6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 199

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 199. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 199- (1) Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir. Senetle ispat zorunluluğu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

20 karar eşleşti
11. Ceza Dairesi, 2018/6165 E., 2021/2805 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
maddesi ile 6100 sayılı HMK'nin 199 ile 445. maddeleri kapsamında, UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır.
11. Ceza Dairesi         2018/6165 E.  ,  2021/2805 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Beraat Sanığın şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; Somut olaya bakıldığında, öncelikle elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge“ niteliğinde olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında suçun maddi konusu, üzerinde sahtecilik yapılan “varaka” ve “evrak” olarak tanımlanmış iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204 ve devamı maddelerinde “belge”den bahsedilmiş, ancak tanımı yapılmamıştır. Maddenin gerekçesinde ise; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır. Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir. Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir. … Gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir. … Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır. Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir. … Her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.'' denilerek uygulamaya yol göstermek amaçlanmıştır. Buna karşılık, belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması, sonuç olarak “belge” kavramının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Esasen Türk Ceza Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, belge kavramının tanımlanması tartışması yapılmıştır. Bu görüşmelerde, belgenin tanımlanmasının uygulamaya bir süre sonra dar gelebileceği vurgulanmış, bu tanımın uygulamacılar tarafından yapılmasının uygulamayı rahatlatacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada kolaylık sağlayacağı belirtilmiştir. Hâlihazırda kanun koyucu da birçok yasada, güvenli elektronik imza ile imzalanan bilişim sistemindeki verilerin belge hükmünde olduğunu kabul ederek, belgenin kapsamını genişletme eğilimindedir. Genel olarak sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin; a) Taşınır şey üzerine yazılması, b) Yazının belli bir kimseye ait olması (düzenleyenin belli olması), c) Hukuki değer taşıyan içeriğe sahip ve (hukuki bir vakayı veya bir hakkı ispata elverişli bulunması) hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir. Yargıtay da belgeyi, “Hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazı” olarak tanımlamıştır. Elektronik belgeyi incelediğimizde ise; öncelikle bu belgenin içeriğini oluşturan “veri“ kavramındaki düzenlemelere bakmak gerekir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır.” denilmiş; 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 2/1-k maddesinde ise, veri "bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tarif olunmuştur. Elektronik belge; elektronik verilerin bir araya gelerek hukuken anlamlı ve önemli bir bütün oluşturmasına denilmektedir. Kâğıt belgeler, üzerlerindeki yazı ve işaretlerin taşıyıcısı iken; elektronik belgeler, elektronik verilerin taşıyıcısıdırlar. Elektronik belgelerin geleneksel anlamdaki belgelerden farkları, doğrudan algılanabilir olmamalarıdır. Elektronik verilerin algılanabilmesi için, bilgisayar veya benzeri yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5. maddesindeki “Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez.“ hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan veya ilgili mevzuatında imza zorunluluğu olmayan ancak düzenleyeni belli olan (5258 sayılı Kanunun 5/3. maddesindeki düzenleme gibi veya işaret, mühür, etiket, amblem ya da hologramın yeterli olduğu belgeler) ve hukuki değer taşıyan içeriğe sahip olup hukuki sonuç doğurmaya elverişli elektronik verilerin, kanun hükmüyle "Belge" olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1. maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526. maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a. maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nin 199 ile 445. maddeleri kapsamında, UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır. Bu kabul kanunilik ilkesi ile çelişmeyeceği gibi, sahtecilik suçunun koruduğu hukuki yarar olan belgelerin gerçekliğine ilişkin kamu güveninin sarsılmasını da önleyecektir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 24/01/2017 tarih ve 2016/21-1065 E.-2017/27 K. sayılı kararında; ''… sanıkların gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imzayla imzalamaksızın sanık K.U.‘ya ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda;… e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinde bulunmaması karşısında, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı…’’ görüşüyle elektronik imza ile imzalanmayan elektronik verilerin belge niteliğinde olmadığını ve sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmadığını savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık konusu "İşe Giriş Belgesi"nin niteliği olduğundan, bu konuyu 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve TCK'nin 204. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir; 5510 sayılı Kanunun 100. maddesi ile ilgili yönetmeliklerde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma verme, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlama ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülükler düzenlenmiştir. İşe giriş bildirgesi açısından bakıldığında ise; bu bildirgeyi verme yükümlülüğünün sisteme giriş izni olanlar tarafından elektronik ortamda ve hangi zamanlarda verilmesi gerektiğine ait hükümler de bu düzenlemelerde mevcuttur. Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu elektronik ortamda verilen bu bildirgeleri, oluşturduğu kriterler çerçevesinde elektronik ortamda denetlediğinden, “İşe giriş bildirgesi“ verildikten sonra hiç bir denetim yapılmadan SGK kayıtlarını değiştiren bir beyan türü niteliğine haiz bulunmayıp, bildirgeye ilişkin verilerin sisteme girilmesinin tek başına hukuki sonuç doğurmaya elverişli bulunmadığı gözetilmelidir. 5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında, "Kurum, .... bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece İnternet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." düzenlemesi mevcuttur. Bu düzenlemeye göre, resmi belge olarak geçerli olan belgelerin Kurum tarafından re'sen veya talep üzerine düzenlenen belgeler olacağı izahtan varestedir ve yönetmelik düzenlemeleriyle Kanunun bu kabulü genişletilemez. Dolayısı ile "İşe giriş bildirgesi"nin bu Kanunla resmi belge sayılması gibi bir düzenleme söz konusu değildir. Somut olayda, şirket yetkili temsilcisi olan sanık tarafından SGK’nin sistemine  hukuka uygun şekilde şifre yetkisi ile elektronik imza kullanılmaksızın, e-bildirge içeriğine doğru olmayan bilgileri girme eyleminin TCK'nin 204/1. maddesindeki ''Resmi Belgede Sahtecilik'' suçunu oluşturacağı iddiası ile dava açıldığından, bu vasıflandırma yönünden yapılan değerlendirmede ; resmi belgenin kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından kanun gereğince yerine getirdiği kamu görevine dayanılarak düzenlenmesinin gerekmesi ve "İşe Giriş Bildirgesi"nin  resmi belge sayılması gibi bir kanuni düzenlemenin de bulunmaması karşısında; bu koşulları taşımayan sanığın eylemi atılı suçun maddi konusuna  ve tipikliğine uymadığından, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu eylemle ilgili olarak, özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede; “Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ hükmüne göre; madde içeriğinde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca "Belgeyi sahte olarak düzenleme" hareketine yer verildiği görülmüştür. İçerik sahteciliğinde; belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Madde metninde, özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve kullanılması hareketlerine yer verilmiş ve bu husus madde gerekçesinde açıklanırken; “Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.” ifadesiyle de, eylemin yalnızca maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, düzenleyenin imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır. Bu nedenle özel belgede sahtecilik suçu açısından, madde içeriğinde fikri sahteciliğin cezalandırıldığına ilişkin bir düzenleme de bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan “belge“ niteliğini haiz olmadığının kabulü karşısında, özel belgede sahtecilik suçu da oluşmayacaktır. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 206. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede; Madde metininde, “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi mevcut olup, anılan hükümle resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır. Bu suçun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve aynı Kanunun 6. maddesindeki tanıma uyan kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak, bu beyanı araştırma yükümlülüğü de olmaksızın, resmi belgeyi düzenlemesi gerekir. Ayrıca kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise; bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlendiğinde kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin bu beyanını içeren belge ispat aracı olarak da kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu bakımından; somut olayda, sanığın elektronik ortamdaki beyanının muhatabı olarak TCK'nin 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, iddianamedeki anlatıma göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01/04/2014 tarih ve E.-2014/153 K. sayılı kararına göre, bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından, sanığın eyleminin bu suçu oluşturmadığı kabul edilmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise; Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesi “Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ şeklinde olup, maddenin gerekçesiyle birlikte yorumlanmasında; Mala zarar verme suçunun özel bir biçimi olarak düzenlenen bu suç ile var olan sistem ve sistemdeki verilerin korunması, hem sistemin hem de sistem içerisindeki verilerin zarar görmemesi amaçlanmıştır, ancak sistemdeki verilere zarar verme dışında bu maddede tehlike suçu olarak nitelendirilebilecek iki seçimlik hareket daha düzenlenmiştir. Bunlar, sisteme veri yerleştirmek veya sistemdeki mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistemdeki verilere müdahale niteliğindeki bu eylemleri gerçekleştiren kişiyi (faili) tespit için ise; mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisine bakmak gerekecektir. Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. Fail ise açıklandığı gibi veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan, sisteme hukuka aykırı olarak giren kişidir. Somut olayda; şirketin yetkili temsilcisi olan sanığın, katılan kurum ile aralarındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret eyleminde, atılı suçun açıklandığı üzere unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamada yüklenen fiilin Kanunda suç olarak tanımlanmamış olmasına rağmen CMK'nin 223/2-a maddesi yerine, aynı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca hüküm kurulmuş ise de, sonuçta beraate hükmolunması isabetli bulunduğundan, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle, sonucu itibarıyla doğru olan hükmün ONANMASINA, 11/03/2021 tarihinde Başkan ... ve Üye ...’ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sanık ... hakkında şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının, mahkemece yapılan yargılaması sonucunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığına ilişkin kurulan beraat hükmüne yönelik Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde; işe giriş bildirgesinin resmi belge sayıldığına dair düzenlemenin bulunmaması nedeniyle suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, fikri sahteciliğin cezalandırıldığında dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmadığından özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin onama gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum. Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge vasfı taşıyıp taşımadığı ve Türk Ceza Kanununun 204 ve 207. maddelerindeki resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçunun konusu olup olmayacağı hakkındadır. SGK İşe Giriş Bildirimlerinin “Resmi Belge” olduğuna dair yasal düzenleme; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 8. Maddesi ve ilgili yönetmelik işverenlerin sigortalı sayılan çalışanları, işe giriş bildirgesi elektronik bildirge ile Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu açıklanmış, sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ve 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Yönetmelik, İşverenlerin çalışanlara ait bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü başlıklı 5. maddesinde; Kurum, Kanun veya bu Yönetmelik gereği verilecek her türlü belge veya bilginin e-sigorta ortamında gönderilmesi hususunda gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları zorunlu tutmaya veya zorunluluk esasını kaldırmaya yetkilidir....' şeklinde düzenleme ve sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. Maddesinde 'İşverenler, .... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür.' şeklinde düzenlemeler ile Kuruma verilecek bildirimlerin elektronik ortamdan yapılmasını esas kabul etmiştir. 5510 sayılı Kanunun 100/3. maddesinde işverenlerin de "Kurum, verilecek her türlü belge veya bilginin, internet elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılınmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamında almaya... yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." şeklinde düzenleme ile açıkça Sosyal Sigortalar Kurumu'na bu Kanun kapsamında verilmesi gereken işe giriş bildirimleri de dahil olmak üzere internet, elektronik ve benzeri ortamdan gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya yetkili kılınmış olup, yukarıda belirtilen Kurumca çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde de, Kuruma yapılacak bildirimlerin elektronik ortamda verilmesini düzenlemiştir. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi İşverenin belgeyi kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca verilen özel şifre ile işlemi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan işverenin, yanlarında çalışan çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, ilgiliye verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Elektronik ortamda hazırlanmış belgelerin diğer kanunlar tarafından belge olarak kabul eden özel yasalarda yapılan düzenlemeler; Elektronik belgelerin kullanma zorunluluğunun yaygınlaşması bu belgelerin kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde elektronik imza tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza; “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlamıştır. Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5 maddesi ile ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirilmiştir. HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir. HMK 205/2.maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır. İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 24. maddesinde tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir. Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir. Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nin güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar. Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. Yine VUK 142. Maddesinde elekronik cihazlarla düzenlenen belgeler ile özel cihazlardan çıkarılan pulları ihtiva eden belgeler bu kanun hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş belge hükmündedir şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. 6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir. Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir. Görüldüğü üzere sadece 5510 sayılı yasa ve diğer ilgili yasalarda da elektronik ortamda hazırlanmış güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeler adli ve idari makamların kullanıldığı makamlar nezdinde belge olarak düzenleyen yasal düzenlemeler mevcuttur. TCK 'da elektronik belgenin mahiyeti; Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme ile Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, somut olayımızda Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirge konusu özelinde mevzuatta yer alan hükümler ve Türk Ceza Kanunu genel ilkeleri kapsamında sahtecilik suçları bağlamında suçun konusunu oluşturan belge olarak kabulüne ilişkin olarak konuyu incelemek gerekmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun menşei olarak kabul edilen ve 1889 tarihli ‘İtalyan Zanardelli Yasası’ olarak bilinen kanunun, ‘sahtecilik’ suçunun ‘yazılı bir kağıt üzerinde gerçekleşebileceği’ şeklindeki kabulünden günümüze artan teknolojik ve sosyolojik gelişmeler karşısında, bir yenilik getirmeyen 5237 sayılı Kanun'un 204. madde gerekçesinde kabul edilen yazılı kağıdın yanında taşınabilir metal ve diğer şeyler üzerinde sahteciliğin olabileceği yönündeki kabul günümüz sahtecilik suçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Esasen 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinde gerekçesinde belge kavramı tanımlanırken, kanun metni içerisinde herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Kanun metninde tanımlanmayan ve sınırlanmayan belge kavramının doktrin ve içtihatlar eliyle sosyolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup, bu belirleme yapılırken kanunun amacı ve kanunun sistematiğini, hukuk devleti ilkesi ve kanunda belirlenmiş ve sınırları çizilmiş ilkelerle birlikte dikkate almak gerekmektedir. Sahtecilik suçunun yazılı bir kağıt veya benzer elle tutulabilir bir nesne üzerinde gerçekleştirilebileceği görüşü, 1889 tarihinde İtalyan hukukçu “Zanardelli”nin yorumunun bu güne taşınmasıdır. Teknolojinin gelişmediği bu dönemin tanımlarının esas alınması, bu gün şahıslar ve kurumlar arası resmi ve özel belgelerin %90'dan fazlasının dijital veya elektronik ortamda gerçekleştiği gerçeği karşısında; yaşayan hukuku köhne, yetersiz ve aciz hale getirmekte ve bu haliyle anlamı değişmiş kavramları aynı tanım ve yorumları, aynı şekliyle kabul ederek hiçbir yenilik getirmeksizin yapılan tartışmalar da,hukukun başlangıç noktasından bir adım öteye gidememektedir. Değişen ve gelişen çağda, bir birinin yerini alan kavramlar karşısında, belgenin yalnızca 'yazılı bir kağıt' olarak dar yorumlanması ile hukuku etkisiz bırakmak, Türk Ceza Kanunu 1. Maddesinde düzenlenen; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlemesini önlemektir” şeklindeki kanunun amacını göz artı etmektir. Uygulama kanunlarında tanım yapılmayan çağa göre değişik anlamları olan kelimeleri yaşayan Türkçe'de kullanılan anlam dışında kullanmak kanun yorumlama ve uygulama tekniğine göre kabul edilemez. Bu kapsamda yorumlama suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık teşkil eder. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Madde gerekçesinde ve öğretinin baskın şekilde kabul ettiği şekliyle belgenin üç temel unsuru kabul edilmekte olup bunlar; yazılı olması, hukuki değer taşıyan bir içeriğinin olması ve düzenleyicisinin belli olmasıdır. Bu noktada, uyuşmazlığın esas noktasının elektronik belgeler olması nedeniyle, öncelikle belge kavramının ele alınması ve elektronik belgelerin resmi ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. TCK 204. ve 207. maddelerinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının konusu belge oluşturmaktadır. Kanunlarımızda belge ile ilgili herhangi bir tanımı yapılmamıştır. Bu kapsamda elektronik belgenin diğer yazılı belgelerle olan bağını değerlendirmek gerekirse; İlk olarak ve ayrışmanın en önemli noktası itibariyle belgenin yazılı olması unsurunu ele almak gerekmektedir. Yazı kelime anlamı olarak, düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi anlamına gelmekte olup bunu tespit etmeye yarayan araçlar ve harflerle ifade olunmasıdır. Burada kullanılan dilin veya araçların bir önemi yoktur önemli olan okunabilir olmasıdır. Bu nedenle yazılı olma şartının gerçekleşmesi için yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi ve okunabilmesi yeterlidir. Elektronik verilerin fiziksel bir kağıt üzerine değil, bilişim sistemlerine yazılı olması yazılılık şartının unsurlarını karşılayacak niteliktedir. Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya yazılabileceği gibi bilgisayar, tablet vb. araçlar kullanılarak hukuki sonuçlar doğurabilecek nitelikte ve ulaşılması mümkün bir cisme yazılması da mümkün olacaktır. Belgeyi düzenleyeninin belirliliği unsuru itibariyle elektronik belgeleri ele aldığımızda, imza bir belgenin düzenleyenini gösteren en önemli husus olup, güvenli elektronik imza ile de bu unsur sağlanacaktır. Burada önemli olan husus elektronik imzanın, hukuki anlamda sonuç doğurabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilir olmasıdır. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan elektronik imzaya ilişkin hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya da başlamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir; Elektronik belge: Elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.( YCK 2016/21-1065E, 2017/27 K) Her türlü elektronik verinin belge olarak kabulü mümkün bulunmasa da, 6100 sayılı HMK 199. Maddesi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 3/d maddelerinde olduğu gibi hukuk sistemimizde elektronik verilerin hukuken belge niteliği olabileceği zaten kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E. , 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında da;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazandırmayacağı şeklindeki itirazını incelemiş ve e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığı yönünde aşağıda özetlenen kararı vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı özetle; Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir; “Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir. Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir. E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)” 5237 sy 204 maddesine göre Resmi Belgede Sahtecilik suçunun faili; 5510 sayılı 100/3. mad.”Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” İşverenin sigortalıyı bildirme yükümlülüğü 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında düzenlenmiştir.”İşveren sigotalı yapılacak kişiyi başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür” Bu bildirim işin mahiyeti gereği "re'sen veya talep" üzerine gerçekleşmektedir. Görüldüğü üzere 5510 sayılı yasanın 100/3 maddesinde Resmi belge sayılan işe giriş bildirimini "hukuken yükümlü "olarak düzenleyen 5510 sayılı 8/1. maddesi gereği İşveren bildirmekle yükümlüdür. Birçok özel ve genel kanunlarında sahtecilik suçunu düzenleyen memur olması aranmaz. Gerçekte var olmayan kişiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak düzenleyen herhangi bir kişi, aynı şekilde yine gerçekte var olmayan bir kişiye ait ehliyeti veya gerçekte var olmayan kişiye veya şirkete adına Bankanın bastırması gereken çek'i düzenleyen herhangi bir kişi, sahte faturayı düzenleyen şirket sahibini vb.yüzlerce belgenin düzenleyenin kim olduğuna değil belgenin "kamu güveni" özelliği verilip verilmediğine bakılarak “Resmi Belgede Sahtecilik” suçunun sanığı olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı yasa 204/1 maddesinde belirtilen 'resmi belge sahtecilik' suçunun faili herkes olabilir. Kaldı ki burada yasanın açık ve özel bir düzenlemesi ile 5510 sayılı 100/3. maddesinde “Resmi Belge” kabul edilen belgeyi düzenleyerek Kuruma bildirmenin hukuki sorumluluğunu 5510 sayılı yasanın 8/1 fıkrasında “İşveren”e yüklemiştir. 5237 sayılı TCK 204. maddesi, 5510 sayılı yasa 8/1 ve 100/3. maddelerine göre elektronik ortamda gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi hazırladığı sübut bulan sanık ...'un sahtecilik suçunun faili olarak kabul edilmesi gerekir. Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu halde kanun sistematiği yaklaşımıyla elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında da belge olarak kabulü gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesine göre Ceza Kanunun amacı kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemektir. Kanun'un 2. maddesinde ise, kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacğı, kanunda yazılı olan cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacğı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı belirtilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sınırları çizilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkenin suçta kanunilik ve cezada kanunilik olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, özetle bir fiilin suç teşkil edebilmesi için işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde suç olduğunun belirtilmiş olması şeklinde tanımlanması aynı zamanda, TCK'nin 1. maddesinde düzenlenen kanunun amacı, hukuk devleti ve kamu düzeni ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde açıkça tanımlanmış eylemlerin yasa metninde geçen kelimeleri dar ve amacı dışında yorumlama ile suç olmaktan çıkarılması şeklinde yorumlanamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. Maddesinin 3. Fıkrasında yer verilen, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamacağına ve suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamacağına ilişkin düzenleme, Kanunun amacı hukuk devleti ilkesi gereği 5510 sayılı SGK 100/3. maddesinde kanunun açık hükmüne rağmen elektronik işe giriş bildirgesinin belge olmadığını kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere TCK 204, 207. ve devamı maddelerinde düzenlenen belgede sahtecilik hükümlerinin, elektronik belgeleri de kapsamaktadır. Yazılı olma, hukuken sonuç doğurmaya elverişli anlamlı bir içeriğe sahip olma ve düzenleyeninin belli olması unsurlarını taşıyan bir elektronik belge, belgede sahtecilik suçlarının konusu olabilecektir. Bu hususun kabulü, bir yorumdan ziyade kanunun sistematiği ve elektronik belgeye ilişkin özel düzenlemeler gereği yasal bir zorunluluktur. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi; 5510 sy SGK göre İşverenin iş yerinde çalışan kişileri Sosyal Güvenlik Kurumuna yasada belirtilen usule göre bildirmek için yetkili ve sorumlu tutulmuştur.İşveren belgeyi kamunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca kendisine yasal sorumluluklar yüklenerek verilen özel şifre ile e-bildirgeyi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan İşvereni, yanlarında çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, İşverene verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Yukarıda açıkladığım sebeplerle, somut olayda gerçeğe aykırı işe giriş bildirimini elektronik ortamda yapan sanığın eyleminin, yukarıda açıkladığım üzere işverenin SGK'nin kanundan aldığı yetkiye istinaden, SGK ile yapılan sözleşme gereği yüklendiği sorumluluğa aykırı şekilde, SGK tarafından onaylandığı zaman adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliği kazanan belgeyi gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle; 5510 sayılı yasa 100/3 ve 8/1. maddeleri yollamasıyla TCK 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge niteliğine haiz olmadığı ve sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. KARŞI OY Dairemizin 2018/6165 Esas, 2021/2805 Karar sayılı, 18.03.2021 tarihli kararına ilişkin karşı oy: Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" ya da 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir. Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır. I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI: Türk ceza kanununda "belge" ya da "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır. Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır. Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir. Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb. taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir. Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur. 5237 sayılı TCK'nin 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır. Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nin 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir. Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür: "Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır. Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(Sedat Şan, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, Bilge Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.) Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger, Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177) Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. Maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu, 205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir. Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. Maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. Maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir. Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz. Şöyle ki; Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır. (Örneğin;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı) Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel ya da resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı) Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, ya da kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir. Örnek vermek gerekir ise; 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir. II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ: Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır. İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir. 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları, Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3. maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği, Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da ; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği, 12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. Maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde "... (2) İşverenler, Kanunun 4'üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği, Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. Maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca...kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemelere baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu, Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği, İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu, e- sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı, Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir. III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI: a) Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nin 204. maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz. Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır. Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte ya da huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır. Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir. b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. Maddesinde " Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur. Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır. "Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir." ( TOROSLU 2005-239) "Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir" ( ERMAN 3. Baskı 2010-494. sahife) "Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.) Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1. Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir. TCK'nin 207. Maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır. Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. Maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. Maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir. 5237 sayılı TCK'nin 207. Maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında; Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki ( kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge ) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu, Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas 2018/7538 Karar) c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır. Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir. Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır. Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır. Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir. TCK'nin 206. maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir. Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır. Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir. Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür: "Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır. Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177) Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar) Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C....24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas,2014/214 Karar ) Kanaatimizce; 206. Maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz. Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11. maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla SGK bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir. Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği) , 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır. Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında ; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir. d) Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır. Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir. Esasen 244. Maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır. TCK’nin 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir. Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır. Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1. maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ; Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında "TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir. IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ: İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi olan (vekaleten) sanık ...'un şirkete ait işyerinde .... isimli şahıslar çalışmadıkları halde 2007-2008-2009-2010 yılları içerisinde sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda ise; Sosyal Sigortalar Kurumu ile işyeri yetkilisi sanık Kıymet Dursun arasında imzalanan "e-bildirge sözleşmesi" gereğince İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkili müdürü olarak işe giriş bildirgesi vermeye vekaleten sanık ...'un yetkilendirildiği ve internet işlemlerinde kullanmak üzere "Kullanıcı Kodu" ve "Kullanıcı Şifresi" verildiği, Sanık ...'un ise şirkete ait işyerinde çalışmadıkları halde ....isimli şahıslar sanki iş yerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği, e-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işverene vekaleten sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı, Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207. maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) ya da özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı, Ancak iş yeri yetkilisi (vekaleten) sanık ... tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde düzenlenen ve mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde olan suça konu işe giriş bildirgelerinin işyeri yetkilisi tarafından düzenlenmesi nedeni ile maddi/fiziki sahteciliğin söz konusu olmadığı, bu durumda işe giriş bildirgelerinin beyan niteliğinde bulunduğu, e-bildirge şeklinde ki bu beyanlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu, Veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun SGK görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, iş yerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı, Sanığın yalan beyanda bulunması üzerine 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu ve eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu ileri sürülebilir ise de ; bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Yalan beyan suçunun resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nin 225. maddesi gereğince hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede anlatılan fiilden ibaret olup, sanık hakkında düzenlenen iddianamede "suç tarihleri arasında fiilen , eylemli olarak suç adresindeki şirkette çalışmadıkları halde, Kıymet Dursun dışındaki şüphelileri internet ortamında sahte sigorta bildirim formları ile sigortalı göstererek/göstettirerek, bir kısım şüphelilerin haksız olarak müşteki kurumdan sağlık yardımı alarak, tüm şüphelilerin , kamu kurumuna ibraz edilerek resmi olarak sigortalılığı başlatan dolayısıyla resmi belge niteliğindeki sigorta bildirim formlarının içeriğinde sahtecilik yaparak veya yaptırarak ya da yapılan sahteciliği bilerek ve bu belgeleri kamu kurumları nezdinde kullanarak" şeklinde iddiada bulunularak sanığın gerçeğe aykırı yalan beyanının cezalandırılması istenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların sahte olarak düzenlendiğine yönelik bir iddiada bulunulmamış ve dava açılmamıştır. Somut olayda, işyeri yetkilisi sanık ...'un amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkilisi (vekaleten) sanık ...'un ; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağından beraat kararının bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin onama düşüncesine katılmıyorum.18.03.2021

