Hukuk Muhakemeleri Kanunu 204. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 204- (1) İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar.
(2) İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar.
(3) Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.
Adi senetlerin ispat gücü
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
33 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/3968 E., 2024/2365 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ve 204 üncü maddeleri,
3. Hukuk Dairesi 2023/3968 E. , 2024/2365 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/624 E., 2022/1852 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/850 E., 2020/1144 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; ... numaralı aboneliğin müvekkili adına kayıtlı olmasına rağmen 21.07.2017 tarihinde düzenlenen kaçak elektrik tutanağına istinaden aleyhinde 93.917,72 TL borç tahakkuku yapıldığını, 20.12.2017 tarihinde ise tekrar düzenlenen kaçak elektrik tutanağına istinaden 41.748,85 TL borç tahakkuku ettirildiğini, 07.07.2017 tarihinde abonelik veren davalı şirketin kaçak işlemi yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca bu işlemden sonra sayacın değişeceğinin belirtilmesine rağmen haksız olarak işlem uygulandığını, müvekkilinin kaçak elektrik kullanmadığını ileri sürerek; kaçak tutanak bedeli olan 156.623,37 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının Ceylanpınar İlçesi Büyükçaylı Köyünde tarımsal sulama trafosunda sayaçsız ve abonesiz kaçak elektrik kullandığının ve trafo koordinatı ile ekili ürünlerin olduğunun tespit edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 20.12.2017 tarihli kaçak tutanağının usulüne uygun olduğu, davacının kaçak usulsüz elektrik kullanması nedeniye yürürlükte olan mevzuat hükümleri ve dosyada yer alan verilere göre, davalı şirkete 20.12.2017 tarihli M/040926 seri numaralı kaçak usulüz elektrik tespit tutanağına istinaden ödemesi gereken tutarın 5.772,08 TL olarak belirlendiği, 21.07.2017 tarihli kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağında taşınmazda hangi ürünün ekili olduğunun belirtilmediği, davacı adına 2017 yılına ait herhangi bir ÇKS kaydının bulunmadığı, davalı şirket müzekkere yazılarak dava konusu kaçak tespit tutanaklarına yer alan tutanak mümzilerinin isim ve kimlik bilgilerinin bildirilmesinin ve bir sonraki duruşma gün ve saatinde hazır edilmesinin istendiği, tutanak mümzileri hazır edilmediği takdirde dinletmekten vazgeçmiş sayılacağının mevcut durum itibariyle karar verileceğinin müzekkereye şerh olunduğu, yazılan müzekkereye cevap verilmediği, bu nedenle davacının davalı şirkete 21.07.2017 tarihli ve L 070754 seri numaralı kaçak usulsüz elektrik tespit tutanağına istinaden borçlu olmadığının ve 20.12.2017 tarih M 040926 seri numaralı kaçak usulsüz elektrik tespit tutanağına istinaden 35.976,77 TL'lik miktar bakımından borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; müvekkilinin 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanan Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ve bu yönetmelikteki hükümlere göre enerji dağıtımı yaptığını, dava konusu olayda; müvekkili şirket tarafından dava konusu kaçak tespiti sonrası yapılan tahakkuk, davacı tarafından tahakkuka itiraz ve sonrasında tahakkukun düzeltilmesi şeklinde cereyan ettiğini, ancak davacının tahakkukun düzeltilmesi ve kendisine tebliğini beklemeksizin dava açma yoluna gittiğini, bu bakımdan dava tarihinden önce dava konusu işlemin düzeltilmiş olması sebebiyle davanın reddi veya talep hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekirken ıslah edilip indirim yapılan miktar kadar davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili şirketin elemanlarınca davacıya ait tarımsal sulama tesisinde yapılan kontrolde şahsın tarımsal sulama trafosunda abonesiz ve sayaçsız olarak kaçak elektrik kullandığının tespit edildiğini, kaçak kullanımın görevli personelce tutulan tutanaklar ve fotoğraflarla sabit olduğunu, davacıya L-70754 ve M-40926 seri nolu kaçak tespit tutanağı tutulduğunu, davacıya ait tarımsal sulama tesisinde ve meskende yapılan denetimlerde kaçak elektrik enerjisi kullanımının kuşkuya yer vermeyecek derecede kesin ve sabit olduğunu, Yargıtay İçtihatları gereğince kaçak tutanaklarının aksi sabit oluncaya kadar resmi belge gibi geçerli olduğunu, kaçak tutanağının aksini iddia eden davacının bunu resmi belgeler ile ispatlaması gerektiğini, ayrıca Mahkeme dosyanın yeni üçlü bilirkişiye gönderilmesini talep ettiklerini ancak taleplerinin göz ardı edildiğini ve eksik inceleme neticesinde karar verildiğini, yapılan hesaplamanın yasal olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu 21.07.2017 tarihli ve L/070754 seri nolu kaçak tutanağının davacı hakkında düzenlendiği, davacının abonesiz ve sayaçsız kaçak elektrik kullandığının tespit edildiği, kaçak kullanıma ilişkin fotoğrafların tutanağa eklendiği, bu tutanağa dayalı olarak 93.917,72 TL tahakkuk yapıldığı; yine 20.12.2017 tarihli ve M/040926 seri nolu kaçak tutanağında ise ekili ürünün buğday olduğu, bu tutanağa dayalı olarak 41.748,85 TL tahakkuk yapıldığı, her ne kadar Mahkemece kaçak tutanağının aksinin ispat yükünün davacıya ait olduğu gerekçesi doğru değil ise de; 21.07.2017 tarihli ve L/070754 seri nolu kaçak elektrik tutanağında ekili ürünün belirtilmemesi ve davacıya ait ÇKS kaydının olmaması sebebi ile kaçak elektrik kullanıldığının davalı tarafından ispatlanamadığı tespitini içeren raporun hüküm kurmaya elverişli ve taraf denetimine açık olduğu anlaşıldığından hükme esas alınmasında bir isabetsizlik görülmediği, 20.12.2017 tarihli ve M/040926 seri nolu kaçak tutanağı yönünden yapılan incelmede ise hesaplamanın kaçak elektrik tahakkukuna ilişkin dönemde yeterli yağış olmamasına göre yapılması karşısında incelemeye konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kaçak elektrik tahakkukundan kaynaklı menfi tespit talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ve 204 üncü maddeleri,
3. 08.05.2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Enerji Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'nin "Kaçak elektrik enerjisi tüketimi" kenar başlıklı 26, 27, 28 ve 29 uncu maddeleri,
4. Dairemizin emsal niteliğindeki 21.10.2021 tarihli ve 2021/4894 E., 2021/10580 K. sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; belirtilen gerekçeye, davaya konu kaçak elektrik tespit tutanaklarının, bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu tartışmasız olan davalı şirkette hizmet akdiyle çalışan görevliler tarafından düzenlenmiş olduğu gözetildiğinde, 6100 sayılı Kanun'un 204/2 nci maddesinde hüküm altına alınan belgelerden olmadığının sabit bulunmasına, özellikle tutanakta belirtilen koordinatlara ilişkin mahalde yapılan keşif sonrası iki elektrik mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir fen bilirkişiden oluşan heyetçe hazırlanan bilirkişi raporunda yukarıda yer verilen Yönetmelik hükümlerine uygun olarak abonesiz kaçak elektrik tüketim bedelinin hesaplanmasına, davalı şirketin anılan Yönetmelik hükmü yerine mülga Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerine göre kaçak elektrik tüketim bedelini hesaplamış olmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.09.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2023/4683 E., 2024/3133 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası.
3. Hukuk Dairesi 2023/4683 E. , 2024/3133 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1192 E., 2023/1198 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/7 E., 2023/63 K.
Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;
I. DAVA
Davacı vekili; davalı eczacının sahibi ve mesul müdürü olduğu ... Eczanesi tarafından müvekkili Kuruma teslim edilen reçetelerle ilgili olarak, 2016 yılı Protokolünün (5.3.12) maddesi gereği cezai işlem uygulandığını, müvekkili Kurum tarafından başlatılan inceleme sonucunda toplamda 1.409.035,95 TL kurum zararın tespit edildiğini, muvazaa kararı sebebiyle ... Eczanesinin faaliyetlerinin 09.09.2016 tarihi itibariyle durdurulmasına, müvekkili Kurum ile ... Eczanesinin 5 yıl süreyle sözleşme yapılmamasına karar verildiği, yapılan işlemlerin 23.11.2016 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini belirterek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 1.642.336,88 TL kurum zararı olan alacağın, zararın oluştuğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; muvazaalı eczane kararının iptali için gerek Türkiye Eczacılar Birliği, gerekse Türkiye ilaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu aleyhine ayrı ayrı idari dava açıldığını, işbu davaların Ankara 8. İdare Mahkemesinin 2015/3502 ve Ankara 4. İdare Mahkemesinin 2016/5308 sayılı dosyaları ile derdest olduğunu, davalar henüz sonuçlanmadan davacı Kurum tarafından sözleşmenin (5.3.12) maddesine istinaden huzurdaki davanın açıldığını, derdest olan idari davaların bekletici mesele yapılmasının gerektiğini, esasa ilişkin olarak da somut olayda cezai şartın geçerlilik koşullarının mevcut olmadığını, müvekkilinin sözleşmeden doğan yükümlülüğünü gerektiği şekilde ve tam olarak yerine getirdiğini, zira Kurum tarafından müvekkiline ilaç bedellerine karşılık davaya konu ödemelerin yapılmış olmasının da müvekkilinin sözleşmeden doğan yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiğini teyit ettiğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya dayanak yapılan ve davalının muvazaalı eczane işlettiğine ilişkin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 23.08.2016 tarihli ve 109280 sayılı işlemin Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 05.02.2020 tarihli ve 2020/43 E., 2020/345 K. sayılı kararı ile iptaline karar verildiği ve bu kararın Danıştay tarafından onanarak kesinleştiği gerekçesiyle, dayanak idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; İstanbul Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gönderilen yazı ile davalının sahibi olduğu eczanenin muvazaalı olarak işletildiğinin anlaşıldığını, bunun üzerine Türk Eczacılar Birliği (TEB) ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasındaki Protokolün (5.3.12) maddesi uyarınca sözleşme tarihinden itibaren yapılan ödeme tutarı üzerinden ve faiziyle birlikte geri alınması için dava açıldığını, sözleşmeden kaynaklanan haklarını kullanmalarının hukuka uygun olduğunu belirterek, kararı istinaf etmiştir.
