6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 201

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 201. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Delil başlangıcı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

112 karar eşleşti
21. Hukuk Dairesi, 2013/16540 E., 2013/22362 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
6100 sayılı HMK'nın 11.04.2013 tarih ve 6450 sayılı Yasanın 23.maddesi ile değişik 337/2 maddesinde "Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir.
21. Hukuk Dairesi         2013/16540 E.  ,  2013/22362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, iş kazası sonucu işten çıkarılması nedeniyle doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R Dava, 26.10.2011 tarihindeki iş kazası nedeniyle yaralanan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece, ıspatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişsede varılan bu netice aşağıda açıklanacak nedenlerle hatalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 11.04.2013 tarih ve 6450 sayılı Yasanın 23.maddesi ile değişik 337/2 maddesinde "Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Dosya kapsamından, 29.12.2011 tarihli davanın davacı yanca Adli Müzaharet talepli olarak açıldığı, dava dilekçesine derkenar olarak dilekçeyi havale eden hakimce adli müzaheret talebinin kabulü notunun düşülüp bu kararın neticesi olarak da dava harçlarının alınmadığı, 10.12.2012 tarihli oturumda davacı vekiline bilirkişi ücreti ödemesi için iki hafta kesin süre verildiği, 25.04.2013 tarihli karar oturumunda ise davacı vekilinin adli yardım talebini tekrar ettiği, Mahkeme tarafından aynı oturumda alınan ara karar ile bu talebin reddine karar verilip devamla davanın da esası bakımında da red kararı verildiği anlaşılmıştır. Somut olayda, 25.04.2013 tarihli karar oturumunda davacının adli yardım talebinin reddine karar verilmekle birlikte 6100 sayılı HMK'nın 11.04.2013 tarih ve 6450 sayılı Yasanın 23.maddesi ile değişik 337/2 maddesinde belirtilen kanun yolu tüketilmeden yazılı gerekçe ile red karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yapılaçak iş,6100 sayılı HMK'nın 11.04.2013 tarih ve 6450 sayılı Yasanın 23.maddesi ile değişik 337/2 maddesindeki prosedürü işletmek ve neticesine göre tüm delilleri bir arada değerlendirip karar vermekten ibarettir. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 02.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2022/3779 E., 2024/207 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
rarlaştırıldığı, davacılar murisi ile davalıların kardeş oldukları, HMK'nın 203 üncü maddesinde altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceği düzenlenmesine rağmen HMK'nın 201 inci maddesinde de senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan
6. Hukuk Dairesi         2022/3779 E.  ,  2024/207 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ile davalılar arasında 20/02/2014 tarihli inşaat yapım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin özel şartlar başlığı altındaki 2. ve 3. maddelerinde inşaatın tüm masraf ve giderlerinin ... sahiplerine ait olduğu kararlaştırılmasına rağmen tüm harcamanın davacılar murisince yapıldığını, inşaatın tamamlanmasına yakın bir zamanda ...'in vefat ettiğini, inşaat masraf ve giderlerinin davacılara ödenmediğini ileri sürerek şimdilik 1.000 TL'nin davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiş, 15.04.2019 tarihli dilekçesi ile dava değerini 734.898,95TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; sözleşmede tüm malzemelerin ve giderlerin ... sahiplerine ait olduğunun kararlaştırıldığını, müteahhidin görevinin sadece ... takibi ve koordinasyon olduğunu, bu hizmetine karşılık 13.000 TL ücret belirlendiğini ve ücretin sözleşme günü peşin olarak ödendiğini, bu sözleşmenin yapılmasındaki amacın murisin ... bitirme yeterliliğine destek olmak olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılara ait taşınmazda yapılacak inşaat için davalılar ile davacılar murisi arasında düzenlenen sözleşme uyarınca davacılar murisinin müteahhitlik ücretini peşin olarak aldığı, sözleşmede inşaatın başından sonuna kadar tüm gider ve masrafların davalılar tarafından karşılanacağının kararlaştırıldığı, davacılar murisi ile davalıların kardeş oldukları, HMK'nın 203 üncü maddesinde altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceği düzenlenmesine rağmen HMK'nın 201 inci maddesinde de senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispat olunamayacağının düzenlendiği, sözleşmede bütün masrafların davalılar tarafından karşılanacağı kararlaştırıldığından davacıların yazılı sözleşmenin aksini yazılı belge ile ispat etmeleri gerektiği, davacılar tarafından sunulan deliller değerlendirildiğinde, muris tarafından tutulan defterlerde davalıları bağlayacak herhangi bir imza bulunmadığından defterlerin davacılar lehine delil olmasının mümkün olmadığı, bilirkişi raporuna göre ise tutulan defterin kasasının alacak bakiyesi vermesinin mümkün olmaması sebebiyle kasa ödemelerinin gerçeği yansıtmadığı, murisin kredi kartı ekstreleri yazılı delil başlangıcı niteliğinde kabul edilse bile kredi kartından yapılan harcamaların davaya konu binada kullanıldığının davacılar tarafından ispat edilemediği, açıkça yemin deliline de dayanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; taraflar arasındaki gerçek iradenin adi ortaklık ilişkisi olduğunu, davalıların inşaat maliyetini payı oranında karşılaması gerektiğini, inşaat sözleşmesinin hükme esas alınamayacağını, sözleşmedeki bedelin göstermelik olduğunu, murisin resmi kayıt ve belgelerine göre ödemelerin muris tarafından yapıldığının yazılı olduğunu, sözleşmeye göre muris yüklenicinin inşaat giderlerini ödemeyeceğinin kararlaştırıldığını, sözleşmenin hatalı nitelendirildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama aşamasında süresi içerisinde ileri sürülmeyen adi ortaklık iddiasının istinaf aşamasında gündeme getirilmesinin HMK'nın 357 nci maddesine göre mümkün olmamasına, davalılarla davacılar murisi arasında ... 14. Noterliği'nde düzenlenmiş inşaat yapım sözleşmesi bulunmasına, bu sözleşmeye aykırı iddiaların yazılı delillerle ispatlanmasının gerekmesine ve davacıların murisi tarafından tutulan defter ve kayıtların kendi lehine delil olarak kabulünün mümkün bulunmamasına göre mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; taraflar arasındaki gerçek iradenin adi ortaklık ilişkisi olduğunu, tanıklar beyanlarında da murisin işi yapan ve sermaye koyan, diğer kardeşlerin bir kısım ödemeleri yapan veya bir kısım malzemeyi tedarik eden durumunda olduğunun belirtildiğini, inşaatın büyüklüğü ve işin süresi dikkate alındığında sözleşmedeki ücretle bu işin yapılamayacağını, mahkemece vekaletsiz ... görme- sebepsiz zenginleşme - adi ortaklık kapsamında davalıların sorumlu olduğuna hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacılar murisi ile davalılar arasında akdedilen eser sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 201, 203 ncü maddeleri, 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 97 nci maddesi ile 470 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davacılar murisi ile davalılar arasında akdedilip de ... 14. Noterliği'nce onaylanan 20.02.2014 tarih ve 04193 yevmiye nolu inşaat yapım sözleşmesinin aksini ispata elverişli delil sunulamamasına ve istinaf itirazları arasında ileri sürülmeyen hususların temyiz incelemesine konu edilemeyecek olmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle ; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17/01/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/5892 E., 2023/1062 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir.
12. Ceza Dairesi         2021/5892 E.  ,  2023/1062 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2017/4279 E., 2019/108 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü kararı Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle; Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 07.03.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; Kara Kuvvetleri Komutanlığında piyade üsteğmen olarak görev yapan davacının kamuoyunda İzmir casusluk ve gizli belge bulundurulması davası olarak adlandırılan soruşturma nedeni ile, ailesi ile birlikte oturduğu evde 12.07.2012 tarihinde hukuka uygun olmayan bir arama yapıldığını, el konan elektronik cihazların imajlarının alınmadığını ve bunların arama yapan görevliler tarafından götürüldüğünü, haksız arama ve el koymanın söz konusu olduğunu, yargılama sonucunda İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26.02.2016 tarihli karar ile beraat ettiğini, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bir avukatın hukuki yardımına ihtiyaç duyduğunu ve avukata ücret ödediğini, dava nedeni ile müvekkili ve ailesinin İzmir'e gitmek durumunda kaldıklarını ve yol masrafı yaptıklarını, gidiş, geliş, iaşe ve konaklama masrafı yapıldığını, ayrıca ruh sağlığı bozulduğu için TSK'da görev yapamaz hale geldiğini ve adi malul olarak TSK'dan ayrıldığını, yargılama olmasa idi en az Albay rütbesine kadar TSK'da görev yapacak olduğunu, bu nedenle Albaylıktan emekli olana kadar elde edeceği maaş farkından, emekli ikramiyesi farkından, OYAK emeklilik yardımı ve OYAK konut ön biriktirim yardımı farkından mahrum kaldığını, ayrıca davacının açılan dava nedeni ile manevi yönden büyük zarara uğradığını, oldukça yıprandığını ve hayatının çekilmez bir hal aldığını, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlandığını, toplum önünde küçük düştüğünü, onurunun kırıldığını ve duyduğu acıların arttığını, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelendiğini, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulduğunu, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale geldiğini ve adi malul olarak emekli edildiğini, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kaldığını belirterek 1.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte ve ayrıca 1.000.000,00 TL manevi tazminatın da 13.04.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sırasında 17.10.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini ıslah ederek 10.698,46 TL'ye yükselttiği, 10.000,00 TL'si için 04.08.2014, kalan miktar için de 26.02.2016 tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 24.03.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava şartlarının oluşmadığını, talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3. Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.10.2017 tarihli ve 2017/78 Esas, 2017/311 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekili ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 16.09.2021 tarihli, davalı vekilinin temyiz talebinin kesinlikten reddi ile davacı vekilinin temyiz talebinin reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Davalı vekilinin temyiz sebepleri Davanın reddi gerektiğine, ilişkindir. B. Davacı vekilinin temyiz sebepleri 1.Davacının ödemiş olduğu vekâlet ücretinin tamamının maddi tazminat kapsamında ödenmesi gerektiğine, 2.Davacının yargılama sebebiyle yapmış olduğu yol masraflarının maddi tazminat kapsamında ödenmesi gerektiğine, 3.Manevi tazminat talebinin kabul edilmesi gerektiğine, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü: Davacı hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme suçu kapsamında soruşturma yapıldığı, hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/ 640 sor. nolu ve 2013/6 sor. nolu iddianameleri ile kamu davaları açıldığı, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 26.02.2016 tarihli ve 2014/100 E. 2016/37 K. sayılı kararla davacının beraatine karar verildiği ve beraat kararının 21.10.2016 tarihinde kesinleştiği, beraat kararının kesinleştiğinin davacıya tebliğ edilmemiş olduğu, bu nedenle beraat kararının kesinleşme tarihi nazara alındığında davanın 5271 sayılı kanun'un 142 nci maddesine göre yasal süresinde açıldığı ve davacının, dava tarihi itibariyle oturduğu yerin mahkemenin yetki alanında bulunduğu anlaşılmıştır. Davacının dava dilekçesinde Cumhuriyet Savcıları ile Hakimlerin delillerin sahte olduğunu bilmelerine rağmen İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esasında kayıtlı davayı açarak ve yargılama yaparak haksız ve hukuka aykırı davranmaları nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talep ettiği, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100-2016/37 E.K. Sayılı kararının gerekçesinin incelenmesinde, Cumhuriyet Savcıları ve Hakimler tarafından gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği, bu özensiz davranış nedeniyle davacı hakkında haksız bir davanın açıldığı, bu nedenle doğan zararın giderilmesinde Devletin kusursuz sorumluluğu söz konusu olup yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda oluşan zararların tazminat hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde Devlet tarafından karşılanması gerektiği, davacının bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince devletten maddi ve manevi zararını isteyebileceği kanaatine varılmıştır. Davacının, dava dilekçesinde belirttiği maddi tazminata konu taleplerin incelenmesi: a- Davacının, soruşturma ve kovuşturma sırasında kendisini vekille temsil ettirdiği ve bunun için ödediği vekâlet ücretinin tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100-2016/37 E.K. sayılı ilamının incelenmesinde davacının kendisini vekille temsil ettirdiği, mahkemenin kararında 3.800,00 TL vekâlet ücretine hükmettiği, davacıya düşen miktarın 1.900,00 TL olduğu, davacı vekilinin 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL miktarlı serbest meslek makbuzunu ibraz ettiği, davacı tarafın avukatına haksız davada temsil edilmesi için 10.000 TL vekalet ücreti ödediğinin ispat edildiği, bu miktardan mahkemenin hükmettiği miktar mahsup edildiğinde 8100 TL miktarın maddi tazminat olarak davacıya verilmesi gerektiği; b- Davacı ve ailesinin dava nedeniyle İzmir'e gidiş-dönüş yol giderleri ve konaklama giderlerinin tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: davacının, hangi tarihte İzmir'e gidip geldiğini ve ne miktarda yol ve konaklama giderleri yaptığını ve bunları ödediğini ispatla yükümlü olduğu, ancak davacı tarafın bu hususları ispata yönelik herhangi bir delil veya ödeme belgesi ibraz etmediği, her ne kadar uçak firmalarından gelen belgelere göre davacının İzmir'e gidiş-dönüşüne ilişkin kayıtlar varsa da davacının o tarihlerde dava ve duruşma nedeniyle İzmir'e gittiğine dair de herhangi bir duruşma tutanağı veya belge ibraz etmediği, yine İzmir Ege Ordusu Orduevleri Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda davacının 2012-2013 ve 2014 yıllarında İzmir Orduevleri Müdürlüğü bünyesinde konaklama yapmadığının bildirildiği, davacının haksız dava nedeniyle yol ve konaklama gideri yaptığını ve dolayısıyla bu talebine ilişkin zararını ispat edemediği, yine ailesi tarafından yapılmış giderlerin de davacının kendi malvarlığında doğrudan oluşan zarar kapsamında olmadığı değerlendirilmekle bu yöndeki talebinin maddi tazminat hesabında gözetilemeyeceği; c- Davacının haksız dava nedeniyle ruh sağlığını kaybettiğini ve bu nedenle adi malul olarak emekliye ayrılması nedeniyle uğradığı zararların tazminine ilişkin talebin değerlendirilmesinde: Davacının, haksız dava nedeniyle manevi yönden zarar gördüğü sabit ise de malulen emekli olmasına yol açan hastalığının, hakkında açılan haksız davanın doğrudan sonucu olduğuna dair herhangi bir rapor veya delilin ibraz edilmediği, davacının haksız dava nedeniyle malulen emekli olduğu hususunun ispatlanamadığı değerlendirilmekle bu yöndeki talebinin de maddi tazminat hesabında gözetilemeyeceği kanaatine varılmış, her ne kadar bilirkişi, raporunda yol giderlrine ilişkin maddi tazminat hesabı yapmışsa da yukarıda belirtilen gerekçelerle bilirkişi raporundaki bu hususa itibar edilmeyerek davacının vekalet ücreti ile ilgili maddi tazminat talebi kabul edilmiş olup davacı vekili maddi tazminat talebinin ıslah ettiğinden maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 8.100,00 TL maddi tazminatın ödeme tarihi olan 04.08.2014 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına; Davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesinde; Davacının hakkında haksız ve hukuka aykırı soruşturma yapılması ve dava açılması yine iddianamede isnat edilen eylemler nedeniyle manevi yönden de zarar gördüğünün sabit olduğu, buna göre davacının sosyal ve ekonomik durumu, iddianamelerde davacıya isnat olunan eylemlerin ve suçların niteliği, hakkında soruşturma ve yargılama yapılmasına neden olan olayın cereyan tarzı ile kusur durumu, davacı ve çevresinin kültürel ve sosyal yapısı, faize hükmedilmesi nedeniyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer, hak ve nesafet kuralları birlikte dikkate alınmak suretiyle manevi tazminat talebinin de kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla 40.000,00 TL manevi tazminatın haksız davanın kesinleştiği tarih olan 21.10.2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınmasına, fazlaya ilişkin taleblerin reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Maddi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; maddi tazminatın belirlenmesinde, elde edilmesi mutlak, objektif, somut, daha önce kazanıldığı veya sahip olunduğu halde soruşturma veya yargılama nedeni ile kaybedilen gelirler veya hakların nazara alınabileceği, davacının sanık sıfatı ile yargılandığı dava sırasında kendisi ve ailesinin duruşmaları takip etmek için yapmış olduğu gidiş - geliş, iaşe ve konaklama giderlerinin davacı hakkında görülen kamu davasına bağlı olarak kendi malvarlığında doğrudan oluşan zarar kapsamında olmadığının, bu nedenle de 5271 sayılı Kanun'un 141 inci ve devamı maddeleri kapsamında maddi zarar hesabına dahil edilemeyeceği cihetle, İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kabulünün sonucu itibarı ile doğru ve isabetli olduğu değerlendirilmiştir. Ancak öte yandan, davacı vekili davacının avukatlık ücreti olarak 10.000,00 TL ödeme yaptığını, bunun tahsilini talep etmiş ise de; dosyada yargılama sırasında anılan soruşturmaya ve açılan kamu davasına ilişkin 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL bedelli serbest meslek makbuzu ibraz edilmiştir. Tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26.02.2016 karar tarihli dosyasında, kendisini dosyaya vekâletname sunan bir müdafii aracılığı ile temsil ettiren ve beraat eden davacı (sanık) yararına, beraat kararının verildiği tarihte geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.600,00 TL maktu vekalet ücreti takdiri gerektiği, buna göre aynı avukat ile temsil edilse bile beraat eden birden çok sanık olması durumunda her bir sanık yararına ayrı maktu vekalet ücreti tayini gerektiği, fakat mahkemece davacının (sanık) başka bir sanıkla birlikte ve ancak aynı avukat ile temsil edildiğinden bahisle sadece 3.800,00 TL vekalet ücretine hükmedildiği, bu hususun ise temyiz konusu yapılmadığı, öte yandan ait olduğu davada hüküm altına alınması gereken vekalet ücretinin yargılama gideri kapsamında olup bu hakkın asıl davadan bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağı ve bu kapsamda asıl ceza davasında ödenmeyen vekalet ücretinin maddi tazminat kapsamına dahil edilmesinin mümkün bulunmadığı cihetle; İlk Derece Mahkemesi tarafından, davacı vekili tarafından sunulan 04.08.2014 tarihli ve 10.000,00 TL bedelli serbest meslek makbuzunda yer alan miktardan, beraat kararının verildiği tarihte hükmolunması gereken 3.600,00 TL vekâlet ücretinin mahsubu ile kalan 6.400,00 TL'sinin davacı yararına maddi tazminat olarak hüküm altına alınması gerekirken, serbest meslek makbuzunda yer alan miktarın, hükmedilmesi gereken vekâlet ücreti düşülmeksizin, davacı payına düşen kısmın mahsubu ile (1.900,00 TL) davacı yararına 8.100,00 TL maddi tazminata hükmolunması doğru ve isabetli bulunmamıştır. Manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede ise; Davacı ve vekili manevi tazminat talebini, kamuoyunda "İzmir Casusluk ve Fuhuş davası" olarak adlandırılan kamu davası nedeni ile davacının manevi yönden büyük zarara uğramasına, oldukça yıpranmasına ve hayatının çekilmez bir hal almasına, arkadaş ve yakın çevresi tarafından dışlanmasına, toplum önünde küçük düşmesine, onurunun kırılmasına ve duyduğu acıların artmasına, basın yayın organları tarafından linç edilmesi sonucu meslek ve aile yaşantısının zedelenmesine, hakkında "ahlaksız ve casus" algısı oluşturulmasına, toplumda nefret uyandıran bir davada haksız olarak 4 yıl süre ile yargılanması nedeni ile TSK'da görev yapamayacak hale gelmesine ve adi malul olarak emekli edilmesine, FETÖ üyesi yargı mensupları tarafından sahte delillerle kurgulanan bir kumpasa maruz kalmasına dayandırmıştır. Anılan soruşturma ve kamu davası nedeni ile davacı hakkında bir gözaltı veya tutuklama işlemi yoktur. Yine CMK'nın 141/1. maddesinde tazminat isteme koşulları açıklanmış olup, aynı maddede bir kimse hakkında beraat ettiği suçlar nedeni ile sadece kamu davası açılmış olmasına dayalı olarak tazminat isteminde bulunabilme hakkı düzenlenmemiştir. CMK'nın 141/3. maddesinde ise "Birinci fıkrada yazan haller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleri de dahil olmak üzere hakimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir." denmektedir. Davacı ve vekili, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı dosyasında, soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcılarının davacı hakkında kasıtlı olarak sahte deliller ürettiklerini ve haksız işlemler yaptıklarını ileri sürmüşlerdir. İlgili davada soruşturmayı ve kovuşturmayı yürüten hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında kamuoyunda haksız ve kasıtlı işlemler yaptıkları konusunda bir algı ve kabul, yaygın bir şayia bulunduğu da doğrudur ve ancak az önce açıklanan CMK'nın 141/3. maddesine göre, bu madde uyarınca tazminata hükmedebilmek için hakim veya Cumhuriyet savcısının icrai olarak görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu suretle de görevi kötüye kullandıklarının bir yargı kararı ile tespit edilmiş olması gereklidir. Oysa gerek işbu davanın açıldığı ve gerekse Dairemiz tarafından hüküm kurulduğu aşamaya kadar bu konuda ortaya çıkmış ve kesin hüküm halini almış herhangi bir yargı kararı bulunmamaktadır. Böyle bir yargı kararının ortaya çıkması halinde, CMK'nın 142/1. maddesinde belirtilen süreler dahilinde davacı tarafından manevi tazminat istemine dayalı bir dava açılması ise mümkün görülmüştür. Bunlardan ayrı olarak, CMK'nın 141/1-i. maddesinde "Hakkındaki arama kararı ölçüsüz şekilde gerçekleştirilen" kişilerin tazminat isteyebilecekleri belirtilmiş olup, dava konusu olayda davacının, aramanın ölçüsüz gerçekleştirildiğine dair bir iddiası yoktur ve esasen arama kararının haksız olduğunu iddia etmektedir. Davacı vekilinin haksız olduğunu iddia ettiği arama kararı nedeniyle idare mahkemesinde dava açma hakkına sahip olduğu cihetle, haksız arama nedeni ile manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği, ayrıca haksız el koyma nedeni ile manevi tazminat koşullarının oluşmayacağı, yine davacının sanık olarak yargılanıp beraat ettiği ve tazminat davasının dayanağı olan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ve 26/02/2016 tarihli, 21/10/2016 tarihinde kesinleşen kararı havi dosyasındaki sanık sayısı, suçların çokluğu, kamu davasının karmaşıklığı ve benzeri hususlar uyarınca kamu davasının 4,5 yıl gibi bir sürede kesin şekilde sonuca bağlanmış olması karşısında, davacı hakkında mağduriyete neden olacak şekilde uzun bir yargılamanın varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle kamu davasının uzun süre devam etmesine dayalı manevi tazminat isteminin kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Dolayısı ile işbu tazminat davasında manevi tazminat istemi koşulları bulunmadığı halde İlk Derece Mahkemesi tarafından davacı yararına manevi tazminata hükmedilmiş olması da doğru ve isabetli bulunmamış, bu açıklamalar ışığında Dairemizce, gerek maddi ve gerekse manevi tazminat talebi yönünden doğru ve isabetli olmayıp yasaya uygun bulunmayan İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması, maddi tazminat talebinin vekalet ücreti yönünden kısmen kabulü, manevi tazminat talebinin de tamamen reddi gerektiği vicdani kanaatına varılarak yeni bir hüküm kurulmuştur. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı ceza dava dosyasında davacının devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, suç işlemek amacı ile kurulan örgüte üye olmak ve kişisel verileri kaydetmek suçlarından yargılandığı, yapılan yargılama üzerine 26.02.2016 tarihinde beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 21.10.2016 tarihinde kesinleştiği ve davanın 5271 sayılı Kanunun 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 58.800,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen 8.100,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesince ortadan kaldırılarak 6.400,00 TL maddi tazminatın ödenmesine karar verilmesi nedeniyle toplam tazminat miktarının 6.400,00 TL olduğu, 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; B.1. Davacının Ödemiş Olduğu Vekâlet Ücretinin Tamamının Maddi Tazminat Kapsamında Ödenmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 29.05.1957 tarihli, 1957/4 Esas ve 1957/16 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında da açıklandığı üzere , vekâlet ücreti yargılama giderlerindendir. Buna göre karşı tarafa yüklenmesi gereken vekâlet ücretinin bağımsız bir varlığı olamayacağından ayrı bir dava konusu da yapılamayacaktır. Davacının, kendi vekili ile yaptığı ve sadece tarafları bağlayan ücret sözleşmesi niteliğindeki vekâlet akdi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan bedelin koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilmelidir. Anılan içtihadı birleştirme kararı ve yerleşik Yargıtay uygulamaları nazara alındığında, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasında beraat etmiş olması nedeniyle davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunması gerektiği, maktu vekâlet ücretini aşan ve serbest meslek makbuzu ile ispatlanan kısmın ise davacı ile avukatı arasındaki hukuki ilişkiye dayandığı, bu nedenle koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında zarar kapsamına dahil edilmesi hukuka aykırı olsa da temyiz eden sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır. B.2. Davacının Yargılama Sebebiyle Yapmış Olduğu Yol Masraflarının Maddi Tazminat Kapsamında Ödenmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Davacının yol masrafları sebepleriyle uğradığı maddi tazminat talebinin 5271 sayılı Kanun'un 141 inci ve devamı maddeleri gereğince hesaplanması gereken maddi zarar kapsamında olmadığından bu hususlara ilişkin olarak maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B.3. Manevi Tazminat Talebinin Kabul Edilmesi Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden; Davacının talep konusunun yargılamada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının haksız fiil niteliğindeki eylemlerine dayandığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasının 18.06.2014 tarihinde düzenlenmesi nedeniyle hangi mevzuatın uygulanacağı konusunda izahat yapmak gerekmiştir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (1086 sayılı Kanun) 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573 üncü maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği, 25.03.1931 gün ve 19/35 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararı ile ceza hakimlerinin de hakim kavramı içinde olduğu, mülga 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı maddelerinin, hakim ve icra reisi ile ceza hakimlerinin yargısal faaliyet nedeni ile oluşan zararlardan dolayı sınırlı sorumluluk halleri getirerek koruma sağladığı, Cumhuriyet savcılarının ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı koruması içine alınmadığı, Cumhuriyet savcıları aleyhine genel hükümler çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmekteydi. 09.02.2011 gün ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14.maddesi ile mülga 1086 sayılı Kanunun 573 üncü maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmış, 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; Cumhuriyet savcıları da Devlet koruması altına alınmış, hakim ve cumhuriyet savcıları aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46 ncı maddesi gereğince hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecektir. Madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dahil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dahil” olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre, aynı Kanunun 46 ncı maddesine istinaden Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecektir. Bu arada, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “hukuk hâkimleri” dışındaki hâkimler ve cumhuriyet savcıları aleyhine açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. 5271 sayılı Kanunun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141 inci maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141 inci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142 nci maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı düzenlenmiştir. 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesine; “(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir. (4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklinde üçüncü ve dördüncü fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemeler ışığında davacının talebine konu hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumlulukları nedeniyle talebe konu eylemlerin 18.06.2014 tarihinden önce olduğu dikkate alındığında eylem tarihinde yürürlükte bulunan 1086 veya 6100 sayılı Kanunlar uyarınca tazminat isteme koşullarının ilgili maddelere göre değerlendirilmesi gerektiği, davacının beraatine yönelik İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 sayılı karar gerekçesinde tespit edilen hususlar doğrultusunda tazminat koşullarının oluştuğu, ayrıca ilgili hakim ve Cumhuriyet savcılarının görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesin bir hükümle tespit edilmiş olması gerekmediği dikkate alındığında, davacının hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumluluklarına yönelik talebinin kabulü ile makul bir tazminata hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş, davacı vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüştür. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçe bölümünün (B.3.) paragrafında açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2017/4279 Esas, 2019/108 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.04.2023 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/7868 E., 2023/2370 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Davacı vekili ile Cumuriyet Savcısının temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir.
12. Ceza Dairesi         2021/7868 E.  ,  2023/2370 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2017/3008 E., 2019/2338 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak; maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne, manevi tazminat talebinin reddine Davacı vekili ile Cumuriyet Savcısının temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 10.06.2016 tarihli dava dilekçesinde özetle; "müvekkili hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/49007 sayılı soruşturma çerçevesinde davacının 17.810 adet kitabına ve yine 2010/98629 sayılı soruşturma dosyası çerçevesinde ise 2.752 adet kitabına el konulduğunu, yapılan yargılama neticesinde beraatine ve emanete alınan orjinal bandrollü olanların müvekkiline iadesine karar verildiğini, ancak yazılı başvuru yapılmasına rağmen iade işleminin yapılmadığını, bu kitapların bir kısmının zarar gördüğünün bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, açılan yersiz soruşturma ve dava nedeniyle müvekkilinin işini kaybetmesi, sağlık sorunları yaşamasından dolayı maddi ve manevi olarak çok büyük zararlara uğradığını belirterek haksız olarak el konulan ve iade edilmeyen, el konulan eşyanın emanette usulüne uygun saklanamamasından doğan maddi ve manevi zararların tazmini için 150.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi olmak üzere toplam 300.000 TL tazminatın, kitaplara el koyulma tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte hükmedilmesine karar verilmesini" talep etmiştir. 2. Davalı vekili 26.07.2016 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; "davanın süresinde açılmadığını, tazminat talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davanın reddi gerektiğini" beyan etmiştir. 3. İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.05.2017 tarihli ve 2016/261 Esas 2017/60 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 28.05.2019 tarihli ve 2017/3008 Esas 2019/2338 Karar sayılı kararı ile düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 20.10.2021 tarihli, vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanması görüşünü içerir tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Davacı vekilinin temyiz istemi; manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; ceza yargılamasında kolluk görevlilerince kitaplara suç unsuru taşıdığı için değil belki suç unsuru vardır düşüncesi ile el konulduğu, sanığın suç kastının bulunmadığı kabulü ile beraat kararı verildiği nazara alındığında yaklaşık 6 yıl süren dava nedeniyle davacının ticari itibarının zelenediği, el koyma işleminden sonra işlerinin bozulduğu, sağlık sorunları yaşadığını beyan eden davacı lehine makul manevi tazminata hükmedimesi gerekirken manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. Davalı vekilinin temyiz istemi; tazminat isteme koşulları oluşmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiğine, davanın kısmen kabul edilmesi nedeniyle reddedilen kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine, davacı lehine ise maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine, manevi tazminata faiz hükmedilmesinin ve faiz başlangıcının hatalı olduğuna ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince; Serbest Mali Müşavir Veli Ak tarafından tanzim ile mahkememize ibraz edilen 13.03.2017 tarihli bilirkişi raporu içeriğinden; davacının kendisine iade edilen kitapların ve incelemelere göre iade edilmesi gerektiği halde iade edilmeyen kitapların toplam zararının 131.833,36 TL olduğu, manevi tazminat ve faiz talebinin mahkememiz takdirinde olduğu sonucuna varılmıştır. Tüm dosya kapsamıyla örtüştüğüne heyetçe tam bir vicdani kanaat getirilen davacının maddi zararının 131.833,36 TL olduğu konusundaki bilirkişi raporu tatminkar bulunmuş ve davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile mahkememizce 131.833,36 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Yargıtay 12. CD 05/06/2012 esas 2011/9804 karar sayılı ilamında haksız el koymaya ilişkin manevi tazminata hangi şartlar altında hükmedilebileceğinin esasları yer almıştır; bu esaslar ''5271 sayılı CMK'nın 141/1-j bendinde eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan kişilerin, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilecekleri, aynı Kanunun 142. maddesinde de tazminat ve miktarının hesaplanmasında tazminat hukukunun genel prensiplerinin dikkate alınacağı belirtilmiş, Anayasanın 19/son maddesinde de benzer düzenlemeye yer verilmiştir. 141. maddedeki "maddi ve manevi zarar" ifadesinden hareketle tazminatı gerektiren her durumda manevi tazminatın da verilmesi gerektiği kabul edilemeyeceği gibi, koşulları oluşmadığı halde malvarlığı değerlerine el konulanın hiçbir şartta manevi tazminat isteyemeyeceğinin kabulü de mümkün olmayıp, manevi tazminat şartları her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli, yapılan işlem nedeniyle elem ve acı duyulduğu veya kişilik haklarının zedelendiğinin ispatlanması halinde bu üzüntünün giderilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmelidir.'' şeklindedir. Davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, el koyma süresi ile teslim alma süresi arasında geçen zaman, davacının 05.05.2017 tarihli celsede alınan beyanında da belirttiği üzere olayın cereyan tarzı gözönüne alındığında ticari itibarının zedelendiği, yapılan işlem nedeniyle elem ve acı duyduğu, kişilik haklarının zedelendiği ve benzeri hususlar da gözönüne alınmak suretiyle, zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nasafet kuralları da gözetilerek davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile takdiren 30.000 TL manevi tazminatın davalı hazineden alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü Bölge Adliye Mahkemesince; Dairece duruşma açılarak yeniden yapılan değerlendirme ve İzmir 1. Fikri ve Sınai haklar ceza mahkemesinin 2012/312 Esas, 2016/57 Karar sayılı dosyasının ve eklerinin incelenmesi sonucunda, maddi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalı vekilinin maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Ancak; kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğini hükme bağlayan 6098 sayılı Türk borçlar kanununun 58. maddesi gözardı edilerek ve soruşturmaya konu olay nedeniyle davacının kitaplarına el konulmasının kişilik haklarının zedelenmesine yol açmayacağı ve ancak maddi tazminatın konusu olabileceği dikkate alınmaksızın manevi tazminat talebinin reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi kanuna ve hukuka aykırı bulunarak İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.05.2017 tarih, 2016/261 esas, 2017/60 karar sayılı kararının kaldırılmasına, davacının haksız olarak el konulan kitapları sebebiyle uğradığı maddi zarar karşılığı 131.833,36 TL maddi tazminatın haksız el koyma tarihi olan 10.06.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin dayanağı olan İzmir 1. Fikri Sınai Haklar Mahkemesinin 2012/312 Esas 2016/57 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının bandrolsüz veya bandrol yükümlülüğüne aykırı olarak bir eseri satma, dağıtma, ticari amaçla satın alma suçundan dolayı yapılan soruşturmalar kapsamında 10.06.2010 tarihinde davacının toplam 20562 adet kitabına el konulduğu, yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 11.03.2016 tarihinde kesinleştiği, el koyma tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ve kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmıştır. A. Davacı Vekilinin ve Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi Yönünden; Karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 58.800 TL olduğu, bandrolsüz veya bandrol yükümlülüğüne aykırı olarak bir eseri satma, dağıtma, ticari amaçla satın alma suçundan dolayı kitaplarına el konulması nedeniyle davacı tarafından 150.000 TL maddi ve 150.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince 131.833,36 TL maddi tazminat ile 30.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline ilişkin verilen hükmün yalnızca davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi neticesinde davacı tarafın manevi tazminata ilişkin talebinin reddedilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararının davacı tarafça istinaf edilmemesi dikkate alınarak davacı yönünden reddedilen maddi tazminat miktarının 18.166 TL, manevi tazminat miktarının 30.000 TL olmak üzere toplam 48.166 TL olması nedeniyle reddedilen miktarın kesinlik sınırında kaldığı anlaşılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen temyiz sınırı ve reddedilen tazminat miktarına göre hükmün kesin olması nedeniyle davacı vekili ile Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; 1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, incelenen dosya kapsamına göre delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı anlaşılmakla; davalının maddi tazminat yönünden davanın reddi gerektiğine temyiz yönelik talebi yerinde görülmemiştir. Ancak; soruşturma aşamasında el konulan kitapların ceza yargılaması neticesinde davacının beraat etmesi nedeniyle davacıya teslim edilmesine karar verildiği, hükmün kesinleşmesi üzerine de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Memurluğu tarafından 2010/11187 emanet numarası ile 04.08.2016 tarihli düzenlenen emanet eşya teslim tutanağına göre 1727 adet kitap ve yine aynı tarihli 2010/11205 emanet numaralı teslim tutanağına göre 6548 adet kitabın davacıya teslim edildiği dosya kapsamı ve davacı beyanıyla sabit olup, Mahkemece, hükme esas alınan 13.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda davacının kendisine iade edilen toplam 8275 adet kitaba ilişkin belirlenen 46.484,81 TL zararın da maddi tazminata dahil edilerek hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür. 2. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.2007 gün ve 2 Esas, 63 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında, ancak davanın tamamen reddi halinde davalı lehine vekalet ücretine hükmolunabileceğinden, davanın kısmen kabulü halinde davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırı bulunmamıştır. 3. Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesince manevi tazminata ilişkin kurulan hükmün kaldırılarak davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verildiği anlaşılmakla; davalı vekili tarafından manevi tazminata faiz hükmedilmesine ve faiz başlangıcının hatalı olduğuna ilişkin temyiz itirazı yerinde görülmemiştir. 4. 5271 sayılı CMK’nın 142/9. maddesindeki “Tazminat davaları nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan nisbî avukatlık ücreti ödenir. Ancak, ödenecek miktar Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamaz” hükmü gereğince bölge adliye mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 131.833,36 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verildiği, karar tarihi dikkate alınarak, yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettiren davacı lehine, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen 5.450 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 13.296,66 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Davacı Vekilinin ve Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde A bendinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 28.05.2019 tarihli ve 2017/3008 Esas 2019/2338 Karar sayılı kararına yönelik davacı vekili ile Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden Gerekçe bölümünün (B-1) ve (B-4) numaralı bentlerinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 28.05.2019 tarihli ve 2017/3008 Esas 2019/2338 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereği hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde yer alan "131.833,36 TL" ibaresinin çıkarılarak yerine "85.348,55 TL" ibaresinin eklenmesi, hüküm fıkrasının 4 numaralı paragrafında yer alan "13.296,66 nisbi" ibaresinin çıkarılarak yerine "5.450,00 TL maktu" ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğnameye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2023 tarihinde karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2021/9383 E., 2023/5298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir.
12. Ceza Dairesi         2021/9383 E.  ,  2023/5298 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1750 E., 2020/158 K. DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 27.04.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin FEI'Ö/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu ve mavi renkli bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 01.11.2016 tarihinde gözaltına alındığı 14.11.2016 tarihine kadar gözaltında tutulduğu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103865 soruşturma dosyası üzerinden yürütülmekte olan dosya 13/03/2017 tarihinde karara bağlandığı ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, müvekkilinin gözaltı kararı neticesinde 01.02.2013 tarihinden beri çalıştığı Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri isimli işyerinde 15.11.2016 tarihi itibariyle iş akdinin sona erdirildiği, aylık brüt 2.445,42 TL ücret aldığı, işyerinden hiçbir hak ve alacakları ödenmeksizin ayrıldığı ve işsiz kaldığı, özel güvenlik kartına da el konulduğundan o tarihten beri işe giremediği ve halen de çalışamadığı, müvekkilin işlettiği çiğ köfte vs yiyecek dükkanı olduğu, gözaltında kaldığı süre boyunca işyeri kapalı kaldığı, soruşturma kapsamında haksız şekilde işten çıkarıldığı hak ve alacaklarının ödenmeyerek mağdur edildiği, haksız tutuklama nedeniyle iş akdinin feshi durumunda ücret alacağının çalıştığı günlerdeki ücret üzerinden hesaplanması ve fesih tarihine kadar olan kıdem tazminatı ile sosyal yardım ve ikramiye konusunda ki taleplerinin karşılanması gerektiği, gözaltında kaldığı sürece çok ciddi sağlık sorunları yaşadığı psikolojik olarak suçlama nedeniyle adete çöküntüye girdiği, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkil lehine 30.000,00 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte maddi tazminatın davalı hazineden tahsiline, manevi tazminat isteminin kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminat isteminin zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal laizi ile birlikte manevi tazminatın davalı hazineden tahsiline, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 19.06.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla gözlatına alındığı ve yasal süresi geçmeden tutuklanmasına karar verildiği, yapılan soruşturma sonunda İzmir CBS tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yasada yazılı sebeplerle zarara uğrayanlar kendilerine zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan davalar sonucunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren 3 ay içinde atılması gerektiği, mahkemlece resen araştırılmasını talep ettiklerini, davanın süre yönünden reddini talep ettiklerini, kendi kusurlu hareketi ile tutuklamaya neden olup olmadığını ve olayın seyrinin tutuklanmasına yol açıp açmadığının araştırılmasını, dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat talebi maddi delillere desteklenmediği, maddi ve manevi tazminat miktarı çok fahiş olup kabul edilemez boyutta olduğu, haksız ve yasal dayanaktan yoksul olan davanın reddi ile yargılama giderleri ve reddilen kısım üzerinden hesaplanacak avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 3.İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.12.2018 tarihli ve 2017/182 Esas, 2018/474 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 28.11.2021 tarihli, davacı vekilinin ve davalı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Davalı vekilinin temyiz sebepleri Davanın reddi gerektiğine, ilişkindir. B. Davacı vekilinin temyiz sebepleri 1.Davacının iş akdinin sonlanması sebebiyle aldığı ücret üzerinden hesap yapılması gerektiğine, 2.Kıdem tazminatı, sosyal yardım ve ikramiyesinin ödenmesi gerektiğine, 3.Davacının iş yerinin kapalı olmasından kaynaklı zararların karşılanması gerektiğine, 4.Davacının güvenlik kartına el konulması ve çalışma izninin iptal edilmesinden dolayı çalışamamasından kaynaklı zararların giderilmesi gerektiğine, 5.Hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğuna, ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü: Davacı hakkında Fetö/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 1.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 13.03.2017 tarihinde hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü suçlar Bürosunca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/12427 sayılı takipsizlik kararı davacı tarafından 16.03.2017 tarihinde elden tebliğ alınmış olup,söz konusu kararın 30.03.2017 tarihinde kesinleştiği, davacının 24.04.2017 tarihinde CMK 141 ve devamı maddeleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açtığı, davanın, CMK 142/1 maddesi gereğince yasal süresi içerisinde açıldığı, davacının UYAP sisteminden elde edilen adres bilgilerine göre mahkemenin davaya bakmaya yetkili olduğu, davacının tutuklu kaldığı sürelerin başka herhangi bir mahkeme tarafından infazının istenilmediği, UYAP sisteminden yapılan sorgulamada ve İzmir Valiliği Defterdarlık Muhakemat Müdürlüğünden gelen yazı cevabında davacının mükerrer tazminat davasının olmadığı, İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 14.06.2017 tarihli yazı cevabı ile davacının Hizmet dökümünün gönderildiği, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığının 14.06.2017 tarihli yazı cevabı ile davacı hakkında e-vdo kayıtlarında yapılan sorgulama sonucunda; davacının 155 056 0825 vergi kimlik numarasıyla 15.10.2014 tarihinden itibaren Kemalpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğünde faaliyetine devam ettiği ve davacının herhangi bir şirket ortak yada yöneticiliğinin de mevcut olmadığının tespit edildiği ve söz konusu bilgileri içeren bilgisayar çıktılarının mahkemeye gönderildiği, İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Kemalpaşa Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından 18.07.2017 tarihli yazısı ile, 155 056 0825 vergi kimlik numaralı mükellefi ... 15.10.2014 tarihinden bu yana Ciğer, Kokoreç, Köfte ve Kebapçı faaliyetine devam ettiğinin bildirildiği, Konak Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğünden 10.07.2017 tarihli yazı cevabı ile davacının aktif ve pasif tapu kaydına rastlanmadığının bildirilmiş olduğu, Oyak Savunma ve Güvenlik tarafından 13.07.2014 tarihli yazısı ile ,davacının hizmet sözleşmesinin 15.11.2016 tarihinde ikale anlaşmasıyla son bulduğunun bildirildiği, Kemalpaşa Kaymakamlığı Polis Merkezi Amirliği tarafından davacının sosyal ve ekonomik durum araştırmasının yapıldığı, davacının lise mezunu olduğu, 1650 TL maaşının olduğu ,Battal ve Çiğköfte isimli işyerinin mevcut olduğu, aylık ortalama 500 TL getirisinin bulunduğu, eşi ve bir çocuğu ile birlikte yaşadığı, ailesine ait evde kira ödemeden oturduğu, üzerine kayıtlı motorsikletinin olduğu, fiziksel engelinin bulunmadığının araştırılıp bildirildiği tespit edilmiştir. Davacı tarafın 1.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında haksız yere gözaltında kaldığı, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca 13.03.2017 tarihinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmış olup, davacının maddi tazminatta belirtmiş olduğu hususular ve ilgili kurumlardan gelen yazı cevapları ile dosya bilirkişiye gönderilmiş ve bilirkişi 24.05.2018-06.12.2018 tarihli raporuyla görüşünü mahkemeye sunduğu, davacı taraf dava dilekçesinde her ne kadar iş akdinin sona ermesi sebebiyle 30.000,00 TL maddi tazminat talep etmiş ise de; Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından davacıya ait iş sözleşmesinin anlaşma yolu ile sona ermesi ve sonuçlarına ilişkin protokolün mahkemeye gönderildiği, Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından gönderilen protokole göre; davacının anlaşma bedeli altında Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri şirketinden 11.742,00 TL ücret aldığı, hak kazandığı halde alamadığı ücret ve eki alacağının kalmadığı, fazla mesai alacağının olmadığı, yıllık izninin bulunmadığı, Oyak Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş tarafından gönderilen 18.09.2018 tarihli yazıda davacının gözaltında bulunduğu sürede (01.11.2016-14.11.2016) iş akdinin askıya alınmadığı, maaş bodrosunda da görüleceği üzere ücretinde herhangi bir kesinti yapılmadığı, çalışmış olduğu sürenin ücretini aldığı, ayrıca davacının kendi adına olan işyeride gözaltında kaldığı süre içerisinde faaliyetine devam ettiği, herhangi bir gelir kaybının olmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenlerle davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Manevi tazminat talebinin; kişinin ekonomik ve sosyal durumu ile üzerine atılı suçun niteliği, haksız yere gözaltında ve tutuklu kaldığı süre nazara alınarak zenginleşme sonucu doğurmayacak şekilde, hak ve nesafet kurallarına uygun makul ve makbul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiğinden, davacının kanuna uygun olarak gözaltına alındıktan sonra hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığın 13.03.2017 tarihinde hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması sebebiyle CMK'nın 141/1-e maddesi gereğince manevi tazminat isteme koşulu oluştuğundan, söz konusu ilkeler göz önüne alınarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile taktiren 1.500.00 TL manevi tazminatın haksız gözaltı tarihi olan 01.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı hazineden tahsili ile davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü: ''... Davacı tarafın talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının belirlenmesinde objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak şekilde, hak ve nasafet kurallarına uygun makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yerel mahkemece bu ölçütlere uymayacak şekilde fazla manevi tazminata hükmedilmesi kanuna aykırı olup, 5271 sayılı Kanunun 280/1-c ve 303/1-f maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca düzeltilebilir nitelikte eksiklik olduğundan yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek istinaf yoluna başvurulan hüküm fıkrasının ikinci bendinde yazılı ''1.500,00 TL'' ibaresinin çıkarılarak yerine ''1.000,00 TL '' ibaresinin eklenmesi suretiyle 5271 Sayılı Kanunun 280/1-c ve 303/1-f maddesi ve 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURULARININ ESASTAN REDDİNE,'' karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Tazminat talebinin esasını oluşturan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103865 soruşturma sayılı dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 01.11.2016-14.11.2016 tarihleri arasında 13 gün gözaltında kaldığı, yapılan soruşturma sonunda 13.03.2017 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, kararın 30.03.2017 tarihinde kesinleştiği, gözaltına alınma tarihi itibariyle davanın 5271 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 72.070,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen hükmün Bölge Adliye Mahkemesince düzeltilerek 1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi nedeniyle toplam tazminat miktarının 1.000,00 TL olduğu, 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; B.1.Davacının iş akdinin sonlanması sebebiyle aldığı ücret üzerinden hesap yapılması gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, davacının iş akdinin gözaltı koruma tedbirinden sonra 15.11.2016 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği ve gözaltı koruma tedbiri dönemindeki ücretinin ödendiği de anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.2.Kıdem tazminatı, sosyal yardım ve ikramiyesinin ödenmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, davacının iş akdinin gözaltı koruma tedbirinden sonra 15.11.2016 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği, fesih sebebinin koruma tedbirinden kaynaklanmadığı, kaldı ki davacının talebinin 5271 sayılı Kanunun 141 ve devamı maddelerine göre belirlenmesi gereken maddi zarar kapsamında hüküm altına alınamayacağı dikkate alındığında davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.3.Davacının iş yerinin kapalı olmasından kaynaklı zararların karşılanması gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; Davacının gözaltında kaldığı süre içerisinde iş yerinin faaliyetine devam ettiği, herhangi bir gelir kaybının olmadığı tespit edildiğinden davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.4.Davacının güvenlik kartına el konulması ve çalışma izninin iptal edilmesinden dolayı çalışamamasından kaynaklı zararların giderilmesi gerektiğine ilişkin temyiz sebebi yönünden; 5271 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre ''suç soruşturması veya kovuşturması sırasında'' uygulanan koruma tedbirlerine karşı devlet aleyhine tazminat davasının açılabileceği belirtilmiş olup, gözaltı tarihinde özel güvenlik görevlisi olan davacının gözaltı koruma tedbirinden sonra İzmir Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 16.11.2016 tarihli kararı ile davacının özel güvenlik görevlisi çalışma izni ve kimlik kartının iptal edilmesine dair karar verildiği, bu işlemin idari işlem niteliğinde olduğu ve koruma tedbirinden kaynaklanmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. B.5.Hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğuna ilişkin temyiz sebebi yönünden; Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına neden olan olayın cereyan tarzı, gözaltında kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti yapıldığından hükmedilen manevi tazminat miktarında isabetsizlik görülmemiştir. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 12.02.2020 tarihli ve 2019/1750 Esas, 2020/158 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2023 tarihinde karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Tacir (A) ile Tacir (B) arasında yapılan 500.000 TL değerindeki ticari satım sözleşmesi yazılı olarak (senede) bağlanmıştır. (A), malı teslim ettiğini ancak (B)'nin ödeme yapmadığını iddia etmektedir. (B) ise sözleşme bedelinin 300.000 TL olduğunu iddia ederek bu iddiasını tanıkla ispat etmek istemektedir. Bu durumla ilgili "Senede Karşı Senede İspat Zorunluluğu" kuralı gereği aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) İddia edilen miktar senetle ispat sınırının altında ise tanık dinlenebilir.
B) Senede bağlanmış bir işleme karşı, miktar ne olursa olsun, senedin hükmünü azaltacak iddialar ancak senetle ispatlanabilir.
C) Taraflar tacir olduğu için ticari defterler dışında delil kullanılamaz.
D) (B)'nin iddiası sözleşmenin esasına ilişkin olmadığı için tanık dinlenebilir.
E) Hakim resen tanık dinlemeye karar verebilir.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol