlüğü sınırlarını gösteren özel bir hükümdür.
Sözleşme özgürlüğünün sınırlarını düzenleyen 26. madde de ''Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.'' hükmü yer almasına karşılık, 27. madde de ise ''Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez.
Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.'' düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde delil sözleşmesi niteliğinde sayılan Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesindeki sözleşme hükmü delil sözleşme yapma özgürlüğünü, bu hakkın kullanımını engelleyecek ölçüde kanunun emredici hükümlerine aykırı olacak şekilde sınırladığından, TBK’nun anılan hükümleri karşısında geçersiz olduğu sonucuna sınırlayan 6100 Sayılı HMK'nın 193/2. maddesindeki kanuni düzenlemeye aykırı olduğu sonucuna varılacaktır.
2.4. Türk Borçlar Kanunundaki Genel İşlem Koşullarına Aykırılık Bakımından Gerekçelerim
Türk Borçlar Kanununun 20. maddesi ise tüm sözleşmeler bakımından genel işlem koşullarını düzenlemiştir. Bu maddeye göre ''Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.'' hükmü yer almaktadır.
Şartnamenin 42. maddesinin 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 20. maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde şu sonuçlara varılabilecektir. Şartnamenin 42. maddesi düzenleyen kamu idareleri bakımından benzer nitelikli tüm sözleşmelerde kullanılmakta ve tek taraflı hazırlanarak karşı tarafa sunulmaktadır. Genel işlem koşulları sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın uygulanması gerekir. TBK'nın 21. maddesi gereğince sözleşmenin karşı tarafın açıkça menfaatine olan şartnamenin 42. maddesi genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle geçersizdir ve yazılmamış sayılmalıdır. Kamu İdareleri ve diğer kamu tüzel kişileri aynı Yasa'nın 22. maddesi gereğince şartnamenin 42. maddesi olmasaydı bu sözleşmenin yapılmayacağını ileri süremeyecektir.
Doktrinde de (... Usul, Medeni Usul Hukuku, Cilt 2, 15 Basım, sayfa 1743) delil sözleşmesinin genel işlem şartı şeklinde düzenlenmesi durumunda bu konudaki sınırlamalara uygun davranılması gerektiği, aksi takdirde genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle bir delil sözleşmesi hükmünün geçersiz sayılacağı, özellikle sözleşmeyi düzenleyenin karşısındaki tarafın delil gösterme ve ispat hakkını elinden alan ifadeler içeren ve sadece taraflardan birinin kayıtlarına delil olarak dayanılacağı, diğer tarafın o kayıtları kabul edeceğini öngören tip sözleşmelerin genel işlem koşullarına aykırılık nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülmektedir.
3.Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinin 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa Aykırılığına İlişkin Gerekçelerim
Uyuşmazlık konusu Hizmet İşleri Genel Şartnamesi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 53. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Kamu İhale Kurumu tarafından düzenlenmiş olup, ihale dokümanının ve ihale sözleşmesinin bir parçasıdır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu gereğince yapılan ihale sonrası taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin özel hukuk sözleşmesi olduğu hem Uyuşmazlık Mahkemesi hem Yargıtay hem de Danıştayın yerleşik içtihatlarında herhangi bir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak şekilde kabul edilmektedir. İhale sürecine kadar yapılan işlemler ve ihale süreci idari işlem iken ihale tamamlandıktan sonra yapılan sözleşme özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla anılan şartnamenin 42. maddesi tamamen bir özel hukuk sözleşmesidir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunun 53/b-2 ve 9 no.lu bentleriyle Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 1,2 ve 4.maddeleri Kamu İhale Sözleşmelerinde tarafların sözleşme yükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklerine sahip oldukları, ihale dokümanı ve sözleşme yükümlülüklerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemeyeceği ve kanunun yorum ve uygulamasında da bu prensibin göz önünde bulundurulacağı hükme bağlanmış, aynı kanunun 36. maddesinde de bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacağı öngörülmüştür.
4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 4. maddesinde ‘’Bu Kanuna göre düzenlenecek sözleşmelerde, ihale dokümanında yer alan şartlara aykırı hükümlere yer verilemez. Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez. Bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. ‘’ hükmü yer almaktadır.
Anılan bu kanun hükümleri göz önünde bulundurulduğunda sözleşme sürecinde tarafların eşitliği ilkesi esas alınacaktır.
Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinde geçici hakedişlere itiraz usulü düzenlendikten sonra yüklenicinin itirazlarını bu madde hükümlerine göre bildirmediği takdirde hakedişin olduğu gibi kabul edilmiş sayılacağı kuralı getirilmiştir. Bu kuralla yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz hakkı hem belirli süreyle sınırlandırılmış hem de itiraz şerhi konulması koşula bağlanmıştır. Bu koşul nedeniyle sözleşme hükümlerinin uygulanmasında taraflar arasındaki eşitlik ilkesi zedelenmiştir.
Anılan şartname yüklenicinin itirazlarını belirli bir süreye ve belirli koşullara bağlamasına rağmen hemen devamındaki Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 43. maddesinde ‘’kontrol teşkilatı, herhangi bir ara hakedişte kendisi tarafından çıkarılmış eski bir hakedişe yönelik değişiklikler ve düzeltmeler yapabilir ve herhangi bir işi yetersiz görürse bu işin değerini bir ara hakedişten düşürmeye veya tamamen çıkarmaya yetkilidir.’’ hükmü yer almaktadır.
Yer verilen düzenlemelerde açıkça görüleceği üzere yüklenicinin itirazı belirli süre ve koşulları bağlanmış olmasına rağmen idarenin kendisinin yaptığı hakedişle bağlı olmayacağı kendisi itiraz etmese dahi eski hakedişlere yönelik düzeltmeler yapabileceği ve buna göre ara hakedişlerden yapılan işlerle ilgili bir değeri düşürmeye veya tamamen çıkarmaya yetkili olduğu kabul edilmiştir.
Bu iki hüküm Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinin kanunda emredici olarak düzenlenen sözleşmenin tarafları arasındaki eşitlik ilkesini ne derece bozduğunu ve kanuna aykırı olduğunun açıkça göstergesidir.
Taraflardan birine itiraz için (yüklenici) hem süre hem şekil hem içerik yönünden ağır koşullar getirilirken diğer tarafa (idare) gerek süre gerek içerik gerekse koşul olarak hiçbir sınırlama getirmemektedir.
Bu yönüyle de anılan şartname hükümleri Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun açık hükümlerine aykırı olduğundan Danıştay tarafından iptal edilmemiş olsa dahi adli yargı tarafından dikkate alınması gereken bir düzenlemedir.
4.1. Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesinin İptaline İlişkin Danıştay Kararı
Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42.maddesinin iptali istemi ile Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, dairece 11.11.2021 tarih ve 2015/4470 esas, 2021/3805 karar sayılı ilamla iptal isteminin reddine karar verilmiş, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı bu kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 03.11.2022 tarih, 2022/861 esas, 2022/3099 karar sayılı ilamı ile daire kararının bozulmasına karar vermiştir. Ayrıca bozma kararı verilmeden önce İdari Dava Daireleri Kurulu 17.12.2020 tarih 2020/585 YD itiraz no.lu kararı ile yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.
Danıştay 13.Dairesi 2575. Sayılı Kanunun 49/4 ve 50. maddeleri gereğince Danıştay Dava Dairelerine direnme imkanı tanınmadığından ve dairenin İdari Dava Daireleri Kurulu Kararlarına uyması zorunluğu olduğundan bozma kararına uyularak Hizmet İşleri Genel Şartlarının 42. maddesinin iptaline karar vermiştir.
4.2.Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun İptal Gerekçeleri
Danıştay İdari Dava Dairesi iptal kararında özetle; 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ile 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 53/b-2 ve 9 no.lu bendleri ile 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunun 1,2 ve 4. maddelerinde ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmelerin Özel Hukuk Sözleşmesi olduğunu bu kanun kapsamında yapılan sözleşmelerin, sözleşme hükümleri kapsamında uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemeyeceği, kanunun yorum ve uygulamasında bu prensibin göz önünde bulundurulacağı hükme bağlandığı, aynı Kanunun 36. maddesinde bu kanunda hüküm bulunmadığı hallerde Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, kanunun taraflar arasında eşitlik ilkesini benimsediği ayrıca anılan şartname ile yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz hakkının belirli bir süre ile sınırlandırıldığı ve itiraz şerhi konulması koşuluna bağlandığı bu koşul nedeni ile yapılan bir ... ve sunulan bir hizmet dolayısıyla katlanılan bir bedelin ve/veya uğranılan bir zararın talep edilememesi sonucunun doğabileceği bu yönde bir sınırlamanın, kanuni dayanağının bulunmadığı gibi 4735 Sayılı Kanunun amir hükmüne aykırı olarak sözleşme hükümlerinin uygulanmasından taraflar arasındaki eşitlik ilkesini zedeler biçimde ve yüklenici aleyhine sonuçlar doğurabilecek mahiyette, alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçelerine yer vermiştir.
4.3. Danıştay İptal Gerekçelerinin Mevcut Uyuşmazlık Bakımından Değerlendirilmesi
Danıştayın iptal gerekçeleri yukarıda anlatıldığı üzere daha temel ve üst normlara dayanan ve düzenleyici işlemin yapıldığı andan itibaren hukuka aykırı olduğunu ortaya koyan gerekçelerdir.
Bir başka deyişle aslında hukuka aykırılık Danıştay tarafından verilen iptal kararı ile sonradan ortaya çıkmış veya sonradan gelişen bir durum olmayıp, düzenleyici işlemin en başından itibaren hukuka aykırı olduğunu tespit etmektedir.
Danıştay iptal gerekçelerinde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6.Maddesindeki “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Mülkiyet Hakkı” ile Anayasamızın 36.maddesindeki “Hak Arama Özgürlüğüne” atıf yapmaktadır.
1982 Anayasasının ‘’Hak Arama Hürriyeti’’ başlıklı 36. maddesinde "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. " hükmü hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkını güvence altına alan bir hükümdür. Aynı şekilde İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde "Her şahıs gerek medeni hak ve vecibeleriyle ilgili uyuşmazlıklar gerek cezai alanda kendisine karşı ileri sürülen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenilmesini isteme hakkına haizdir." hükmü hakkaniyete uygun yargılama ilkesini kabul eden bir hükümdür. Adil yargılanma hakkı veya İHAS sözleşmesinde yer aldığı üzere hakkaniyete uygun dinlenme hakkı sadece ceza-i yargılamalarda değil medeni veya ticari nitelikte özel hukuk yargılamalarında geçerli olduğu gibi gerçek ve tüzel kişilerde de geçerlidir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Editör Prof. Dr. ..., sayfa 230 ve devamı açıklamalar)
Hakkaniyete uygun yargılama veya bir başka deyişle adil yargılanma hakkının en önemli ilkesi "Silahların Eşitliği İlkesi"dir. Silahların Eşitliği İlkesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ... B.V. ... davasında şöyle tanımlamaktadır. "Silahların Eşitliği davanın bir tarafını diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın delilleri de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olma zorunluluğu demektir. " silahların eşitliğinin denetlenmesinde eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına bakılması gerekir. De ... End ... ... davasında ise AİHM, "Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal doğmaktadır." (AİHM, De ... And ... , ..., Appl. No. 19983/92,24.02.1997 ) sonucuna varmıştır.
Nitekim somut uyuşmazlıkta Hizmet İşleri Genel Şartname 42.maddesinin yüklenicinin itirazının belirli süre ve koşullara bağlı tutmasına karşılık aynı şartnamenin 43.maddesinin idarenin geçici hakedişleri kendisi düzenlese dahi sonradan değişiklik ve düzeltme yapabileceği daha önce hakedişe dahil edilen bazı ... ve hizmetleri bu kapsamdan çıkarabileceği kabul edilerek hem 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu hem de 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanuna ve yukarıda ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere hak arama özgürlüğüne, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu hususuna Danıştay kararında da vurgu yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta dairemiz sayın çoğunluğu ile görüş farklılığının en önemli nedenlerinden birisi, esasen anılan şartnamedeki hukuka aykırılığın sonradan ortaya çıkmadığı düzenleyici işlemin başından itibaren gerek Anayasanın gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin gerekse Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunlarına aykırı olduğu dolayısıyla iptal kararı olmasa dahi üst norm niteliğindeki bu hükümlerin gözetilerek şartname hükümlerinin emredici hukuk normlarına aykırılığı nedeniyle geçersiz sayılması gerekip gerekmediği noktasındadır.