2. Davalı vekili; davacının davasının hukuki dayanağı kalmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek, kararı istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dayanak idari işlemin iptal edilmesi nedeniyle davacı tarafın istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, davacı tarafça açılan davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf talebinin kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, davalının imzaladığı sözleşmenin hükümlerine uymakla yükümlü olduğunu, müvekkili Kurumun yapmış olduğu işlemin hukuka ve sözleşmeye uygun olduğunu ifade ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalıya ait eczanenin muvazaalı olarak işletilmesi nedeniyle uğranılan zararının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( 6100 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası.
2. Aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası.
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3108 E., 2021/380 K.; 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/(7)9-1867 E., 2020/908 K. ve 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. sayılı ilamları.
3. Değerlendirme
1. 6100 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca; "İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar."
2. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında aynı dava sebebine dayanarak aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder. Aynı taraflar arasında aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukuki ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.
3. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder.
4. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesinin 05.02.2020 tarihli ve 2020/43 E., 2020/345 K. sayılı kararıyla; davacının sahip olduğu ve mesul müdürlüğünce faaliyet gösteren ... Eczanesinin muvazaalı işletildiğine yönelik Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 23.08.2016 tarih ve 109280 sayılı işleminin iptalinin istendiği, inceleme konusu olayda, muvazaa olduğu hususunun objektif bilgi ve belgelere dayandırılmadığı, başka bir anlatımla muvazaa iddiasının kanıtlanamaması karşısında, dava konusu işlemde ve aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen 30.05.2017 tarih ve 2016/5308 E., 2017/1594 K. sayılı kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş; Danıştay 10. Dairesinin 17.03.2022 tarihli ve 2020/3147 E., 2022/1404 K. sayılı ilamıyla, davalı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun temyiz isteminin reddine karar verilerek, kararın onanmasına kesin olarak karar verilmiştir.
5. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Ankara Bölge İdare Mahkemesince davalının muvazaalı eczane işlettiğine ilişkin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun 23.08.2016 tarih ve 109280 sayılı işlemin iptaline karar verildiği ve bu kararın Danıştay tarafından onanarak kesinleştiği, bu yöndeki tespitin eldeki dava açısından güçlü delil teşkil ettiğinin anlaşılmış olmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2692 E., 2019/1003 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu 2017/2692 E. , 2019/1003 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince imzaya itirazın kabulüne, alacaklı aleyhine asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına ve asıl alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine dair verilen 15.12.2015 tarihli ve 2014/1105 E., 2015/1047 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/5997 E., 2016/17385 K. sayılı kararı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2016/24811 E., 2016/20003 K. sayılı kararı ile;
“… Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine başlanmış, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu şirket ve avalist ... yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takibe dayanak senetteki imzaların şirket yetkililerine ve avaliste ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz etmişlerdir.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen 29.04.2014 tarihli, 2013/836 E.-2014/384 K. sayılı avalist ... yönünden verilen imzaya itirazın kabulü yönündeki karara ilişkin olarak, alacaklı tarafından yapılan temyiz talebinin Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “1” nolu bendinde reddedildiği, alacaklı tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmadığından, mahkemenin imzaya itirazın kabulüne ilişkin kararının bu aşamada kesinleştiği anlaşılmakla; alacaklının ... yönünden yapmış olduğu sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;
Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “2” nolu bendinde yer alan bozma kararına uyulması üzerine alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, borçlu şirket yönünden mahkemece itirazın kabul edilerek borçlu yönünden takibin durdurulduğu, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedildiği, söz konusu kararın Dairemizce onandığı görülmektedir.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir.
İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda, tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.
Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı).
Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.
Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
Dosya kapsamında bulunan imza sirkülerine ve ticaret sicili müdürlüğünden gönderilen yazı cevaplarına göre bonoların keşide tarihinde, ... ve Ahmet Şentürk'ün borçlu şirketi münferiden temsile yetkili olduğu görülmektedir.
Mahkemece hükme esas alınan EGM Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığından sertifikalı grafoloji ve sahtecilik uzmanları olan Birol Aydın, Tuncay Tuncerli ve Okan Büzkaya tarafından hazırlanan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; mukayeseye esas belgelerin iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları, dolayısıyla iki ayrı şahsı eli ürünü olduğu, mukayeseye esas imzalardan borçlu şirket yetkililerince kabul edilenleri dikkate alındığında, senetteki imzaların borçlu şirket yetkilileri ... ve Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olmadığının, ancak şirket yetkililerince kabul edilmeyen imzalar dikkate alındığında senetlerdeki imzaların aynı elin ürünü olduğunun bildirildiği; 25.11.2015 tarihli ek raporda ise bu nitelendirmenin maddi-teknik olduğunun, ancak hukuksal nitelendirmenin mahkemenin takdirine bırakıldığı görülmektedir. Yine aynı raporlarda şirket yetkililerince kabul edilmediğinden mukayeseye esas alınmayan resmi makamlarca düzenlenen belgelerin sayısal çokluğuna değinilmekle birlikte, borçlular vekilinin 27.11.2013 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettikleri Ankara 57. Noterliğince düzenlenen 07.01.2013 tarihli, 00697 yevmiye nolu vekaletname ile 25.01.2011 tarihli imza sirkülerindeki imzaların dahi mukayeseye esas alınmayan imzalar grubu içerisinde yer aldığı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde; “İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” hükmü ile;
1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır.
Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir” hükmü yer almaktadır.
Yukarıda anılan bilirkişi raporunda; üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları belirtilen ve borçlu şirket yetkilileri tarafından kabul edilmeyen imzaları içerir belgeler arasında, Ankara 57. Noterliği'nin 28.07.2009 tarih, 25013 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 02.05.2012 tarih, 16953 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 14.09.2012 tarih, 35151 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 07.01.2013 tarih, 00697 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 13.07.2011 tarih, 29324 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 06.08.2012 tarih, 30444 yevmiye nolu imza sirküleri aslı bulunmaktadır.
O halde mahkemece; bilirkişi raporlarında sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalarla, takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu bildirildiğine göre borçlu şirket yönünden imzaya itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...”
gerekçesi ile alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kısmen kabulüyle onama kararı kaldırılmak suretiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "geçici 3. madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde imzaya itiraza ilişkindir.
Borçlular vekili; icra takibine dayanak senette keşide yeri bulunmadığından kambiyo vasfının bulunmadığını, müvekkili (tanzim eden) ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin kaşesi üzerinde bulunan imzaların şirket yetkililerine ait olmadığını, yine müvekkili (avalist) ...'ün adı altında yer alan imzaların da müvekkili ...'e ait olmadığını, imzalar müvekkillerine ait olmadığından alacaklı tarafa da herhangi bir borç bulunmadığını ileri sürerek imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin iptaline ve alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir
Alacaklı vekili; senetteki imzaların borçlulara ait olduğunu ileri sürerek itirazın reddine ve borçlular aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel Mahkemece 29.04.2014 tarihli kararda; takip dayanağı senette keşide yeri bulunduğundan borçluların kambiyo şikâyetlerinin yerinde olmadığı, borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin senedin tanzim tarihinde münferiden/ayrı ayrı temsil ve ilzama yetkilisi Ahmet Şentürk ve ... olduğu, 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığının, Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği gerekçesiyle borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya ve borca itirazının reddine, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının borçlu şirketten alınarak alacaklıya verilmesine, borçlu şirketin asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin ve borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine;
Özel Dairece 09.09.2014 tarihli bozma kararı ile; "...1-Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddine,
2-Borçlu ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlu örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine İİK'nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra imzaya itiraz etmiş, mahkemece; yapılan yargılama sonunda 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, borçlu şirketin imzaya itirazının reddine karar verilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporu gerekçesinin “c” bölümünde takibe konu senetteki imzalar ile Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları karşılaştırılmış ve “her ne kadar imzaların başlangıç kısımları itibariyle farklılık görülmüş ise de; imzaların inşa'a karakteri, 'A' harfinin devamında yapılan el hareketlerinin tersim edilişleri, imzaların nihayete erdirilişleri, imzaların işleklik dereceleri, kaligrafik ve itiyadı diğer hususiyetler yönünden kısmi ve bölgesel nitelikte uyum ve benzerlikler tespit ve müşahade edilmiştir.” şeklindeki imzanın borçlu şirket yetkilisine aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildikten sonra, raporun sonuç kısmında senetteki imzaların “Ahmet Şentürk 'ün eli ürünü olduğu (müspet)” şeklinde kesin kanaat bildirildiği, bu hâliyle, raporun, itiraza konu edilen imzanın aidiyeti konusunda hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmektedir.
