6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 202

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 202. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

72 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/2986 E., 2024/1491 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
k kabulünün gerektiğini, bu nedenle yazılı delil ile ispat edilemeyen davada davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından mahkemeye sunulan 04 Nisan 2018 ve 09 Ağustos 2018 tarihli whatsapp uygulaması ekran görüntülerinin HMK’nın 202 nci maddesi kapsamında delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, 04 Nisan 2018 tarihli whatsapp ekran görüntüsünde davalı tarafın
3. Hukuk Dairesi         2023/2986 E.  ,  2024/1491 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalının istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle incelemenin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.04.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat .... ve Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... ve Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Gaziosmanpaşa 1. Aile Mahkemesinin 31.07.2017 tarihli ve 2017/710 E., 2017/798 K. sayılı ilamı ile müvekkili ile davalı arasında akdedilen protokol doğrultusunda tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiğini, boşanma kararının 22.08.2017 tarihinde kesinleştiğini, davalının bugüne kadar mahkeme kararı doğrultusunda protokolün 6. maddesinde yer alan tazminatın 750.000,00 USD’lik kısmını 03.08.2017 tarihinde davacıya ödemiş olduğunu, ardından davalının müvekkilinin iyi niyetini suistimal ederek bu meblağın 500.000,00 USD’sini işleri dolayısıyla çok acil nakit ihtiyacı olduğunu söyleyerek ve 2 ay sonra derhal geri verileceği vaadi ile ödünç olarak geri aldığını, ancak bugüne kadar bu borcunu ödemediğini, bu durumun telefon kayıtları ile sabit olduğunu, müvekkilinin Akbank hesabından 04.04.2018 tarihinde davalının banka hesabına gönderilen 500.000,00 USD’ye ilişkin banka dekontunu sunduklarını ileri sürerek, aynen ödeme koşuluyla 500.000,00 USD alacağın 04.06.2018 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; boşanma kararından sonra taraflar arasında “Mahkeme İlamının İnfazı Ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme ile İbra Protokolü” imzalanmış olduğunu, bu protokolun 27.12.2017 tarihi itibariyle geçerlilik kazandığını, imzalanan 27.12.2017 tarihli protokolün Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi gereği ilâm niteliğinde olduğunu, taraflar arasında imzalanan ve 27.12.2017 tarihi itibariyle geçerlilik kazanan bu protokolle, 22.06.2017 tarihli boşanma protokolünün 6. maddesinin revize edilmiş olduğunu, revize edilen 27.12.2017 tarihli Protokolün 3.2. maddesine göre davacının davalıdan 1.500.000,00 USD aldığını, 22.06.2017 tarihli protokolde geçen 6.500.000,00 USD'nin 5.000.000,00 USD'lik kısmından feragat ettiğini ve 5.000.000,00 USD yönünden ise davalıyı ibra ettiğini ve bu maddede geçen alacaklar sebebiyle başkaca hiçbir hak ve alacağının kalmadığını kabul etmekte olduğunu, davalı tarafından davacıya toplamda 2.200.000,00 USD ödeme yapılmış olduğunu, davalının taraflar arasında imzalanan protokolün ve boşanma ilamının gereklerini fazlasıyla yerine getirdiğini, davaya dayanak olarak gösterilen havale makbuzunda davacının iddia etmiş olduğu ilişkiyi gösteren herhangi bir açıklama bulunmadığını, Yargıtay kararlarına göre açıklama içermeyen havalenin, bir ödeme vasıtası olup, borç ödemesi olarak kabul edildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının davasına dayanak olarak göstermiş olduğu telefon mesajlarının hukuki delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, kullanıcının rızası olmaksızın kayıt altına alınan iletişim, hukuk dışı yollardan elde edilmesi sebebiyle delil olarak kabul edilemeyeceğini, karara esas alınamayacağını, dava dosyasında delil olarak gösterilen telefon mesajlarının whatsapp yazışmalarından ibaret olduğunu, taraflar arasında geçen yazışmada müvekkili tarafından davaya konu paranın iki ay sonrasında ödeneceğine ilişkin bir kabul beyanı da içermediğini, müvekkilin davacıdan daha sonra ödeme iradesi ile dava konusu parayı almış olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının iddialarını doğrulayan bir delil de sunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki whatsapp yazışmaları yazılı delil başlangıcı kabul edilerek konuya ilişkin olarak tanık dinlendiği, whatsapp yazışmaları, tanık anlatımı, banka dekontu kapsamında gönderilen paranın borç olarak gönderildiği ve iki ay süre verildiği, davalı tarafça geri verilmediği gerekçesiyle, davanın kabulüyle, 500.000,00 (beşyüzbin) Amerikan Dolarının fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 04.06.2018 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının 1 yıl vadeli dolar hesabına ödediği en yüksek faizin alacağa uygulanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; cevaba cevap dilekçesi tarafına tebliğ edilmeden ve ikinci cevap dilekçesi sunma hakkı kullandırılmadan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilmesi nedeni ile Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, davaya karşı ikinci cevap dilekçesi sunma hakkının engellendiğini ve savunma hakkının kısıtlandığını, kararın gerekçesiz olduğunu, davacı tarafından 04 Nisan 2018 tarihinde kendisine banka kanalıyla gönderilen 500.000,00 Amerikan Dolarının, 22 Haziran 2017 tarihli boşanma protokolü ile taraflar ve vekilleri arasında imzalanan 27 Aralık 2017 tarihli “Mahkeme İlamının İnfazı ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme ile İbra Protokolü" arasındaki dönemde davalı tarafından fazla ödenen bedelin iadesinden ibaret olduğunu, bu nedenle de davacı tarafından 04 Nisan 2018 tarihli banka transferinde herhangi bir açıklama yapılmadığını, 22 Haziran 2017 tarihli boşanma protokolü ile bu protokolü ortadan kaldıran 27 Aralık 2017 tarihli “Mahkeme İlamının İnfazı ve Boşanma Protokolünün İcrası Hakkındaki Sözleşme İle İbra Protokolü” arasında geçen yaklaşık 6 aylık dönemde davacıya toplam 2.000.000,00 Amerikan Doları tazminat ödemesi yaptığını, 27 Aralık 2017 tarihli protokolde maddi tazminatın 6.500.000,00 Amerikan Dolarından, 1.500.000,00 Amerikan Dolarına indirilmesi sonucunda davacıya 500.000,00 Amerikan Doları fazla ödeme yapmış durumda olduğunu, para transferinde hiçbir açıklamaya yer verilmemesi nedeni ile bu ödemenin borç ödemesi olarak kabulünün gerektiğini, bu nedenle yazılı delil ile ispat edilemeyen davada davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından mahkemeye sunulan 04 Nisan 2018 ve 09 Ağustos 2018 tarihli whatsapp uygulaması ekran görüntülerinin HMK’nın 202 nci maddesi kapsamında delil başlangıcı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, 04 Nisan 2018 tarihli whatsapp ekran görüntüsünde davalı tarafından hiç bir mesaj yazılmadığını, 09 Ağustos 2018 tarihli whatsapp ekran görüntüsünde ise davacının davalıdan 130.000,00 TL talep ettiği (nafaka alacağı olarak), davalının ise sadece hesap numarası istediğinin görüldüğünü, ancak Mahkemece 500.000,00 Amerikan Doları ödemenin borç olarak verildiğine ilişkin delil başlangıcı olarak kabul edildiğini ve muvafakati olmamasına rağmen tanık dinlenmesine karar verildiğini, dava değerinin tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğunu, davalı ile arasındaki evlilik birliği mahkeme kararı ile sona erdiğinden tanık deliline dayanılmasının da mümkün olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının havale ile davalıya ödünç olarak para gönderdiğini ileri sürdüğü, davalının ise, taraflar ve vekilleri arasında imzalanan 27.12.2017 tarihli protokolün Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi gereği ilâm niteliğinde olduğunu, bu protokol ile 22.06.2017 tarihli boşanma protokolünün 6. maddesinin revize edildiğini, yeni protokolün 3.2. maddesine göre davacının kendisinden 1.500.000,00 USD aldığını, 22.06.2017 tarihli protokolde geçen 6.500.000,00 USD'nin 5.000.000 USD'lik kısmından feragat ettiğini ve 5.000.000,00 USD yönünden ise kendisini ibra ettiğini, davacıya yeni protokolde anlaştıkları miktarın da üzerinde, toplam 2.200.000,00 USD ödeme yaptığını, taraflar ve vekilleri huzurunda imzalanan 27.12.2017 tarihli protokol gereğini fazlasıyla yerine getirdiğini, davaya dayanak gösterilen havale makbuzunda davacının iddia ettiği ilişkiyi gösteren herhangi bir açıklama bulunmadığını, yazışmanın, kendisi tarafından davaya konu paranın iki ay sonrasında ödeneceğine ilişkin bir kabul beyanı da içermediğini, davacıdan daha sonra ödeme iradesi ile dava konusu parayı almış olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, ödünç ilişkisini inkar ettiği, davalının bu şekilde, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını (havale ile para gönderildiğini) kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunduğu, öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan bu durumda ispat yükünün değişmeyeceği, ispat yükünün yine davacıda olduğu, havalenin kural olarak bir ödeme vasıtası olması nedeniyle, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal bir karine mevcut olduğu, bu yasal karinenin aksini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) havaleyi gönderen tarafın ispat etmesi gerektiği, dava konusu edilen dekontun açıklama kısmında paranın borç olarak gönderildiğine dair herhangi bir ifade yazılı olmadığından davacının iddiasını dekont ile ispat edemediği, somut olayda, dava değerinin tanıkla ispat sınırının üzerinde olması, bir başka deyişle eldeki davada kesin delille ispat zorunluluğunun bulunması, hukuki işlem tarihi itibariyle(havale) taraflar arasında tanık dinlemeyi gerektirecek nitelikte bir akrabalık ilişkisi bulunmaması hususları göz önüne alındığında, tanık dinlenmesi ve dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davacı delil olarak whatsapp mesajlarına da dayandığından, 6100 sayılı HMK'nın 199 uncu maddesinde yer alan düzenleme gereğince whatsapp mesajlarının da belge olarak kabul edildiği, HMK'nın 202 nci maddesine göre de, senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceği, whatsapp mesajlarının da delil başlangıcı olarak kabul edildiği (Bkz. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/28467 E., 2015/26584 K., 03.04.2014 tarihli ve 2014/5149 E., 2014/10114 K. sayılı içtihatları vb.) ne var ki, davacının delil olarak dayandığı 04.04.2018 tarihli whatsapp mesajında davacının ''Yollamıcam. Yolladım parayı 2 ay sonra bekliyorum, ona göre. Yarın da benim 2 aylık nafakayı yatır lütfen'' ifadesinin yer aldığı, ancak davalının bu mesaja herhangi bir cevap vermediği, davacının 09.08.2018 tarihli mesajında ise ''Allah senden razı olsun. Ben sana 500 bin yollarken bile tek bi lafınla yolladım. Sana ayıp. 130 bini yolla. Bu ne ya. Sen bana sadaka vermiyorsun. Nafaka veriyorsun'' ifadesi üzerine davalının ''Hesap no atsana'' ifadesinin yer aldığının anlaşıldığı, bu mesajların hiçbir şekilde borç ikrarını içermediği dikkate alındığında, delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve tanık dinlenmesi mümkün olmadığından, whatsapp mesaj içerikleri ile de davacı tarafından banka havalesi ile gönderilen paranın davalıya borç olarak verildiği iddiasının ispatlanamadığı, hal böyle olunca, dekontta açıklama kısmında bir ibarenin bulunmadığı, havalenin kural olarak bir borç ödeme vasıtası olduğu, havalede açıklama olmadığı takdirde ispat külfetinin davacıda olduğu, davacı tarafın dosya kapsamındaki delillerle iddiasını ispatlayamadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı dikkate alınarak, davacının davalıya gönderilen havalenin davalıya ödünç vermek amacıyla yapıldığını yasal delillerle ispatlayamadığı anlaşıldığından, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulü yönünde hüküm tesisinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceğini, somut olayda da taraflar arasındaki yazışmalar ve banka dekontunun delil başlangıcı olduğunu, doktrinde bu konuda birlik olduğunu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi tarafından (2017/1014 E., 2020/4488 K. sayılı ilam) alacak davalarında mail, whatsapp, facebook gibi elektronik ortamlarda yapılan yazışmalar belge ve delil niteliğinde olduğuna ilişkin içtihatlar geliştirildiğini, boşanma protokolü gereği davacının davalıdan yüklü miktarda alacaklı olduğunu, yerel Mahkeme huzurunda dinlenen tanığın vermiş olduğu yeminli ifadesinde, müvekkilinin davalıya borç verdiği ve davalının bu borcu 2 ay içinde ödeyeceğini söylemesine rağmen halen ödemediğini beyan ettiğini, davalının cevap ve istinaf başvuru dilekçesinde dayanak gösterdiği 27.12.2017 tarihli belgenin hukuki değerinin olmadığının Yargıtıy 12. Hukuk Dairesinin 2021/12143 E., 2022/5939 K. sayılı ilamı ile kesinleştiğini, tarafların protokol doğrultusunda anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilerek hükmün kesinleşmesine karşın, davalının hile yoluyla müvekkilden borç olarak aldığı 500.000,00 USD'yi geçersiz protokole istinaden ödemekten imtina ettiğini belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ödünç olarak verildiği iddia olunan alacağın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 ve 202 nci maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "havale" başlıklı 555 inci vd. maddeleri, 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "isbat yükü" başlıklı 6 ncı maddeleri, 4. Yargıtay HGK'nın 21.09.2021 tarihli ve 2017/13(3-3146 E., 2021/1051 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1. Dava, borç olarak gönderildiği iddia olunan paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 04.04.2018 tarihinde davacı tarafından davalının banka hesabına 500.000,00 USD'nin her hangi bir açıklama yer almaksızın gönderildiğine ilişkin taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. 2. Havale bir ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Havale yolu ile gönderilen para için herhangi bir açıklama yapılmadığı bu haliyle havalenin bir ödeme vasıtası olduğu ve borcun ödendiğini gösterdiğinin kabulü gerekir. Davalı taraf gönderilen paranın borç olarak değil, aksine kendisi tarafından fazla ödenen bedelin iadesinden ibaret olduğunu belirterek, davacının iddiasını kabul etmemiştir. Davalı tarafın ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının, ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Çünkü vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalıya) değil vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir. Bu durumda havale yoluyla gönderilen paranın borç olarak gönderildiğini davacı ispatlamalıdır. Davacı iddiasını ispat için whatsapp yazışmalarına dayanmıştır. Söz konu yazışmalar değerlendirildiğinde, havale edilen paranın borç olarak verildiğine ilişkin bir kabul beyanı olmadığı anlaşılmıştır. 3. Temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre ve özellikle davacının banka dekontu ile yaptığı ödemenin borç olarak verildiğini ispatlayamadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2023/5958 E., 2023/6682 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
arın tanıkla ispat imkanını kullanmayarak senede dayandıkları, senetteki imzanın davalıya ait olmadığı anlaşıldıktan sonra, davacıların iddia ettikleri hususları tanıkla ispat imkanları bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde dayanılan senedin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 202 nci maddesinde yerini bulan yazılı delil başlangıcı olarak kabulünün de mümkün olmadığı, Trabz
11. Hukuk Dairesi         2023/5958 E.  ,  2023/6682 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/258 Esas, 2021/832 Karar HÜKÜM : Ret Taraflar arasındaki gemi sicilinin mülkiyetinin tespiti davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davacılar ..., ..., ... vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ve davalının kardeş olduklarını, tarafların ortak murisi ...'na ait "..." adlı geminin ...’nun beş erkek çocuğunun ortak katkılarıyla inşa edildiğini, tarafların ortak murisi ... tarafından dava konusu geminin inşası sırasında sadece resmi işlemlerin takibi için davalıya noterden vekalet verildiğini, davalının vekaletname ile diğer kardeşlerinden onay almadan gemiyi kendi adına gemi siciline kayıt ve tescil ettirdiğini, murisin vefatı üzerine tarafların bir araya gelerek 15.05.2008 tarihinde aralarında sözleşme yaptıklarını, bu sözleşmeye göre "..." adlı gemiyi 5 erkek kardeşin ortak inşa ettiği ve mülkiyetin 05.11.2003 tarihinden itibaren 1/5 oranında taraflara ait olduğu hususunda anlaştıklarını, tüm şifai taleplere rağmen davalı tarafın sözleşme gereğini yerine getirmediğini, davalının geminin tüm hukuki semerelerinden tek başına faydalandığını, müvekkillerinin harici duyumlarına göre davalının gemiyi 70.000,00 TL’ye kiraya verdiğini, müvekkillerinden ...'nun geminin masrafları için 32.879,00 USD borç para verdiğini sadece 10.769,00 USD’yi geri alabildiğini, yine davacı ...'ın davalıya 10.000,00 euro borç para verdiğini ve parasını geri alamadığını, dava konusu geminin 05.11.2003 tarihinden itibaren davacılar adına ayrı ayrı 1/5 oranında tesciline, bu mümkün değil ise şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın 05.11.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, toplam 4.400,00 TL ecrimisilin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 42.893,40 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak ...'na, 25.700,00 TL'nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak ...'a ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; gemi sicilinin düzeltilmesi davasının kanuni süresinde açılmadığını, dava konusu geminin sicilinin 2003 yılında yapıldığını, davanın 2013 yılında açıldığını, 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, ecrimisil istemli davalarda zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğunu, imzaya itiraz ettiklerini, müvekkilinin davacılardan borç almadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen İlk Karar Mahkemece 14.04.2016 tarih, 2013/274 E. ve 2016/177 K. sayılı karar ile davacıların mülkiyetin tespitine ilişkin taleplerinin kısmen kabulü ile muris ...'nun Fatsa Sulh Hukuk Mahkmesinin 2004/23 E., 2004/19 K. sayılı ilamındaki payları olan 1/8 oranında davacılara ait olduğunun tespitine, ecrimisil talebinin reddine, borç para verdiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı ...'ın alacak talebinin reddine, davalının beyanında davacı ...’dan 9.000,00 TL borç para aldığını kabul etmesi karşısında ödeme yaptığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı ...’nun alacak talebinin kısmen talebinin kabulü ile 9.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'na verilmesine karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. B. Birinci Bozma Kararı Dairemizin 08.07.2019 tarih, 2019/1851 E. ve 2019/5049 K. sayılı kararı ile davacılar Mustafa ve Mehmet'in alacak talebi yönünden adı geçen davacılar vekili ile davalı vekilinin tüm temyiz istemlerinin reddine, davacıların davalı ile kardeş olduğu, davacıların iddia ettikleri hususun ispatı için senede dayandıkları ancak mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde senette davalıya isnat edilen imzanın davalının eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, davacıların tanıkla ispat imkanını kullanmayarak senede dayandıkları, senetteki imzanın davalıya ait olmadığı anlaşıldıktan sonra, davacıların iddia ettikleri hususları tanıkla ispat imkanları bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde dayanılan senedin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 202 nci maddesinde yerini bulan yazılı delil başlangıcı olarak kabulünün de mümkün olmadığı, Trabzon Liman Başkanlığı'nın cevabi yazısına göre davaya konu ''...'' adlı geminin 05.11.2003 tarihinde yeniden inşa nedeniyle davalı adına tescil edildiği, veraset ilamına göre tarafların babası murisin 13.01.2004 tarihinde vefat ettiği, murise ait geminin ise mirasçılara intikalinden sonra, bütün mirasçıların davalıya verdiği vekaletnameye dayanılarak 18.03.2004 tarihinde davalı tarafından dava dışı şahsa devredildiği hususları da dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle karar davalı yararına bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında davacı ...'ın vefat ettiği, davacı ... mirasçılarının yargılama sırasında davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri, davacıların davalı ile kardeş olup gemi sicilinin mülkiyetinin tespitini talep ettikleri, davacıların iddia ettikleri hususun ispatı için senede dayandıkları ancak mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde senette davalıya isnat edilen imzanın davalı eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, davacıların tanıkla ispat imkanını kullanmayarak senede dayandıkları, senetteki imzanın davalıya ait olmadığı anlaşıldıktan sonra, davacıların iddia ettikleri hususları tanıkla ispat imkanları bulunmadığı gibi, dava dilekçesinde dayanılan senedin 6100 sayılı Kanun'un 202 nci maddesinde yerini bulan yazılı delil başlangıcı olarak kabulünün de mümkün olmadığı, Trabzon Liman Başkanlığı'nın cevabi yazısına göre davaya konu ''...'' adlı geminin 05.11.2003 tarihinde yeniden inşa nedeniyle davalı adına tescil edildiği, veraset ilamına göre tarafların babası murisin 13.01.2004 tarihinde vefat ettiği, murise ait geminin ise mirasçılara intikalinden sonra, bütün mirasçıların davalıya verdiği vekaletnameye dayanılarak 18.03.2004 tarihinde davalı tarafından dava dışı şahsa devredildiği gerekçesiyle davanın reddine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.07.2019 tarih, 2019/1851 E., 2019/5049 K. sayılı ilamı ile kesinleşen hususlar hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ..., ..., ... vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu eşyanın gemi siciline kayıtlı bir mal olduğu, bu malın mülkiyet devrinin sicil dışı gerçekleşebileceği, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 868 inci maddesi gereği tarafların şekle tabi olmayan şekilde anlaşmalarının kafi olduğu, mülkiyetin bu şekilde sicil dışı intikal ettiği, bu nedenle davanın reddi nedeni olan “dava konusu geminin miras değil sicilde davalıya ait olması” hususunun önem arzetmediği, dava konusu geminin mülkiyetinin 05.11.2003 tarihinden itibaren 1/5 er oranda davacılara (murisine) ait olmakla birlikte bu hususun 15.05.2008 tarihli sözleşme ile davalı tarafça yazılı olarak da teyit edildiği, ancak nedense sözleşmedeki davalıya ait imzanın davalıya ait olduğunun ortaya çıkarılamadığı, davalının 5 nüsha düzenlenen sözleşmeye davacıların gözü önünde imza attığı, yazılı belgenin sadece teyit amaçlı alındığı hususunun mahkemece gözden kaçırıldığı, tarafların yakın akraba olmaları nedeniyle tanıkla ispat hakkını kullanabilecekleri, imza incelemesine itiraz ettikleri, yeniden imza incelemesi taleplerinin mahkemece reddedildiği, davalının 21.01.2014 tarihli celsede "dava konusu geminin 1/4'ü babama aittir" şeklinde beyanda bulunduğu, 10.12.2015 tarihli celsede "babam 1/4 hissesini şifahen bana verdi” diyerek döndüğü, ikrardan dönmenin mümkün olmadığı, dava dilekçesinde mirasa değil, malik olmak için yapılan katkıya ve gemideki zilyetliğe de dayandıklarını, davayı takip etmeyen davacılara ait masrafın ve vekalet ücretinin diğer davacılara yüklenmesi, daha önce kesinleşen hususlarda tekrar karar verilip lehe avukatlık ücreti ve masrafa hükmedilmesi gerektiği halde yargılama gideri ve avukatlık ücretinin takdirinde hata edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıların alacak taleplerine yönelik olarak, Hollanda'dan gönderilen 10.00,00 euronun müteveffa davacı ...'ın eşi ... tarafından gönderildiği, dekontunun dosyada mevcut olduğu, mahkemece davalının beyanına göre ödenmesine karar verilen 9.000,00 TL'nin ödendiğine dair dekontun dosyada olduğu, mahkemenin davalının beyanına atıf yaparak 9.000,00 TL yönünden davayı kabul ettiği, gerek senetle ispat kuralı, gerekse de salt bu beyana dayalı olarak talebin kabul edilmesinin usul hükümlerine aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, gemi sicilinin mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370, 371 inci ve 202 nci maddeleri, 6762 sayılı Kanun'un 868 inci maddesi. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacılar ..., ..., ... vekili ve davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar ..., ..., ... vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2022/5991 E., 2022/11168 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur.
10. Hukuk Dairesi         2022/5991 E.  ,  2022/11168 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, hizmet tespiti ve sigorta primine esas kazancın tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, uyulan bozma sonrası ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1- Sigorta Primine Esas Kazancın Tespiti yönünden davanın yasal dayanağı olan, 5510 sayılı Kanunun “Prime esas kazançlar” başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288. maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belir bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289. maddesinde, 288. madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292. maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200. ve 202. maddelerinde de bu düzenlemeler korunmuştur. Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmektedir. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2010 gün ve 2010/10-480 Esas - 2010/523 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas - 2010/524 Karar, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas - 2010/525 Karar, 19.10.2011 gün ve 2011/10-608 Esas - 2011/649 Karar, 19.06.2013 gün ve 2012/10-1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. Eldeki davada ise yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda araştırma yapılarak karar verilmesi yerine, işçilik alacakları dosyasında belirlenen ücret, ücret araştırması ve tanık beyanlarıyla yetinmek suretiyle eksik araştırma ve incelemeye dayalı hüküm kurulmuştur. 2- Hizmet Tespitine yönelik dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanun’un m. 86/9. maddelerinde düzenlenmiştir. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Tanık beyanları değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren, işçi ve işyeriyle ilişkileri düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça bordrolu, komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar da dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Mahkemece işçilik alacakları davası ve tanık beyanları dikkate alınarak karar verilmişse de yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Somut olayda, davacının bildirim dışı sürelerinin ücretsiz izin süreleri olarak kayıtlara geçtiği, işverence ibraz edilen ücret hesap pusulalarında da ücretsiz izinli olduğu belirtilmek suretiyle bildirim yapıldığı, davacının da bu belgeleri imzaladığı anlaşılmakla, fiili çalışma hususu araştırılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar tesisi isabetsizdir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla 26/09/2022 gününde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ I. Prime Esas kazanç yönünden; 1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık prime esas kazancın (ücretin) tespitinde, aylık ücret tutarının 6100 sayılı HMK.’un 200 ve 202. Maddelerinde belirtilen sınırları aştığı takdirde yazılı delille kanıtlanması gerekip gerekmediği, bu konuda işçilik alacakları davasında belirlenen ücretin esas alınıp alınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. 2.Dairemizin 2022/3692 Esas, 2022/7029 Karar sayılı kararında yazılan karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere; 3.Prime esas kazanç tespiti davası kamu düzeninden olduğuna göre kural olarak işçilik alacakları davasında saptanan ücret, prime esas kazanç tespiti davasında kesin delil niteliğinde kabul edilemez. Ancak bu işçi ile işveren arasında kesinleşmiş ve tahsil edildiğinde anılan ücret, fazla mesai, tatil ücret alacakları gibi alacaklarda sigorta primi kesintisi yapılarak kuruma ödeneceğinden, bir anlamda prime esas kazanç dolaylı olarak belirlenmiş olacaktır. Dolayısı ile unsur etkisi yaratarak kuvvetli(ciddi) delil niteliğinde kabul edilmesi kaçınılmazdır. İşçilik alacakları davasında tespit edilen ücretin, prime esas kazanç tutarı olarak kabulünde bir yanlışlık bulunmamaktadır(Y. HGK. 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar). Nitekim Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine verdiği kararda: “Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birbirini etkileyebilecek bağlantılı davalardır. Nitekim Yargıtaya göre işçilik alacakları davasında -açılmış ise- kural olarak hizmet tespiti davasının sonucu beklenmelidir. Yine Yargıtay kararlarında her iki davanın birbirlerini etkilemesi mümkün ise de davaların niteliği gereği farklı sonuçlara varılabileceğinin kabul edildiği görülmektedir. Zira hizmet tespiti davalarında -kamu düzenine ilişkin olduğundan- resen araştırma ilkesinin, işçilik alacaklarıyla ilgili davalarda ise taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle işçilik alacakları davasında verilen karar hizmet tespiti davasında kesin delil değil güçlü delil olarak kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki delil değerlendirmesi derece mahkemelerinin takdirinde olup bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu değildir. Bununla birlikte bağlantılı davalarda birbirine aykırı karar verilmesi hâlinde bu aykırılığın -taraflarca ileri sürülmesi durumunda- gerekçesinin açıkça ortaya konması anayasal bir yükümlülüktür ve bu husus Anayasa Mahkemesinin inceleme alanı kapsamındadır” gerekçesi ile hizmet tespit davasında işçilik alacaklarına ilişkin ücret tespitinin delil olarak dikkate alınmamasını, gerekçe yapılmamasını hak ihlali olarak kabul etmiştir(B. No: 2017/23739, 20.10.2021) 4.Sigortalının prime esas kazancının tespitinde, mahkemece resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında her türlü delil toplanmalı, tarafların vazgeçmesi ve kabulü ile bağlı olunmadığı gibi salt tanık beyanları ile de yetinilmemeli, yukarda belirtilen 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümleri uygulanarak sigortalının yaptığı işin özellikleri(vasıflı olup olmadığı), işyerindeki ve meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde veya başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler dikkate alındığında kayıtlarda görünen ücretle çalışmasının hayatının olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından, sendikalardan, meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılmalı, bu konuda açılmış işçilik alacakları davası var ve kesinleşmiş ise delil kabul edilmeli, dolayısı ile inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmeli, ücretin işçinin yazılı onayı olmadan düşürüldüğü durumda ise yazılı muvafakati yoksa önceki yüksek ücreti esas alınarak prime esas kazanç saptanmalıdır. 5.Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve : 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir. 6.Dosya içeriğine göre davacının aynı zamanda ... 14. İş Mahkemesinin 2016/246 Esas sayılı dosyasında ihbar tazminatı ile ücret, fazla mesai ve tatil ücret alacaklarının tahsili için dava açtığı ve yapılan yargılama sonunda işyerinde şantiye şefi olarak çalışan davacının son aylık net ücretinin 2.750,00 TL olduğunun kabul edildiği, işveren tarafından düzenlenen ihbar tazminatı bordrosunda bu aylık ücretin kabul edildiği, son net ücret üzerinden 06.11.2018 tarihli karar ile işçilik alacaklarına karar verildiği kesinleştiği anlaşılmaktadır. 7. Somut uyuşmazlıkta davacı davalı işyerinde şantiye şefi olarak çalışmıştır. Davacının vasıflı işçi olduğu, bu mesleği nedeni ile de asgari ücret üzerinde ücret aldığı kesinleşmiş mahkeme kararı ile saptanmıştır. İşçilik alacakları dosyasında ücret kesinleşmiş ise bu güçlü delildir. 8. Diğer taraftan 5510 sayılı kanunun 80/1.d maddesindeki son aya mal etme uygulaması, yanlış bir yorumla yapılmaktadır. Zira maddeye göre “Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek suretiyle prime tabi tutulur. Diğer ödemeler ise öncelikle ödendiği ayın kazancına dahil edilir ve ücret dışındaki bu ödemelerin yapıldığı ayda üst sınırın aşılması nedeniyle prime tabi tutulamayan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip eden aydan başlanarak iki ayı geçmemek üzere üst sınırın altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilâve edilir. Toplu iş sözleşmelerine tabi işyerleri işverenlerince veya kamu idareleri veya yargı mercilerince verilen kararlara istinaden, sonradan ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet akdinin mevcut olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle prime esas kazancın tabi olduğu en son ayın kazancına dahil edilir”. Görüldüğü gibi son aya mal edilecek ödeme, ücret dışındaki ödemelerdir. Oysa burada karar altına alınan ücret olduğuna göre son aya değil, tüm hizmet süresine mal edilmesi ve ödenip ödenmemesine bakılmaması gerekecektir. Ancak çoğunluk dosyada kesinleşen işçilik alacakları dosyası olmasına rağmen bu yönde de bir bozma yapmamıştır. 8.Sonuç itibari ile prime esas kazanç kuvvetli delillerle belirlenmiştir. Çoğunluğun prime esas kazanç tespiti ile ilgili resen araştırma ilkesine, 4857, 5510 ve 6098 sayılı kanunların emredici hükümlerine aykırı şekilde olan bozma görüşüne katılınmamıştır. II. Hizmet tespiti yönünden; 9.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “hizmet tespitinde işe imzalı ücret hesap pusulalarında ücretsiz izin sürelerinin bulunması nedeni ile ücretsiz izin görülen sürelerde çalışma iddiasının, bu belgelerin imzalı olması nedeni ile (çalışma olgusunun) eş değer yazılı belge ile kanıtlaması gerekip gerekmediği, tanık beyanlarına itibar edilip edilmeyeceği” noktasında toplanmaktadır. 10.Dairemizin 2022/7221 E, 2022/10499 K., sayılı kararında açıklanan gerekçeler nedeni ile iş sözleşmesi ve işe giriş bildirgesinde işe giriş tarihini düzenleyen belgelerin kamu düzeni, resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamında gerek kurum ve gerekse yargılama makamını bağlayıcılığı yoktur. İşçi(sigortalı) işveren ilişkisinde sosyal güvenlik hakkı kapsamında sigortalının ispat hukuku ilkelerine aykırı olarak yazılı delil sınırlandırılmasına tabi tutulması vazgeçilmez ve kişiye sıkıya bağlı hak olan sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıracak niteliktedir. Çalışma olgusu hukuki fiil olup, her türlü delille kanıtlanabilir. Ücret hesap pusulaları senet niteliğinde olmayıp, sadece çalışılan günler için yazılı delil niteliğindedir. Çalışılmayan günler için delil niteliğinde olamaz. Hukuki fiil olan çalışma olgusunun yazılı delile bağlanması görüşüne katılınmamıştır. Kaldı ki işçilik alacakları dosyasında ücret hesap pusulalarında ücretsiz izin sürelerinde çalıştığı kabul edilmiştir. Bu kuvvetli delil niteliğindedir.
15. Hukuk Dairesi, 2015/168 E., 2015/3594 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSerik 1. Asliye Hukuk Hakimliği
tam metni aç
Taraflar arasında akdî ilişkinin kurulduğunu ispat açısından, davacı taraf, HMK'nın 202. maddesinde ifadesini bulan yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir belgeye dayanması halinde ya da, aynı Kanunun 200/2.
15. Hukuk Dairesi         2015/168 E.  ,  2015/3594 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Serik 1. Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :10.10.2012 Numarası :2012/73-568 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinden doğan alacağın tahsili amacıyla yürütülen icra takibine itirazın iptâli davasıdır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir. Davacı vekili, davalı ile müvekkili şirketin aralarında 23.08.2010 tarihli sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin yüklendiği işi yapıp teslim etmesine rağmen iş bedelinin ödenmediğinden bahisle iş bedelinin tahsili amacıyla Serik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2011/468 Esas sayılı icra dosyası ile takibe geçtiğini, davalı borçlunun haksız ve yersiz şekilde takibe itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptâlini ve % 40'dan aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiş, davalı iş sahibi şirkete usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen davalı duruşmaları takip etmemiş ve davaya cevap vermemiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karar davalı vekilince süresinde temyiz edilmiştir. Serik 2.İcra Müdürlüğü'nün 2011/468 Esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; alacaklı davacı tarafından borçlu davalı aleyhine 3.888,10 TL asıl alacak 282,56 TL işlemiş faiz olmak üzere 4.170,66 TL üzerinden ilâmsız takip yapıldığı, ödeme emrinin borçluya 02.02.2011 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği ve borçlu davalının 07.02.2011 tarihli dilekçesi ile borca itiraz ettiği, itiraz üzerine takibin durdurulduğu ve 1 yıllık yasal süresi içerisinde itirazın iptâli davasının açıldığı anlaşılmıştır. Türk Medeni Kanununun 6. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi gereğince iddia eden, iddiasını ispat yükümlülüğü altındadır. Somut olayda davacı, davalı şirketin yükleniminde olan inşaat işinin hafriyatla ilgili işlerini yaptığını iddia etmekte, davalı ise duruşmaları takip etmeyerek HMK'nın 128. maddesi hükmü gereğince davayı inkâr savunmasında bulunmuş olmaktadır. Davacı, akdî ilişkiyi kanıtlamak zorundadır. Davacı taraf, davalının yüklendiği inşaat işinin hafriyatını yaptığını ve bedelin ödenmediğini iddia etmekte olduğundan iddiasını, müddeabihin miktarına göre 6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi hükmü gereği senetle ispat etmek zorunda olduğu şeklindeki mahkemenin kabulü doğrudur. Taraflar arasında akdî ilişkinin kurulduğunu ispat açısından, davacı taraf, HMK'nın 202. maddesinde ifadesini bulan yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir belgeye dayanması halinde ya da, aynı Kanunun 200/2. maddesi gereğince tanık dinlenmesine karşı tarafın açık muvafakatinin bulunması halinde tanık deliline dayanılabilinecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacı taraf dava dilekçesinde ve 04.04.2012 tarihli delil dilekçesinde veresiye fişleri ve faturalara dayanmakta olup, bu belgelere de davalı şirkete atfen atılmış imzalar bulunmaktadır. Bu belgelerdeki imzaların sıhhati ve bu belgelerin yazılı delil başlangıcı sayılıp sayılmayacağı hususları tartışılmadan tanıkla ispat yasağı bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılması gereken iş; davacı tarafça dayanılan veresiye fişlerinde davalı şirkete atfen atılan imzaların davalı şirketi bağlayıp bağlamayacağı hususu davalı şirket yetkilisinin 6100 sayılı HMK'nın 169 ve devamı maddeleri hükümleri gereğince isticvap edilmek suretiyle belirlenmeli ve buradan varılacak sonuca göre bu belgelerin HMK'nın 202. maddesi hükmü gereğince delil başlangıcı sayılıp sayılmayacağı değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 23.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2013/1846 E., 2013/3790 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 202
14. Hukuk Dairesi         2013/1846 E.  ,  2013/3790 K. * İNANÇ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL * İNANÇ SÖZLEŞMESİNİN İFA EDİLEBİLİRLİĞİ * TARIM ARAZİLERİNİN İFRAZI ŞARTLARI * İNANÇ SÖZLEŞMESİNİN ŞARTLARI VE İSPAT KÜLFETİ * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 188 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 202 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 225 * TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU (5403) Madde 8 "İçtihat Metni" Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.06.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 29.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. Maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; dosya içerisindeki 28.02.2006 tarihli “SÖZLEŞME” başlıklı belge ile dava konusu payın satın alındığı tarihte her ikisi adına pay tescilinin mümkün olmaması sebebiyle yarısının Nalan Alpüren'e ait olduğunu kabul eden davalı adına tescil yapıldığı, yine davalı tarafından bu yerin ileride satılması halinde yarı hisseye tekabül eden satış bedelinin de davacıya ait olduğu taahhüt edilerek, sözleşmenin davacı ve davalı tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. Davaya konu olayda, Dairemizin yukarıda açıklanan ilkelerinde ifade edildiği şekilde bir inanç sözleşmesinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu inanç sözleşmesi gereğince tapu iptali ve tescile karar verilebilmesi için davacının adına tescilini istediği payın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekir. Ancak; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 5578 sayılı Kanunla değişik 8. maddesi ile; Tarım arazileri, doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmış; belirlenen parsel büyüklüğünün mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamayacağı, tarım arazilerinin bu büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği, bölünemeyeceği veya küçük parsellere ayrılamayacağı, kural olarak tarım arazilerinin, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemeyeceği, bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu arazilerin ifraz edilemeyeceği, payların üçüncü şahıslara satılamayacağı, devredilemeyeceği veya rehnedilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle; yukarıda belirtilen bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinde oluşmuş hisselerin üçüncü şahıslara satılması devredilmesi yasaklanmakta olup bölünemez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin, paydaşlarının veya iştirakçilerinin tamamının birlikte katılımı ile üçüncü kişiye satışı yapılabilir, devredilebilir. Mahkemece, 28.02.2006 tarihli inanç sözleşmesine konu taşınmazın belirlenen tarımsal niteliğinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl veya İlçe Müdürlüğünden sorulup görüşü alındıktan sonra tescilin mümkün olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. 28.02.2006 tarihli sözleşmeye konu payın arazinin büyüklüğü itibariyle belirlenen tarımsal niteliğine göre satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde tapu iptali ve tescil davasının reddi, aksi halde kabul kararı verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 14.03.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Alt soy ve üst soy arasındaki işlemler II. Senetle ispatı gereken konuda delil başlangıcı bulunması III. Senede karşı taraflar arasındaki muvazaa iddiaları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yukarıdakilerden hangisi/hangileri senetle ispat zorunluluğunun istisnaları (tanık dinlenebilecek haller) arasında yer almamaktadır?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol