6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 194

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 194. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 194- (1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Başka yerden getirtilecek deliller

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

105 karar eşleşti
4. Hukuk Dairesi, 2022/17073 E., 2023/4990 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
HMK 194. maddesine göre, “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.
4. Hukuk Dairesi         2022/17073 E.  ,  2023/4990 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/534-2021/365 HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul/Bozma Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 14.06.2022 tarihli ve 2022/4084 Esas, 2022/8782 Karar sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Kararın düzeltilmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, karar düzeltme şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Daire kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, Aynı Kanunun 442/3 ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 1.470,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyen davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, Aşağıda dökümü yazılı red harcının karar düzeltme isteyen davacıya yükletilmesine, 05.04.2023 tarihinde üye ... ve ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili 17.04.2013 tarihli dava dilekçesinde; davacı şirketin davalılardan...'den 326.715,41 TL alacaklı olduğunu, bu alacaklar için İstanbul 13. ve 20. İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatıldığını ve takiplerin kesinleştiğini, davalı ... Candemir'in borcun doğumdan sonra Kocaeli ili Darıca ilçesi Darıca Mahallesi 128 ada 1 parsel de kayıtlı 2 nolu bağımsız bölümü ve anlaşmalı olarak boşandığı eski eşi diğer davalı ...'e İstanbul ili Pendik ilçesi Kurtköy Mahallesi 3983 ada ve 18 parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümü devrettiğini belirterek, İİK. 278 maddesi uyarınca İstanbul 13. İcra Müdürlüğü'nün 2012/22395 ve İstanbul 20. İcra Müdürlüğü'nün 2012/18455 sayılı dosyaları kapak hesabı olan 326.715,41 TL bedel yönünden tasarrufun iptaline ve icra dosyaları üzerinden dava konusu her iki taşınmazın haczi ve cebri satış yetkisi verilmesine karar verilmesin talep ve dava etmiştir. Üçüncü kişi davalı ... ise cevap dilekçesinde taşınmazı 120.000,00 TL aldığını ve delil olarak da 25.05.2012 tarihli Gayrimenkul Satışının Koşullarının Belirlenmesine Yönelik Ön Sözleşmeye dayandığını ve davanın reddini talep etmiştir. Yapılan yargılama neticesinde mahkemece 2013/198 Esas 2015/120 Karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verilmiştir. Davanın reddine dair verilen hükmün süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2017 tarihli 2015/9903 Esas 2017/6416 Karar ilamı ile "... dava konusu 2 nolu bağımsız bölüm 01.06.2012 tarihinde borçlu tarafından davalı ...'a satıldığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın akit tablosundaki satış değeri 16.000,00 TL olup bilirkişi satış tarihindeki değerini 80.000,00 TL olarak tesbit etmiştir. Davalı ... vekili taşınmazın müvekkili tarafından 120.000,00 TL alındığını idda etmiş ise de bu miktar ödemenin yapıldığına ilişkin belge sunulmamış sadece emlakçı ile yapılan ön sözleşme metni sunulmuştur. Emlakçı ve davalı ... vekilinin imzasını içeren bu belge her zaman düzenlenmesi mümkün olup satışın 120.000,00 TL üzerinden yapıldığını ispatlayıcı nitelikte değildir. Bu halde İİK'nun 278/3-2. maddesine göre ivazlar arasında fahiş fark bulunduğundan bu taşınmaz ile ilgili davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. .... 2. Dava konusu 1 nolu bağımsız bölüm tapuda 26.07.2011 tarihinde borçlu tarafından davalı ...'e devredilmiş, devre ilişkin boşanma davası 06.06.2011 tarihinde açılmıştır. Takiplere konu alacak ise 29.03.2012 tarihinde doğmuştur. Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için gerekli olan tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması koşulu gerçekleşmemiş olması nedeni ile bu taşınmaz yönünden davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilerek anılan davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, esastan red kararı verilerek nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur." gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemece; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2017 tarihli 2015/9903 Esas 2017/6416 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilerek, dava konusu 2 no'lu bağımsız bölüm 01.06.2012 tarihinde borçlu tarafından davalı ...'a satılmış, taşınmazın akit tablosundaki satış değeri 16.000,00 TL olup bilirkişi satış tarihindeki değerini 80.000,00 TL olarak tespit etmiştir. Davalı ... vekili taşınmazın müvekkili tarafından 120.000,00 TL alındığını iddia etmiş ise de, bu miktar ödemenin yapıldığına ilişkin belge sunulmamış sadece emlakçı ile yapılan ön sözleşme metni sunulmuştur. Davalı vekili bozma sonrasında ise makbuz ve birtakım mesaj içerikleri sunmuş olup, emlakçı ve davalı ... vekilinin imzasını içeren bu belgeler her zaman düzenlenmesi mümkün olup satışın 120.000,00 TL üzerinden yapıldığını ispatlayıcı nitelikte olmadığını, bozma sonrası sunulan hesap ekstreleri ise açıklamalı olmayıp ispatlayıcı niteliği bulunmadığını, bu halde İİK'nun 278/3-2. maddesine göre ivazlar arasında fahiş fark bulunduğundan bu taşınmaz ile ilgili davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu 1 no'lu bağımsız bölüm tapuda 26.07.2011 tarihinde borçlu tarafından davalı ...'e devredilmiş, devre ilişkin boşanma davası 06.06.2011 tarihinde açılmıştır. Takiplere konu alacak ise 29.03.2012 tarihinde doğmuştur. Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için gerekli olan tasarrufun borcun doğmundan sonra yapılmış olması koşulu gerçekleşmemiş olması nedeni ile bu taşınmaz yönünden davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bu karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olup Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 14.06.2022 Tarih, Esas No: 2022/4084 , Karar No: 2022/8782 ilamı ile: “Mahkemece bilirkişi raporu ile belirlendiği üzere taşınmazın gerçek rayiç değerinin 80.000,00 TL olmasına rağmen tapuda düşük gösterilmesi, davalı tarafın ödemelerini belgelendirememesi gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı 3.kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek bedel farkının varlığının buna göre değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda; dava konusu taşınmaz tapuda 01.06.2012 tarihinde 16.000,00 bedelle davalı borçlu tarafından davalı 3. kişi ...’a satılmış, satış işlemi ...’a vekaleten kardeşi ...tarafından gerçekleşmiştir. Bilirkişi tarafından bu taşınmazın rayiç bedeli 80.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Davalı 3. kişi vekili bozmadan sonra, satış günü yani 01.06.2012 tarihinde satışı vekaleten gerçekleştiren üçüncü kişinin kardeşi Ünal Kırlar’ın hesabından 120.000,00 TL çekildiğine ilişkin dekont örneklerini dosyaya sunmuştur. Dairemiz uygulamasına göre de bankadan çekilen bu paranın borçluya ödenen para olduğu kabul edilerek bu durumda taşınmazın bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer olan 80.000,00 TL ile davalı 3. kişi tarafından ödendiği ispat edilen 120.000,00 TL arasında bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından, bu davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.” Gerekçesi ile mahkeme kararını bozmuştur. Davacı vekili süresi içinde verdiği karar düzeltme dilekçesinde bozma kararından sonra verilen banka dekontunun dikkate alınamayacağını hesaptan çekilen paranın borçluya ödenip ödenmediğinin araştırılmadığı bu nedenle Dairenin kararının kaldırılarak mahkemenin kabul kararının onanmasına karar verilmesini talep edilmiştir. Sayın Çoğunluk “Daire kararında yer alan açıklamalara göre, 6217 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE” Karar vermiş ise de verilen bu karara katılmıyoruz. Şöyle ki: Dava Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlük tarihi olan 01.10.2011 tarihinden sonra açılmış olup davaya Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uygulanacaktır. HMK’da dava ve cevap dilekçesinde bulunması gereken hususlar, delillerin nasıl ve hangi süre içinde gösterileceği ve sunulacağı hususları ayrıntılı ve açıkça düzenlenmiştir. HMK 194. maddesine göre, “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” Bu maddeye göre taraflar dayandıkları vakıaları anlaşılır bir şekilde somutlaştırmalı aynı zamanda hangi vakıayı hangi deliller ile ispat edeceğini açıkça belirtmek zorundadır. HMK 129. maddesinin birinci fıkrası (e) bendine göre “Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” cevap dilekçesinde yer alması gereken hususlardandır. Maddenin ikinci fıkrasına göre, “121 inci madde hükmü cevap dilekçesi hakkında da uygulanır.” HMK 121. maddesine göre, “Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur.” HMK’nın 194, 129/e ve 129/2 yollaması ile 121. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde davalı cevap dilekçesinde savunmasını dayandırdığı vakıaları hangi deliller ile ispat edeceğini göstermek ve cevap dilekçesi ile birlikte sunmak zorundadır. (Yargıtay HGK 16.11.2016 Tarih, 2014/1226 Esas 2016/1057 Karar aynı yöndedir.) Somut davada davalı cevap dilekçesinde taşınmazın 120.000,00 TL bedelle alındığını savunarak delil olarak 25.05.2012 tarihli Gayrimenkul Satışının Koşullarının Belirlenmesine Yönelik Ön Sözleşmesine dayanmıştır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozmasından sonra satış günü yani 01.06.2012 tarihinde satışı vekaleten gerçekleştiren davalı üçüncü kişinin kardeşi Ünal Kırlar’ın hesabından 120.000,00 TL çekildiğine ilişkin dekont örnekleri sunulmuştur. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi her ne kadar karar düzeltmeye esas bozma kararında bu dekontun dikkate alındığında taşınmazın rayiç değeri ile borçluya ödenen miktar arasında fark olmadığı bu nedenle davanın reddi gerektiği belirtilmiş ise de öncelikle bozma kararından sonra sunulan dekont HMK 194, 129/e ve 129/2 ile 121. maddelerine göre süresinde sunulmadığı için savunmaya esas alınamaz. Dolayısıyla, bu delil davanın en başından beri var olduğu hâlde yargılama aşamasında ileri sürmeyen davalının, kararın temyizi aşamasında yeni delil dosyaya sunarak bu delil doğrultusunda değerlendirme yapılmasını talep etmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü hukuk yargılamasının temel ilke ve esasları ile bağdaşmaz. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2022 Tarih, 2021/518 Esas, 2022/153 Karar sayılı ilamı aynı yöndedir.) Diğer taraftan borçlu tarafından üçüncü kişi davalıya satılan taşınmazın gerçek satış bedeli ile borçluya ödenen miktar arasında fahiş fark olup olmadığını tapu satış bedeli ve üçüncü kişinin borçluya tapu satış bedeli üstünde yaptığı ödemeleri yazılı belge ile ispatı ile değerlendirilir. Somut davada tapuda satış bedeli 16.000,00 TL olarak gösterilmiş bilirkişi ise satış tarihinde ki taşınmazın rayiç değerinin 80.000,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Üçüncü kişi davalı taşınmazı 120.000,00 TL satın aldığını cevap dilekçesinde ifade etmiştir. Delil olarak da 25.05.2012 tarihli Gayrimenkul Satışının Koşullarının Belirlenmesine Yönelik Ön Sözleşmeye dayanmıştır. Bu belge her zaman düzenlenebileceği gibi üçüncü kişi davalının borçluya ödeme yaptığını gösteren bir belge niteliğinde değildir. Keza temyiz aşamasında sunulan dekont her ne kadar esas alınmaması gerekir ise de; biran için esas alınmış olsa dahi bu dekont taşınmazı alan üçüncü kişinin kardeşinin hesabından satış tarihinde 120.000,00 TL çekildiğini göstermekte olup bu belge davalı üçüncü kişinin borçluya bu parayı ödediğini hiçbir zaman göstermez. Görüldüğü gibi bu para çekme işlemi borçludan taşınmazı satın alan üçüncü kişinin hesabından çekilen bir para olmadığı gibi kardeşinin hesabından çekilen bu paranın borçluya davaya konusu taşınmaz için ödendiği hususunda da bir belge sunulmadığına göre mahkemenin temyiz aşamasında sunulan dekontun dikkate alınmayacağı ve tapu satış bedeli ile satış tarihinde ki gerçek rayiç değeri arasında ki fahiş fark bulunduğu gerekçe ile tasarrufun iptali talebini kabul kararı doğru olup davacının karar düzeltme talebinin bu gerekçeler ile kabul edilerek mahkeme kararının onanması gerekirken karar düzeltme talebinin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.

Diğer kararlar (4)

22. Hukuk Dairesi, 2015/18452 E., 2017/22673 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür.
22. Hukuk Dairesi         2015/18452 E.  ,  2017/22673 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti Davacı vekili, davacının ... Halk Sağlığı Müdürlüğü Sıtma Savaş Biriminde, 20.08.1984-14.05.2014 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik sebebiyle sona erdiğini, davacının yararlandığı toplu iş sözleşmelerine göre her yıl için 21-30 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunduğunu, ancak fesihle birlikte kullanılmayan izin ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek yıllık izin ücreti alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının alacaklarının zamanaşımına uğradığını, ayrıca davacının yıllık izinlerini kullandığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Karara karşı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz yoluna başvurmuştur. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacının kullanmadığı yıllık ücretli izinlerin belirlenmesi konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, "Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi sözkonusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır." şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır. Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Nitekim davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilebilir. Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut olmadığından, "maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili" hususlarda hâkimin davayı aydınlatmak durumunda olduğu göz önüne alınarak hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında değerlendirme yapılmalıdır. Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi hakimin ödevidir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir. Somut olayda, davacı vekilinin dava dilekçesinde çalışma şekli ve sistemi belirtmeden zaman ve yer bakımından herhangi bir sınırlandırma yapmaksızın sadece davacının yıllık izin ücretlerini talep ettiği görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının 29 tam yıl hizmet süresi üzerinden toplam 825 gün izin hakkının bulunduğu tespit edilmiş, bu süreden kullanıldığı anlaşılan 36 gün izin süresi düşüldükten sonra, bakiye kullanılmayan izin süresinin 789 gün olduğu kabul edilerek, netice itibariyle 66.828,30 TL brüt izin ücreti alacağı hesaplanmıştır. Mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de, dosya kapsamına göre başkaca araştırma yapılmaksızın, davacının 29 yıllık hizmeti süresince, 789 gün yıllık ücretli iznini kullanmadığı ya da bir diğer ifade ile davacının 29 yıl boyunca sadece 36 gün izin kullandığına yönelik kabul şekli isabetli olmamıştır. Davacının davalı işverene ait aynı işyerinde uzun yıllara yayılan bir çalışması mevcut olup; bu çalışma şekline göre, davacının hangi yıllarda yıllık izin kullandığı, hangi yıllarda kullanamadığına yönelik ayrıntılı beyanı alınmadan, davacıya iddiasını somutlaştırma yönünde süre verilmeden davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir. Gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 194. maddesi kapsamında davacının somutlaştırma yükümlülüğü gerekse aynı Kanun’un 31. maddesi kapsamında hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğü bulunması karşısında, mahkemece davacı asıl dinlenmeden sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. Anılan sebeple, davacı asil 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 169. ve devamı maddeleri uyarınca, gerek kullandığı gerekse kullanmadığı yıllık ücretli izinlerin tarihleri, dönemleri ve süreleri konusunda ayrıntılı olarak beyanı alınmalı sonuca göre yıllık izin ücreti talebi ile ilgili değerlendirme yapılmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, Sağlık Bakanlığı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 24/10/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/106 E., 2024/4737 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 6 ncı, 193 üncü ve 194 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2023/106 E.  ,  2024/4737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/334 E., 2022/1891 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Aile Mahkemesi SAYISI : 2017/1388 E., 2020/524 K. Taraflar arasındaki tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde temyiz eden davacı ... ile vekili Avukat ... ve karşı taraf davalı ... vekili Avukat ... ile diğer davalı ... geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılardan Hüseyin ile evli olduğunu, davaya konu Ankara ili, ... ilçesi, ... Mah. 629 ada, 3 parsel, zemin 2 nolu aile konutu vasfındaki taşınmazın davalı ... tarafından müvekkiline haber vermeden diğer davalı ...'a ederinin altında bir fiyata 37.500,00 TL'ye satıldığını, ayrıca bu bedelin de alınmadığını belirterek davalı ... adına olan tapunun iptali ile taşınmazın davalı ... adına tesciline, aile konutu şerhi konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, hukuki mesnetten uzak olduğunu, taşınmazın satışının yapıldığı tarihte aile konutu olduğuna ilişkin şerh olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "davacı kadının eşinin borçlarının diğer davalı ... tarafından ödenmesini bildiği, davalı ...'in duruşmadaki beyanında bankalarda kredi borçlarının olduğunu evin satışı karşısında davalı ...'ın kredi çıkaracağını kredi almak için evi devrettiğini beyan etmesi karşısında ve Hüseyin'in kızları damatları ve eşininde bu görüşmeler sırasında bulunması karşısında davacının aile konutunun devredilmesini bildiği" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükmün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava konusu edilen taşınmazın aile konutu vasfında olup olmadığı, davacının taşınmazın satışına rızasının bulunup bulunmadığı, davanın kabulü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı, 193 üncü ve 194 üncü maddesi, 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı ve 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma, “Emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “Belirli olan” bir işlem için verilebilir. 4721 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesi hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte anılan Kanun'un 194 üncü madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerini diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek, eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, “Aile birliğinin korunması” amacıyla sınırlandırılmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak da verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "Açık” olması gerekir. Kanunun emredici düzenlemesi karşısında, aile konutu üzerinde hakları sınırlayacak nitelikteki işlemlerde, malik olmayan eşin bu işleme rızası olmadığını ileri sürmesi durumunda, açık rızasını varlığını ispat yükü de uyuşmazlık konusu işlemi yapan taraflara aittir. Somut olayda aile konutu vasfındaki taşınmazın davalı ...'a satış yolu ile tesciline ilişkin işlemden davacı kadının pazarlık aşamasında yer aldığı gerekçe gösterilerek açık rızanın varlığı kabul edilmiş ise de; açık rızanın varlığını ispat yükü işlem yapan davalı eş ve davalı yeni malikte olduğu, soyut tanık beyanları kapsamında davacı kadının aile konutunun satışını bildiği şeklindeki kabulün tek başına, taşınmazın satışına açık rıza verildiğini ispata yeterli olmadığı, o halde davacı eşin dava konusu satış işlemine açık rızası ispatlanamadığı nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/3930 E., 2024/406 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 165 inci, 169 uncu, 174üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi; 6100 sayılı Kanun'un 190 ncı ve 194 üncü maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2023/3930 E.  ,  2024/406 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2982 E., 2023/421 K. DAVA TARİHİ : 22.11.2018 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Menemen Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/31 E., 2020/356 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile akıl hastalığı nedeni ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 2008 yılında görücü usulü ile evlendiklerini, anlaşmalı olarak 2012 yılında boşanma davası açtıkları ve yerel Mahkemece boşanmalarına karar verildiği ancak itiraz süresi içerisinde davalı eşin akıl hastalığını öne sürerek boşanmaya itiraz ettiğini ve bunun üzerine Yargıtay tarafından kararın bozulduğunu, akabinde erkeğin geçimsizliğe dayalı olarak açtığı davada tekrar boşanmaya hükmedildiğini, itiraz üzerine nihayetinde akıl hastalığı kapsamında boşanabileceği yönünde Yargıtay tarafından bozma kararı verildiğini, bu sebeplerle yaklaşık 6 yıldır resmi olarak evli, fiili olarak ayrı mecburen hayatlarını sürdürdüklerini, kadının akli dengesinin yerinde olmadığını, erkek için çekilmez hal aldığını iddia ederek, kadının akıl hastalığı nedeni ile boşanmalarına karar verilmesine talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle yetki itirazında bulunduklarını, davalının hastalığının sonradan meydana geldiğini, daha önce açılan boşanma davasının reddinden sonra tarafların tekrar bir araya gelmediklerini ve birlikte yaşamadıklarını, aynı sebeplere dayanılarak boşanma davası açılamayacağını, kadın hastalandıktan sonra erkeğin kadını ailesinin yanına yolladığını, bir daha hiç arayıp sormadığını ve ihtiyaçlarını karşılamadığını iddia ederek, açılan davanın reddine, şayet boşanma kararı verilirse kadın yararına aylık 700,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı kadının Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine sevk edildiği, davalının akıl hastalığının mevcut olduğu, hastalığının sürekli olduğu, evlilik hayatını sürdüremeyeceği, eş için ortak hayatı çekilmez hale getirebileceği alınan 14.06.2019 