6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 208

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 208. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 208- (1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir. Yazı veya imza inkârının sonucu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

31 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2334 E., 2019/443 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
maddesi hükmü doğrultusunda işlem yapılmalı, ibraz edildiğinde de, HMK'nın 208. maddesine uygun araştırma yapılmalı ve her iki sözleşme aslı karşılaştırılarak, imza, yazı ve ilaveler konusunda taraf beyanları alınıp, husumet konusu açıklığa kavuşturulmalıdır.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2334 E.  ,  2019/443 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 20.01.2015 tarih ve 2013/859 E., 2015/34 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarih ve 2015/2301 E., 2015/3004 K. sayılı kararı ile bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 18.05.2016 tarih ve 2015/4993 E., 2016/2895 K. sayılı kararı ile “…Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıp sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılmış, mahkemece davanın husumet nedeniyle dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin ilâmıyla, "dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulan ve 10 parselde yer alan konut inşaatının dolu kalıp beton işçiliğinin yapımına ilişkin olan sözleşmenin başlığında yüklenici olarak (Küçük Kardeşler İnşaat Sanayi ve Dış Tic. Ltd.Şti.) gösterilmiş, sözleşme Kemal Küçük tarafından imzalanmıştır. Delil tespit dosyasında da aynı sözleşme mevcuttur. Sözleşmenin davalı şirket adına Kemal Küçük tarafından imzalandığı tespit raporuna itiraz dilekçesi içeriğinden de anlaşılmakta olup, davada şirketi temsilen Kemal Küçük Hasım gözetilerek açıldığından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi ve davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru olmadığı gibi, husumet nedeniyle reddedildiği halde karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7. maddesine aykırı olarak davalı yararına maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekâlet ücreti tayin edilmesi de kabul şekli bakımından doğru olmamıştır."gerekçesiyle bozulmuş, davalı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dosyanın bu kez yapılan incelenmesinde, iki sözleşmenin sunulduğu, davalı vekilinin sunmuş olduğu ve dairemizin bozma ilâmında davacı vekili tarafından fotokopisi mahkemeye sunulan tarihsiz sözleşmenin başlığında yüklenici olarak davalı şirket olarak gösterilmiştir. Diğer sözleşmenin aslı ise 03.07.2014 tarihli celsede davalı tarafından mahkemece sunulmuş ve emanete alındığı anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından fotokopisi sunulan belgenin aslının varlığı konusunda bir açıklamada bulunulmamıştır. Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için fotokopisi olan belge asıllarının sunulması ve her iki belgenin karşılaştırılması ve sıhhatinin tartışılarak sonuca varılması gerekmektedir. Bu nedenlerle, mahkemece yapılacak iş, davacı vekiline fotokopisini ibraz ettiği belge aslını sunmak üzere HMK'nın 216. maddesi hükmü doğrultusunda işlem yapılmalı, ibraz edildiğinde de, HMK'nın 208. maddesine uygun araştırma yapılmalı ve her iki sözleşme aslı karşılaştırılarak, imza, yazı ve ilaveler konusunda taraf beyanları alınıp, husumet konusu açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu husus açıklığa kavuşturulmadan husumet yönünden yapılan değerlendirme yeterli olmamıştır. Kararın bu gerekçeyle bozulması gerekirken az yukarıda açıklanan gerekçeyle bozulduğu anlaşılmakla, Dairemizin 02.06.2015 gün ve 2015/2301 Esas, 2015/3004 Karar sayılı bozma kararı kaldırılarak açıklanan bu gerekçeyle bozulması uygun bulunmuştur.…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, alacak istemine ilişkindir. Davacı vekili, yanlar arasında imzalanan sözleşme ile müvekkili şirket tarafından sözleşmede belirtilen arsa üzerinde yapılan inşaatın beton işlerinin yapımının davalı şirket tarafından üstlenildiğini, kanalizasyon bağlantısı için ASKİ’ye başvuru yapıldığını, başvuru sonunda biri arsa dışında diğeri de yapılan inşaatın içerisinde olmak üzere iki adet kanalizasyon logarının yapılması hususunda izin alındığını, inşaat ile logarlar arasındaki kanalizasyon borularının davalı şirket tarafından döşendiğini ancak döşenen boruların üzerine beton konulmadan toprak dolgusu yapılması nedeniyle toprağın yaptığı baskı sonucunda alttaki boruların kırılarak müvekkili şirketin zarara uğradığını, yaptırılan tespit sonucu zararın 30.986,00TL olarak belirlendiğini ileri sürerek, tespit edilen zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının dayandığı sözleşmenin taraflarının Semra Karamukoğlu ile Kemal Küçük olduğu hâlde davanın şirket tarafından açıldığını, sözleşmenin konusunun beton kalıp işçiliğine ilişkin olduğunu ve kanalizasyon borularını döşeme işini içermediğini, Kemal Küçük’ün sözleşmedeki beton kalıp işinin yüklenicisi olup edimini yerine getirdiğini, kanalizasyon borusu döşenmesinin beton kalıp işinin tesliminden sonra yaptırıldığını ancak söz konusu işin müvekkili şirket ve Kemal Küçük tarafından yapılmadığını, husumet itirazında bulunduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının sunduğu sözleşmenin altında yüklenici olarak Kemal Küçük'ün isim ve imzası, başlık kısmında yüklenici olarak davalı şirketin ismi bulunduğu, davalının sunduğu sözleşmenin altında ise Kemal Küçük'ün isim ve imzası olduğu, davacının akdi ilişkiyi ispat etmesi gerektiği, davalı şirketin temsilcisi Kemal Küçük ise de sözleşmenin altında Kemal Küçük ismi ile imzası olduğu, şirketi temsilen sözleşmeyi imzaladığı da yazmadığından bu sözleşmeye göre taraflar arasında akdi ilişki kurulduğunun kabul edilemeyeceği, davacıya yemin delilinin hatırlatıldığı ve davalı şirket yetkilisi Kemal Küçük’ün söz konusu işi kendisinin üstlendiğini, şirket olarak inşaatta herhangi bir iş yapılmadığını beyan ettiği, davacının akdi ilişkiyi ispat edemediği gerekçesiyle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece önce sözleşmenin başlığında yüklenici olarak Küçük Kardeşler İnşaat Sanayi ve Dış Tic. Ltd. Şti.’nin gösterildiği, sözleşmenin Kemal Küçük tarafından imzalandığı, tespit dosyasında da aynı sözleşmenin olduğu, sözleşmenin davalı şirket adına Kemal Küçük tarafından imzalandığının tespit raporuna itiraz dilekçesi içeriğinden de anlaşıldığı, davanın şirketi temsilen Kemal Küçük hasım gösterilerek açıldığı gerekçesiyle davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine önceki bozma kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, davacı vekilinin sunduğu sözleşme örneğinin başlık kısmında, yüklenici olarak davalı şirketin unvanı ve adresinin el yazısı ile yazılı olduğu, sağ alt tarafında ise yüklenici olarak Kemal Küçük’ün isim ve imzası, sol alt tarafında işveren olarak davacı şirketin kaşesi ile üstünde imza bulunduğu, davalı vekilince aslı sunulan sözleşmenin başlık kısmında, yüklenici isim ve adresi yazılı olmayıp sözleşmenin sağ alt tarafında yüklenici olarak Kemal Küçük’ün ve işveren olarak Semra Karamıkoğlu’nun isim, soy isim ve imzası bulunduğu, Kemal Küçük’ün davalı şirketin yetkilisi olmasına rağmen şirket adına bu imzayı attığına dair herhangi bir kayıt veya kaşe bulunmadığı, bu durumda, davacının sözleşmenin davalı şirket adına yetkilisinin imzaladığını ispat edemediği, akdi ilişkinin Kemal Küçük ile kurulduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda yanlar arasında akdi ilişkinin ispatı noktasında Özel Daire bozma kararında belirtilen şekilde araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği, varılacak sonuca göre sıfat yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle eser sözleşmesine ilişkin yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bir sözleşme ilişkisinin kurulabilmesi için sözleşme yapmaya ehil (ehliyet) olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmamış yani yasaklanmamış (meşru içerik) ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçimi varsa buna uyularak (şekil) yapılması, sözleşmenin genel unsurlarıdır. Sözleşmeye ilişkin bu temel unsurlar yanında her sözleşme türünün kendine özgü unsurları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin de kendine özgü olan iki temel unsuru vardır. Bunlar eser ve bedeldir. Bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici) istenen özellikte sonucu (eser) meydana getirmeyi, diğer taraf (iş sahibi) ise bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi (bedel) üstlenmektedir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Ayrıca niteliği itibariyle sürekli bir sözleşme olmayıp ani edimli bir sözleşmedir. Eser sözleşmesi tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile kurulur ve sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir. Ancak, sözlü yapılan sözleşme inkâr edildiği taktirde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200. maddesi uyarınca yazılı delille ispata ilişkin kuralların gözetilmesi gerekir. Somut uyuşmazlıkta, davacı şirket tarafından dava dilekçesi ekinde örneği sunulan ve 42567 ada 10 parselde yer alan konut inşaatının dolu kalıp beton işçiliğinin yapımına ilişkin eser sözleşmesinin başlık kısmında yüklenici olarak Küçük Kardeşler İnşaat Sanayi ve Dış Tic. Ltd. Şti. gösterildiği ve sözleşmenin Kemal Küçük tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır. Davalı vekilince mahkemenin 03.07.2014 tarihli celsesinde aslı sunulan sözleşmenin altında ise Kemal Küçük'ün isim ve imzası olduğu ayrıca sözleşmenin başlık kısmında yüklenici kısmının boş olduğu görülmektedir. 6100 sayılı HMK’nın “Yazı ve imza inkârı başlıklı” 208. maddesi, (1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir,…” şeklinde düzenlenmiş olup, bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası anlamında “sahtecilik iddiası” söz konusu olur. Yazı inkârı, belgenin ya da senedin metin kısmında imza sahibinin iradesi dışında ve gerçeğe aykırı bir değişiklik olduğu iddiası anlamına gelir. Senetteki yazının inkâr edilmesi, senedin yazı kısmında (metninde) tahrifat yapıldığı, senedin metin kısmındaki yazının, senedi tanzim ettiği iddia olunan kişiye, imza sahibine ait olmadığı şeklinde gündeme gelebilir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T.: Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1793). 6100 sayılı HMK’nın “Mahkemece belge aslının istenmesi ve geri verilmesi” başlıklı 216/1. maddesi, “Belgenin sadece örneğinin mahkemeye verildiği durumlarda, mahkeme kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine belgenin aslının verilmesini de isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Dosya içerisinde taraflarca sunulan iki sözleşme bulunmakta olup, davacı vekilince örneği sunulan sözleşme ile davalı vekili tarafından aslı sunulan sözleşmede yüklenicinin kim olduğu noktasında farklı düzenlenmeler bulunmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için 6100 sayılı HMK’nın 216/1. maddesi uyarınca davacı vekilinden dosya içerisinde örneği sunulan sözleşme aslının istenmesi gerekmektedir. Özel Dairenin bozma kararı sonrasında davacı vekilinin temyiz dilekçesinde 23.11.2016 tarihli dilekçe ekinde sözleşme aslını sundukları yönündeki beyanları da dikkate alınmak suretiyle sözleşme aslının sunulması hâlinde 6100 sayılı HMK’nın 208. maddesi uyarınca araştırma yapılarak her iki sözleşmede bulunan imza ve yazılara ilişkin tarafların da isticvap edilmek suretiyle beyanları alınarak sözleşmelerin geçerliliği tartışılmak suretiyle sıfat konusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma neden ve kapsamına göre davacı vekilinin hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının ŞİMDİLİK İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/2692 E., 2019/1003 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu         2017/2692 E.  ,  2019/1003 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince imzaya itirazın kabulüne, alacaklı aleyhine asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına ve asıl alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine dair verilen 15.12.2015 tarihli ve 2014/1105 E., 2015/1047 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/5997 E., 2016/17385 K. sayılı kararı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2016/24811 E., 2016/20003 K. sayılı kararı ile; “… Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine başlanmış, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu şirket ve avalist ... yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takibe dayanak senetteki imzaların şirket yetkililerine ve avaliste ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz etmişlerdir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen 29.04.2014 tarihli, 2013/836 E.-2014/384 K. sayılı avalist ... yönünden verilen imzaya itirazın kabulü yönündeki karara ilişkin olarak, alacaklı tarafından yapılan temyiz talebinin Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “1” nolu bendinde reddedildiği, alacaklı tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmadığından, mahkemenin imzaya itirazın kabulüne ilişkin kararının bu aşamada kesinleştiği anlaşılmakla; alacaklının ... yönünden yapmış olduğu sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de; Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “2” nolu bendinde yer alan bozma kararına uyulması üzerine alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, borçlu şirket yönünden mahkemece itirazın kabul edilerek borçlu yönünden takibin durdurulduğu, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedildiği, söz konusu kararın Dairemizce onandığı görülmektedir. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir. İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda, tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir. Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı). Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Dosya kapsamında bulunan imza sirkülerine ve ticaret sicili müdürlüğünden gönderilen yazı cevaplarına göre bonoların keşide tarihinde, ... ve Ahmet Şentürk'ün borçlu şirketi münferiden temsile yetkili olduğu görülmektedir. Mahkemece hükme esas alınan EGM Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığından sertifikalı grafoloji ve sahtecilik uzmanları olan Birol Aydın, Tuncay Tuncerli ve Okan Büzkaya tarafından hazırlanan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; mukayeseye esas belgelerin iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları, dolayısıyla iki ayrı şahsı eli ürünü olduğu, mukayeseye esas imzalardan borçlu şirket yetkililerince kabul edilenleri dikkate alındığında, senetteki imzaların borçlu şirket yetkilileri ... ve Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olmadığının, ancak şirket yetkililerince kabul edilmeyen imzalar dikkate alındığında senetlerdeki imzaların aynı elin ürünü olduğunun bildirildiği; 25.11.2015 tarihli ek raporda ise bu nitelendirmenin maddi-teknik olduğunun, ancak hukuksal nitelendirmenin mahkemenin takdirine bırakıldığı görülmektedir. Yine aynı raporlarda şirket yetkililerince kabul edilmediğinden mukayeseye esas alınmayan resmi makamlarca düzenlenen belgelerin sayısal çokluğuna değinilmekle birlikte, borçlular vekilinin 27.11.2013 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettikleri Ankara 57. Noterliğince düzenlenen 07.01.2013 tarihli, 00697 yevmiye nolu vekaletname ile 25.01.2011 tarihli imza sirkülerindeki imzaların dahi mukayeseye esas alınmayan imzalar grubu içerisinde yer aldığı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde; “İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” hükmü ile; 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır. Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir” hükmü yer almaktadır. Yukarıda anılan bilirkişi raporunda; üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları belirtilen ve borçlu şirket yetkilileri tarafından kabul edilmeyen imzaları içerir belgeler arasında, Ankara 57. Noterliği'nin 28.07.2009 tarih, 25013 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 02.05.2012 tarih, 16953 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 14.09.2012 tarih, 35151 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 07.01.2013 tarih, 00697 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 13.07.2011 tarih, 29324 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 06.08.2012 tarih, 30444 yevmiye nolu imza sirküleri aslı bulunmaktadır. O halde mahkemece; bilirkişi raporlarında sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalarla, takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu bildirildiğine göre borçlu şirket yönünden imzaya itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...” gerekçesi ile alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kısmen kabulüyle onama kararı kaldırılmak suretiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "geçici 3. madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde imzaya itiraza ilişkindir. Borçlular vekili; icra takibine dayanak senette keşide yeri bulunmadığından kambiyo vasfının bulunmadığını, müvekkili (tanzim eden) ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin kaşesi üzerinde bulunan imzaların şirket yetkililerine ait olmadığını, yine müvekkili (avalist) ...'ün adı altında yer alan imzaların da müvekkili ...'e ait olmadığını, imzalar müvekkillerine ait olmadığından alacaklı tarafa da herhangi bir borç bulunmadığını ileri sürerek imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin iptaline ve alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir Alacaklı vekili; senetteki imzaların borçlulara ait olduğunu ileri sürerek itirazın reddine ve borçlular aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yerel Mahkemece 29.04.2014 tarihli kararda; takip dayanağı senette keşide yeri bulunduğundan borçluların kambiyo şikâyetlerinin yerinde olmadığı, borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin senedin tanzim tarihinde münferiden/ayrı ayrı temsil ve ilzama yetkilisi Ahmet Şentürk ve ... olduğu, 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığının, Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği gerekçesiyle borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya ve borca itirazının reddine, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının borçlu şirketten alınarak alacaklıya verilmesine, borçlu şirketin asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Alacaklı vekilinin ve borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine; Özel Dairece 09.09.2014 tarihli bozma kararı ile; "...1-Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddine, 2-Borçlu ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlu örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine İİK'nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra imzaya itiraz etmiş, mahkemece; yapılan yargılama sonunda 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, borçlu şirketin imzaya itirazının reddine karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporu gerekçesinin “c” bölümünde takibe konu senetteki imzalar ile Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları karşılaştırılmış ve “her ne kadar imzaların başlangıç kısımları itibariyle farklılık görülmüş ise de; imzaların inşa'a karakteri, 'A' harfinin devamında yapılan el hareketlerinin tersim edilişleri, imzaların nihayete erdirilişleri, imzaların işleklik dereceleri, kaligrafik ve itiyadı diğer hususiyetler yönünden kısmi ve bölgesel nitelikte uyum ve benzerlikler tespit ve müşahade edilmiştir.” şeklindeki imzanın borçlu şirket yetkilisine aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildikten sonra, raporun sonuç kısmında senetteki imzaların “Ahmet Şentürk 'ün eli ürünü olduğu (müspet)” şeklinde kesin kanaat bildirildiği, bu hâliyle, raporun, itiraza konu edilen imzanın aidiyeti konusunda hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmektedir. O hâlde; mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Yerel Mahkemece 15.12.2015 tarihli kararda; Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ... veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığı, başkasının sahte imza attığı mütalaa edildiği gerekçesiyle borçlu şirketin ve ...'ün imzaya itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına, asıl alacağın % 20'si oranında 3.000.000,00TL kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e ve borçlu şirkete verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında 1.500.000,00TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı alacaklı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı oy çokluğu ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, borçlu Şirketin imzaya itirazının reddine ilişkin ilk kararının da, itirazın kabulüne ilişkin ikinci kararın da Özel Dairece bozulduğu, bu durumda Özel Dairenin birinci bozma, onama, ikinci bozma ilamı sonrasında kimin haklı, kimin haksız olduğunda bir belirsizlik oluştuğu, ikinci kararın oy birliği ile onandığı hâlde karar düzeltmede oy çokluğuyla bozulduğu, azınlığın yine onadığı, bu durumda bu belirsizliğin Hukuk Genel Kurulunda kesin olarak çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporlarına göre borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 3. fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. İİK’nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. HMK'nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise HMK'nın 266 ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun'un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlaması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. ile 07.10.2009 tarihli ve 2009/12-382 E., 2009/415 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki anılan düzenlemelerde geçen karşılaştırmaya esas belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarihli ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 E., 2008/90 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir. Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminilastiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir. Somut olay incelendiğinde ise; borçlular vekili ve alacaklı vekili tarafından mukayeseye esas belgeler bildirildikten sonra borçlular vekili 23.01.2014 tarihli duruşmada alacaklı tarafından müvekkili şirketin muhasebeciliğini yapan ve bu maksatla iş takibi için vekâletname verilen Eşref Vurgun isimli şahsın imzası bulunan belgelerin dosyaya mukayeseye esas belge olarak kazandırılmaya çalışıldığını beyan ettiği, borçlular vekilinin 03.02.2014 ve 27.02.2014 tarihli dilekçelerinde Ankara 57. Noterliğinin 28.07.2009 tarihli ve 25015 sayılı vekâletnamesi ile Ankara 57. Noterliğinin 17.07.2009 tarihli ve 24042 yevmiye nolu vekâletnamelerindeki imzaların müvekkili borçlu şirket yetkililerine ait olmadığını, eski çalışanları Eşref Vurgun'a ait olduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır. Yerel Mahkemece grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ...’ün mahkemece huzurda alınmış 23.01.2014 tarihli belgeler üzerindeki imzaları (istiktap tutanakları) esas alınarak, ... adına olan mukayese imzalarının iki farklı el ürünü olduğu, bunlardan huzurda alınmış imzalar ile bu imzalarla uyumlu olan samimi mukayese imzaların (I. TARZ) ...’ün gerçek imzaları olduğu, huzurda alınmış mukayese imzalar ile uyumlu olmayan diğer belgelerdeki imzaların (II. TARZ) ise ...’ün eli ürünü olmadığı, bu şahsın hakiki imzalarının model alınması suretiyle adına takliden atıldıkları, takip konusu senet aslı üzerinde borçlu “... Yapı Sanayi Ve Ticaret A Ş.” adına ve avalist ... adına atılı bulunan imzaların; ...’ün eli ürünü olmadığı (menfi), Ahmet Şentürk’ün eli ürünü olduğu (müspet) kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir. Mahkemece 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak verilen borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddine, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne dair 29.04.2014 tarihli kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli kararı ile alacaklı vekilinin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle hükme dayanak yapılan bilirkişinin imza incelemesi usulü benimsendiği, takibe konu senet üzerindeki gerek borçlu şirket adına, gerekse aval veren ... adına atılı 4 adet imzanın ...'e ait olmadığına ilişkin mahkeme kararının isabetli bulunduğu, borçlu şirketin temyiz itirazları yönünden ise sair temyiz itirazları reddedilerek borçlu şirketin münferit temsilcilerinden Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları ile takibe konu senetteki imzaların karşılaştırılmasında imzanın borçlu şirket yetkilisi Ahmet Şentürk'e aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildiğinden, mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkeme kararının bozulduğu, alacaklı vekilinin 03.12.2014 tarihli dilekçesi ile karar düzeltme hakkından feragat ettiği, mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararı uyarınca mahkemece borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket yetkilisi olan Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olup olmadığı konusunda yeniden bilirkişi raporu alınması ile yetinilmesi gerekirken, borçlu şirketin diğer temsilcisi olan ... yönünden de bilirkişi incelemesi yapılması usuli kazanılmış hakka aykırı olup sonuca etkili değildir. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; alacaklı ... vekili Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararından sonra 29.04.2016, 01.06.2016, 22.07.2016, 24.08.2016 tarihli dilekçelerinde ve yerel mahkemenin direnme kararını temyize ilişkin 26.04.2017 tarihli dilekçesinde; takibe konu senet üzerinde hem borçlu şirketi hem de ...'ü temsilen atılan imzaların ...'e ait olduğunu, o yüzden Ahmet Şentürk ile ilgili hususları tartışmanın da eldeki dosyaya faydasının olmayacağını da beyan etmiştir. Yerel mahkemece yukarıda açıklanan Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; takip konusu senet üzerinde bir şahsa atfedilmesi gerekli dört imza bulunduğu hususunun grafolojik açıdan tartışmasız olduğu, ...’ün mukayeseye esas imzaları grafolojik açıdan incelenerek değerlendirildiğinde iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları, bir grup imzanın kabul edilmemesi ve bilirkişi kanaatlerinin mevcudiyeti sebebiyle mevcut kıyas materyalinin tümünün sıhhatli ve istinat edilebilir olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu bakımdan da huzurda istikdap yoluyla tespit edilen imzalar göz önünde tutularak, bu imzalarla grafolojik uyumluluğu belirlenen imzaların ...'ün samimi imzaları olduğunun ve diğer imzaların (adı geçen tarafından kabul edilmeyen imzalar) ise başka bir şahıs tarafından takliden atılmış sahte imzalar olduklarının (bir kısmı noter belgelerinde atılı olmalarına rağmen) kabulünün gerekeceği, takibe konu senetteki imzaların (gerek gerçek kişi adına ve gerekse tüzel kişi adına atılı) ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduklarının bildirildiği, yerel mahkemece bilirkişi kurulundan belirsizlik olmaması için daha net daha kesin ifadelerle, daha açık bir rapor verilmesi amacıyla 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporu alındığı, 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda ise, “adli grafoloji ve belge sahtecilikleri” alanının, adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin maddi dünyaya ilişkin verileri incelediği ve yine maddi dünyaya (maddi gerçekliğe) ilişkin sonuçlar ortaya koyduğu, bir diğer ifadeyle kriminalistiğin ulaştığı sonuçların maddi dünyaya ilişkin olup, bunların hukuk dünyasına mal edilebilmesinin ancak yetkili ve görevli yargısal mercilerin yargısal faaliyetleri ile mümkün olabileceği, ...’ün örnek imzaları olarak kazandırılmış çok sayıdaki imzaların tümünün aynı elin ürünü olmadığı, grafoloji tekniği açısından bakıldığında böylesi bir durumda örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığı değerlendirilmek zorunda olduğu, böyle bir sorunla karşılaşıldığında grafoloji uzmanının hangi imzaların otantik ve istinat edilebilir olduğunu belirlemeye çalışacağı, bu belirleme bakımından elindeki tek hareket noktasının da eğer mevcut ise yetkili otorite huzurunda tespit edilmiş örnek imzaların sıhhati olup, bu imzalarla grafolojik uyumu saptanabilen diğer imzaların da sıhhatli (samimi) kabul etmesinin teknik bir gereklilik olduğu, maddi gerçeklik anlamında incelemeye konu senetteki imzaların ... ve/veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan itiraza konu senetle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyalarında alınan bilirkişi raporlarının incelenmesinde ise; Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 10.09.2014 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda mukayeseye esas belgelerin çoğunlukla fotokopi olduğu, inceleme konusu senette ödeyecek ve kefil bölümünde atılı imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrult, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların ...'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 09.03.2015 tarihli ön raporunda; ... ve Ahmet Şentürk’e ait mukayese belgelerin bazılarının adı geçenlerce imzalanmamış olduğu iddiası bulunduğundan mukayese imzaların sıhhati hususunda tereddüt meydana gelmiş olup, sorulan hususta sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için dosya içerisindeki ... ve Ahmet Şentürk’ün imzalarını içerir tüm belgelerin adı geçenlere gösterilerek hangi belgeleri kabul edip, etmediğinin sorulması ve bu belgelerin istem müzekkeresinde açıkça belirtilmesi gerektiği, mukayese olarak gönderilen belgelerde "..." "Yönetim Kurulu Başkanı" gibi el yazısı ile yazılmış yazıların yazdırılması ile elde edilecek tutanakların birlikte kuruma gönderilmesinin gerektiğinin bildirildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçen şahıslara mukayeseye esas belgeler gösterilerek kabul edilen ve edilmeyen belgelere ilişkin tutanak tutulduğu ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 18.06.2015 tarihli yedi kişilik bilirkişi kurulu raporunda, Adli Tıp Kurumunun yukarıda belirtilen 10.09.2014 tarihli raporunun da değerlendirildiği, mukayeseye esas belgeler arasında istiktap tutanakları, diğer belgeler ve 4 adet klasörün de bulunduğu, inceleme konusu senette atılı borçlu ve kefil imzaları ile ... tarafından kabul edilen mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların ...'ün kabul ettiği mukayese imzalara kıyasla ...'ün eli ürünü olmadığı, ...'ün kabul ettiği mukayese belgelerdeki imzalar ile huzurda alınmış imza örnekleri kendi aralarında yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlik gösterdiğinin bildirildiği, Ankara Jandarma Genel Komutanlığının 24.08.2015 tarihli uzmanlık raporunda ise; ...'ün mukayese konusu başlığı altında tanımlanan belgeler üzerindeki mukayese imzalarının birbirleri arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada iki farklı kaligrafide imzaları bulunduğu, istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların aynı kaligrafide bir şahıs eli ürünü olduğu, diğer mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların ise farklı kaligrafide ikinci bir şahıs eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin ödeyecek ve kefil hanelerinde ... adına atılı bulunan imzalar ile ...'ün istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler karşılaştırıldığında senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığı, taklit edilmek suretiyle atıldığı, arasında istiktap tutanağı bulunmayan diğer kısım mukayeseye esas imzalarla karşılaştırıldığında senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir. Yerel mahkemece alınan, dosya kapsamında bulunan ve ayrıntılarıyla açıklanan bilirkişi raporlarında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyası da dâhil olmak üzere çok sayıda mukayeseye esas belgenin ve istiktap tutanaklarının incelendiği, ...'e ait aralarında noter belgeleri de bulunan mukayeseye esas belgelerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları tespit edildiğinden, grafoloji tekniği açısından örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığının değerlendirilmek zorunda olduğu, bilirkişiler tarafından mukayeseye esas imzalar istiktapla uyumlu olan ve uyumlu olmayan imzalar olarak iki gruba ayrılarak, istiktapla uyumlu olan imzaların ...'ün samimi imzaları, istiktapla uyumlu olmayan imzaların ise sahte imza olduğu belirtilerek, ...'ün samimi imzaları olduğu değerlendirilen imzalarla takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, yerel mahkemenin direnme kararından sonra, Ankara 57. Noterliğine ait belgeleri düzenleyen Noter Başkâtibi...'in sanık olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli ve 2017/774 E.- 2017/216 K. sayılı kararının incelenmesinde; katılanların Ahmet Şentürk ve ... olduğu, iddianamede bir kısım vekâletname ve imza sirkülerindeki imzaların katılanların huzurunda tanzim olunmuş gibi müştekilerin imzalarını tasdik etmek imzaların yanında ve huzurunda alındığını onaylama ve müştekilerin imzalarının başkası tarafından atılmalarının sağlamak suretiyle soruşturmaya konu imza sirküleri ve vekâletnameleri sahte olarak tanzim ettiği iddiasıyla kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda; "... 57. Noterlikçe sanık tarafından tanzim edilen 17.07.2009 tarihli ve 24029 nolu imza sirküsü, 17.07.2009 tarihli ve 24042 nolu vekâletname, 13.03.2013 tarihli ve 10734 nolu imza sirküsü, 09.05.2013 tarihli ve 19448 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25015 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25013 nolu imza sirküsü, 13.07.2011 tarihli ve 29324 nolu vekâletnamedeki imzaların katılanların eli mahsulü olmadıkları hususunun üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan rapor ile tespit olunduğu, her ne kadar sanığın resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiası ile eldeki dava açılmış ise de; sanığın söz konusu eylemini imzaların katılanlara ait olmadığını bilerek gerçekleştirdiği yönünde sanığın inkârının aksini kanıtlar her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil olmadığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı resmî belgede sahtecilik suçunu işleme kastı olmadığı kanaatinin hasıl olduğu, bununla birlikte sanığın; yasal prosedüre aykırı olarak, aslında huzurunda bulunmayan katılanları varmış gibi göstererek ve huzurunda atılmayan imzaları katılanlara ait gibi onaylayarak gerçekleştirdiği eylemlerinin iddianamede yer almasa da dönüşen ve TCK'nın 257/1. maddesinde yerini bulan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve karar 19.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Ağır Ceza Mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda Ankara 57. Noterliğine ait senetlerin katılanların (Ahmet Şentürk ve ...'ün) eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, icra mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi ile bu noter senetlerinin de 2. tarz imzalar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Borçlu şirketin bazı mukayeseye esas belgelerdeki imzaları, istiktap imzalarıyla uyumlu olmadığından bilirkişiler tarafından mukayeseye esas alınmamıştır. Borçlu tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin sayısının, kabul edilen belgelerin sayısından daha çok olması da bu belgelere üstünlük sağlamaz. Borçlu şirket tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin borçlu şirket tarafından kurumların yaptığı ihalelerde kullanılması nedeniyle bu belgelerdeki imzaların benimsendiği iddiası da yargılamayı gerektirir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2019 tarihli ve 2017/12-328 E., 2019/387 K.; 31.03.2010 tarihli ve 2010/12-165 E., 2010/180 K. ile 03.11.2010 tarihli ve 2010/12-492 E. 2010/559 K. sayılı kararlarında da, bilirkişi tarafından karşılaştırmaya esas imza olarak kabul edilen ödenmiş çeklere ilişkin olarak borçlunun imza itirazında bulunmamış olması, daha sonra yapılacak olan bir takipte imza inkârında bulunmasını engellemeyeceği, yani ödeme olgusunun imza itirazını ortadan kaldırmayacağı, dolayısıyla borçlunun daha önce ödenmiş çeklerdeki imzasına itiraz etmemiş olması, daha sonra yapılacak imza incelemelerinde ödenmiş çeklerin karşılaştırmaya elverişli belge olarak kabulü sonucunu doğurmayacağı, yapılacak işin resmî kurumlardan toplanan karşılaştırmaya elverişli belgelerle, takip konusu senetteki keşideci imzalarının kıyaslanmasından ibaret olduğu vurgulanmıştır. Somut olayda bilirkişi raporlarında istiktap imzalarıyla uyumlu olduğu belirtilen mukayeseye esas 1. tarz imzalar ile istiktapla uyumlu olmayan mukayeseye esas 2. tarz imzalar arasında noter senedi gibi resmî senet niteliğinde belgeler bulunması nedeniyle bilirkişiler tarafından mukayeseye esas belgelere göre senetteki imzanın borçluya ait olup olmadığı hususunda karar verilemediğinden, huzurda atılan imzalar (istiktap tutanakları) samimi imza kabul edilerek, huzurda atılan imzalar ile uyumlu olan ve borçlunun kabul ettiği mukayese belgeler esas alınarak senetteki imzaların borçluya ait olmadığına kanaat getirilmiştir. 1. tarz imzalar arasında bulunan noter senetlerindeki imzaların huzurda alınan imzalarla uyumlu olması karşısında, istiktap imzalarıyla uyumlu olmayan 2. tarz imzalar arasında bulunan noter senedinde atılı olan imzalar ile takibe konu senet üzerinde atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olduğunun tespit edilmesi senette atılı bulunan imzaların şirket temsilcisine ait olduğunun ispatı için yeterli değildir. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. İİK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasına göre inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığı bilirkişi raporu ile ispatlanabilir. Anılan bilirkişi raporlarında takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden borçlunun imzaya itirazının kabulü gerekir. Aksi hâlde imzaya itirazın reddine karar verilmesi ispat külfetini borçluya yüklemek anlamına gelir. HMK'nın 204. maddesinde noter senetlerinin ispat gücü düzenlenmiştir. Noterlik Kanunu'nun 82. maddesine göre noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir hükmü, noter senedinin takip konusu veya dava konusu olması ve davada noter senedine dayanılması hâlinde uygulanabilir. Noter senetlerinin tümü doğrudan doğruya açıkladıkları vakıaların isbatı bakımından kesin delil işlevindedirler (Umar, B.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2014, s. 686). Somut olayda icra takibine konu olan ve itiraz üzerine mahkemece imza incelemesi yapılan belge bono olup, noter senetleri mukayeseye esas belge niteliğindedir. Mukayeseye esas belgeler arasında noter senetlerinin bulunması ve bu senetlerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar olması dolayısıyla sadece mukayeseye esas belgelerle takibe konu bono üzerindeki imzaların karşılaştırılması sureti ile sonuca varılması mümkün değildir. Bu nedenle bilirkişi raporlarında huzurda alınan imzaların samimi imza olarak esas alınıp bir kanaate ulaşılması maddi gerçekliğe ve hukuka uygundur. İspat yükü alacaklıda olup bir kısım mukayeseye esas belgeler arasında bulunan noter senetlerindeki imzayla bonoda borçlu şirketin temsilcisi ...'e atfen atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olması senette bulunan imzanın ...'e ait olması sonucunu doğurmaz. Öte yandan takibe konu bono üzerinde gerek borçlu şirkete gerekse avalist ...'e atfen atılı bulunan imzaların ... eli ürünü olmadığı yönündeki mahkeme kararının bu kısmı Özel Dairenin bozma kararı kapsamı dışında kaldığından borçlu şirket lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Diğer taraftan somut olayda mahkemece benimsenen bilirkişi imza incelemesi yöntemi Özel Dairenin 22.10.2015 tarihli ve 2015/11289 E., 2015/25598 K., 13.10.2015 tarihli ve 2015/22441 E., 2015/24120 K., 14.05.2015 tarihli ve 3025/569 E., 14.05.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/13800 K., 2015/13801 K., 15.02.2016 tarihli ve 2016/3144 E., 2016/3808 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre ...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzaların bu kişiye ait olduğu, senetteki imzanın ...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğunun resmî kurumlardan getirtildiği, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olduğu, İcra ve İflas Kanunu'nun HUMK'nın 314. maddesine ve bunun karşılığı olarak HMK'nın 208/3. maddesine yollama yapılmadığından ...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın ...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 Esas sayılı dosyasında Noter Başkâtibi olan... hakkında açılan ceza davasında sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi icra mahkemesi hâkimini de bağlamayacağı, senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi ...'ün eli ürünü olduğu en az 21 belgeyle ispatlandığından borçlu şirketin imzaya itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Sonuç olarak; takibe konu bonoda borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket temsilcilerine ait olduğu bilirkişi raporları ile ispatlanamadığından yerel mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, Özel Dairece alacaklı aleyhine verilen kötü niyet tazminatına ve para cezasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir. S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup alacaklı vekilinin kötü niyet tazminatına ve para cezasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. ... ... ... ... ... ... ... ... Dr. ... ... ... ... ... ... ... ... ... Bozma ... Bozma ... Yz.İş.Md. YSM KARŞI OY Kambiyo senetleri hakkındaki takip usulleri 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu (İİK) 167 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla yapılacak takipte ödeme emrine nelerin yazılacağı İİK 168/1. maddede gösterilmiş olup 4. bendindeki düzenlemeye göre "Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesinden itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı" ihtarının da bu ödeme emrinde yer alması gerekir. Ödeme emri ihtarında yer verilen bu imza itirazının yapılması ve sonuçlandırılmasına ilişkin düzenleme İİK 170. maddede yer almakta olup şu hükümlere yer verilmiştir. Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz (İİK 170/1). İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir (İİK 170/2). İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar (İİK 170/3). İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar (İİK 170/4). Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise "İmza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır. 68/a maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir. Yollama yapılan HUMK 312. maddede "Resmî memurun veya üçüncü şahsın senedi teslim veya ibraz edebilmeleri için zaruri masrafları ile senedin sureti harcı tahkikat icrasını talep eden kimse tarafından verilir." düzenlemesi mevcut olup bu hükmün karşılığı bir maddeye sahtelik incelemesyle ilgili hükümler arasında yer verilmemiş ise de bu maddenin düzenlediği husus yargılama giderleri ve harç konusundaki genel düzenlemelerle çözüleceğinden bu hükme yer verilmemesi incelemede bir farklılık yaratmamaktadır. 6100 sayılı HMK'ya yollama yapılması nedeniyle imza incelemesinde uygulanacak olan bu düzenlemelere de değinmek gerekmektedir. "(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." (HMK 211/1-b) Bu bentte sözü edilen (a) bendinde " Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir." hükmü yer almakta ise de İİK yollama maddesinde açıkça HUMK 309/1. maddeyi hariç tutarak maddenin diğer fıkralarına yollama yaptığından 309/1. maddede yer alan hakiminin isticvap edip, yazı ve imza örneklerini alarak sahtelik incelemesini sonuçlandırabilmesini kabul etmediğini göstermiştir. Bunun sonucu olarak HUMK 309/1'in karşılığı olan HMK 211. maddenin (a) bendi uygulanamayacağından (b) bendinde yer alan "(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa" ifadesine bakılmaksızın icra hakiminin bilirkişi incelemesi yaptırması ve bilirkişinin de öncelikle tatbike elverişli daha önce atılmış başka imzalarla karşılaştırma yapması ve gerek duyuyorsa kendi huzurunda yeniden yazı yazılması ve imza atılmasını istemesi gerekir. Bu nedenle bilirkişinin yapacağı inceleme öncelikle başka belgelerdeki imzalarla karşılaştırma şeklinde olacak, huzurda atılan imzalarla karşılaştırmayı gerek duyarsa daha sonra yapacaktır. Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır (HMK 208/2). Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir.(HMK 217/1) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder (HMK 217/2). Şuna da değinmek gerekir ki atıf yapılan HUMK 309/4. madde, resmi olmayan belgelerin tatbike elverişli belge olarak kabulü için iki tarafın ittifak ettiği belge olmasını aramış iken karşılığı olan HMK 208/1-b maddede böyle bir şarta yer verilmemiştir. HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra rapor alınmış olduğundan HUMK 309/4. maddedeki bu şart aranmayacağından kişinin resmî kurumlardan getirtilen belgelerdeki imzaları da tatbike elverişli belge olarak kabul edilmelidir. Mahkemece ilk alınan 17.03.2014 tarihli raporda tatbike elverişli belgeler 1. tarz ve 2. tarz olarak ikiye ayrılmış, ve senetteki imza ile karşılaştırıldığında 1. tarz belgelere göre imzanın...'e ait olmadığı, 2. tarz belgelere göre uyum ve benzerlikler tespit edilmiş ancak huzurda atılan imzalara öncelik verilerek değerlendirme yapılıp sonuç kısmında senetteki imzaların...'e ait olmadığı tespitine yer verilmiştir. Mahkemece bozma kararından sonra alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda 7. bentte ... ve Ahmet Şentürk'ün kıyas metaryeli olarak tespit ve dosyaya temin edilmiş bazı imzalarının (bu kişilerce reddedildiği anlaşılan, bir kısmı noter belgelerinde bulunmasına rağmen tarafımızca sahte oldukları kanaatine varılan imzalar), aynı kişi tarafından atılmış sahte imzalar niteliğinde oldukları ve bu sahte imzalarla incelemeye konu senette atılı bulunan imzaların, aynı elin ürünü oldukları açıklamasına yer verilmiş, raporun 4. bendinde ise samimi olduğu değerlendirilen imzalara göre incelendiğinde senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Alınan 25.11.2015 tarihli ek raporda da huzurda alınan imzalarla uyumlu olan tatbike elverişli belgelerdeki imzanın esas alınmasının teknik bir gereklilik olduğu ve buna göre değerlendirildiğinde senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı açıklanmıştır. Yapılan ceza soruşturmasında alınan 10.09.2014 tarihli üç kişilik kuruldan oluşan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda senetteki imzaların ... eli ürünü olduğu belirtilmiş itiraz üzerine aynı yerden alınan ancak yedi kişilik kuruldan oluşan 18.06.2015 tarihli raporda ise ...'ün kabul ettiği kıyasa esas imzalarla yapılan incelemede senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu son raporda...'ün imzasını kabul etmediği belgelerin incelemeye esas alınmadığı bu şekilde anlaşılmaktadır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/786 soruşturma sayılı dosyasında düzenlenen 19.03.2015 tarihli tutanakta dosyaya kazandırılan değişik yerlerden getirtilmiş tatbike elverişli belgeler ...'e gösterilmiş ve yapılan döküme göre her başlık altındaki alt belgeler de değerlendirildiğinde ...'ün imzasını kabul ettiği belgelerin 11 adet olduğu, imzasını kabul etmediği belgelerin ise 68 adet olduğu görülmüştür. 18.06.2005 tarihli Adli Tıp raporu da kabul edilen 11 imzayı esas alarak imzanın...'e ait olmadığını kabul etmiş ancak kabul edilmeyen 68 belgeyi ise tatbike elverişli belge olarak değerlendirmemiştir. 10.09.2014 tarihli önceki raporun ise imzası kabul edilmeyen belgeleri de inceleyerek imzanın...'e ait olduğu sonucuna varan rapor olduğu anlaşılmaktadır. Ceza soruşturmasında Jandarma Kriminalden alınan 24.08.2015 tarihli raporda ise 43 adet tatbike elverişli imza incelenmiş olup (10-24) ve (38-43) numaralar ile tanımlanan mukayese belgeler ile senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu ve bunlara göre ... eli ürünü olduğu belirtilmiş, (1-9) ve 35-37) numaralardaki belgelerin ise farklı bir kişi eli ürünü olduğu ve bu imzalarla kıyaslandığında senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora göre tatbike elverişli 43 belgenin 21 tanesine göre imzalar... eli ürünü, 12 tanesine göre de... eli ürünü değildir. bu durumda 10 tanesinin de değerlendirmeye esas alınamadığı anlaşılmaktadır. Bu raporda belirtilen ve ilgilinin imzasını kabul etmediği 21 belgenin 3 tanesi noter belgesi kalanların bir kısmı resmî kurumlara verilen dilekçeler, kamu ihalelerine veya yapımı yüklenilen işlere esas sunulmuş imzalı belgeler ve bazı tüzel kişi şirketlerin genel kurul ve yönetim kurulu işlemlerine ilişkin tutanaklardır. İspat yüküne ilişkin temel kurallar "kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190)" kurallarıdır. Bu kurallarla birlikte değerlendirdiğimizde; bir kambiyo senedindeki imzaya itiraz ediliyorsa bu imzanın borçluya ait olduğunu alacaklı ispatlamalıdır. Yani sahtelik iddiasında bulunulması hâlinde ispat yükü alacaklıdadır. Davacılar açtıkları davada imza itirazında bulunmuşlar ise de senetteki imzanın borçluya ait olmasından lehine sonuç çıkaracak olan tarafın alacaklı olması bu sonucu gerektirmektedir. Yapılan bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzalar bu kişiye aittir. Senetteki imzanın...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğu resmî kurumlardan getirtilmiş olup, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olup bu belgelerin bazılarının resmî işlemlere de esas teşkil etmek üzere düzenlenmiş belgeler olduğu ve şirketi temsilen veya kendi adına verilmiş ve kullanılmış belgeler olduğu anlaşılmaktadır. Jandarma Kriminal raporunda açıkça yapılan belge dökümüyle, noter belgeleri hariç tutulduğunda ve kalan 18 belgeye göre kıyas yapıldığında bilirkişi incelemesinde bu imzalar...'e ait bulunmuştur. ... bu imzaların kendisine ait olmadığını belirtmiş olsa da bu belgelerin fiilen...'e atfen atılan imzalar ile kullanılan belgeler olduğuna göre alacaklı bu senetteki borçluyu temsilen atılan imzaların...'e ait olduğunu bu belgelerle ispatlamış durumdadır. İcra hukuk mahkemesinin resmî kurumlardan getirtilen belgeleri borçlu beyanına itibar ederek yok sayması ve tatbike elverişli belge olmaktan çıkartması mümkün değildir. Raporlarda 1. tarz olarak belirtilen ve 12 adet olduğu anlaşılan belgelere göre senetteki imzanın...'e ait olmaması 18 belgeye göre imzanın...'e ait olma olgusunu ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez. Kendisine ait olmayan imzalarla resmî kurumlarda işlemlerde bulunulduğuna dair beyanda bulunulmuş olması bu resmî kurumlardan getirtilen belgelerin tatbike elverişli belge olma değerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu belgelere göre borçlu şirketi temsilen... tarafından atılan imzaların... eli ürünü olduğu ispatlanmış olup borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerekmektedir. Bu rapor mahkemece alınmamış ise de mahkemenin aldığı raporlarda da...'ün kabul etmediği belgelere göre yapılan inceleme ile de senetteki borçluya atfen atılan imzaların...'e ait olduğu tespitinin yapıldığı da çok açıktır. Tatbike elverişli belgedeki imzanın sahteliği icra hukuk mahkemesinde ön sorun olarak da incelenip sahte belge olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü yollama maddelerinde HUMK 314. maddeye ve bunun karşılığı olarak HMK 208/3. maddeye yollama yapılmadığından...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı da çok açık biçimde anlaşılmaktadır. Senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu gösteren ancak...'ün imzasını kabul etmediği üç adet belge ise noterde düzenlenmiş belge olup bunlar 14.09.2012 tarihli vekâletname, 25.01.2011 tarihli ve 28.07.2009 tarihli imza sirkülerleridir. Noterlik Kanunu 82. maddeye göre bu noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu noter belgelerinin sahteliğinin sabit olduğunu gösteren bir hukuk mahkemesi kararı yoktur. İcra hukuk mahkemesi hâkiminin de bu belgelerin sahteliğini değerlendirme ve bu konuda karar verme yetkisi yoktur. Çünkü yollama maddeleri itibarıyla icra hâkimine bunu ön sorun olarak inceleme yetkisi verilmemiştir. Hatta açılmış bir hukuk davasında dahi bunun ön sorun olarak aynı dava içinde incelenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HMK 208/4. madde ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi taraf göstererek ayrı dava açılması gerektiğini öngörmektedir. Bu şekilde açılmış bir hukuk davası bulunmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı bu üç belge ile de senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu ispatlamış durumdadır. İcra hâkiminin kendiliğinden bu belgeleri tatbike elverişle olmayan sahte belgeler kabul ederek ispata elverişsiz belge kabul etmesi doğru olmamıştır. Bu üç noter belgesinin de içinde olduğu 7 adet belgeyle ilgili olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 esas sayılı dosyasında sanık... hakkında açılan ceza davasında noter başkâtibi olan sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve bu belgelerin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir. Bu kararın somut dosyaya etkisine bakmak gerekirse verilen karar bir cezalandırma kararı olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Verilen kararda senetlerin iptaline de karar verilmemiş, dosyada delil olarak saklanmasına denilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden subut kesinleşmemiş olup mahkemenin zaten senetlerin iptaline karar verebilmesi de mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi, icra mahkemesi hâkimini de bağlamaz. Bu nedenle üç adet noter belgesi yönünden bu kararın belgelerin sahteliğini sabit kabul etme ve buna bağlı olarak tatbike elverişli belge özelliğini ortadan kaldırabilme etkisi de bulunmamaktadır. Bu kararın belgelerin sahteliğini gösterme etkisi olmasa da ceza mahkemesindeki tanık beyanları ve sanık savunmasının delil olarak değerlendirilmesi ve bu belgelerin sahteliğinin sabit kabul edilmesini gerektirecek midir? Belgelerin sahteliğinin ne şekilde inceleneceği kanunda gösterilmiş olup noterin taraf olarak gösterildiği ayrı bir davada sahteliğin ileri sürülüp ispatlanması gerekmektedir. Bunun anlamı sahteliği gösteren bir mahkeme kararı bulunmadıkça bu belgeler sahte olarak kabul edilmeyecektir. Kanunun açıkça mahkeme kararı aradığı bir konuda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olan ceza dosyasındaki tanık anlatımları ve sanığın ikrarı ile sahteliğin ispatlanmış sayılması gibi bir sonuç da asla mümkün olamayacaktır. Ceza mahkemesi kararı noter hakkında sahteciliği belirleyen bir mahkumiyet kararı olsaydı bu belgeler sahte kabul edilecek ise de bu şekilde bir karar da verilmemiş olduğundan bu ceza dosyasındaki beyanlar esas alınarak da bu belgelerin sahte olduğu kabul edilemez. Bunun sonucu ise alacaklının, bu belgeler ile de imzanın borçlu şirkete ait olduğunu ispatlamış olmasıdır. Tanık beyanları ve sanık ikrarı ile ispatlanmış olma olgusunun yok sayılması mümkün değildir. Tüm bu açıklamaların sonucu olarak senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi... eli ürünü olduğu tatbike elverişli olan 18+3=21 belge ile ispatlanmış durumdadır. ...'ün imzasını kabul etmediği belge sayısı tutanağa göre 68 olmasına rağmen alınan son Adli Tıp raporu bu belgeleri esas alarak bir döküm yapmadığından daha fazla sayıda belge ile bunun ispatlandığı sabit olmamıştır. Ancak en az 21 belge ile ispatlandığına göre, artık 12 belgeye göre imzanın bu kişiye ait olmamasının bu dosyada bir önemi bulunmadığından borçlu şirketin imza itirazının reddi gerekmektedir. Bu arada şuna da değinmek gerekir. Mahkemenin ilk kararında borçlu şirketin imzaya ve borca itirazı reddedilmiş, ...'ün imzaya itirazı ise kabul edilmiş bu kararın temyizi üzerine... yönünden temyiz itirazları reddedilmiş, borçlu şirket yönünden ise bozma kararı verilmiştir. Bu karar temyiz itirazları reddedilerek... yönünden kesinleşmiş olduğundan bu kesinleşmenin borçlu şirket yönünden bir etkisi olacak mıdır? Çünkü alınan raporlara göre senette atılan 4 imza da aynı şahıs eli ürünü olup...'e atfen atılan kefil imzaları bu kişiye ait değil ise, borçlu şirkete atfen atılan imzaların da...'e ait olmadığı kabul edilmeli midir? İlk kararın... yönünden kesinleşmesi...'ün senette kefil olarak attığı ve bizzat kendini borçlandıran imzalarına ilişkindir. Senet borçlusu şirket yönünden eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuş olup şirkete atfen atılan imzaların şirketi bağlayıp bağlamadığı bozma sonrası alınan raporlarla birlikte yeniden değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Alınan raporların değerlendirilmesi sonucu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi...'e ait olduğu ispatlanmış durumda olduğundan şirketin imza itirazının reddi mümkündür. ...'ün kefil olarak attığı imzalar nedeniyle sorumlu olmadığı yönünde kesinleşen ilk karar senette bu nedenle atılan iki imzaya ilişkindir. ...'ün borçlu temsilcisi olarak attığı imzalar nedeniyle sürmekte olan bu dava ise farklı diğer iki imzaya ilişkin olup kesin hüküm bulunduğundan da söz edilemez. ... için verilen kararın şirket için kesin hüküm oluşturması da mümkün olmadığından bu kesinleşmenin borçlu şirket için atılan imzaların da...'e ait olmadığını kabul etmeyi gerektiren bir unsur olmadığı açıktır. Kaldı ki bu dosyada verilecek kararlar takip hukukuna ilişkin olup kesin hüküm oluşturmayacağından karar aleyhine kesinleşen tarafın ayrıca hukuk mahkemesinde dava açması hâlinde senetteki imzanın sahteliğinin incelenebilmesi de mümkün olacaktır. Tüm bu nedenlerle borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerektiği halde kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı için direnmeye konu hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, direnme kararının uygun olduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2022/1532 E., 2023/1165 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... . Asliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