O hâlde; mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 15.12.2015 tarihli kararda; Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ... veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığı, başkasının sahte imza attığı mütalaa edildiği gerekçesiyle borçlu şirketin ve ...'ün imzaya itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına, asıl alacağın % 20'si oranında 3.000.000,00TL kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e ve borçlu şirkete verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında 1.500.000,00TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı alacaklı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı oy çokluğu ile bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, borçlu Şirketin imzaya itirazının reddine ilişkin ilk kararının da, itirazın kabulüne ilişkin ikinci kararın da Özel Dairece bozulduğu, bu durumda Özel Dairenin birinci bozma, onama, ikinci bozma ilamı sonrasında kimin haklı, kimin haksız olduğunda bir belirsizlik oluştuğu, ikinci kararın oy birliği ile onandığı hâlde karar düzeltmede oy çokluğuyla bozulduğu, azınlığın yine onadığı, bu durumda bu belirsizliğin Hukuk Genel Kurulunda kesin olarak çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporlarına göre borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 3. fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. İİK’nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
HMK'nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise HMK'nın 266 ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun'un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlaması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. ile 07.10.2009 tarihli ve 2009/12-382 E., 2009/415 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Vurgulamakta yarar vardır ki anılan düzenlemelerde geçen karşılaştırmaya esas belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarihli ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 E., 2008/90 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir.
Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminilastiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
Somut olay incelendiğinde ise; borçlular vekili ve alacaklı vekili tarafından mukayeseye esas belgeler bildirildikten sonra borçlular vekili 23.01.2014 tarihli duruşmada alacaklı tarafından müvekkili şirketin muhasebeciliğini yapan ve bu maksatla iş takibi için vekâletname verilen Eşref Vurgun isimli şahsın imzası bulunan belgelerin dosyaya mukayeseye esas belge olarak kazandırılmaya çalışıldığını beyan ettiği, borçlular vekilinin 03.02.2014 ve 27.02.2014 tarihli dilekçelerinde Ankara 57. Noterliğinin 28.07.2009 tarihli ve 25015 sayılı vekâletnamesi ile Ankara 57. Noterliğinin 17.07.2009 tarihli ve 24042 yevmiye nolu vekâletnamelerindeki imzaların müvekkili borçlu şirket yetkililerine ait olmadığını, eski çalışanları Eşref Vurgun'a ait olduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemece grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ...’ün mahkemece huzurda alınmış 23.01.2014 tarihli belgeler üzerindeki imzaları (istiktap tutanakları) esas alınarak, ... adına olan mukayese imzalarının iki farklı el ürünü olduğu, bunlardan huzurda alınmış imzalar ile bu imzalarla uyumlu olan samimi mukayese imzaların (I. TARZ) ...’ün gerçek imzaları olduğu, huzurda alınmış mukayese imzalar ile uyumlu olmayan diğer belgelerdeki imzaların (II. TARZ) ise ...’ün eli ürünü olmadığı, bu şahsın hakiki imzalarının model alınması suretiyle adına takliden atıldıkları, takip konusu senet aslı üzerinde borçlu “... Yapı Sanayi Ve Ticaret A Ş.” adına ve avalist ... adına atılı bulunan imzaların; ...’ün eli ürünü olmadığı (menfi), Ahmet Şentürk’ün eli ürünü olduğu (müspet) kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Mahkemece 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak verilen borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddine, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne dair 29.04.2014 tarihli kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli kararı ile alacaklı vekilinin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle hükme dayanak yapılan bilirkişinin imza incelemesi usulü benimsendiği, takibe konu senet üzerindeki gerek borçlu şirket adına, gerekse aval veren ... adına atılı 4 adet imzanın ...'e ait olmadığına ilişkin mahkeme kararının isabetli bulunduğu, borçlu şirketin temyiz itirazları yönünden ise sair temyiz itirazları reddedilerek borçlu şirketin münferit temsilcilerinden Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları ile takibe konu senetteki imzaların karşılaştırılmasında imzanın borçlu şirket yetkilisi Ahmet Şentürk'e aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildiğinden, mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkeme kararının bozulduğu, alacaklı vekilinin 03.12.2014 tarihli dilekçesi ile karar düzeltme hakkından feragat ettiği, mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararı uyarınca mahkemece borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket yetkilisi olan Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olup olmadığı konusunda yeniden bilirkişi raporu alınması ile yetinilmesi gerekirken, borçlu şirketin diğer temsilcisi olan ... yönünden de bilirkişi incelemesi yapılması usuli kazanılmış hakka aykırı olup sonuca etkili değildir.
Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; alacaklı ... vekili Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararından sonra 29.04.2016, 01.06.2016, 22.07.2016, 24.08.2016 tarihli dilekçelerinde ve yerel mahkemenin direnme kararını temyize ilişkin 26.04.2017 tarihli dilekçesinde; takibe konu senet üzerinde hem borçlu şirketi hem de ...'ü temsilen atılan imzaların ...'e ait olduğunu, o yüzden Ahmet Şentürk ile ilgili hususları tartışmanın da eldeki dosyaya faydasının olmayacağını da beyan etmiştir.
Yerel mahkemece yukarıda açıklanan Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; takip konusu senet üzerinde bir şahsa atfedilmesi gerekli dört imza bulunduğu hususunun grafolojik açıdan tartışmasız olduğu, ...’ün mukayeseye esas imzaları grafolojik açıdan incelenerek değerlendirildiğinde iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları, bir grup imzanın kabul edilmemesi ve bilirkişi kanaatlerinin mevcudiyeti sebebiyle mevcut kıyas materyalinin tümünün sıhhatli ve istinat edilebilir olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu bakımdan da huzurda istikdap yoluyla tespit edilen imzalar göz önünde tutularak, bu imzalarla grafolojik uyumluluğu belirlenen imzaların ...'ün samimi imzaları olduğunun ve diğer imzaların (adı geçen tarafından kabul edilmeyen imzalar) ise başka bir şahıs tarafından takliden atılmış sahte imzalar olduklarının (bir kısmı noter belgelerinde atılı olmalarına rağmen) kabulünün gerekeceği, takibe konu senetteki imzaların (gerek gerçek kişi adına ve gerekse tüzel kişi adına atılı) ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduklarının bildirildiği, yerel mahkemece bilirkişi kurulundan belirsizlik olmaması için daha net daha kesin ifadelerle, daha açık bir rapor verilmesi amacıyla 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporu alındığı, 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda ise, “adli grafoloji ve belge sahtecilikleri” alanının, adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin maddi dünyaya ilişkin verileri incelediği ve yine maddi dünyaya (maddi gerçekliğe) ilişkin sonuçlar ortaya koyduğu, bir diğer ifadeyle kriminalistiğin ulaştığı sonuçların maddi dünyaya ilişkin olup, bunların hukuk dünyasına mal edilebilmesinin ancak yetkili ve görevli yargısal mercilerin yargısal faaliyetleri ile mümkün olabileceği, ...’ün örnek imzaları olarak kazandırılmış çok sayıdaki imzaların tümünün aynı elin ürünü olmadığı, grafoloji tekniği açısından bakıldığında böylesi bir durumda örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığı değerlendirilmek zorunda olduğu, böyle bir sorunla karşılaşıldığında grafoloji uzmanının hangi imzaların otantik ve istinat edilebilir olduğunu belirlemeye çalışacağı, bu belirleme bakımından elindeki tek hareket noktasının da eğer mevcut ise yetkili otorite huzurunda tespit edilmiş örnek imzaların sıhhati olup, bu imzalarla grafolojik uyumu saptanabilen diğer imzaların da sıhhatli (samimi) kabul etmesinin teknik bir gereklilik olduğu, maddi gerçeklik anlamında incelemeye konu senetteki imzaların ... ve/veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında bulunan itiraza konu senetle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyalarında alınan bilirkişi raporlarının incelenmesinde ise; Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 10.09.2014 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda mukayeseye esas belgelerin çoğunlukla fotokopi olduğu, inceleme konusu senette ödeyecek ve kefil bölümünde atılı imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrult, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların ...'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 09.03.2015 tarihli ön raporunda; ... ve Ahmet Şentürk’e ait mukayese belgelerin bazılarının adı geçenlerce imzalanmamış olduğu iddiası bulunduğundan mukayese imzaların sıhhati hususunda tereddüt meydana gelmiş olup, sorulan hususta sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için dosya içerisindeki ... ve Ahmet Şentürk’ün imzalarını içerir tüm belgelerin adı geçenlere gösterilerek hangi belgeleri kabul edip, etmediğinin sorulması ve bu belgelerin istem müzekkeresinde açıkça belirtilmesi gerektiği, mukayese olarak gönderilen belgelerde "..." "Yönetim Kurulu Başkanı" gibi el yazısı ile yazılmış yazıların yazdırılması ile elde edilecek tutanakların birlikte kuruma gönderilmesinin gerektiğinin bildirildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçen şahıslara mukayeseye esas belgeler gösterilerek kabul edilen ve edilmeyen belgelere ilişkin tutanak tutulduğu ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 18.06.2015 tarihli yedi kişilik bilirkişi kurulu raporunda, Adli Tıp Kurumunun yukarıda belirtilen 10.09.2014 tarihli raporunun da değerlendirildiği, mukayeseye esas belgeler arasında istiktap tutanakları, diğer belgeler ve 4 adet klasörün de bulunduğu, inceleme konusu senette atılı borçlu ve kefil imzaları ile ... tarafından kabul edilen mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların ...'ün kabul ettiği mukayese imzalara kıyasla ...'ün eli ürünü olmadığı, ...'ün kabul ettiği mukayese belgelerdeki imzalar ile huzurda alınmış imza örnekleri kendi aralarında yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlik gösterdiğinin bildirildiği,
Ankara Jandarma Genel Komutanlığının 24.08.2015 tarihli uzmanlık raporunda ise; ...'ün mukayese konusu başlığı altında tanımlanan belgeler üzerindeki mukayese imzalarının birbirleri arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada iki farklı kaligrafide imzaları bulunduğu, istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların aynı kaligrafide bir şahıs eli ürünü olduğu, diğer mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların ise farklı kaligrafide ikinci bir şahıs eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin ödeyecek ve kefil hanelerinde ... adına atılı bulunan imzalar ile ...'ün istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler karşılaştırıldığında senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığı, taklit edilmek suretiyle atıldığı, arasında istiktap tutanağı bulunmayan diğer kısım mukayeseye esas imzalarla karşılaştırıldığında senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Yerel mahkemece alınan, dosya kapsamında bulunan ve ayrıntılarıyla açıklanan bilirkişi raporlarında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyası da dâhil olmak üzere çok sayıda mukayeseye esas belgenin ve istiktap tutanaklarının incelendiği, ...'e ait aralarında noter belgeleri de bulunan mukayeseye esas belgelerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları tespit edildiğinden, grafoloji tekniği açısından örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığının değerlendirilmek zorunda olduğu, bilirkişiler tarafından mukayeseye esas imzalar istiktapla uyumlu olan ve uyumlu olmayan imzalar olarak iki gruba ayrılarak, istiktapla uyumlu olan imzaların ...'ün samimi imzaları, istiktapla uyumlu olmayan imzaların ise sahte imza olduğu belirtilerek, ...'ün samimi imzaları olduğu değerlendirilen imzalarla takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, yerel mahkemenin direnme kararından sonra, Ankara 57. Noterliğine ait belgeleri düzenleyen Noter Başkâtibi...'in sanık olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli ve 2017/774 E.- 2017/216 K. sayılı kararının incelenmesinde; katılanların Ahmet Şentürk ve ... olduğu, iddianamede bir kısım vekâletname ve imza sirkülerindeki imzaların katılanların huzurunda tanzim olunmuş gibi müştekilerin imzalarını tasdik etmek imzaların yanında ve huzurunda alındığını onaylama ve müştekilerin imzalarının başkası tarafından atılmalarının sağlamak suretiyle soruşturmaya konu imza sirküleri ve vekâletnameleri sahte olarak tanzim ettiği iddiasıyla kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda; "... 57. Noterlikçe sanık tarafından tanzim edilen 17.07.2009 tarihli ve 24029 nolu imza sirküsü, 17.07.2009 tarihli ve 24042 nolu vekâletname, 13.03.2013 tarihli ve 10734 nolu imza sirküsü, 09.05.2013 tarihli ve 19448 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25015 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25013 nolu imza sirküsü, 13.07.2011 tarihli ve 29324 nolu vekâletnamedeki imzaların katılanların eli mahsulü olmadıkları hususunun üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan rapor ile tespit olunduğu, her ne kadar sanığın resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiası ile eldeki dava açılmış ise de; sanığın söz konusu eylemini imzaların katılanlara ait olmadığını bilerek gerçekleştirdiği yönünde sanığın inkârının aksini kanıtlar her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil olmadığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı resmî belgede sahtecilik suçunu işleme kastı olmadığı kanaatinin hasıl olduğu, bununla birlikte sanığın; yasal prosedüre aykırı olarak, aslında huzurunda bulunmayan katılanları varmış gibi göstererek ve huzurunda atılmayan imzaları katılanlara ait gibi onaylayarak gerçekleştirdiği eylemlerinin iddianamede yer almasa da dönüşen ve TCK'nın 257/1. maddesinde yerini bulan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve karar 19.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Ağır Ceza Mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda Ankara 57. Noterliğine ait senetlerin katılanların (Ahmet Şentürk ve ...'ün) eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, icra mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi ile bu noter senetlerinin de 2. tarz imzalar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Borçlu şirketin bazı mukayeseye esas belgelerdeki imzaları, istiktap imzalarıyla uyumlu olmadığından bilirkişiler tarafından mukayeseye esas alınmamıştır. Borçlu tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin sayısının, kabul edilen belgelerin sayısından daha çok olması da bu belgelere üstünlük sağlamaz. Borçlu şirket tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin borçlu şirket tarafından kurumların yaptığı ihalelerde kullanılması nedeniyle bu belgelerdeki imzaların benimsendiği iddiası da yargılamayı gerektirir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2019 tarihli ve 2017/12-328 E., 2019/387 K.; 31.03.2010 tarihli ve 2010/12-165 E., 2010/180 K. ile 03.11.2010 tarihli ve 2010/12-492 E. 2010/559 K. sayılı kararlarında da, bilirkişi tarafından karşılaştırmaya esas imza olarak kabul edilen ödenmiş çeklere ilişkin olarak borçlunun imza itirazında bulunmamış olması, daha sonra yapılacak olan bir takipte imza inkârında bulunmasını engellemeyeceği, yani ödeme olgusunun imza itirazını ortadan kaldırmayacağı, dolayısıyla borçlunun daha önce ödenmiş çeklerdeki imzasına itiraz etmemiş olması, daha sonra yapılacak imza incelemelerinde ödenmiş çeklerin karşılaştırmaya elverişli belge olarak kabulü sonucunu doğurmayacağı, yapılacak işin resmî kurumlardan toplanan karşılaştırmaya elverişli belgelerle, takip konusu senetteki keşideci imzalarının kıyaslanmasından ibaret olduğu vurgulanmıştır.
Somut olayda bilirkişi raporlarında istiktap imzalarıyla uyumlu olduğu belirtilen mukayeseye esas 1. tarz imzalar ile istiktapla uyumlu olmayan mukayeseye esas 2. tarz imzalar arasında noter senedi gibi resmî senet niteliğinde belgeler bulunması nedeniyle bilirkişiler tarafından mukayeseye esas belgelere göre senetteki imzanın borçluya ait olup olmadığı hususunda karar verilemediğinden, huzurda atılan imzalar (istiktap tutanakları) samimi imza kabul edilerek, huzurda atılan imzalar ile uyumlu olan ve borçlunun kabul ettiği mukayese belgeler esas alınarak senetteki imzaların borçluya ait olmadığına kanaat getirilmiştir. 1. tarz imzalar arasında bulunan noter senetlerindeki imzaların huzurda alınan imzalarla uyumlu olması karşısında, istiktap imzalarıyla uyumlu olmayan 2. tarz imzalar arasında bulunan noter senedinde atılı olan imzalar ile takibe konu senet üzerinde atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olduğunun tespit edilmesi senette atılı bulunan imzaların şirket temsilcisine ait olduğunun ispatı için yeterli değildir. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. İİK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasına göre inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığı bilirkişi raporu ile ispatlanabilir. Anılan bilirkişi raporlarında takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden borçlunun imzaya itirazının kabulü gerekir. Aksi hâlde imzaya itirazın reddine karar verilmesi ispat külfetini borçluya yüklemek anlamına gelir.
HMK'nın 204. maddesinde noter senetlerinin ispat gücü düzenlenmiştir. Noterlik Kanunu'nun 82. maddesine göre noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir hükmü, noter senedinin takip konusu veya dava konusu olması ve davada noter senedine dayanılması hâlinde uygulanabilir.
Noter senetlerinin tümü doğrudan doğruya açıkladıkları vakıaların isbatı bakımından kesin delil işlevindedirler (Umar, B.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2014, s. 686).
Somut olayda icra takibine konu olan ve itiraz üzerine mahkemece imza incelemesi yapılan belge bono olup, noter senetleri mukayeseye esas belge niteliğindedir. Mukayeseye esas belgeler arasında noter senetlerinin bulunması ve bu senetlerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar olması dolayısıyla sadece mukayeseye esas belgelerle takibe konu bono üzerindeki imzaların karşılaştırılması sureti ile sonuca varılması mümkün değildir. Bu nedenle bilirkişi raporlarında huzurda alınan imzaların samimi imza olarak esas alınıp bir kanaate ulaşılması maddi gerçekliğe ve hukuka uygundur. İspat yükü alacaklıda olup bir kısım mukayeseye esas belgeler arasında bulunan noter senetlerindeki imzayla bonoda borçlu şirketin temsilcisi ...'e atfen atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olması senette bulunan imzanın ...'e ait olması sonucunu doğurmaz. Öte yandan takibe konu bono üzerinde gerek borçlu şirkete gerekse avalist ...'e atfen atılı bulunan imzaların ... eli ürünü olmadığı yönündeki mahkeme kararının bu kısmı Özel Dairenin bozma kararı kapsamı dışında kaldığından borçlu şirket lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.
Diğer taraftan somut olayda mahkemece benimsenen bilirkişi imza incelemesi yöntemi Özel Dairenin 22.10.2015 tarihli ve 2015/11289 E., 2015/25598 K., 13.10.2015 tarihli ve 2015/22441 E., 2015/24120 K., 14.05.2015 tarihli ve 3025/569 E., 14.05.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/13800 K., 2015/13801 K., 15.02.2016 tarihli ve 2016/3144 E., 2016/3808 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre ...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzaların bu kişiye ait olduğu, senetteki imzanın ...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğunun resmî kurumlardan getirtildiği, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olduğu, İcra ve İflas Kanunu'nun HUMK'nın 314. maddesine ve bunun karşılığı olarak HMK'nın 208/3. maddesine yollama yapılmadığından ...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın ...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 Esas sayılı dosyasında Noter Başkâtibi olan... hakkında açılan ceza davasında sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi icra mahkemesi hâkimini de bağlamayacağı, senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi ...'ün eli ürünü olduğu en az 21 belgeyle ispatlandığından borçlu şirketin imzaya itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç olarak; takibe konu bonoda borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket temsilcilerine ait olduğu bilirkişi raporları ile ispatlanamadığından yerel mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, Özel Dairece alacaklı aleyhine verilen kötü niyet tazminatına ve para cezasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup alacaklı vekilinin kötü niyet tazminatına ve para cezasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
...
