6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 203

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 203. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli. İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

65 karar eşleşti
13. Hukuk Dairesi, 2016/29858 E., 2019/4016 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
ye Ceza Mahkemesi'nin 2015/296 esas sayılı dosyası incelendiğinde davalının davacıya 20.000,00 TL'lik borcu olduğunu ikrar ettiği görülmüş olup aralarındaki akrabalık derecesi de dikkate alınarak senetle ispatın istisnalarının düzenlendiği HMK 203 maddesi gereğince borç ilişkisinin baldızı ile eşi arasında olduğu iddia edildiğinden tanıklar dinlenmiş olup tanık beyanlarından davalının bu miktarda
13. Hukuk Dairesi         2016/29858 E.  ,  2019/4016 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, davalının kız kardeşinin eşi olup ev alırken kendisinden 20.000,00 TL borç aldığını ancak ödemediğini, hakkında ... İcra Müdürlüğü'nün 2015/651 Esas sayılı dosyası ile başlattığı ilamsız icra takibine itirazda bulunması üzerine takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalının itirazının iptalini, icra takibinin devamını, davalının asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödenmesine mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davacıya herhangi bir borcunun olmadığını, ev alırken eşinin, kardeşi olan davacıdan 7.500,00TL emanet para aldığını, yani eşinin davacıya 7.500,00TL borcunun olduğunu, bu nedenle açılan davayı kabul etmediğini, açılan davanın reddini ayrıca davacının %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne, borçlunun haksız itirazının iptaline, icra takibinin kaldığı yerden devamına, asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava dosyası davalının ev alması sebebiyle eşinin kardeşi olan davacıdan borç aldığı ve ödemediği iddiasıyla davacının başlattığı icra takibine davalının süresi içerisinde itiraz etmesi üzerine davacı tarafından itirazın iptali talebine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafın dosyaya delil olarak sunduğu bu borç sebebiyle açılmış olan ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/296 esas sayılı dosyası incelendiğinde davalının davacıya 20.000,00 TL'lik borcu olduğunu ikrar ettiği görülmüş olup aralarındaki akrabalık derecesi de dikkate alınarak senetle ispatın istisnalarının düzenlendiği HMK 203 maddesi gereğince borç ilişkisinin baldızı ile eşi arasında olduğu iddia edildiğinden tanıklar dinlenmiş olup tanık beyanlarından davalının bu miktarda borcu satın aldığı evin borcu için aldığı kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin gerekçesinde davalının ikrarı olarak dayandığı ceza dosyası incelenmiş olmakla davalı sanığın dosyada alacak-borç ilişkisinin davacı ile kızkardeşi olan eşi arasında olduğunu beyan ettiği mahkemenin de kabulündedir. Davacı, eldeki davada davalıya ödünç para verdiğini iddia etmiş, davalı ise kendisinin böyle bir borç almadığını aksine davacının kardeşi olan eşiyle aralarında bu tarz bir ilişki olduğunu savunmak suretiyle inkarda bulunmuştur. Lehine hak iddia eden bunu ispatlamakla yükümlüdür. Davalı, karz ilişkisini inkar ettiğine göre karz ilişkisinin varlığını davacının kanıtlaması gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK 203 maddesinde senetle ispat zorunluluğunun istisnaları düzenlenmiş olup, altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde, tanık dinlenebileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Davacı ile davalının enişte-baldız olduğu anlaşılmakla, taraflar arasındaki ilişki HMK 203. maddesinde sayılanlardan değildir. O nedenle somut uyuşmazlıkta tanık dinlenemez. Davacı ibraz ettiği delillerle iddiasını kanıtlayamamış, yazılı bir delil sunmamıştır. Ne var ki, davacının delil listesinde yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davalıya yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2015/1417 E., 2016/5514 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
14. Hukuk Dairesi         2015/1417 E.  ,  2016/5514 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar tarafından, davalılar aleyhine 17.04.2013 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 24.06.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.05.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (Muhalif) K A R ŞI OY Davada, tarafların kök murisi adına kayıtlı bulunan taşınmazın, davacı kardeşlerin emek ve masraflarıyla alındığı ve imar edildiği ileri sürülerek tapu iptali ve tescil istenilmiş, mahkemece iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, inanç sözleşmesine dayalı bir davayla ilgili vermiş olduğu 29.01.2014 tarihli ve 2013/11-376 Esas, 2014/49 Karar sayılı hükmünün gerekçe bölümünde; "Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, inanç sözleşmeleri kaynağını mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almakta, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, ‘kötü niyetli ve haksız gizlemeler’ dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun ‘müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur’ hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İnançları Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Belirtilen İnançları Birleştirme kararının sonuç bölümü uyarınca; inanç sözleşmesi olarak anılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi yeterli görülmüş olup, inanç sözleşmesine dayalı iddiaların şekle bağlı olmayan, tarafların imzasını taşıyan yazılı belge ile kanıtlanabileceği, inançlı işleme konu belgenin, akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığına hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 23.05.1990 gün ve 1990/1-2002 E. 1990/315 K.; 17.10.1990 gün ve 1990/14-325 E. 1990/492 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/14-395 E. 2005/421 K.; 28.12.2005 gün ve 2005/14-677 E. 2005/774 K.; 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E., 2009/299 K. sayılı kararlarında da bu ilkeler benimsenmiş olup, bu kararlar, iyiniyet ve hakkaniyete ilişkin kuralların da hukukumuzun temeli olmasının bir sonucudur. İnanç sözleşmelerinin hukuki dayanağını anlattıktan sonra uyuşmazlığın çözümünde faydalı olacağı düşünüldüğünden ispat hukuku açısından da konuya bakılması gerekmektedir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre, inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 6. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmek zorundadır. İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunun 18. maddesi ile 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almakta olup, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi kural olarak ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Esasen, yazılı şeklin, kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle uygulamada, yine ispat vasıtası olarak yemin (mülga 1086 sayılı HUMK m. 337), ikrar ve kabul tarafı bağlayıcı kabul edilmiş, davanın (iddianın) kanıtlanabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, uygulama bununla da yetinmemiş, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ve vakıaların tamamlayıcı kanıtlarla (mülga 1086 sayılı HUMK.m.292), inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayabileceğini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E. 2009/299 K.; 14.07.2010 gün ve 2010/14-394 E. 2010/395 K. ile 15.04.2011 gün ve 2011/13-14 E. 2011/189 K. sayılı kararları). Buna göre, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı halinde; yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi ‘tanık’ dahil her türlü delille ispat edilebilir.", Açıklamalarına yer verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu bu kararında, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç ilişkisinin kural olarak, ancak yazılı delille ispatlanabileceğini; bununla birlikte, ispat vasıtası olarak yemin, ikrar ve kabulün de tarafları bağlayacağını kabul etmiştir. Bilindiği gibi, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 1- "İspat hakkı" kenar başlıklı 189. maddesinin üçüncü fıkrasında, "(3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.", 2- "Kanunda düzenlenmemiş deliller" kenar başlıklı 192. maddesinde, "(1) Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.", 3- "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesinde, "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.", 4- "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" kenar başlıklı 201. maddesinde, "(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.", 5- "Delil başlangıcı" kenar başlıklı 202. maddesinde, "(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.", 6- "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" kenar başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde, "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.", Hükümlerine yer verilmiştir. Kanunlarımızda, inançlı işlemi ve inanç sözleşmesini doğrudan düzenleyen bir hükme yer verilmediği gibi ispatına ilişkin özel bir hükme de yer verilmemiştir. 6100 sayılı Kanunun 189. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. Bu hüküm uyarınca, bir hususun belirli bir delille ispatını ancak kanun hükmü emredebilir. İçtihadı birleştirme kararı kanuna aykırı olamayacağına göre, içtihadı birleştirme kararıyla bir hususun belirli delillerle ispatının şart koşulduğu kabul edilemez. Öte yandan, uyuşmazlığın çözümünde dayanak yapılan İçtihadı Birleştirme Kararı, konusuyla sınırlı, gerekçesiyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla görülmekte olan benzer davalar için bağlayıcıdır. 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Benzer davalar için bağlayıcı olan bu içtihadı birleştirme kararı, tarafları kardeş olan bu dava için bağlayıcı olamayacaktır. Bu kapsamda uyuşmazlığın (inanç ilişkisinin) ispatında uygulanacak hukuk kuralında yasal anlamda bir boşluğun bulunduğundan bahsedilemeyeceği gibi HMK’nın 203. maddesinin açık ve anlaşılabilir düzenlemesi karşısında anılan İBK’nın mahkemenin anladığı anlamda uygulanmasını gerektirir hiçbir hukuki gerekçe bulunmamaktadır. Yerel mahkeme kararıyla, davanın taraflarının kardeş oldukları nazara alınmadan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verildiği, inançlı işlemin ispatında aranan yazılı delilin geçerlilik koşulu gibi değerlendirildiği, ispat hukukuna ilişkin hükümlerin ise nazara alınmadığı ve yazılı belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Davaya konu inançlı işlemin, kardeşler arasında yapıldığı iddia olunduğuna göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak çözülmesi gerekir. Eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yerel mahkeme kararının bozulması yönünde karşı oy kullanılmıştır.