sayılı kararı ile hisse devrinin dayanağı olan noter sözleşmesinde yer alan imzanın inkârı nedeniyle açılan davanın aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314 üncü) maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davası olduğu, öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 204 ve 1512 sayılı Noterlik
11. Hukuk Dairesi         2022/1532 E.  ,  2023/1165 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... . Asliye Ticaret Mahkemesi HÜKÜM :Asıl ve birleşen davanın kabulü Taraflar arasındaki tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, asıl dosya davalısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalılardan Onur Ltd. Şti.'ye hissedar olmasına sebep ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı hisse devri sözleşmesinin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları bulunmamasından dolayı yok hükmünde olduğunu, söz konusu sözleşmenin müvekkilinin hükümsüz, çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak müvekkili yerine sahte imza atılmak suretiyle tanzim edildiğini, müvekkilinin savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, iradesine aykırı şekilde ortak edildiğini, şirketin vergi ve sigorta prim borçlarından dolayı devlet kurumlarına karşı borçlu duruma düştüğünü, bu borçlardan dolayı taşınmazına haciz konulduğunu, müvekkilinin bankadan kredi kullanamadığını, ticari itibarının zedelendiğini ileri sürerek ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı limited şirket hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespitine, müvekilinin hissedarlığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; asıl dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye numaralı limited şirket hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespitine, müvekilinin hissedarlığının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin hissedarı olduğu şirketteki 5.000,00 TL’lik hissesinin 14.12.2007 tarihinde ...'a satıldığını, bu satış sözleşmesinin noter onayından geçtiğini, müvekkilinin ... adı ve nüfus cüzdanı ile işlem yapan kişi ile ilgili olarak gerekli araştırmayı yaptığını, davacının kimliği çalınmış olsa bile müvekkilinin bu durumu bilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalılar cevap vermemiştir. 3.Birleşen dosya davalısı davaya cevap vermemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Mahkemece Verilen Karar Mahkemenin 21.04.2016 tarih, 2014/704 E. ve 2016/265 K. sayılı kararı ile hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/137587 soruşturma dosyasında düzenlenen bilirkişi raporu ile tespit edildiği, davaya konu şirket hissesinin devrine dair sözleşmedeki imzanın davacıya ait olmadığı, üçüncü kişi tarafından davacının çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak sözleşmenin imzalandığı, sözleşmenin davacı bakımından hüküm ifade etmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 09.05.2018 tarih, 2016/11147 E. ve 2013/3388 K. sayılı kararı ile hisse devrinin dayanağı olan noter sözleşmesinde yer alan imzanın inkârı nedeniyle açılan davanın aynı zamanda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 314 üncü) maddesi anlamında açılmış bir sahtelik davası olduğu, öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 204 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun (1512 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca noterlikçe onaylanan imzanın, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olduğu, böyle bir imzanın sahteliği iddiasının ise sözleşmenin diğer tarafına olduğu kadar sözleşmedeki imzayı onaylayan notere karşı da ileri sürülmüş bir iddia olup sabit görülmesi halinde noterin 1512 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi uyarınca hukuki sorumluluğuna da yol açabileceği gibi noterin savunması bu davanın sonucunu da etkileyebileceği, onaylı imzanın sahteliği iddiasının bu imzayı onaylayan noterin taraf olmadığı bir davada incelenip hükme bağlanmasının usul hukuku ilkelerine uygun düşmediği, 6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince resmi bir senetteki yazı veya imzayı inkar eden tarafın bu iddiasının ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabileceği, bu durumda Mahkemece ilgili noter hakkında, bu davayla birleştirme istemli olarak ayrı bir dava açmak üzere davacıya mehil verilmesi ve dava açıldığı takdirde bu dava ile birleştirilerek görülmesi gerekirken noterin yokluğunda noter sözleşmesinin sahteliği hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına, bozma sebep ve şekline göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/104 E. sayılı dosyasının Mahkeme dosyası ile birleştirildiği, asıl ve birleşen davanın ...9. Noterliğinin 14.12.2007 tarihli ve 23466 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, dava konusu hisse devir sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/137587 soruşturma dosyasında düzenlenen 09.10.2014 tarihli bilirkişi raporu ile tespit edildiği, sözleşmenin tarafı olan ... ve ... hakkında İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinde resmi belgede sahtecilik suçundan açılan davada alınan raporda devir alan ...'a izafe edilen imzanın, müşteki ... eli mahsulü olmadığı tespitine yer verildiği, sonuç olarak davaya konu şirket hissesinin devrine dair sözleşmedeki imzanın davacıya ait olmadığı, üçüncü kişi tarafından davacının çalınan nüfus cüzdanı kullanılarak sözleşmenin imzalandığı, sözleşmenin davacı bakımından hüküm ifade etmediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu hisse devir sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine, davacının dava konusu şirkete hissedar olmadığının tespitine, bu hususun ticaret sicile kayıt ve tesciline, davalı ...'in iyi niyet iddiası yaşamın olağan oluşuna aykırı bulunduğundan yargılama giderinin davalıların üzerinde bırakılmasına, birleşen davada davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl dava davalısı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamına konu noter davaya dahil edildiği hâlde gerekçeli kararda ilgili noterin kusuru veya sorumluluğu hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, gerekçeli kararda adının dahi geçmediğini, müvekkilinin hem karşı tarafın hem de noterin varlığına güvenerek işlem yaptığını, noterin hatalı kimlik tespiti sebebi ile iş bu davanın açıldığını, asıl sorumluluğun noterde olduğunu, noterin kusur ve sorumluluğu değerlendirilmeden müvekkili aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca müvekkili lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, Mahkemenin müvekkilinin iyi niyetli olmadığı yönündeki gerekçesini açıklamadığını, davanın açılmasına müvekkilinin sebep olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, noterde düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesinin sahteliği sebebiyle hisse devir sözleşmesinin yokluğunun tespiti ile şirket hissedarlığın iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 297 nci maddesi. 2.1512 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin ikinci fıkrası, 162 nci maddesi. 3. Değerlendirme Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl dosya davalısı ... vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Asıl dosya davalısı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1037 E., 2023/531 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208, 211, 282 nci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu         2022/1037 E.  ,  2023/531 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/142 E., 2022/179 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasındaki imzaya itiraz isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmiştir. Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. TALEP Borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili hakkında Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2018/9866 Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak senette bulunan imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin bahse konu senet nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını, senedin lehtarı Serkan Ünal'ın müvekkilinin müteveffa kardeşinin oğlu olduğunu, müvekkilinden 800.000,00 TL alacaklı olmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, imzaların müvekkiline ait olmadığının tespitine, takibin durdurulmasına, alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Temlik eden vekili; cevap dilekçesi sunmamış, duruşmada istemin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli ve 2019/134 Esas, 2020/133 Karar sayılı kararı ile; somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 17.06.2020 tarihli raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda senette bulunan imzanın borçlunun eli ürünü olduğu ya da olmadığı yönünde kesin bir kanaat bildirilemediği, bu durumda bilirkişi raporunda yer alan belirsizliğin borçlu lehine yorumlanmasının zorunlu olduğu, takibe başlayan ve icra dosyasına sunduğu bonodaki imzanın borçluya ait olduğunu iddia edenin alacaklı olduğu, bu iddiayı ispat külfetinin de alacaklıya ait olduğu, alacaklının kötüniyet ve ağır kusurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle takibin borçlu yönünden durdurulmasına, yasal şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddi ile alacaklı aleyhine para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2021 tarihli ve 2020/1639 Esas, 2021/2126 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığından alınan raporların aynı mahiyette olduğu, aralarında çelişki oluşturacak nitelikte bir tespit içermediği, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya ve kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "..Somut olayda; Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 01/10/2019 tarihli raporda; senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği, Grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 09/12/2019 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 17/06/2020 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece, imzaların aidiyetinin belirlenememesi sebebiyle kesin kanaat bildirilemeyen raporların borçlu lehine yorumlanması gerektiğinden bahisle imzaya itirazın kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verilmiş ise de, dosyada mevcut 09/12/2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın borçlunun eli ürünü olduğu yönünde kesin kanaat bildirildiği, bahsi geçen raporun uzman bilirkişiler tarafından gerekli teknik cihazlar kullanılmak suretiyle, keşide tarihine en yakın mukayeseye esas belgeler üzerinden inceleme yapılarak düzenlendiği, dolayısıyla kesin kanaat içeren bu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu görülmektedir. O halde, mahkemece imzaya itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, borçlu lehine değerlendirme yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığınca düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret basit tersimli imzalar olduğu, bu nedenle imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirilemediği, alacaklı tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine grafoloji uzmanlarınca düzenlenen 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın kişiye atfedilecek karakteristik hususiyetler ihtiva etmediğine ilişkin tespitte bulunduktan sonra uyuşmazlığa konu senetteki imzaların borçluya ait olduğu sonucuna varılmakla raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, raporun sonuç kısmında imzanın basit tersimli olmasına rağmen borçluya ait olduğuna ilişkin kanıya hangi gerekçelerle varıldığının ayrıntılı olarak belirtilmediği, bu nedenle denetime elverişli olmadığı kabul edilerek rapora itibar edilmediği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 17.06.2020 tarihli raporda; “inceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile mukayese imzalar açısından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ... eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği hususlarını bildirir kanaat raporudur” şeklinde tespitte bulunulduğu, bu raporun gerekçeli ve ayrıntılı olduğu göz önünde bulundurularak bu rapora itibar edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Alacaklı vekili; İlk Derece Mahkemesinin yersiz ve eksik gerekçelerle 09.12.2019 tarihli raporu çelişkili saydığını, rapordaki inceleme ve tespitlerin dikkate alınmadığını, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu raporlarında imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının kesin olarak tespit edilemediğine dair raporlar ile 09.12.2019 tarihli rapor arasında çelişki olduğunun kabul edilemeyeceği, çelişki olduğu varsayılsa bile Adli Tıp Kurumu Yüksek Uzmanlar Kurulu tarafından da inceleme yapılması konusundaki taleplerinin reddedilmesinin anlaşılır bir durum olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçlu tarafından imzaya itiraz edildiği somut olayda, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen raporlarda imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirilmesi karşısında, grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen ve imzanın borçlunun eli ürünü olduğunu belirten 09.12.2019 tarihli raporun hükme esas alıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre imzaya itirazın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 68/a ve170 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208, 211, 282 nci maddeleri. 3. 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) 16 ncı maddesi ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 23 üncü maddesinin (ı) bendi. 2. Değerlendirme 1. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesi dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümde atıf yapılan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308 inci ve devamı maddelerinde imza inkârı hâlinde mahkemelerce yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1086 sayılı Kanun'a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun'a yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. 2. Buna göre, 6100 sayılı Kanun'un 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. 6100 sayılı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir. 3. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas, 2023/358 Karar; 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56). 5. Somut olayda, alacaklı vekili tarafından borçlu şirket aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine dayanak 800.000,00 TL bedelli ve 05.02.2018 keşide tarihli senette keşideci ..., lehdar ise Serkan Ünal olup, senet Serkan Ünal tarafından takip alacaklısı ...'e ciro edilmiştir. Dosya içeriğine göre ... icra dosyasındaki alacağını ... 5. Noterliğinde 28.02.2020 tarihinde yapılan sözleşme ile ...'ye temlik etmiştir. 6. Borçlu vekilinin takibe dayanak senet üzerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını ileri sürmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince alınan ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Laboratuvar Amirliği tarafından düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda "...kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" harfinin yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu..." açıklandıktan sonra senet üzerindeki imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. 7. İlk Derece Mahkemesince yeniden rapor alınmasına karar verilmesi üzerine adli belge inceleme uzmanı üç bilirkişi tarafından düzenlenen 09.12.2019 tarihli raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." belirlendikten sonra "...borçlu imzaları ile ...'ın bilhassa samimi bazı mukayese imzaları arasında benzerlikler..." görüldüğü belirtmiş, sonuç kısmında ise "...kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği..." kanaatine varılmıştır. 8. Söz konusu raporlar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince yeniden bilirkişi incelemesine başvurulmuş ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 17.06.2020 tarihli raporda "...İnceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...'ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği.." sonucuna ulaşılmıştır. 9. Öte yandan, borçlu vekilinin son alınan rapora karşı beyanda bulunduğu dilekçe ekinde takibe dayanak senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 Soruşturma numaralı dosyasında alınan ve Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporu sunulmuştur. Raporda, takibe konu senet üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri yeterince ihtiva etmeyip yalnızca "N" harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu imzaların ... ve Serkan Ünal elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaatte bulunulamadığı belirtilmiştir. 10. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Özel Dairece 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunun kesin kanaat içerdiğinden bahisle hükme esas alınabileceği belirtilmiş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere bahsi geçen raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." tespit edilmesine karşın raporun sonuç kısmında borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabul edilmesi çelişki oluşturduğundan bu raporun hükme esas alınamayacağı açıktır. 11. Dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda senet üzerindeki imzaların borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda kanaate varılamadığı gibi 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonuç ile Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 17.06.2020 tarihli rapor arasında çelişki bulunmaktadır. Bu durumda 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "(2)Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur" hükmü ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 23 üncü maddesinin (ı) bendinde yer alan "Fizik ihtisas dairesi adlî belge inceleme şubesi ve trafik ihtisas dairesinin işleri Adlî Tıp Genel Kurulunda incelemeye alınmaz. Bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar. Bu rapora daha önceki raporda imzası bulunan uzmanların, ihtisas dairesindeki görevi devam ettiği sürece, katılımı zorunludur. İhtisas dairesindeki uzman sayısının yediden fazla olduğu durumlarda, bu raporlarda görüş bildirecek uzmanlar her ay ihtisas dairesi başkanı huzurunda çekilecek kura ile belirlenir. Fizik ihtisas dairesinin adlî belge inceleme şubesi dışında kalan şubelerinde de yeterli sayıda uzman olduğu takdirde aynı hükümler geçerlidir. Kararlar oy çokluğu ile alınır. Eşitlik halinde daire başkanının bulunduğu taraf oy çokluğu sağlamış sayılır" şeklindeki düzenleme gereğince, takibe dayanak senet üzerindeki keşideci imzalarının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda yer alan tespitlere yer vermesine rağmen gerekçe gösterilmeksizin imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığını, bu yönüyle de 09.12.2019 tarihli raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda takibe konu senet üzerindeki keşideci imzalarının kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyip, basit tersimli olması nedeniyle borçlunun eli ürünü olup olmadığının belirlenemediği, bu nedenle 09.12.2019 tarihli rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınsa da sonucun değişmeyeceği, imzanın borçluya ait olduğu ispat edilemediğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 13. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.05.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A R Ş I O Y" Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte imzanın borçluya ait olduğunun ispat yükü alıcıya aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 Esas, 2008/90 Karar sayılı kararında ispat yükünün alıcıya ait olduğu belirtilmiştir. Alacaklı borçlu aleyhinde kambiyo senetlerine dayalı ilâmsız icra takibinde, takibe dayanak senet altındaki imzanın borçluya ait olduğunu ileri sürmektedir. Alacaklı iddiasını ispatla yükümlüdür. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takipte imzaya itiraz İİK‘nın 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasına göre icra mahkemelerince imza incelemesinin İİK’nın 68/9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerekmektedir. Takip borçlusu ... takibe konu bonoda keşideci sıfatıyla atılı bulunan imzanın kendine ait olmadığını icra mahkemesine verdiği dilekçe ile ileri sürerek takibin durdurulmasını ve alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Takibe konu senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 sayılı soruşturma dosyasına sunulan Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda “… ancak inceleme konusu imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri ihtiva etmeyip yalnızca “N” harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu borçlu imzalarına adı geçen şahıslar elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaat beyanında bulunmak mümkün olmamıştır” şeklinde bir sonuca ulaşılmıştır. İcra Mahkemesine sunulan Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda da; “1-inceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mevcut mukayese imzalarının yapılan incelemesinde; kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen “N” harfinin yapılışında ve çizgisel çekilmesinden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu kanaatine varılmıştır. 2-İnceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmalarda; yukarıda birinci maddede belirtilen sebeplerden dolayı inceleme konusu senet üzerinde atılı bulunan söz konusu imzaların ... eli ürünü olup olmadığı konusunda bir kanaat bildirmek mümkün olmamıştır.” denilmektedir. Alacaklı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetince rapor aldırılması için takip dosyası ve takibe dayanak bono aslı Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Söz konusu mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde düzenlenen 09.12.2009 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak “… senet üzerinde atılı bulunan, kişilere atfedilebilecek hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir. Anılan raporda yapılan açıklama ile çelişecek şekilde gerekçesiz olarak imzanın borçlu elinden çıktığı kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 17.06.2020 tarihli raporun sonuç kısmında inceleme konusu senette “... adına atılı majiskül “N” hafinden ibaret imzalar ile ...’ın mevcut mukayese imzaları arasından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsurunu içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...’ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilmediği hususlarını bildiririr kanaat raporudur” ifadelerine yer verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi, inkâr edilen imzanın borçlu keşideciye ait olduğu belirlenemediğinden imza itirazının kabulüne, takibin İİK’nın 170/3 üncü maddesi gereğince borçlu ... yönünden durdurulmasına, yasal şartlar oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine karar vermiş olup, kararın alacaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istemin reddine karar verildiği kararın alacaklı vekilince temyizi sonrasında temyiz incelemesi yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozma kararında, 09.12.2019 tarihli imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun esas alınarak imzaya itirazın reddi kararı verilmesi gerektiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince kararın bozulmasına karar verildiği ilk derece mahkemesinin direnme kararının alacaklı vekilince temyizi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır. Somut olayda takibe konu senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın basit tersimli, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle Emniyet ve Jandarma raporlarında imzanın borçlu elinden çıkıp çıkmadığı konusunda bir kanaate ulaşılmazken, 09.12.2019 tarihli raporda ise kendi içinde çelişki oluşturacak şekilde imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varılmıştır. Böylece bu rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişki ortaya çıkmıştır. İspat yükünün alacaklıda olup, basit tersimli olması nedeniyle imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda bir kanaate veremeyen raporlara üstünlük tanınır ise imza itirazının kabulüne, imzanın borçluya ait olduğuna dair rapora üstünlük tanınır ise imza itirazının reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bilirkişinin imzanın aidiyeti konusundaki kesin bir kanaate varamamış olması hâlinde o rapora bir değer verilmeyeceği bir sonucuna varılmaz. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda yapılan oylamada imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin rapor ile imzanın basit tersimli taklidi kolay olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda kesin bir karar verilemeyen raporlar arasında çelişki olmadığı, imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun hükme esas alınması yönünde bozma gerekçesi yerine raporlar arasında çelişki bulunduğu görüşü benimsenmiştir. İlk Derece Mahkemesi raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumundan aldığı 20.12.2017 tarihli raporda da imzanın taklidi kolay basit tersimli olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda tespite gidilemediğine dair kanaat raporu verilmiştir. Bütün raporlarda imzanın basit tesirli olduğu taklidinin kolay olduğu, imzaların karakteristik tanı unsuru içermediği, imzanın çıplak gözle incelenmesinde dair basit tesirli olduğu tespit edildiğinden yeniden çelişkinin giderilmesi için rapor alınsa da sonuç değişmeyecektir. Kaldı ki; incelenen borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren 09.12.2019 tarihli raporda dahi diğer raporlarda belirtilen tespitlere yer verildiği, ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığı görülmekte olup bu rapor kendi içinde çelişkilidir. Bu rapora değer verilecek yeniden rapor alınması yargılama sürecini uzatacağı raporlar arasındaki çelişkiyi gidereceği anlaşılmaktadır. Şu hâle göre senet altında borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olduğu ispatlanamadığından yukarıda belirtilen nedenlerle; imza itirazının kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesince kararın onanması görüşünde olduğundan, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınması şeklindeki değişik gerekçe ile kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/37 E., 2021/512 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bu kapsamda bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda, HMK’nın 208. maddesinin 1.
Hukuk Genel Kurulu         2017/37 E.  ,  2021/512 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir (kapatılan) 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı şirketin borcuna karşılık keşide ederek müvekkiline verdiği 637514 ve 637515 seri numaralı iki adet çekin ibrazında karşılıksız çıktığını, davalı Bankanın yasal olarak sorumlu olduğu miktarı ödemediğini ileri sürerek davalı Banka’nın ödemekle yükümlü olduğu bedelin gecikme cezası ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı Banka vekili cevap dilekçesinde; keşidecinin müvekkili nezdindeki imzaları ile çekler üzerindeki imzaların birbirini tutmadığını, bu hususun çeklerin arkasına düşülen şerh ile belirtildiğini, bu durumda yasal olarak ödeme yapmamalarının yasal zorunluluk olduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. İzmir (Kapatılan) 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2014 tarihli ve 2013/390 E., 2014/255 K. sayılı kararı ile; dosya arasına alınan bilirkişi raporuna göre bankanın ödemekle yükümlü olduğu karşılıkların istenmesine esas olan iki adet Türkiye Garanti Bankası İzmir Toptancılar Çarşısı Şubesine ait 0637514 ve 0637515 numaralı çeklerdeki keşideci şirket imzasının toplanan imza örneklerine göre keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği, davalı Bankanın bu sebeple ödeme yapmamakta haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09.02.2015 tarihli ve 2014/16347 E. 2015/1577 K. sayılı kararı ile; “... Dava, karşılığı bulunmayan çekler nedeniyle davalı Bankanın yasal olarak sorumlu olduğu miktarın tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, çeklerdeki imzanın keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de dava konusu çeklerdeki imzaların sahte olduğu davalı tarafından ileri sürüldüğüne göre bu hususun ispatının davalı yanda olduğu nazara alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken ispat külfeti davacıya yüklenerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.06.2015 tarihli ve 2015/521 E., 2015/496 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, dosyada deliller toplanıp çeklerdeki imzalara dair bilirkişi raporu alınarak sonucu itibariyle karar verildiğinden ispat yükünün kimde olduğu hususunun, bilirkişi masraflarının hangi tarafa ait olacağına ilişkin değerlendirme dışında öneminin bulunmadığı, çeklerin davacı elinde olması nedeniyle davalı Bankanın imzayı kimin attığını bilemeyeceği, davalının elindeki imza örnekleriyle yapmış olduğu imza incelemesinin yargılama usulüne uygun olduğu, dosya kapsamı itibariyle araştırılacak başkaca hususun kalmadığı gerekçesiyle direnme karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı Banka tarafından, dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin olarak ileri sürülen savunma karşısında, çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının açık bir biçimde tespit edilememesi sonucu anılan imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalı Bankada olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır. 13. Kıymetli evrak niteliğinden dolayı çekin ödenmek üzere belirli bir yerde ve belirli bir süre içerisinde muhataba ibraz edilmesi zorunludur. Bu hususta dava tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 796 ve devamındaki maddelerinde çekin ibraz süreleri ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, usulüne uygun olarak süresi içerisinde muhatap bankaya ibraz edilen çekin 6102 sayılı TTK’nın 795/2 ve 5941 sayılı Çek Kanunu’nun (5941 sayılı ÇK) 3. maddesinde düzenlenen emredici hükümler uyarınca muhatap banka tarafından ödenmesi gerekmektedir. Çekin karşılığının bulunması durumunda muhatap banka tarafından çek bedeli, çekin karşılığının kısmen yahut tamamen bulunmaması hâlinde ise her bir çek yaprağı için 5941 sayılı ÇK’nın 3/3. maddesi çerçevesinde belirlenen tutarlar ödenir. 14. Ödeme için ibraz edilen çek üzerinde muhatap banka tarafından bir kısım incelemelerin de yapılması zorunludur. Bu anlamda çekin yasal unsurları haiz gerçek bir çek olup olmadığı, süresinde ibraz edilip edilmediği, ibraz edenin meşru hamil olup olmadığı, emre yazılı çeklerde ciro zincirinin muntazam olup olmadığı, keşideciye atfen atılan imzanın keşideci yahut temsilcisine ait olup olmadığı, çekte ayrıca bir tahrifatın bulunup bulunmadığı ve başkaca bir ödeme engeli bulunup bulunmadığı hususlarında inceleme yükümlüğü altında olan muhatap bankanın, gerekli özeni göstererek ödemeye engel bir hususu tespiti hâlinde ödeme yapmaktan kaçınması gerekmektedir. Aksi durumda yapılan ödemeyi keşideciden talep edemeyecektir. 15. Burada uyuşmazlık konusu ile ilgisi nedeniyle çek ödemelerinde muhatap bankaların sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanması önem arz etmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun (5411 sayılı BK) 6/1. maddesinde; bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3. maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun’un 60/1. maddesinde; kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 5411 sayılı Kanun’un 63. maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır. 16. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, A.: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 115/3. ve 116/3. maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluklarını kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır. 17. Bu aşamada birer güven kurumu olan bankaların, çekin ibrazı sırasında incelemekle yükümlü oldukları bir hususta kusursuz sorumluluklarını düzenleyen 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi üzerinde durulması gerekmektedir. 18. Anılan madde “Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki ödemiş olmasından doğan zarar muhataba ait olur; meğerki, senette düzenleyen olarak gösterilen kişiye, kendisine verilen çek defterini iyi saklamamış olması gibi bir kusurun yüklenmesi mümkün olsun” hükmünü haiz olup bu kapsamda muhatap banka, çekteki keşideciye atfen atılan imzanın gerçek hesap sahibine veya yetkili temsilcisine ait olup olmadığını inceleyerek çekte herhangi bir tahrifatın yapılıp yapılmadığını da kontrol edecektir. Aksi takdirde anılan madde, sahte ve tahrif edilmiş çekin ödenmiş olmasından doğan zararın, muhatap bankaya ait olacağını hükme bağlamış, sahteciliğin inandırıcı olup olmadığı, iğfal kabiliyeti bulunup bulunmadığı gibi hususlar yasal unsurlar arasında sayılmamıştır. Buna göre 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi ile öngörülen sorumluluk muhatap banka açısından kusursuz ve kanundan doğan bir sorumluluk olup ancak keşidecinin kusurunun ağırlığı oranında muhatap bankanın sorumluluktan kurtulacağı öngörülmektedir. Keşideci ile muhatap arasındaki ilişkiye yönelik olan anılan Kanun maddesinin temel amacı; ödeme aşamasında, çeki inceleme ve muhtemel sahtelik veya tahrifatları belirleme imkânına sahip tek kişi olan muhatap banka karşısında çek keşide eden kişilerin korunmasıdır. Hemen belirtilmesi gerekir ki; çekin ödenmek üzere, muhatap bankanın çekle işleyen hesabının bulunduğu şubesinden başka bir şubesine ibraz edilmiş olması da muhatabın 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesinde öngörülen özen ve inceleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacaktır. Aynı durum çekin takas odasına ibrazı olasılığında da geçerlidir. Dolayısıyla sahte veya tahrif edilmiş çekin takas odasına ibraz edilmesi de muhatabın anılan maddeden kaynaklanan sorumluluğunu bertaraf etmeyecektir. 19. Uyuşmazlığın çözümünde değinilmesi gereken diğer bir husus ise, çekteki keşideciye atfen atılan imzanın sahteliğini ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu hususudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190/1. maddesi ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü haizdir. Anılan hükümlerde ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddi hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hâllerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. 20. Bu kapsamda bir senette yer alan yazının veya imzanın inkâr edilmesi durumunda, HMK’nın 208. maddesinin 1. ve 3. fıkrası anlamında bir “sahtelik iddiası” söz konusu olur. HMK’nın 208. maddesine ilişkin gerekçede bu husus “Maddenin kenar başlığında ‘Yazı veya imza inkârı’ ibaresi birlikte kullanılmıştır. Her iki husus uygulamada sahtelik iddiası olarak adlandırılan durumu ifade etmektedir” şeklinde belirtilmiştir (Pekcanıtez H./ Özekes M./ Akkan M./ Korkmaz H.T.: Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1792). Öte yandan, bir senetteki imzanın inkâr edilmesi hâlinde, mahkemenin imzanın sahte olup olmadığı konusunda araştırma yapması gerekir. Bu araştırma ve incelemenin usulü ise HMK’nın 211. maddesinde; “ (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.” şeklindeki hükümle gösterilmiştir. Ancak burada, davada taraf olmayan kimselerin isticvabı mümkün olmamakla, bu kimselerin imzalarına dair yapılacak olan incelemede, aynı maddenin (a) bendi uygulama alanı bulamayacağından yine aynı maddenin (b) bendinde belirtilen esaslara göre bir inceleme yapılacaktır. Buna göre, sahtecilik hususunda kesin bir kanaat oluşması için, mevcutsa, ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edilip sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Bilirkişi, mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak bir inceleme yapar ve mahkemece sahtelik iddiası bakımından bu inceleme doğrultusunda bir karar verilir. 21. Uyuşmazlık kapsamında değinilmesi gereken son husus ise çeke karşı ileri sürülebilen mutlak def’iler olup bu def’iler, hamil olan herkese karşı ileri sürülebilir. Çekin hükümsüzlüğünü gerektiren def’iler çek ve eklentilerinden anlaşılsın anlaşılmasın bütün ya da bir kısım sorunları bakımından hükümsüz sayılmasını gerektiren def’ilerdir. Bu def’ilerin bir kısmı mutlak, bir kısmı nispi def’i niteliğindedir. Hangisinin mutlak, hangisinin nispi def’i sayılacağı, “görünüşe itimat (güven)”, “iyi niyet” ilkesiyle, “kambiyo senetlerine ilişkin işlemlerdeki emniyetin korunması” ilkelerinden hangisine öncelik tanınacağı sorunuyla ilgilidir. Kanunda öngörülüp açık bir hükümle düzenlenen bu durumların dışında gerek doktrinde ve gerekse de uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekârlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “çekte zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “çekin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. def'iler çekin hükümsüzlüğüne yönelik olup her hamile (iyi niyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Bu anlamda muhatap bankanın hamile/alacaklıya karşı çek üzerinde sahtelik/tahrifat iddiası, mutlak def’i niteliğinde olduğundan, bu tür iddiadan kaynaklanan uyuşmazlık mahkemece, sahtelik incelemesine dair yukarıda yapılan açıklamalarda belirlenen esaslar göz önüne alınarak çözüme kavuşturulması gerekir. 22. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından ödenmek üzere ibraz edilen dava konusu iki adet çek üzerinde davalı Banka tarafından yapılan inceleme sonrasında çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olmadığı iddiasıyla, davacıya 5941 sayılı ÇK’nın 3. maddesi anlamında yasal sorumluluk miktarı da dâhil olmak üzere herhangi bir ödemenin yapılmadığı anlaşılmaktadır. 23. Dosya kapsamında yapılan incelemede, çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının tespiti için alınan bilirkişi raporunda; mukayeseye esas olarak alınan keşideci imzalarını içeren evrakın, 27.09.2011 tarihli Çek Taahhütnamesi ile ekindeki Çek Beyannamesi, 20.02.2008 tarihli Bankacılık Hizmet Sözleşmesi fotokopisi, Sermaye İşlemleri Risk Bildirim Formu fotokopisi, 12.10.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi fotokopisi ve İzmir 5. Noterliğinin 05.04.2007 tarihli ve 5335 yevmiye numaralı imza sirküsü fotokopisinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Anılan evraktaki imzalar esas alınarak yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 02.06.2014 tarihli raporda ise; dava konusu çekler üzerindeki keşideciye atfen atılan imzaların kısmî olarak benzerlik göstermesine karşın farklılıkların da mevcut olduğu, mukayese imzaların iki farklı türde oluşturulmaları, yetersiz oluşları ve bazılarının da fotokopi olmaları nedeniyle keşideci eli ürünü olup olmadığına dair kesin bir kanaatin belirtilemeyeceği, ancak keşidecinin çek tanzim tarihine yakın tarihte atmış olduğu samimi mukayese imzalarını içeren belgelerin (önceden ödenen sorunsuz çekler, imza sirküleri, beyanname, banka işlemleri vb.) temin edilmesi durumunda olumlu ya da olumsuz bir beyanda bulunulabileceği belirtilmiştir. 24. 6102 sayılı TTK’nın 812. maddesi kapsamında yapılacak incelemede, kusursuz sorumluluğa sahip olan davalı Banka, dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olmadığının belirlenmesi hâlinde çek hamiline herhangi bir ödeme yapmakla yükümlü olmayacaktır. Buradan hareketle TMK’nın 6. maddesi ile HMK’nın 190/1. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu olayda, çekteki keşideciye atfen atılan imzaların sahte olduğuna ilişkin muhatap banka tarafından ileri sürülen iddianın ispatı, uyuşmazlığın niteliği itibariyle davalı Bankanın lehine bir durum ortaya çıkaracaktır. Başka bir anlatımla muhatap bankanın, ileri sürdüğü sahtelik iddiasının ispatı hâlinde, 5941 sayılı ÇK’nın 3/3. maddesinde belirtilen yasal sorumluluk miktarı da dâhil olmak üzere hamile ödeme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Bu kapsamda çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin iddianın ispatı sonrasında ortaya çıkan hukuki neticeden, muhatap davalı Banka lehine bir hak ortaya çıkacağından bu hususta ispat külfeti, yukarıda anılan yasal düzenlemeler kapsamında davalı Bankaya ait olacaktır. Netice itibariyle TMK’nın 6. maddesi ve HMK’nın 190/1. maddesi gereğince, uyuşmazlık konusu olayda dava konusu çeklere dair ödeme yapmama hakkının varlığının dayanağı olan sahtelik iddiasının davalı Banka tarafından ispatı gerekmektedir. 25. Öte yandan dosya arasına alınan bilirkişi raporunda; uyuşmazlık konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların keşideci eli ürünü olup olmadıkları hususunda somut bir belirleme yapılamamış, söz konusu eksikliğin nedeni olarak mukayeseye esas alınacak nitelikte keşideci imzasını içeren evrakın eksikliğine işaret edilmiştir. Bu hâliyle dosyadaki bilirkişi raporunun hükme esas alınacak nitelikten yoksun olduğu anlaşılmakla birlikte bu husus, anılan raporda dahi detaylı olarak belirtilmiştir. 26. Bu itibarla, dava konusu çeklerdeki imzaların keşideciye ait olduğunu ispat yükü davacı tarafa yüklenerek, eksik inceleme sonucu hükme esas oluşturacak niteliği yoksun bilirkişi raporu nazara alınıp, dava konusu çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olduğunun tespit edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi, eldeki uyuşmazlığa ilişkin ispat külfetine ve sahtelik incelemesine dair yukarıda detaylı olarak belirtilen tüm kanunî düzenlemelere ve ilkelere aykırılık teşkil etmektedir. 27. Neticeten, iddia, savunma, taraflarca sunulan deliller ve tüm dosya kapsamı itibariyle dava konusu çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin uyuşmazlıkta ispat külfetinin, TMK’nın 6. maddesi ile HMK’nın 190/1. maddesi uyarınca davalı Bankada olduğu nazara alınarak, HMK’nın 211/1-b maddesi çerçevesinde bilirkişi raporunda işaret edilen keşidecinin çek tanzim tarihine yakın tarihli, değişik amaçlarla atmış olduğu samimi mukayese imzalarını içeren belge asılları ve davalı tarafından fotokopi olarak sunulan evrakın keşidecinin ıslak imzalarını havi asıllarının teminiyle yapılacak bilirkişi incelemesi sonrasında hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. 28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda davacının, davalı Bankanın ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahisle zarara uğradığını ileri sürüp haksız fiil hükümlerine dayalı olarak (TBK m. 49, 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 41) alacak talebinde bulunduğu, süresinde ibraz edilen çeklerin ödenmediği takdirde muhatap davalı Bankanın haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacağından zarar ve kusurun ispatının davacı üzerinde olduğu, bu nedenle çeklerdeki keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğini ispat külfetinin davacı üzerinde bulunduğu, ancak dosyadaki bilirkişi raporunun hükme esas alınacak niteliği haiz olmadığı, imza incelemesine esas belge asıllarının teminiyle HMK’nın 211. maddesi hükümlerine göre denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiği, direnme kararının bu farklı gerekçeyle bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 29. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.04.2021 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Davacı, dava dışı şirketin borcuna karşılık keşide ederek verdiği iki adet çekin ibrazında karşılıksız çıktığını, davalı Banka’nın yasal olarak sorumlu olduğu miktarı ödemediğini ileri sürerek, davalı bankanın ödemekle yükümlü olduğu bedelin gecikme cezası ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, keşidecinin banka nezdindeki imzaları ile çekler üzerindeki imzaların birbirini tutmadığını, bu hususun çeklerin arkasına düşülen şerh ile belirtildiğini, bu nedenle yasal olarak ödeme yapmamalarının kanuni zorunluluk olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bilirkişi raporuna göre iki adet çekteki imzanın toplanan imza örneklerine göre keşideciye ait olduğunun tespit edilemediği davalı bankanın bu sebeple ödeme yapmamakta haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı tarafından temyizi üzerine Dairece, dava konusu çeklerdeki imzaların sahte olduğu davalı tarafından ileri sürüldüğüne göre, bu hususun ispatının davalı yanda olduğu nazara alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ispat külfeti, davacıya yüklenerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma kararının yerinde olmadığı belirtilerek direnilmiştir. Uyuşmazlık, davalı tarafından dava konusu çeklerden keşideciye atfen atılan imzaların sahteliğine ilişkin olarak ileri sürülen savunma karşısında çeklerdeki imzaların keşideci eli ürünü olup olmadığının açık bir biçimde tespit edilememesi sonucu atılan imzaların sahteliğinin ispat külfetinin davalıda olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Çek sözleşmesine göre, muhatabın asli yükümlülüğü, çeki karşılığı nispetinde ödemektir. Muhatap banka süresi içerisinde ibraz edilen ve karşılığı bulunan çeki ödemek zorundadır. Bu sorumluluğu meşru hamil tarafından süresi içerisinde ibraz edilen ve unsurları eksiz olan çek için geçerlidir. Çek vasfında olmayan veya meşru hamil tarafından ibraz edilmeyen çekten dolayı banka ödeme yapmış ise düzenleyenin zararına katlanacaktır. Banka, çeki ibraz eden kişinin meşru hamil olduğunu tespit etmekle yükümlüdür. Banka senet metninden ve senedin hükümsüzlüğüne ilişkin defileri çeki ibraz eden hamile ileri sürmeyip çek bedelini ödediği takdirde sorumluluğu doğar. Bu nedenle çekin unsurlarının eksiksiz olup olmadığını, çekin sahte ve tahrif edilmiş olup olmadığını, süresinde ibraz edilip edilmediğini araştırmak zorundadır. Sahte veya tahrif edilmiş bir çeki hamiline ödemiş olmasından doğan zarar muhatap bankaya ait olur. Bu nedenle keşidecinin zararının ödemek durumundadır. Bankanın TTK 724. maddesinden kaynaklanan bu sorumluluğu kanundan doğan kusursuz sorumluluk hâlidir. Muhatap banka, bu sorumluluktan sadece sahte ve tahrif edilmiş çeki ödemiş olmasından dolayı, keşidecinin bu kusurun isnadının mümkün olduğu hâllerde, keşidecinin bu kusuru oranında kurtulur. Keşidecinin kusurlu olduğunu ispat edemediği ölçüde, kendisi kusursuz olsa dahi, keşidecinin zararının karşılamakla yükümlüdür. Eş söyleyişle, bankanın ödeme yükümlülüğünü, haklı bir sebep olmaksızın yerine getirmemesi keşideciye karşı kusursuz sorumludur. Somut olayımızda ise; davacı, muhatap bankanın ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediğini bu nedenle zarara uğradığını ileri sürerek, bu davayı açtığına göre haksız fiil hükümlerine (BK. 41. madde, TBK 49. madde) dayalı olarak alacağını talep ettiğinin kabulü gerekir. Süresi içerisinde ibraz edilen ve hesapta karşılığı bulunan çek ödenmediği taktirde muhatap haksız fiil nedeni ile sorumlu olacağından zararın ve kusurun ispatı da davacı üzerindedir (Çekte muhatap Bankanın Hukuki Sorumluluğu Abdullah Atilla Bengü Gazi Ünv. Tez. Bkz. Yargıtay Kararları Işığında Çekte Muhatap Bankanın Hukuki Sorumluluğu Yüksek Lisans Tezi Bkz.). Bu nedenlerle çeklerdeki imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalıda olduğuna yönelik sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Ne var ki, mahkemece dosya içeriğindeki 2.6.2014 tarihli Bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de, bilirkişi raporuna itibar edilemez. Bilirkişinin mukayese esas aldığı 12.10.2010 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile 05.04.2007 tarihli İzmir 5. Noterliği'nce düzenlenmiş sirküler fotokopi olup, fotokopi belgelere imza incelemesinde itibar edilemez ve bu rapora itibar edilerek hüküm kurulamaz. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan belgelerin asılları temin edilerek, HMK 211. madde hükümlerine göre bilirkişi yada bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine uygun elverişli rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu değişik gerekçelerle mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun çeklerdeki imzaların sahteliğini ispat külfetinin davalıda olduğuna yönelik görüşüne katılamıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Davacı (K), mahkemeye sunduğu bir adi senedin (borç belgesi) davalı tarafından sahte olduğunun ileri sürülmesi üzerine imza incelemesi yapılmasını beklemektedir. "Sahtelik İddiası ve İmza İncelemesi" süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A) Adi senetteki imza inkâr edilirse, sahtelik hakkında bir karar verilinceye kadar o senet hiçbir işleme esas alınamaz.
B) Hâkim, imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse bilirkişi incelemesine karar verir.
C) Bilirkişi incelemesi öncesinde, tarafa ait karşılaştırmaya elverişli diğer imzalar ilgili yerlerden getirtilir.
D) Resmî senetlerdeki imza inkâr edildiğinde, senet ancak mahkeme kararıyla sahte bulunursa işleme esas alınamaz.
E) Sahtelik iddiası sadece ayrı bir dava açılarak ileri sürülebilir; asıl davada ön sorun yapılamaz.