...
...
...
...
...
...
...
Dr. ...
...
...
...
...
...
...
...
...
Bozma
...
Bozma
...
Yz.İş.Md. YSM
KARŞI OY
Kambiyo senetleri hakkındaki takip usulleri 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu (İİK) 167 vd. maddelerde düzenlenmiştir.
Kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla yapılacak takipte ödeme emrine nelerin yazılacağı İİK 168/1. maddede gösterilmiş olup 4. bendindeki düzenlemeye göre "Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesinden itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı" ihtarının da bu ödeme emrinde yer alması gerekir.
Ödeme emri ihtarında yer verilen bu imza itirazının yapılması ve sonuçlandırılmasına ilişkin düzenleme İİK 170. maddede yer almakta olup şu hükümlere yer verilmiştir.
Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz (İİK 170/1).
İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir (İİK 170/2).
İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar (İİK 170/3).
İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar (İİK 170/4).
Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise "İmza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
68/a maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Yollama yapılan HUMK 312. maddede "Resmî memurun veya üçüncü şahsın senedi teslim veya ibraz edebilmeleri için zaruri masrafları ile senedin sureti harcı tahkikat icrasını talep eden kimse tarafından verilir." düzenlemesi mevcut olup bu hükmün karşılığı bir maddeye sahtelik incelemesyle ilgili hükümler arasında yer verilmemiş ise de bu maddenin düzenlediği husus yargılama giderleri ve harç konusundaki genel düzenlemelerle çözüleceğinden bu hükme yer verilmemesi incelemede bir farklılık yaratmamaktadır.
6100 sayılı HMK'ya yollama yapılması nedeniyle imza incelemesinde uygulanacak olan bu düzenlemelere de değinmek gerekmektedir.
"(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." (HMK 211/1-b)
Bu bentte sözü edilen (a) bendinde " Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir." hükmü yer almakta ise de İİK yollama maddesinde açıkça HUMK 309/1. maddeyi hariç tutarak maddenin diğer fıkralarına yollama yaptığından 309/1. maddede yer alan hakiminin isticvap edip, yazı ve imza örneklerini alarak sahtelik incelemesini sonuçlandırabilmesini kabul etmediğini göstermiştir.
Bunun sonucu olarak HUMK 309/1'in karşılığı olan HMK 211. maddenin (a) bendi uygulanamayacağından (b) bendinde yer alan "(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa" ifadesine bakılmaksızın icra hakiminin bilirkişi incelemesi yaptırması ve bilirkişinin de öncelikle tatbike elverişli daha önce atılmış başka imzalarla karşılaştırma yapması ve gerek duyuyorsa kendi huzurunda yeniden yazı yazılması ve imza atılmasını istemesi gerekir. Bu nedenle bilirkişinin yapacağı inceleme öncelikle başka belgelerdeki imzalarla karşılaştırma şeklinde olacak, huzurda atılan imzalarla karşılaştırmayı gerek duyarsa daha sonra yapacaktır.
Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır (HMK 208/2).
Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir.(HMK 217/1) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder (HMK 217/2).
Şuna da değinmek gerekir ki atıf yapılan HUMK 309/4. madde, resmi olmayan belgelerin tatbike elverişli belge olarak kabulü için iki tarafın ittifak ettiği belge olmasını aramış iken karşılığı olan HMK 208/1-b maddede böyle bir şarta yer verilmemiştir. HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra rapor alınmış olduğundan HUMK 309/4. maddedeki bu şart aranmayacağından kişinin resmî kurumlardan getirtilen belgelerdeki imzaları da tatbike elverişli belge olarak kabul edilmelidir.
Mahkemece ilk alınan 17.03.2014 tarihli raporda tatbike elverişli belgeler 1. tarz ve 2. tarz olarak ikiye ayrılmış, ve senetteki imza ile karşılaştırıldığında 1. tarz belgelere göre imzanın...'e ait olmadığı, 2. tarz belgelere göre uyum ve benzerlikler tespit edilmiş ancak huzurda atılan imzalara öncelik verilerek değerlendirme yapılıp sonuç kısmında senetteki imzaların...'e ait olmadığı tespitine yer verilmiştir.
Mahkemece bozma kararından sonra alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda 7. bentte ... ve Ahmet Şentürk'ün kıyas metaryeli olarak tespit ve dosyaya temin edilmiş bazı imzalarının (bu kişilerce reddedildiği anlaşılan, bir kısmı noter belgelerinde bulunmasına rağmen tarafımızca sahte oldukları kanaatine varılan imzalar), aynı kişi tarafından atılmış sahte imzalar niteliğinde oldukları ve bu sahte imzalarla incelemeye konu senette atılı bulunan imzaların, aynı elin ürünü oldukları açıklamasına yer verilmiş, raporun 4. bendinde ise samimi olduğu değerlendirilen imzalara göre incelendiğinde senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Alınan 25.11.2015 tarihli ek raporda da huzurda alınan imzalarla uyumlu olan tatbike elverişli belgelerdeki imzanın esas alınmasının teknik bir gereklilik olduğu ve buna göre değerlendirildiğinde senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı açıklanmıştır.
Yapılan ceza soruşturmasında alınan 10.09.2014 tarihli üç kişilik kuruldan oluşan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda senetteki imzaların ... eli ürünü olduğu belirtilmiş itiraz üzerine aynı yerden alınan ancak yedi kişilik kuruldan oluşan 18.06.2015 tarihli raporda ise ...'ün kabul ettiği kıyasa esas imzalarla yapılan incelemede senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu son raporda...'ün imzasını kabul etmediği belgelerin incelemeye esas alınmadığı bu şekilde anlaşılmaktadır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/786 soruşturma sayılı dosyasında düzenlenen 19.03.2015 tarihli tutanakta dosyaya kazandırılan değişik yerlerden getirtilmiş tatbike elverişli belgeler ...'e gösterilmiş ve yapılan döküme göre her başlık altındaki alt belgeler de değerlendirildiğinde ...'ün imzasını kabul ettiği belgelerin 11 adet olduğu, imzasını kabul etmediği belgelerin ise 68 adet olduğu görülmüştür. 18.06.2005 tarihli Adli Tıp raporu da kabul edilen 11 imzayı esas alarak imzanın...'e ait olmadığını kabul etmiş ancak kabul edilmeyen 68 belgeyi ise tatbike elverişli belge olarak değerlendirmemiştir. 10.09.2014 tarihli önceki raporun ise imzası kabul edilmeyen belgeleri de inceleyerek imzanın...'e ait olduğu sonucuna varan rapor olduğu anlaşılmaktadır.
Ceza soruşturmasında Jandarma Kriminalden alınan 24.08.2015 tarihli raporda ise 43 adet tatbike elverişli imza incelenmiş olup (10-24) ve (38-43) numaralar ile tanımlanan mukayese belgeler ile senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu ve bunlara göre ... eli ürünü olduğu belirtilmiş, (1-9) ve 35-37) numaralardaki belgelerin ise farklı bir kişi eli ürünü olduğu ve bu imzalarla kıyaslandığında senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora göre tatbike elverişli 43 belgenin 21 tanesine göre imzalar... eli ürünü, 12 tanesine göre de... eli ürünü değildir. bu durumda 10 tanesinin de değerlendirmeye esas alınamadığı anlaşılmaktadır.
Bu raporda belirtilen ve ilgilinin imzasını kabul etmediği 21 belgenin 3 tanesi noter belgesi kalanların bir kısmı resmî kurumlara verilen dilekçeler, kamu ihalelerine veya yapımı yüklenilen işlere esas sunulmuş imzalı belgeler ve bazı tüzel kişi şirketlerin genel kurul ve yönetim kurulu işlemlerine ilişkin tutanaklardır.
İspat yüküne ilişkin temel kurallar "kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190)" kurallarıdır. Bu kurallarla birlikte değerlendirdiğimizde; bir kambiyo senedindeki imzaya itiraz ediliyorsa bu imzanın borçluya ait olduğunu alacaklı ispatlamalıdır. Yani sahtelik iddiasında bulunulması hâlinde ispat yükü alacaklıdadır. Davacılar açtıkları davada imza itirazında bulunmuşlar ise de senetteki imzanın borçluya ait olmasından lehine sonuç çıkaracak olan tarafın alacaklı olması bu sonucu gerektirmektedir.
Yapılan bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzalar bu kişiye aittir. Senetteki imzanın...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğu resmî kurumlardan getirtilmiş olup, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olup bu belgelerin bazılarının resmî işlemlere de esas teşkil etmek üzere düzenlenmiş belgeler olduğu ve şirketi temsilen veya kendi adına verilmiş ve kullanılmış belgeler olduğu anlaşılmaktadır.
Jandarma Kriminal raporunda açıkça yapılan belge dökümüyle, noter belgeleri hariç tutulduğunda ve kalan 18 belgeye göre kıyas yapıldığında bilirkişi incelemesinde bu imzalar...'e ait bulunmuştur. ... bu imzaların kendisine ait olmadığını belirtmiş olsa da bu belgelerin fiilen...'e atfen atılan imzalar ile kullanılan belgeler olduğuna göre alacaklı bu senetteki borçluyu temsilen atılan imzaların...'e ait olduğunu bu belgelerle ispatlamış durumdadır. İcra hukuk mahkemesinin resmî kurumlardan getirtilen belgeleri borçlu beyanına itibar ederek yok sayması ve tatbike elverişli belge olmaktan çıkartması mümkün değildir. Raporlarda 1. tarz olarak belirtilen ve 12 adet olduğu anlaşılan belgelere göre senetteki imzanın...'e ait olmaması 18 belgeye göre imzanın...'e ait olma olgusunu ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez. Kendisine ait olmayan imzalarla resmî kurumlarda işlemlerde bulunulduğuna dair beyanda bulunulmuş olması bu resmî kurumlardan getirtilen belgelerin tatbike elverişli belge olma değerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu belgelere göre borçlu şirketi temsilen... tarafından atılan imzaların... eli ürünü olduğu ispatlanmış olup borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerekmektedir. Bu rapor mahkemece alınmamış ise de mahkemenin aldığı raporlarda da...'ün kabul etmediği belgelere göre yapılan inceleme ile de senetteki borçluya atfen atılan imzaların...'e ait olduğu tespitinin yapıldığı da çok açıktır.
Tatbike elverişli belgedeki imzanın sahteliği icra hukuk mahkemesinde ön sorun olarak da incelenip sahte belge olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü yollama maddelerinde HUMK 314. maddeye ve bunun karşılığı olarak HMK 208/3. maddeye yollama yapılmadığından...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı da çok açık biçimde anlaşılmaktadır.
Senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu gösteren ancak...'ün imzasını kabul etmediği üç adet belge ise noterde düzenlenmiş belge olup bunlar 14.09.2012 tarihli vekâletname, 25.01.2011 tarihli ve 28.07.2009 tarihli imza sirkülerleridir. Noterlik Kanunu 82. maddeye göre bu noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu noter belgelerinin sahteliğinin sabit olduğunu gösteren bir hukuk mahkemesi kararı yoktur. İcra hukuk mahkemesi hâkiminin de bu belgelerin sahteliğini değerlendirme ve bu konuda karar verme yetkisi yoktur. Çünkü yollama maddeleri itibarıyla icra hâkimine bunu ön sorun olarak inceleme yetkisi verilmemiştir. Hatta açılmış bir hukuk davasında dahi bunun ön sorun olarak aynı dava içinde incelenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HMK 208/4. madde ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi taraf göstererek ayrı dava açılması gerektiğini öngörmektedir. Bu şekilde açılmış bir hukuk davası bulunmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı bu üç belge ile de senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu ispatlamış durumdadır. İcra hâkiminin kendiliğinden bu belgeleri tatbike elverişle olmayan sahte belgeler kabul ederek ispata elverişsiz belge kabul etmesi doğru olmamıştır.
Bu üç noter belgesinin de içinde olduğu 7 adet belgeyle ilgili olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 esas sayılı dosyasında sanık... hakkında açılan ceza davasında noter başkâtibi olan sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve bu belgelerin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir.
Bu kararın somut dosyaya etkisine bakmak gerekirse verilen karar bir cezalandırma kararı olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Verilen kararda senetlerin iptaline de karar verilmemiş, dosyada delil olarak saklanmasına denilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden subut kesinleşmemiş olup mahkemenin zaten senetlerin iptaline karar verebilmesi de mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi, icra mahkemesi hâkimini de bağlamaz. Bu nedenle üç adet noter belgesi yönünden bu kararın belgelerin sahteliğini sabit kabul etme ve buna bağlı olarak tatbike elverişli belge özelliğini ortadan kaldırabilme etkisi de bulunmamaktadır.
Bu kararın belgelerin sahteliğini gösterme etkisi olmasa da ceza mahkemesindeki tanık beyanları ve sanık savunmasının delil olarak değerlendirilmesi ve bu belgelerin sahteliğinin sabit kabul edilmesini gerektirecek midir? Belgelerin sahteliğinin ne şekilde inceleneceği kanunda gösterilmiş olup noterin taraf olarak gösterildiği ayrı bir davada sahteliğin ileri sürülüp ispatlanması gerekmektedir. Bunun anlamı sahteliği gösteren bir mahkeme kararı bulunmadıkça bu belgeler sahte olarak kabul edilmeyecektir. Kanunun açıkça mahkeme kararı aradığı bir konuda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olan ceza dosyasındaki tanık anlatımları ve sanığın ikrarı ile sahteliğin ispatlanmış sayılması gibi bir sonuç da asla mümkün olamayacaktır. Ceza mahkemesi kararı noter hakkında sahteciliği belirleyen bir mahkumiyet kararı olsaydı bu belgeler sahte kabul edilecek ise de bu şekilde bir karar da verilmemiş olduğundan bu ceza dosyasındaki beyanlar esas alınarak da bu belgelerin sahte olduğu kabul edilemez. Bunun sonucu ise alacaklının, bu belgeler ile de imzanın borçlu şirkete ait olduğunu ispatlamış olmasıdır. Tanık beyanları ve sanık ikrarı ile ispatlanmış olma olgusunun yok sayılması mümkün değildir.
Tüm bu açıklamaların sonucu olarak senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi... eli ürünü olduğu tatbike elverişli olan 18+3=21 belge ile ispatlanmış durumdadır. ...'ün imzasını kabul etmediği belge sayısı tutanağa göre 68 olmasına rağmen alınan son Adli Tıp raporu bu belgeleri esas alarak bir döküm yapmadığından daha fazla sayıda belge ile bunun ispatlandığı sabit olmamıştır. Ancak en az 21 belge ile ispatlandığına göre, artık 12 belgeye göre imzanın bu kişiye ait olmamasının bu dosyada bir önemi bulunmadığından borçlu şirketin imza itirazının reddi gerekmektedir.
Bu arada şuna da değinmek gerekir. Mahkemenin ilk kararında borçlu şirketin imzaya ve borca itirazı reddedilmiş, ...'ün imzaya itirazı ise kabul edilmiş bu kararın temyizi üzerine... yönünden temyiz itirazları reddedilmiş, borçlu şirket yönünden ise bozma kararı verilmiştir. Bu karar temyiz itirazları reddedilerek... yönünden kesinleşmiş olduğundan bu kesinleşmenin borçlu şirket yönünden bir etkisi olacak mıdır? Çünkü alınan raporlara göre senette atılan 4 imza da aynı şahıs eli ürünü olup...'e atfen atılan kefil imzaları bu kişiye ait değil ise, borçlu şirkete atfen atılan imzaların da...'e ait olmadığı kabul edilmeli midir?
İlk kararın... yönünden kesinleşmesi...'ün senette kefil olarak attığı ve bizzat kendini borçlandıran imzalarına ilişkindir. Senet borçlusu şirket yönünden eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuş olup şirkete atfen atılan imzaların şirketi bağlayıp bağlamadığı bozma sonrası alınan raporlarla birlikte yeniden değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Alınan raporların değerlendirilmesi sonucu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi...'e ait olduğu ispatlanmış durumda olduğundan şirketin imza itirazının reddi mümkündür.
...'ün kefil olarak attığı imzalar nedeniyle sorumlu olmadığı yönünde kesinleşen ilk karar senette bu nedenle atılan iki imzaya ilişkindir. ...'ün borçlu temsilcisi olarak attığı imzalar nedeniyle sürmekte olan bu dava ise farklı diğer iki imzaya ilişkin olup kesin hüküm bulunduğundan da söz edilemez. ... için verilen kararın şirket için kesin hüküm oluşturması da mümkün olmadığından bu kesinleşmenin borçlu şirket için atılan imzaların da...'e ait olmadığını kabul etmeyi gerektiren bir unsur olmadığı açıktır. Kaldı ki bu dosyada verilecek kararlar takip hukukuna ilişkin olup kesin hüküm oluşturmayacağından karar aleyhine kesinleşen tarafın ayrıca hukuk mahkemesinde dava açması hâlinde senetteki imzanın sahteliğinin incelenebilmesi de mümkün olacaktır.
Tüm bu nedenlerle borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerektiği halde kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı için direnmeye konu hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, direnme kararının uygun olduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
4. Hukuk Dairesi, 2022/844 E., 2024/3221 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ölüm belgesinde doğrudan ölüme sebep olan hastalığın ''akut miyokard enfarktüsü+aterosklerotik kardiyovasküler'' hastalığı olduğu ve hastalığın başlangıcından ölüme kadar geçen yaklaşık sürenin 11 ay olduğu yazılı olduğunu, ölüm belgesinin 6100 sayılı Kanunu'nun 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca kesin delil niteliğinde olduğunu, aksinin davacılar tarafından ispat edilemediğini, murisin öl
4. Hukuk Dairesi 2022/844 E. , 2024/3221 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1792 E., 2021/1948 K.
DAVACILAR : 1. ...
2. ...
3. ...
4. ...
5. ... vekilleri Avukat ...
Avukat ...
DAVA TARİHİ : 08.02.2016
HÜKÜM/KARAR : İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi / Davanın Kısmen Kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Tüketici MAhkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2016/118 E., 2021/370 K.