Diğer kararlar (4)

11. Ceza Dairesi, 2018/6275 E., 2021/2806 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
e” olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1 maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526.maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 199 ile 445. maddeleri kapsamında UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına a
11. Ceza Dairesi         2018/6275 E.  ,  2021/2806 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Özel belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkumiyet 1- Sanığın, ortağı ve yetkilisi olduğu ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tic. Ltd. Şti. adına aldığı şifre ile elektronik ortamda içeriği itibarıyla sahte işe giriş bildirgesi düzenleyerek, adı geçen şirkette fiili çalışması olmayan temyiz dışı sanık ...’i sigortalı olarak gösterdiği iddiasıyla resmi belgede sahtecilik suçundan açılan, ancak özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulan kamu davasında; Somut olaya bakıldığında, öncelikle elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge” niteliğinde olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında suçun maddi konusu, üzerinde sahtecilik yapılan “varaka” ve “evrak” olarak tanımlanmış iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204 ve devamı maddelerinde “belge”den bahsedilmiş, ancak tanımı yapılmamıştır. Maddenin gerekçesinde ise; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır. Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir. Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir ....Gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir... Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır. Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir... ...Her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.'' denilerek uygulamaya yol göstermek amaçlanmıştır. Buna karşılık, belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması, sonuç olarak “belge” kavramının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Esasen Türk Ceza Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, belge kavramının tanımlanması tartışması yapılmıştır. Bu görüşmelerde, belgenin tanımlanmasının uygulamaya bir süre sonra dar gelebileceği vurgulanmış, bu tanımın uygulamacılar tarafından yapılmasının uygulamayı rahatlatacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada kolaylık sağlayacağı belirtilmiştir. Hâlihazırda kanun koyucu da birçok yasada güvenli elektronik imza ile imzalanan bilişim sistemindeki verilerin belge hükmünde olduğunu kabul ederek belgenin kapsamını genişletme eğilimindedir. Genel olarak sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin; a) Taşınır şey üzerine yazılması, b) Yazının belli bir kimseye ait olması (düzenleyenin belli olması), c) Hukuki değer taşıyan içeriğe sahip ve (hukuki bir vakayı veya bir hakkı ispata elverişli bulunması) hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir. Yargıtay da belgeyi “Hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazı” olarak tanımlamıştır. Elektronik belgeyi incelediğimizde ise, öncelikle bu belgenin içeriğini oluşturan veri kavramındaki düzenlemelere bakmak icap edecektir. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır” denilmiş, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2/1-k maddesinde ise veri, “bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tarif olunmuştur. Elektronik belge; elektronik verilerin bir araya gelerek hukuken anlamlı ve önemli bir bütün oluşturmasına denilmektedir. Kâğıt belgeler, üzerlerindeki yazı ve işaretlerin taşıyıcısı iken; elektronik belgeler, elektronik verilerin taşıyıcısıdırlar. Elektronik belgelerin geleneksel anlamdaki belgelerden farkları, doğrudan algılanabilir olmamalarıdır. Elektronik verilerin algılanabilmesi için bilgisayar veya benzeri yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5. maddesindeki ''Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez'' hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan veya ilgili mevzuatında imza zorunluluğu olmayan ancak düzenleyeni belli olan (5258 sayılı kanunun 5/3. maddesindeki düzenleme gibi veya işaret, mühür, etiket, amblem ya da hologramın yeterli olduğu belgeler) ve hukuki değer taşıyan içeriğe sahip olup hukuki sonuç doğurmaya elverişli elektronik verilerin, kanun hükmüyle “Belge” olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1 maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526.maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 199 ile 445. maddeleri kapsamında UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır. Bu kabul kanunilik ilkesi ile çelişmeyeceği gibi, sahtecilik suçunun koruduğu hukuki yarar olan belgelerin gerçekliğine ilişkin kamu güveninin sarsılmasını da önleyecektir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu 24.01.2017 tarih ve 2016/21-1065 E, 2017/27 K. sayılı kararında; ''…sanıkların gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imzayla imzalamaksızın sanık K.U. ya ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda; ...e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinde bulunmaması karşısında sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı…’’ görüşüyle elektronik imza ile imzalanmayan elektronik verilerin belge olmadığını ve sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmadığını savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık konusu "İşe Giriş Belgesi"nin niteliği olduğundan bu konuyu 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve TCK'nin 204. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir; 5510 sayılı Kanunun 100. maddesi ve ilgili yönetmeliklerde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülükler düzenlenmiştir. İşe Giriş Bildirgesi açısından bakıldığında ise; bu bildirgeyi verme yükümlülüğünün sisteme giriş izni olanlar tarafından elektronik ortamda ve hangi zamanlarda verilmesi gerektiğine ait hükümler de bu düzenlemelerde mevcuttur. Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu, elektronik ortamda verilen bu bildirgeleri oluşturduğu kriterler çerçevesinde elektronik ortamda denetlediğinden, ''işe giriş bildirgeleri'' verilmesinden sonra hiç bir denetim yapılmadan ... kayıtlarını değiştiren bir beyan türü niteliğine haiz bulunmayıp, bildirgeye ilişkin verilerin sisteme girilmesinin tek başına hukuki sonuç oluşturmaya elverişli bulunmadığı gözetilmelidir. 5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında "Kurum, .... bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren sigortalı ve diğer kurum kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece İnternet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." düzenlemesi mevcuttur. Bu düzenlemeye göre resmi belge olarak geçerli olan belgelerin Kurum tarafından re'sen veya talep üzerine düzenlenen belgeler olacağı izahtan varestedir ve yönetmelik düzenlemeleriyle kanunun bu kabulü genişletilemez. Dolayısı ile "İşe Giriş Bildirgesi"nin bu kanunla resmi belge sayılması gibi bir düzenleme söz konusu değildir. Somut olayda, şirket yetkili temsilcisi olan sanık tarafından ...’nin sistemine  hukuka uygun şekilde şifre yetkisi ile elektronik imza kullanılmaksızın, e-bildirge içeriğine doğru olmayan bilgileri girme eyleminin TCK'nin 204/1. maddesindeki ''Resmi Belgede Sahtecilik'' suçunu oluşturacağı iddiası ile dava açıldığından, bu vasıflandırma yönünden yapılan değerlendirmede; resmi belgenin kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından, kanun gereğince yerine getirdiği kamu görevine dayanılarak düzenlenmesinin gerekmesi ve "İşe Giriş Bildirgesi"nin, “Resmi belge” sayılması gibi bir kanuni düzenlemenin de bulunmaması karşısında; bu koşulları taşımayan sanığın eylemi atılı suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu eylemle ilgili olarak özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede; "Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne göre; madde içeriğinde gerçeğe aykırı belge düzenleme olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca ‘Belgeyi sahte olarak düzenleme’ hareketine yer verildiği görülmüştür. İçerik sahteciliğinde; belgeyi düzenleyen olarak görülen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Madde metninde özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve kullanılması hareketlerine yer verilmiş ve bu husus madde gerekçesinde açıklanırken; “Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle de eylemin yalnızca maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, düzenleyen imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır. Bu nedenle özel belgede sahtecilik suçu açısından, madde içeriğinde fikri sahteciliğin cezalandırıldığına ilişkin bir düzenleme de bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan ''belge'' niteliğini haiz olmadığının kabulü karşısında, özel belgede sahtecilik suçu da oluşmayacaktır. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 206. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede; Madde metninde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” düzenlemesi mevcut olup, anılan hükümle resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır. Bu suçun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve aynı kanunun 6. maddesindeki tanıma uyan kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak, bu beyanı araştırma yükümlülüğü de olmaksızın resmi belgeyi düzenlemesi gerekir. Ayrıca kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise; bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlendiğinde kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin bu beyanını içeren belge ispat aracı olarak da kullanılamayacağından anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu bakımından; somut olayda sanığın elektronik ortamdaki beyanının muhatabı olarak Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, iddianamedeki anlatıma göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarih ve 2014/153 K. sayılı kararı uyarınca bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından sanığın eyleminin bu suçu oluşturmadığı kabul edilmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise; Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesi ''Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde olup maddenin gerekçesiyle birlikte yorumlanmasında; Mala zarar verme suçunun özel bir biçimi olarak düzenlenen bu suç ile var olan sistem ve sistemdeki verilerin korunması, hem sistemin hem de sistem içerisindeki verilerin zarar görmemesi amaçlanmıştır. Ancak sistemdeki verilere zarar verme dışında bu maddede tehlike suçu olarak nitelendirilebilecek iki seçimlik hareket daha düzenlenmiştir. Bunlar, sisteme veri yerleştirilmesi veya sistemdeki mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistemdeki verilere müdahale niteliğindeki bu eylemleri gerçekleştiren kişiyi (faili) tespit için ise; mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisine bakmak gerekecektir. Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. Fail ise açıklandığı gibi veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan, sisteme hukuka aykırı giren kişidir. Somut olayda; şirketin yetkili temsilcisi olan sanığın katılan kurum ile yapılan sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret eyleminde atılı suçun açıklandığı üzere unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır. Bu gerekçelerle; sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, beraatine karar verilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçe ile özel belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, 2- Kabule göre de; a)Sanık hakkında TCK’nin 207/1 ve 62. maddeleri uyarınca belirlenen hapis cezasının aynı Kanun’un 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesi ile asıl mahkumiyetin adli para cezası olmasına göre, sanık hakkında aynı zamanda TCK'nin 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğu hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmemesi, b)Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu halde, gerekçeli karar başlığında suç adının resmi belgede sahtecilik olarak gösterilmesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.03.2021 tarihinde Başkan ... ve Üye ...’ın değişik gerekçeleri ve oyçokluğu ile sair yönlerden ise oy birliğiyle karar verildi KARŞI OY Sanık ... hakkında, adına aldığı e-bildirge şifresi ile elektronik ortamda içeriği itibariyle sahte işe giriş bildirgesi düzenleyerek, adı geçen şirkette fiili çalışması olmayan temyiz dışı sanık ...'i sigortalı olarak gösterdiği iddiasıyla resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının mahkemece yapılan yargılamasında, sanığın eyleminin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğuna ilişkin mahkumiyet hükmüne yönelik yönelik Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde; işe giriş bildirgesinin resmi belge sayıldığına dair düzenlemenin bulunmaması nedeniyle suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, fikri sahteciliğin cezalandırıldığında dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmadığından özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin bozma gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum. Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge vasfı taşıyıp taşımadığı ve Türk Ceza Kanununun 204 ve 207 maddelerindeki resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçunun konusu olup olmayacağı hakkındadır. ... İşe Giriş Bildirimlerinin “Resmi Belge” olduğuna dair yasal düzenleme; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 8. Maddesi ve ilgili yönetmelik işverenlerin sigortalı sayılan çalışanları, işe giriş bildirgesi elektronik bildirge ile Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu açıklanmış, sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ve 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. Yönetmelik, işverenlerin çalışanlara ait bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü başlıklı 5. maddesinde; Kurum, Kanun veya bu Yönetmelik gereği verilecek her türlü belge veya bilginin e-sigorta ortamında gönderilmesi hususunda gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları zorunlu tutmaya veya zorunluluk esasını kaldırmaya yetkilidir....' şeklinde düzenleme ve sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde 'İşverenler, .... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür.' şeklinde düzenlemeler ile Kuruma verilecek bildirimlerin elektronik ortamdan yapılmasını esas kabul etmiştir. 5510 sayılı Kanunun 100/3 Maddesinde İşverenlerin de 'Kurum, verilecek her türlü belge veya bilginin, internet elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılınmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamında almaya... yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.' şeklinde düzenleme ile açıkça Sosyal Sigortalar Kurumu'na bu Kanun kapsamında verilmesi gereken işe giriş bildirimleri de dahil olmak üzere internet, elektronik ve benzeri ortamdan gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya yetkili kılınmış olup, yukarıda belirtilen Kurumca çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde de, Kuruma yapılacak bildirimlerin elektronik ortamda verilmesini düzenlemiştir. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi İşverenin belgeyi kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca verilen özel şifre ile işlemi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3 3.maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan işverenin, yanlarında çalışan çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, ilgiliye verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Elektronik ortamda hazırlanmış belgelerin diğer kanunlar tarafından belge olarak kabul eden özel yasalarda yapılan düzenlemeler; Elektronik belgelerin kullanma zorunluluğunun yaygınlaşması bu belgelerin kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde elektronik imza tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza; “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlamıştır. Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5 maddesi ile ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirilmiştir. HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir. HMK 205/2. maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır. İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 24. maddesinde tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir. Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir. Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nın güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar. Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. Yine VUK 142. Maddesinde elekronik cihazlarla düzenlenen belgeler ile özel cihazlardan çıkarılan pulları ihtiva eden belgeler bu kanun hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş belge hükmündedir şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. 6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir. Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir. Görüldüğü üzere sadece 5510 sayılı yasa ve diğer ilgili yasalarda da elektronik ortamda hazırlanmış güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeler adli ve idari makamların kullanıldığı makamlar nezdinde belge olarak düzenleyen yasal düzenlemeler mevcuttur. TCK 'da elektronik belgenin mahiyeti; Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme ile Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, somut olayımızda Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirge konusu özelinde mevzuatta yer alan hükümler ve Türk Ceza Kanunu genel ilkeleri kapsamında sahtecilik suçları bağlamında suçun konusunu oluşturan belge olarak kabulüne ilişkin olarak konuyu incelemek gerekmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun menşei olarak kabul edilen ve 1889 tarihli ‘İtalyan Zanardelli Yasası’ olarak bilinen kanunun, ‘sahtecilik’ suçunun ‘yazılı bir kağıt üzerinde gerçekleşebileceği’ şeklindeki kabulünden günümüze artan teknolojik ve sosyolojik gelişmeler karşısında, bir yenilik getirmeyen 5237 sayılı Kanun'un 204. madde gerekçesinde kabul edilen yazılı kağıdın yanında taşınabilir metal ve diğer şeyler üzerinde sahteciliğin olabileceği yönündeki kabul günümüz sahtecilik suçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Esasen 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinde gerekçesinde belge kavramı tanımlanırken, kanun metni içerisinde herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Kanun metninde tanımlanmayan ve sınırlanmayan belge kavramının doktrin ve içtihatlar eliyle sosyolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup, bu belirleme yapılırken kanunun amacı ve kanunun sistematiğini, hukuk devleti ilkesi ve kanunda belirlenmiş ve sınırları çizilmiş ilkelerle birlikte dikkate almak gerekmektedir. Sahtecilik suçunun yazılı bir kağıt veya benzer elle tutulabilir bir nesne üzerinde gerçekleştirilebileceği görüşü, 1889 tarihinde İtalyan hukukçu “Zanardelli”nin yorumunun bu güne taşınmasıdır.Teknolojinin gelişmediği bu dönemin tanımlarının esas alınması, bu gün şahıslar ve kurumlar arası resmi ve özel belgelerin %90'dan fazlasının dijital veya elektronik ortamda gerçekleştiği gerçeği karşısında; yaşayan hukuku köhne, yetersiz ve aciz hale getirmekte ve bu haliyle anlamı değişmiş kavramları aynı tanım ve yorumları, aynı şekliyle kabul ederek hiçbir yenilik getirmeksizin yapılan tartışmalar da,hukukun başlangıç noktasından bir adım öteye gidememektedir. Değişen ve gelişen çağda, bir birinin yerini alan kavramlar karşısında, belgenin yalnızca 'yazılı bir kağıt' olarak dar yorumlanması ile hukuku etkisiz bırakmak, Türk Ceza Kanunu 1. Maddesinde düzenlenen; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini , hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlemesini önlemektir” şeklindeki kanunun amacını göz artı etmektir. Uygulama kanunlarında tanım yapılmayan çağa göre değişik anlamları olan kelimeleri yaşayan Türkçe'de kullanılan anlam dışında kullanmak kanun yorumlama ve uygulama tekniğine göre kabul edilemez. Bu kapsamda yorumlama suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık teşkil eder. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Madde gerekçesinde ve öğretinin baskın şekilde kabul ettiği şekliyle belgenin üç temel unsuru kabul edilmekte olup bunlar; yazılı olması, hukuki değer taşıyan bir içeriğinin olması ve düzenleyicisinin belli olmasıdır. Bu noktada, uyuşmazlığın esas noktasının elektronik belgeler olması nedeniyle, öncelikle belge kavramının ele alınması ve elektronik belgelerin resmi ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. TCK 204. ve 207. maddelerinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının konusu belge oluşturmaktadır. Kanunlarımızda belge ile ilgili herhangi bir tanımı yapılmamıştır.Bu kapsamda elektronik belgenin diğer yazalı belgelerle olan bağını değerlendirmek gerekirse; İlk olarak ve ayrışmanın en önemli noktası itibariyle belgenin yazılı olması unsurunu ele almak gerekmektedir. Yazı kelime anlamı olarak, düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi anlamına gelmekte olup bunu tespit etmeye yarayan araçlar ve harflerle ifade olunmasıdır. Burada kullanılan dilin veya araçların bir önemi yoktur önemli olan okunabilir olmasıdır. Bu nedenle yazılı olma şartının gerçekleşmesi için yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi ve okunabilmesi yeterlidir. Elektronik verilerin fiziksel bir kağıt üzerine değil, bilişim sistemlerine yazılı olması yazılılık şartının unsurlarını karşılayacak niteliktedir. Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya yazılabileceği gibi bilgisayar, tablet vb araçlar kullanılarak hukuki sonuçlar doğurabilecek nitelikte ve ulaşılması mümkün bir cisme yazılması da mümkün olacaktır. Belgeyi düzenleyeninin belirliliği unsuru itibariyle elektronik belgeleri ele aldığımızda, imza bir belgenin düzenleyenini gösteren en önemli husus olup, güvenli elektronik imza ile de bu unsur sağlanacaktır. Burada önemli olan husus elektronik imzanın, hukuki anlamda sonuç doğurabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilir olmasıdır. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan elektronik imzaya ilişkin hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya da başlamıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir; Elektronik belge: Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. (YCK 2016/21-1065 E, 2017/27 K) Her türlü elektronik verinin belge olarak kabulü mümkün bulunmasa da, 6100 sayılı HMK 199. maddesi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 3/d maddelerinde olduğu gibi hukuk sistemimizde elektronik verilerin hukuken belge niteliği olabileceği zaten kabul edilmektedir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E., 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında da; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazandırmayacağı şeklindeki itirazını incelemiş ve e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığı yönünde aşağıda özetlenen kararı vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı özetle; Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir; “Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir. Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir. E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)” 5237 sy 204 maddesine göre Resmi Belgede Sahtecilik suçunun faili; 5510 Sy 100/3 mad.”Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” İşverenin sigortalıyı bildirme yükümlülüğü 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında düzenlenmiştir.”İşveren sigotalı yapılacak kişiyi başlangıç tarihinden önce,sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür” Bu bildirim işin mahiyeti gereği "re'sen veya talep" üzerine gerçekleşmektedir Görüldüğü üzere 5510 sy yasanın 100/3 maddesinde Resmi belge sayılan işe giriş bildirimini "hukuken yükümlü "olarak düzenleyen 5510 sy 8/1 maddesi gereği İşveren bildirmekle yükümlüdür. Birçok özel ve genel kanunlarında sahtecilik suçunu düzenleyen memur olması aranmaz. Gerçekte var olmayan kişiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak düzenleyen herhangi bir kişi, aynı şekilde yine gerçekte var olmayan bir kişiye ait ehliyeti veya gerçekte var olmayan kişiye veya şirkete adına Bankanın bastırması gereken çek'i düzenleyen herhangi bir kişi, Sahte faturayı düzenleyen şirket sahibini vb.yüzlerce belgenin düzenleyenin kim olduğuna değil belgenin "kamu güveni" özelliği verilip verilmediğine bakılarak “Resmi Belgede Sahtecilik” suçunun sanığı olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı yasa 204/1 maddesinde belirtilen 'resmi belge sahtecilik' suçunun faili herkes olabilir. Kaldı ki burada yasanın açık ve özel bir düzenlemesi ile 5510 sy.100/3 maddesinde “Resmi Belge”kabul edlilen belgeyi düzenleyerek Kuruma bildirmenin hukuki sorumluluğunu 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında “İşveren”e yüklemiştir. 5237 sy TCK 204 maddesi,5510 sy yasa 8/1 ve 100/3 maddelerine göre elektronik ortamda gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi hazırladığı sübut bulan sanık ...'in sahtecilik suçunun faili olarak kabul edilmesi gerekir Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu halde kanun sistematiği yaklaşımıyla elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında da belge olarak kabulü gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesine göre Ceza Kanunun amacı kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemektir. Kanun'un 2. maddesinde ise, kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacğı, kanunda yazılı olan cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacğı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı belirtilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sınırları çizilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkenin suçta kanunilik ve cezada kanunilik olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, özetle bir fiilin suç teşkil edebilmesi için işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde suç olduğunun belirtilmiş olması şeklinde tanımlanması aynı zamanda ,TCK Kanun'un 1. Maddesinde düzenlenen kanunun amacı, hukuk devleti ve kamu düzeni ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde açıkça tanımlanmış eylemlerin yasa metninde geçen kelimeleri dar ve amacı dışında yorumlama ile suç olmaktan çıkarılması şeklinde yorumlanamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. Maddesinin 3. Fıkrasında yer verilen, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamacağına ve suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamacağına ilişkin düzenleme, Kanunun amacı hukuk devleti ilkesi gereği 5510 sy ... 100/3 maddesinde kanunun açık hükmüne rağmen elektronik işe giriş bildirgesinin belge olmadığını kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere TCK 204, 207 ve devamı maddelerinde düzenlenen belgede sahtecilik hükümlerinin, elektronik belgeleri de kapsamaktadır. Yazılı olma, hukuken sonuç doğurmaya elverişli anlamlı bir içeriğe sahip olma ve düzenleyeninin belli olması unsurlarını taşıyan bir elektronik belge, belgede sahtecilik suçlarının konusu olabilecektir. Bu hususun kabulü, bir yorumdan ziyade kanunun sistematiği ve elektronik belgeye ilişkin özel düzenlemeler gereği yasal bir zorunluluktur. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi; 5510 sy ... göre İşverenin iş yerinde çalışan kişileri Sosyal Güvenlik Kurumuna yasada belirtilen usule göre bildirmek için yetkili ve sorumlu tutulmuştur.İşveren belgeyi kamunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca kendisine yasal sorumluluklar yüklenerek verilen özel şifre ile e-bildirgeyi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3 3.maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan İşvereni, yanlarında çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, İşverene verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Yukarıda açıkladığım sebeplerle, somut olayda gerçeğe aykırı işe giriş bildirimini elektronik ortamda yapan sanığın eyleminin, yukarıda açıkladığım üzere ...'nun kanundan aldığı yetkiye istinaden , ... ile yapılan sözleşme gereği yüklendiği sorumluluğa aykırı şekilde, ... tarafından onaylandığı zaman adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliği kazanan belgeyi gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle; 5510 sayılı yasa 100/3 maddesi yollamasıyla TCK 204/1 maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge niteliğine haiz olmadığı ve sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. DEĞİŞİK GEREKÇE: Dairemizin 2018/6275 Esas, 2021/2806 Karar sayılı, 18.03.2021 tarihli kararına ilişkin değişik gerekçe: Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" yada 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir. Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır. I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI: Türk ceza kanununda "belge" yada "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır. Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır. Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir. Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir. Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur. 5237 sayılı TCK'nın 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır. Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nın 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir. Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür: " Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır. Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(Sedat Şan, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, Bilge Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.) Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177) Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu, 205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir. Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. Maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, Sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. Maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir. Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz. Şöyle ki; Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır. (Örneğin; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı) Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel yada resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin;5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı) Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, yada kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir. Örnek vermek gerekir ise 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir. II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ: Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır. İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir. 5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları, Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği, 5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3 maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği, Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da ; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği, 12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. Maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı , 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107 nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11 maddesinde "... (2) İşverenler, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce... Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği, Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. Maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca...kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemeleri baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu, Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği, İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu, E-sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı, Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir. III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI: a)Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nın 204 maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz. Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır. Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte yada huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır. Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir. b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. maddesinde " Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur. Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır. "Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir"( TOROSLU 2005-239) "Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir." ( ERMAN 3. Baskı 2010-494. sahife) "Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.) Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1 Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir. TCK'nin 207. maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır. Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. Maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir. 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında; Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki ( kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge ) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu, Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas -2018/7538 Karar) c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır. Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir. Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır. Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır. Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir. TCK'nın 206 maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir. Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır. Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir. Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür: " Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır. Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177) Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar) Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C....24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas,2014/214 Karar ) Kanaatimizce; 206. maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz. Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107 nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11 maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla ... bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir. Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği) , 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır. Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında ; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir. d)Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır. Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir. Esasen 244. maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır. TCK’nın 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir. Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır. Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ; Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında " TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir. IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ: ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret şirketi yetkilisi olan sanık ...'in şirkete ait işyerinde temyiz dışı sanık ... çalışmadığı halde 18/01/2010- 05/04/2010 tarihleri arasında sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda ise; Sosyal Sigortalar Kurumu ile işyeri yetkilisi sanık ... arasında imzalanan "e-bildirge sözleşmesi" gereğince ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret Şirketi yetkili müdürü olarak İşe Giriş Bildirgesi vermeye sanık ...'in yetkilendirildiği ve internet işlemlerinde kullanmak üzere "Kullanıcı Kodu" ve "Kullanıcı Şifresi" verildiği, Sanık ...'in ise şirkete ait işyerinde çalışmadığı halde Hüsamettin Çimeni sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği, E-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işveren sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı, Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207 maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) yada özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı, Ancak işyeri yetkilisi sanık ... tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde düzenlenen ve mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde olan suça konu işe giriş bildirgelerinin işyeri yetkilisi tarafından düzenlenmesi nedeni ile maddi/fiziki sahteciliğin söz konusu olmadığı, bu durumda işe giriş bildirgelerinin beyan niteliğinde bulunduğu, e-bildirge şeklinde ki bu beyanlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu, veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun ... görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, işyerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı, Sanığın yalan beyanda bulunması üzerine 5510 sayılı kanunun 100/3 maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu ve eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu ileri sürülebilir ise de ; bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Yalan beyan suçunun resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir. Öte yandan 5271 sayılı CMK'nun 225 maddesi gereğince hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede anlatılan fiilden ibaret olup, sanık hakkında düzenlenen iddianamede " gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna ibraz ederek sigortalı götermek" şeklinde iddiada bulunularak sanığın gerçeğe aykırı yalan beyanının cezalandırılması istenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların sahte olarak düzenlendiğine yönelik bir iddiada bulunulmamış ve dava açılmamıştır. Somut olayda, işyeri yetkilisi sanık ...'in amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. ... Hizmet Taşımacılık Gıda İnşaat Otomotiv Tarım Ticaret şirketi yetkilisi sanık ...'in; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağı ve kararın bu yönden bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin bozma düşüncesine katılmıyorum.18.03.2021
11. Ceza Dairesi, 2019/1262 E., 2021/3484 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Ansiklopedisi, s.1483, ..., 2007, s.7.) Bu anlamda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. Maddesinde;
11. Ceza Dairesi         2019/1262 E.  ,  2021/3484 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışılarak değerlendirildiği, fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı, incelenen dosyaya göre hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış; sanık müdafinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün ONANMASINA, 07.04.2021 tarihinde Üyeler ... ve ...'ın karşı oylarıyla, oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dairemizin 07/04/2021 tarih, 2019/1262 Esas, 2021/3484 Karar sayılı çoğunluk görüşüne aşağıdaki sebeplerden katılmıyorum. Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık UYAP ortamında (fiziki belge düzenlenip ıslak imza ile imzalanmaksızın) düzenlenen reddiyat fişlerinin TCK’nin 204 veya 207 maddelerinde düzenlenen sahtecilik fiilleri kapsamında kalıp kalmadığı noktasındadır. Uyuşmazlığa konu olayda ... 3. Aile Mahkemesi’nde zabıt katibi olarak görev yapmakta olan sanığın UYAP sistemi üzerinden farklı zamanlarda birden fazla gerçeğe aykırı reddiyat makbuzu düzenlediği böylece makbuzlara konu miktaları zimmetine geçirdiği iddia ve kabul olunduğu anlaşılmaktadır. Bu şekilde düzenlenen reddiyat makbuzları, elektronik ortamda imzalanarak onaylanmış elektronik verilerden ibarettir. Açık bir yasal düzenleme olmadığı takdirde TCK’nin 204 veya 207 maddeleri kapsamında cezai yaptırım uygulanması mümkün değildir. Resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen TCK’nin 204 maddesi aşağıdaki şekildedir: “Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” Yasa gerekçesine baktığımızda ise: “....Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır. ....Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.” denilmek suretiyle yazı ve rakamların kağıt, bez, plastik levha, metal plaka vs. gibi fiziki ortamlarda yazılması durumunda belgeden söz edilmesi mümkündür. Herhangi bir özel yasada da UYAP ortamında düzenlenen elektronik veri niteliğinde ki işlemlerin TCK’nin 204 veya 207 maddeleri ile cezalandırılacağına dair bir yollama da yoktur. Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik ilkesi en temel prensiptir. Nitekim TCK’nin 2.maddesinde; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz. İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” denilmek suretiyle öngörülebilirlik bağlamında kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amaçlanmıştır. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında genişletici örnekseme (kıyas) yapılması da mümkün değildir. Ayrıca iç hukukumuzun bir parçası olan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 7/1.maddesinde de “Hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilerek birey hak ve özgürlükleri güvence altına alınırken buna paralel olarak Anayasamızın 38/1 maddesinde de “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilmek suretiyle suçta ve cezada kanunilik ilkesi benimsenmiştir. Buna göre açık bir yasal düzenleme olmadığı için elektronik veri olarak hazırlanan işlemler elektronik imza ile imzalanıp onaylansalar dahi müstakilen sahtecilik suçunun konusu olamaz. Ancak başka suçların (somut olayda zimmet suçunun) maddi unsurunu oluşturması mümkündür. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle suç tipinde genişletici yoruma dayalı olduğunu düşündüğü sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 07.04.2021 KARŞI OY Dairemizin, ... 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.11.2018 tarih, 2017/523 Esas, 2018/543 Karar Sayılı Kararını onama yönündeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki gerekçelerle katılmıyorum; Gerek yerel mahkeme gerekse Dairimiz tarafından, sanığın sabit olduğu kabul edilen eylemi, zabıt kâtibi olan sanığın Uyap üzerinde usulsüz reddiyat makbuzu tanzim ederek elektronik imzası ile imzalamadıktan sonra bu reddiyat makbuzlarının uyap üzerinden mahkemeler vezne ekranına düşmesini sağlaması ve bu parayı bilahare vezneden alarak uhdesine geçirmesidir. Tartışma konusu olan husus, “elektronik verilerin” TCK.’nunda düzenlenen belgede sahtecilik suçunun konusu olup olamayacağıdır. Başka bir anlatımla, bilişim sitemindeki “elektronik verilerin” TCK.’nın 204 ve 207 maddelerinde belirtilen “belge” mahiyetinde olup olmadığıdır. Sorunun doğru bir şekilde cevaplandırılabilmesi için iki hususun vuzuha kavuşturulması gerekmektedir; 1- TCK. 204 ve 207. maddelerinde belirtilen sahtecilik suçlarının maddi konusu olan “belgeden” ne anlaşılması gerekir, kapsamı ve unsurları nelerdir? 2- Bilişim sistemindeki “elektronik veriler”, belge kavramının unsurlarını içerip içermediği ve evrakta sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge” kapsamında kalıp kalmadığıdır? Türk Ceza Kanununda sahtecilik suçlarının konusu olan “belge”, Kanunda tanımlanmamıştır. Sözlük anlamı itibariyle “Bel” kökünden türetilmiş olan “Belge”, özü itibarıyla Türkçe bir kelime olup, eski Türkçe ’de "... - ..." şeklinde kullanılmıştır. Belge, sözlük anlamı itibariyle işaret, alamet, belir, nişan anlamlarını karşılamaktadır. “Bel-“ kökü, “bil-“ fiilinden üretilmiştir. Nitekim “belirti” anlamına karşılık gelmek üzere kullanılan “alam” ve “alâma” kelimeleri “ilm (bilme)” kökünden türetilmiştir. Belge kavramı, bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey, delil olarak veya bir hak iddia etmek için kullanılabilecek yazılı bilgi, bir kimsenin niteliğini, bir şey üzerinde hakkını ya da kendisine verilen hakkı bildiren resmi kâğıt anlamlarını ihtiva eden geniş bir kavramdır. (Kamus-u Türkî, 2017, s. 738, Büyük ... Ansiklopedisi, s.1483, ..., 2007, s.7.) Bu anlamda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. Maddesinde; “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” hükmünü ihtiva eden belge kavramı, belgenin kelime anlamı esas aldığı anlaşılmaktadır. Ceza Hukukunda bir hukuk normunun içindeki bir kelime yorumlanırken, kanun koyucunun, yoruma konu kelimeyi hangi anlamda kullandığı dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır. Çünkü yoruma konu kelime, ilgili hukuk dalında başka, günlük dilde başka bir anlama gelmesi mümkündür. Bu farklılık, bazen ilgili kanuni düzenlemede o kelimeden ne anlaşılması gerektiğine dair bir hükme yer verilmek suretiyle açıklığa kavuşturulurken; bazen da ilgili kelimenin yer aldığı kanuni düzenlemenin bağlamından anlaşılır. TCK’nın belgede sahtecilik suçlarının konusu için tercih edilen “belge” kavramı bu çerçevede incelendiğinde; 5237 sayılı TCK’da “varaka” veya “evrak” yerine “belge” kavramının kullanılmış olduğu görülmektedir. Başka bir deyimle, Kanun koyucunun madde metinlerinde “varaka” veya “evrak” yerine “anlaşılır bir Türkçe” kullanmayı tercih etmesinden ileri geldiği anlaşılmaktadır. Bunun kanıtı da; TCK m. 204 gerekçesinde; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kâğıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kâğıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır” ifadelerine yer verilerek, 5237 Sayılı TCK. ’nunda belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belgenin”, 765 Sayılı TCK’daki “varaka” teriminin karşılığı olarak kullandığı hususu açıkça vurgulanmıştır. Bu husus hem öğreti hem de 5237 sayılı TCK tasarısına ilişkin komisyon raporunda teyit edilmiştir. Bu bilgiler çerçevesinde, belgede sahtecilik suçları bağlamında belge kavramı, ceza hukukundaki yorum teknikleri de dikkate alındığında, belge, sözlükteki “bilgi vermeye ya da kanıt olarak kullanılmaya elverişli yazı, resim, fotoğraf, vesika, doküman, bir gerçeği, bir olguyu gösteren, bir iddianın doğruluğunu açıkça kanıtlayan, tanıklık eden şey” olarak değil; cismani varlığı haiz yazılı kâğıt anlamındaki “varaka” veya yazılı kâğıt topluluğu anlamına gelen “evrak” olarak anlaşılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, “yazılılık” özelliğinden yoksun fotoğraf, resim, film, video veya ses kaydı gibi “belgeler”, belgede sahtecilik suçlarının konusu dışında kalırlar. Bu sayılan nesnelerin belgede sahtecilik suçunda maddi konusu olan “belgeden” sayılmadığı hususu, hem öğreti hem de yargısal kararlarda müteaddit kereler vurgulanmıştır. Ord. Prof. Dr. ... başkanlığındaki Komisyon tarafından hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından 14.04.2003 tarihinde kabul edilerek Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 12.05.2003 tarih ve B.02.0.KKG.0.10/101-540/2902 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen, Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin gerekçe kısmında; “Maddede, “belge”, “varaka”; “belgeler” ise “evrak” karşılığı olarak kullanılmıştır” ifadesine yer verilmek suretiyle belgeden ne anlaşılması gerektiği hususu orada da açıklanmıştır. TCK’nın belgede sahtecilik suçlarını düzenleyen hükümler incelendiğinde, suçun konusu olarak sadece “belge” kavramına yer verildiğini görmekteyiz. 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarını düzenleyen hükümlerine bakıldığında ise, suçun konusu bakımından kavram yeknesaklığının bulunmadığı; “varaka”, “evrak”, “vesika”, “senet” ve “belge” kavramlarına yer verildiğini görülmektedir. 765 sayılı TCK’da yer alan “evrakta sahtekârlık” suçları ile TCK’da düzenlenen belgede sahtecilik suçları arasında “konu unsuru” bakımından herhangi bir fark bulunmamaktadır. Nitekim TCK’nın resmi belge hükmünde belgeler başlıklı 210. maddesinin 2. fıkrasındaki düzenlemenin 765 sayılı TCK’daki karşılığı olan 354. madde hükmünün ilk hâlinde, evrakta sahtekârlık suçlarının özel olarak düzenlendiği bazı düzenlemelerde “varaka” kavramı yerine “vesika” ifadesi kullanılmıştır. 26.08.1999 tarihli ve 4449 sayılı Kanun değişikliğiyle, 354. madde hükmünün kapsamı genişletilmiş ve birtakım Türkçeleştirme değişikliklerinde bulunulmuştur. Bu çerçevede, “vesika” yerine “belge” kavramı kullanılmıştır. Bu değişiklikten de anlaşılmaktadır ki, “belge” kavramı, 765 sayılı TCK’nın evrakta sahtekârlık suçlarının konusu için kullanılan kavramların Türkçe karşılığından ibaret olup, anlam ve kapsam bakımından bu kavramların karşılığıdır. Belge terimi, 765 Sayılı TCK. ’da belgede sahtecilik suçlarında belirtilen “evrak” kelimesinin karşılığı olarak kullanıldığında göre, evrak kavramının ne anlama geldiğini tespit etmek gerekmektedir; evrak kelimesi, ... “yapraklar, kâğıtlar, arşiv; kitap sayfaları, yazılmış kâğıtlar, mektup veya tezkereler” anlamına gelmektedir. Evrak; “varak” ve “varaka” kavramlarının çoğul hâlidir. Görüldüğü üzere, “evrak” çoğul bir kelime olup, özü itibarıyla yazılı-yazısız birden fazla kâğıt veya yapraklar anlamına gelmektedir. Ancak daha ziyade “varaka” kavramının çoğulu şeklinde ele alınmış ve üzerinde yazı bulunan kâğıt toplulukları bağlamında kullanılmıştır. Bu anlamda “evrak”, anlam bakımından yazı ve toplu kâğıt unsurlarından oluşan bir kelimedir. (..., ..., Belgede Sahtecilik Suçları, 2.B.,(2019) s.5 vd., ..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s. 30) Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan ve Türk Ceza Kanununda belirtilen “belge”, sözlük anlamından ve özel hukukta ispat vasıtası olarak tarif edilen belge kavramından farklı olarak aşağıdaki unsurları taşıması gerekmektedir; Belge, • Yazılı olmalı, • Hukuki değer taşıyan bir içerik ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmalı, • Düzenleyenin belli ya da belirlenebilir olmalı, • Taşınabilir (cismani) bir şey olmalıdır. ( çünkü varaka, evrak menkul mahiyetindedir.) Yukardaki unsurları kısmen ya da tamamen taşımayan belgeler, ispat vasıtası olarak belge sayılsalar dahi, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgeden sayılmazlar. Bu nedenle, bir belgenin evrakta sahteciliğin maddi konusu olan belge mahiyetinde olduğunu kabul edebilmek için yukarıdaki unsurlarının tamamını taşıması gerekmektedir. Dairemiz uygulamasında da, bu güne kadar, bir belgenin belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olup olmadığı bu unsurlar çerçevesinde değerlendirilmiştir. Belge kavramından sonra açıklanması gereken ikinci husus, tartışma konusu olan “bilişim sistemindeki elektronik verilerin” sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge mahiyetinde olup olmadığını belirleyebilmek için, yine belgenin yukarıda belirtilen unsurlarının tamamın taşıyıp taşımadığını incelemek gerekmektedir. Bilişim sistemlerindeki elektronik verilerin belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturup oluşturamayacağının tespiti için, bilişim sistemleri ile bu sistemlerde işlem gören elektronik verilerin teknik olarak ne anlama geldiğinin belirlenmesidir. Bilişim sistemi, anlamlı veya anlamsız herhangi bir bilgi veya olgunun, “veri” adıyla elektronik ortama alınmasını, bu ortamda saklanmasını, değiştirilebilmesini, kişiler tarafından algılanabilmesini ve başka bir bilişim sistemine nakledilebilmesini mümkün kılan elektromanyetik sistem olarak tarif edilebilir. Bu anlamda, günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgisayarlar “bilişim sistemi” kapsamındadır. Ancak bilişim sistemi bilgisayarlardan ibaret olmayıp, ondan daha üst bir kavramdır. Bilişim sistemi tabirindeki “sistem” ile anlatılmak istenilen, sadece bilgisayarlar olmayıp, verilerin depolanmasını, işlenmesini, kullanılmasını ve nakledilmesini sağlayan her çeşit cihaz bu kapsamda yer almaktadır. Bilişim sistemindeki elektronik veriler ise, içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birimlerdir. Bilişim sistemlerini insan beynine benzetmek gerekirse, insan hafızasına giren, saklanan ve yitirilen her türlü bilgi “veri” kavramıyla özdeşleştirilebilir. Bu anlamda, bilgisayar sistemlerindeki elektronik veriler, hücrelerarası etkileşim suretiyle insan beyninde işlem gören “soyut” bilgilere benzemektedir. Bilişim sistemlerinin sadece bilgisayar sistemlerinden oluşmadığı dikkate alındığında; veriler, her türlü bilgi ve olgunun bilişim sistemleri içerisinde aktarma, saklama ve iletme işlemlerinin yapılabilmesine yönelik üretilen, sadece bilişim sistemlerinde yüklü bulunan yazılımların okuyabildiği ve belli bir mantık silsilesi hâlinde sayısal karakterlerle temsil edilen “soyut” değerler olarak tanımlanabilir. Bilişim sistemi içerisinde her türlü işlemin yapılabilmesini sağlayan, duyu organlarıyla algılanamayan (soyut) ve fakat sistem bünyesindeki donanım ve yazılımlar vasıtasıyla insan algısına konu olabilecek işaretlere dönüşebilen sayısal birim olarak tarif edilen veriler, belgenin “yazılı irade beyanını içeren bir nesnenin varlığı” unsurunu sağlayamamaktadır. Zira bu unsurun sağlanması açısından yazılı irade beyanının cismani (nesnel, fiziki, somut) varlığı bulunan bir nesne üzerinde tecessüm etmesi gerekir. Elektronik ortamdaki verilerin ekranda görülebilmesi, gözle görülebilmesi ve hissedilebilmesi anlamına gelse de bir cisimleştirmeden bahsedilemez (..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, s.127 vd.). Elektronik ortamda yapılacak işlemlerin kim tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenebilmesi ve bu sayede bu işlemlerin hukuken güvence altına alınmasını temin etmek üzere 15.01.2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu (EİK) ihdas edilmiştir. Güvenli elektronik imzanın tek bir hukuki sonucu vardır, o da el yazılı imzanın hukuken muadili sayılmasıdır (EİK m. 5). Böylelikle, kamu ve özel alanda bilişim sistemleri aracılığıyla gerçekleşecek hukuki işlemlerin aidiyet sorunu çözüme kavuşturularak güvence fonksiyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Güvenli elektronik imzanın ihdasıyla birlikte, başta UYAP olmak üzere, birçok kamusal nitelikteki bilişim sistemlerinde gerçekleşecek hukuki işlemlerin elektronik ortamda başlatılıp, sona erdirilmesi mümkün kılınmıştır. 6098 s. TBK m. 14/2; 6100 s. HMK m. 205/2; 6102 s. TTK m. 94/2, 1256/3, 5018 s. Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu m. 6/4; 5941 s. Çek Kanunu m. 5/8 gibi birçok hukuki işlemin elektronik ortamda hukuki sonuç doğuracak şekilde yapılabilmesini mümkün kılan pozitif düzenlemeler ihdas edilmiştir. Elektronik ortamda gerçekleşen irade beyanı, aidiyetini sağlamaya yönelik gerçekleştirilen elektronik beyanın, bizzat elektronik veriler aracılığıyla oluşturulduğu için, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurundan yoksundur. Zira hangi ortamda ortaya konulursa konulsun, bir ifade veya işaretin “beyan iradesi” özelliğine sahip olabilmesi için, ifade veya işaret ile kişi arasında doğrudan bir ilişkinin kurulması gerekir. Doğrudan ilişkiden maksat ise, ifade veya işaretin, kişiden sâdır olması ve bunun nesnel olarak doğrulanabilmesidir. Elektronik ortamdaki veriler aracılığıyla oluşturulan ve çeşitli harf, rakam ve sair sembollerle tezahür eden alametler ile belli bir kişi arasında doğrudan ilişki kurulamamaktadır. Her ne kadar elektronik imzayla, bilişim sistemindeki irade beyanını oluşturan veri ve kişi arasında aidiyet ilişkisi kuruluyor ise de, elektronik imza ile imzalanan bu veriler, bir bilişim sistemi (bilgisayar, veri okuyucu gibi) olmadan da doğrudan ulaşmak mümkün olmadığı gibi, elektronik ortamdan fiziki ortama aktarıldığı zaman da kişi ile imza arasındaki aidiyet ilişkisi kopmaktadır. Başka bir deyimle, elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin fiziki çıktısı alınarak yazılı belgeye dönüştürülmesi halinde, bu sefer de niteliği gereği ancak bir veri taşıyıcısı üzerinde bulunan yazılım aracılığı ile doğrulanabilen bir imzanın kâğıt üzerinde görünebilmesi mümkün olmamaktadır. Yani elektronik imza ile oluşturulan verideki kişi ile veri arasındaki doğrulanabilir aidiyet ilişkisi kopmaktadır.(..., Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, (2010). s.48). Bilişim sistemi ve elektronik verilere ilişkin yapılan bu izahat özetlenecek olursa; bilişim sistemindeki veriler, sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin hukuki bir değer içermesi, yazılı olması gibi bir kısım unsurlarını taşısa dahi, belgenin tüm unsurlarını kapsamadığı görülmektedir. Bu eksikler, “elektronik veriler”; a- belgenin yazılı irade beyanını içeren, mücessem, fiziki, menkul bir nesnenin varlığı unsuru ile b- elektronik imza ile imzalananlar hariç, belgenin belli bir kişiye izafe edilebilme unsurunu karşılayamadığı görülmektedir. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, elektronik imza ile imzalanmış olsalar dahi, bilişim sisteminde oluşturulan veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsularını taşımadığından, bu tür veriler üzerindeki geniş anlamda hukuka aykırı müdahale ve işlemler belgede sahtecilik suçunu oluşturmamaktadır. Karşılaştırmalı Ceza Hukuku açısından konuya bakıldığında, yukarıda açılanan gerekçelerden dolayı, gerek mehaz .... Ceza Kanununda gererekse İtalya Ceza Kanununda elektronik veriler üzerinde yapılan sahtecilik eylemeleri için ayrı yasal düzenlemeler yapıldığı görülmüştür. ... Ceza Kanunu’nda resmi ve özel belgede sahtecilik suçları, TCK’dan farklı olarak tek bir maddede § 267 maddesinde, teknik kayıtlarda sahtecilik § 268 maddesinde, elektronik verilerde sahtecilik ise § 269 maddesinde düzenlenmiştir. ...’da bilgisayar suçluluğuyla mücadele amacıyla ilk kez 1986 yılında, ispat için önemli nitelikteki elektronik veriler üzerinde gerçekleştirilen sahtecilik eylemleri, ... Ceza Kanunu § 269 da bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. ... Ceza Kanunu’na getirilen bu hükümle, klasik belgede sahtecilik (§ 267) kapsamında cezalandırılması mümkün olmayan bilişim alanındaki veriler üzerindeki bir kısım fiillerin cezalandırılabilme olanağı sağlanmıştır. Bir bilişim sistemine kaydedilen veri, henüz belirli bir nesne üzerinde tecessüm etmediğinden, bu haliyle “belge” olarak nitelendirilmemektedir. Bu nedenle, bilişim sistemindeki veriler üzerinde işlenecek sahtecilik fiilleri, ... Ceza Kanunu’nda belgede sahteciliğin düzenlendiği § 267 hükmü kapsamında değil § 269 hükmüne göre cezalandırılmaktadır.( GÖKCEN, Ahmet, Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 19-20) İtalyan Ceza Kanununda da, bilişim alanındaki veriler üzerinde yapılan sahtecilikler için ayrı bir yasal düzenleme yapıldığı görülmüştür. 23 Aralık 1993 tarih ve 547 Sayılı Kanunla İtalya Ceza Kanununa eklenen 491-bis maddesi ile belgede sahteciliği düzenleyen hükümlerin elektronik belgeler bakımından da geçerli olduğu hükme bağlanmıştır. (Güngör, Devrim; Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu. (2010). s.51) Öğretide ileri sürülen görüşlere bakıldığında, az sayıda farklı görüşler bulunmakla birlikte, kabul gören yaygın görüş, ister güvenli elektronik imzalı olsun ister olmasın, elektronik verilerin nesnel, fiziki bir varlığı bulunmaması nedeniyle, bu veriler belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturamazlar. Belgede sahtecilik suçlarına ilişkin hükümlerin, elektronik ortamda oluşturulmuş verilerle ilgili olarak uygulanması mümkün olmayıp, aksi uygulama kıyas yasağını ihlali mahiyetinde olacaktır. (..., ..., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 2020, 16. Baskı, s. 138; ..., .../..., ..., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2020, 7. Baskı, s. 764; ..., .... .../ ..., ....,..., .... ...., ..., ..., Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2017, 16. Baskı, s. 409; ..., ..., Bilişim Sistemlerindeki Veriler Bağlamında Belgede Sahtecilik Suçu, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ... ... ... ... Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2019; ..., Devrim, Resmi Belgelerde Sahtecilik Suçu, 2010, s. 50., ..., ..., Ceza Hukukunda Belge Kavramı, Ceza Hukuku Dergisi, 2010, s. 53. ..., .... ..., Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, ... Barosu Dergisi, 67(3), 93-126, 2009, s. 97. ...; aynı gerekçeyle elektronik ortamdaki verilerin belge sayılamayacağını, ancak veriler üzerinde gerçekleştirilecek sahtecilik fiillerinin suç teşkil etmesi gerektiğini ve bu gerekliliğin TCK m. 244’te düzenlenen “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçu ile karşılandığını belirtmiştir. Elektronik verilere duyulan güvenin (fiziki) belgelerde olduğu gibi hukuken korunması gerektiği düşünülerek, verilerin de ceza hukuku anlamında belge sayılması gerektiğini düşünen yazarlar için bkz: ..., .../..., ..., Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(2), 195-219, 2013, s. 206; ..., ..., Belgede Sahtecilik Suçları (m. 204-212), 5. Baskı, 2018, s. 52. Bununla birlikte, ...; bu durumlarda TCK m. 243 vd. düzenlenen “Bilişim Alanında Suçlar” kapsamındaki suçların uygulanabileceğini de belirtmiştir.) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi, 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 38/A maddesi ile bir kısım özel yasalarda, elektronik verilerin belge sayılacağına ilişkin hükümlerin ispat hukuku açısından önem arz ettiği, yoksa bu tür elektronik verilen belgede sahtecilik suçunun konusu olan belge mahiyetinde olduğu anlamına gelmediği kanaatindeyiz. Nitekim 6100 Sayılı HMK.’nun 199. Maddesinde; “…vakıaları ispata elverişli…., çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” denilmesine rağmen gerek Dairemiz içtihatlarında gerekse öğretide; belgede sahtecilik suçları yönünden sayılan bu unsurların hiç birisinin belge olmadığı tartışmasızdır. Bu husus da göstermektedir ki, bir kısım özel yasalarda, ispat hukuku açısından, bazı nesnelerin ya da elektronik verilerin belge kabul edilmesi, aynı nesne ya da verinin, ceza hukukunda belgede sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belge olarak da kabul edilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bilişim alanındaki elektronik veriler, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin tüm unsurlarını taşımadığından, bu verileri, belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belge olarak kabul etmek ve belgede sahtecilik suçu kapsamında değerlendirmek ceza hukukunun temel prensiplerinden olan kıyas yasağına aykırılık teşkil edeceği kanaatindeyiz. TCK m. 2/3 maddesinde; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.” hükmü dikkate alındığında, suçta ve cezada kanunilik prensibi gereği, ceza hukukunda “kıyas yasağı” temel bir ilke olarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu bununla yetinmeyerek, ayrıca kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorum yapmayı da yasaklamıştır. Kıyas, Ceza Kanununda yer alan bir suç tanımını, bu tanımın unsurlarından bir veya birkaçını taşımayan ancak söz konusu suçun amacıyla benzerlik taşıyan bir olaya uygulanmasıdır. Kıyastan farklı olarak, genişletici yorum, kanunda kullanılan kelimelerin anlama göre dar kalması durumunda bu kelimeyi genişleterek kanun koyucunun gerçek iradesini ortaya çıkarma faaliyetidir. Kanun hükümlerinin soyut ve genel biçimde düzenlenmesinin sonucu olarak, hükümde yer alan kelimeler, kanun koyucunun gerçek iradesine lafız ya da içerik bakımından uymuyor olabilir. Bu gibi hâllerde, kanun koyucunun gerçek iradesine uygun bir yorum benimsenerek kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlam ve kapsamları belirlenebilir. Ancak TCK.’nın 2/3 maddesinde, genişletici yorum yapılırken, kıyasın sonuçlarını doğuracak şekilde genişletici yorum faaliyetlerinden kaçınılmasının zorunlu olduğunu özellikle belirtmiştir. Yorum yapılırken özellikle, suç tanımında yer alan unsurların dışına çıkılmaması gerekir. Zira suç tanımlarında yer alan kelimeler aslında suçun maddî unsurlarını tespit etmeye yarayan araçlardır. Kelimelerin gerçek anlamı, suçla korunan hukuki değer göz önünde bulundurulmak suretiyle ve fakat suçun unsurlarının özellikleri dikkate alınarak ortaya konulması gerekir. Kanun koyucunun kastetmediği bir olgunun suç tanımında yer alan bir unsur kapsamına dâhil edilmesi genişletici yorumun değil, kıyasın yapıldığını gösterir. Bu açıklamalar ışığında anlaşılmaktadır ki; bilişim sistemindeki veriler üzerinde geniş anlamda hukuka aykırı müdahaleler belgede sahtecilik suçlarını oluşturmaz. Her ne kadar, bilişim sistemindeki verilere hukuka aykırı bir kısım müdahaleler TCK.’nınn 243 ve 244. maddelerinde düzenlenmiş ise de, bu düzenlemelerin de yetersiz olduğu ve tüm ihtimalleri tüketecek şekilde düzenlenmediği gerekçesiyle eleştirilere konu olduğu görülmüştür. Bu nedenle Türk Ceza Kanununda bilişim sitemindeki elektronik veriler üzerinde gerçekleşen sahtecilik fiilleri bakımından bir “boşluğun” olduğu kabul edilmelidir. ... ve ... Ceza Kanunlarında olduğu gibi, bu “boşluk” yasama erki tarafından ancak bir kanuni düzenleme ile giderilebileceği kanaatindeyiz. Aksi takdirde, genişletici yorum ile bilişim alanındaki elektronik verileri Türk Ceza Kanunu’ndaki belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belgenin” kapsamına dâhil etmek ve bu verilere geniş anlamdaki hukuka aykırı müdahaleleri belgede sahtecilik suçu olarak kabul etmek, ceza hukukunun en önemli ilkelerinden olan suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile kıyas yasağı ilkesinin ihlali anlamına gelecektir. Yukarda açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı, sanığın Uyap üzerinde usulsüz reddiyat makbuzu tanzim ederek elektronik imzası ile imzalamadıktan sonra bu reddiyat makbuzlarının uyap üzerinden mahkemeler vezne ekranına düşmesini sağlaması ve bu parayı bilahare vezneden alarak uhdesine geçirmesi şeklinde gerçekleştiği kabul edilen eyleminin, elektronik verilerin belge olmaması nedeniyle belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, sanığın reddiyat makbuzu kesme hususunda bir görevinin bulunması halinde zimmet suçu, her hangi bir görevinin bulunmaması halinde ise görevi kötüye kullanmak suçuna vücut vereceği düşüncesi ile sayın çoğunluğun, sanığın eyleminin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönündeki görüşüne katılmıyorum.07.04.2021
3. Hukuk Dairesi, 2023/2986 E., 2024/1491 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tanık dinlemeyi gerektirecek nitelikte bir akrabalık ilişkisi bulunmaması hususları göz önüne alındığında, tanık dinlenmesi ve dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davacı delil olarak whatsapp mesajlarına da dayandığından, 6100 sayılı HMK'nın 199 uncu maddesinde yer alan düzenleme gereğince whatsapp mesajlarının da belge olarak kabul edildiği, HMK'nın 202 nci maddesine göre de, se
3. Hukuk Dairesi         2023/2986 E.  ,  2024/1491 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle incelemenin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.04.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat .... ve Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... ve Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Gaziosmanpaşa 1. Aile Mahkemesinin 31.07.2017 tarihli ve 2017/710 E., 2017/798 K. sayılı ilamı ile müvekkili ile davalı arasında akdedilen protokol doğrultusunda tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiğini, boşanma kararının 22.08.2017 tarihinde kesinleştiğini, davalının bugüne kadar mahkeme kararı doğrultusunda protokolün 6. maddesinde yer alan tazminatın 750.000,00 USD’lik kısmını 03.08.2017 tarihinde davacıya ödemiş olduğunu, ardından davalının müvekkilinin iyi niyetini suistimal ederek bu meblağın 500.000,00 USD’sini işleri dolayısıyla çok acil nakit ihtiyacı olduğunu söyleyerek ve 2 ay sonra derhal geri verileceği vaadi ile ödünç olarak geri aldığını, ancak bugüne kadar bu borcunu ödemediğini, bu durumun telefon kayıtları ile sabit olduğunu, müvekkilinin Akbank hesabından 04.04.2018 tarihinde davalının banka hesabına gönderilen 500.000,00 USD’ye ilişkin banka dekontunu sunduklarını ileri sürerek, aynen ödeme koşuluyla 500.000,00 USD alacağın 04.06.2018 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; boşanma kararından sonra taraflar arasında “Mahkeme İlamının İnfazı Ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme ile İbra Protokolü” imzalanmış olduğunu, bu protokolun 27.12.2017 tarihi itibariyle geçerlilik kazandığını, imzalanan 27.12.2017 tarihli protokolün Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi gereği ilâm niteliğinde olduğunu, taraflar arasında imzalanan ve 27.12.2017 tarihi itibariyle geçerlilik kazanan bu protokolle, 22.06.2017 tarihli boşanma protokolünün 6. maddesinin revize edilmiş olduğunu, revize edilen 27.12.2017 tarihli Protokolün 3.2. maddesine göre davacının davalıdan 1.500.000,00 USD aldığını, 22.06.2017 tarihli protokolde geçen 6.500.000,00 USD'nin 5.000.000,00 USD'lik kısmından feragat ettiğini ve 5.000.000,00 USD yönünden ise davalıyı ibra ettiğini ve bu maddede geçen alacaklar sebebiyle başkaca hiçbir hak ve alacağının kalmadığını kabul etmekte olduğunu, davalı tarafından davacıya toplamda 2.200.000,00 USD ödeme yapılmış olduğunu, davalının taraflar arasında imzalanan protokolün ve boşanma ilamının gereklerini fazlasıyla yerine getirdiğini, davaya dayanak olarak gösterilen havale makbuzunda davacının iddia etmiş olduğu ilişkiyi gösteren herhangi bir açıklama bulunmadığını, Yargıtay kararlarına göre açıklama içermeyen havalenin, bir ödeme vasıtası olup, borç ödemesi olarak kabul edildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının davasına dayanak olarak göstermiş olduğu telefon mesajlarının hukuki delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, kullanıcının rızası olmaksızın kayıt altına alınan iletişim, hukuk dışı yollardan elde edilmesi sebebiyle delil olarak kabul edilemeyeceğini, karara esas alınamayacağını, dava dosyasında delil olarak gösterilen telefon mesajlarının whatsapp yazışmalarından ibaret olduğunu, taraflar arasında geçen yazışmada müvekkili tarafından davaya konu paranın iki ay sonrasında ödeneceğine ilişkin bir kabul beyanı da içermediğini, müvekkilin davacıdan daha sonra ödeme iradesi ile dava konusu parayı almış olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının iddialarını doğrulayan bir delil de sunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki whatsapp yazışmaları yazılı delil başlangıcı kabul edilerek konuya ilişkin olarak tanık dinlendiği, whatsapp yazışmaları, tanık anlatımı, banka dekontu kapsamında gönderilen paranın borç olarak gönderildiği ve iki ay süre verildiği, davalı tarafça geri verilmediği gerekçesiyle, davanın kabulüyle, 500.000,00 (beşyüzbin) Amerikan Dolarının fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 04.06.2018 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının 1 yıl vadeli dolar hesabına ödediği en yüksek faizin alacağa uygulanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; cevaba cevap dilekçesi tarafına tebliğ edilmeden ve ikinci cevap dilekçesi sunma hakkı kullandırılmadan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilmesi nedeni ile Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, davaya karşı ikinci cevap dilekçesi sunma hakkının engellendiğini ve savunma hakkının kısıtlandığını, kararın gerekçesiz olduğunu, davacı tarafından 04 Nisan 2018 tarihinde kendisine banka kanalıyla gönderilen 500.000,00 Amerikan Dolarının, 22 Haziran 2017 tarihli boşanma protokolü ile taraflar ve vekilleri arasında imzalanan 27 Aralık 2017 tarihli “Mahkeme İlamının İnfazı ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme ile İbra Protokolü" arasındaki dönemde davalı tarafından fazla ödenen bedelin iadesinden ibaret olduğunu, bu nedenle de davacı tarafından 04 Nisan 2018 tarihli banka transferinde herhangi bir açıklama yapılmadığını, 22 Haziran 2017 tarihli boşanma protokolü ile bu protokolü ortadan kaldıran 27 Aralık 2017 tarihli “Mahkeme İlamının İnfazı ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme İle İbra Protokolü” arasında geçen yaklaşık 6 aylık dönemde davacıya toplam 2.000.000,00 Amerikan Doları tazminat ödemesi yaptığını, 27 Aralık 2017 tarihli protokolde maddi tazminatın 6.500.000,00 Amerikan Dolarından, 1.500.000,00 Amerikan Dolarına indirilmesi sonucunda davacıya 500.000,00 Amerikan Doları fazla ödeme yapmış durumda olduğunu, para transferinde hiçbir açıklamaya yer verilmemesi nedeni ile bu ödemenin borç ödemesi olarak kabulünün gerektiğini, bu nedenle yazılı delil ile ispat edilemeyen davada davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından mahkemeye sunulan 04 Nisan 2018 ve 09 Ağustos 2018 tarihli whatsapp uygulaması ekran görüntülerinin HMK’nın 202 nci maddesi kapsamında delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, 04 Nisan 2018 tarihli whatsapp ekran görüntüsünde davalı tarafından hiç bir mesaj yazılmadığını, 09 Ağustos 2018 tarihli whatsapp ekran görüntüsünde ise davacının davalıdan 130.000,00 TL talep ettiği (nafaka alacağı olarak), davalının ise sadece hesap numarası istediğinin görüldüğünü, ancak Mahkemece 500.000,00 Amerikan Doları ödemenin borç olarak verildiğine ilişkin delil başlangıcı olarak kabul edildiğini ve muvafakati olmamasına rağmen tanık dinlenmesine karar verildiğini, dava değerinin tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğunu, davalı ile arasındaki evlilik birliği mahkeme kararı ile sona erdiğinden tanık deliline dayanılmasının da mümkün olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının havale ile davalıya ödünç olarak para gönderdiğini ileri sürdüğü, davalının ise, taraflar ve vekilleri arasında imzalanan 27.12.2017 tarihli protokolün Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi gereği ilâm niteliğinde olduğunu, bu protokol ile 22.06.2017 tarihli boşanma protokolünün 6. maddesinin revize edildiğini, yeni protokolün 3.2. maddesine göre davacının kendisinden 1.500.000,00 USD aldığını, 22.06.2017 tarihli protokolde geçen 6.500.000,00 USD'nin 5.000.000 USD'lik kısmından feragat ettiğini ve 5.000.000,00 USD yönünden ise kendisini ibra ettiğini, davacıya yeni protokolde anlaştıkları miktarın da üzerinde, toplam 2.200.000,00 USD ödeme yaptığını, taraflar ve vekilleri huzurunda imzalanan 27.12.2017 tarihli protokol gereğini fazlasıyla yerine getirdiğini, davaya dayanak gösterilen havale makbuzunda davacının iddia ettiği ilişkiyi gösteren herhangi bir açıklama bulunmadığını, yazışmanın, kendisi tarafından davaya konu paranın iki ay sonrasında ödeneceğine ilişkin bir kabul beyanı da içermediğini, davacıdan daha sonra ödeme iradesi ile dava konusu parayı almış olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, ödünç ilişkisini inkar ettiği, davalının bu şekilde, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını (havale ile para gönderildiğini) kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunduğu, öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan bu durumda ispat yükünün değişmeyeceği, ispat yükünün yine davacıda olduğu, havalenin kural olarak bir ödeme vasıtası olması nedeniyle, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal bir karine mevcut olduğu, bu yasal karinenin aksini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) havaleyi gönderen tarafın ispat etmesi gerektiği, dava konusu edilen dekontun açıklama kısmında paranın borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir ifade yazılı olmadığından davacının iddiasını dekont ile ispat edemediği, somut olayda, dava değerinin tanıkla ispat sınırının üzerinde olması, bir başka deyişle eldeki davada kesin delille ispat zorunluluğunun bulunması, hukuki işlem tarihi itibariyle(havale) taraflar arasında tanık dinlemeyi gerektirecek nitelikte bir akrabalık ilişkisi bulunmaması hususları göz önüne alındığında, tanık dinlenmesi ve dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davacı delil olarak whatsapp mesajlarına da dayandığından, 6100 sayılı HMK'nın 199 uncu maddesinde yer alan düzenleme gereğince whatsapp mesajlarının da belge olarak kabul edildiği, HMK'nın 202 nci maddesine göre de, senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceği, whatsapp mesajlarının da delil başlangıcı olarak kabul edildiği (Bkz. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/28467 E., 2015/26584 K., 03.04.2014 tarihli ve 2014/5149 E., 2014/10114 K. sayılı içtihatları vb.) ne var ki, davacının delil olarak dayandığı 04.04.2018 tarihli whatsapp mesajında davacının ''Yollamıcam. Yolladım parayı 2 ay sonra bekliyorum, ona göre. Yarın da benim 2 aylık nafakayı yatır lütfen'' ifadesinin yer aldığı, ancak davalının bu mesaja herhangi bir cevap vermediği, davacının 09.08.2018 tarihli mesajında ise ''Allah senden razı olsun. Ben sana 500 bin yollarken bile tek bi lafınla yolladım. Sana ayıp. 130 bini yolla. Bu ne ya. Sen bana sadaka vermiyorsun. Nafaka veriyorsun'' ifadesi üzerine davalının ''Hesap no atsana'' ifadesinin yer aldığının anlaşıldığı, bu mesajların hiçbir şekilde borç ikrarını içermediği dikkate alındığında, delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve tanık dinlenmesi mümkün olmadığından, whatsapp mesaj içerikleri ile de davacı tarafından banka havalesi ile gönderilen paranın davalıya borç olarak verildiği iddiasının ispatlanamadığı, hal böyle olunca, dekontta açıklama kısmında bir ibarenin bulunmadığı, havalenin kural olarak bir borç ödeme vasıtası olduğu, havalede açıklama olmadığı takdirde ispat külfetinin davacıda olduğu, davacı tarafın dosya kapsamındaki delillerle iddiasını ispatlayamadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı dikkate alınarak, davacının davalıya gönderilen havalenin davalıya ödünç vermek amacıyla yapıldığını yasal delillerle ispatlayamadığı anlaşıldığından, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulü yönünde hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceğini, somut olayda da taraflar arasındaki yazışmalar ve banka dekontunun delil başlangıcı olduğunu, doktrinde bu konuda birlik olduğunu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından (2017/1014 E., 2020/4488 K. sayılı ilam) alacak davalarında mail, whatsapp, facebook gibi elektronik ortamlarda yapılan yazışmalar belge ve delil niteliğinde olduğuna ilişkin içtihatlar geliştirildiğini, boşanma protokolü gereği davacının davalıdan yüklü miktarda alacaklı olduğunu, yerel Mahkeme huzurunda dinlenen tanığın vermiş olduğu yeminli ifadesinde, müvekkilinin davalıya borç verdiği ve davalının bu borcu 2 ay içinde ödeyeceğini söylemesine rağmen halen ödemediğini beyan ettiğini, davalının cevap ve istinaf başvuru dilekçesinde dayanak gösterdiği 27.12.2017 tarihli belgenin hukuki değerinin olmadığının Yargıtıy 12. Hukuk Dairesinin 2021/12143 E., 2022/5939 K. sayılı ilamı ile kesinleştiğini, tarafların protokol doğrultusunda anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilerek hükmün kesinleşmesine karşın, davalının hile yoluyla müvekkilden borç olarak aldığı 500.000,00 USD'yi geçersiz protokole istinaden ödemekten imtina ettiğini belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ödünç olarak verildiği iddia olunan alacağın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 ve 202 nci maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "havale" başlıklı 555 inci vd. maddeleri, 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "isbat yükü" başlıklı 6 ncı maddeleri, 4. Yargıtay HGK'nın 21.09.2021 tarihli ve 2017/13(3-3146 E., 2021/1051 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1. Dava, borç olarak gönderildiği iddia olunan paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 04.04.2018 tarihinde davacı tarafından davalının banka hesabına 500.000,00 USD'nin her hangi bir açıklama yer almaksızın gönderildiğine ilişkin taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. 2. Havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Havale yolu ile gönderilen para için herhangi bir açıklama yapılmadığı bu haliyle havalenin bir ödeme vasıtası olduğu ve borcun ödendiğini gösterdiğinin kabulü gerekir. Davalı taraf gönderilen paranın borç olarak değil, aksine kendisi tarafından fazla ödenen bedelin iadesinden ibaret olduğunu belirterek, davacının iddiasını kabul etmemiştir. Davalı tarafın ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının, ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir. Bu durumda havale yoluyla gönderilen paranın borç olarak gönderildiğini davacı ispatlamalıdır. Davacı iddiasını ispat için whatsapp yazışmalarına dayanmıştır. Söz konu yazışmalar değerlendirildiğinde, havale edilen paranın borç olarak verildiğine ilişkin bir kabul beyanı olmadığı anlaşılmıştır. 3. Temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre ve özellikle davacının banka dekontu ile yaptığı ödemenin borç olarak verildiğini ispatlayamadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Ceza Dairesi, 2018/4004 E., 2019/2115 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı ..., senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak
11. Ceza Dairesi         2018/4004 E.  ,  2019/2115 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan HÜKÜM : Beraat ... İnşaat isimli şirketin sahibi ve yetkilisi olan sanığın, gerçekte bu işyerinde çalışmayan şahısları çalışıyormuş gibi göstererek sahte işe giriş bildirgesi düzenlemek suretiyle resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu işlediğinin iddia olunması, sanığın suçlamaları kabul etmemesi, suça konu edilen işe giriş bildirgelerinin dosya kapsamında bulunmaması ve suça konu işe giriş bildirgesi üzerindeki imzaların aidiyetine ilişkin herhangi bir inceleme yaptırılmamış olması karşısında, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; öncelikle suça konu işe giriş bildirgelerinin kim tarafından verildiği, e-bildirge veya ıslak imzalı olarak verilip verilmediği Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sorulması, fiziki olarak verildiğinin, tespiti durumunda; suça konu belge asılları dosya arasına alınıp, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğundan, suça konu belge asılları incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve aldatıcılık niteliğinin olup olmadığının değerlendirilmesi, belge üzerindeki imzaların ve yazıların sanığa ait olup olmadığı hususunun sanıktan sorulması, kabul etmemesi durumunda, konusunda uzman bir kurum veya kuruluştan rapor alınması, adlarına işe giriş bildirgesi düzenlenen kişilerin idari soruşturma sırasında vermiş oldukları beyanları hatırlatılarak çelişkilerin giderilmesinden sonra, sonucuna göre, fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin içeriğinde sahtecilik bulunması ya da belgelerin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı; fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik bulunması halinde eylemin TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı da nazara alınarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ...'in değişik gerekçesi ile 28.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi. DEĞİŞİK GEREKÇE KARŞI OY SGK İşe Giriş Bildiriminin e-bildirge ile yapan sanığın iş yerinde çalışmadığı halde bir kısım şahısları iş yerinde çalışıyormuş gibi bildirim yapılmasının ilişkin eyleminin TCK 206 maddesine tanımlanan “Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyanda Bulunmak suçundan” açılan kamu davasının mahkemede yapılan yargılama sonucunda sanığın üzerine atılı suçun sübut bulmadığından sanığın Beraatine ilişkin hükmün Yüksek 11. Ceza Dairemiz de yapılan temyiz incelemesi sonucunda Sanık tarafından işe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK 206 maddesine düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu oluşturacağı; fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinde imza bulunması halinde ise TCK 207 maddesinde tanımlanan “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı şeklinde bozma gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum. Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü SGK elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin bir belge vasfı taşıyıp taşımadığı hususunda ortaya çıkmaktadır. Bu konuyu açıklayabilmek için öncelikle e-bildirgeyi ve yasalarda geçerli bir belge olarak olup olmadığı açıklamak gerekir. Kanunlarımızda belgenin herhangi bir tanımı yapılmamıştır bu sebeple belgenin tanımı için yargıtay kararları ve doktrini incelememiz gerekir. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Doktrinde de benzeri tanımlar yapılmıştır. Yerleşik Yargıtay uygulaması ve doktrinde belgenin unsurları; Belgenin Unsurları; A-)Yazılı Olma; Belgenin temel unsurlarının başında yazılı olması gelmektedir. Belgeyi oluşturan iradenin yazı ile belirlenmiş, tespit edilmiş olması halinde bu unsur gerçekleşir. Belgenin yazılı olması, irade beyanının kaydedilmesi anlamına gelmektedir. Belgeyi düzenleyenin muradının ne olduğunun anlaşılması için yazının okunur, anlaşılır olması zorunludur. Okunamayan yazılı veya karalama belge sayılamaz. Yazılı olma unsuru için, okunması ve anlaşılması mümkün herhangi bir dille yazılmış olması yeterlidir. Ancak bir belgenin Türkçe yazılması zorunlu görülmekte ise bu kurala uyulmaması, yazılan kaydın belge sayılmasını önler. -Yazının bir vasıtayla kaydedilmesi: Bir insan düşüncesinin uygun vasıtayla kaydedilmiş olması, belge sayılmak için yeterli değildir. Örneğin yazı içermeyen fotoğraf, film şeridi gibi nesneler de bir fikrin kaydını sağlamakta ve bunlar usul hukukunda belge sayılsalar bile konumuz yönünden belge niteliğinde değildirler. Bu bakımdan, düşüncenin yazı ile kayda geçirilmiş olması zorunludur. Yazının elverişli herhangi bir vasıtayla kaydedilmesi olanaklıdır. Baskı makinesi, daktilo, bilgisayar gibi araçlarla ya da mürekkepli veya kurşun kalemle ve hatta tebeşir gibi kolayca silinebilir bir malzemeyle yazılmaya elverişli bir cisme yazılmış olması yeterlidir. Fakat belirli konulardaki belgelerin belirli bir vasıtayla kaydedilmesi yasa gereği aranmakta ise (el yazısıyla vasiyetname gibi) bu koşula uyulması zorunludur. - Yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi : Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya, bilgisayar, tablet vb yazılan ve hukuki sonuçlar doğurabilecek ulaşılması mümkün bir cisme yazılması yeterlidir. Ancak dairemiz aşağıda değişik kararlarında da görüldüğü üzere bu dosyada da olduğu gibi elektronik ortama yazılmış olmasını belge olarak kabul etmiyor ve yazının belirli taşınabilir bir cisme kaydedilmesi gerektiği yönünde uygulaması ve kabulü devam etmektedir. “Evrakta sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 Sayılı TCK. nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kâğıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceğinin vurgulanması karşısında, sahte olarak düzenlenen mührün kullanılması ile oluşturulan araç plakalarında yapılan sahteciliğin 5237 Sayılı TCK. nun 204/1 maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, mühürde sahtecilik suçunun gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır.” 11.CD. 22.2.2007, 8681-1073 Dairemizin fiziken kağıt veya benzeri bir yere yazılmayan yazının belge vasfında olmadığı şekilde uygulamasının TCK gerekçesinde “belgenin” ne olduğunu açıklarken yapmış olduğu kendi içinde çelişkili ve yanlış bilgiye dayanan açıklamanın sonucu ortaya çıkan uygulamanın devamıdır. 5237 SK.204 madde gerekçesine göre “belge”; “Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir. “5237 Sayılı Kanun gerekçesi çelişkiler içeren bir yanlış yorum getirmiştir. Bu yanlış yorum nedeni ile nedeni ile doktrin ve yargıtay kararlarında sık sık “belge”nin “evrak” kelimesinin karşılığı olduğu bunun da ancak kağıt olabileceği kabul edilmekte ancak zaman zaman kağıt olmayabileceği kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK metni içinde 204. maddesi metninde “evrak” kelimesi geçmediği gibi Diğer 207, 206 ve diğer maddelerle birlikte belgeye dayalı suçlarda 48 defa “belge” kelimesi geçmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki “belge” kelimesi evrak kelimesinin karşılığı değildir. Orta Asyadan bugüne kadar Türk dilinde “belge” kelimesi değişmeden kullanılmaktadır. ”Belge” kelimesi Moğolcadan gelmiş bir kelimedir. Moğolca belge “işaret, alamet, resmi belge, ferman, berat” sözcüğünden yapılan alıntıdır. Moğolca ve eski Türkçe sözlük de “belgü” işaret, alamet, nişan ile ile aynı kök den gelmiştir.(Etimoloji Türkçe Sözlük) Türk Dil Kurumu sözlüğünde de “belge” Bir gerçeğe tanıklık eden yazı, fotoğraf, resim, film vb., vesika, doküman'a verilen isimdir. Evrak kelimesi TCK sadece 198. maddede düzenlenen paraya eşit sayılan değerler içinde “Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları, para hükmündedir.“ düzenlemesinde geçmiştir. Belgenin eski dilimizdeki “evrak” kelimesinden türediği yanlışıdır. Evrak kelimesi Arapça da yapraklar, (mecazen) sayfalar” sözcüğünden alıntıdır. Arapça kökünden gelen warak “yaprak” sözcüğünün çoğuludur. (Etimoloji Türkce Sözlük) Sadece TCK 198. maddede kullanılan “evrak” kelimesi gerçek anlamda Arapçadan gelen anlamı ile eş kullanılmıştır. Kanun koyucun yasa metnindeki korunan hukuki yarar “evrak” dır. Görüldüğü üzere kanun metnindeki “belge” kelimesinin karşılığı “evrak” olmadığı gibi belge her durumda bir kağıt da değildir. Kanunlar yorumlanırken kelimenin anlamının açık olduğu ve çelişkinin veya muğlaklığın olmadığı durumlarda kanun metninde kullanılan kelimeler neyi düzenliyorsa o anlam anlaşılır. Yorumla kanunda düzenlenirken kullanılan bir kelime anlamı dışına çıkarılamaz. Nitekim Roma hukukundan bugüne uyguladığımız ”Benignus leges interpretande sunt,quo voluntas earum conservatur” (kanunlar düzenleniş amaçlarına uygun olarak yorumlanır) - Yazının okunabilir olması : Belgenin düzenleniş amacını anlayabilecek bir düşünceyi yansıtması ve bu nedenle delil değeri taşıması nedeniyle, okunabilir olması gerekir. Anlam verilemeyen harf ve kelimelerin bir araya getirilmesi ile belge vasfı kazandırmaz. Ancak yasalar bazen belgelerin belirli bir şekil belirlemiş ise bu şekle uyulmaması o yasada belirlen en belge vasfını kazandırmaz. B-) Hukuki Değer Taşıyan Bir İçeriğinin Bulunması; Bir yazının belge olarak kabul edilebilmesi için; hukuken korunmaya değer bir içeriğinin bulunması gerekir. Yoksa, hukuki bir değeri bulunmayan yazının belge değeri yoktur. Belgenin belirli bir düşünce veya olayın aktarımını ya da bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğunu gösterme gibi bir irade beyanını içermesi halinde hukuken korunduğu, delil niteliğinin bulunduğu kabul edilir. C-)Düzenleyenin Bilinmesi; Bir yazının belge olarak kabul edilebilmesi için, kim tarafından düzenlendiğinin belli olması gerekir. Kim tarafından düzenlediği bilinmeyen yazıların belge niteliği bulunmamaktadır. Yazının kim tarafından düzenleyenin bilinmesi o yazı ile yazan arasında fiili bağlantıyı sağlayan bir bağın olması gerekir, bu, düzenleyen kişinin adının ... içinde yazılması ile veya imza, remz, işaret gibi diğer bir unsur sayesinde gerçekleştirilebilir. SGK İşe Giriş Bildirimlerinin “Belge” vasfını sağlayan yasal düzenlemeler; Bir belgenin hukuki bir belge olmasını sağlayan belgenin kimin tarafından düzenlendiğini gösteren imza unsurudur. İmza ile belgenin kimin tarafından düzenlendiğinin belirleyen imza bulunan akitlerin oluşmaya başladığı yıllardan beri süren uzun yıllardır kabul edilmiş bir uygulamadır. Bu imzalı belge hukuki işlemlerde yasal sorumluluk yükleme için en önemli delil kabul edilmektedir. Gelişen dijital dünyada şahıslar arasında, şahıslar ile devlet arasında ve bankacılık sistemlerinde yapılan işlemlerin güvenliğini sağlamak amaçlı elektronik imzanın ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Elektronik imzanın hukuki anlamda bir belgede sonuç doğuracak bir hukuki işlem olabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilmesi gerekir. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan E-İmza’nın hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya başlamıştır. Bu kapsamda elektronik imzanın bir zorunluluk olarak ortaya çıkması bir çok ülkenin Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır. Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı elektronik imza kanununda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5070 sayılı kanun 5 mad. ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirmiştir. HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı ..., senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir. HMK 205/2.maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır. İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir. Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir. Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nın güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar. Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. 6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir. Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir. Kanunlarda düzenlenen e-belge ve e-imza ile ilgili düzenlemelerin Yargı mercilerince yasal koruması olduğunu düzenleyen kararlar vardır.Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu da e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığına dair kararı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E. , 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında;Yargıtay Cumhuriyet Savcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazındırmayacağı şeklinde kararında da tartışılıp Ceza Genel Kurul Kararında açıklandığı üzere; “5070 Sayılı Kanunun 22. maddesi ile Türk Borçlar Kanununa yapılan atıf ile güvenli elektronik imzaların elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haiz olduğu kabul edilmiştir. Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda; “Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir. Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir. E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)” Bilişim sistemindeki veriler bakımından belgede sahtecilik hükümlerinin uygulanması halihazırdaki mevzuatla sadece güvenli elektronik imzalı e-belgeler bakımından mümkündür. Nitekim yukarıda değinildiği üzere birçok özel kanunda güvenli elektronik imzalar muteber kabul edilerek ıslak imzalı belgelerle çelişmeleri durumunda bu belgelerin geçerli kabul edilecekleri vurgulanmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun nunun 8 maddesi son cümlesine göre Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğini belirtmiştir. 12 mayıs2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği İşe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağını düzenlemiştir. Yönetmeliğin 6 maddesi “Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır.“ Bu yönetmelikle SGK işe giriş bildirgelerin nasıl yapılacağı düzenlemesine göre; SGK işe giriş bildirgesi SGK’nın ilgili elektronik sayfasından yapılabilmektedir. Eskisi gibi, belgelerin fiziken bir kağıda doldurulup SGK’ya gönderilmesi gibi işlemlere gerek olmayan işe giriş bildirimleri SGK kanunu göre tamamen güvenli elektronik ortamda yapılmaktadır. İşe giriş bildirimleri için Sosyal Güvenlik Kurumu eloktronik güvenli hesabından giriş yapılır.Ancak bu sistemi kullanabilmek için öncelikle e-devlet şifresi olmak gerekir.Sisteme giriş T.C kimlik numarası ve e-devlet şifresi ile giriş yapıldıktan sonra e-devlet portalı güvenliği ve bilgileri teyit edilmiş şahsa ilişkin bilgileri onayladığı takdirde ancak “İşe Giriş Bildirgesi” butonuna tıklanarak personel işe giriş bildirgesinin yapılacağı asıl ekrana ulaşılır. Bu sayfada doğru ve eksiksiz doldurulan bilgiler sonunda son adım olarak “İşe giriş bildirgesini onaylamak için buraya basınız.” butonu ile çalışan işe giriş bildirgesi yapılmış olacaktır. Görüldüğü üzere yetkili kurumların güvenli elektronik ortamda bulunan ve güvenli e-imza ile imzalanan,bir hukuki sonuç doğuran yazılardan oluşan “e-belge”ile fiziki anlamda bir “kağıda” yazılmış belge arasında TCK ve diğer kanunlara göre belge vasfı açısından herhangi bir fark yoktur.Bu şekilde oluşan e-belgeler de sahtecilik suçunun konusudur. Dairemiz çoğunluğunun e-belge ile yazılan hukuki sonuç doğuran belgelerle “yalan beyanda bulunmak suçu olamayacağına dair kısaca açıklamak gerekirse; TCK 206 maddesinde düzenlenen “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan”suçu; Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu unsurları 1-Suç ancak bir “resmi belge”düzenleme anında olmalıdır. 2-Bu resmi belgeyi düzenleyebilecek bir kamu görevlisine yönelik olmalıdır. SGK işe elektronik ortamda yapılan e-bildirge ile giriş bildiriminde TCK 206 maddesindeki aranan unsurlardan hiç biri bulunmamaktadır. 1-Resmi belge düzenlenirken suç gerçekleşmemektedir. Nitekim dairemiz çoğunluğu belge fiziken bir kağıda yazılmış olan belgede gerçekleşmiş olsa bile TCK 207 maddede düzenlenen “özel belgede sahtecilik”suçu olduğunu kabul ederek belgenin resmi belge olmadığını ve yalan beyanda bulunmada aranan birinci unsurun bulunmadığını kabul etmektedir. 2-TCK 206 maddesi ancak bir kamu görevlisine yönelik olmalıdır.SGK elektronik ortamda yapılan e-bildirgede muhatap bir kamu görevlisi değil belirli güvenlik sağlanmış dijital elektronik bir ortamdır.Elektronik sayfayı bir yapay zeka sahibi bir kamu görevlisi kabul eden bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. SGK portalına yapılan sahte işe giriş bildiriminin ve TCK 207 maddesi uygunluğu; Özel belgede sahtecilik Madde 207- (1) Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. 5237 sayılı TCK 207 maddesinde düzenlenen "Özel belgede sahtecilik" Maddenin birinci fıkrası; -Bir özel belgeyi- Herhangi bir kişi tarafından düzenlenmiş bir belge olmalıdır.Güvenli elektronik ortamda hazırlanarak kamusal güvenlik sağlanan elektronik belgenin yasalar tarafından belge olarak kabul edildiğine dair yukarıda ayrıntılı açıklama yapıldığından burada TCK 207 anlamında işe giriş belgesinin yasada belirtilen belge olduğunu belirtmekle yetinelim. -sahte olarak düzenleyen- Burada özel belgede sahtecelik suçunun seçimlik hareketinin birinsinin düzenlendiği eylem açıklanmaktadır.Madde gerekçesine göre bu husus "Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir." şeklinde açıklanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus işe giriş bildirimi yapılmadan önce SGK portalında çalışanın lehine mali ve sosyal haklar doğuran herhangi bir belge yoktur.SGK güvenli elektronik portalına girme yetkisi verilen mükellef gerçekte olmayan bir belgeyi elektronik ortamda oluşturarak kamusal güvenliği olan kurum kayıtlarında çalışan biri gibi gösterilen bir belge oluşturulmaktadır.Gerçekte olmayan bir belge varmış gibi düzenlenmektedir. -veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren- Burada özel belgede sahtecilik eyleminin seçimlik hareketinden ikincisi düzenlenmektedir. Madde gerekçesinde "Suç, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek suretiyle de işlenebilir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan özel belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmakta­dır. Mevcut olan özel belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapı­lan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir." Burada önceden bir belgenin var olması ve bu belge üzerinde başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmelidir. Burada tanımlanan eylemde ilk defa kuruma yapılan işe giriş bildiriminde yapıldıktan sonra yapılan bu bildirim üzerinde başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmiş olması halinde suç gerçekleşir. -ve kullanan- Madde gerekçesinde kullanma eylemi "Söz konusu suçun tamamlanabilmesi için, bu iki seçimlik hareketten birinin gerçekleşmesinin yanı sıra, düzenlenen sahte belgenin kullanılması gerekir." "Suçun oluşması için, bir unsur olarak kullanmanın gerçekleşmesi ge­rekir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukukî ilişkide veya herhangi bir hukukî işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya ça­lışmaktır."şeklinde açıklanmaktadır. İşe giriş bildirimin hazırlanışı ve kazandırdığı SGK hakları bakımından işe giriş bildirimini hazırlayan bildirimi yapmakla yükümlü olan mükellef ve ortaya çıkan sosyal güvenlik haklarını kullanan kişi açısından kullanma ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bildirimi yapmakla yükümlü olan iş veren veya temsilcisi SGK kendisine sağladığı güvenli elektronip portalına girme yetkisi ile hazırladığı elektronik belge tamamlanıp e-imza ile imzaladıktan sonra SGK kayıtlarında geçerli sonuç doğuran bir belge ortaya çıkarmaktadır.Bu durumda bildirimi yapan yükümlü gerçekte var olmayan bir belgeyi kamu güveni sağlanmış bir belge haline getirerek belge mükellef açısından kullanma eylemi tamamlanmış olur. Lehine işe giriş bildirimi yapılan gerçekte iş yerinde çalışmadığı halde çalışıyormuş gibi görünen çalışan SGK haklarını lehine kullanmaya başladığı andan itibaren çalışan açısından kullanma eylemi gerçekleşir.Burada klasik olarak eylemin çalışanın SGK sağladığı sağlık yardımından kullanması şeklinde sıklıkla görülmektedir.Eylemin hiç bir sağlık kurumunda kullanılmasa bile en azından emeklilik prim günü hesaplamada çalışanın lehine doğurduğu sonuçlar dikkate alındığında elektronik belgenin hazırlandığı gün itibarı ile belgenin kullanıldığı kabul edilmesi kanaatindeyim. - bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Maddenin ikinci fıkrası açıklaması. 2-Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Madde gerekçesinde "Maddenin ikinci fıkrasında, başkaları tarafından sahte olarak düzen­lenmiş olan bir özel belgenin kullanılması, suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, kullanan kişinin, belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekir. Yani bu suç, ancak doğrudan kastla işlenebilir."şeklinde açıklanmıştır. Sahte işe giriş bildiriminde bu madde ancak üçüncü kişiler olarak kabul edebileceğimiz lehine SGK hakları sağlanmış olan kişinin yasa gereği bu hakları kullanma hakkı olan eşi,annesi,babası ve çoçukları için uygulanma ihtimali vardır.Ancak madde metninde de açıklandığı üzere lehine hakları kullanan kişilerin işe giriş bildirimin sahte olarak yapılmış olduğunu gerçekte çalışmayan ancak çalışıyormuş gibi gösterilen bir kişi olduğunu bilmesi gerekir,yani bu suç kasıtla işlenebilen bir suçtur. Yukarıda açıklanan gerekçelerle güvenli elektronik ortamda düzenlenen SGK portalında elektronik belge olarak kamu güvenliği sağlanan ve yetkili herkes tarafından ulaşılıp çalışan sigortalının çalışma durumu,kapsamı ve sonuçları anlaşılabilen elektronik belge oluşturularak ,yapılan “işe giriş “bildiriminin, SGK da yasal güvence ile yapılan özel düzenleme ve diğer genel kanunlarda açıkça düzenlenmiş yasal düzenlemeler ve yukarıda anlatılan ayrıntılı karşı oy gerekçemize göre; elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin yasalar tarafından “belge “vasfında kabul edilmesi gerektiği ve “işe giriş”belgesindeki sahteciliğin “özel belgede sahtecilik”suçu olacağından sayın çoğunluğun bu elektronik belgeninin fiziken bir kağıda yazılmadığı durumda yalan beyanda bulunma suçu olacağı hakkındaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Bir belgenin “senet” niteliği taşıyabilmesi için aşağıdakilerden hangisi zorunlu bir unsur değildir?

A) Yazılı bir metin içermesi
B) Hukuki sonuç doğurmaya yönelik bir irade beyanı taşıması
C) Düzenleyene ait bir imza veya kanunen eşdeğer bir işaret taşıması
D) Metnin tamamının düzenleyenin el yazısı ile oluşturulması
E) Düzenleyeninin kimliğinin belgeden anlaşılabilir olması

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol