Hukuk Muhakemeleri Kanunu 217. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 217- (1) Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir.
(2) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder.
Belgenin yerinde incelenmesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
19 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/10503 E., 2023/4457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
12. Hukuk Dairesi 2022/10503 E. , 2023/4457 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Alacaklı lehtar tarafından bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız takipte örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine keşideci borçlunun yasal 5 günlük sürede icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz ettiği, İlk Derece Mahkemesince; alınan bilirkişi raporları doğrultusunda, davanın reddine, borçlu aleyhine asıl alacağın % 20’si oranında tazminata ve %10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verildiği, işbu karara karşı borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanunun 68/a maddesi dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümde atıf yapılan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308 inci ve devamı maddelerinde imza inkârı hâlinde mahkemelerce yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1086 sayılı Kanun'a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun'a yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla
ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
Somut olayda, Gemerek Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/810 soruşturma sayılı dosyasında alınan, kriminal polis laboratuvar müdürlüğü uzmanı iki bilirkişi tarafından düzenlenen 29.11.2019 tarihli bilirkişi raporunda "...inceleme konusu senet üzerinde atılı bulunan borçlu imzalarının, mevcut makayese imzalarına kıyasen, ... elinden çıktığının beyanına imkan verir nitelikte yeterli ortak kaligrafik bulgu tespit edilemediği..." kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince alınan, adli tıp ve belge inceleme uzmanı tek bilirkişi tarafından düzenlenen 09.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda ise ".... aralarında imza karakteristikleri açısından anlamlı benzerlikler görülmediğinden .... bono aslındaki ... adına atılı imzaların ...' nın eli ürünü olmadığı...” kanaatinin bildirdiği, aynı bilirkişiden farklı mukayese belgeler ile yapılan inceleme üzerine alınan 18.03.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda ise “....inceleme konusu senet üzerinde ... adına atılan imzalarla ...' a ait mukayese imza örnekleri arasında yapılan karşılaştırma sonucunda, senet üzerindeki düzenleme tarihinden önce atılan mukayese imza örnekleriyle, senet üzerindeki imzalar arasında benzerlikler görüldüğünden, senet üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların, ...'nın eli ürünü olduğu” kanaatinin bildirildiği, bunun üzerine raporlar arasında oluşan çelişki sebebiyle yeniden bilirkişi incelemesine başvurulduğu ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi' nin 09.11.2021 tarih 27695533-101.02.2021/73961/5466-5118 sayılı raporunda ".... inceleme konusu senetteki basit tersimli borçlu imzaları ile ...'nın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu...." sonucuna ulaşıldığı görülmektedir.
15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) "Adli Tıp Üst Kurullarının Görevleri" kenar başlıklı 16 ncı maddesinin 2. fıkrası “ Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur.” düzenlemesini içermektedir.
Belirtmek gerekir ki Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 09.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile keşideci imzasının kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu sonucuna ulaşılması, ilk olarak imzanın kesin olarak ... eli ürünü olduğu sonucuna ulaşılamadığını ortaya koymaktadır. İkinci olarak ise mukayese imzaları ile takibe dayanak bono üzerindeki imzanın karşılaştırılmasına göre kesin bir sonuca ulaşılmasının da olanaklı olmadığının tespiti anlamına gelmektedir. Bu itibarla Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 09.11.2021 tarihli bilirkişi raporu ile dosya kapsamındaki diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu açıktır. (aynı yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararı)
O halde İlk Derece Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalara ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas - 2023/358 Karar sayılı kararında benimsenen ilkelere göre, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince, takibe dayanak bono üzerindeki keşideci imzasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığa çözüm getirecek nitelikte bulunmayan raporlar hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesisi ve borçlunun istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :
Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 09/06/2022 tarih ve 2022/1091 E.- 2022/1098 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, Gemerek İcra Hukuk Mahkemesinin 18/03/2022 tarih ve 2020/18 E. - 2022/5 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.06.2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1037 E., 2023/531 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2022/1037 E. , 2023/531 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/142 E., 2022/179 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
Taraflar arasındaki imzaya itiraz isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın alacaklı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. TALEP
Borçlu vekili; alacaklı tarafından müvekkili hakkında Ankara 31. İcra Müdürlüğünün 2018/9866 Esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak senette bulunan imzaların müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin bahse konu senet nedeniyle herhangi bir borcunun bulunmadığını, senedin lehtarı Serkan Ünal'ın müvekkilinin müteveffa kardeşinin oğlu olduğunu, müvekkilinden 800.000,00 TL alacaklı olmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, imzaların müvekkiline ait olmadığının tespitine, takibin durdurulmasına, alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20'si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Temlik eden vekili; cevap dilekçesi sunmamış, duruşmada istemin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli ve 2019/134 Esas, 2020/133 Karar sayılı kararı ile; somut olayda, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 17.06.2020 tarihli raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda senette bulunan imzanın borçlunun eli ürünü olduğu ya da olmadığı yönünde kesin bir kanaat bildirilemediği, bu durumda bilirkişi raporunda yer alan belirsizliğin borçlu lehine yorumlanmasının zorunlu olduğu, takibe başlayan ve icra dosyasına sunduğu bonodaki imzanın borçluya ait olduğunu iddia edenin alacaklı olduğu, bu iddiayı ispat külfetinin de alacaklıya ait olduğu, alacaklının kötüniyet ve ağır kusurunun ispatlanamadığı gerekçesiyle takibin borçlu yönünden durdurulmasına, yasal şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddi ile alacaklı aleyhine para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2021 tarihli ve 2020/1639 Esas, 2021/2126 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı raporu ile Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığından alınan raporların aynı mahiyette olduğu, aralarında çelişki oluşturacak nitelikte bir tespit içermediği, dosya kapsamı, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya ve kamu düzenine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ İNCELEME SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"..Somut olayda; Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 01/10/2019 tarihli raporda; senetteki imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiği, Grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 09/12/2019 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen 17/06/2020 tarihli raporda; imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar mahkemece, imzaların aidiyetinin belirlenememesi sebebiyle kesin kanaat bildirilemeyen raporların borçlu lehine yorumlanması gerektiğinden bahisle imzaya itirazın kabulüne ve takibin durdurulmasına karar verilmiş ise de, dosyada mevcut 09/12/2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın borçlunun eli ürünü olduğu yönünde kesin kanaat bildirildiği, bahsi geçen raporun uzman bilirkişiler tarafından gerekli teknik cihazlar kullanılmak suretiyle, keşide tarihine en yakın mukayeseye esas belgeler üzerinden inceleme yapılarak düzenlendiği, dolayısıyla kesin kanaat içeren bu raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu görülmektedir.
O halde, mahkemece imzaya itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, borçlu lehine değerlendirme yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi isabetsiz olup kararın bozulması gerekmiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığınca düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret basit tersimli imzalar olduğu, bu nedenle imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirilemediği, alacaklı tarafından rapora itiraz edilmesi üzerine grafoloji uzmanlarınca düzenlenen 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda imzanın kişiye atfedilecek karakteristik hususiyetler ihtiva etmediğine ilişkin tespitte bulunduktan sonra uyuşmazlığa konu senetteki imzaların borçluya ait olduğu sonucuna varılmakla raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, raporun sonuç kısmında imzanın basit tersimli olmasına rağmen borçluya ait olduğuna ilişkin kanıya hangi gerekçelerle varıldığının ayrıntılı olarak belirtilmediği, bu nedenle denetime elverişli olmadığı kabul edilerek rapora itibar edilmediği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan 17.06.2020 tarihli raporda; “inceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile mukayese imzalar açısından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ... eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği hususlarını bildirir kanaat raporudur” şeklinde tespitte bulunulduğu, bu raporun gerekçeli ve ayrıntılı olduğu göz önünde bulundurularak bu rapora itibar edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde alacaklı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı vekili; İlk Derece Mahkemesinin yersiz ve eksik gerekçelerle 09.12.2019 tarihli raporu çelişkili saydığını, rapordaki inceleme ve tespitlerin dikkate alınmadığını, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu raporlarında imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığının kesin olarak tespit edilemediğine dair raporlar ile 09.12.2019 tarihli rapor arasında çelişki olduğunun kabul edilemeyeceği, çelişki olduğu varsayılsa bile Adli Tıp Kurumu Yüksek Uzmanlar Kurulu tarafından da inceleme yapılması konusundaki taleplerinin reddedilmesinin anlaşılır bir durum olmadığını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borçlu tarafından imzaya itiraz edildiği somut olayda, Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen raporlarda imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediğinin bildirilmesi karşısında, grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen ve imzanın borçlunun eli ürünü olduğunu belirten 09.12.2019 tarihli raporun hükme esas alıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre imzaya itirazın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 68/a ve170 inci maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208, 211, 282 nci maddeleri.
3. 15.07.2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin (4 sayılı Kararname) 16 ncı maddesi ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 23 üncü maddesinin (ı) bendi.
2. Değerlendirme
1. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesi dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. 2004 sayılı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükümde atıf yapılan mülga 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 308 inci ve devamı maddelerinde imza inkârı hâlinde mahkemelerce yapılacak usuli işlemler düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince 1086 sayılı Kanun'a yapılan yollamalar 6100 sayılı Kanun'a yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca 6100 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 Kanun'un 208, 211 ve 217 nci maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
2. Buna göre, 6100 sayılı Kanun'un 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı Kanun'un 266 ncı ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. 6100 sayılı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
3. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2023 tarihli ve 2022/12-332 Esas, 2023/358 Karar; 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 Esas, 2019/1003 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
4. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme bilirkişi raporunun tatmin edici bir nitelik taşımadığı kanaatine ulaşacak olursa, yani raporda bazı belirsizlikler ya da çelişkiler bulunduğu kanısına varırsa taraflardan birinin herhangi bir talebi bulunmasa bile bu belirsizliklerin ya da çelişkilerin giderilmesi için kendiliğinden yeni sorular düzenlemek suretiyle aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına yahut raporu tanzim eden bilirkişinin sözlü açıklamalarda bulunmak üzere bir gün tayin ederek duruşmaya davet edilmesine ya da gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar bir inceleme yaptırılmasına karar verebilir (6100 sayılı Kanun md. 282, Bilirkişilik Yönetmeliği md. 56).
5. Somut olayda, alacaklı vekili tarafından borçlu şirket aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine dayanak 800.000,00 TL bedelli ve 05.02.2018 keşide tarihli senette keşideci ..., lehdar ise Serkan Ünal olup, senet Serkan Ünal tarafından takip alacaklısı ...'e ciro edilmiştir. Dosya içeriğine göre ... icra dosyasındaki alacağını ... 5. Noterliğinde 28.02.2020 tarihinde yapılan sözleşme ile ...'ye temlik etmiştir.
6. Borçlu vekilinin takibe dayanak senet üzerindeki imzaların müvekkiline ait olmadığını ileri sürmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince alınan ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Laboratuvar Amirliği tarafından düzenlenen 01.10.2019 tarihli raporda "...kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen "N" harfinin yapılışından ve çizgisel çekilişlerden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu..." açıklandıktan sonra senet üzerindeki imzaların ... eli ürünü olup olmadığı hususunda bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
7. İlk Derece Mahkemesince yeniden rapor alınmasına karar verilmesi üzerine adli belge inceleme uzmanı üç bilirkişi tarafından düzenlenen 09.12.2019 tarihli raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." belirlendikten sonra "...borçlu imzaları ile ...'ın bilhassa samimi bazı mukayese imzaları arasında benzerlikler..." görüldüğü belirtmiş, sonuç kısmında ise "...kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği..." kanaatine varılmıştır.
8. Söz konusu raporlar arasında çelişki bulunduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesince yeniden bilirkişi incelemesine başvurulmuş ve Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 17.06.2020 tarihli raporda "...İnceleme konusu senette ... adına atılı majüskül "N" harfinden ibaret imzalar ile ...'ın mevcut mukayese imzaları arasında biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...'ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilemediği.." sonucuna ulaşılmıştır.
9. Öte yandan, borçlu vekilinin son alınan rapora karşı beyanda bulunduğu dilekçe ekinde takibe dayanak senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 Soruşturma numaralı dosyasında alınan ve Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporu sunulmuştur. Raporda, takibe konu senet üzerinde ... adına atılı bulunan imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri yeterince ihtiva etmeyip yalnızca "N" harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu imzaların ... ve Serkan Ünal elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaatte bulunulamadığı belirtilmiştir.
10. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Özel Dairece 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunun kesin kanaat içerdiğinden bahisle hükme esas alınabileceği belirtilmiş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere bahsi geçen raporda "...gerek tetkike konu borçlu imzalarının, gerekse ...'ın mukayese imzalarının kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıda imzalar oldukları, ayrıca ...'ın mukayese imzalarının kendi içerisinde tam olarak yerleşik bir yapı sergilemediği, bir kısım mukayese imzalarının kısmen titrek bir görünümde olduğu.." tespit edilmesine karşın raporun sonuç kısmında borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabul edilmesi çelişki oluşturduğundan bu raporun hükme esas alınamayacağı açıktır.
11. Dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda senet üzerindeki imzaların borçlunun eli ürünü olup olmadığı hususunda kanaate varılamadığı gibi 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonuç ile Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesince düzenlenen 17.06.2020 tarihli rapor arasında çelişki bulunmaktadır. Bu durumda 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen "(2)Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınamaz. Bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kararlar katılanların oy çokluğuyla alınır, eşitlik hâlinde başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış olur" hükmü ile Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 23 üncü maddesinin (ı) bendinde yer alan "Fizik ihtisas dairesi adlî belge inceleme şubesi ve trafik ihtisas dairesinin işleri Adlî Tıp Genel Kurulunda incelemeye alınmaz. Bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar. Bu rapora daha önceki raporda imzası bulunan uzmanların, ihtisas dairesindeki görevi devam ettiği sürece, katılımı zorunludur. İhtisas dairesindeki uzman sayısının yediden fazla olduğu durumlarda, bu raporlarda görüş bildirecek uzmanlar her ay ihtisas dairesi başkanı huzurunda çekilecek kura ile belirlenir. Fizik ihtisas dairesinin adlî belge inceleme şubesi dışında kalan şubelerinde de yeterli sayıda uzman olduğu takdirde aynı hükümler geçerlidir. Kararlar oy çokluğu ile alınır. Eşitlik halinde daire başkanının bulunduğu taraf oy çokluğu sağlamış sayılır" şeklindeki düzenleme gereğince, takibe dayanak senet üzerindeki keşideci imzalarının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenmesi ve bu suretle alınacak bilirkişi raporu da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 09.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda yer alan tespitlere yer vermesine rağmen gerekçe gösterilmeksizin imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığını, bu yönüyle de 09.12.2019 tarihli raporun kendi içerisinde çelişkili olduğu, dosya kapsamında bulunan diğer raporlarda takibe konu senet üzerindeki keşideci imzalarının kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyip, basit tersimli olması nedeniyle borçlunun eli ürünü olup olmadığının belirlenemediği, bu nedenle 09.12.2019 tarihli rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınsa da sonucun değişmeyeceği, imzanın borçluya ait olduğu ispat edilemediğinden direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
13. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 5311 sayılı Kanun ile değişik 2004 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesinin ikinci fıkrasının göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.05.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte imzanın borçluya ait olduğunun ispat yükü alıcıya aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarih ve 2006/12-259 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 Esas, 2008/90 Karar sayılı kararında ispat yükünün alıcıya ait olduğu belirtilmiştir. Alacaklı borçlu aleyhinde kambiyo senetlerine dayalı ilâmsız icra takibinde, takibe dayanak senet altındaki imzanın borçluya ait olduğunu ileri sürmektedir. Alacaklı iddiasını ispatla yükümlüdür. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takipte imzaya itiraz İİK‘nın 170 inci maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasına göre icra mahkemelerince imza incelemesinin İİK’nın 68/9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerekmektedir.
Takip borçlusu ... takibe konu bonoda keşideci sıfatıyla atılı bulunan imzanın kendine ait olmadığını icra mahkemesine verdiği dilekçe ile ileri sürerek takibin durdurulmasını ve alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20’si oranında tazminata ve % 10 oranında para cezasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Takibe konu senetle ilgili olarak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/2169 sayılı soruşturma dosyasına sunulan Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 03.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda “… ancak inceleme konusu imzaların kişilere atfedilebilecek karakteristik hususiyetleri ihtiva etmeyip yalnızca “N” harfinden ibaret olması sebebiyle söz konusu borçlu imzalarına adı geçen şahıslar elinden çıkıp çıkmadığı hususunda herhangi bir kanaat beyanında bulunmak mümkün olmamıştır” şeklinde bir sonuca ulaşılmıştır.
İcra Mahkemesine sunulan Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının 01.10.2019 tarihli raporunda da;
“1-inceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mevcut mukayese imzalarının yapılan incelemesinde; kişiye atfedilebilecek kaligrafik ve karakteristik özellikler ihtiva etmeyen “N” harfinin yapılışında ve çizgisel çekilmesinden ibaret, basit tersimli imzalar olduğu kanaatine varılmıştır.
2-İnceleme konusu senet üzerinde ... adına atfen atılı bulunan imzalar ve ...’ın mukayese imzaları arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmalarda; yukarıda birinci maddede belirtilen sebeplerden dolayı inceleme konusu senet üzerinde atılı bulunan söz konusu imzaların ... eli ürünü olup olmadığı konusunda bir kanaat bildirmek mümkün olmamıştır.” denilmektedir.
Alacaklı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine grafoloji konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetince rapor aldırılması için takip dosyası ve takibe dayanak bono aslı Ankara 5. İcra Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir. Söz konusu mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde düzenlenen 09.12.2009 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak “… senet üzerinde atılı bulunan, kişilere atfedilebilecek hususiyetleri fazlaca ihtiva etmeyen çizgisel yapıdaki borçlu imzalarının ... elinden çıktığının kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır.” açıklamasına yer verilmiştir. Anılan raporda yapılan açıklama ile çelişecek şekilde gerekçesiz olarak imzanın borçlu elinden çıktığı kanaatine varılmıştır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu’ndan alınan 17.06.2020 tarihli raporun sonuç kısmında inceleme konusu senette “... adına atılı majiskül “N” hafinden ibaret imzalar ile ...’ın mevcut mukayese imzaları arasından biçimsel benzerlik görülmekle birlikte; söz konusu imzaların karakteristik tanı unsurunu içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle ...’ın eli ürünü olup olmadığı yönünde daha ileri bir tespite gidilmediği hususlarını bildiririr kanaat raporudur” ifadelerine yer verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, inkâr edilen imzanın borçlu keşideciye ait olduğu belirlenemediğinden imza itirazının kabulüne, takibin İİK’nın 170/3 üncü maddesi gereğince borçlu ... yönünden durdurulmasına, yasal şartlar oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine karar vermiş olup, kararın alacaklı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istemin reddine karar verildiği kararın alacaklı vekilince temyizi sonrasında temyiz incelemesi yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozma kararında, 09.12.2019 tarihli imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun esas alınarak imzaya itirazın reddi kararı verilmesi gerektiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince kararın bozulmasına karar verildiği ilk derece mahkemesinin direnme kararının alacaklı vekilince temyizi üzerine dosyanın Hukuk Genel Kuruluna geldiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda takibe konu senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın basit tersimli, taklidi kolay imzalar olması nedeniyle Emniyet ve Jandarma raporlarında imzanın borçlu elinden çıkıp çıkmadığı konusunda bir kanaate ulaşılmazken, 09.12.2019 tarihli raporda ise kendi içinde çelişki oluşturacak şekilde imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varılmıştır.
Böylece bu rapor ile diğer raporlar arasındaki çelişki ortaya çıkmıştır. İspat yükünün alacaklıda olup, basit tersimli olması nedeniyle imzanın borçluya ait olup olmadığı konusunda bir kanaate veremeyen raporlara üstünlük tanınır ise imza itirazının kabulüne, imzanın borçluya ait olduğuna dair rapora üstünlük tanınır ise imza itirazının reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bilirkişinin imzanın aidiyeti konusundaki kesin bir kanaate varamamış olması hâlinde o rapora bir değer verilmeyeceği bir sonucuna varılmaz.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda yapılan oylamada imzanın borçluya ait olduğuna ilişkin rapor ile imzanın basit tersimli taklidi kolay olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda kesin bir karar verilemeyen raporlar arasında çelişki olmadığı, imzanın borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren raporun hükme esas alınması yönünde bozma gerekçesi yerine raporlar arasında çelişki bulunduğu görüşü benimsenmiştir.
İlk Derece Mahkemesi raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumundan aldığı 20.12.2017 tarihli raporda da imzanın taklidi kolay basit tersimli olması nedeniyle borçluya ait olup olmadığı konusunda tespite gidilemediğine dair kanaat raporu verilmiştir. Bütün raporlarda imzanın basit tesirli olduğu taklidinin kolay olduğu, imzaların karakteristik tanı unsuru içermediği, imzanın çıplak gözle incelenmesinde dair basit tesirli olduğu tespit edildiğinden yeniden çelişkinin giderilmesi için rapor alınsa da sonuç değişmeyecektir. Kaldı ki; incelenen borçluya ait olduğu yönünde kesin kanaat bildiren 09.12.2019 tarihli raporda dahi diğer raporlarda belirtilen tespitlere yer verildiği, ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden imzanın borçluya ait olduğu sonucuna varıldığı görülmekte olup bu rapor kendi içinde çelişkilidir. Bu rapora değer verilecek yeniden rapor alınması yargılama sürecini uzatacağı raporlar arasındaki çelişkiyi gidereceği anlaşılmaktadır. Şu hâle göre senet altında borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olduğu ispatlanamadığından yukarıda belirtilen nedenlerle; imza itirazının kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesince kararın onanması görüşünde olduğundan, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor alınması şeklindeki değişik gerekçe ile kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/911 E., 2020/736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/911 E. , 2020/736 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından icra takibine konu edilen senet bedellerini ödeyip ibraname aldığını belirterek davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; iddia konusu ibranameyi imzalamadığını, belgede 37.600TL tahsil edildiğinin yazılı olduğunu ancak kendisinin 3.760TL tahsil ettiğine ilişkin başka bir belgeyi okumadan imzaladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.06.2013 tarihli ve 2009/414 E., 2013/310 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesince alınan raporda davacının dayandığı ibranamedeki imzanın davalının eli ürünü olduğunun ve belgeye eklenti yapılmadığının belirlendiğinin belirtildiği, davalının davacıya yemin teklif ettiği, davacının da davalıya 37.500TL ödeyip ibraname aldığına dair yemin ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
7. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 15.01.2014 tarihli ve 2013/15795 E., 2014/1233 K. sayılı kararı ile; “…Davalı, kendisinin 3.760TL'lik ibraname verdiğini 37.600TL'lik bir ibraname imzalamadığını savunmuş ve bu savunma karşısında davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü halinde ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenerek 3760 rakamının 37.600TL haline getirildiğini belirtmiştir. Bu konuda icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmış ise de belirtilen raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının da tespit edilemediği yönünde görüş bildirilmiştir. Bu durumda mahkemece, davalının savunmalarının değerlendirilmesi yönünden uyuşmazlık konusu ibraname altındaki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı ve ayrıca 37.600 rakamındaki son sıfırın sonradan eklenip eklenmediği yani ibranamenin miktarına ilişkin bu kısımda tahrifat yapılıp yapılmadığının konusunda uzman kişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kuruluna incelettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2014/1038 E., 2015/151 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında aynı belge üzerinde üç defa Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından inceleme yapıldığı, dosya içerisine alınan bu raporlarda bozma kararında belirtilen hususların hepsinin incelendiği, ibraname üzerinde "3760" sayısına "0" eklenerek "37600"TL yapıldığına dair herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belge üzerindeki "A.halim Gelin" yazısı ve imzasının "davalının el ürünü" olduğunun tespit edildiği, ibraname üzerinde bulunan yazılarda da herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belgenin asıl olarak "37600"TL olarak tanzim edildiği bu nedenle belgenin davalının kendi el yazısı ile adını ve soyadını yazarak bizzat imzaladığının kabulünün zorunlu olduğu, eksik araştırma yapıldığına dair bozma gerekçesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı ve altındaki imzanın davacının elinin ürünü olup olmadığı noktalarında İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporların yeterli olup olmadığı buna göre aynı hususta konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kuruluna yeniden inceleme yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
13. "Yargılama doğası gereği zamana yayılan bir süreci ifade eder. Zira hem tarafların iddia ve savunmaları ile delillerini ileri sürebilmeleri hem de hâkimin bunları değerlendirip karar vermesi zaman gerektirir. Esasen, iyi bir yargılama yapılabilmesi için taraflara uygun sürelerin tanınması da bir zorunluluktur. Ne var ki, kanunlarda öngörülen sürelerin ölçüsüz bir şekilde aşılması, hukukî himaye arayışında olan tarafların beklentilerini olumsuz etkilemekte, geciken adalet tatmin edici olmaktan uzaklaşmakta ve "geciken adalet, adalet değildir" özdeyişi haklılık kazanmaktadır.
Bu bakımdan, yargılamanın makul (uygun) sürede gerçekleştirilmesi önem kazanmaktadır. Nitekim Anayasa m. 141, IV'de "davaların en az giderle ve mümkün olan sürede sonuçlandırılması, yargının görevidir" demektedir. Öte yandan 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 30’da "usul ekonomisi" başlığı altında yargılamanın "makul süre" içinde yürütülmesi hâkime yüklenmiş bir ödevdir (Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018, s.147 ).
Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 32 )" (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı kararı)
14. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).
15. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
16. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
17. Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
18. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323).
19. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nın 170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu hükümle icra mahkemesince incelemenin aynı Kanun’un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılacağı açıklanmıştır.
İİK'nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
20. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
21. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun;
“Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi;
“(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.
(2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır.
(3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.
(4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”;
“Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi;
“(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir”
“Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise;
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir.
22. Buna göre, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
23. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
24. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795).
25. Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
26. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı alacaklının davacı borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla Hatay 1. İcra Müdürlüğünün 2009/2115 E. sayılı dosyasında başlattığı takibin 30.120TL asıl alacak, 6.114,91TL işlemiş faiz ile ihtiyati haciz harcı, vekalet ücreti ve masrafı ile birlikte toplamda 36.439,21 TL alacağa ilişkin olduğu, 19.720TL, 5.200TL ve 5.200TL bedelli olmak üzere üç adet bononun takibin dayanağını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Davacı icra takibine konu edilen borcu ödediğini karşılığında ise ibraname aldığını savunmuş iken davalı kendisinin 3.700TL bedelli bir belge imzaladığını, 37.600TL miktarında bir ibraname imzalamadığını dolayısıyla davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü durumunda ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklendiğini ileri sürerek sahtecilik iddiasında bulunmuştur.
27. Hatay İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında davacı borçlu ..., davalı alacaklı ... tarafından başlatılan takibin itfa nedeniyle iptalini istemiştir. Mahkemece davalı tarafın tahrifat ve imza inkarı üzerine, dava konusu edilen ve dosyaya sunulan "Hatay 1. İcra Bulunan 2009/2115 Esas sayılı dosyasından dolayı 37.600TL teslim aldım, avukat ücreti dahil hiçbir alacağım kalmamıştır" yazılı ve A.halim Gelin imzası bulunan ibranamedeki 37.600,00TL meblağ bölümündeki son sıfır (0) rakamının sonradan eklenip eklenmediği, ibranamedeki yazıların ve imzanın Abdülhalim Gelin'in eli ürünü olup olmadığı, yazı ve rakamların aynı zaman diliminde yazılıp yazılmadığı, tahrifat yapılıp yapılmadığı hususlarının incelenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesi üzerine, Kurumun Fizik İhtisas Dairesince 04.07.2011, 06.06.2012, 11.12.2012 tarihli raporlar tanzim edilmiştir. 04.07.2011 tarihli raporda inceleme konusu belgedeki A. Halim Gelin adına atfen atılı bulunan imzanın ...’in elinin ürünü olduğu, 06.06.2012 tarihli raporda, inceleme konusu belgede iddialar doğrultusunda tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, “A. halim Gelin” isim yazısının ...’in eli ürünü olduğu, 11.12.2012 tarihli raporda ise belgedeki “A.halim Gelin” yazısı dışında kalan tüm yazı ve rakamların ...’in elinin ürünü olmadığı, mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve hâlen kullanılagelen bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından, söz konusu belgedeki yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği bildirilmiştir.
28. Belirtilmelidir ki Özel Daire bozma kararının aksine, icra hukuk mahkemesi tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kapsamındaki düzenlemeler uyarınca aldırılan bilirkişi raporlarında, dava konusu belge üzerinde imza incelemesi yapıldığı gibi, ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı hususu da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenip eklenmediği hususuna ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi, belgede tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda ise mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından tespite gidilemediği bildirilmiştir. Nitekim mürekkeplerde yazı yaşı tespitinin mümkün olmadığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 2017/13-665 E., 2018/1465 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporlarla uyuşmazlık konusunun irdelenerek sahtecilik iddiasının çözüme kavuşturulmuş olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan üç rapor bulunmakta ise de raporların uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermediği, ayrıca verdiği kararlar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı raporun genel mahkemede yeniden rapor alınmaksızın hükme esas alınmasının olanaklı olmadığı belirtilerek açıklanan gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 14.12.2009 olduğu hâlde 29.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
31. Hâl böyle olunca, Yerel Mahkemenin yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını kabul eden direnme kararı yerindedir.
32. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı (409,86TL) harcın temyiz edenden alınmasına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesine uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Mahkemece yapılacak sahtelik incelemesi HMK 211/1. maddede düzenlenmiş olup maddede yer alan (a) ve (b) bentlerinde düzenlenmiş iki aşamalı bir incelemeyi gerektirmektedir. (a) bendine göre yapılan incelemeden bir sonuç alınamamış ise (b) bendine göre incelemeye geçilecek ve bilirkişi raporu alınacaktır.
İcra hukuk mahkemesinde, sahtelik iddiası niteliğini taşıyan imza itirazının incelenmesi kısmen farklı kurala bağlanmıştır. Bunun nedeni İcra İflas Kanununda bu konuda inceleme usulüne ilişkin özel kural getirilmiş olmasıdır. İcra ve İflas Kanunu 170. maddede imza itirazı düzenlenmiş ve 3. fıkrasında incelemenin 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu maddede, "İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
Bu maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Bu durumda genel mahkeme HMK 211. maddedeki iki aşamayı da gözeterek inceleme yapıp sonuca varacak iken icra hukuk mahkemesi sadece (b) bendindeki düzenleme gereği bilirkişi raporu alarak bir sonuca varacaktır. Ayrıca genel mahkeme bilirkişi raporu almadan da huzurda yazı ve imzaları alıp belge ve diğer delilleri değerlendirerek karar verebileceğinden bu konuda daha detaylı bir yetkiye sahip olduğu da açıkça görülmektedir.
Bu farklılık dahi tek başına icra mahkemesinin yapacağı incelemede genel mahkemeye göre dar yetkili olduğunu göstermektedir.
İcra hukuk mahkemesinin takip hukuku anlamında verdiği kararlar kesin hüküm oluşturmaz. İcra hukuk mahkemesinin imza itirazı hakkında verdiği kararlarla takibe devam edilebilir ise de bu kararları hükümden düşürecek şekilde genel mahkemeye başvurulması mümkündür. Takibin kesinleşmesi üzerine açılabilecek menfi tespit ve istirdat davaları da bir yönüyle icra hukuk mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturmadığını gösterir. İİK'da takibe devam edilmesine rağmen genel mahkemeye gidilebilecek yollar açık tutulmuş ve gösterilmiş ise icra hukuk mahkemesinin bu kararı kesin hüküm oluşturmayacaktır.
İcra mahkemesi kararı kesin hüküm oluşturmaz iken bu mahkemenin aldığı rapor genel mahkemede bağlayıcı bir delil olabilecek midir? İcra mahkemesi de rapor alırken HMK hükümlerini uygulayacak ise de bu durum genel mahkemenin bu raporu doğrudan hükmüne esas alabilmesini mümkün kılmaz. HMK 282/1. maddede hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle serbestçe değerlendireceği belirtilmiş ise de bu değerlendirme raporun alındığı dosyadaki davaya bakan hakim tarafından yapılacaktır. Bu nedenle bir dosyada alınan rapor hiçbir şekilde o dosyada verilen karardan bağımsız değildir. Bu ise başka dosyadaki raporun varlığının değil bu rapora dayanılarak verilen kararın ne olduğunun önemli olduğunu ve raporun değil, delil olma koşulları var ise o dosyadaki hükmün dikkate alınması gerektiğini gösterir
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacnın iki ayrı talebi bulunmakta olup bunlar terditli taleplerdir. Birinci talep imzanın kendisine ait olmadığına ilişkindir. İmza kendisinin çıkar ise rakam eklemek suretiyle tahrifat yapıldığı iddia edilmiş olup kademeli olarak bu sahtecilik iddiası incelenecektir.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmamış icra hukuk mahkemesinde alınan raporlar hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınmış üç rapor bulunmakta ise de her bir rapor farklı bölümleri incelendiğinden alınan raporlar uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermektedir.
Özel daire bozma kararında hükme esas alınan raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının tespit edilemediği yönünde görüş bildirildiği belirtilerek hem imza incelemesi hem de rakam ekleyerek ekleme yapılıp yapılmadığı yönünden bilirkişi kurulu raporu alınması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece icra hukuk mahkemesinde alınan rapor ve mahkemece verilen karardan da söz edilerek imzanın davacıya ait olduğu sonucuna varılmış ise de icra hukuk mahkemesi yapacağı incelemede dar yetkili olduğu gibi verdiği karar da kesin hüküm oluşturmaz. Verdiği karar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunun da genel mahkemede doğrudan delil oluşturması ve yeni rapor alınmasına gerek olmaksızın hükme esas alınması mümkün değildir. Bu gerekçeyle mahkemece yeni rapor alınması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmektedir.
Mahkemece yemin delilinden de söz edilerek karar verilmiş ise de davacının yemin teklif etmiş ve davalının da yemin etmiş olması davanın reddini gerektirmemektedir. Çünkü davacı toplanmayan delillerinin toplanması isteğinden ve rapora itirazlarından vazgeçerek yemin teklif etmiş değildir. Mahkemece diğer delillerin toplanması talebinin reddedilmesi üzerine yemin teklif etmek durumunda kaldığından HMK 227. madde kapsamında diğer delillerden vazgeçerek yemin deliline dayanma söz konusu olmadığı için rapor alınmasına gerek olmaksızın yemin delilinin esas alınması gerektiği düşünülemez.
Kaldı ki HMK 226/1-c madde gereğince yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz. Somut olayda ...’e atfen imzalı belgenin üç senet toplamı olan 3.760TL’ye ilişkin olmayıp benim vermiş bulunduğum 37.600TL’ye ilişkin olduğu şeklinde yemin teklif edilmesi sonuçta ibranamedeki miktarda tahrifat yapılıp yapılmadığıyla da ilgili olduğundan kişiyi kovuşturma veya soruşturmaya uğratacak konuda teklif ve eda edilmiş olan yeminin de sonuç doğurması ve hükme esas alınması mümkün değildir.
Her iki nedenle de usule aykırı ve sonuç doğurmayacak biçimde yemin teklif ve eda edilmiş olması yeniden rapor alınması gereğini ortadan kaldıran bir durum değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle değişik gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/931 E., 2020/700 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208., 211. ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/931 E. , 2020/700 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit ve istirdat” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Boyabat Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının icra takibine koyduğu 05.02.2008 düzenleme, 15.04.2010 vade tarihli 55.000TL bedelli bonodaki borçlu imzasının müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek icra takibinden dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespitine ve davalıya yapılan ödemelerin istirdatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya ve icra takibine konu senetteki borçlu imzasının davacıya ait olduğunu savunarak davanın reddine, davacının alacağın %40’ı oranında kötü niyet tazminatı alınmasına karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Boyabat Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2012/513 E., 2013/1617 K.sayılı kararı ile; davacı tarafın davalı taraftan nakden 55.000TL almasını meşru kılacak herhangi bir neden olmadığı, davalıya böyle bir borcu bulunmadığı ve bu senedin kendisi tarafından imzalanmadığını iddia ederek imzaya ve borca itiraz ile borçlu bulunmadığının tespitini talep ettiği, davanın bonodan dolayı borçlu bulunmadığının tespiti talebine ilişkin olduğu, böyle olunca senede karşı senetle ispat kuralının uygulanması gerektiğinden kanaati ile davacı tarafın tanık dinletme talebinin reddedildiği, mahkemece davaya konu senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgelerin temin edilmesine yönelik ilgili kurumlara müzekkere yazıldığı, bundan sonra ise Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde görev yapan üç kişilik grafoloji uzmanından oluşacak bilirkişi heyetinden rapor alınması amacıyla 14.12.2012 tarihli müzekkere ile Kadıköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine talimat yazıldığı ve müzekkere ekinde belirtilen belgelere ile birlikte dosya kül hâlinde talimat mahkemesine gönderildiği, bilirkişilerce tanzim edilen raporda, senet üzerindeki imzanın, baskı izleri, tersimi, tekrarları, motor hareketleri açısından "..." orjinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği, senedin iki farklı el ürünü olduğu, imza ve ödeyecek kısmının senet boşken oluşturulduğu, miktar ve senedin üst kısmının ise imza atıldıktan sonra, farklı bir el ve mürekkepli kalem ile farklı bir zaman diliminde eklemlendiğinin bildirildiği; davacının sahtecilikten yaptığı suç duyurusu üzerine Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada da Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden rapor alındığı ve bu raporda; tetkik konusu senedin ön yüzü ''Ödeyecek'' hanesindeki ''Sabiha Soyaslan Natoyolu ege mah. 218 Sok no:104'' ibareli el yazılarının ve bir adet borçlu imzasının Sabiha (Soyaslan) Altındal eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı, tetkik konusu senedin ön yüzündeki diğer el yazıları ile ... ve Sabiha (Soyaslan) Altındal isimli şahısların mevcut mukayeseleri arasında, aynı şahıs eli ürünü olduklarını gösterir nitelikte uygun kalgrafik ve grafolojik bulguların tespit olunamadığının bildirildiği, ayrıca Boyabat İcra Hukuk Mahkemesinin 2010/72 E. sayılı dosyasında yapılan yargılamada Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından ibraz edilen 30.12.2011 tarihli raporda da inceleme konusu senetteki borçlu imzası ile Sabiha Soyaslan'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, sehir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzanın Sabiha Soyaslan'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin, renkli fotokopi ile oluşturulmadığı, matbu senet olduğu ve söz konusu senette yer alan '' Boyabat '' yazısının senede sonradan yazıldığını gösterir nitelik ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı, inceleme konusu senet üzerinde iddialar doğrultusunda tahrifat yapıldığını gösterir nitelik ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı sonucuna varıldığının bildirildiği; böylelikle hem mahkemece denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu değerlendirilen 18.03.2013 tarihli rapordan hem de Boyabat İcra Hukuk Mahkemesi ve Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aldırılan bilirkişi raporlarından anlaşılacağı üzere davaya konu senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğu, davaya konu senet üzerinde yer alan imzanın davacının eli ürünü olduğunun anlaşılması karşısında senedi elinde bulundurup takibe girişen ve imzanın davacı borçluya ait olduğunu iddia eden davalı alacaklıya senette yer alan imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti yüklenemeyeceği, bu hâlin ancak senet üzerindeki imzanın borçluya ait olup olmadığının tespit edilemediği durumda mevzu bahis olacağı, davacının yaptığı suç duyurusu sonucunda ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, anılan karara müşteki ... vekili tarafından itiraz edilmiş ise de, Sinop Ağır Ceza Mahkemesince itirazın reddedildiği, bu durumda ortada sahtecilik suçuna ilişkin bir ceza davasının bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2010 tarihli ve 2010/12-74 E., 2010/243 K. sayılı kararında borçlu tarafından senette sahtecilik iddiasına dayalı olarak menfi tespit davası açılmış ise ceza davasının bulunup bulunmadığının araştırılması ve ceza davası açılmamış ise hâkimin bilirkişinin görüşüne başvurması gerektiğinin vurgulandığı, bu nedenle savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın eldeki davaya herhangi bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Boyabat Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 26.02.2014 tarihli ve 2014/1037 E., 2014/3833 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı, takip ve dava konusu bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek imza inkârında bulunmuştur. Bu durumda ispat külfeti davalı tarafa geçmiş olup imzanın davacıya ait olduğunun kanıtlanması gerekir. Mahkemece, alınan 21.03.2013 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise senet üzerindeki imzanın, baskı izleri, tersimi, tekrarları, motor hareketleri açısından davacı ... orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği” şeklinde düzenlenmiş olup ...'a ait olduğu yönünde açık bir görüş bildirilmemiştir. Bu yönü itibarıyla rapor eksik düzenlenmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacının rapora itirazları dikkate alınarak yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup imzanın davacıya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyen bir rapor alınıp uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Boyabat Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.04.2015 tarihli ve 2014/1044 E., 2015/317 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeler yanında “…Her ne kadar Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2014/1037 Esas 2014/3833 Karar sayılı bozma ilamı ile mahkememizce Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisinden alınan 21/03/2013 tarihli raporda senet üzerindeki imzanın davacıya ait olduğu yönünde açık bir görüş bildirilmediğinden bahisle yeniden rapor aldırılması yönünde karar verildiği anlaşılmış ise de; dava konusunun; alacaklısı ... borçlusu Sabiha Soyaslan(Altındal) bedeli 55,000TL’lik senetle ilgili olarak davacının senetteki imzanın kendisine ait olmadığından bahisle menfi tespit istemine ilişkin olduğu aynı senede ilişkin Boyabat İcra Hukuk Mahkemesinin 2010/72 esas sayılı dosyası ile imzaya ve borca itiraz edildiği yapılan yargılamada Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinden rapor alındığı ve 30/12/2011 tarihli rapor uyarınca "inceleme konusu senetteki borçlu imzası ile Sabiha Soyaslan'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, sehir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığında söz konusu imzanın Sabiha Soyaslan'ın eli ürünü olduğu"nun açıkça belirlendiği ve bu nedenle davanın reddine karar verildiği kararın Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 03/12/2012 tarihli ve 2012/19243 E., 2012/35828 K. sayılı ilamı ile onandığı ve karar düzeltme yolunun kullanıldığı 16/05/2013 tarihinde de karar düzeltme talebinin reddedildiği kararın bu haliyle kesinleştiği yine Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/341 soruşturma sayılı dosyasında davacı tarafından davalı hakkında aynı senede ilişkin resmi belgede sahtecilik suçundan suç duyurusunda bulunulduğu müşteki ve şüpheliye ait imza ve yazı örneklerinin incelenmesi için dosyanın Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne gönderildiği ve ilgili kurum tarafından tanzim edilen 20/06/2013 tarihli ve BLG-2013/1229 Uzmanlık Numaralı raporda sonuç olarak tetkik konusu senedin ön yüzü ''Ödeyecek'' hanesindeki ''Sabiha Soyaslan Natoyolu ege mah. 218 Sok no:104'' ibareli el yazılarının ve bir adet borçlu imzasının Sabiha (Soyaslan) Altındal eli ürünü olduğu kanaatine varıldığının rapor edildiği yine dosyamız arasında bulunan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisinden alınan 21/03/2013 tarihli raporda da senet üzerindeki imzanın davacının orjinal imzaları ile benzerlik gösterdiği yönünde görüş bildirildiği her ne kadar bu raporda imzanın açıkça davacının el ürünü olduğunun rapor edilmediği görülmüş ise de; Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 30/12/2011 tarihli raporu uyarınca senet üzerindeki imzanın davacının el ürünü olduğunun açıkça belirlendiği, Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporu, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi raporları da bir arada değerlendirildiğinde senet üzerindeki imzanın davacının el ürünü olduğu kanaatine varılarak,…” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Mahkemece Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğretim görevlilerinden alınan 21.03.2013 havale tarihli bilirkişi kurulu raporu senet üzerindeki imzanın, baskı izleri, tersimi, tekrarları, motor hareketleri açısından davacı ... orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği” şeklinde düzenlenmiş olup, ...'a ait olduğu yönünde açık bir görüş bildirilmediği uyuşmazlık dışı olan somut olayda, icra mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 30.12.2011 tarihli raporu uyarınca senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun belirlendiği, ceza soruşturması sırasında alınan Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı eldeki davada; davacının rapora itirazları dikkate alınarak yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup imzanın davacıya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyen rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
13. "Yargılama doğası gereği zamana yayılan bir süreci ifade eder. Zira hem tarafların iddia ve savunmaları ile delillerini ileri sürebilmeleri hem de hâkimin bunları değerlendirip karar vermesi zaman gerektirir. Esasen, iyi bir yargılama yapılabilmesi için taraflara uygun sürelerin tanınması da bir zorunluluktur. Ne var ki, kanunlarda öngörülen sürelerin ölçüsüz bir şekilde aşılması, hukukî himaye arayışında olan tarafların beklentilerini olumsuz etkilemekte, geciken adalet tatmin edici olmaktan uzaklaşmakta ve "geciken adalet, adalet değildir" özdeyişi haklılık kazanmaktadır.
Bu bakımdan, yargılamanın makul (uygun) sürede gerçekleştirilmesi önem kazanmaktadır. Nitekim Anayasa m. 141, IV'de "davaların en az giderle ve mümkün olan sürede sonuçlandırılması, yargının görevidir" demektedir. Öte yandan 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 30’da "usul ekonomisi" başlığı altında yargılamanın "makul süre" içinde yürütülmesi hâkime yüklenmiş bir ödevdir (Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018, s.147 ).
Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlâl edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 32 )." (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı kararı)
14. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).
15. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
16. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir ( Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233 ).
17. Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
18. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323 ).
19. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nın170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu hükümle icra mahkemesince incelemenin aynı Kanun’un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılacağı açıklanmıştır.
İİK'nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
20. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208., 211. ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
21. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun;
“Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi;
“(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.
(2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır.
(3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.
(4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”
“Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi;
“(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir”
“Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise;
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”.
Şeklinde düzenlemeler içermektedir.
22. Buna göre, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
23. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
24. 6100 sayılı HMK'nın 211.maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795).
25. Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
26. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
27. Eldeki menfi tespit ve istirdat davasına esas Boyabat İcra Müdürlüğünün 2010/750 E. sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklının davalı, borçlunun davacı bulunduğu, icra takibinin 55.000TL asıl alacak, 3.206,58TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 58.206,58TL alacağa ilişkin ve dayanağının davaya konu bono olduğu, ödeme emrinin borçluya 17.03.2011 tarihinde tebliğ edildiği, icra takibinin geçici veya tamamen durdurulmasının veya iptalinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
28. Boyabat İcra Hukuk Mahkemesinin 2010/72 E. sayılı dosyasında, davacısının ..., davalısının ...; dava konusunun yetkiye, imzaya ve borca itiraz olduğu, mahkemece dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik ve Grafoloji bölümüne senet aslı ile birlikte tevdii suretiyle senet üzerinde herhangi bir tahribat bulunup bulunmadığı, senetteki imzanın davacıya(borçluya) ait olup olmadığı, senedin renkli fotokopiden çoğaltmak suretiyle oluşturulup oluşturulmadığı, senette göze çarpan bir sahte tanzim unsurunun yer alıp almadığı hususunda inceleme yapılarak rapor tanzim edilmesinin istenildiği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 30.12.2011 tarihli raporunda inceleme konusu senetteki borçlu imzası ile Sabiha Soyaslan'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, sehir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzanın Sabiha Soyaslan'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin, renkli fotokopi ile oluşturulmadığı, matbu senet olduğu ve söz konusu senette yer alan ''Boyabat'' yazısının senede sonradan yazıldığını gösterir nitelik ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı, inceleme konusu senet üzerinde iddialar doğrultusunda tahrifat yapıldığını gösterir nitelik ve yeterlilikte bulgu saptanmadığı sonucuna varıldığı bildirilmiştir. Belirtilen mahkemece davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesince onanmış, davacı tarafın karar düzeltme isteminin reddi üzerine de kesinleşmiştir.
29. Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/341 Soruşturma sayılı dosyasında ise, müşteki ... tarafından şüpheli ... hakkında icra takibine konu bono nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan suç duyurusunda bulunulması üzerine Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığınca müşteki ile şüpheliye ait imza ve yazı örnekleri üzerinde Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğüne inceleme yaptırılmış, ilgili kurum tarafından tanzim edilen 20.06.2013 tarihli ve BLG-2013/1229 Uzmanlık Numaralı raporda; tetkik konusu senedin ön yüzü ''Ödeyecek'' hanesindeki ''Sabiha Soyaslan Natoyolu ege mah. 218 Sok no:104'' ibareli el yazılarının ve bir adet borçlu imzasının Sabiha (Soyaslan) Altındal eli ürünü olduğu kanaatine varıldığı, tetkik konusu senedin ön yüzündeki diğer el yazıları ile ... ve Sabiha (Soyaslan) Altındal isimli şahısların mevcut mukayeseleri arasında, aynı şahıs eli ürünü olduklarını gösterir nitelikte uygun kalgrafik ve grafolojik bulguların tespit olunamadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine Boyabat Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olup; anılan karara müşteki ... vekili itiraz etmiş ise de itirazının Sinop Ağır Ceza Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2013/326 D.İş sayılı kararı ile reddine karar verilmiştir.
30. Yerel Mahkemece düzenlettirilen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü öğretim görevlilerince hazırlanan 21.03.2013 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ise, dava konusu bono üzerindeki imzanın, baskı izleri, tersimi, tekrarları, motor hareketleri açısından "..." orjinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği, senedin iki farklı el ürünü olduğu, imza ve ödeyecek kısmının senet boşken oluşturulduğu, miktar ve senedin üst kısmının ise imza atıldıktan sonra, farklı bir el ve mürekkepli kalem ile farklı bir zaman diliminde eklemlendiğinin bildirildiği görülmüştür.
31. Özel Dairece mahkemece alınan 21.03.2013 havale tarihli bilirkişi kurulu raporunda senet üzerindeki imzanın, baskı izleri, tersimi, tekrarları, motor hareketleri açısından davacı ... orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği şeklinde düzenlenmiş olduğu ve ...'a ait olduğu yönünde açık bir görüş bildirilmediğinden yeni bir bilirkişi kurulundan imzanın davacıya ait olup olmadığını kesin olarak belirleyen bir rapor alınıp uygun sonuç dairesinde karar verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme kararı bozulmuş ise de, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında hem Boyabat İcra Hukuk Mahkemesince Adli Tıp Kurumu Başkanlığına yaptırılan imza incelemesinin 6100 sayılı HMK’nın 211. maddesine göre yapılarak bonodaki imzanın davacı borçlu eli ürünü olduğunun tespit edildiği gibi aynı yönde davalı alacaklı hakkındaki “Resmi belgede sahtecilik” iddiası ile yapılan soruşturma sırasında Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen raporda da dava konusu bono altındaki imzanın davacı borçlunun eli ürünü olduğu belirlenmiştir. Eldeki davada alınan bilirkişi heyeti raporu da bu raporlarla çelişmeyip aksine bonodaki imzanın davacı borçlunun orijinal imzaları ile benzerlikler taşıdığını açık bir şekilde göstermektedir.
32. Bu durumda mahkemeden yeniden bilirkişi raporu alınmasını gerektiğini istemek, 6100 sayılı HMK’nın 30. maddesinde belirtilen usul ekonomisi ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi, kanun hükümlerine uygun olarak alınan ve birbirini tamamlayan raporlarla bono altındaki imzanın davacının eli ürünü olduğu ortaya çıkmıştır.
33. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan görüşmeler sırasında, mahkemece bilirkişi incelemesine karar verilip rapor alınmış ve bu raporda senetteki imzanın davacının orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği belirtilmiş ise de imzanın davacıya ait olduğunu belirten kesin bir sonucun bulunmadığı, ayrıca raporun açıklama bölümünde imzayı bitirişten sonra yapılan noktalama işaretinin şahsın birçok imzasında görülmediği, motor hareketler açısından bu farklılığın önem arz ettiğinin de açıklandığı, bu hâliyle bilirkişi raporunun imzanın davacıya ait olduğunu belirleyen kesin bir teknik bilgiyi içermediği ve hükme esas alınabilecek yeterlilikte olmadığı, böyle olunca yeni bir rapor alınarak karar verilmesi gerektiği; ayrıca yerel mahkemece bilirkişi raporu alınmasına karar verdiği sırada icra mahkemesi ve savcılıkta alınan bilirkişi raporlarının dosyada mevcut olduğu, bu raporları yeterli görmesi hâlinde yeniden rapor almaması gerektiği, ancak buna rağmen rapor alınmasına karar verdiğine göre bu raporların hükme esas alınamayacağını da kabul etmiş anlamına geleceği, bu kabulden sonra geri dönülüp bu raporların hükme esas alınmasının usule aykırı olduğu belirtilerek direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
34. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 14.05.2012 olduğu hâlde 29.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
35. Hâl böyle olunca, Yerel Mahkemenin yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını kabul eden direnme kararı yerindedir.
36. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesine uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.09.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Mahkemece yapılacak sahtelik incelemesi HMK 211/1. maddede düzenlenmiş olup maddede yer alan (a) ve (b) bentlerinde düzenlenmiş iki aşamalı bir incelemeyi gerektirmektedir. (a) bendine göre yapılan incelemeden bir sonuç alınamamış ise (b) bendine göre incelemeye geçilecek ve bilirkişi raporu alınacaktır.
İcra hukuk mahkemesinde, sahtelik iddiası niteliğini taşıyan imza itirazının incelenmesi kısmen farklı kurala bağlanmıştır. Bunun nedeni İcra İflas Kanununda bu konuda inceleme usulüne ilişkin özel kural getirilmiş olmasıdır. İcra ve İflas Kanunu 170. maddede imza itirazı düzenlenmiş ve 3. fıkrasında incelemenin 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu maddede, "İmza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
Bu maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Bu durumda genel mahkeme HMK 211. maddedeki iki aşamayı da gözeterek inceleme yapıp sonuca varacak iken icra hukuk mahkemesi sadece (b) bendindeki düzenleme gereği bilirkişi raporu alarak bir sonuca varacaktır. Ayrıca genel mahkeme bilirkişi raporu almadan da huzurda yazı ve imzaları alıp belge ve diğer delilleri değerlendirerek karar verebileceğinden bu konuda daha detaylı bir yetkiye sahip olduğu da açıkça görülmektedir.
Bu farklılık dahi tek başına icra mahkemesinin yapacağı incelemede genel mahkemeye göre dar yetkili olduğunu göstermektedir.
İcra hukuk mahkemesinin takip hukuku anlamında verdiği kararlar kesin hüküm oluşturmaz. İcra hukuk mahkemesinin imza itirazı hakkında verdiği kararlarla takibe devam edilebilir ise de bu kararları hükümden düşürecek şekilde genel mahkemeye başvurulması mümkündür. Takibin kesinleşmesi üzerine açılabilecek menfi tespit ve istirdat davaları da bir yönüyle icra hukuk mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturmadığını gösterir. İİK'da takibe devam edilmesine rağmen genel mahkemeye gidilebilecek yollar açık tutulmuş ve gösterilmiş ise icra hukuk mahkemesinin bu kararı kesin hüküm oluşturmayacaktır.
İcra mahkemesi kararı kesin hüküm oluşturmaz iken bu mahkemenin aldığı rapor genel mahkemede bağlayıcı bir delil olabilecek midir? İcra mahkemesi de rapor alırken HMK hükümlerini uygulayacak ise de bu durum genel mahkemenin bu raporu doğrudan hükmüne esas alabilmesini mümkün kılmaz. HMK 282/1. maddede hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle serbestçe değerlendireceği belirtilmiş ise de bu değerlendirme raporun alındığı dosyadaki davaya bakan hâkim tarafından yapılacaktır. Bu nedenle bir dosyada alınan rapor hiçbir şekilde o dosyada verilen karardan bağımsız değildir. Bu ise başka dosyadaki raporun varlığının değil bu rapora dayanılarak verilen kararın ne olduğunun önemli olduğunu ve raporun değil, delil olma koşulları var ise o dosyadaki hükmün dikkate alınması gerektiğini gösterir.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece bilirkişi incelemesine karar verilip rapor alınmış ve bu raporda senetteki imzanın davacının orijinal imzaları ile benzerlikler gösterdiği belirtilmiş ancak imzanın davacıya ait olduğunu belirten kesin bir sonuç belirtilmemiştir. Ayrıca raporun açıklama bölümünde imzayı bitirişten sonra yapılan noktalama işaretinin şahsın bir çok imzasında görülmediği, motor hareketler açısından bu farklılığın önem arzettiği de açıklanmıştır. Bu hâliyle rapor, imzanın davacıya ait olduğunu belirleyen kesin bir teknik bilgiyi içermediğinden hükme esas alınabilecek yeterlilikte değildir. Bu nedenle yeni bir rapor alınarak karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece icra hukuk mahkemesinde alınan rapor ve mahkemece verilen kararın onanmış olmasından da söz edilerek imzanın davacıya ait olduğu sonucuna varılmış ise de icra hukuk mahkemesi yapacağı incelemede dar yetkili olduğu gibi verdiği karar da kesin hüküm oluşturmaz. Verdiği karar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunun da genel mahkemede doğrudan delil oluşturması ve yeni rapor alınmasına gerek olmaksızın hükme esas alınması mümkün değildir.
Mahkemece Boyabat Cumhuriyet Savcılığının 2013/341 soruşturma sayılı dosyasında alınan rapor da hükme esas alınmıştır. Oysa ki bu raporun alındığı dosyada kovuşturmaya yer olmadığına karar verilirken salt bu rapora göre karar verilmiş olmayıp icra hukuk mahkemesinde alınan rapor verilen karar da gerekçe yapılmıştır. Bu ise raporun tek başına esas alınmadığını göstermektedir. Ayrıca HMK 214/2. maddede ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkında ceza verilmesine yer olmadığı ya da beraat kararı verilmiş olması, hukuk mahkemesinin belgenin sahteliğini incelemesini engellemeyeceği düzenlenmiştir. Bu hüküm TBK 74. maddeyle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle ceza mahkemesinin sabit kabul ettiği olgularla hukuk mahkemesi bağlı olacaktır. Somut olayda ceza davası olmayıp kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiş olduğundan raporun kovuşturmaya yer olmadığı kararına esas alınması hukuk mahkemesinin de bu raporla bağlı olmasını gerektirmez.
Kaldı ki mahkeme bilirkişi raporu alınmasına karar verdiğinde bu raporlar mevcut olup bu raporları yeterli görecek ise rapor almaması gerekirdi. Ancak mahkeme buna rağmen rapor alınmasına karar verdiğine göre bu raporların hükme esas alınamayacağını da kabul etmiş demektir. Bu şekilde bir kabulden sonra geri dönülüp bu raporların hükme esas alınması usule aykırıdır.
Tüm bu nedenlerle mahkemece yeniden bilirkişi raporu alınması gereğine değinen bozma kararı yerinde olup hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/2692 E., 2019/1003 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/2692 E. , 2019/1003 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “imzaya itiraz” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Ankara 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince imzaya itirazın kabulüne, alacaklı aleyhine asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına ve asıl alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine dair verilen 15.12.2015 tarihli ve 2014/1105 E., 2015/1047 K. sayılı karar, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 21.06.2016 tarihli ve 2016/5997 E., 2016/17385 K. sayılı kararı ile onanmış, alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminde bulunması üzerine bu kez Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.09.2016 tarihli ve 2016/24811 E., 2016/20003 K. sayılı kararı ile;
“… Alacaklı tarafından, bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibine başlanmış, örnek 10 numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu şirket ve avalist ... yasal sürede icra mahkemesine başvurarak takibe dayanak senetteki imzaların şirket yetkililerine ve avaliste ait olmadığını ileri sürerek imzaya itiraz etmişlerdir.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda verilen 29.04.2014 tarihli, 2013/836 E.-2014/384 K. sayılı avalist ... yönünden verilen imzaya itirazın kabulü yönündeki karara ilişkin olarak, alacaklı tarafından yapılan temyiz talebinin Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “1” nolu bendinde reddedildiği, alacaklı tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmadığından, mahkemenin imzaya itirazın kabulüne ilişkin kararının bu aşamada kesinleştiği anlaşılmakla; alacaklının ... yönünden yapmış olduğu sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;
Dairemizin 09.09.2014 tarihli, 2014/17084-20771 sayılı kararının “2” nolu bendinde yer alan bozma kararına uyulması üzerine alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, borçlu şirket yönünden mahkemece itirazın kabul edilerek borçlu yönünden takibin durdurulduğu, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedildiği, söz konusu kararın Dairemizce onandığı görülmektedir.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz İİK'nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasında, icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılması gerektiğine işaret edilmiştir.
İİK'nun 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise; “İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2., 3. ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır” hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinde yer alan “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” düzenlemesi nedeniyle uygulanması gereken aynı Kanun'un 211. maddesinde ise imza incelemesinin yöntemi gösterilmiş olup, buna göre hakim bilirkişi incelemesine karar verir ise önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzaları, ilgili yerlerden getirtir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda, tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir.
Vurgulamakta yarar vardır ki, anılan belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/04/2006 gün ve 2006/12-259 E. 2006/231 sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle "imzanın borçluya ait olduğunu" kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu gözardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 06/02/2008 gün ve 2008/12-77 E. 2008/90 sayılı kararı).
Özetlemek gerekir ise, imza incelemesinde öncelikle senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin borçlunun uygulamaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. Senedin keşide tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise, borçlunun duruşmada alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan borçluya ait imzaların celbedilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.
Ayrıca yerleşik Yargıtay uygulamasına ve Dairemizin istikrar bulan kararlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan borçlunun uygulamaya elverişli imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.05.2001 gün 2001/12-436 E., 2001/467 K. ve 06.06.2001 tarih ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır.
Dosya kapsamında bulunan imza sirkülerine ve ticaret sicili müdürlüğünden gönderilen yazı cevaplarına göre bonoların keşide tarihinde, ... ve Ahmet Şentürk'ün borçlu şirketi münferiden temsile yetkili olduğu görülmektedir.
Mahkemece hükme esas alınan EGM Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığından sertifikalı grafoloji ve sahtecilik uzmanları olan Birol Aydın, Tuncay Tuncerli ve Okan Büzkaya tarafından hazırlanan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; mukayeseye esas belgelerin iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları, dolayısıyla iki ayrı şahsı eli ürünü olduğu, mukayeseye esas imzalardan borçlu şirket yetkililerince kabul edilenleri dikkate alındığında, senetteki imzaların borçlu şirket yetkilileri ... ve Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olmadığının, ancak şirket yetkililerince kabul edilmeyen imzalar dikkate alındığında senetlerdeki imzaların aynı elin ürünü olduğunun bildirildiği; 25.11.2015 tarihli ek raporda ise bu nitelendirmenin maddi-teknik olduğunun, ancak hukuksal nitelendirmenin mahkemenin takdirine bırakıldığı görülmektedir. Yine aynı raporlarda şirket yetkililerince kabul edilmediğinden mukayeseye esas alınmayan resmi makamlarca düzenlenen belgelerin sayısal çokluğuna değinilmekle birlikte, borçlular vekilinin 27.11.2013 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettikleri Ankara 57. Noterliğince düzenlenen 07.01.2013 tarihli, 00697 yevmiye nolu vekaletname ile 25.01.2011 tarihli imza sirkülerindeki imzaların dahi mukayeseye esas alınmayan imzalar grubu içerisinde yer aldığı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 204/1 maddesinde; “İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar” hükmü ile;
1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 82. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre belgelendirilen işlemler resmi sayılır.
Noterler tarafından bu kısmın ikinci bölümünün hükümlerine göre düzenlenmiş olan hukuki işlemler, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir.
Bu kısmın üçüncü bölümü hükümlerine göre noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri dışında kalan noterlik işlemleri aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir” hükmü yer almaktadır.
Yukarıda anılan bilirkişi raporunda; üçüncü bir şahıs tarafından farklı bir kaligrafiyle üretilmiş imzalar oldukları belirtilen ve borçlu şirket yetkilileri tarafından kabul edilmeyen imzaları içerir belgeler arasında, Ankara 57. Noterliği'nin 28.07.2009 tarih, 25013 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 02.05.2012 tarih, 16953 yevmiye nolu imza sirküleri aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 14.09.2012 tarih, 35151 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 07.01.2013 tarih, 00697 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 13.07.2011 tarih, 29324 yevmiye nolu vekaletname aslı, Ankara 57. Noterliği'nin 06.08.2012 tarih, 30444 yevmiye nolu imza sirküleri aslı bulunmaktadır.
O halde mahkemece; bilirkişi raporlarında sahteliği ispat oluncaya kadar kesin delil sayılan noter senetlerindeki imzalarla, takibe konu senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu bildirildiğine göre borçlu şirket yönünden imzaya itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, imzaya itirazının kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, mahkeme kararının bu nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizce onandığı anlaşılmakla alacaklının karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir...”
gerekçesi ile alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kısmen kabulüyle onama kararı kaldırılmak suretiyle oy çokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan inceleme sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "geçici 3. madde" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 2494 sayılı Kanun ile değişik 438/II. fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstem, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde imzaya itiraza ilişkindir.
Borçlular vekili; icra takibine dayanak senette keşide yeri bulunmadığından kambiyo vasfının bulunmadığını, müvekkili (tanzim eden) ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin kaşesi üzerinde bulunan imzaların şirket yetkililerine ait olmadığını, yine müvekkili (avalist) ...'ün adı altında yer alan imzaların da müvekkili ...'e ait olmadığını, imzalar müvekkillerine ait olmadığından alacaklı tarafa da herhangi bir borç bulunmadığını ileri sürerek imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin iptaline ve alacaklı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir
Alacaklı vekili; senetteki imzaların borçlulara ait olduğunu ileri sürerek itirazın reddine ve borçlular aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Yerel Mahkemece 29.04.2014 tarihli kararda; takip dayanağı senette keşide yeri bulunduğundan borçluların kambiyo şikâyetlerinin yerinde olmadığı, borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin senedin tanzim tarihinde münferiden/ayrı ayrı temsil ve ilzama yetkilisi Ahmet Şentürk ve ... olduğu, 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığının, Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği gerekçesiyle borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya ve borca itirazının reddine, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının borçlu şirketten alınarak alacaklıya verilmesine, borçlu şirketin asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne, asıl alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin ve borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş. vekilinin temyizi üzerine;
Özel Dairece 09.09.2014 tarihli bozma kararı ile; "...1-Alacaklının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan kararda yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz sebeplerinin reddine,
2-Borçlu ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından bir adet bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, borçlu örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine İİK'nın 168/4. maddesinde öngörülen yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda sair itirazlarının yanı sıra imzaya itiraz etmiş, mahkemece; yapılan yargılama sonunda 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, borçlu şirketin imzaya itirazının reddine karar verilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporu gerekçesinin “c” bölümünde takibe konu senetteki imzalar ile Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları karşılaştırılmış ve “her ne kadar imzaların başlangıç kısımları itibariyle farklılık görülmüş ise de; imzaların inşa'a karakteri, 'A' harfinin devamında yapılan el hareketlerinin tersim edilişleri, imzaların nihayete erdirilişleri, imzaların işleklik dereceleri, kaligrafik ve itiyadı diğer hususiyetler yönünden kısmi ve bölgesel nitelikte uyum ve benzerlikler tespit ve müşahade edilmiştir.” şeklindeki imzanın borçlu şirket yetkilisine aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildikten sonra, raporun sonuç kısmında senetteki imzaların “Ahmet Şentürk 'ün eli ürünü olduğu (müspet)” şeklinde kesin kanaat bildirildiği, bu hâliyle, raporun, itiraza konu edilen imzanın aidiyeti konusunda hüküm kurmaya elverişli olmadığı görülmektedir.
O hâlde; mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 15.12.2015 tarihli kararda; Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda takip dayanağı senetteki imzaların ... veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığı, başkasının sahte imza attığı mütalaa edildiği gerekçesiyle borçlu şirketin ve ...'ün imzaya itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına, asıl alacağın % 20'si oranında 3.000.000,00TL kötü niyet tazminatının alacaklıdan alınarak borçlu ...'e ve borçlu şirkete verilmesine, alacaklının asıl alacağın %10'u oranında 1.500.000,00TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı alacaklı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması nedeniyle bu defa Özel Dairece onama kararı kaldırılarak yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı oy çokluğu ile bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak, borçlu Şirketin imzaya itirazının reddine ilişkin ilk kararının da, itirazın kabulüne ilişkin ikinci kararın da Özel Dairece bozulduğu, bu durumda Özel Dairenin birinci bozma, onama, ikinci bozma ilamı sonrasında kimin haklı, kimin haksız olduğunda bir belirsizlik oluştuğu, ikinci kararın oy birliği ile onandığı hâlde karar düzeltmede oy çokluğuyla bozulduğu, azınlığın yine onadığı, bu durumda bu belirsizliğin Hukuk Genel Kurulunda kesin olarak çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı alacaklı vekili tarafından temyize getirilmektedir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yerel mahkemece Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak alınan 20.10.2015 tarihli asıl ve 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporlarına göre borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 170. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin 3. fıkrasında icra mahkemesince imza incelemesinin aynı Kanun'un 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılması gerektiği düzenlenmiştir. İİK’nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
HMK'nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise HMK'nın 266 ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun'un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlaması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. ile 07.10.2009 tarihli ve 2009/12-382 E., 2009/415 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Vurgulamakta yarar vardır ki anılan düzenlemelerde geçen karşılaştırmaya esas belgelerin tamamlanması konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarihli ve 2006/12-259 E., 2006/231 K. sayılı kararı ile 06.02.2008 tarihli ve 2008/12-77 E., 2008/90 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, eldeki davanın niteliği itibariyle “imzanın borçluya ait olduğunu” kanıtlama külfetinin alacaklıya ait olduğu göz ardı edilmemeli ve ispat yükünü ters çevirecek bir uygulamaya da gidilmemelidir.
Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminilastiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
Somut olay incelendiğinde ise; borçlular vekili ve alacaklı vekili tarafından mukayeseye esas belgeler bildirildikten sonra borçlular vekili 23.01.2014 tarihli duruşmada alacaklı tarafından müvekkili şirketin muhasebeciliğini yapan ve bu maksatla iş takibi için vekâletname verilen Eşref Vurgun isimli şahsın imzası bulunan belgelerin dosyaya mukayeseye esas belge olarak kazandırılmaya çalışıldığını beyan ettiği, borçlular vekilinin 03.02.2014 ve 27.02.2014 tarihli dilekçelerinde Ankara 57. Noterliğinin 28.07.2009 tarihli ve 25015 sayılı vekâletnamesi ile Ankara 57. Noterliğinin 17.07.2009 tarihli ve 24042 yevmiye nolu vekâletnamelerindeki imzaların müvekkili borçlu şirket yetkililerine ait olmadığını, eski çalışanları Eşref Vurgun'a ait olduğunu bildirdiği anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemece grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 17.03.2014 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ...’ün mahkemece huzurda alınmış 23.01.2014 tarihli belgeler üzerindeki imzaları (istiktap tutanakları) esas alınarak, ... adına olan mukayese imzalarının iki farklı el ürünü olduğu, bunlardan huzurda alınmış imzalar ile bu imzalarla uyumlu olan samimi mukayese imzaların (I. TARZ) ...’ün gerçek imzaları olduğu, huzurda alınmış mukayese imzalar ile uyumlu olmayan diğer belgelerdeki imzaların (II. TARZ) ise ...’ün eli ürünü olmadığı, bu şahsın hakiki imzalarının model alınması suretiyle adına takliden atıldıkları, takip konusu senet aslı üzerinde borçlu “... Yapı Sanayi Ve Ticaret A Ş.” adına ve avalist ... adına atılı bulunan imzaların; ...’ün eli ürünü olmadığı (menfi), Ahmet Şentürk’ün eli ürünü olduğu (müspet) kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Mahkemece 17.03.2014 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak verilen borçlu ... Yapı San. ve Tic. A.Ş.'nin imzaya itirazının reddine, borçlu ...'ün imzaya itirazının kabulüne dair 29.04.2014 tarihli kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli kararı ile alacaklı vekilinin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle hükme dayanak yapılan bilirkişinin imza incelemesi usulü benimsendiği, takibe konu senet üzerindeki gerek borçlu şirket adına, gerekse aval veren ... adına atılı 4 adet imzanın ...'e ait olmadığına ilişkin mahkeme kararının isabetli bulunduğu, borçlu şirketin temyiz itirazları yönünden ise sair temyiz itirazları reddedilerek borçlu şirketin münferit temsilcilerinden Ahmet Şentürk'ün mukayese imzaları ile takibe konu senetteki imzaların karşılaştırılmasında imzanın borçlu şirket yetkilisi Ahmet Şentürk'e aidiyeti konusunda tereddüt uyandıracak açıklamalara yer verildiğinden, mahkemece yeniden üç kişilik bir bilirkişi heyetinden kuşkudan ari Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkeme kararının bozulduğu, alacaklı vekilinin 03.12.2014 tarihli dilekçesi ile karar düzeltme hakkından feragat ettiği, mahkemece Özel Dairenin bozma ilamına uyulduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararı uyarınca mahkemece borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket yetkilisi olan Ahmet Şentürk'ün eli ürünü olup olmadığı konusunda yeniden bilirkişi raporu alınması ile yetinilmesi gerekirken, borçlu şirketin diğer temsilcisi olan ... yönünden de bilirkişi incelemesi yapılması usuli kazanılmış hakka aykırı olup sonuca etkili değildir.
Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; alacaklı ... vekili Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararından sonra 29.04.2016, 01.06.2016, 22.07.2016, 24.08.2016 tarihli dilekçelerinde ve yerel mahkemenin direnme kararını temyize ilişkin 26.04.2017 tarihli dilekçesinde; takibe konu senet üzerinde hem borçlu şirketi hem de ...'ü temsilen atılan imzaların ...'e ait olduğunu, o yüzden Ahmet Şentürk ile ilgili hususları tartışmanın da eldeki dosyaya faydasının olmayacağını da beyan etmiştir.
Yerel mahkemece yukarıda açıklanan Özel Dairenin 09.09.2014 tarihli bozma kararına uyularak grafoloji ve sahtecilik uzmanlarından alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda; takip konusu senet üzerinde bir şahsa atfedilmesi gerekli dört imza bulunduğu hususunun grafolojik açıdan tartışmasız olduğu, ...’ün mukayeseye esas imzaları grafolojik açıdan incelenerek değerlendirildiğinde iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları, bir grup imzanın kabul edilmemesi ve bilirkişi kanaatlerinin mevcudiyeti sebebiyle mevcut kıyas materyalinin tümünün sıhhatli ve istinat edilebilir olarak kabulünün mümkün olmadığı, bu bakımdan da huzurda istikdap yoluyla tespit edilen imzalar göz önünde tutularak, bu imzalarla grafolojik uyumluluğu belirlenen imzaların ...'ün samimi imzaları olduğunun ve diğer imzaların (adı geçen tarafından kabul edilmeyen imzalar) ise başka bir şahıs tarafından takliden atılmış sahte imzalar olduklarının (bir kısmı noter belgelerinde atılı olmalarına rağmen) kabulünün gerekeceği, takibe konu senetteki imzaların (gerek gerçek kişi adına ve gerekse tüzel kişi adına atılı) ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduklarının bildirildiği, yerel mahkemece bilirkişi kurulundan belirsizlik olmaması için daha net daha kesin ifadelerle, daha açık bir rapor verilmesi amacıyla 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporu alındığı, 25.11.2015 tarihli ek bilirkişi raporunda ise, “adli grafoloji ve belge sahtecilikleri” alanının, adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin maddi dünyaya ilişkin verileri incelediği ve yine maddi dünyaya (maddi gerçekliğe) ilişkin sonuçlar ortaya koyduğu, bir diğer ifadeyle kriminalistiğin ulaştığı sonuçların maddi dünyaya ilişkin olup, bunların hukuk dünyasına mal edilebilmesinin ancak yetkili ve görevli yargısal mercilerin yargısal faaliyetleri ile mümkün olabileceği, ...’ün örnek imzaları olarak kazandırılmış çok sayıdaki imzaların tümünün aynı elin ürünü olmadığı, grafoloji tekniği açısından bakıldığında böylesi bir durumda örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığı değerlendirilmek zorunda olduğu, böyle bir sorunla karşılaşıldığında grafoloji uzmanının hangi imzaların otantik ve istinat edilebilir olduğunu belirlemeye çalışacağı, bu belirleme bakımından elindeki tek hareket noktasının da eğer mevcut ise yetkili otorite huzurunda tespit edilmiş örnek imzaların sıhhati olup, bu imzalarla grafolojik uyumu saptanabilen diğer imzaların da sıhhatli (samimi) kabul etmesinin teknik bir gereklilik olduğu, maddi gerçeklik anlamında incelemeye konu senetteki imzaların ... ve/veya Ahmet Şentürk eli ürünü olmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında bulunan itiraza konu senetle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyalarında alınan bilirkişi raporlarının incelenmesinde ise; Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 10.09.2014 tarihli üç kişilik bilirkişi kurulu raporunda mukayeseye esas belgelerin çoğunlukla fotokopi olduğu, inceleme konusu senette ödeyecek ve kefil bölümünde atılı imzalar ile ...'ün mukayese imzaları arasında tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrult, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptandığından söz konusu imzaların ...'ün eli ürünü olduğunun bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 09.03.2015 tarihli ön raporunda; ... ve Ahmet Şentürk’e ait mukayese belgelerin bazılarının adı geçenlerce imzalanmamış olduğu iddiası bulunduğundan mukayese imzaların sıhhati hususunda tereddüt meydana gelmiş olup, sorulan hususta sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için dosya içerisindeki ... ve Ahmet Şentürk’ün imzalarını içerir tüm belgelerin adı geçenlere gösterilerek hangi belgeleri kabul edip, etmediğinin sorulması ve bu belgelerin istem müzekkeresinde açıkça belirtilmesi gerektiği, mukayese olarak gönderilen belgelerde "..." "Yönetim Kurulu Başkanı" gibi el yazısı ile yazılmış yazıların yazdırılması ile elde edilecek tutanakların birlikte kuruma gönderilmesinin gerektiğinin bildirildiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adı geçen şahıslara mukayeseye esas belgeler gösterilerek kabul edilen ve edilmeyen belgelere ilişkin tutanak tutulduğu ve Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 18.06.2015 tarihli yedi kişilik bilirkişi kurulu raporunda, Adli Tıp Kurumunun yukarıda belirtilen 10.09.2014 tarihli raporunun da değerlendirildiği, mukayeseye esas belgeler arasında istiktap tutanakları, diğer belgeler ve 4 adet klasörün de bulunduğu, inceleme konusu senette atılı borçlu ve kefil imzaları ile ... tarafından kabul edilen mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu imzaların ...'ün kabul ettiği mukayese imzalara kıyasla ...'ün eli ürünü olmadığı, ...'ün kabul ettiği mukayese belgelerdeki imzalar ile huzurda alınmış imza örnekleri kendi aralarında yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından uygunluk ve benzerlik gösterdiğinin bildirildiği,
Ankara Jandarma Genel Komutanlığının 24.08.2015 tarihli uzmanlık raporunda ise; ...'ün mukayese konusu başlığı altında tanımlanan belgeler üzerindeki mukayese imzalarının birbirleri arasında yapılan inceleme ve karşılaştırmada iki farklı kaligrafide imzaları bulunduğu, istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların aynı kaligrafide bir şahıs eli ürünü olduğu, diğer mukayese konusu belgeler üzerinde atılı bulunan imzaların ise farklı kaligrafide ikinci bir şahıs eli ürünü olduğu, inceleme konusu senedin ödeyecek ve kefil hanelerinde ... adına atılı bulunan imzalar ile ...'ün istiktap tutanaklarının da arasında bulunduğu bir kısım mukayese konusu belgeler karşılaştırıldığında senetteki imzaların ...'ün eli ürünü olmadığı, taklit edilmek suretiyle atıldığı, arasında istiktap tutanağı bulunmayan diğer kısım mukayeseye esas imzalarla karşılaştırıldığında senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu kanaatine varıldığının bildirildiği görülmektedir.
Yerel mahkemece alınan, dosya kapsamında bulunan ve ayrıntılarıyla açıklanan bilirkişi raporlarında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyası da dâhil olmak üzere çok sayıda mukayeseye esas belgenin ve istiktap tutanaklarının incelendiği, ...'e ait aralarında noter belgeleri de bulunan mukayeseye esas belgelerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar oldukları ve dolayısıyla iki ayrı şahıs eli ürünü oldukları tespit edildiğinden, grafoloji tekniği açısından örnek imzaların bir gurubunun, -maddi hakikat anlamında- adına atılı bulunduğu kişiye ait olmadığının değerlendirilmek zorunda olduğu, bilirkişiler tarafından mukayeseye esas imzalar istiktapla uyumlu olan ve uyumlu olmayan imzalar olarak iki gruba ayrılarak, istiktapla uyumlu olan imzaların ...'ün samimi imzaları, istiktapla uyumlu olmayan imzaların ise sahte imza olduğu belirtilerek, ...'ün samimi imzaları olduğu değerlendirilen imzalarla takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı, hakiki imzasının model alınması suretiyle takliden atılmış sahte imzalar niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca, yerel mahkemenin direnme kararından sonra, Ankara 57. Noterliğine ait belgeleri düzenleyen Noter Başkâtibi...'in sanık olduğu Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli ve 2017/774 E.- 2017/216 K. sayılı kararının incelenmesinde; katılanların Ahmet Şentürk ve ... olduğu, iddianamede bir kısım vekâletname ve imza sirkülerindeki imzaların katılanların huzurunda tanzim olunmuş gibi müştekilerin imzalarını tasdik etmek imzaların yanında ve huzurunda alındığını onaylama ve müştekilerin imzalarının başkası tarafından atılmalarının sağlamak suretiyle soruşturmaya konu imza sirküleri ve vekâletnameleri sahte olarak tanzim ettiği iddiasıyla kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçuyla kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda; "... 57. Noterlikçe sanık tarafından tanzim edilen 17.07.2009 tarihli ve 24029 nolu imza sirküsü, 17.07.2009 tarihli ve 24042 nolu vekâletname, 13.03.2013 tarihli ve 10734 nolu imza sirküsü, 09.05.2013 tarihli ve 19448 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25015 nolu vekâletname, 28.07.2009 tarihli ve 25013 nolu imza sirküsü, 13.07.2011 tarihli ve 29324 nolu vekâletnamedeki imzaların katılanların eli mahsulü olmadıkları hususunun üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan rapor ile tespit olunduğu, her ne kadar sanığın resmî belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiası ile eldeki dava açılmış ise de; sanığın söz konusu eylemini imzaların katılanlara ait olmadığını bilerek gerçekleştirdiği yönünde sanığın inkârının aksini kanıtlar her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil olmadığı anlaşılmakla sanığın üzerine atılı resmî belgede sahtecilik suçunu işleme kastı olmadığı kanaatinin hasıl olduğu, bununla birlikte sanığın; yasal prosedüre aykırı olarak, aslında huzurunda bulunmayan katılanları varmış gibi göstererek ve huzurunda atılmayan imzaları katılanlara ait gibi onaylayarak gerçekleştirdiği eylemlerinin iddianamede yer almasa da dönüşen ve TCK'nın 257/1. maddesinde yerini bulan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve karar 19.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Ağır Ceza Mahkemesinde alınan bilirkişi raporunda Ankara 57. Noterliğine ait senetlerin katılanların (Ahmet Şentürk ve ...'ün) eli mahsulü olmadığının tespit edildiği, icra mahkemesinde yaptırılan bilirkişi incelemesi ile bu noter senetlerinin de 2. tarz imzalar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Borçlu şirketin bazı mukayeseye esas belgelerdeki imzaları, istiktap imzalarıyla uyumlu olmadığından bilirkişiler tarafından mukayeseye esas alınmamıştır. Borçlu tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin sayısının, kabul edilen belgelerin sayısından daha çok olması da bu belgelere üstünlük sağlamaz. Borçlu şirket tarafından kabul edilmeyen mukayeseye esas belgelerin borçlu şirket tarafından kurumların yaptığı ihalelerde kullanılması nedeniyle bu belgelerdeki imzaların benimsendiği iddiası da yargılamayı gerektirir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2019 tarihli ve 2017/12-328 E., 2019/387 K.; 31.03.2010 tarihli ve 2010/12-165 E., 2010/180 K. ile 03.11.2010 tarihli ve 2010/12-492 E. 2010/559 K. sayılı kararlarında da, bilirkişi tarafından karşılaştırmaya esas imza olarak kabul edilen ödenmiş çeklere ilişkin olarak borçlunun imza itirazında bulunmamış olması, daha sonra yapılacak olan bir takipte imza inkârında bulunmasını engellemeyeceği, yani ödeme olgusunun imza itirazını ortadan kaldırmayacağı, dolayısıyla borçlunun daha önce ödenmiş çeklerdeki imzasına itiraz etmemiş olması, daha sonra yapılacak imza incelemelerinde ödenmiş çeklerin karşılaştırmaya elverişli belge olarak kabulü sonucunu doğurmayacağı, yapılacak işin resmî kurumlardan toplanan karşılaştırmaya elverişli belgelerle, takip konusu senetteki keşideci imzalarının kıyaslanmasından ibaret olduğu vurgulanmıştır.
Somut olayda bilirkişi raporlarında istiktap imzalarıyla uyumlu olduğu belirtilen mukayeseye esas 1. tarz imzalar ile istiktapla uyumlu olmayan mukayeseye esas 2. tarz imzalar arasında noter senedi gibi resmî senet niteliğinde belgeler bulunması nedeniyle bilirkişiler tarafından mukayeseye esas belgelere göre senetteki imzanın borçluya ait olup olmadığı hususunda karar verilemediğinden, huzurda atılan imzalar (istiktap tutanakları) samimi imza kabul edilerek, huzurda atılan imzalar ile uyumlu olan ve borçlunun kabul ettiği mukayese belgeler esas alınarak senetteki imzaların borçluya ait olmadığına kanaat getirilmiştir. 1. tarz imzalar arasında bulunan noter senetlerindeki imzaların huzurda alınan imzalarla uyumlu olması karşısında, istiktap imzalarıyla uyumlu olmayan 2. tarz imzalar arasında bulunan noter senedinde atılı olan imzalar ile takibe konu senet üzerinde atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olduğunun tespit edilmesi senette atılı bulunan imzaların şirket temsilcisine ait olduğunun ispatı için yeterli değildir. Senetteki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti senet elinde olup takibe başlayan ve imzanın borçluya ait olduğunu iddia eden alacaklıya aittir. İİK'nın 170. maddesinin 3. fıkrasına göre inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığı bilirkişi raporu ile ispatlanabilir. Anılan bilirkişi raporlarında takibe konu senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden borçlunun imzaya itirazının kabulü gerekir. Aksi hâlde imzaya itirazın reddine karar verilmesi ispat külfetini borçluya yüklemek anlamına gelir.
HMK'nın 204. maddesinde noter senetlerinin ispat gücü düzenlenmiştir. Noterlik Kanunu'nun 82. maddesine göre noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir hükmü, noter senedinin takip konusu veya dava konusu olması ve davada noter senedine dayanılması hâlinde uygulanabilir.
Noter senetlerinin tümü doğrudan doğruya açıkladıkları vakıaların isbatı bakımından kesin delil işlevindedirler (Umar, B.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2014, s. 686).
Somut olayda icra takibine konu olan ve itiraz üzerine mahkemece imza incelemesi yapılan belge bono olup, noter senetleri mukayeseye esas belge niteliğindedir. Mukayeseye esas belgeler arasında noter senetlerinin bulunması ve bu senetlerdeki imzaların iki ayrı kişisel kaligrafi yansıtan imzalar olması dolayısıyla sadece mukayeseye esas belgelerle takibe konu bono üzerindeki imzaların karşılaştırılması sureti ile sonuca varılması mümkün değildir. Bu nedenle bilirkişi raporlarında huzurda alınan imzaların samimi imza olarak esas alınıp bir kanaate ulaşılması maddi gerçekliğe ve hukuka uygundur. İspat yükü alacaklıda olup bir kısım mukayeseye esas belgeler arasında bulunan noter senetlerindeki imzayla bonoda borçlu şirketin temsilcisi ...'e atfen atılı bulunan imzanın aynı el ürünü olması senette bulunan imzanın ...'e ait olması sonucunu doğurmaz. Öte yandan takibe konu bono üzerinde gerek borçlu şirkete gerekse avalist ...'e atfen atılı bulunan imzaların ... eli ürünü olmadığı yönündeki mahkeme kararının bu kısmı Özel Dairenin bozma kararı kapsamı dışında kaldığından borçlu şirket lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.
Diğer taraftan somut olayda mahkemece benimsenen bilirkişi imza incelemesi yöntemi Özel Dairenin 22.10.2015 tarihli ve 2015/11289 E., 2015/25598 K., 13.10.2015 tarihli ve 2015/22441 E., 2015/24120 K., 14.05.2015 tarihli ve 3025/569 E., 14.05.2015 tarihli ve 2015/568 E., 2015/13800 K., 2015/13801 K., 15.02.2016 tarihli ve 2016/3144 E., 2016/3808 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre ...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzaların bu kişiye ait olduğu, senetteki imzanın ...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğunun resmî kurumlardan getirtildiği, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olduğu, İcra ve İflas Kanunu'nun HUMK'nın 314. maddesine ve bunun karşılığı olarak HMK'nın 208/3. maddesine yollama yapılmadığından ...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın ...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 Esas sayılı dosyasında Noter Başkâtibi olan... hakkında açılan ceza davasında sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına, ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi icra mahkemesi hâkimini de bağlamayacağı, senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi ...'ün eli ürünü olduğu en az 21 belgeyle ispatlandığından borçlu şirketin imzaya itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç olarak; takibe konu bonoda borçlu şirkete atfen atılı bulunan imzaların borçlu şirket temsilcilerine ait olduğu bilirkişi raporları ile ispatlanamadığından yerel mahkemenin direnme kararı usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, Özel Dairece alacaklı aleyhine verilen kötü niyet tazminatına ve para cezasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosya Özel Dairesine gönderilmelidir.
S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı uygun olup alacaklı vekilinin kötü niyet tazminatına ve para cezasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
...
...
...
...
...
...
...
...
Dr. ...
...
...
...
...
...
...
...
...
Bozma
...
Bozma
...
Yz.İş.Md. YSM
KARŞI OY
Kambiyo senetleri hakkındaki takip usulleri 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu (İİK) 167 vd. maddelerde düzenlenmiştir.
Kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla yapılacak takipte ödeme emrine nelerin yazılacağı İİK 168/1. maddede gösterilmiş olup 4. bendindeki düzenlemeye göre "Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesinden itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı" ihtarının da bu ödeme emrinde yer alması gerekir.
Ödeme emri ihtarında yer verilen bu imza itirazının yapılması ve sonuçlandırılmasına ilişkin düzenleme İİK 170. maddede yer almakta olup şu hükümlere yer verilmiştir.
Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz (İİK 170/1).
İcra mahkemesi duruşmadan önce yapacağı incelemede, borçlunun itiraz dilekçesi kapsamından veya eklediği belgelerden edindiği kanaata göre itirazı ciddi görmesi hâlinde alacaklıya tebliğe gerek görmeden itirazla ilgili kararına kadar icra takibinin geçici olarak durdurulmasına evrak üzerinde karar verebilir (İİK 170/2).
İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkâr edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar (İİK 170/3).
İcra mahkemesi, itirazın kabulüne karar vermesi hâlinde, senedi takibe koymada kötü niyeti veya ağır kusuru bulunduğu takdirde alacaklıyı senede dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa, para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve bu davayı kazanırsa hakkında verilmiş olan para cezası kalkar (İİK 170/4).
Maddenin 3. fıkrasında sözü edilen 68/a maddesinin dördüncü fıkrasında ise "İmza tatbikında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
68/a maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Yollama yapılan HUMK 312. maddede "Resmî memurun veya üçüncü şahsın senedi teslim veya ibraz edebilmeleri için zaruri masrafları ile senedin sureti harcı tahkikat icrasını talep eden kimse tarafından verilir." düzenlemesi mevcut olup bu hükmün karşılığı bir maddeye sahtelik incelemesyle ilgili hükümler arasında yer verilmemiş ise de bu maddenin düzenlediği husus yargılama giderleri ve harç konusundaki genel düzenlemelerle çözüleceğinden bu hükme yer verilmemesi incelemede bir farklılık yaratmamaktadır.
6100 sayılı HMK'ya yollama yapılması nedeniyle imza incelemesinde uygulanacak olan bu düzenlemelere de değinmek gerekmektedir.
"(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir." (HMK 211/1-b)
Bu bentte sözü edilen (a) bendinde " Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir." hükmü yer almakta ise de İİK yollama maddesinde açıkça HUMK 309/1. maddeyi hariç tutarak maddenin diğer fıkralarına yollama yaptığından 309/1. maddede yer alan hakiminin isticvap edip, yazı ve imza örneklerini alarak sahtelik incelemesini sonuçlandırabilmesini kabul etmediğini göstermiştir.
Bunun sonucu olarak HUMK 309/1'in karşılığı olan HMK 211. maddenin (a) bendi uygulanamayacağından (b) bendinde yer alan "(a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa" ifadesine bakılmaksızın icra hakiminin bilirkişi incelemesi yaptırması ve bilirkişinin de öncelikle tatbike elverişli daha önce atılmış başka imzalarla karşılaştırma yapması ve gerek duyuyorsa kendi huzurunda yeniden yazı yazılması ve imza atılmasını istemesi gerekir. Bu nedenle bilirkişinin yapacağı inceleme öncelikle başka belgelerdeki imzalarla karşılaştırma şeklinde olacak, huzurda atılan imzalarla karşılaştırmayı gerek duyarsa daha sonra yapacaktır.
Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır (HMK 208/2).
Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir.(HMK 217/1) Mahkemece onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder (HMK 217/2).
Şuna da değinmek gerekir ki atıf yapılan HUMK 309/4. madde, resmi olmayan belgelerin tatbike elverişli belge olarak kabulü için iki tarafın ittifak ettiği belge olmasını aramış iken karşılığı olan HMK 208/1-b maddede böyle bir şarta yer verilmemiştir. HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra rapor alınmış olduğundan HUMK 309/4. maddedeki bu şart aranmayacağından kişinin resmî kurumlardan getirtilen belgelerdeki imzaları da tatbike elverişli belge olarak kabul edilmelidir.
Mahkemece ilk alınan 17.03.2014 tarihli raporda tatbike elverişli belgeler 1. tarz ve 2. tarz olarak ikiye ayrılmış, ve senetteki imza ile karşılaştırıldığında 1. tarz belgelere göre imzanın...'e ait olmadığı, 2. tarz belgelere göre uyum ve benzerlikler tespit edilmiş ancak huzurda atılan imzalara öncelik verilerek değerlendirme yapılıp sonuç kısmında senetteki imzaların...'e ait olmadığı tespitine yer verilmiştir.
Mahkemece bozma kararından sonra alınan 20.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda 7. bentte ... ve Ahmet Şentürk'ün kıyas metaryeli olarak tespit ve dosyaya temin edilmiş bazı imzalarının (bu kişilerce reddedildiği anlaşılan, bir kısmı noter belgelerinde bulunmasına rağmen tarafımızca sahte oldukları kanaatine varılan imzalar), aynı kişi tarafından atılmış sahte imzalar niteliğinde oldukları ve bu sahte imzalarla incelemeye konu senette atılı bulunan imzaların, aynı elin ürünü oldukları açıklamasına yer verilmiş, raporun 4. bendinde ise samimi olduğu değerlendirilen imzalara göre incelendiğinde senetteki imzaların ... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Alınan 25.11.2015 tarihli ek raporda da huzurda alınan imzalarla uyumlu olan tatbike elverişli belgelerdeki imzanın esas alınmasının teknik bir gereklilik olduğu ve buna göre değerlendirildiğinde senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı açıklanmıştır.
Yapılan ceza soruşturmasında alınan 10.09.2014 tarihli üç kişilik kuruldan oluşan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi raporunda senetteki imzaların ... eli ürünü olduğu belirtilmiş itiraz üzerine aynı yerden alınan ancak yedi kişilik kuruldan oluşan 18.06.2015 tarihli raporda ise ...'ün kabul ettiği kıyasa esas imzalarla yapılan incelemede senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu son raporda...'ün imzasını kabul etmediği belgelerin incelemeye esas alınmadığı bu şekilde anlaşılmaktadır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/786 soruşturma sayılı dosyasında düzenlenen 19.03.2015 tarihli tutanakta dosyaya kazandırılan değişik yerlerden getirtilmiş tatbike elverişli belgeler ...'e gösterilmiş ve yapılan döküme göre her başlık altındaki alt belgeler de değerlendirildiğinde ...'ün imzasını kabul ettiği belgelerin 11 adet olduğu, imzasını kabul etmediği belgelerin ise 68 adet olduğu görülmüştür. 18.06.2005 tarihli Adli Tıp raporu da kabul edilen 11 imzayı esas alarak imzanın...'e ait olmadığını kabul etmiş ancak kabul edilmeyen 68 belgeyi ise tatbike elverişli belge olarak değerlendirmemiştir. 10.09.2014 tarihli önceki raporun ise imzası kabul edilmeyen belgeleri de inceleyerek imzanın...'e ait olduğu sonucuna varan rapor olduğu anlaşılmaktadır.
Ceza soruşturmasında Jandarma Kriminalden alınan 24.08.2015 tarihli raporda ise 43 adet tatbike elverişli imza incelenmiş olup (10-24) ve (38-43) numaralar ile tanımlanan mukayese belgeler ile senetteki imzaların aynı şahıs eli ürünü olduğu ve bunlara göre ... eli ürünü olduğu belirtilmiş, (1-9) ve 35-37) numaralardaki belgelerin ise farklı bir kişi eli ürünü olduğu ve bu imzalarla kıyaslandığında senetteki imzaların... eli ürünü olmadığı belirtilmiştir. Bu rapora göre tatbike elverişli 43 belgenin 21 tanesine göre imzalar... eli ürünü, 12 tanesine göre de... eli ürünü değildir. bu durumda 10 tanesinin de değerlendirmeye esas alınamadığı anlaşılmaktadır.
Bu raporda belirtilen ve ilgilinin imzasını kabul etmediği 21 belgenin 3 tanesi noter belgesi kalanların bir kısmı resmî kurumlara verilen dilekçeler, kamu ihalelerine veya yapımı yüklenilen işlere esas sunulmuş imzalı belgeler ve bazı tüzel kişi şirketlerin genel kurul ve yönetim kurulu işlemlerine ilişkin tutanaklardır.
İspat yüküne ilişkin temel kurallar "kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190)" kurallarıdır. Bu kurallarla birlikte değerlendirdiğimizde; bir kambiyo senedindeki imzaya itiraz ediliyorsa bu imzanın borçluya ait olduğunu alacaklı ispatlamalıdır. Yani sahtelik iddiasında bulunulması hâlinde ispat yükü alacaklıdadır. Davacılar açtıkları davada imza itirazında bulunmuşlar ise de senetteki imzanın borçluya ait olmasından lehine sonuç çıkaracak olan tarafın alacaklı olması bu sonucu gerektirmektedir.
Yapılan bilirkişi incelemeleri sonucu alınan raporlara göre...'ün imzasını taşıyan bir kısım belgeler kıyas alınarak inceleme yapıldığında senetteki imzalar bu kişiye aittir. Senetteki imzanın...'e ait olduğunu gösteren bu belgelerin pek çoğu resmî kurumlardan getirtilmiş olup, bu kurumların yaptığı ihaleler ve ihale sonrası yapılacak sözleşmelere esas alınmış dilekçe, teklif, keşif özeti icmali gibi belgeler olup bu belgelerin bazılarının resmî işlemlere de esas teşkil etmek üzere düzenlenmiş belgeler olduğu ve şirketi temsilen veya kendi adına verilmiş ve kullanılmış belgeler olduğu anlaşılmaktadır.
Jandarma Kriminal raporunda açıkça yapılan belge dökümüyle, noter belgeleri hariç tutulduğunda ve kalan 18 belgeye göre kıyas yapıldığında bilirkişi incelemesinde bu imzalar...'e ait bulunmuştur. ... bu imzaların kendisine ait olmadığını belirtmiş olsa da bu belgelerin fiilen...'e atfen atılan imzalar ile kullanılan belgeler olduğuna göre alacaklı bu senetteki borçluyu temsilen atılan imzaların...'e ait olduğunu bu belgelerle ispatlamış durumdadır. İcra hukuk mahkemesinin resmî kurumlardan getirtilen belgeleri borçlu beyanına itibar ederek yok sayması ve tatbike elverişli belge olmaktan çıkartması mümkün değildir. Raporlarda 1. tarz olarak belirtilen ve 12 adet olduğu anlaşılan belgelere göre senetteki imzanın...'e ait olmaması 18 belgeye göre imzanın...'e ait olma olgusunu ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilemez. Kendisine ait olmayan imzalarla resmî kurumlarda işlemlerde bulunulduğuna dair beyanda bulunulmuş olması bu resmî kurumlardan getirtilen belgelerin tatbike elverişli belge olma değerini ortadan kaldırmamaktadır. Bu belgelere göre borçlu şirketi temsilen... tarafından atılan imzaların... eli ürünü olduğu ispatlanmış olup borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerekmektedir. Bu rapor mahkemece alınmamış ise de mahkemenin aldığı raporlarda da...'ün kabul etmediği belgelere göre yapılan inceleme ile de senetteki borçluya atfen atılan imzaların...'e ait olduğu tespitinin yapıldığı da çok açıktır.
Tatbike elverişli belgedeki imzanın sahteliği icra hukuk mahkemesinde ön sorun olarak da incelenip sahte belge olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü yollama maddelerinde HUMK 314. maddeye ve bunun karşılığı olarak HMK 208/3. maddeye yollama yapılmadığından...'e atfen atılan imza ile resmî kurumlara verildiği sabit olan belgelerdeki imzanın...'e ait olmadığını icra hâkiminin ön sorun olarak değerlendirip kendiliğinden sahte kabul ederek tatbike elverişli belge olmaktan çıkarmasının mümkün olmadığı da çok açık biçimde anlaşılmaktadır.
Senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu gösteren ancak...'ün imzasını kabul etmediği üç adet belge ise noterde düzenlenmiş belge olup bunlar 14.09.2012 tarihli vekâletname, 25.01.2011 tarihli ve 28.07.2009 tarihli imza sirkülerleridir. Noterlik Kanunu 82. maddeye göre bu noter belgelerindeki imza ve tarih sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu noter belgelerinin sahteliğinin sabit olduğunu gösteren bir hukuk mahkemesi kararı yoktur. İcra hukuk mahkemesi hâkiminin de bu belgelerin sahteliğini değerlendirme ve bu konuda karar verme yetkisi yoktur. Çünkü yollama maddeleri itibarıyla icra hâkimine bunu ön sorun olarak inceleme yetkisi verilmemiştir. Hatta açılmış bir hukuk davasında dahi bunun ön sorun olarak aynı dava içinde incelenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HMK 208/4. madde ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi taraf göstererek ayrı dava açılması gerektiğini öngörmektedir. Bu şekilde açılmış bir hukuk davası bulunmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı bu üç belge ile de senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzanın...'e ait olduğunu ispatlamış durumdadır. İcra hâkiminin kendiliğinden bu belgeleri tatbike elverişle olmayan sahte belgeler kabul ederek ispata elverişsiz belge kabul etmesi doğru olmamıştır.
Bu üç noter belgesinin de içinde olduğu 7 adet belgeyle ilgili olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/74 esas sayılı dosyasında sanık... hakkında açılan ceza davasında noter başkâtibi olan sanığın ilgililer gelmediği hâlde yanında imzalanmış gibi imza onayı yaptığı ancak eylemin sahtecilik suçunun unsurlarını oluşturmayıp görevi kötüye kullanma suçunun işlendiği belirtilerek cezalandırılmasına ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve bu belgelerin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmiştir.
Bu kararın somut dosyaya etkisine bakmak gerekirse verilen karar bir cezalandırma kararı olmayıp hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Verilen kararda senetlerin iptaline de karar verilmemiş, dosyada delil olarak saklanmasına denilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinden subut kesinleşmemiş olup mahkemenin zaten senetlerin iptaline karar verebilmesi de mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, olguların ve bu kapsamda noter belgelerinin sahteliğinin sabit kabul edildiği hukuk mahkemesi hâkimini bağlayan bir karar olmadığı gibi, icra mahkemesi hâkimini de bağlamaz. Bu nedenle üç adet noter belgesi yönünden bu kararın belgelerin sahteliğini sabit kabul etme ve buna bağlı olarak tatbike elverişli belge özelliğini ortadan kaldırabilme etkisi de bulunmamaktadır.
Bu kararın belgelerin sahteliğini gösterme etkisi olmasa da ceza mahkemesindeki tanık beyanları ve sanık savunmasının delil olarak değerlendirilmesi ve bu belgelerin sahteliğinin sabit kabul edilmesini gerektirecek midir? Belgelerin sahteliğinin ne şekilde inceleneceği kanunda gösterilmiş olup noterin taraf olarak gösterildiği ayrı bir davada sahteliğin ileri sürülüp ispatlanması gerekmektedir. Bunun anlamı sahteliği gösteren bir mahkeme kararı bulunmadıkça bu belgeler sahte olarak kabul edilmeyecektir. Kanunun açıkça mahkeme kararı aradığı bir konuda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olan ceza dosyasındaki tanık anlatımları ve sanığın ikrarı ile sahteliğin ispatlanmış sayılması gibi bir sonuç da asla mümkün olamayacaktır. Ceza mahkemesi kararı noter hakkında sahteciliği belirleyen bir mahkumiyet kararı olsaydı bu belgeler sahte kabul edilecek ise de bu şekilde bir karar da verilmemiş olduğundan bu ceza dosyasındaki beyanlar esas alınarak da bu belgelerin sahte olduğu kabul edilemez. Bunun sonucu ise alacaklının, bu belgeler ile de imzanın borçlu şirkete ait olduğunu ispatlamış olmasıdır. Tanık beyanları ve sanık ikrarı ile ispatlanmış olma olgusunun yok sayılması mümkün değildir.
Tüm bu açıklamaların sonucu olarak senetteki borçlu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi... eli ürünü olduğu tatbike elverişli olan 18+3=21 belge ile ispatlanmış durumdadır. ...'ün imzasını kabul etmediği belge sayısı tutanağa göre 68 olmasına rağmen alınan son Adli Tıp raporu bu belgeleri esas alarak bir döküm yapmadığından daha fazla sayıda belge ile bunun ispatlandığı sabit olmamıştır. Ancak en az 21 belge ile ispatlandığına göre, artık 12 belgeye göre imzanın bu kişiye ait olmamasının bu dosyada bir önemi bulunmadığından borçlu şirketin imza itirazının reddi gerekmektedir.
Bu arada şuna da değinmek gerekir. Mahkemenin ilk kararında borçlu şirketin imzaya ve borca itirazı reddedilmiş, ...'ün imzaya itirazı ise kabul edilmiş bu kararın temyizi üzerine... yönünden temyiz itirazları reddedilmiş, borçlu şirket yönünden ise bozma kararı verilmiştir. Bu karar temyiz itirazları reddedilerek... yönünden kesinleşmiş olduğundan bu kesinleşmenin borçlu şirket yönünden bir etkisi olacak mıdır? Çünkü alınan raporlara göre senette atılan 4 imza da aynı şahıs eli ürünü olup...'e atfen atılan kefil imzaları bu kişiye ait değil ise, borçlu şirkete atfen atılan imzaların da...'e ait olmadığı kabul edilmeli midir?
İlk kararın... yönünden kesinleşmesi...'ün senette kefil olarak attığı ve bizzat kendini borçlandıran imzalarına ilişkindir. Senet borçlusu şirket yönünden eksik inceleme nedeniyle karar bozulmuş olup şirkete atfen atılan imzaların şirketi bağlayıp bağlamadığı bozma sonrası alınan raporlarla birlikte yeniden değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Alınan raporların değerlendirilmesi sonucu şirkete atfen atılan imzaların şirket temsilcisi...'e ait olduğu ispatlanmış durumda olduğundan şirketin imza itirazının reddi mümkündür.
...'ün kefil olarak attığı imzalar nedeniyle sorumlu olmadığı yönünde kesinleşen ilk karar senette bu nedenle atılan iki imzaya ilişkindir. ...'ün borçlu temsilcisi olarak attığı imzalar nedeniyle sürmekte olan bu dava ise farklı diğer iki imzaya ilişkin olup kesin hüküm bulunduğundan da söz edilemez. ... için verilen kararın şirket için kesin hüküm oluşturması da mümkün olmadığından bu kesinleşmenin borçlu şirket için atılan imzaların da...'e ait olmadığını kabul etmeyi gerektiren bir unsur olmadığı açıktır. Kaldı ki bu dosyada verilecek kararlar takip hukukuna ilişkin olup kesin hüküm oluşturmayacağından karar aleyhine kesinleşen tarafın ayrıca hukuk mahkemesinde dava açması hâlinde senetteki imzanın sahteliğinin incelenebilmesi de mümkün olacaktır.
Tüm bu nedenlerle borçlu şirket yönünden imza itirazının reddi gerektiği halde kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı için direnmeye konu hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, direnme kararının uygun olduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.