5.1. Danıştay İptal Kararının Etki ve Sonuçları
Dairemiz sayın çoğunluğu özetle, Danıştay tarafından verilen iptal kararının geriye etkili sonuçlar doğurmayacağı, derdest davalara bir etkisinin olmayacağı yönündedir.
Halbuki Anayasamızın 138. maddesinin 3.fıkrası ‘’Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ile idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.’’ düzenlemesi ile yargı kararlarının bağlayıcılığına vurgu yapmıştır. Kuşkusuz bu bağlayıcılık yasama organları için değil, Anayasanın 2.maddesinde belirtilen Hukuk Devleti ilkesinin bir sonucu olarak ‘’Hukuk Güvenliği’’ ilkesi gereğince mahkeme kararlarının bağlayıcılığı bir diğer yargı organı bakımından da söz konusudur.
Diğer yandan 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun Madde 28 ‘’– 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.’’ hükmünü içermektedir.
Dolayısıyla Danıştay tarafından verilmiş olan iptal kararının sadece idare bakımından değil, bütün adli mahkemeler açısından da Anayasanın 138.maddesi bakımından da bağlayıcılığı ve uygulama zorunluluğu bulunmaktadır. Aksinin kabulü Anayasa ile benimsenen ‘’Hukuk Devleti’’ ve ‘’Hukuk Güvenliği‘’ ilkelerine aykırı olacaktır.
5.2. İptal Kararlarının Derdest Dosyalara ve Geçmişe Etkili Olmasına İlişkin Değerlendirmeler
Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının geçmişe yürümeyeceğine ilişkin Anayasanın 153/5.maddesindeki hükme karşılık idari yargıda verilen iptal kararlarının geçmişe yürüyeceğine ilişkin gerek Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu gerekse Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yerleşik içtihatları bulunmaktadır.
Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarih ve 1937/202 esas, 1938/14 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve Danıştay İçtihatı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarih ve 1965/21 esas, 1966/7 karar sayılı ilamları ile Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 30/9/1994 tarih 1993/247 esas, 1994/559 karar sayılı ilamlarında da İdari Dava tarafından verilen iptal kararlarının geçmişe etkili sonuçlar doğuracağı zira iptal kararında idari işlem veya düzenleyici işlemin tesis edildiği tarihten itibaren hukuka aykırı olduğunun tespit edildiği, en başından itibaren hukuka aykırı olarak tesis edilen bir işlemin hukuk düzenince korunmasının mümkün olmadığı dolayısıyla bu durumun düzeltilebilmesi için sakat idari işlemin geriye yürür bicimde ortadan kaldırılarak, hukuka aykırı işlem yapılmasından önceki duruma dönüleceği kabul edilmektedir. İptal kararı ile işlemin yapıldığı ya da düzenleyici kuralın konulduğu tarih itibariyle hukuka aykırılığı tespit edilerek bu işlem yapılmadan önceki durumun geri geleceği ve iptal edilmiş işlemin hiç yapılmamış sayılacağı gerek yukarıda yer verilen Danıştayın herhangi bir sapma göstermeyen içtihatlarında gerekse doktrinde kabul edilmektedir. (İdari Yargıda İptal Kararlarının Sonuçları Dr...., ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları no.281 sayfa 16 vd. İdari Yargıda İptal Davalarının Değerlendirilmesi Dr.Atilla Uyanık https:/www.mevzuatdergisi.com, İptal Kararlarının Etki ve Sonuçlarının Zaman Yönünden Yargıç Tarafından Sınırlandırılması DoçentDr. ..., ... Hukuk Fakültesi Dergisi 3(2)2013,31-38
İptal davası sonucu verilen iptal kararı ile düzenleyici işlemin hukuka aykırılığının tespiti ile iptaline karar verilmekle düzenleyici işlem ortadan kalkar ve bu sonuç sadece iptal davası açan kişileri değil herkesi etkiler. İptal kararı sonucunda idari nitelikte bireysel işlem veya düzenleyici işlem ilk tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kalkar böylece geriye etkili sonuçlar doğurmak suretiyle idari işlem baştan itibaren yapılmamış sayılır.
İptal davasında çıkan sonuç sadece davanın taraflarını değil, düzenleyici işlem olduğundan davada taraf olmayan üçüncü kişileri de etkileyecek sonuçlar doğurur.
Dairemizin sayın çoğunluğu iptal kararının derdest dosyalar yönünden herhangi bir sonuç doğurmayacağı görüşündedir. Halbuki henüz kesinleşmemiş olan bir davada Danıştay tarafından verilen iptal kararı, geçmişe yürürlük sorunu bir yana mevcut ve derdest dosyada uygulanacak sonuçlar doğurmaktadır. Yukarıda açıklandığı üzere iptal kararı ile sonradan hukuki bir durum ortaya çıkmamaktadır. Aksine iptal kararı geçmişe yönelik bir değerlendirme yaparak düzenleyici işlemin ilk yapıldığı tarihteki hukuka aykırılığını tespit ederek düzenleyici işlemi iptal etmektedir.
Kaldı ki iptal gerekçeleri yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ‘’Hak Arama Özgürlüğü’’ ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ ‘’Mülkiyet Hakkı’’ gibi en temel ilkelere ve 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu ve 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda yer verilen ‘’Eşitlik ilkesi’’ ne aykırılık temeline dayanmaktadır. Dolayısıyla bu sonradan ortaya çıkan hukuki bir sonuç olmayıp en başından itibaren yürürlükte olan ve Danıştay tarafından iptal kararı verilmemiş olsa dahi adli mahkemeler ve Yargıtayca gözetilmesi gereken temel ilkelere dayanmaktadır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu somut uyuşmazlıktaki çoğunluk görüşünün aksine 19.04.2017 tarih 2017/13-564 esas 20174/833 karar sayılı ilamında özetle direnme kararının bir diğer gerekçesi ise İdari Yargıdaki davada verilecek ret veya kabul kararının çekişmedeki hüküm sonucuna etki etmeyecek yönündeki karardır. Uyuşmazlıkta villa yapımına elverişsiz hale gelidği yönünde ayıp iddiasının dayanağı ihale ile satın alınan taşınmazın 13.09.2006 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile 05.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren ... ... Baraj Gölünün yaban hayatı geliştirme sahası olarak belirlenmiş olmasıdır. Ne var ki idarenin aldığı bu karar ile ilgili olarak iptal istemi ile idari yargı önünde açılan dava derdest olup Danıştay 10. Dairesinin 2011/8243 sayılı dosyasında eldeki davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgeyi yaban hayatı koruma alanı çıkaracak iptali kararı verilmesi halinde ayıp iddiasının temeli ortadan kalkacağından Yerel Mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararı isabetli görülmemiştir.’’ gerekçesi ile direnme kararı bozulmuştur.
Anılan bozma kararı ve gerekçeleri bu dosya açısından da emsal nitelikli olup, genel düzenleyici işlem üçüncü kişileri de etkileyecek niteliktedir ve şartnamenin anılan hükümleri delil sözleşmesi niteliğinde görüldüğünden ve münhasır delil sözleşmesinin re’sen gözetileceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca ve Daire Kararlarınca da benimsenmiş olduğundan iptal kararının da yukarıda anılan yasa ve Anayasa hükümlerinden de anlaşılacağı üzere bireysel bir karar olarak değerlendirilemeyeceği, kanunun emredici hükümlerine aykırılığı nedeniyle re’sen gözetileceği dikkate alınmamıştır.
Kaldı ki anılan düzenleyici işlemin iptali veya bir başka deyişle hukuka aykırılığının tespiti Danıştay tarafından yapılmıştır. Taraflar arasında bireysel nitelikte bir sözleşme hükmünün hukuka aykırılığının bir başka deyişle kanunun emredici hükümlerine aykırılığının tespitine ilişkin adli mahkemelerce verilerek kesinleşmiş bir karar nasıl ki bağlayıcı nitelikte olacaksa, düzenleyici işlem yönünden verilen bir karar da tüm taraflar açısından hatta taraf olmayan üçüncü kişiler açısından da bağlayıcı olacaktır. Bir sözleşmenin hukuka aykırılığının tespitine adli yargı makamları ya da idari yargı makamları tarafından karar verilmiş olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Anayasanın 138 nci maddesi Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı yönünden adli yargı mahkemeleri ile idari yargı mahkemeleri arasında bir ayrım yapmamıştır.
İdari yargıda verilen bir kararın öncelikle düzenleyici işlemle ilgili verilen bir kararın sadece idareyi bağlayacağı görüşünün Anayasanının 138/3. madddesi kapsamında savunulması mümkün değildir. Mahkeme kararları niteliğine ve ilgisine göre kamu kurumları, bireyleri bir başka deyişle herkesi bağladığı gibi hukuk güvenliği ilkesi gereğince başka adli ve idari yargı merciilerini de bağlar.
5.3. Danıştay İptal Kararının Usulü Kazanılmış Hakkın İstisnası Sayılmasına İlişkin Gerekçeler
Danıştay iptal kararının dosyanın temyizi aşamasında verilmesi ilk derece yargılaması aşamasında verilmemiş olmasının davanın henüz kesin hükme bağlanmamış olması bir başka deyişle derdest olması karşısında bir önemi bulunmamaktadır. Bu aşamada kazanılmış bir haktan kesinleşmiş bir hukuki sonuçtan söz edilemez.
Anayasanın 153/5. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere Anayasa Mahkemesi iptal kararları geçmişe yürümemektedir. Geçmişe yürümeyeceği Anayasada düzenlenen Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının dahi usulü kazanılmış hakkın istisnası olduğu kabul edildiğine göre, bağlayıcılık bakımından yasa gücünde olan Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde vurgulanan Danıştay iptal kararlarının geçmişe etkili olacağı kabul edildiğine göre bu kararların usuli kazanılmış hakkın istisnası olacağı evleviyetle kabul edilmelidir.
O halde somut uyuşmazlıkta yargılama aşamasında anılan şartname hükmünün varlığı nedeniyle davacının diğer yasal delillerinin incelenmediği kabul edilmiş olsa dahi iptal kararından sonra bu delillerin incelenmesine engel bir hukuki durum bulunmamaktadır. Zira davacının diğer yasal delillerinin incelenmesine engel olan ve delil sözleşmesi niteliğinde sayılan genel düzenleyici işlem herkes bakımından sonuç doğuracak şekilde iptal edilmiş olmaktadır.
Diğer yandan HMK’nın 193. maddesinde düzenlenen delil sözleşmeleri, usul hukuku sözleşmesi kabul edilmektedir. Düzenleyici nitelikte yer alan delil sözleşmesinin iptali ispat hukuku bakımından usule ilişkin bir değişiklik doğurmuştur. Bu durumda kıyasen 448. maddesi gereğince tamamlanmış bir işlem bulunmadığı için bu değişiklik eldeki somut uyuşmazlıkta derhal uygulanmak zorundadır.
6.SONUÇ
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere hizmet sözleşmelerinde ara hakedişlere itirazı düzenleyen Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42. maddesi hükmünün, tesis edildiği andan itibaren Anayasa'nın 36. maddesindeki Hak Arama Özgürlüğü ve Adil Yargılanma Hakkına, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesindeki Adil Yargılanma ve Hakkâniyete Uygun Yargılanma İlkesi'nin temel unsuru olan "Silahların Eşitliği " ilkesine aykırı olduğu, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu 53/b 2ve 9. meddeleri, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu 1,2 ve 4. maddeleri, 6798 Sayılı Türk Borçlar Kanunun sözleşme özgürlüğünün sınırlarını düzenleyen 26 ve 27. maddelerine, 6100 Sayılı HMK'nın 193/2. maddesindeki taraflardan birinin ispat hakkını ortadan kaldıracak şekilde delil sözleşmesi yapılamayacağına ilişkin yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi anılan şartname hükümlerinin Danıştay İdari Dava Dairesinin bozma kararı doğrultusunda Danıştay 13.Dairesi tarafından iptal edilmiş olması, Danıştay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu ve İdari Dava Dairesi Kararları gereğince düzenleyici işlem hakkında Danıştay tarafından verilen iptal kararının geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı, derdest davada HMK 448. maddeye kıyasen kesinleşmiş bir işlem olmadığından usule ait bu değişikliğin derhal uygulanması gerektiği, somut uyuşmazlıkta dava, derdest ve kesin hükme bağlanmamış olduğundan iptal kararının sonucuna göre hareket edilmesi ve anılan şartname hükmü ortadan kalktığından diğer yasal delillerinin incelenmesi ve mahkemenin diğer gerekçelerinin değerlendirilmesi bakımından davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulmasına karar vermek gerekirken aksine düşüncelerle onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
6. Hukuk Dairesi, 2022/1994 E., 2023/2971 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesinde belirtilen şekilde itiraz etmesi gerektiği, şartnamenin bu kurallarının 6100 sayılı HMK'nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup, tarafları bağladığı gibi mahkemece ve istinaf incelemesinde de re'sen dikkate alınması gerektiği somut olayda;
6. Hukuk Dairesi 2022/1994 E. , 2023/2971 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1188 E., 2022/402 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/459 E., 2019/177 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 26.09.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 20.02.2015 tarihli sözleşme ile "İzmir Banliyö Sistemi Kapsamında Tepeköy - Selçuk Arası Karayolu Üst Geçitleri ve Karayolu Menfez Geçitleri Yapılması" işini üstlendiğini, 20.01.2017 tarihinde işin geçici kabulünün yapıldığını, idarece geçici kabul tutanağının ekine eksik ve kusurlu işler listesinin eklendiğini ve bu işlerin 20 gün içinde giderilmesinin talep edildiğini, bu listede yer alan "KM; 61+881, 69+294, 71+972 karayolu menfez geçişlerindeki menfez tabanında biriken suyun çekilmesi, çamurun temizlenmesi, menfez geçişinin asfalt kaplamaya uygun hale getirilmesi" imalatı ile ilgili olarak 14.08.2017 tarihli 20 (ek) numaralı hakedişte ceza kesintisinin yapıldığını, müvekkilinin bu hakedişe 13.09.2017 tarihli yazı ile “listede yer alan işlerin sözleşme kapsamında yapılması gereken bir imalat olmadığı, bu nedenle bu hususun geçici kabul eksikliği olarak kabul edilerek yapılmadığı gerekçesiyle ceza tahakkuk ettirilmesinin sözleşmeye aykırı olduğunu” belirterek itiraz ettiğini, ancak itirazın sonuçsuz kaldığını belirterek 14.08.2017 tarihli 20 (ek) numaralı hakedişte müvekkili şirket alacağından kesilen 45.021,82 TL'nin iadesine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca sözleşme kapsamında yer alan imalatlarla ilgili proje değişiklikleri olduğunu, proje kapsamında olmayan bir kısım yeni imalatlar yapıldığını, bu nedenle müvekkili tarafından yeni projeler hazırlatıldığını, yeni proje bedeli kapsamında toplam 109.150,00 TL harcama yapıldığı, %10 müteahhit kârı da eklendiğinde davalı idareden 120.065,00 TL alacaklı olduğunu ileri sürerek, toplam 165.086,82 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; geçici kabul heyetinin yaptığı incelemeler neticesinde tespit ettiği eksiklikleri 20.01.2017 tarihli tutanağa bağladığını, 20 gün ek süre verdiğini, 20 günlük ek sürenin sonunda eksiklikler tamamlanmadığından Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin "Geçici Kabul İşlemleri" bölümü olan 41.5/b maddesi gereğince günlük cezanın uygulanacağının yükleniciye bildirildiğini, yüklenicinin ek süre talebinde bulunduğunu, eksiklikler tamamlandıktan sonra geçici kabul eksikliklerinin tamamlandığına dair tutanağın 02.03.2017 tarihinde imza altına alındığını, davacının proje bedellerine ilişkin beyanının da yerinde olmadığını, ihale dokümanında projelerin yapılması için yükleniciye herhangi bir bedel ödenmesi düzenlenmediğinden yükleniciye ödeme yapılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu gecikme cezasının kesildiği hakedişin 11.09.2017 tarihinde imzalandığı, davacının hakedişi 11.09.2017 tarihinde imzaladıktan sonra gecikme cezasına olan itirazlarını 13.09.2017 tarihinde bildirdiği, bu nedenle hakedişe itirazının sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 40/a, sözleşmenin eki olan YİGŞ'in 39. maddesinin 4. Fıkrasının e bendi maddesine göre geçerli olmadığı, öte yandan, dava dilekçesinde iddia edildiği şekilde geçici kabul tutanağında eksik ve ayıplı olduğu bildirilen işlerin gerçekten sözleşme kapsamında olmadığı kabul edilse dahi, bu hususun geçici kabul tutanağının hazırlandığı tarihte davacı şirketin bilgisi dahilinde olması gerektiği, davacı yüklenicinin buna rağmen geçici kabul tutanağını herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeden imzaladığı, eksik ve ayıplı işleri gidermesi için kendisine verilen süre içerisinde bunları tamamlayamayacağını belirterek sonradan ek süre talep ettiği ve tüm bunlardan sonra 02.03.2017 tarihinde geçici kabul tutanağında belirtilen eksikliklerin giderildiğine ilişkin tutanağı imza altına aldığı, bu durumda; hakedişlerinden kesilen cezai şartın iadesine yönelik talebin yerinde olmadığı, tadilat proje bedellerinin davacı tarafça davalıdan talep edilip edilemeyeceği konusunda ise Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 12. maddesine göre proje hizmeti için yükleniciye ihale dokümanında öngörülmesi şartıyla birim fiyat üzerinden proje bedeli ödeneceğinin düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmede ise ayrıca proje bedeli ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, ayrıca tadilat projelerinin hakedişlerin çoğundan önce yapılmış olup, dolayısıyla, bu imalat projeleri yapıldıktan sonra birçok hakediş düzenlendiği, davacının hakedişleri itirazsız olarak imzaladığı, bu durumda, sözleşme içi veya sözleşme dışı olsun, iş yapıldıktan sonra düzenlenen ve yüklenici tarafından itirazsız imzalanan hakedişe girmeyen bir işin sonradan kesin hesapta talep edilmesine de imkan olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; idare tarafından hazırlanan eksik ve kusurlu işler listesinde bulunan işlerin menfez tabanındaki su ve çamurun temizlenmesi hariç olmak üzere öngörülen sürede müvekkili şirket tarafından yerine getirildiğini, menfezlerin içine herhangi bir nedenle gelen suyun drenaj hattının tesisiyle, çamur akmasının önlenmesinin de menfez girişine önleyici perde duvarlar, bordürler gibi ek yapıların imalatı ile mümkün olacağını, söz konusu ek imalatların da sözleşmenin bir edimi olmadığını, bu ek imalatların ihale kapsamında olmadığından yükleniciye yüklenemeyeceğini, bununla birlikte işin yapılamaması sebeplerinden birinin de menfezlerin yoğun olarak özel mülk arazilerinin aralarında bulunması nedeniyle komşu arazi sahiplerinin müvekkili şirkete izin vermediğini, bu fiili imkansızlık nedeniyle müvekkili şirkete ceza kesilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 30.12.2016 tarihli idare olurunda "Km:69 + 294 ve KM:71 + 972 menfez geçişlerinin yeraltı su seviyesinin yüksek olması ve söz konusu yapıların meyve bahçelerinin içinde yer alması, mevsimin hasat toplama zamanı olması ve mevcut arazi sahiplerinin izin vermemesi nedeni ile pompa binalarında pompaların kurulamadığı ve suyun drenajının sağlanamadığı” şeklinde açıklamalar yer alıyorken geçici kabul esnasında da devam eden bu hususların geçici kabul eksiği olarak tutanakta yer almasının ve akabinde müvekkili şirkete ceza tahakkuk edilmesinin kabul edilemeyeceğini, menfezlerdeki suyun drenajı ve çamurun temizlenmesine yönelik işlemlerin gerçekleştirilmesi adına idarenin müvekkili şirkete uygun bir çalışma ortamı sağlayamadığını, ayıbın idarenin kusuru nedeniyle ortaya çıktığını, bilirkişi heyetince hazırlanan kök ve ek raporun hukuka aykırı olduğunu, farklı bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, davalı idarenin tespit edilen ve taraflarınca kabul edilmeyen eksiklikler bulunmasına rağmen Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 41.5 maddesi gereğince geçici kabulü ertelemesi gerekirken ertelemeyip 20.01.2017 tarihinde gerçekleştirmiş olmasının Yapım İşleri Genel Şartnamesine aykırı olduğunu, mahkemenin gecikme cezasının yansıtıldığı hakedişe yapılan ihtirazı kaydın usulüne uygun yapılmadığına dair kararının yanlış olduğunu, ihtirazı kaydın kaynağının sözleşme dışı iş olduğunu, ihtirazı kaydın mahiyetinin gecikme cezasına yönelik olduğunun açıkça anlaşılır olması ve akabinde iki gün sonra ek bir dilekçeyle davalı idareye bildirilmesinin Yapım İşleri Genel Şartnamesinin ihtirazı kayda ilişkin hükmüyle amaçlananın müvekkili tarafından yerine getirildiğini açıkça ortaya koyduğunu, sözleşme dışı işler konusunda yapım işleri genel şartnamesindeki şekil şartının uygulanmasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin söz konusu hakedişe aynen "gecikme cezası olarak kesilen 45.021,82 TL'lik tutar ile ilgili itiraz hakkımız saklı kalmak kaydıyla imzalanmıştır" şeklinde içeriği son derece açık ve sabit olan ihtirazı kayıt konulduğunu, ardından iki gün sonra karşı görüşlerin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri ifade ettiği dilekçeyi idareye teslim ettiklerini, hakedişe yapılan itirazın sebebinin ne olduğu ihtiraza kayda bakıldığında zaten açıkça anlaşıldığından gerekçesini aynı gün değil de iki gün sonra iletilmesinin bir hak kaybına sebebiyet verecek bir durum olmadığını, sözleşmenin anahtar teslim götürü bedel ve teklif birim fiyatlı karma bir sözleşme olduğunu, sözleşmenin anahtar teslimi götürü bedel işleri kapsamında proje değişiklikleri olduğunu ve bir takım yeni imalatlar yapıldığını, ancak proje bedellerinin ödenmediğini, bunların idarenin talimatı ile yapılan ilave çalışmalar olduğunu, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 11.6 maddesinin ilave işlere isnat edilemeyeceğini, söz konusu hükmün esas projelerin hazırlanması aşamasına ilişkin olduğunu, ayrıca hükmün birim fiyat işler üzerine kurulduğunu, bu ilave projelerin sözleşmenin anahtar teslimi götürü bedel kısmına ait olduğunu, bu sebeple iş bu maddenin olayda uygulama alanının bulunmadığını, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 12.4 maddesinde “İdare, sözleşme konusu işlerle ilgili proje v.b. teknik belgelerde, değişiklik yapılmaksızın işin tamamlanmasının fiilen imkânsız olduğu hallerde, işin sözleşmede belirtilen niteliğine uygun bir şekilde tamamlanmasını sağlayacak şekilde gerekli değişiklikleri yapmaya yetkilidir. Yüklenici, işlerin devamı sırasında gerekli görülecek bu değişikliklere uygun olarak işe devam etmek zorundadır. Proje değişiklikleri, ilk projeye göre hazırlanmış malzemenin terk edilmesini veya değiştirilmesini veya başka yerde kullanılmasını gerektirirse, bu yüzden doğacak fazla işçilik ve giderleri idare yükleniciye öder...” hükmünün yer aldığını, işbu hükümden de anlaşılacağı üzere işin tamamlanmasının fiilen imkânsız olduğu hallerde doğacak giderleri idarenin yükleniciye ödemekle yükümlü olduğunu, somut olayda fore kazıkları bakımından zemin cinsine göre yapım zorluklarının ortaya çıktığını, buna bağlı olarak temel altına kazıklı olarak projelerin müvekkili tarafından yaptırıldığını, ayrıca Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 22/1. maddesinde “12. maddenin 4. fıkrasında belirtilen proje değişikliği şartlarının gerçekleştiği hallerde, işin yürütülmesi aşamasında idarenin gerekli görerek yapılmasını istediği ve ihale dokümanında ve/veya teklif kapsamında fiyatı verilmemiş yeni iş kalemlerinin ve/veya iş gruplarının bedelleri ile 21 inci maddeye göre sözleşme kapsamında yaptırılacak ilave işlerin bedelleri, ikinci fıkrada belirtilen usuller çerçevesinde yüklenici ile birlikte tespit edilen fiyatlar üzerinden yükleniciye ödenir.” hükmüne yer verildiğini, bilirkişi raporlarında hakedişe itiraz edilmemesi nedeniyle proje bedellerinin istenilmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini, proje bedellerinin idareden istenildiğini, ancak idarenin ödemediğini, akabinde yapılan hakedişlere de bu ek proje bedellerinin girmediğini, hakedişlere girmeyen yahut eksik giren imalat bedellerinin ödemelerinde ve sözleşme dışı yapılan imalatlar bakımından hakedişlere itiraz kaydının aranmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüklenicinin hakedişlere Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39. maddesinde belirtilen şekilde itiraz etmesi gerektiği, şartnamenin bu kurallarının 6100 sayılı HMK'nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup, tarafları bağladığı gibi mahkemece ve istinaf incelemesinde de re'sen dikkate alınması gerektiği somut olayda; yüklenicinin 14.08.2017 tarihli 20 (ek) numaralı hakedişte gecikme cezası nedeniyle kesinti yapılarak eksik ödeme yapıldığı iddiasında ise de dava konusu sözleşmeye ilişkin hakedişte "Gecikme cezası olarak kesilen 45.021,82 TL'lik tutar ile ilgili itiraz hakkımız saklı kalmak kaydı ile imzalanmıştır" ihtirazi kaydı ile usule aykırı ve geçersiz bir şekilde yazarak imzaladığından hakediş raporunu olduğu gibi kabul ettiği, bu nedenle mahkemece, davacının haksız kesinti yapıldığına yönelik isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı,
Taraflar arasındaki sözleşmenin 28. maddesinde öngörülemeyen durumlar nedeniyle bir iş artışının zorunlu olması halinde, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 22. ve 48. maddeleri uygulanır hükmünün mevcut olduğu, anılan şartnamenin 22/b maddesinde götürü bedelli işlerde sözleşme kapsamında kalması halinde %10'a kadar olan fazla imalâtın sözleşme fiyatlarıyla yaptırılacağı hükmü bulunduğu, bu nedenle sözleşme dışı imalâtlar yönünden inceleme yapılırken sözleşmenin ilgili hükümleri ile şartname hükümlerinin dikkate alınmasının zorunlu olduğu, yapılacak incelemede %10'u aşan imalâtın tespiti halinde ise bedelinin, iş sahibi yararına olması koşuluyla yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleriyle belirlenmesi gerektiği,
Somut olayda; davacı yüklenicinin, yapılan ilave işler nedeniyle karşıladığı proje bedellerinin müteahhitlik karı ile birlikte idareden tahsilini istemekte ise de dava konusu proje bedellerinin sözleşme bedelinin %10'unu aşmadığı, bu durumda istemin sözleşme fiyatlarıyla değerlendirilmesi gerekeceği,
Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 12. maddesine göre proje hizmeti için yükleniciye ihale dokümanında öngörülmesi şartıyla birim fiyat üzerinden proje bedeli ödeneceği, taraflar arasındaki sözleşmede ise ayrıca proje bedeli ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve aynı zamanda projelerin hazırlanmasından sonra düzenlenen hakedişlere de davacı yüklenici tarafından yukarıda belirtilen usullere uygun ihtirazı kayıtta bulunulmadığı dikkate alındığında bu istemin de reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı belirtilerek istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; söz konusu gecikme cezasının kesin hakedişe ve buna bağlı olarak kesin hesap aşamasına dahil edilmesi gerekir iken, sırf cezanın tahsili uğrunda ek bir hakediş düzenlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, idare tarafından yapılması gerekenin ceza tutarının, kesin hesaba/hakedişe dahil edilmesi olduğu, şayet yüklenicinin işbu kesin hakediş itibariyle bir alacağı mevcut olmaması halinde ise kesin teminatı üzerinden iş ve işlem yapılması gerektiği, YİGŞ madde 39'un başlığının aynen "Geçici Hakediş Raporları" olduğu, somut olayda geçici kabul yapıldıktan sonra bir hakedişin düzenlenmiş olduğu, geçici kabul yapıldıktan sonra geçici hakediş düzenlenmesi mümkün olmayıp, ancak kesin hesap çalışmaları sonrası bir kesin hakediş düzenlenebileceği, davacı tarafından söz konusu hakedişe yapılan itirazın usul ve yasaya uygun olduğu, yüklenicinin geçici hakediş raporundaki kendi adının altına açıkça hangi hususlara itiraz ettiğini belirterek ihtirazı kayıt koymasının ise geçerli bir ihtirazı kayıt olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda doktirinde görüşler olduğu, hakedişe yapılan itirazın sebebinin ne olduğunun davacının koyduğu ihtirazi kayda bakıldığı zaman zaten açıkça anlaşıldığı, hakedişlere girmeyen sözleşme dışı/ilave işler için ihtirazı kayıt konulmasının şart olmadığı, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin "Projelerin Uygulanması" başlıklı 13. maddesinde "İdare, sözleşme konusu işlerle ilgili proje v.b. teknik belgelerde, değişiklik yapılmaksızın işin tamamlanmasının fiilen imkansız olduğu hallerde, işin sözleşmede belirtilen niteliğine uygun bir şekilde tamamlanmasını sağlayacak şekilde gerekli değişiklikleri yapmaya yetkilidir. Yüklenici, işlerin devamı sırasında gerekli görülecek bu değişikliklere uygun olarak işe devam etmek zorundadır. Proje değişiklikleri, ilk projeye göre hazırlanmış malzemenin terk edilmesini veya değiştirilmesini veya başka yerde kullanılmasını gerektirirse, bu yüzden doğacak fazla işçilik ve giderleri idare yükleniciye öder" şeklinde düzenlendiği, işin tamamlanmasının imkansız olması haline bağlı ortaya çıkan giderlerin idare tarafından yükleniciye ödenmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan gecikme cezası bedelinin iadesi ve ilave işler nedeniyle düzenlenen proje bedelinin tahsili istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 maddesi,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 vd. maddeleri,
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu,
4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu,
Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 39 ve 40. maddeleri
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 193. maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacı yüklenicinin 20.02.2015 tarihli sözleşme kapsamında yaptığı imalatlardan kaynaklanan haksız kesildiği iddia edilen gecikme cezasının iadesi, sözleşme kapsamı dışında yapıldığı ileri sürülen proje bedeli nedeniyle davacının alacaklı olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere idare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanununda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmeler ile ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur.
Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. (Emsal Danıştay 8. Daire 10.04.2017 T., 2016/11286 E., 2017/2653 K.). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur. (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 )
İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir. (Emsal HGK 21.03.2001 T., 2001/19-257 E., 2001/285 K.)
İdarenin Kamu İhale Kanununda tanımlanan yöntemlerle (KİK md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanunun 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5, md.6 da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır.
İhale aşamasında KİK md 4’e göre “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dökümanları düzenlenmekte, bunlar kanunun 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine kanunun 28. maddesine göre ihale dökümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur.
Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 7/v maddesine göre “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu.” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dökümanları arasına alınan “Şartnameler” de sözleşmenin eki haline gelmektedir.
Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 4. maddesinde “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez.” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir.
Somut olayda; talebe konu alacak açısından yapılan değerlendirmede ise davacının alacağının ispatı yönünden sözleşmenin eki olarak kabul edilen YİGŞ’nin 39. maddesinin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu maddede belirtilen şekilde ara hakedişe itiraz bulunmadığından davacının artık talepte bulunamayacağı kabul edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287]; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.
(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741).
Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.
Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece resen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur. (Emsal HGK 21.06.2022 tarihli ve2020/(15)6-610 E., 2022/976 K. sayılı ilamı)
Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında YİGŞ bulunmaktadır. Gerek İlk Derece Mahkemesi gerekse Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği gibi Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39. maddesinin 4. fıkrasının e bendinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen ...... tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır.
Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hakedişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hakedişlere itiraz etmek istemesi hâlinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hakediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir.
Hakediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi hâlde yüklenici hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır.
Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 39. maddesinin 4. fıkrasının e bendinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hakedişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez.
Somut olayda; dosya içerisinde yer alan geçici hakedişlerin incelenmesinde, davacı yüklenicinin geçici hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itirazi kayıt konulmaksazın imzaladığı görülmektedir. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 39. maddesinde geçici hakedişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hakedişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hakedişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır.
Her ne kadar yargılama aşamasında taraflarca sunulmamış ise de emsal nitelikte dosyalarda sunulan ilamlara göre, YİGŞ’nin 39. maddesinde yer alan geçici hak edişlere itiraz şeklini içeren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, Danıştay 13. Dairesinin 11.11.2021 tarih ve 2015/4470 E., 2021/3805 K. sayılı davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2022/861 E., 2022/3099 K. ve 03.11.2022 tarih sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesinin 06.06.2023 tarih, 2023/403 E., 2023/2899 K. sayılı ilamı ile YİGŞ’nin 39. maddesinin iptaline karar verilmiştir.
Yapım İşleri Genel Şartnamesi’nin geçici hakedişlere itiraz prosedürü düzenleyen 39. maddesinin iptali nedeniyle bu yeni durumun, iptal kararından önce imzalanan sözleşmeler ve dolayısıyla derdest davalara etkilerinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir.
Yukarıda da belirtildiği gibi “Şartnameler” Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kanunu gereğince doğrudan doğruya idâre tarafından tek yanlı olarak düzenlenlenmekte olup bunlarda sözleşmenin yapılma ve uygulanmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu niteliği itibariyle Şartnamelerdeki sözleşmenin yapılması sürecine ilişkin hükümler, daima tek yanlı ve genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan İdâre bunlarda istediği zaman iyi niyet kuralları çerçevesinde istediği değişikliği yapabilirler. Şartnamelerdeki hükümler, sözleşmeler imzalanıncaya kadar düzenleyici işlem niteliğinde iken sözleşme imzalandıktan sonra ise akdî niteliğe bürünürler. Bu nedenle sözleşme imzalandıktan sonra idâre tarafından tek taraflı olarak değiştirilemez.
2709 sayılı T.C. Anayasasının (Anayasa) 138/4. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkemenin kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu’nun (İYUK) 28/1. maddesinde ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir.
Anılan bu yasal düzenlemeler uyarınca, idare, yasa, yürütme ve pek tabii yargı organlarına, mahkemece verilen karar doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü altındadır. Bu durumda Danıştay tarafından verilecek bir iptal kararı üzerine söz konusu makamlar bu iptal kararı doğrultusunda hareket etmek zorundadır.
Anayasanın 153/5. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında açık yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, idari yargıda verilen iptal kararının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarihli ve 1937/202 E., 1938/14 K, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarihli ve 1965/21 E., 1966/7 K. sayılı kararı).
Söz konusu kararlardan farklı olarak Danıştayın somut olayın özelliğine göre iptal kararının etkilerini değerlendirdiği farklı kararları da bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesinin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 E., 2008/5507 K. sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiştir.
Buna göre idari yargı organlarınca verilen bir iptal kararının somut olayın özelliğine göre geçmişe etkili olmasında elbette yasal bir engel bulunmamaktadır. Eldeki uyuşmazlığa konu YİGŞ’sinin 39. maddesinde yer alan hükmün iptal edilmesi ile idari makamlarca anılan düzenlemenin uygulanması artık mümkün olmayıp, YİGŞ’nin iptal edilen hükmünün anılan şartnameden çıkarılması gerekir, ancak somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, YİGŞ’nin ilgili hükmü artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen YİGŞ’nin ilgili hükmü taraflar arasında uygulanmaya devam edilecektir.
Sözleşmenin imzalanmasından sonra idare ile yüklenici arasında özel hukuk ilişkisi doğmuş olacağından ve buna ilişkin uyuşmazlık adli yargı mahkemelerinde çözümleneceğinden iptal kararının taraflar arasından imzalanmış sözleşme hükümlerini değiştirmiş sayılması gerektiği ve adliye mahkemelerinin de buna uygun işlem yapmak zorunda olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkarılamaz. Aksine bir kabul yargı yolu kurallarına aykırı olduğu kadar Borçlar Hukuku düzenlemelerine, tarafların sözleşme ile bağlılığı ilkesine de aykırı bir sonuç olacaktır.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Dairesinin iptal gerekçesine bakıldığında, YİGŞ’nin 39. maddesinin 4. fıkrasının e bendinde yer alan düzenlemenin KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur” düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün, taraflar arasında eşitlik ilkesini zedeler biçimde yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir.
Her ne kadar KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan kamu sözleşmelerinin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu yönündeki düzenleme, YİGŞ’nin 39. maddesinin 4. fıkrasının e bendinde yer alan ilgili hükmün iptali için bir gerekçe oluşturabilir ise de, bu düzenleme, yetki sınırları KİK ve KİSK’de belirlenen idarenin yine bu kanunlarda açıklanan sınırlara göre belirleyebildiği sözleşme tarafı ile imzaladığı ve bundan sonra adeta tarafların Anayasası hâline gelmiş bir özel hukuk sözleşmesi hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermez.
İptal kararı öncesi şartnamede delil sözleşmesi hükmü mevcut iken sözleşmenin imzalanmasıyla eki hâline gelen ve sözleşme hükmü niteliğini alan şartname, sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda dahi uygulanacak ve idari yargıda iptal kararı verilmiş olsa dahi mahkemelerce bu hüküm uygulanacaktır. Zira mahkemeler bu hükmü şartnamede bulunduğu veya bulunmadığı için değil, sözleşmenin eki hâline gelen metne göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu için, sözleşme hükmü olarak uygulayacaklardır. Sonuç olarak YİGŞ’nin 39. maddesinin 4. fıkrasının e bendinde yer alan ve geçici hakedişlere itiraz prosedürünü düzenleyen ilgili hükmün iptal edilmesinin, iptal kararından önce taraflarca imzalanmış olan sözleşme ve dolayısıyla eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır.
Somut olayda yukarıda açıklanan gerekçeye göre davacının gecikme cezasının kesildiği 20 (EK) nolu hakedişe delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki YİGŞ’in 39. maddesi gereği yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun itirazının olmadığı, ilk projeye göre hazırlanmış malzemenin, proje değişikliği nedeni ile terk edilmesi, değiştirilmesi veya başka yerde kullanılması sonucu doğacak işçilik ve giderler ile ilgili olduğu ve davada proje değişikliği kapsamında yapılan iş bedeline yönelik talep bulunmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davalı, Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunmadığından lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/40 E., 2022/380 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
inde bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmadığı iddiasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ancak somut olayın özelliğine ve dava dilekçesindeki talebe göre poliçede yer alan bu şartların delil sözleşmesi niteliğinde kabul edilip HMK’nın 193. maddesi ile birlikte değerlendirilerek poliçede teminat altına alınan kalp krizi riskinin meydana geldiği vakıasının ispatlanıp ispatlanmadığı husu
Hukuk Genel Kurulu 2020/40 E. , 2022/380 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili İstanbul 3. Tüketici Mahkemesine sunmuş olduğu dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ile bireysel emeklilik sigortası yaptırdığı sırada kendisine önerilen ve sağlık hâlinde güvence diye sunulan ve “BES+ KRİTİK Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası”nı da yaptırdığını, her yıl otomatik olarak yenilenen poliçe karşılığı aidat ödemelerini düzenli olarak yerine getirdiğini, poliçe ve ödeme ilişkisinin hâlen devam ettiğini, müvekkilinin 05.10.2011 tarihinde kalp krizi geçirdiğini, tedavisini kendi imkânlarıyla sağladığını, poliçe bedelinin ödenmesi amacıyla davalı şirkete 02.11.2011 tarihinde yapılan başvurudan cevap alınamadığını, haricen yapılan görüşmelerde müvekkilinin geçirmiş olduğu kalp krizi sonucu kalp yetmezliği oranının yeterli olmadığından bahisle ödeme yapılmayacağının öğrenildiğini ileri sürerek poliçe bedeli 30.907TL'nin başvuru tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalının kalp krizi geçirmiş olmasının tek başına tazminatın ödenmesi için yeterli olmadığını, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %45'den az olduğunun da kardiyolojik tetkiklerle tespit edilmiş olması gerektiği hâlde bugüne kadar böyle bir tetkikin müvekkiline ulaştırılmadığını, Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Özel Şartları’nın 1/b bendi uyarınca mevcut hastalığın poliçe teminatı dışında kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İstanbul 3. Tüketici Mahkemesinin 21.05.2013 tarihli ve 2012/1064 E., 2013/545 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinin görev yönünden reddine, karar kesinleştiğine ve talep hâlinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, davacı vekilinin süresinde talebi ile dosya görevli mahkemeye gönderilmiştir.
7. Dosya kendisine gönderilen İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2014 tarihli ve 2013/319 E., 2014/218 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesi ile hükme esas alınan bilirkişi raporu dikkate alınarak davalı sigorta şirketine Sigorta Sözleşmesinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik hükümleri kapsamında davacıya sigorta özel şartlarını tebliğ ettiğini ve özel şartlar konusunda davacıyı açıkça bilgilendirdiğini kanıtlaması için süre verildiği, davalının 04.07.2014 tarihli beyan dilekçesinde "sözleşme ve özel şartların yer aldığı eklerin sigortalılara adi posta yolu ile gönderilmiş olması sebebiyle ve 2008 yılında tanzim edilmiş özel ve genel şartların bulunduğu ilk poliçe için teslimat bilgisine ulaşılmasının mümkün olamadığını" belirtildiği, Sigortacılık Kanunu ile buna dayalı olarak çıkarılan 28.10.2007 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Sigorta Sözleşmesinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddeleri uyarınca sözleşmede bildirilen özel şartların poliçe ekinde sigortalıya teslim edildiğinin kanıtlanamadığı, davacının 05.10.2011 tarihinden sonra çekilmiş ve hastanın enjeksiyon fraksiyonu (EF) değerini gösteren veri aranmasının sonuca etkili olmadığı, poliçe teminatı olan 30.907TL poliçe limitinin ödenmesinden davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 30.907TL’nin 02.11.2011 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 20.11.2017 tarihli ve 2015/2503 E., 2017/10732 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dava, hayat sigorta poliçesi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
Davacı taraf, davalı ile aralarında imzalı bulunan ve her yıl otomatik olarak yenilenen poliçelerle uzun yıllardır süren sigortalılık ilişkisi bulunduğunu, tehlikeli hastalıklara ilişkin teminatı da içeren hayat sigorta poliçesiyle davalı sigortacı nezdinde sigortalı olduğunu, poliçe teminatı kapsamındaki tehlikeli hastalık rizikosu gerçekleşmesine rağmen davalının sigorta özel şartlarını gerekçe göstererek ödeme yapmaktan imtina ettiğini, sigorta teminatına ilişkin özel şartlar konusunda davalı sigortacı tarafından yapılmış bilgilendirme olmadığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkeme de, poliçeyle teminat altına alınan tehlikeli hastalıklara ilişkin düzenlemeleri içeren özel şartlar ile sigorta teminatının kapsamı konusunda, davalı sigortacının davacıyı bilgilendirmediği gerekçesiyle ve poliçeyle verilen teminatın meblağ sigortası mahiyetinde olduğu kabulüyle, davacı talebini hüküm altına almıştır.
Poliçenin tanzim edildiği ve davaya konu rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nun 1263. vd. maddelerinde düzenlenen sigorta akitleri yönünden, tarafların hak ve borçlarına ilişkin tüm düzenlemelerde iyiniyet ilkesinin temel alındığı; sigorta akdinin kuruluşundan sona ermesine kadar tarafların sahip olduğu hak ve sorumluluklar için iyiniyet ilkesi çerçevesinde hareket edilmesini zorunlu kılan belirlemeler yapıldığı görülmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile bu kanuna bağlı olarak çıkartılan, 28.10.2007 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan "Sigorta Sözleşmesinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik" hükümleri ile de bilgilendirme sırasında dikkate alınacak hususlar düzenlenmiştir.
Taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin, 4-5 yıldır devam ettiği ve her yıl yenilenen poliçeler ile sürdüğü dosya kapsamından anlaşılmakta olup sigorta ilişkisi uzun sürelidir. Davalı tarafından dosyaya sunulan, davacı sigortalının imzasının da bulunduğu 07.05.2008 tarihli "Hayat Sigortaları Bilgilendirme Formu (Bes+ Kritik Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası)" başlıklı belgede; belgenin 2007 tarihli Bilgilendirme Yönetmeliği'ne istinaden hazırlandığı belirtildikten sonra, B.1. maddesinde sigorta teminatının kapsamı genel olarak belirtilmiş; B.2. maddesinde, teminat kapsamına dahil olan tehlikeli hastalıklar 9 bent halinde tek tek sayılmış; İstisnalar başlıklı C. maddesinde ise, "teminat dışında kalan durumlar için Hayat Sigortaları Genel Şartlarına ve Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Özel Şartlarına bakınız" düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı sigortalının, davaya konu ettiği rizikonun gerçekleştiği 05.10.2011 ile anılan belgeyi imzaladığı tarih arasında 3,5 yıl gibi azımsanmayacak uzunlukta bir süre bulunmaktadır.
İfade olunan tüm bu nedenlerle; taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği; davacının 2008 yılında imzaladığı bilgilendirme formu ile, sigorta teminatı kapsamındaki tehlikeli hastalıklara ilişkin özel şartlar konusunda bilgi sahibi olmasının sağlandığı; somut olayın özellikleri ile sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği gözetildiğinde, özel şartlara ilişkin basılı belgenin davacıya verilmemiş olmasının, bilgilendirmenin yapılmadığının kabulüne tek başına yeterli olmadığı, sigorta ilişkilerinde iyiniyet prensibinin cari olduğu ve tarafların hakları ile sorumluluklarının sınırını tayinde bu ilkeye göre değerlendirme yapılması gerektiği; uzun süredir devam eden ve davacı sigortalının imzalı bilgilendirme formuna rağmen, özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği yönündeki iddiasının Medeni Kanun hükümlerine göre hakkın kötüye kullanımı vasfında olduğu dikkate alınarak, taraflar arasındaki poliçe ile poliçeye ilişkin özel şartlar dahilinde, davaya konu edilen zararın sigorta teminatı kapsamında olup olmadığı konusunda gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra değerlendirme yapılıp, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.12.2018 tarihli ve 2018/359 E., 2018/1139 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından sigortalının özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği yönündeki iddiasının hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilip edilemeyeceği ve buradan varılacak sonuca göre davaya konu edilen zararın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı konusunda mahkemece yapılan inceleme ile araştırmanın yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesi gerekmektedir.
14. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nda (SK) “Sigorta Sözleşmeleri” başlığı altında sigorta sözleşmelerinin kapsamı ve kurulması hakkındaki hükümlere yer verilmiş, ancak sigorta sözleşmesi tanımlanmamıştır. Poliçenin tanzim edildiği ve davaya konu rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunup somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 1263. (6102 sayılı TTK’nın 1401.) maddesinde sigorta sözleşmesi; “Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır.” şeklinde tanımlanmıştır.
15. Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen, karşılıklılık güven ve iyi niyet esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir.
16. Kanunda sigorta sözleşmesinin yapılması hiçbir şekle tabi tutulmamıştır. Sigorta sözleşmesi, sözleşme yapmaya ehil kişilerin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulur. Sözleşmenin yazılı bir belgeye bağlanması ise ancak ispat hukuku açısından önem taşır. Sözleşmenin varlığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200. [mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemesi Kanunu’nun (HUMK) 288.) maddesinde düzenlenen şekilde ispatlanmalıdır. 6762 sayılı TTK’nın 1265, 1267 ve 1291. maddeleri gereğince sigortacı kendileri tarafından imzalanmış bulunan poliçenin bir örneğini belirli bir süre içinde sigortalının ikâmetgahına götürülerek ona vermek, dilerse bir suretini sigortalıya imzalattırarak almakla yükümlü tutulmuştur.
17. Eldeki davada, davacı tarafça, davalı ile aralarında imzalanan ve her yıl otomatik olarak yenilenen poliçelerle uzun yıllardır süren sigortalılık ilişkisi bulunduğu ve hâlen devam ettiği, tehlikeli hastalıklara ilişkin teminatı da içeren hayat sigorta poliçesiyle davalı sigortacı nezdinde sigortalı olduğu, poliçe teminatı kapsamındaki tehlikeli hastalık rizikosu gerçekleşmesine rağmen davalının sigorta özel şartlarını gerekçe göstererek ödeme yapmaktan imtina ettiği, sigorta teminatına ilişkin özel şartlar konusunda davalı sigortacı tarafından yapılmış bilgilendirme olmadığı ileri sürülmüş; davalı tarafça taraflar arasında düzenlenen poliçede yer alan özel şart gereği davacının talebinin teminat kapsamı dışında kaldığı savunulmuştur.
18. Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesine göre; sigorta sözleşmelerinin ana muhtevası, Bakanlıkça onaylanan ve sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Ancak, sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar kararlaştırılabilir. Ancak kararlaştırılan bu hususlar, sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açık olarak belirtilir.
19. Yine SK’nın 11/3 maddesinde "sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından gerek sözleşmenin kurulması, gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususların yönetmelikte düzenleneceği" belirtilmiş ve bu maddeye dayanılarak ilgili Bakanlıkça 28.10.2007 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan mülga “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” çıkarılmıştır.
20. Bu Yönetmelik’te yer alan bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin genel ilkeler ve bilgilenmenin içeriği ile ilgili hükümlerden; 5. maddede "Sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünün sigortacı tarafından sigorta ettirene ve sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyen kişilere karşı sözlü ve yazılı şekilde yerine getirileceği, bilgilendirmenin yazılı yapılmasının esas olduğu, sigortacının asgari bilgilendirmenin yapıldığını ispatla yükümlü bulunduğu, bilgilendirme yükümlülüğünün sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce başlacağı ve sözleşmenin geçerli olduğu süre içinde de devam edeceği, sigortacının dürüstlük ilkeleri çerçevesinde davranmak, sigorta ettireni yanıltıcı her türlü hal ve davranıştan kaçınmak zorunda bulunduğu", 7. maddede; "bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş, bilgilendirme formu gereği gibi teslim edilmemiş veya bilgiler gerçeğe aykırı düzenlenmiş ise bu hallerden her hangi birinin sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini feshedebileceği ve uğradığı zararının tazminini de talep edebileceği", 8. maddede; "bilgilendirme formu içeriğinden akdedilecek sözleşmeye ilişkin genel uyarılar, sözleşme ile verilen teminatlar, sözleşmeye eklenebilecek özel hükümler...vs. bulunacağı", 9. madde de ise; "bilgilendirme formunun en az iki nüsha düzenlenerek sigortacı tarafından kaşelenip imzalandıktan sonra bir nüshasının sözleşmeye taraf olmak isteyen kişiye imza karşılığı verileceği, imzanın sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olduğu hususunda aksi ispat edilebilir karine teşkil edeceği" düzenlenmiştir.
21. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafından dosyaya sunulan ve davacı sigortalının imzasını da içeren 07.05.2008 tarihli "Hayat Sigortaları Bilgilendirme Formu (Bes+ Kritik Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası)" başlıklı belgede; belgenin 2007 tarihli Bilgilendirme Yönetmeliği'ne istinaden hazırlandığı belirtildikten sonra, B.1. maddesinde sigorta teminatının kapsamı genel olarak belirtilmiş; B.2. maddesinde, teminat kapsamına dahil olan tehlikeli hastalıklar 9 bent hâlinde tek tek sayılmış; İstisnalar başlıklı C. maddesinde ise, "Teminat dışında kalan durumlar için Hayat Sigortaları Genel Şartlarına ve Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Özel Şartlarına bakınız" düzenlemesine yer verilmiştir. Taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin uzun süreli olduğu ve dava tarihinde de hâlen devam ettiği yani sigortalılık ilişkisinin her yıl yenilenen poliçeler ile sürdüğü noktasında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı tarafın, davaya konu ettiği rizikonun gerçekleştiği 05.10.2011 tarihi ile bilgilendirme formunun imzalandığı tarih arasında da üç buçuk yıl gibi azımsanmayacak kadar uzun bir süre bulunmaktadır. Bu durumda uzun süredir devam eden sigortalılık ilişkisi ve davacı sigortalının imzalı bilgilendirme formuna rağmen, özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği ileri sürülerek tazminat talep etmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi anlamında korunacak bir istek olmadığı kuşkusuz olduğundan mahkemece gerekçeye "sözleşme ve özel şartların yer aldığı eklerin sigortalılara adi posta yolu ile gönderilmiş olması sebebiyle ve 2008 yılında tanzim edilmiş özel ve genel şartların bulunduğu ilk poliçe için teslimat bilgisine ulaşılmasının mümkün olamadığı”na ilişkin beyan dilekçesinin esas alınması da bu yönden hatalıdır.
22. Hâl böyle olunca, mahkemece taraflar arasındaki sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği, davacının 2008 yılında imzaladığı bilgilendirme formu ile sigorta teminatı kapsamındaki tehlikeli hastalıklara ilişkin özel şartlar konusunda bilgi sahibi olmasının sağlandığı; somut olayın özellikleri ile sigortalılık ilişkisinin uzun süredir devam ettiği gözetildiğinde, özel şartlara ilişkin basılı belgenin davacıya verilmemiş olmasının, bilgilendirmenin yapılmadığının kabulüne tek başına yeterli olmadığı, davacı tarafın özel şartlar konusunda bilgilendirilmediği yönündeki iddiasının TMK hükümlerine göre hakkın kötüye kullanımı vasfında olduğu dikkate alınarak, taraflar arasındaki poliçe ile poliçeye ilişkin özel şartlar dahilinde, davaya konu edilen zararın sigorta teminatı kapsamında olup olmadığı konusunda gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; uzun süreli olan sözleşme ilişkisi çerçevesinde bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmadığı iddiasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, ancak somut olayın özelliğine ve dava dilekçesindeki talebe göre poliçede yer alan bu şartların delil sözleşmesi niteliğinde kabul edilip HMK’nın 193. maddesi ile birlikte değerlendirilerek poliçede teminat altına alınan kalp krizi riskinin meydana geldiği vakıasının ispatlanıp ispatlanmadığı hususu üzerinde durularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden hükmün bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
24. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.03.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Taraflar arasında kalp krizi riskini de kapsayan Kritik Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Sözleşmesi bulunmaktadır.
Davacı tarafından kalp krizi geçirmiş olmasına dayalı olarak tazminat talep edilmiş, davalı ise sigortalının kalp krizi geçirmiş olmasının tek başına tazminatın ödenmesi için yeterli olmadığını, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %45'den az olduğunun da kardiyolojik tetkiklerle tespit edilmiş olması gerektiği hâlde bugüne kadar böyle bir tetkikin müvekkiline ulaştırılmadığını, Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası Özel Şartları’nın 1/b bendi uyarınca mevcut hastalığın poliçe teminatı dışında kaldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Kritik Tehlikeli Hastalık Teminatlı Hayat Sigortası poliçe özel şartlarında tehlikeli hastalık teminatı kapsamına dahil olan hastalıklar ve tanımlarına 1. maddede yer verilmiştir. Maddede sayılanlar arasında b bendinde Kalp Krizi (Myokard Enfarktüsü) de bulunmaktadır. Kalp krizi maddede kalp kasının yetersiz kanlanan bölümündeki hücrelerin hayati yetisini kaybetmesi olarak tanımlanmıştır.
Poliçede yer verilen bu tanım yanında kalp krizine ilişkin teşhisin hangi kriterlerlele desteklenmesi gerektiği sayılmıştır. Belirtilen beş kriter, klinik bulgular, kalp krizi olduğunu teyit eden yeni elektrokardiografik (EKK) değişiklikler, kardiyak enzim CK-MB yüksekliği, troponin yüksekliği ve hastalık meydana geldikten 3 ay ya da daha sonra sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %45'den az olduğunun tetkiklerle tespit edilmesi olduğu açıkça yazılmıştır. Ayrıca stabil ve anstabil angina pectorisin kapsam dışı olduğu belirtilmiştir.
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 11/4. maddede; sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış risklerin açıkça belirtilmesi gerektiği, belirtilmemiş olan risklerin teminat kapsamında sayılacağı düzenlenmiştir. Poliçede kalp kriziyle ilgili olarak stabil ve anstabil angina pectorisin kapsam dışı olduğu belirtilmiş olmakla kapsam dışı bırakılan bu hâller dışında tüm kalp krizi hâllerinin sigorta teminatı kapsamında olduğunun kabulü gerekir.
Kalp krizi geçirme hâlinde ileride olası yeni kalp krizleri geçirilmesin, kalp krizine bağlı ölüm riskiyle karşılaşılmasın diye bunun nedenleri üzerinde durulması ve tespit edilen nedenlere bağlı olarak tedavinin gerçekleştirilmesi ve hastanın iyileştirilmesi kalp krizi sonrası tedavinin olağan süreci olup sigortacının da bu sürecin gerçekleşmesine saygı göstermesi gerekir. Zira yaşama hakkı temel bir insan hakkıdır.
Kalp krizi geçirildiği hâlde somut olayda, yapılan tedavi ve stent takılması sonucu iyileşme sağlanmış ve poliçede aranan hastalık meydana geldikten 3 ay ya da daha sonra sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %45'den az olduğunun tetkiklerle tespit edilmesi şartının gerçekleşme ihtimali ortadan kalkmış ise bu şartın aranması hastanın yaşama hakkına bağlı olarak tedavi edilme ve iyileşmeyi istemesini engelleyen bir şart olarak sözleşmede yer almış olacağından bu şartın yaşama hakkıyla bağdaşıp bağdaşmadığı üzerinde durulmalıdır.
Hukukumuzda sözleşme özgürlüğü geçerli ise de bunun da bazı sınırlamaları vardır. Bu konuda en temel sınırlama Anayasanın 12. maddesinde yer almaktadır. Bu hükme göre; herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Bu hükmün 4721 sayılı TMK’daki yansıması kural, 23. madde hükmüdür. Bu düzenlemede; kimsenin, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemeyeceği (23/1) ayrıca özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamayacağı (23/2) hükmü yer almaktadır. Kişiliğin korunması başlıklı bu düzenleme ile hak ve özgürlüklerden tümüyle vazgeçme ya da aşırı sınırlama konusunda kişi başkalarına karşı korunduğu gibi bizzat kendisine karşı da korunmuştur.
Kalp krizi hastalığı teminat altına alınmış iken hastalığı doğuracak risklerin üç ay sonra dahi mevcut olması anlamına gelecek bir şartının aranması kişiye tedavi olmayı reddetme ve iyileşmemiş olma yükümlülüğü getiriyorsa bu yaşama hakkına aykırı olacağından bunun bir teminat şartı olarak getirilmesi Anayasanın 12. maddesi TMK 23. maddesi karşısında geçerli bir sözleşme hükmü olarak kabul edilmesi ve geçerli sayılması mümkün değildir.
Belirtilen bu şart teminatı sınırlayan bir şart olarak getirilmiş ise zaten anılan bu hükümler karşısında geçerli bir sözleşme hükmü sayılamayacağından bu şarta dayanılarak tazminat ödemekten kaçınılması mümkün değildir. Ancak poliçedeki bu şart teminat şartı olmayıp ispat şartı olduğundan ispat hukuku anlamında da bu şartın geçerli olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır.
Davalı taraf maddede sayılan beş şarttan sadece sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun %45'den az olduğunun tetkiklerle tespit edilmesi şartının yerine getirilmediğini bu nedenle mevcut hastalığın poliçe teminatı dışında olduğunu ileri sürerek davaya karşı çıkmakta ise de bu düzenlemede sayılan kriterler ile bazı kalp krizi hâlleri kapsam dışı bırakılmış değildir. Bu kriterler teşhisin desteklenmesi için getirilmiş olup bu hâliyle belirtilen şartların teminat kapsamını belirleyen hüküm niteliği taşımadığı, kalp krizinin varlığının ispatı için getirilmiş şartlar olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
İspat için getirilen şartların teminat kapsamını belirleyen şart olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından somut uyuşmazlıkta kalp krizi geçirilip geçirilmediğinin ispatı gerekmektedir.
Dosyada alınan bilirkişi kurulu raporunda somut olayda acil olarak hızlıca koroner angiografi yapıldığı ve ilgili hastanenin raporunda belirtilen damar tıkanıklarının ortaya konulduğu bunun %100 doğruluk derecesine ulaşılmış bir sonuç olduğu ve altın standart niteliğini taşıdığı bu aşamadan sonra hastanın kalp krizi geçirdiğine dair en ufak bir şüphe olmadığı ve ekstra bir tetkike veya görüntüleme yöntemine ihtiyaç bulunmadığı, %45’in altında ejeksiyon fraksiyonu (EF) kalp kasılma gücünü gösteren değere ihtiyaç olmadığı zira hastanın kalp kasları zarar görmesin diye erken dönemde stent yerleştirme işlemi uygulandığı, bu işlemi yapmanın esas ve en önemli amacının kalp kasları kansız kalarak ölmesin ve hastanın kalp kasılma gücü düşmesin istendiği için acil olarak koroner damarlara stent yerleştirildiği hasta bu tedaviden en iyi şekilde fayda gördüğü için EF değerinin düşmediği açıklanmıştır.
Tarafların aralarındaki hukukî ilişkide bazı hususların ispatını bazı koşullara bağlamaları hâlinde bu hükümler delil sözleşmesi niteliğindedir. Delil sözleşmesi 6100 sayılı HMK 193. maddede düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, tarafların yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilecekleri (HMK 193/1), taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalâde güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu (HMK 193/2) hükümleri bulunmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere stent takılması ile hasta iyileşmiş ve poliçedeki kalp kasılmasıyla ilgili beşinci şartın gerçekleşmesi ihtimali tedavi sonrası ortadan kalkmış ise ispatın bu şarta bağlanması kalp krizi geçirildiğine ilişkin ispat hakkını imkânsız kılacak veya fevkalade güçleştireceğinden bu delil sözleşmesi hükmünün 6100 sayılı HMK 193/2. maddedeki düzenleme karşısında dahi geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Ancak mahkeme kararı ve Özel Daire bozma kararında bu yönden somut olayı irdeleyerek bir değerlendirme yapılmamış alınan bilirkişi kurulu raporu bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Bozma kararında da belirtildiği üzere süregelen sözleşme ilişkisi çerçevesinde bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmadığı iddiası hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğundan bu yönden bir eksiklik bulunmadığı kabul edilmelidir. Ne var ki poliçede yer alan bu şartların delil sözleşmesi niteliğinde kabul edilip HMK 193. madde hükmü ile birlikte değerlendirilerek poliçede teminat altına alınan kalp krizi riskinin meydana geldiği vakıasının ispatlanıp ispatlanmadığı üzerinde durularak karar verilmesi gerekirken mahkemece bilgilendirme yükümlülüğüne uyulmadığı için belirtilen şartlar geçersiz sayılarak sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.
Özel Daire bozma kararında poliçedeki şartların delil sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı üzerinde durulmaksızın özel şartlar dahilinde davaya konu zararın sigorta teminatı kapsamında olup olmadığı konusunda araştırmalar yapıldıktan sonra bir değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş ise de bu özel şartların teminat kapsamını belirleyen şartlar olmayıp ispat şartları olduğu ve delil sözleşmesi (HMK 193. madde) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği üzerinde durulmak suretiyle bu yönden özel daire kararından farklı bir biçimde bozma kararı verilmesi gerekmektedir. Açıkladığım nedenlerle değişik bozma yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan tümüyle Özel Daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
6. Hukuk Dairesi, 2022/5080 E., 2023/4193 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddelerindeki düzenlemeler HMK’nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup mahkemece Yapı İşleri Genel Şartnamesinin bu yönünün göz önünde tutulması gerektiği, buna göre, somut olayda davacı yüklenici iş bu davaya konu ettiği süre uzatımı nedeniyle fiyat farkı alacağı yö
6. Hukuk Dairesi 2022/5080 E. , 2023/4193 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1699 E., 2022/1485 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı şirket yetkilisi ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan yetkilinin sözlü açıklaması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1.565.000,00 TL bedelle davacı uhdesinde kalan Kahramanmaraş Merkez Piri Reis Mahallesi 24 Derslik İlköğretim Okulu İnşaatı Yapım işinin 24.09.2012 tarihi itibariyle geçici kabulünün, 24.09.2013 tarihi itibariyle de kesin kabulün yapıldığını, işe ait yaklaşık maliyetin yanlış hesaplanmasından dolayı müvekkili firmanın aşırı düşük teklif sınırının altında kalması gerekirken bu sınır değerin üzerinde kaldığını, idarece yanlış hazırlanan 2.396.901,96 TL tutarındaki yaklaşık maliyete göre hesaplanan eşik sınır değerinin 1.559.877,70 TL olduğunu, ancak müvekkili firma tarafından hesaplanan ve doğru olduğu düşünülen 3.513.272,78 TL yaklaşık maliyete göre hesaplanan eşik sınır değerinin 1.593.246,20 TL olduğunu, davalı idarenin 23.09.2012 tarihli hakedişte yasal kesintiler yapıldıktan sonra müvekkili firmaya 79.706,66 TL ödeme yapması gerekirken ödenek yetersizliğinden dolayı 57.276,83 TL ödediğini, geriye kalan 22.429,83 TL'nin ödenmediği ayrıca idarenin tek taraflı olarak yapmış olduğu iş artışından kaynaklı toplam sözleşme bedelini 1.646.607,94 TL olarak belirlediğini, müvekkili firmaya toplam tahakkuk tutarı olan 1.625.582,37 TL'nin tahakkuka bağlandığını, ödenek yetersizliğinden dolayı ve müvekkil firmanın üzerinde mutabık kalmadığı bu iki tutar arasındaki fark olan 21.025,57 TL'nin ise kesin kabulünün yapıldığı halde ödenmediği, bu nedenle yaklaşık maliyetin gerçek değerinin hesaplanması neticesinde bulunacak eşik değer üzerinden ihale bedelinin bulunması, bu yeni ihale bedelinin müvekkil firmaya isabet edip etmediğinin belirlenmesi ve isabet etmemesine rağmen müvekkil firmanın yapım işini tamamlaması neticesinde yeni yaklaşık maliyet bedeli üzerinden doğan 1.116.370,82 TL, hakedişte ödenmeyen 22.429,83 TL, idare tarafından tek taraflı hazırlanan iş artışı sonucu oluşan ve ödenmeyen 21.025,57 TL'nin davacıya ödenmesi için fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000,00 TL'nin davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; dava değerini toplamda 1.534.366,26 TL olarak belirlemiş ve bedelin sözleşme tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı taraf cevap dilekçesinde özetle; Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun İl Özel İdaresinin kararı doğrultusunda kendilerine husumet düşmeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2018 tarihli ve 2015/74 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararıyla; davacı tarafından Kahramanmaraş Merkez Piri Reis Mahallesi 24 derslikli İlköğretim Okulu İnşaatı işi için açılan ihalede ihale dökümanı üzerinden işin tamamı için 1.565.000 TL anahtar teslimi götürü bedel teklif ettiği, bu teklifin davalı tarafından kabul edilerek sözleşmenin imzalandığı ve işin tamamlanarak davalıya teslim edildiği, işin yapımına esas olan ihale dökümanları içerisinde yeralmayan belgelerin davacı açısından bir hak oluşturmayacağı anlaşıldığından davacının yaklaşık maliyet üzerinden hesapladığı alacak talebinin reddine, davalı tarafından yapılan işlere ilişkin olarak 23.09.2012 tarihli hak ediş raporuna göre 79.760,66 TL'nin ödenmesine karar verildiği ancak davacıya 57.276,83 TL ödendiği bu nedenle davacının davalıdan 22.429,83 TL ödenmeyen alacağının bulunduğu, yine davalı tarafından iş devam ederken 81.607,94 TL iş artışına gidildiği ve iş bedelinin 1.646.607,94 TL olduğu, ancak hakediş raporlarına göre davacının 1.625.582,37 TL ödemeye hak kazandığı, iş artışı sonucunda oluşan 21.025,57 TL davacı alacağının ödenmediği bu nedenle davacının davalıdan iş artışı nedeniyle 21.025,57 TL alacağı olduğu anlaşılmakla davacının davalıdan hakediş raporuna göre ödenmeyen 22.429,83 TL ve iş artışı nedeniyle ödenmeyen 21.025,57 TL olmak üzere toplam 43.455,40 TL'nin ıslah tarihi olan 25.01.2017 taraihinden, davacının tacir olması nedeniyle, avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2019 tarihli ve 2018/2098 Esas, 2019/2397 Karar sayılı kararıyla; yaklaşık maliyete ait hesap cetveli ve ekleri ihale dokümanı ve sözleşme eki olmayıp ihale öncesi davalı idare tarafından hazırlanan bir belge olduğu, sözleşme ve ekleri gibi yükleniciyi bağlayan bir yönünün olmadığı dolayısıyla, yapı yaklaşık maliyetine bağlı olarak davacı yüklenicinin bedel istemesinin mümkün olmadığı, öte yandan yanlar arasında düzenlen sözleşme eser sözleşmesi niteliğinde olup sözleşmenin 8.2. maddesi uyarınca Yapı İşleri Genel Şartnamesi sözleşmenin eki olup davacı yüklenici ile davalı idareyi bağlar. Söz konusu Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 39. maddesinde yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunu “idareye verilen .....tarihli dilekçemde yazılı ihtirâzi kayıtla..” cümlesini yazarak imzalaması gereklidir. Yine şartnamenin kesin hakediş raporu ve hesap kesilmesine ilişkin 40. madde hükmünce, yüklenicinin itirazı olduğu takdirde itirazlarını 39. maddedeki usuller çerçevesinde dilekçe ile idareye bildirmesi gerekir. Aynı zamanda Yapı İşleri Genel Şartnamesi 39. ve 40. maddelerindeki düzenlemeler HMK’nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup mahkemece Yapı İşleri Genel Şartnamesinin bu yönünün göz önünde tutulması gerektiği, buna göre, somut olayda davacı yüklenici iş bu davaya konu ettiği süre uzatımı nedeniyle fiyat farkı alacağı yönünden hakedişlere Şartnamenin 40. maddesinde açıklanan şekilde usulüne uygun olarak itiraz etmediğinden bu talebin reddine karar verilmesi gerektiği, bu sebeple mahkemece, ödenek yetersizliği nedeniyle ödenmeyen bedelin hüküm altına alınması, sair taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği belirtilerek davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b-2 maddesi uyarınca kabulü ile Kahramanmaraş 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.05.2018 tarih ve 2015/74 Esas, 2018/219 Karar sayılı kararının yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına, buna göre davanın kısmen kabulü ile 22.429,83 TL alacağın ıslah tarihi olan 01.02.2017 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalı idareden tahsili ile davacıya verilmesine, davacı şirketin fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 28.04.2021 tarih, 2020/1468 Esas, 2021/2039 Karar sayılı ilamı ile; davalı ... Özel İdaresi 6360 sayılı Yasa'ya göre 20.03.2014 tarihinde tasfiye edilmiş olup, mevcut davaların yasa gereğince oluşturulacak komisyonca belirlenecek kuruluşlara devri öngörüldüğü, somut olayda eldeki davaya konu iş ile ilgili olarak 20.03.2014 tarihli komisyon kararı ile eğitimle ilgili davaların İl Milli Eğitim Müdürlüğüne devredildiği belirtildiği, ancak dava devir listesinde eldeki dava ile ilgili komisyonca bir karar verildiğinin tesbit edilemediği, davalı ... Özel İdaresi 6360 sayılı Yasa kapsamında kapatıldığından, bu şekilde kurulan hükmün infazı kabiliyetinin de bulunmadığı, bu durum karşısında mahkemece yapılması gereken işin; eldeki davanın hangi kuruma devredildiğinin araştırılarak, Kahramanmaraş Valiliği'nden davaya konu işlerin devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu tarafından hangi kuruma devredildiği sorularak, bu suretle belirlenecek kurumun davalı sıfatının varlığı kabul edilip, dava dilekçesi tebliğ edilip taraf teşkili tamamlanarak davaya devam edilmesi olduğu belirtilerek, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça ihale makamı tarafından hazırlanan yapı yaklaşık maliyetinin hatalı olması nedeniyle kendisine eksik bedel ödendiğini iddia etmiş ise de; yapılan ihalede ihale dökümanı üzerinden işin tamamı için davacı tarafça 1.565.000,00 TL anahtar teslimi götürü bedel teklif edildiği, davalı tarafından bu teklif kabul edilerek sözleşme imzalanıp işyeri tesliminin yapıldığı, davacının ihale dökümanları içerisinde yer alan uygulama projelerine ve bunlara ilişkin mahal listelerine dayalı olarak anahtar teslimi olarak teklifini verdiği, yaklaşık maliyete ilişkin hesap cetveli ve ekleri ihale dökümanları içerisinde yer almamakta olup idarenin kendi iç işleyişine ilişkin belgelerden olduğu, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince davacının 1.565.000,00 TL anahtar teslimi götürü bedel karşılığında işi üstlendiği, sözleşmenin eki niteliğinde olmayan hesap cetveli ve benzeri belgelere dayanarak talepte bulunamayacağından davacının bu alacak kalemine ilişkin talebinin reddinin gerektiği, öte yandan sözleşmenin 8.2. maddesi uyarınca Yapım İşleri Genel Şartnamesi sözleşmenin eki olduğu, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39. maddesinde yüklenicinin geçici hak edişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hak ediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunu “idareye verilen ...tarihli dilekçemde yazılı ihtirâzi kayıtla” cümlesini yazarak imzalaması gerekli olduğu, Yapım İşleri Genel Şartnamesindeki bu düzenlemelerin 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 193. maddesi (1086 sayılı HUMK 287. maddesi) uyarınca delil sözleşmesi niteliğinde olup mahkemece re'sen gözetilmesi gerektiği, buna göre, somut olayda davacı yüklenicinin iş bu davaya konu ettiği süre uzatımı nedeniyle fiyat farkı alacağı yönünden hakedişlere Şartnamenin 39 ve 40. maddelerinde açıklanan şekilde usulüne uygun olarak itiraz etmediğinden bu alacak kalemine ilişkin olarak da talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ancak bilirkişi raporlarında açıklandığı üzere davalı tarafından yapılan işlere ilişkin olarak 23.09.2012 tarihli hak ediş raporuna göre 79.760,66 TL'nin ödenmesine karar verilmesine rağmen ödenek yetersizliği nedeniyle davacıya ödenen 57.276,83 TL'nin mahsubundan sonra davacının davalıdan bakiye 22.429,83 TL alacağı olduğu anlaşıldığından dava dilekçesinde faiz talep edilmediğinden bu bedelin ıslah tarihi olan 27.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; idare tarafından yaklaşık maliyetin yanlış hesaplanması sonucunda, Anayasa ile garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklerden olan sözleşme özgürlüğü ve mülkiyet özgürlüğüne müdahale edildiği, davalı idare tarafından ihale dokümanı ve eklerine göre hazırlanması gereken yaklaşık maliyet hatalı ve eksik hesaplandığından KİK'te belirtilen sınır değerin altında kalması gerektiği halde normal şartlarda doğru hesaplanan yaklaşık maliyet hesabına göre yüklenici tarafından verilen teklif aşırı düşük teklif soruşturması yapılarak savunma istenmesi gerekecekken yaklaşık maliyet yanlış hesaplandığından teklifleri ile ilgili aşırı düşük savunması istenilmediği, mahkeme tarafından yapılan keşiften sonra bilirkişiler tarafından hesaplanan yaklaşık maliyet toplamı 3.707.427,82 TL çıkarken idarenin yaptığı keşif özeti (yaklaşık maliyet) 2.396.901,96 TL olarak tespit edildiği, serbest rekabetin hakim olduğu ihalede teklifler sonucu gerçekleşen fiyatların çok düşük olması nedeniyle yüklenicilerin zarar etmesi kamunun hem vergi gelirlerinin azalmasına hem de sosyal sorunlara neden olurken aşırı düşük teklifler yıkıcı rekabetin önlenmesi bakımından da önemli olduğu, davalı ifa devam ederken projede değişikliğe gidilmiş ve yapı denetim komisyonu ve kontrol mühendislerin tarafından uygulama değişikliğine göre yükleniciye değişikliğin sebep olduğu ilave yapım süresi kadar makul süre uzatımı, değişikliğin bedeli ve fiyat farkı kararı alınması gerektiği, ayrıca idare tek taraflı olarak yapmış olduğu iş artışından kaynaklı toplam sözleşme bedelini 1.646.607,94 TL olarak belirlendiği, toplam tahakkuk tutarı olan 1.625.582,37 TL tahakkuka bağladığı, ödenek yetersizliğinden dolayı ve mutabık kanmayan bu iki tutar arasındaki fark olan1.646.607,94 TL - 1.625.582,37 TL =21.025,57 TL’nin ise kesin kabulü yapıldığı halde ödenmediği, hak edişlerde olmayan imalatların parasınının talep edildiği, ihtirazı kayda gerek olmadığı, fiyat farkının verilmemesinin de hatalı olduğu, iş artışı nedeni ile süre ve fiyat farkı verilmesi gerktiği, denetime elverişsiz bu bilirkişi raporun hükme alınmasının hatalı olduğu, hak ediş ödemesi içerisinde bulunmayan fiyat farkı bedeli için itirazı kayıt ileri sürülemeyeceği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C.Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup yaklaşık maliyetin gerçek değerinin hesaplanmasından doğan alacak, hak edişten ödenmeyen bakiye alacak ve iş artışı sonucu ortaya çıkan alacakların tahsili istemlerine ilişkin ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 31. maddesi,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 vd. maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Dosyadaki yazılara mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle yaklaşık maliyete ait hesap cetveli ve eklerinin ihale dokumanı ve sözleşme eki olmadığı, davalı idare tarafından ihale öncesi davalı idare tarafından hazırlanan bir belge olduğu, sözleşme ve ekleri gibi yükleniciyi bağlayan bir yönünün bulunmadığı dolayısı ile yapı yaklaşık maliyetine bağlı olarak yüklenicinin bedel istemesinin mümkün olmadığı, davacının dava dilekçesinde; yeni yaklaşık maliyet bedeli üzerinden doğan 1.116.370,82 TL, hakedişte ödenmeyen 22.429,83 TL ve idare tarafından tek taraflı hazırlanan iş artışı sonucu oluşan ve ödenmeyen 21.025,57 TL'nin tahsilini talep ettiği, fiyat farkına yönelik bir talebinin bulunmadığı ve dava dilekçesinde talep edilmeyen kalemlerin ıslah ile talep edilemeyeceği anlaşılmakla davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar; idare tarafından hazırlanan iş artışı sonucu ödenmesi gerektiği iddia edilen 21.025,57 TL'nin sözleşmenin eki olan Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 39. ve 40. maddelerinde belirtilen şekilde hak edişe itiraz edilmediği için reddine karar verilmiş ise de Dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca; Yapım İşleri Genel Şartnamesinin ek olduğu sözleşmelerde kural olarak hak edişe giren kalemler yönünden Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 39. maddesinde yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçeleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunu “idareye verilen ...tarihli dilekçemde yazılı ihtirâzi kayıtla” cümlesini yazarak imzalamasının gerekli olduğu, eğer yüklenicinin, hakediş raporunun imzalanmasından sonra tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, yetkililer tarafından hakediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere bir itirazı olursa hakedişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde bu itirazını dilekçe ile idareye bildirmek zorunda olduğu, bu şekilde itiraz edilmediği takdirde hakedişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı kabul edilmekte olup hak edişe girmeyen kalemlerde ise bu şekilde bir itirazın bulunması şartı aranmamaktadır.
Dosya kapsamından; iş artışı nedeni ile sözleşme bedelinin 1.646.607,00 TL olduğu, son hak edişte ise sözleşme bedelinin 1.625.000,00 TL olarak göründüğü, bu durumda son hak edişe iş artışının girmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda; hak edişe girmeyen iş artışının hak edişe itiraz olmadığından bahisle reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Bununla birlikte davacı dava dilekçesinde yeni yaklaşık maliyet bedeli üzerinden doğan 1.116.370,82 TL, hakedişte ödenmeyen 22.429,83 TL, idare tarafından tek taraflı hazırlanan iş artışı sonucu oluşan ve ödenmeyen 21.025,57 TL'nin ödenmesini talep etmiş, ıslah dilekçesinde ise her hangi bir açıklama yapmadan dava değerini toplamda 1.534.366,26 TL olarak ıslah etmiştir.
Davacı ıslah dilekçesinde talep ettiği alacağın hangi kalemlerden kaynaklandığını belirtmediği gibi miktarlarını da göstermemiştir. 6100 sayılı HMK’nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma ödevi nedeniyle hakim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi ve hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama yaptırabilir, soru sorabilir, delil gösterilmesini isteyebilir. Aynı madde gereğince uyuşmazlığın aydınlatılması, taleple bağlılık ilkesinin uygulanması için zorunlu olduğundan, davacının ıslah ile talep ettiği toplam alacak miktarının hangi kalemlerden oluştuğu ve miktarlarının açıklattırılması gerekirken, bu işlemin yapılmaması doğru olmamıştır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davacıya ıslah dilekçesinde talep ettiği alacakları hangi kalemler için istediği ve miktarlarının ne olduğu açıklattırıldıktan sonra iş artışı sonucu oluşan ve ödenmeyen 21.025,57 TL'nin de kabulüne karar verilmesinden ibarettir.
Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın temyiz eden davacı yararına bozulması uygun bulunmuştur.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. bent uyarınca davacının diğer temyiz itirazlarının reddine,
2. bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, tarafların delil sözleşmesi yapmalarına ilişkin aşağıdaki kurallardan hangisi yanlıştır?
A) Taraflar, kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delillerle ispatını kararlaştırabilirler.
B) Delil sözleşmesi yazılı olarak yapılmalı veya mahkeme önünde tutanağa geçirilip imzalanmalıdır.
C) Belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delillerle ispatı kabul edilebilir.