tarihli sağlık kurulu raporuyla şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edildiği, her ne kadar davalı vekili 30.09.2020 tarihli davanın esasına ilişkin sunduğu beyan dilekçesinde kadının evlilik tarihinde akıl sağlığının yerinde olup olmadığının araştırılması gerektiğini, evlilik tarihinde de akıl sağlığının yerinde olmaması halinde evliliğin mutlak butlanla ortadan kalkması gerektiğini iddia ederek Mahkemeden talepte bulunduysa da davalı vasinin gerek davaya cevap dilekçesinde gerekse de sağlık kurulu raporuna itiraz dilekçesinde davalının evlilik tarihinde akıl sağlığının yerinde olduğuna dair istikrarlı beyanları, dosya kapsamında davalının evlilik tarihinde akıl sağlığının yerinde olmadığına dair Mahkemede şüphe oluşturacak herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmayışı ve talebin öne sürüldüğü zaman ile dosyanın gelmiş olduğu aşama bir arada değerlendirildiğinde davalı vekilinin talebinin davayı uzatmaya yönelik olduğu kanaatine varıldığı ve ilgili talebe Mahkemece itibar edilmediği, açıklanan tüm bu hususlar ile dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde davalı kadının evlilik devam ederken sürekli olarak akıl hastası olduğuna ve bu hastalığın davacı eş için ortak hayatı çekilmez hale getirdiğine Mahkemece kanaat getirildiği gerekçesi ile davanın kabulü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun'un) 165 inci gereğince tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 400,00 TL tedbir nafakası ve aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına, davalı kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; usul ve kanuna aykırı olarak tarafların boşanmalarına karar verildiğini, her ne kadar 14.06.2019 tarihli sağlık kurulu raporu ile evliliğin devamı hususunda akıl hastalığının engel teşkil edebileceğinden söz edilmiş ise de rapordan da anlaşılacağı üzere net bir kanaat tesisinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın, kadının akıl hastalığının evlilik birliğini çekilmez hale getirdiği hususunu tanıklarla ispat etmesinin gerektiğini, evlilik birliğinin çekilmez hale geldiği usulüne uygun tanıklarla vakıanın ispatına yarayacak biçimde ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek, açılan boşanma davasının kabulü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1)inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek, açılan boşanma davasının kabulü yönünden temyiz başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı erkek tarafından açılan boşanma davasında alınan sağlık kurulu raporunun yeterli olup olmadığı, akıl hastalığının evliliği çekilmez hale getirip getirmediği, davanın kabulü şartlarının oluşup oluşmadığı, kadının karşı davası bulunmaması nedeniyle akıl hastalığına dayalı davada davacı erkeğe kusur yüklenip yüklenemeyeceği, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine karar verilmesinin usul ve kanuna uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 165 inci, 169 uncu, 174üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi; 6100 sayılı Kanun'un 190 ncı ve 194 üncü maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/9802 E., 2024/1843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı, 194 üncü, 352 inci madde , 353 üncü madde, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi.
2. Hukuk Dairesi         2023/9802 E.  ,  2024/1843 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2271 E., 2023/2235 K. DAVA TARİHİ : 23.02.2022- 09.03.2022 KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 6. Aile Mahkemesi SAYISI : 2022/143 E., 2023/410 K. Taraflar arasındaki karşılıklı açılan kişisel ilişki davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine, çocukla baba arasında kurulan kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı- davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı- davalı vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; Konya 3. Aile Mahkemesinin 2013/489 Esas sayılı dosyasında tarafların boşanmalarına karar verilirken çocuğun velâyetinin davalı anneye verildiği, davacı hakkında Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 2014/38 Esas sayılı dosya kapsamında suç konusu cinsel istismar olmak üzere ceza davası açıldığını, baba ile çocuk arasında psikolog ya da pedagog uzman eşliğinde görüşülmek üzere kişisel ilişki kurulmasına karar verildiğini, bu ceza davasında beraat kararının kesinleştiğini iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 323 üncü ve 324 üncü maddesi gereğince davasının kabulüne çocukla davacı baba arasındaki kişisel ilişki kararının yeniden düzenlenmesine, pedagog veya psikolog eşliğinde görüşün kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı- davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; erkeğin beraat kararının delil yetersizliğinden olduğunu, fiilin fail tarafından işlenmediğinin sübut bulmadığını, çocuğun baba ile görüş günlerinden döndükten sora içine kapanık, düşünceli, iştahı kesilmiş vaziyette olduğunu, okuldaki öğretmenlerinin anneye ayın belirli günleri çocuğun derslere katılmadığını, suskun olduğunu, arkadaşlarından uzaklaştığını bildirdiklerini ileri sürerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı ve 337 nci maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne, 4721 sayılı Kanun’un 424 üncü maddesi gereğince asıl davanın reddine, davasının kabulüne, kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Sosyal inceleme heyet raporunda her ne kadar ortak çocuk davacı baba ile kişisel ilişki kurmak istemediğini beyan etse de, yapılan görüşme ve gözlemler neticesinde ortak çocuk ve davacı baba arasında kişisel ilişki kurulmasına engel olabilecek bir nedene rastlanmadığı, davacı babanın bu husustaki motivasyonunun yüksek olduğu, ortak çocuk ve davacı baba arasında daha önce kurulan kişisel ilişkilerde olumsuz bir duruma rastlanmadığı, görüş sürelerinde çocuğun bakımında herhangi bir aksaklık yaşanmadığı, davacının ailesinin de davacıya desteklerinin bulunduğu, ortak çocuk ile yapılan görüşmede davacı ve ailesiyle olumlu bir ilişki ve iletişimde bulunduğundan bahsettiği, müşterek çocuğun babası ve babasının ailesi ile bağ kurması ve paylaşımda bulunmasının çocuğun psiko-sosyal gelişimine olumlu katkıları olacağı, davacı hakkında açılan çocuğa yönelik cinsel istismar dosyasında davacının beraat ettiği ve beraat kararının Yargıtay'da onandığımevcut aşamada çocuğun baba ile ilişkisini kısıtlanmasını gerektirecek olumsuz bir nedenin olmadığı gerekçesi ile 4721 sayılı Kanun’un 323 ve 324 üncü maddeleri gereğince karşı davanın reddine, asıl davanın kabulüne, Konya 3. Aile Mahkemesinin 2013/489 Esas, 2015/608 Karar sayılı dosyasında psikolog yada pedagog uzman eşliğinde kişisel ilişki tesisi yönündeki kararın kaldırılmasına, dava süresince tedbiren karar kesinleştikten sonra hükmen her ayın 2. ve 4. hafta sonu Pazar günü saat 09.00'dan aynı gün saat 18.00'a kadar, dini bayramların 2. günü saat 09.00'dan aynı gün saat 18:00'a kadar, her yıl babalar gününde saat 09.00'dan aynı gün saat 18.00'a kadar kişisel ilişki kurmalarına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı- davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; çocukla arasında yatılı şahsi ilişkiye karar verilmemesini hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kişisel ilişkinin şekli yönünden kaldırılmasını, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı- davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın çocuğun yüksek menfaatine olmadığını, değerlendirmenin hatalı olduğunu, asıl davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, çocuğun baba ile görüşmek istemediğini, çocuğun görüşüne itibar edilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın iki dava yönünden kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı ve toplanan deliller, sosyal inceleme raporu birlikte değerlendirildiğinde, boşanma davasının yargılaması sırasında baba hakkındaki cinsel istismar iddiası nedeniyle açılan davada beraat kararı verildiği, istismarın gerçekleştiğine dair herhangi bir delilin dosyaya yansımadığı, çocukla babanın uzun süredir görüşmedikleri, çocuğun baba ile görüşmeyi istemediği ancak babanın şahsi ilişki kurulmasına dair motivasyonunun yüksek olduğu önceki ilişkilerde olumsuz bir duruma rastlanmadığı, babanın ailesinin bu konuda babayı desteklediği, çocuğun baba ve ailesiyle bağ kurmasının psikososyal gelişimine olumlu katkı sağlayacağı, çocuğun menfaati bu yönde bir düzenlemeyi gerekli kılmadıkça uzman aracılığı veya gözetiminde kişisel ilişki tesisi bundan beklenen amaca aykırı düşeceği, çocuğun baba ile görüşmek istememesi ve uzun süredir kişisel ilişkinin kurulmaması çocuğun babaya alışma süreci birlikte değerlendirilerek; pedagog eşliğinde kurulan şahsi ilişki kararının kaldırılması, yatılı olmayacak şeklide şahsi ilişki kurulması isabetli olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı- davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; çocuğun idrak çağında olduğunu ve ısrarla baba ile görüşmek istemediğini söylediğini, buna karşın kişisel ilişki kurulmasının çocuğun yüksek yararına olduğunun düşünülmesinin imkansız olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının her iki dava yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kurulan kişisel ilişki süresinin çocuğun yüksek yararına uygun olup olmadığı ile, kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasını gerektiren olguların varlığının ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 6 ncı ve 323 üncü maddesi. 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı, 194 üncü, 352 inci madde , 353 üncü madde, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 3 üncü, 9 uncu ve 12 nci maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebi ile başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.