Taraflar arasındaki hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi müteveffa ...'un dava dışı Halk Bankası A.Ş'den tüketici kredisi kullandığını ve davalı şirket nezdinde 27.04.2015 başlangıç ve 27.04.2016 bitiş tarihli poliçe ile ''Ferdi Yıllık Vefat Sigortası'' Sözleşmesi düzenlendiğini ve kredi borçlusu murisin 16.10.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı sigorta şirketince hayat sigortasıyla teminat altına alınan banka alacağının davalı sigorta şirketi tarafından sigortalının poliçe başlangıç tarihinden önce mevcut beyan edilmemiş rahatsızlığı bulunması nedeniyle reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL teminat bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında sunulan ıslah dilekçesi ile talebini 81.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigorta başlangıcı öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığının sigorta teminatı kapsamı dışında olduğunu, sigortalının yapılmaması gereken bir sözleşmenin yapılmasına sebebiyet verdiğini, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu sigorta poliçesinin düzenlenmesine ilişkin başvuru formunda matbu olarak işaretli hastalıkların bulunmadığına dair ''Hayır'' seçeneğinin işaretli olduğu ve hayat sigortası poliçesi başvuru formunun davacılar murisi tarafından imza edildiği, murisin ölüm belgesinde ölüm nedeninin "akut miyokard enfaktüsü" olarak belirtilmesi nedeniyle beyan yükümlülüğünün ihlal edildiği gerekçesi ile davalı sigorta şirketi tarafından davacıların başvurusunun reddedildiği, mahkemece Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu'ndan alınan 18.11.2020 tarihli raporda, ölüm nedeni ''akut myokart enfarktüsü'' olarak bildirilmiş olmakla birlikte vefat eden ...'un ölümünün sözleşme öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıklarına bağlı meydana gelmiş olabileceği, ancak ölümüne ilişkin muayene bulgusu, EKG, laboratuvar ve radyolojik tetkikin bulunmaması ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmadığı birlikte değerlendirildiğinde; ...'un kesin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kesin ölüm sebebi ve mekanizması bilinemediğinden sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan arteryel hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabetes mellitus hastalıkların ölüme etkisi ve katkısı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığının bildirildiği, mahkemece söz konusu rapora itibar edilerek murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunamadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat altına alınan bedelden sorumlu olduğunun kabulü gerektiği, 6102 sayılı TTK'nın 1420 nci maddesinde, zamanaşımı hususunun düzenlendiği, sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482 nci madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerin rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1427 nci maddesinde tazminat ödeme borcunun düzenlendiği, ilk fıkrada sigorta tazminatı veya bedelinin rizikonun gerçekleşmesine müteakip ve riziko ile ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve 1446 ncı maddeye göre yapılacak ihbardan kırkbeş gün sonra muaccel olacağının ifade edildiği, 6102 sayılı TTK'nın 1487 nci maddesinin üst başlığı ''Can Sigortaları'' olup, başlığın ise ''Hayat Sigortası'' olduğu, Türk Ticaret Kanununda hayat sigortalarına ilişkin hükümlerde zamanaşımı yönünden özel bir düzenleme yapılmadığı, bu nedenle hem mal hem de hayat sigortalarını kapsayan can sigortalarında da uygulanması gereken genel hükümlerin hayat sigortalarında da uygulanması gerektiği, zamanaşımı süresinin iki yıl olarak belirlendiği, diğer taraftan Hayat Sigortası Genel Şartları'nın C.13 üncü maddesinde de sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yıl içerisinde zamanaşımına uğrayacağının belirtildiği, iki yıllık zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacağının kabulü gerektiği, hayat sigortalarında sigorta bedelinin muaccel olduğu tarihin, ihbar tarihini takip eden kırk beş günlük süre sonrasında başlayacağı, buna göre dosya kapsamından murisin vefatından sonra tazminatın ödenmesi için davalıya yapılan başvurunun davalı tarafından ilk kez 30.12.2015 tarihinde reddedildiği, davacı tarafından iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmasından sonra 28.12.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan miktarın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.000,00 TL tazminatın davalıdan dava tarihi olan 08.02.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte alınarak davacılara miras payları oranında verilmesine fazlaya dair isteğin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar davacıların murisi sigortalı ...'un ölümü gerçekleşmiş olsa da alacağın belirsiz olduğunu, müttevafanın ölüm sebebinin ancak Adli Tıp Kurumu tarafından ihdas edilen 18.11.2020 tarihli raporla belirli ... geldiğini, İlk Derece Mahkemesince ıslah edilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zamanaşımı süresinin müttevefanın ölümü ile değil 18.11.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor ile " murisin kesin ölüm nedeni tespit edilemediğinden sigortalının var olan hastalığı ile riziko arasında illiyet bağı tespit olunmadığından, sigortacı tarafından cayma hakkının kullanılamayacağı kabul edilerek ölüm nedeniyle teminat alınan bedelden sorumlu olduğunun" ortaya çıkması ile başlayacağını, 6 yıllık genel zamanaşımı süresinin ise dolmadığını, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesi 3 fıkrasına göre davalı lehine nisbi vekalet ücreti takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sigortalı mütevveffa ...'un sigorta başlangıç tarihi öncesinden gelen kalp ve diyabet hastalığı olduğunu, sigortalının bu hastalığı sigorta sözleşmesi sırasında beyan etmediğini, sigortalının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, sigortalının öncesinden gelen ve davalı şirkete bildirmediği kalp ve diyabet hastalığına bağlı olarak vefat ettiğinin dosya kapsamıyla sabit olduğunu ve davalının tazminat ödeme yükümlüğü bulunmadığını, ...'un ölüm belgesinde doğrudan ölüme sebep olan hastalığın ''akut miyokard enfarktüsü+aterosklerotik kardiyovasküler'' hastalığı olduğu ve hastalığın başlangıcından ölüme kadar geçen yaklaşık sürenin 11 ay olduğu yazılı olduğunu, ölüm belgesinin 6100 sayılı Kanunu'nun 204 üncü maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca kesin delil niteliğinde olduğunu, aksinin davacılar tarafından ispat edilemediğini, murisin ölümüne kesin tanı koyacak otopsi yapılmamış olduğundan, hekimin tanısının (ölüm belgesinin) esas alınması gerektiğini ve tanı ile ölenin hastalık geçmişi uyumlu olduğundan ölüm raporundaki tanı ile riziko arasında illiyet bağı bulunduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında somut olayın özelliklerine uygun denetlenebilir bilirkişi raporları, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davalının istinaf talepleri bakımından, davacılar murisi ile davalı arasında sigorta sözleşmesinin düzenlenmesi sırasında murisin bildirmediği hastalığa rağmen sözleşmenin yapılmış olmasında tarafların kusurlu bulunması ve davacılar murisinin kusuru nispetinde talep edilebilecek vefat teminatına göre hükmedilen alacak miktarı nazara alındığında davalının istinaf taleplerinin yerinde görülmediği, davacıların istinaf talepleri bakımından ise, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde bildirildiği gibi ıslah tarihi itibariyle artırılan miktar bakımından yasal 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu, davacılar aleyhine hükmedilen vekalet ücreti bakımından ise işbu davanın tazminat talebine ilişkin olmayıp sigorta sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin olması nedeniyle AAÜT'nin 13/1 inci maddesinin uygulanması gerektiğinden davacıların bu yöndeki istinaf talebinin yerinde görülmediği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Taraf vekilleri temyiz dilekçelerinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptıkları istinaf başvurusunda bildirdikleri sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacıların murisi ...'un dava dışı bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak davalı şirketin taraf olduğu 27.04.2015/2016 tarihli Hayat Sigorta Poliçesi nedeniyle poliçe vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18, 1420, 1427, 1439, 1440 ve 1487 inci maddeleri, Hayat Sigortası Genel Şartları.
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
6502 sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkında Kanun'un 73/2.maddesi gereğince davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı oy)
KARŞI OY
Dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan vefat teminat bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı tarafın ıslahla birlikte poliçedeki 81.000,00 TL vefat teminat bedelinin davalı sigortacıdan tahsili için talepte bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüyle 1.000,00 TL'nin tahsiline ve fazla isteğin reddine karar verildiği, işbu kararın taraf vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği; sayın çoğunluk tarafından davacılar vekilinin davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin hatalı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ve diğer temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar verildiği görülmektedir.
Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında "maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez" düzenlemesi yapılmıştır. Davacılar vekili anılan bu hükme istinaden davalı yararına hükmedilen vekalet ücretini istinafa konu etmişse de, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eldeki davanın sigorta sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup maddi tazminat istemine ilişkin olmadığı gerekçesiyle itirazlar reddedilmiştir. Davacı yanın dava konusu ettiği talebin, manevi bir zarara ya da konusu para ile ölçülemeyen herhangi bir hakka ilişkin olmadığı, konusu ve değeri para ile ölçülebilen ve miktarı poliçede belli olan vefat teminat bedeline ilişkin olduğu gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesinin anılan yöne dair gerekçesi yerinde olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle; AAÜT'nin 13 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası gereği, davalı yararına hükmedilen red vekalet ücretinin davacılara verileni geçemeyeceği gözetilerek davacılar vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararında davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilerek onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2023/533 E., 2024/2571 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sayılı dosya içeriği, ceza mahkemesi dosya içeriği ve tüm dosya kapsamından ve özellikle 6100 sayılı Kanun'un 204 ncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen ilamların sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar düzenlemesi kapsamından İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan redd
11. Hukuk Dairesi 2023/533 E. , 2024/2571 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1349 Esas, 2022/1510 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/660 E., 2021/317 K.
Taraflar arasındaki genel kurul kararının butlanının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 26.03.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ... Agri N.V.'nin davalı ... Holding A.Ş.'de yaklaşık %49 oranında paya sahip olduğunu, halihazırda davalı şirkette hissedar konumda bulunduğunu, davalı şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E., 2014/74 K. sayılı kararına dayanılarak, 05.01.2017 tarihinde davalı şirket olağanüstü genel kurul toplantısına çağırıldığını ve genel kurul toplantısı icra edildiğini, ancak yapılan bu genel kurul toplantısının usul ve yasaya aykırı olduğu gibi, toplantıya dayanak olarak gösterilen İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E. sayılı kararında belirtilen hususlara dahi aykırı olduğunu, 05.01.2017 tarihinde davalı şirket yönetim kurulu tarafından tertip edilen olağanüstü genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde, şirkete hissedar olan kişiler yer almazken şirketle bağı olmayan birtakım şahsiyetlerin hissedar olarak gösterildiğini ve bu suretle pay defterine aykırı bir şekilde genel kurul toplantısı icra edildiğini, davalı şirketin hissedarı olan ...’ya hazır bulunanlar listesinde yer vermemekle kalmayıp, şirkette hisseleri kalmayan Uzel Traktör San. ve Tic. Ltd. Şti.’ni hazır bulunanlar listesinde hissedar olarak gösterdiğini, oysa ki Uzel Taraktör San. Tic. Ltd. Şti.'nin kendisine ait olan hisselerini, davalı ... Holding A.Ş.’nin pay defterinin 19. sayfasından da görülebileceği üzere müvekkili Uzel Agri N.V.'ne devrettiğini, bu suretle şirket pay defterinin 23. sayfasında müvekkili Uzel Agri N.V. adına sayfa açılmış olduğunu, dolayısıyla yoklukla butlanı talep edilen 05.01.2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında, davalı şirkette hiçbir payı bulunmayan Uzel Traktör San. ve Tic. Ltd. Şti. yerine müvekkili ...nin yer alması gerektiğini ileri sürerek, usul ve yasaya açıkça aykırı olarak düzenlenmiş olan davalı şirketin 05.01.2017 tarihli genel kurul toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesi uyarınca butlanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin %49 hissedarı olduğu iddiası ile işbu davayı ikame ettiğini, davacının iddiasının söz konusu hisseleri Uzel Traktör San. Tic. Ltd. Şti.'nden satın aldığı iddiasına dayanmakta olduğunu, davacı şirket ile hisse devri sözleşmesi yaptığı Uzel Traktör San. Tic. Ltd. Şti.'nin yöneticisi ... olduğunu, söz konusu devir işlemlerinin müvekkili şirketi zarara uğratmak amacı ile usulsüz ve hukuka aykırı şekilde yapıldığını, davalı şirket yönetim kurulu üyesi ... yerine yönetim kuruluna yeni üye atanması işleminin yoklukla malul olduğunu, ayrıca yoklukla malul olan bir işlem dayanak alınarak sonradan yapılmaya çalışılan işlemlerin de herhangi bir geçerliliklerinin olmadığını, bu itibarla ...’in geçerli katılımı olmaksızın Uzel Agri NV’ye hisse devrine ilişkin geçerli bir yönetim kurulu kararı alınmasının mümkün olmadığı hususunun derecattan geçerek kesinleşmiş mahkeme kararları ile sabit olduğunu, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E. (Eski No:2007/599 E.) ile birleşen İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/175 E. sayılı sayılı dosyasından verilen ve kesinleşen karar ile ...'in yönetim kurulu üyeliğinden çıkarılarak ...'nın yönetim kuruluna alınmaya çalışılan bu yönetim kurulu kararlarının yok hükmünde olduğunun sabit hale geldiğini, davacı şirketin davalı şirkette pay sahibi olmadığını, bu nedenle davanın husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının hissedar olanlara hazirun cetvelinde yer verilmediği ve hissedar olmayanlara yer verildiği iddialarının hazirun cetvelinin İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E., 2014/74 K. ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/13319 E., 2015/10748 K. sayılı kararları uyarınca hazırlanmış olması nedeniyle gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında bulunan İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.04.2014 tarih, 2011/263 E. ve 2014/74 K. sayılı kararının incelenmesinden Uzel Traktör San. Tic. A.Ş. ile ...arasında geçerli bir hisse devrinin bulunmadığına karar verildiği, verilen bu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.10.2015 tarih, 2014/13319 E. ve 2015/10748 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, gerek İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 01.04.2014 tarih, 2011/263 E. ve 2014/74 K. sayılı kararı, gerekse davalı şirket pay defteri, ticaret sicil kayıtları ve hazirun listesi dikkate alındığında davacı şirketin davalı şirkette pay sahibi olmadığı, bu itibarla genel kurul kararının butlanı davası açma hususunda aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E. sayılı kararını hatalı yorumladığını, kararda muris Ahmet Uzel'den davacı ...'e miras yoluyla intikal eden bir kısım hissenin oğlu ... ve ...'e haksız olarak geçtiği iddiasıyla açılan hisse istirdatına ilişkin bir dava olduğunu, verilen kararda sadece 30.410.146,2 pay durumu ile ilgili değerlendirme yapıldığını, geriye kalan 29.969.287.853,8 adet pay ile ilgili mahkeme kararı olmadığı gibi bu hisselerle ilgili açılmış paydaş olmadığına ilişkin davanın da bulunmadığını, söz konusu davada davacının davalı dahi olmadığını, mahkeme kararının ancak tarafları bağlayacağını, davacının Uzel Holding A.Ş.'de hissedar olan Uzel Traktör... Ltd. Şirketi'ne ait 29.999.698,000 adet Uzel Holding hissesini 08.02.2008 tarihli sözleşme ile devralmak sureti ile hissedarı olduğunu, davacı şirketin hissedar olduğu hususunun aynı tarihli pay defterine işlendiğini, pay defterinin 23 üncü sayfasında görüleceği üzere davacının pay sahibi olduğunu, Uzel Traktör...Ltd. Şti.'de bulunan Uzel Holding A.Ş. hisselerinin davacı şirkete devredildiğinin pay defterine 08.02.2008 tarihinde yönetim kurulu kararı ile işlendiğini, davacı şirket aleyhine açılan paydaşlığın olmadığı tespiti talepli bir dava olmadığı gibi davacının taraf olmadığı başka bir mahkemenin gerekçesinin de davacının hisselerinin elinden alınması gerektiği yönünde yorumlanamayacağını, mahkeme gerekçesinde bir başka mahkemenin gerekçesinin kesin hüküm tahtına çıkarıldığını ve üstelikte hatalı değerlendirildiğini, pay defteri incelendiğinde davacı tarafın hissedar olduğu bu pay defterine göre genel kurul çağrısı yapılması gerektiğini, hazır bulunanlar listesinin hazırlanması gerekir iken davacı şirketin sanki pay defterinde kayıtlı değil gibi devreden şirkete davetiye göndererek gerçek olmayan hissedarlar ile genel kurul toplantısı yapıldığını, davalı şirketin dosyaya pay defterini sunmadığını, sadece kendisinin hazırladığı hazır bulunanlar listesini incelemeye sunduğunu, pay defterinin celb edilmesi durumunda davacının hissedar olduğunun tespit edileceğini, A.Ş.'de hissedar olmak için tüm işlemleri yerine getiren davacının hissedarlığının şirket pay defterine işlenmiş olmasına rağmen paydaş olarak hazır bulunanlar listesine eklenmeyerek mülkiyet hakkının gasp edildiğini ve genel kurullara da katılımının önlenmesi ile birlikte hisse satın alma sözleşmesi ile edinmiş olduğu sözleşmesel haklarının da ihlal edildiğini, şirket pay sahibinin vazgeçilmez hakları olan genel kurula katılma oy kullanma gibi haklarının elinden alındığını, ilgili dosyada alınan bilirkişi raporunda da davalı ...Ş.'nin hissedarı olarak davacı şirket olduğunun tespit edildiğini, davalı tarafın ...'in yönetim kurulu üyeliğinden çıkarılmaya çalışarak yerine başka bir üyenin yönetim kurulu seçildiğinden dolayı yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunu beyan etmiş ise de ortada davacı şirketin davalı şirket hissedarlığının sona erdirildiğine dair bir karar bulunmadığı gibi davalı yönetim kurulu tarafından davacıya yapılan hisse devri de bulunmadığından bu yöndeki beyanlarının da dinlenemeyeceğini, davacı şirketin davalının ortağı olduğundan davalı şirket yönetim kurulunca davet edilmeyerek hazırlanmış olan genel kurul toplantı çağrısına ilişkin kararlarının batıl olduğunu, 05.01.2017 tarihli genel kurulu kararlarının batıl olduğunun tespiti ile kararın kaldırılması gerektiğini, söz konusu genel kurul kararlarının davacı şirketin hissedar olmasına rağmen toplantılara davet edilmeden gerçekleştirildiğini, kurul kararının yok hükmünde olduğunu, dava konusu toplantılarda genel kurulun oluşmadığını, çağrının usulüne uygun yapılmadığını, mahkemece şirket pay defteri getirtilmeden deliller toplanmadan karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, davacı şirket ortağı çağrılmadan oy kullanmasının ve genel kurul toplantısına katılma hakkının kullanmasının engellendiğini, bu sebeple dahi genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yokluk ve butlan hallerinde dava hakkının ilgililere, diğer bir anlatımla bu davaya açmakta korunmaya değer menfaati olanlara ait olduğu, bunların başta şirket ortakları olmak üzere alacaklılar ve yönetim kurulu üyeleri olduğu, bu bağlamda paylar üzerinde tesis olunan rehin hakkı ve intifa hakkı sahiplerinin sözü geçen kararın sakatlığının saptanmasında menfaatleri bulunduğu taktirde ilgililer kapsamına dahil sayılması gerektiği, somut davada davacının davasını ortaklık sıfatına dayandırdığı, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş olan İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/263 E. sayılı dosya içeriği, ceza mahkemesi dosya içeriği ve tüm dosya kapsamından ve özellikle 6100 sayılı Kanun'un 204 ncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen ilamların sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar düzenlemesi kapsamından İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kurul kararının butlanla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
I. Senet II. Kesin hüküm III. İkrar Medeni usul hukukunda delil sistematiği dikkate alındığında, yukarıdakilerden hangisi/hangileri teknik anlamda "kesin deliller" arasında sayılmamaktadır?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.