14. Hukuk Dairesi, 2015/16432 E., 2016/3261 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
14. Hukuk Dairesi         2015/16432 E.  ,  2016/3261 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.09.2014 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 02.07.2015 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle tayin olunan 15.03.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.03.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, davalı adına kayıtlı bulunan...İli,.... İlçesi,... Köyü... ada... parseldeki.. no'lu bağımsız bölüm,....İlçesi,... Köyü...parseldeki ... no'lu bağımsız bölüm ile Büyükçekmece İlçesi,.... parseldeki 8 no'lu bağımsız bölümün satış bedelinin davacı tarafından karşılandığı, kardeş olan davacı ve davalı arasında inanç sözleşmesi bulunduğu iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Mahkemece, davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil olduğuna, yerleşik Yargıtay İçtihatları gereğince inanç sözleşmesinin tarafları kardeş olsalar dahi yazılı delille ispatlanabileceğine, davacının iddialarını yazılı bir belgeyle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine; davalı ile ... şirketi arasında yapıldığı belirtilen taşınmaz satış sözleşmesi gereğince davacının ödediği iddia olunan 21.400,00 TL'nin şirket tarafından davacıya iadesine yönelik taleple ilgili olarak, davada taraf olmayan kişi yönünden hüküm kurulması mümkün olmadığından bu talebin de reddine karar verilmiştir. Davacı, 07.09.2015 havale tarihli temyiz dilekçesinde özetle, eksik inceleme nedeniyle karar verildiğinden hükmün bozulmasını talep etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, inanç sözleşmesine dayalı bir davayla ilgili vermiş olduğu 29.01.2014 tarihli ve 2013/11-376 Esas, 2014/49 Karar sayılı hükmünün gerekçe bölümünde; "Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, inanç sözleşmeleri kaynağını mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almakta, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, ‘kötü niyetli ve haksız gizlemeler’ dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun ‘müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur’ hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İnançları Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Belirtilen İnançları Birleştirme kararının sonuç bölümü uyarınca; inanç sözleşmesi olarak anılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi yeterli görülmüş olup, inanç sözleşmesine dayalı iddiaların şekle bağlı olmayan, tarafların imzasını taşıyan yazılı belge ile kanıtlanabileceği, inançlı işleme konu belgenin, akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığına hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 23.05.1990 gün ve 1990/1-2002 E. 1990/315 K.; 17.10.1990 gün ve 1990/14-325 E. 1990/492 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/14-395 E. 2005/421 K.; 28.12.2005 gün ve 2005/14-677 E. 2005/774 K.; 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E., 2009/299 K. sayılı kararlarında da bu ilkeler benimsenmiş olup, bu kararlar, iyiniyet ve hakkaniyete ilişkin kuralların da hukukumuzun temeli olmasının bir sonucudur. İnanç sözleşmelerinin hukuki dayanağını anlattıktan sonra uyuşmazlığın çözümünde faydalı olacağı düşünüldüğünden ispat hukuku açısından da konuya bakılması gerekmektedir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre, inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun 6. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmek zorundadır. İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunun 18. maddesi ile 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almakta olup, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi kural olarak ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Esasen, yazılı şeklin, kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle uygulamada, yine ispat vasıtası olarak yemin (mülga 1086 sayılı HUMK m. 337), ikrar ve kabul tarafı bağlayıcı kabul edilmiş, davanın (iddianın) kanıtlanabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, uygulama bununla da yetinmemiş, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ve vakıaların tamamlayıcı kanıtlarla (mülga 1086 sayılı HUMK.m.292), inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayabileceğini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E. 2009/299 K.; 14.07.2010 gün ve 2010/14-394 E. 2010/395 K. ile 15.04.2011 gün ve 2011/13-14 E. 2011/189 K. sayılı kararları). Buna göre, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı halinde; yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi ‘tanık’ dahil her türlü delille ispat edilebilir.", Açıklamalarına yer verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu bu kararında, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç ilişkisinin kural olarak, ancak yazılı delille ispatlanabileceğini; bununla birlikte, ispat vasıtası olarak yemin, ikrar ve kabulün de tarafları bağlayacağını kabul etmiştir. Bilindiği gibi, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 1- "İspat hakkı" kenar başlıklı 189. maddesinin üçüncü fıkrasında, "(3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.", 2- "Kanunda düzenlenmemiş deliller" kenar başlıklı 192. maddesinde, "(1) Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.", 3- "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesinde, "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.", 4- "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" kenar başlıklı 201. maddesinde, "(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.", 5- "Delil başlangıcı" kenar başlıklı 202. maddesinde, "(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.", 6- "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" kenar başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde, "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.", Hükümlerine yer verilmiştir. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde dayanak yapılan 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında mevcudiyeti aranan yazılı delil, inançlı işlemin ispatına yönelik olup, inançlı işlemin geçerliliğine ilişkin değildir. İçtihadı Birleştirme Kararları, uygulamaları bir esasta toplamak, yanlış uygulamalara meydan vermemek ve Türk Medeni Kanununun 1/1. maddesi uyarınca kanundaki bir boşluğu doldurmak için benimsenmiştir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 12/06/1969 gün ve 38/34 sayılı kararında da belirtildiği gibi; “İçtihadı birleştirme kararı, o zamana değin hukuk alanında hukuk kuralı olarak bulunmayan yeni bir kural koymayı erek edinmiş olan bir hukuk işlemi değildir. Gerçekten, istem konusu yasa hükmü incelendiğinde görülür ki bir olayda uygulanacak olan hukuk kuralının hangisi olduğu yönünde verilen kararlar arasında çelişmeye düşülmesi veya bir olayda uygulanacak olan bir hukuk kuralının başka başka dâvalarda değişik biçimde yorumlanarak uygulanması söz konusu olur ise, ortaya atılan hukuk görüşlerinden hangisinin hukuka uygun bulunduğunu belirtmek üzere içtihadı birleştirme kararı verilmesi yoluna gidilir. Demek ki içtihadı birleştirme kararı, belli bir olay için yeni bir hukuk kuralı koymak ereği ile değil, ancak ve ancak belli bir olaya uygulanacak yasanın veya nesnel nitelikte, olan tüzük ve yönetmelik kuralları gibi öbür hukuk kurallarından hangisinin, hangi anlamda uygulanacağım saptamak için verilir.” Kanunlarımızda, inançlı işlemi ve inanç sözleşmesini doğrudan düzenleyen bir hükme yer verilmediği gibi ispatına ilişkin özel bir hükme de yer verilmemiştir. 6100 sayılı Kanunun 189. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. Bu hüküm uyarınca, bir hususun belirli bir delille ispatını ancak kanun hükmü emredebilir. İçtihadı birleştirme kararı kanuna aykırı olamayacağına göre, içtihadı birleştirme kararıyla bir hususun belirli delillerle ispatının şart koşulduğu kabul edilemez. Öte yandan, uyuşmazlığın çözümünde dayanak yapılan İçtihadı Birleştirme Kararı, konusuyla sınırlı, gerekçesiyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla görülmekte olan benzer davalar için bağlayıcıdır. 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Benzer davalar için bağlayıcı olan bu içtihadı birleştirme kararı, tarafları kardeş olan bu dava için bağlayıcı olamayacaktır. Bu kapsamda uyuşmazlığın (inanç ilişkisinin) ispatında uygulanacak hukuk kuralında yasal anlamda bir boşluğun bulunduğundan bahsedilemeyeceği gibi HMK’nın 203. maddesinin açık ve anlaşılabilir düzenlemesi karşısında anılan İBK’nın mahkemenin anladığı anlamda uygulanmasını gerektirir hiçbir hukuki gerekçe bulunmamaktadır. Yerel mahkeme kararıyla, davanın taraflarının kardeş oldukları nazara alınmadan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verildiği, inançlı işlemin ispatında aranan yazılı delilin geçerlilik koşulu gibi değerlendirildiği, ispat hukukuna ilişkin hükümlerin ise nazara alınmadığı ve yazılı belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Davaya konu inançlı işlemin, kardeşler arasında yapıldığı iddia olunduğuna göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak çözülmesi gerekir. Açıklanan gerekçelerle, 96, 3048 ve 3654 parsel sayılı taşınmazlardaki dava konusu bağımsız bölümler yönünden yerel mahkemenin hukuka aykırı kararı bozulması gerekirken, onanmasına yönelik Sayın çoğunluğa katılamıyoruz.
14. Hukuk Dairesi, 2015/12229 E., 2016/3107 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKaracasu Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
14. Hukuk Dairesi         2015/12229 E.  ,  2016/3107 K. "İçtihat Metni" T.C. YARGITAY 14. Hukuk Dairesi ESAS NO : 2015/12229 KARAR NO : 2016/3107 Y A R G I T A Y İ L A M I MAHKEMESİ : Karacasu Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 18/02/2014 NUMARASI : 2011/40-2014/52 DAVACI : .... DAVALILAR : .... v.d. Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.04.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 18.02.2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Davacı vekili, müvekkilinin annesi ... .... murisinden intikal eden taşınmazla ilgili ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan satışta, annelerinin 1/4 miras payını göstererek ihaleye girdiklerini, kardeşi Hatice ile birlikte ihale bedelini ödediklerini, ancak taşınmazın annelerinin üzerine tescil edildiğini, kardeşiyle aralarında fiilen taksim edip o günden beri kullandıklarını ancak annelerinin ölümünden sonra elbirliği şeklinde ortak olduğu diğer mirasçıların hak ve talep edebileceğini öngörmediğini, bu nedenle annesi ... ... adına tapuda kayıtlı olan taşınmazın iktisap tarihinden beri kullanmakta olduğu 6.820 m2'lik kısmın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davacının hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılan parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) "delil başlangıcı" niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK'nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir. Somut olayda ise davacı, her ne kadar taşınmaza murisi annesinin sağlığında, ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan ihalede, taşınmazın yarı bedelini ödeyerek annesi adına tescil ettirdiğini ileri sürmüş ise de bu hususu yazılı delille kanıtlayamamıştır. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de hüküm sonucu esas bakımından usul ve yasaya uygun olduğundan, HUMK'nın 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesinin değiştirilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde değiştirilerek ve DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.03.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, tarafların murisi .... ... adına kayıtlı bulunan .... İlçesi .... parsel sayılı 15.500 m2 miktarlı taşınmazın, 1/4 payının murise miras yoluyla intikal ettiği, 3/4 payının ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi üzerine 3/4 payın bedeli taraflardan ... ve .... tarafından karşılanmak suretiyle muris Seher adına tescil edildiği, davacının ödediği bedele karşılık 6.820 m2'lik kısmı yapılan fiili taksime göre uzun yıllardır kullandığı ve bu durumun taraflarca en başından itibaren bilindiği iddiasıyla inanç sözleşmesi hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Mahkeme, davayı muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirerek davayı hukuki yarar yokluğundan reddetmiştir. Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime ait olduğundan, dava dilekçesindeki açıklamalara göre davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptal davası olduğu kabul edilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirdi. Davacı vekili 12.11.2014 havale tarihli temyiz dilekçesinde özetle, tapu iptal ve tescil taleplerini reddeden mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir. Sayın çoğunluk, davanın hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle reddini doğru bulmamış, davanın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil olduğunu ve yazılı delille ispatlanamadığını gerekçe göstererek hükmün gerekçesini düzelterek onamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, inanç sözleşmesine dayalı bir davayla ilgili vermiş olduğu 29.01.2014 tarihli ve 2013/11-376 Esas, 2014/49 Karar sayılı hükmünün gerekçe bölümünde; "Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, inanç sözleşmeleri kaynağını mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi ile 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararından almakta, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun'un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır. Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, 'kötü niyetli ve haksız gizlemeler' dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu'nun 'müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur' hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna, hükmolunmuştur. İnançları Birleştirme Kararlarının konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Belirtilen İnançları Birleştirme kararının sonuç bölümü uyarınca; inanç sözleşmesi olarak anılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi yeterli görülmüş olup, inanç sözleşmesine dayalı iddiaların şekle bağlı olmayan, tarafların imzasını taşıyan yazılı belge ile kanıtlanabileceği, inançlı işleme konu belgenin, akit tarihinden önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığına hükmedilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 23.05.1990 gün ve 1990/1-2002 E. 1990/315 K.; 17.10.1990 gün ve 1990/14-325 E. 1990/492 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/14-395 E. 2005/421 K.; 28.12.2005 gün ve 2005/14-677 E. 2005/774 K.; 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E., 2009/299 K. sayılı kararlarında da bu ilkeler benimsenmiş olup, bu kararlar, iyiniyet ve hakkaniyete ilişkin kuralların da hukukumuzun temeli olmasının bir sonucudur. İnanç sözleşmelerinin hukuki dayanağını anlattıktan sonra uyuşmazlığın çözümünde faydalı olacağı düşünüldüğünden ispat hukuku açısından da konuya bakılması gerekmektedir. İnançlı işlemi doğrudan düzenleyen bir kanun hükmü bulunmadığından, ispatı hakkında da kanunlarımızda bir hüküm yer almış değildir. İnançlı işlemin ana unsurları, inanç sözleşmesi ve kazandırıcı işlem (hakkın devri işlemi) nasıl özel bir şekle bağlı değilse, inançlı işlemin ispatında da, kural olarak özel bir biçim koşulunun aranmaması, inançlı işlemin ispatında genel hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre, inançlı işlem nedeniyle iade, tazminat veya sözleşmenin feshini isteyen taraf 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesi uyarınca iddiasını ispat etmek zorundadır. İnanç sözleşmeleri kaynağını Borçlar Kanunun 18. maddesi ile 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almakta olup, sözü edilen bu karar uyarınca inanç ilişkisi kural olarak ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Esasen, yazılı şeklin, kanıtlama aracı olduğu ilkesinden hareketle uygulamada, yine ispat vasıtası olarak yemin (mülga 1086 sayılı HUMK m. 337), ikrar ve kabul tarafı bağlayıcı kabul edilmiş, davanın (iddianın) kanıtlanabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, uygulama bununla da yetinmemiş, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belge ve vakıaların tamamlayıcı kanıtlarla (mülga 1086 sayılı HUMK.m.292), inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayabileceğini kabul etmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 01.07.2009 gün ve 2009/13-222 E. 2009/299 K.; 14.07.2010 gün ve 2010/14-394 E. 2010/395 K. ile 15.04.2011 gün ve 2011/13-14 E. 2011/189 K. sayılı kararları). Buna göre, inanç ilişkisinin varlığını kabul edebilmek için açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek, karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belgenin varlığı halinde; yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge varsa, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi ‘tanık’ dahil her türlü delille ispat edilebilir.", Açıklamalarına yer verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu bu kararında, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inanç ilişkisinin kural olarak, ancak yazılı delille ispatlanabileceğini; bununla birlikte, ispat vasıtası olarak yemin, ikrar ve kabulün de tarafları bağlayacağını kabul etmiştir. Bilindiği gibi, 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun; 1- "İspat hakkı" kenar başlıklı 189. maddesinin üçüncü fıkrasında, "(3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz.", 2- "Kanunda düzenlenmemiş deliller" kenar başlıklı 192. maddesinde, "(1) Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğunu öngörmediği hâllerde, Kanunda düzenlenmemiş olan diğer delillere de başvurulabilir.", 3- "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesinde, "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.", 4- "Senede karşı tanıkla ispat yasağı" kenar başlıklı 201. maddesinde, "(1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.", 5- "Delil başlangıcı" kenar başlıklı 202. maddesinde, "(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.", 6- "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" kenar başlıklı 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde, "(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.", Hükümlerine yer verilmiştir. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde dayanak yapılan 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında mevcudiyeti aranan yazılı delil, inançlı işlemin ispatına yönelik olup, inançlı işlemin geçerliliğine ilişkin değildir. İçtihadı Birleştirme Kararları, uygulamaları bir esasta toplamak, yanlış uygulamalara meydan vermemek ve Türk Medeni Kanununun 1/1. maddesi uyarınca kanundaki bir boşluğu doldurmak için benimsenmiştir. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 12/06/1969 gün ve 38/34 sayılı kararında da belirtildiği gibi; “İçtihadı birleştirme kararı, o zamana değin hukuk alanında hukuk kuralı olarak bulunmayan yeni bir kural koymayı erek edinmiş olan bir hukuk işlemi değildir. Gerçekten, istem konusu yasa hükmü incelendiğinde görülür ki bir olayda uygulanacak olan hukuk kuralının hangisi olduğu yönünde verilen kararlar arasında çelişmeye düşülmesi veya bir olayda uygulanacak olan bir hukuk kuralının başka başka dâvalarda değişik biçimde yorumlanarak uygulanması söz konusu olur ise, ortaya atılan hukuk görüşlerinden hangisinin hukuka uygun bulunduğunu belirtmek üzere içtihadı birleştirme kararı verilmesi yoluna gidilir. Demek ki içtihadı birleştirme kararı, belli bir olay için yeni bir hukuk kuralı koymak ereği ile değil, ancak ve ancak belli bir olaya uygulanacak yasanın veya nesnel nitelikte, olan tüzük ve yönetmelik kuralları gibi öbür hukuk kurallarından hangisinin, hangi anlamda uygulanacağım saptamak için verilir.” Kanunlarımızda, inançlı işlemi ve inanç sözleşmesini doğrudan düzenleyen bir hükme yer verilmediği gibi ispatına ilişkin özel bir hükme de yer verilmemiştir. 6100 sayılı Kanunun 189. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. Bu hüküm uyarınca, bir hususun belirli bir delille ispatını ancak kanun hükmü emredebilir. İçtihadı birleştirme kararı kanuna aykırı olamayacağına göre, içtihadı birleştirme kararıyla bir hususun belirli delillerle ispatının şart koşulduğu kabul edilemez. Öte yandan, sayın çoğunluğun uyuşmazlığın çözümüne dayanak gösterdiği İçtihadı Birleştirme Kararı, konusuyla sınırlı, gerekçesiyle açıklayıcı ve sonuçlarıyla görülmekte olan benzer davalar için bağlayıcıdır. 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı muhtevasına göre inançlı işlemin, 6100 sayılı Kanunun 203. maddesinin birinci fıkrasının "a" bendinde sayılan altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasında gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Benzer davalar için bağlayıcı olan bu içtihadı birleştirme kararı, tarafları kardeş olan bu dava için bağlayıcı olamayacaktır. Bu kapsamda uyuşmazlığın (inanç ilişkisinin) ispatında uygulanacak hukuk kuralında yasal anlamda bir boşluğun bulunduğundan bahsedilemeyeceği gibi HMK'nın 203. maddesinin açık ve anlaşılabilir düzenlemesi karşısında anılan İBK'nın uygulanmasını gerektirir hukuki bir gerekçe bulunmamaktadır. Öte yandan, yerel mahkeme uyuşmazlığı inanç ilişkisi kapsamında değerlendirmemiş, gerekçede yer alan “Davacının taşınmaz bedelini tamamını ödemesinin ve alınan yeri bu zamana kadar kendisinin kullanmasının da tapu iptal tescil davası açılmasına yeterli ve gerektirir sebepler olmadığı açıktır. Bu iddiaların mirasçılar arasında ileride görülmesi muhtemel ortaklığın giderilmesi davası veya fiili taksim sırasında dile gerilerek edilinecek kanaat doğrultusunda, taksimatın yapılması yoluna gidilmesi gerekmektedir. Bu ise her zaman mümkündür. Bu da davacının tapu iptal tescil davasını açmasını gerektirir hukuksal yararın bulunmadığını ortaya çıkarmaktadır.” ifadesiyle davayı, hukuki yararı bulunmadığından reddetmiştir. Davaya konu inançlı işlemin, muris anne, baba, oğul ve kardeşler arasında yapıldığı anlaşıldığına göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak çözülmesi amacıyla bozulması gerekirken, gerekçesi düzeltilerek onanmasına yönelik Sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2023/1097 E., 2024/4785 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ların anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğinin davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, dosya kapsamı itibariyle davacının bononun anlaşmaya aykırı düzenlendiği ve borcun bulunmadığı yönündeki iddiasını yazılı delillerle kanıtlayamadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 203 üncü maddesinde senetle ispat zorunluluğuna istisnalar getirildiği, bu istisnalardan birinin a
11. Hukuk Dairesi         2023/1097 E.  ,  2024/4785 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1353 Esas, 2022/1758 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Tekirdağ 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2018/233 E., 2018/450 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğünün 2018/5943 E. sayılı dosyası ile başlattığı icra takibinde 120.000,00 TL bedelli, üzerinde nakden yazan, 10.04.2015 tanzim tarihli bonoyu borcun sebebi gösterdiğini, müvekkilinin bu tarihte böyle bir para almasının açıklaması bulunmadığını, davalının müvekkilinin eski eşinin annesi olduğunu, anılan tarihin davacının eşi ile arasının açık olup evden uzaklaştığı döneme tekabül ettiğini, bir kimsenin boşanmakta olan kızının kocasına para vermesinin mantık sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, bononun uzun yıllan önce müvekkilinin kandırılması sonucu boş imzalatıldığını, boşanma sonrası kötü niyetle doldurulduğunu ileri sürerek davacının 120.000,00 TL borçlu olmadığının tespitini, Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğünün 2018/5943 E. sayılı icra takibinin iptalini, kötü niyet tazminatının tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; boş bırakılan yerlerin anlaşmaya aykırı doldurulduğu yönündeki iddianın davacı tarafından ispatlanması gerektiğini, senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesinin kabul edildiğini ileri sürerek davanın reddini, %20 oranından az olmamak üzere tazminatın tahsilini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bononun bağımsız borç ikrarını içerdiği, bir illete bağlı olmaksızın sebepten mücerret olduğu, kural olarak senedin bedelsizliğini ileri sürenin ispatlaması gerektiği, bononun yasada öngörülen zorunlu şekil şartları dışında diğer kısımların boş olarak doldurulup düzenlenebileceği, tedavüle çıkarılırken doldurulmuş olması halinde doldurulan kısımların anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğinin davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, dosya kapsamı itibariyle davacının bononun anlaşmaya aykırı düzenlendiği ve borcun bulunmadığı yönündeki iddiasını yazılı delillerle kanıtlayamadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 203 üncü maddesinde senetle ispat zorunluluğuna istisnalar getirildiği, bu istisnalardan birinin aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde düzenlenen altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ile damat arasındaki işlemlerde senetle ispat zorunluluğunun bulunmadığının ifade edildiği, bu fıkrada sayılan kişilerin kendi aralarında yaptıkları işlemleri senede bağlamış iseler bu durumda yakın akrabalık ilişkisi bulunsa bile iddialarını ancak yazılı delillerle ispatlanabileceği, dava konusu uyuşmazlıkta tarafların damat- kaynana hısımlılık ilişkisi varsa da icra takibine dayanak senedin kambiyo senedi olan bono olmasından dolayı davacının iddialarını yazılı delillerle kanıtlanması gerektiği, icra takibinde vezneye yatan paranın tedbiren alacaklıya ödenmemesine dair 20.06.2018 tarihli ihtiyati tedbir kararı verildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince davanın alacaklı lehine bittiği ve alacaklının alacağına kavuşmasının tedbir yoluyla geciktirildiği, tazminat talebinin kabul edildiği gerekçesiyle davanın reddine, 24.000,00 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin böyle bir para almadığını, borcu kabul etmediğini, boşanma arifesindeki davacının kayınvalidesinden böyle büyük bir miktarı elden almasının mantık sınırları dahilinde düşünülemeyeceği, bononun uzun yıllar önce kandırma suretiyle ve boş olarak imzalattırıldığı, delil başlangıcının bulunması halinde tanık dinlenebileceği ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Kanun’un 200 üncü maddesi gereğince senetle ispat zorunluluğu bulunduğu, aynı Kanun’un 203 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereği eski kayın valide ve eski damat arasında görülen davada senede bağlanan alacak mevcut olduğundan senetle ispat kuralı geçerliliğini devam ettirdiği, dava konusu bononun kanuni şartları taşır vaziyette davacı keşideci tarafından imzalanarak nakden kaydı ile usule uygun olarak düzenlenip davalıya verildiği, senette mücerretlik ilkesinin geçerliliği karşısında davacının, davalının kızı olan dava dışı kişi ile arasındaki boşanma davasının varlığının işbu senedin düzenlenmesine mani nitelikte olduğunu ileri süremeyeceği, imza inkârında bulunulmadığı gibi senedin verilme sebebine ve senedin anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğuna dair davacının soyut iddialarının bulunduğu, davacının bononun bedelsiz kaldığını yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin böyle bir para almadığını, borcu kabul etmediğini, boşanma arifesindeki davacının kayınvalidesinden böyle büyük bir miktarı elden almasının mantık sınırları dahilinde olamayacağını, bononun uzun yıllar önce kandırma suretiyle ve boş olarak imzalattırıldığı, ticaretle uğraşmayan müvekkilinden basiretli bir tacir gibi davranmasının beklenemeyeceğini, delil başlangıcının bulunması halinde tanık dinlenebileceği ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 203 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Her ne kadar davacı dava dilekçesinde tedbir talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince de 20.06.2018 tarihli kararla “Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin 18.000,00 TL teminat yatırıldığı takdirde veya 18.000,00 TL değerinde kesin ve süresiz teminat mektubu sunulduğu takdirde Tekirdağ 2. İcra Dairesi'nin 2018/5943 İcra sayılı dosyasında icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine” yönünde karar verilmişse de 19.10.2018 tarihli ön inceleme duruşmasında davacının ihtiyati tedbir talebinin %15 teminat ile icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine ilişkin karar verildiği, teminat şartının yerine getirilmediğinin anlaşıldığı hususu tutanağa bağlanmış, dosyaya fiziken gönderilen Tekirdağ 2. İcra Müdürlüğü'nün 2018/5943 E. sayılı dosyası içinde de tedbir kararının işleme konulduğuna dair bir belgeye rastlanmamıştır. Bu durumda 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç aldığından söz edilemeyeceğinden anılan fıkra uyarınca davalı yararına tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinin hükümden tamamen çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Otomobil tutkunu Ceyda, çok istediği klasik bir aracı satın almak için 250.000 TL'ye ihtiyaç duymaktadır. Finansal durumu kredi çekmeye uygun olmayan Ceyda, ablası Derya'dan yardım ister. Derya, borsadaki hisselerini satarak elde ettiği 250.000 TL'yi, ileride geri ödemesi koşuluyla Ceyda'ya verir. Aralarındaki yakın akrabalık ilişkisine güvenerek herhangi bir yazılı sözleşme yapmazlar. Ceyda aracı satın alır ancak aradan bir yıl geçmesine rağmen borcunu ödemez. Bunun üzerine Derya, Ceyda'ya karşı alacağının tahsili için dava açar. Bu hukuki uyuşmazlığa ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Derya'nın parayı hisse senedi satışından elde etmiş olması, alacak davasının dinlenebilmesi için ön şarttır ve bu durumun mutlaka yazılı delillerle kanıtlanması gerekir.
B) Taraflar arasındaki borç ilişkisinin değeri kanuni sınırı aştığı için, Derya'nın iddiasını yazılı bir delil olmadan ispatlaması hukuken olanaksızdır.
C) Derya, abla-kardeş arasındaki bu hukuki işleme ilişkin iddiasını tanık dinleterek ispat etme hakkına sahiptir.
D) Bu davada ispat yükü ters dönmüş olup, Ceyda borçlu olmadığını ispat etmekle yükümlüdür.
E) Borç ilişkisi bir taşıt alımına yönelik olduğundan, aralarındaki ödünç sözleşmesinin de resmi şekilde yapılması gerekirdi.

Bu maddeyle ilgili 11 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol