Hukuk Muhakemeleri Kanunu 219. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 219- (1) Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir.
(2) Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.
Tarafın belgeyi ibraz etmemesi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
8 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/10309 E., 2024/15000 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Kanun'un 219 ve 220 nci maddeleri şöyledir:
9. Hukuk Dairesi 2024/10309 E. , 2024/15000 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 12. İş Mahkemesi
BİRLEŞEN DAVA
MAHKEMESİ : Antalya 7. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2009 yılında davalı Bankanın açtığı mühendislere özel uzman yardımcılığı sınavını ikincilikle kazanarak davalının İstanbul ilinde bulunan işyerlerinde 21.02.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, Kurumsal Pazarlama ve Ticari Pazarlama Daire Başkanlıklarının verim tablolarını ve sistem verilerini aylık güncelleme, müşteri verimi izleme data analizi, raporlama ve ek olarak kurumsal şubelerin insan kaynakları takibi işini yaptığını, 03.09.2018 tarihinde işyeri değişikliği ile İstanbul'daki işyerinden Antalya Bölge Koordinatörlüğünde kredi tahsis ve yönetim bölümünde çalışmaya başladığını, ne var ki davacının Antalya'da çalışmaya başladığı tarihten itibaren davalı Bankanın Antalya Bölgesi Tahsis Müdürü olan .... isimli müdür konumundaki yöneticinin psikolojik tacizine (mobbing) maruz kaldığını, Antalya bölgeye geçerken departmanı değiştirildiği için kendisine Kurum içi eğitimin verilmesi gerektiği hâlde müdür .... tarafından bu yönde bir girişimde bulunulmadığından gerekli eğitim aldırılmaksızın tecrübesi olmadığı hâlde işleyiş olarak en yoğun ve büyük işlerin olduğu Antalya ve Kepez Şubelerinin portföylerinin davacıya devredildiğini, gerekirse işyerinde yatmak suretiyle işleri yetiştirmesi gerektiğinin söylendiğini, gerçekte düşük olmadığı hâlde sürekli rahatsız edici biçimde performansının düşük olduğunun ikaz edildiğini, esasen müdür olan ...’nun hem yapılan toplantılarda hem de bire bir olan görüşmelerde muhtelif kereler “kadınlarla çalışmak istemediğini” açıkça ifade ettiğini, davalı Banka Genel Müdürlüğü tarafından yapılan duyurularda fazla çalışma yapılmamasının istenmesine karşın, müdür ...’nun davacıdan sürekli fazla çalışma yapmasını istediğini ve bu çalışmaları Genel Müdürlüğe bildirmediğinden davacıya fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, yanı sıra davacıya diğer çalışanların önünde küçük düşürücü muamelede bulunduğunu; davacının hasta olmasına karşın odasına çağırmak suretiyle diğer çalışanların yanında Banka Genel Müdürünün eşinin cenazesi için siyah örtü lazım olduğu gerekçesiyle davacıyı örtü almaya gönderdiğini, hatta aldığı örtüyü de beğenmeyip değiştirmek için tekrar göndererek müdür sıfatını kullanarak şahsi işlerini yaptırdığını, ilerleyen süreçte yönetici ...’nun baskısının tahammül edilemez boyutlara ulaştığını, davacının başka bölüme geçmek talebinde bulunması üzerine ...’nun “davacının gitmesini kendisinin de istediğini, ancak şu anda çalışma zorunda olduğunu” belirterek alaycı şekilde reddettiğini, neticede davacının gördüğü baskı ve kötü muamele sonucunda anksiyete atağı geçirerek acile gitmek zorunda kaldığını ve kendisine 3 gün rapor verildiğini, psikiyatrist tarafından antideprasan ilaca başlatıldığını, ...’nun bu duruma da tepki göstererek davacının segmentini düşürerek şubelere gönderebileceğini belirttiğini, davacının durumu İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı ile görüştüğünü ve buradan da müdür için herhangi bir aksiyon alınamayacağı, davacının ise herhangi bir şubeye gönderilebileceğinin belirtildiğini, ancak Bankanın Bölge Tahsis Müdürü olan ...’nun tüm şube müdürleri tarafından tanınması ve ahbaplık ilişkisi bulunması nedeniyle nereye giderse gitsin müdürünü şikayet etmiş bir personel olarak psikolojik tacizin bitmeyeceğinin aşikar olduğunu, davacının giderek artan psikolojik taciz sonucunda psikolojisinin iyice etkilendiğini neticede doktoru tarafından da bu şekilde çalışmaya devam edemeyeceği söylenerek 28.02.2019 tarihinde tekrar rapor verildiğini, davacının işe gitmeye gücü kalmadığını, ancak işe gidememe iradesinin baskı altında oluştuğunu, 22.07.2017 tarihinde evlendiğini yasal hakkını kullanarak tazminatlarını almak suretiyle işten ayrılabilecek olan davacının bu hakkını kullanmadığını, zira iradesinin çalışmaya devam etmek yönünde olduğunu, bu nedenle kendi isteği ile işten ayrıldığının kabulünün mümkün olmadığını üstelik davacının eşinin de işsiz olduğu dönemde bunu yapmasının akla ve mantığa aykırı olduğunu, davacının açıkça feshe zorlandığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti, haksız fesih tazminatı, temettü alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
2. Birleşen dava davacısı ...Bankası vekili dava dilekçesinde; davalı ile davacı Banka arasında 21.02.2010 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi bulunduğunu, davalının bu kapsamda en son Antalya Bölge Koordinatörlüğünde bölge kredi tahsis ve yönetimi yetkilisi olarak görev yapmaktayken kendi istek ve iradesi ile 22.03.2019 tarihinde istifa etmek suretiyle işten ayrılmış olduğunu, davalının davacı Bankada, 03.09.2018 tarihine kadar İstanbul bölgesinde, bu tarihten sonra tebliğ edilen atama kararı nedeniyle Antalya bölgesinde görev yaptığını, ancak 03.09.2018 ile 31.12.2018 tarihleri arasındaki hak kazandığı fazla çalışma ücretinin ödenmediği ve kendisine bölüm müdürü tarafından psikolojik taciz uygulandığı gerekçeleri ile iş sözleşmesini ihbar ve önel sürelerine uymaksızın 19.03.2019 tarihinde noter kanalı ile gönderdiği fesih bildirimi ile feshetmiş olduğunu, davacının iddialarının dayanağının olmadığını, pskilojik tacize uğradığı konusunda somut delil ileri süremediğini, davalının ücretinin ve tüm hak edişlerinin ödenmesinde bir eksiklik bulunmadığı gibi banka iç mevzuatı uyarınca banka personelinin 270 saate kadar olan çalışmalarının aylık ücrete dâhil olduğunu ve davalının da iş sözleşmesi ve ekli belgelerle bu hususu kabul ettiğini, davacının Şubat ayı ücretinde aleyhine değişiklik yapıldığı yönündeki iddiasının da dinlenemeyeceğini, zira davacının hesaplarını inceleyebilecek durumda olduğunu ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 26 ncı maddesinde derhal fesih hakkının 6 günlük hak düşürücü sürede kullanılabileceğinin düzenlendiğini, bunlara göre ise davacının iş sözleşmesini haklı nedene dayalı olmadan ve ihbar önellerine uymadan feshetmiş olması sebebiyle davacı Bankaya ihbar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl dava davalısı Banka vekili cevap dilekçesinde; davacının en son Antalya Bölge Koordinatörlüğünde bölge kredi tahsis ve yönetim yetkilisi olarak görev yapmakta iken 22.03.2019 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığını, davacının istifasına haklı bir gerekçe bulma çabasında olduğunu, çalıştığı dönemde psikolojik tacize uğradığına dair ilgili birimlere yapmış olduğu herhangi bir başvurusunun veya itirazının olmadığını, esasen davacının çalıştığı dönem boyunca pskilojik taciz veya psikolojik şiddete maruz kalmadığını, pskilojik tacizden bahsedilebilmesi için kasıtlı ve sistematik olarak uzun süreden beri tekrarlanan davranışların varlığından söz edilmesi gerektiğini, davacının iddialarının hiçbir dayanağının da bulunmadığını, davacının iş sözleşmesinin eki niteliğindeki Banka İş Yönerge ve Yönetmeliklerinde yıllık 270 saate kadar olan fazla çalışmanın aylık ücrete dâhil olduğunun kararlaştırılmış olduğunu, hafta sonları, dinî ve millî bayramlar ile resmî tatillerde yapılan çalışmaların bu kriterden hariç olup ve ücretlerin derhal ödendiğini, davacının düzenli olarak fazla çalışma yapıldığı iddiasının haksız ve yersiz olduğunu, sürekli fazla çalışma yapılacak bir durumun söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen dava davacısı vekili cevap dilekçesinde; asıl dava dilekçesinde ayrıntılı olarak açıklanan hususları tekrar ederek Antalya’da çalıştığı dönem boyunca bölüm müdürü tarafından sistematik şekilde uygulanan ve sağlığının bozulmasına neden olan kötü muamele ve psikolojik şiddet ile yaptırılan fazla çalışmaların ücretlerinin ödenmemesi gibi nedenlerden ötürü baskı altında bırakıldığını, davalının fesih yönünde iradesi olmamasına karşın işe devam edemeyecek duruma getirilmesi sebebiyle iş sözleşmesinin sona erdiğini, müvekkilinin haksız ve mesnetsiz bir şekilde iş sözleşmesini feshetmesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, açık bir şekilde baskı feshine zorlandığını ileri sürerek ihbar tazminatı talebine ilişkin davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı işçinin, dinlenen tanık anlatımları, dosyaya sunulan LOG kayıtlarına ve dosya kapsamına göre fazla çalışmalarını ispatlayamadığı, davalı Banka personeline temettü ödenip ödenmeyeceğinin davalı Banka Genel Kurulunun takdirinde olduğu, davacıya 2017 yılına ilişkin olarak Ağustos 2018 ayında temettü alacağının ödenmiş olduğu, davalı Bankanın 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin genel kurullarında o yıllara ilişkin temettülerin dağıtılmayıp Banka bünyesinde bırakılmasına karar verildiği, bu nedenle davacının temettü alacağı bulunmadığı, haksız fesih tazminatının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (6098 sayılı Kanun) düzenlendiği, davacının ise 4857 sayılı Kanun'a tâbi çalışan olması sebebiyle bu talebinin de yerinde görülmediği, davacının 19.03.2019 tarihli noter ihtarnamesiyle, pskilojik tacize maruz kaldığı, işverence ücretinde aleyhine değişiklik yapıldığı ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği gerekçeleriyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini bildirdiği ancak dosya kapsamındaki mevcut delil durumuna göre davacının, psikolojik tacize uğradığı, aleyhine ücret değişikliği yapıldığı ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğine yönelik iddialarını ispatlayamadığı ve haklı bir sebep olmadan iş sözleşmesini feshetmiş olduğunun anlaşıldığı gerekçeleriyle, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti, haksız fesih tazminatı, temettü alacağı, yıllık izin ücreti alacaklarına ilişkin asıl davanın reddine, davalı işverenin birleşen dava ile talep ettiği ihbar tazminatı alacağı talebinin kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- birleşen dava davalısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı-birleşen dava davalısı vekili; davalı Bankanın Antalya’daki işyerindeki görevine başlamasından itibaren ilk 4 aylık süreçte yalnızca davacıya fazla çalışma yaptırıldığını, bu durumun ispatı için işyeri giriş çıkış imza tutanakları, işyeri kamera kayıtları, turnike geçişlerinde kullanılan kart okuma kayıtlarına delil olarak dayanıldığı ve Mahkeme tarafından 05.12.2019 tarihli 1. celsede ve 15.10.2020 tarihli 3. celsede dava konusu edilen döneme ait turnike kayıtlarını sunması için davalı yana süre verildiği hâlde davalı Banka tarafından turnike kayıtlarının sunmadığını, delil olarak dayanılmayan ... LOG kayıtlarının dosyaya gönderildiğini, LOG kayıtları esas alınarak hazırlanan bilirkişi raporuna dayalı verilen kararın hatalı olduğunu zira, istinaf başvuru dilekçesi ekinde sunulan ... ... Mühendisler Odasına bağlı ... Mühendisi Bilgi Güvenliği Baş Denetçisi ve Bilirkişi O.B'den alınan uzman görüşü raporunda belirtildiği üzere; bilgisayardan alınan LOG kayıtlarının “...” adlı banka işlem sisteminden alınarak ... Excell dosyasına aktarılan Giriş – Çıkış (LOG on & LOG out) kayıtları olduğunu, yalnızca ... sistemi üzerinden yapılan işlem süresini gösterdiğini ve kişinin toplantıda olduğu, döküman incelediği, arşiv çalışması yaptığı vb. hiçbir manuel çalışmayı belgelemediğini, Mahkeme tarafından eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davacıya pskilojik taciz uygulandığının detaylı şekilde açıklandığını bu hususta dava dilekçesini tekrar ettiklerini, davacının yöneticisi olan ...'nun davacıyı tecrübesi olmadığı hâlde yapabileceğinin çok üstünde iş yükü altında bırakması ve sürekli fazla çalışmaya zorlanması, diğer çalışanların yanında küçük düşürücü muameleye zorlanması çalışma saatleri içince görevi ve eğitim seviyesi ile uygunsuz nitelikteki ayak işlerinin yaptırılmasının aleni bir pskilojik taciz olduğu, bu durumun davacının psikolojisini bozduğunu ve anksiyete atağı geçirerek çalışamaz duruma getirdiğini, psikiyatri hekimi tarafından antideprasan ve anksiyete ilaçları kullanmaya başladığını, kendisine verilen rapor sonrası işe başladığında söz konusu yöneticinin pozisyonunu düşüreceğini belirtmek suretiyle tehdit ederek pskilojik taciz yapmaya devam ettiğini, nihai olarak Bankanın İnsan Kaynakları Daire Başkanlığına bağlı Etik Kullanıcı Kodu Birimi personeli ile görüşerek ne yapabileceğini sorduğunu, bu birim tarafından müdür .... ile ilgili bir aksiyon alınamayacağını, davacının ise herhangi bir şubeye gönderilmesi yoluna gidilebileceğinin söylendiğini ancak pskilojik taciz uygulayan müdürün Bölge Tahsis Müdürü olması nedeniyle Bankanın tüm bölgeye bağlı şubelerince tanınan ve hemen tüm şube müdürleriyle ahbaplık ilişkisi olan biri olması, davacının müdürünü şikayet etmiş bir personel olarak başka şubeye atansa da pskilojik tacizin bitmeyeceğinin açık olması ve davacının ruh sağlığı açısından çalışamaz duruma gelmesi nedeniyle baskı feshine zorlandığının kabulu gerektiğini, netice olarak; Mahkemece yapılan yargılama sürecinde davacının fazla çalışmasını ispatlayacak deliller benzer pozisyonlarda çalışan diğer personelle karşılaştırmalı şekilde toplanmadığı için iddialarının ispatlanamadığını, yine pskilojik tacize ilişkin iddiaların ve davacının psikolojik sağlığının etkilenmesi, mesaj kayıtları, eşinin işsiz olduğu bir süreçte baskı feshi yapmak zorunda kalışının ve kısa bir süre önce evlilik sebebi ile kıdem tazminatını alıp ayrılabilecek konumda oluşunun hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmadığını ileri sürerek asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; delillerin değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen dava davalısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-birleşen dava davalısı vekili; istinaf dilekçesini tekrar ederek ve ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe içermediğini belirterek asıl davanın kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı tarafın dayandığı delillerin usule uygun şekilde toplanıp toplanmadığı, işçi tarafından feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ile asıl ve birleşen davaların konusu olan alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 6100 sayılı Kanun'un 219 ve 220 nci maddeleri şöyledir:
"Tarafların belgeleri ibrazı zorunluluğu
MADDE 219- (1) Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir. (2) Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.
Tarafın belgeyi ibraz etmemesi
MADDE 220- (1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir."
3. 4857 sayılı Kanun'un 17, 41, 53, 59 uncu maddeleri ile aynı Kanun'un 120 nci maddesi atfıyla uygulanmaya devam olunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Somut olayda davacı; İlk defa davalı Bankanın İstanbul'da bulunan işyerlerinde çalışan davacı, işyeri değişikliği ile nakil olduğu 03.09.2018 tarihinden itibaren Antalya Bölge Koordinatörlüğünde Kredi Tahsis ve Yönetim Biriminde yetkili olarak, işyerinde normal çalışma hafta içi 5 gün 09.00 ile 18.00 saatleri arası olmasına rağmen, çalıştığı birimin müdürünün isteği ile hafta içi ve hafta sonu çalışmaya kalarak haftalık 45 saatin üzerinde fazla çalışma yapmasına karşın, karşılığı ücretlerinin ödenmediğini bu durumun işyeri giriş çıkış turnike kayıtları ile sabit olduğunu ileri sürmüştür.
2. Mahkemece iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş ise de eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosyaya 03.09.2018 ile 31.12.2018 tarihleri arası işyeri ... işletim sistemine giriş LOG kayıtları ile davacı tarafından imzalı olmayan ve fazla çalışma tahakkuku bulunmayan 2018 yılı Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ayları bordroları dışında davacının iddia ettiği işyeri kayıtları sunulmamıştır. Her ne kadar davalı Banka tarafından üzerinde "turnike kayıtları" yazılı bir CD sunulmuş ise de bu CD'nin içeriğinde davacının 03.09.2018 tarihi öncesinde İstanbul İlinde çalışma yaptığı döneme ilişkin dökümlerin yer aldığı görülmüştür.
3. 6100 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesine göre; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. '' Aynı Kanun'un 220 nci maddesine göre de; ''İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.''.
4. Mahkemece söz konusu yasal düzenlemeler dikkate alınmadan karar verilmiş olması hatalıdır. Açıklanan sebeplerle öncelikle 6100 sayılı Kanun'un 220 ve devamı maddeleri uygulanarak davacının çalışma saatlerini gösteren işyerine giriş ve çıkış turnike kayıtları, imza föyleri gibi tüm kayıtlar davalıdan celbedilip taraflardan kayıtlara dair diyecekleri sorulmak suretiyle kayıtlara göre davacının hafta içi ve hafta sonu işe giriş çıkış saatleri ve çalışma süresi belirlenmelidir. Bundan sonra davalı Bankanın İç Yönerge ve Yönetmelikleri de gözetilerek davacının fazla çalışma ücretine hak kazanıp kazanmadığı, ödenmeyen fazla çalışma ücreti bulunup bulunmadığı tespit edilmeli, sonucuna göre feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı noktasında bir değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca davacının haklı fesih iddiasını, fazla çalışma ücretinin ödenmemesinin yanında psikolojik taciz maksadıyla fazla çalıştırıldığı ve hafta sonları mesaiye bırakıldığı şeklindeki vakıalara dayandırdığı da sabit olup ilgili bilgi ve belgeler getirtildikten sonra bu iddia bağlamında feshin haklı olup olmadığının tartışılması gerektiği de göz ardı edilmemelidir. Mahkemece asıl ve birleşen davalar bakımından eksik inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2024/11783 E., 2025/2028 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 219. maddesine göre;
9. Hukuk Dairesi 2024/11783 E. , 2025/2028 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.
Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 26.11.2024 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ve asaleten davacı ile davalı vekili Avukat ... geldiler.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 17.10.2011 tarihinde davalı Şirkette satış bölümünde müdür olarak çalışmaya başladığını, taraflar arasında davacının aylık ücretine ek olarak satış primi ile çalışacağının ve ayrıca müdürlük primi ödeneceğinin kararlaştırıldığını, çalışma süresinde davacıya 2012 ve 2013 yıllarında prim ödemesi yapılmadığını, 2014 yılında ise davacının hak ettiği primin bir bölümünün ödendiğini, 2014 yılında yapılan ödemenin eksik olduğunu, davalı Şirket tarafından davacının çalıştığı satış bölümünün toplam priminin %0,4 olarak belirlendiğini, bu primin %01,5 bölümünün müdür seviyesinde olan davacıya, %01,5 bölümünün A. E.'ye, %01 bölümünün ise diğer çalışanlara ait olmak üzere, departmandaki kişi sayısına bölünmek suretiyle ödendiğini, primlerin satışlara göre belirlendiğini ve dolar bazında satış yapılması nedeniyle prim tutarlarının da dolar olarak hesaplanması gerektiğini belirterek prim ve müdürlük primi alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 02.07.2013 tarihi öncesi dönem prim alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının 17.10.2011-12.06.2015 tarihleri arasında davalı Şirkete ait ... Projesinde satış müdürü olarak çalıştığını, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini, fesih sonrasında davacının hak ettiği tüm hak ve ücretlerin ödendiğini, davalı Şirkette prim uygulaması bulunmaması nedeniyle davacının aylık ücretinin yüksek olarak belirlendiğini, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde davacının aylık sabit ücretle çalışacağının kararlaştırıldığını, iş sözleşmesinde davacıya prim ödemesi yapılacağına ilişkin düzenleme bulunmadığını, davacıya çalışma süresinde düzenli ve sürekli prim ödemesi yapılmadığını, davalı Şirketin ... Projesinin tamamlanmasından sonra 2014 yılı Nisan ayında bir kısım personele arızi olarak prim ödemesi yapıldığını, davacıya da bu kapsamda davalı Şirket tarafından bir kereye özgü olmak üzere net 329.664.441 TL prim ödemesi yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sunulan deliller ve tanık beyanından davacının ... projesinin satış ekibinde satış müdürü olarak çalıştığı, davacının ücret bordroları incelendiğinde her ay kendisine düzenli olarak ikramiye tahakkukunun yapıldığı, son ücretinin brüt 9.930,00 TL olduğu, 2014/Nisan ayında brüt 506.381,00 TL prim tahakkuku yapılarak ödendiği, davalı işyerinde müdür olarak çalışan personellere yapılan prim ödemelerine ilişkin bordroların celp edildiği, satış müdürü olarak davacıya yapılan prim ödemesinin maaş oranlarına göre diğerlerinden çok daha yüksek katsayıda ödendiği, dosyaya sunulan davalı Şirkette Ekim/2010-Ekim/2015 ayları arasında müdür olarak çalışan işçilerin ücret bordrolarında düzenli olarak ödenen prim tahakkuku da bulunmadığı, bu itibarla davacının müdürlük primine ilişkin bakiye alacağı bulunmadığı, davacıya 2014/Nisan ayında ücretinin çok üzerinde prim ödemesi yapılması, tanıkların beyanı ve yapılan işin niteliğine göre işyerinde, yapılan gayrımenkul satışları üzerinden prim ödemesi uygulaması bulunduğu, prime esas satış tutarı ve oranının da ihtilaflı olduğu, davalı Şirket tarafından davacının çalıştığı satış bölümünün toplam priminin %0,4 olduğu, bu primin %01,5 bölümünün müdür seviyesinde olan başka bir çalışana, %01,5 bölümünün davacıya ve %0,l'lik bölümünün ise diğer çalışanlara ait olmak üzere, departmandaki kişi sayısına bölünmek suretiyle ödendiği, davacı tarafça bir kısım satış sözleşmeleri sunulmuş ise de bu sözleşmelerin büyük çoğunluğunun zamanaşımına uğrayan döneme ilişkin olduğu, davacı tarafça sunulan 04.06.2013-12.06.2015 tarihleri arasındaki sözleşmelere göre ise 30.10.2020 teslim tarihli bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaya göre ödenmesi gereken prim tutarı 117.129,02 USD olarak hesaplandığı, 2014/Nisan ayında ödenen 506.381,00 TL'nin ödeme tarihindeki kur üzerinden karşılığının 238.577,62 USD olduğu dikkate alınarak sunulu sözleşmeler esas alınarak davacının bakiye prim alacağı bulunmadığı, tüm satış sözleşmelerinin sunulmaması ve sunulan sözleşmeler sonrasında da Şirket kayıtlarından satışların devam ettiği anlaşıldığından sadece davacı tarafça sunulabilen sözleşmelere göre prim hesabı yapılamayacağı, davalı Şirket satış gelirlerinin dikkate alınması gerektiği, davalı tarafa davacının çalıştığı dönemde yapılan satış ve tahsilat raporlarını sunması için kesin süre verilmesine rağmen istenilen raporların sunulmadığı, davacıya 2014/Nisan ayında yapılan prim ödemesi miktarı, öncesinde zamanaşımı def'i ve daha fazla prim alacağı bulunduğunun da ispatlanamadığı dikkate alınarak 2014 yılı Nisan ayına kadar olan prim alacaklarının ödendiği, sonrasında ise yapılan prim ödemesi olmadığından 01.05.2014-12.06.2015 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin prim alacağının ödendiğinin ispatlanamadığı, Şirket kayıtlarından tespit edilen satış tutarları üzerinden (satış tutarları şirket kayıtlarına TL olarak girilmiş ise de yapılan gayrımenkul satışlarının USD cinsinden para birimi ile yapıldığı, davacının da prim alacağını USD cinsinden talep ettiği dikkate alınarak) 13.09.2021 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda davacıya satış müdürü olması nedeniyle %0,015 oranı üzerinden kıstelyevm olarak hesaplanan 190.990,24 USD net satış primi alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafın davalının davacıya satış primi ödeneceğine dair taahhüdünün yer aldığı yazılı bir belge sunmadığı, bunun yanında incelenen iş sözleşmesinde de davacıya prim ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığı, dosyada davacı ile aynı durumda bulunan tanık A.E'nin soyut beyanı ve davacı tarafça sunulan zorlu prim hesabı başlıklı belge dışında bir belge bulunmadığı, davacıya 2014 yılı Nisan ayında yapılan 506.381,00 TL tutarındaki prim ödemesinin ise tek başına davalının davacıya davalı tarafın belirttiği şekilde prim ödemesi yapılacağı yönünde bir taahhüdü olduğu hususunu kanıtlamaya yeterli olmadığı, davacının prim alacağı bulunduğu yönündeki iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Taraflar arasında normal ücretten ayrı olarak yapılacak satışlardan prim ödeneceği ve ayrıca müdürlük primi ödeneceği yolunda işe girişte anlaşma yapıldığını, 2012 ve 2013 yıllarına ait primlerin ödenmediğini, 2014 yılında ise hak edilen primin bir bölümünün ödendiğini,
2. İşyerinde prim ödemesinin mevcut olduğuna ve primin nasıl ödeneceği yolunda belgeler ve e-posta ile toplantı tutanaklarının bulunduğunu,
3. Bilirkişi raporunun eksik belge ve kayda dayalı hazırlandığını, davalı tarafın ara karara rağmen satış ve tahsilat raporlarını sunmaması sebebi ile usul yasası gereği iddiaları doğrultusunda hesaplama yapılması gerektiğini,
4. İnsan Kaynakları Direktörü tarafından prim ödeneceği yolunda protokol taslağı bulunduğunu, prim ödemesinin bulunduğunu gösteren yazışmaların olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının prim alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Prim, işçinin mal veya hizmet üretiminde daha istekli hâle gelmesi ve başarısının artması için işverence ödül niteliğinde verilen ek ödemeler şeklinde tanımlanabilir. Prim ödemesinden amaç, işçinin dava verimli bir şekilde çalışmaya özendirilmesidir. Primin kişiye özgü olması sebebiyle ikramiyeden farklı olarak prim ödemelerinin genel bir nitelik taşıması gerekmez. Bununla birlikte, işveren tarafından ayrımı haklı kılan geçerli nedenler olmadığı sürece prim uygulaması yönünden de işverenin eşit davranma borcu söz konusudur.
İşçinin prime hak kazanması için işyerinde prim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin prim talep hakkı vardır.
Prim uygulaması, bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile de kararlaştırılabilir. İş sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence tek taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesi işyeri şartı niteliğindedir. Her durumda uygulamanın tek taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılması doğru değildir. Prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişiklik, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesi kapsamında gerçekleştirilmelidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 22.1.2009 tarihli ve 2007/34717 Esas, 2009/638 Karar sayılı kararı).
Somut uyuşmazlıkta davacı, davalı işyerinde satış müdürü olarak çalışmış olup prim alacağının ödenmesini talep etmiştir. Davacıya dosya kapsamına göre 2014 yılı Nisan ayında prim ödemesi yapıldığı, diğer çalışma yıllarında ise prim ödemesi yapıldığına dair bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tanıkları davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğu yönünde beyanda bulunmuşlardır. Dosya kapsamında davacı ile davalı Şirket vekili arasında düzenlendiği anlaşılan 10.09.2015 tarihli "Sulh ve İbra Protokolü" başlıklı belgenin 3. maddesinin "Sevinç İnanç'a ayrıca, işyerindeki satış personeline satış primi ödeme tarihi ile aynı tarihte, müdür düzeyi için öngörülen aynı hesaplama yöntem ve şartları ile hak edeceği prim ödenecektir. Prim ödemesinde, Sevinç İnanç'ın ayrılma tarihinden önce başlayıp, ayrılma tarihinden sonra finalize olan satışlara katkısı da dikkate alınacaktır. Ayrıca, Sevinç İnanç'a 2. Maddede belirtilen 5(beş) aylık maaşa ek olarak, bu maddede (3. Madde) belirtilen satış priminden mahsup edilmek üzere 65.00-TL net avans verilecektir." şeklinde düzenlendiği ve bu protokol kapsamında ödemeye ilişkin e-posta yazışmalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğu ve davacının prim alacağı bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı tanık beyanları, "Sulh ve İbra Protokolü" başlıklı belge ve e-posta yazışmaları ve davacının görevi dikkate alındığında davalı işyerinde prim uygulaması bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 219. maddesine göre; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. ''. 6100 sayılı Kanun'un “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220. maddesi ise şöyledir:
“(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.
(2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.
(3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.”
İlk Derece Mahkemesince söz konusu yasal düzenlemeler kapsamında davalı tarafa davacının çalıştığı döneme ilişkin satış ve tahsilat raporlarını sunmak üzere kesin süre verildiği, verilen kesin süre içerisinde davacının çalıştığı döneme ilişkin satış ve tahsilat raporlarının sunulmaması hâlinde davacı tarafça sunulan satış sözleşmeleri ve bu sözleşmelerdeki satış rakamlarına itibar edileceğinin ihtar edildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafın verilen kesin süre içerisinde bu bilgi ve belgeleri sunmadığı anlaşıldığından davacı tarafın iddiası gibi ve sunduğu satış sözleşmelerine göre varsa prim alacağının hesaplanması ve hüküm altına alınması gerekli iken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı yararına takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/6010 E., 2023/1015 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var....Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Dava dışı şirketlerden alınan ayrıntılı yayın listesi sunulmasına rağmen mahkemece yayın akışına ilişkin kanaat verici delil ibraz edilmediğinin belirtilmesinin yerinde olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun )219 uncu ve 220 nci maddeler gereği davalı kayıtlarının celbi de istenilmişken reddinin hatalı olduğunu, dava dışı şirketçe sunulan kayıtlarla yayın ispat ed
11. Hukuk Dairesi 2021/6010 E. , 2023/1015 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ....Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türk Sinemasında dönemin en popüler filmlerinin bir çoğunun yapımcılığını yapan köklü bir şirket olduğunu ve dava konusu ettikleri "Fakir Milyoner" ve "Kavgamız" isimli sinema eserlerinin imal ettiren sıfatıyla eser sahibi olduğunu, davalının ise KON TV isimli kanalın sahibi olduğunu, söz konusu kanalda bahsedilen müvekkiline ait eserleri çeşitli tarihlerde izinsiz ve sözleşmesiz olarak yayınladığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun (5846 sayılı Kanun) 68 inci maddesi gereği 3 kat olarak şimdilik 500,00 TL telif tazminatının haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline ve muhtemel tecavüzün men' ine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının söz konusu filmler üzerinde herhangi bir sıfatla hak sahibi olmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, müvekkiline ait kanalda davaya konu edilen filmlerin hiç bir zaman yayınlanmadığını, davacı şirketle dava dışı Alparslan Yapım firması arasında akdedilen 26.06.2009 tarihli sözleşmeyle, aralarında davaya konu filmlerin de yer aldığı bir kısım filmlerin gösterim hakkının davacı şirket tarafından anılan firmaya devredildiğini, Alparslan Yapım isimli firmanın bu suretle elde ettiği gösterim hakkı kapsamında müvekkili ile yaptığı 08.08.2009 tarihli sözleşmeyle, davaya konu filmleri 01.07.2009- 01.07.2011 tarihleri arasında müvekkiline ait kanalda yayınlama hakkı verdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirket yetkilisi ...'nun Talimat Mahkemesince alınan ifadesinde; davacı şirket ile dava dışı Alparslan Yapım isimli firma arasında akdedilen 26.06.2009 tarihli sözleşme altında yer alan imzanın kendisine ait olmadığını bildirdiği, ancak yaptırılan imza incelemesiyle zikredilen sözleşme altında yer alan imzasının ...'na ait olduğunun tespit edildiği, davacı şirket temsilcisinin imzası bulunan 26.09.2009 tarihli sözleşme ile davaya konu filmlerin 01.07.2009-01.07.2011 tarihleri arasında gösterim hakkının Alparslan Yapım- ...'a devredildiği, ... ile davalı şirket arasında imzalanan 08.08.2009 tarihli sözleşme ile de filmlerin yerel televizyonlarda gösterim hakkının davalı şirkete devredildiği, davacı tarafın filmlerin 2009 yılında birer kez davalı şirketin lisans sahibi olduğu KON TV isimli kanalda yayınlandığını iddia ettiği ancak yayın tarihini de içerecek şekilde yayın kayıtlarının sunulamadığı, filmlerin izinsiz olarak gösterildiği ispatlanamadığı ve devir sözleşmeleri gereğince filmlerin 01.07.2009- 01.07.2011 tarihleri arasında yerel televizyonlarda gösterim hakkının davalı şirkete ait olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1.Dosya kapsamında imza ile ilgili tam ve kuşkuya yer vermeyen bir değerlendirmede ve karşılaştırmada bulunulmadığını, davalı tarafça sunulan sözleşmeye bakılırsa imzaların hepsinin birbirinden farklı olduğunu, bu imzaların hiçbirinin müvekkili şirket yetkilisinin imzası ile ilgisi olmadığını, itirazların değerlendirilmediğini,
2.Davalı tarafça sunulan ve Alparslan Yapım- ... ile aralarında imzalandığını belirttiği 08.08.2009 tarihli sözleşmede ayrıntılı bir film listesi bulunmadığını, yani dava konusu filmler ile ilgili herhangi bir yetkinin verildiği görülmediğini, sözleşmenin 3/A maddesinde belirtilen herhangi imzalı bir liste de bulunmadığını, sadece listede belirtilecek filmler yönünden izin verileceği belirtildiğini, sözleşme üzerinde el yazılı notlar bulunduğunu ve paraflı olmadığını, sonradan eklenip eklenmediğinin belli olmadığını, sonuç olarak sunulan sözleşmede de herhangi bir şekilde dava konusu filmlerin yayını noktasında izin verildiği görülmediğini, davalının fatura, mutabakat vb. hiçbir belgeyle de dava konusu filmlerin sözleşme kapsamında olduğunu ispat edemediğini,
3.Müvekkili tarafından imzalandığı iddia olunan sözleşmenin sözleşmenin konusu başlıklı kısmında, ‘’Türkiye sınırları içine veya içinden uydudan yayın yapan ve eser sahibi ile süresi devam eden bir sözleşmesi mevcut olmayan televizyonlarda’’ ibaresi mevcut olduğunu, sözleşmenin imza tarihi olan 2009 tarihi itibariyle uydu lisansı olup olmadığı hususunun davalıdan ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'ndan (RTÜK) ayrı ayrı sorulması gerektiğini, gerekli şartları sağlamıyorsa zaten bu sözleşmeyle herhangi bir yetki alması da mümkün olmadığını, mahkemenin bu talebi reddetmesinin yerinde olmadığını,
4. Dava dışı şirketlerden alınan ayrıntılı yayın listesi sunulmasına rağmen mahkemece yayın akışına ilişkin kanaat verici delil ibraz edilmediğinin belirtilmesinin yerinde olmadığını, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun )219 uncu ve 220 nci maddeler gereği davalı kayıtlarının celbi de istenilmişken reddinin hatalı olduğunu, dava dışı şirketçe sunulan kayıtlarla yayın ispat edildiği, davalı defter ve kayıtlarına dayanılmakla bu belgelerin sunumu noktasında ispat yükü karşı tarafta olduğunu, ispat yükü davacı üzerinde olduğunu, eksik inceleme ve eksik bilirkişi raporu ile karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının eser sahibi olduğu filmlerin davalıya ait kanalda yayınlanıp yayınlanmadığı, 26.06.2009 tarihli sözleşme altında davacı şirket adına atılan gözüken imzanın davacı şirket yetkilisinden sadır olup olmadığı, mahkemece yaptırılan imza incelemesinin yöntemince yapılıp yapılmadığı ve imzanın sıhhatli olduğu ihtimalde davalının 26.06.2009 ve 08.08.2009 tarihli sözleşmeler tahtında davaya konu filmleri yayınlama hakkına sahip olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5846 sayılı Kanun'un 51, 68 ve Ek 2 nci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun olarak yaptırılan imza incelemesi neticesinde, 26.06.2009 tarihli sözleşme altında yer alan imzanın davacı şirket yetkilisinden sadır olduğunun tespit edilmesi karşısında davalı şirketin 26.06.2009 ve 08.08.2009 tarihli sözleşmeler kapsamında davaya konu filmleri kendisine ait kanalda gösterim hakkına sahip olduğu anlaşılmakta olup İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin bu husustaki gerekçesi isabetli bulunmuştur.
3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2019/2911 E., 2020/792 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
6100 sayılı HMK’nın 219. maddesiyle, tarafların kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri ibraz etmek zorunda olduğu düzenleme altına alınmıştır.
11. Hukuk Dairesi 2019/2911 E. , 2020/792 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 13/12/2018 tarih ve 2015/661-2018/873 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacılar vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olup, müvekkili ...'ün aynı zamanda şirket müdürü olduğunu, 08.12.2006 tarihli noterlik senetleriyle müvekkillerinin davalı şirketteki tüm hisselerini davalı ... ve davalı ...'na devrettiklerini, aynı tarihte yeni ortaklarca davalı şirketin karar defterinde pay devrinin kabulüne ve münferit yetkili şirket müdürü olarak davalı ...'ın atanmasına karar verildiğini, müvekkillerinin davalı ... Sicil Memurluğu'na hisse devrine ilişkin bildirim gönderdiğini, davalılar ... ve ...'nun hisse devir alımını ve şirket müdürlüğü durumunu bu güne kadar Ticaret Sicil Memurluğuna başvurarak tescil ve ilan ettirmediklerini ileri sürerek, müvekkillerinin davalı şirketteki ortaklık kayıtları ile müvekkillerinden ...'ün şirket müdürü kaydının silinmesine/iptal edilmesine, diğer davalılar ... ile ...'nun davalı şirketin ortakları, davalı ...'ın şirket müdürü olarak tescil ve ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... mirasçıları davalılar ... ve Hava Uyan, mirasın reddi kararı aldıklarını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Diğer davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davanın, limited şirket hisse devir işleminin ticaret siciline tescil ve ilanı istemine ilişkin olduğu, davaya konu hisse devirleri 08.12.2006 tarihinde yapıldığından somut olaya mülga 6762 sayılı TTK’nın 520. maddesinin uygulanması gerektiği, anılan Yasa hükmü uyarınca, limited şirket hisse devrinin gerçekleşmesi için devrin noterde yapılması, esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip ortakların devre muvafakat etmesi ve ayrıca devrin şirket pay defterine işlenmesi gerektiği aksi taktirde pay devrinin şirkete karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi ilgililer arasında dahi hükümsüz olacağı, somut olayda, davacıların verilen kesin süreye rağmen devrin pay defterine işlendiğini ispata yarar delil ibraz etmedikleri, bu nedenle devrin tamamlanması için gerekli işlemlerden biri eksik olduğundan pay devrinin gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, noterde düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesi uyarınca şirket hisse devir ve müdür atama kararının tescil ve ilanı istemine ilişkindir. Mahkemece, davacıların verilen kesin süreye rağmen devrin şirket pay defterine işlendiğine ilişkin belgeleri ibraz etmediği, mülga TTK’nın 520. maddesi uyarınca, şirket pay defterine işlenmeyen hisse devrinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin, şirket pay defterine işlenmeyen hisse devrinin geçerli bir devir olarak kabul edilemeyeceği şeklindeki gerekçesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, kural olarak pay defterinin davalı şirket uhdesinde bulunması gerekmekte olup, devrin pay defterine işlenip işlenmediği hususunun da öncelikle pay defterinin celbi suretiyle davalı şirket nezdinde araştırılması gerekir.
6100 sayılı HMK’nın 219. maddesiyle, tarafların kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri ibraz etmek zorunda olduğu düzenleme altına alınmıştır. Aynı Yasa’nın 220. maddesi ise, “İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” hükmünü haizdir. Bu durumda, mahkemece, devrin pay defterine işlenip işlenmediği hususunun, yukarıda zikredilen yasa hükümlerine göre işlem yapılarak öncelikle davalı şirket pay defterlerinin ibrazının istenilmesi ve sunulması halinde defterler üzerinde inceleme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ispat yüküne yanlış anlam verilerek ve eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 03/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
23. Hukuk Dairesi, 2016/6958 E., 2019/4349 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Bu nedenlerle, HMK'nın 219. ve 220. maddeleri gereğince uyuşmazlık konusu döneme ilişkin davalı tarafa reklam veren diğer firmalarla davalının yaptığı sözleşmelerin ibrazının usulüne uygun olarak emredilerek tüm ticari kayıt ve belgeler üzerinde gerekli inceleme ve araştırmaların yapı
23. Hukuk Dairesi 2016/6958 E. , 2019/4349 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan Mart 2008 tarihli sözleşmeyle davalı firmanın müvekkiline ait ... Alışveriş Merkezine yerleştireceği plazma ekranlarda reklam siparişi alınması, reklamların yaratılması ve yayınlanması işini üstlendiğini, davalının reklam verenlerle ve diğer firmalarla yapacağı anlaşmalardan elde ettiği gelirlerden ajans komisyonları, damga vergileri, ilan reklam vergileri, elektrik giderleri, her türlü resim, harç ve pulları vs düşüldükten sonra kalan net gelirin % 50'sinin müvekkili şirkete ödeneceği hususunu kabul ve taahhüt ettiği halde sözleşmeye aykırı hareketle reklam gösterimi için anlaştığı firma reklamlarının müvekkiline ait alışveriş merkezi ile birlikte başka noktalarda da gösterimini yaptığını ve tahsil ettiği reklam gelirlerini kendi tespit ettiği oranlarda paylaştırdığını ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere müvekkiline noksan ödenen sözleşmeye dayalı 10.000,00 TL alacağın avans faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirket ile davacı arasında yapılan sözleşme ile üçüncü kişilerle yapılan anlaşmalar arasında herhangi fiili ya da hukuki bir bağ bulunmadığını, müvekkili şirketin elde ettiği net gelirin %50'sini davacı ile paylaşmak suretiyle sözleşme gereği üstlenmiş olduğu edimi yerine getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki Mart 2008 tarihli sözleşme kapsamında davalı şirketin davacı işyerine yerleştirdiği plazma ekranları işleterek, reklam alınması ve pazarlanması işini yaptığını, sözleşme kapsamına ve alınan bilirkişi raporuna göre davacının davalı şirkete fatura ettiği ekran gösterim hak ediş bedeli 47.627,50 TL’nin mahsubundan sonra davacının 3.373,10 TL bakiye alacağının olduğu sübut bulduğu gerekçesiyle bu alacağın davalının temerrüde düştüğü 25.07.2009 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece, ticari defterlerin incelenmesi ile yetinilmiş davacının talep ettiği davalı tarafın üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmeler ticari sır kapsamında olduğu gerekçesiyle dosyaya sunulmamıştır.
Öncelikle ''Ticari sır'' kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Ticari sır konusu doğrudan pozitif mevzuatta düzenlenmiş ve tanımlanmış olmayıp bu konuda Bilgi Edinme Hakkındaki Kanun'un 23. maddesine ''Ticar sır'' başlığı altında ''Kanunlarda ticari sır olarak nitelenen bilgi veya belgeler ile kurum ve kuruluşlar tarafından gerçek veya tüzel kişilerden gizli kalması kaydıyla sağlanan ticari ve mali bilgiler bu kanun kapsamı dışında yer almaktadır'' hükmü bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan ancak henüz kanunlaşmayan Ticari Sır, Banka Sırrı ve Müşteri Sırrı hakkındaki Kanun Tasarısının 2. maddesi a) bendinde ticari sır, bir ticari işletme veya şirketin faaliyet alanıyla ilgili yalnızca belirli sayıdaki mensupları ve diğer görevlileri tarafından bilinen, elde edilebilen, özellikle rakipler tarafından öğrenilmesi halinde zarar görme ihtimali bulunan ve 3. kişilere ve kamuya açıklanmaması gereken; iç kuruluş yapısı ve organizasyonu, mali, iktisadi, kredi ve nakit durumu araştırma ve geliştirme çalışmaları, faaliyet stratejisi, hammadde kaynakları, imalatının teknik özellikleri, fiyatlandırma politikaları, pazarlama taktikleri ve masrafları, pazar payları, toptancı ve parakendeci müşteri potansiyeli ve ağları, izne tabii veya tabii olmayan sözleşme bağlantılarına ilişkin veya bu gibi bilgi ve belgeleri'' ifade etmek üzere tanımlanmıştır.
Bu geniş tanım yanında dar anlamda ticari sır; gerçek ya da tüzel kişi tacire, rakiplerine karşı ekonomik anlamda menfaat sağlayan, sır olarak saklanan ve gizli kalması için gerekli önlemlerin sahibi tarafından alındığı bilgi olarak tanımlanmaktadır. Yine haksız rekabet ilkeleride gözönünde bulundurularak bir başka tanım olarak ticari sır; ''Tacirin ticari faaliyetleri esnasında kullandığı, aynı olanağa sahip olmayan veya kullanamayan rakiplerine karşı kendisi için avantaj teşkil eden herhangi bir formül, düzen, model vs. toplam bilgiler şeklinde'' tanımlanabilir.
Yargıtay uygulamasında ise, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 02.06.2005 tarih ve 2004/7827 Esas, 2005/5755 Karar sayılı ilamında ''Ticari sır kavramının en önemli unsurunun toplumun bilgisi dahilinde olmama veya ilgili alanda rakip firmalarca bilinmeme şartının olduğunu'' belirterek verdiğimiz son tanımı desteklemiştir.
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasında Mart 2008 tarihli sözleşme ile davacının maliki bulunduğu alışveriş merkezi içinde davacı tarafça onaylanmış noktalara davalı tarafından yerleştirilecek ve mülkiyeti davalıya ait olacak 15 adetten az olmayan muhtelif boyutlardaki plazma ekranların, bir mecra kuruluş olan davalı tarafça işletilmesi ve pazarlanması suretiyle reklam siparişlerinin edinilmesi, reklamların yaratılması, yayınlanması ve reklam gelirlerinin paylaşılması konulu sözleşme yapıldığı, Sözleşmenin 4. maddesinde ise ''Davalı ...'nin reklam verenlerle ve diğer firmalarla yapacağı anlaşmalardan ajans komisyonları, damga vergileri, ilan reklam vergileri, elektrik giderleri, her türlü resim, harç ve pulları vs. düşüldükten sonra elde ettiği net gelirin 3 yıl süre ile %50'sini, 3. yıldan sonra 5. yıla kadar 2 yıl süre ile %60'ını davacı ...'ın bildireceği banka hesabına ödeyeceğinin'' kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.
Dolayısıyla davacının alacağının belirlenmesi davalının reklam verenlerle ve diğer firmalarla yapacağı sözleşmelere bağlanmıştır. Bu durumda davacının davalı ile rakip firma ya da 3. kişi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yukarıda yer verilen tanımlardan da anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki sözleşme ile davacının alacak hakkı ve miktarı davalının 3. kişilerle yaptığı sözleşmelerden elde ettiği gelire göre belirlenceğinden 3. kişilerle yapılan sözleşmelerin akdi ilişkinin tarafı olan davacı yönünden ticari sır olarak kabulü mümkün değildir.
Bu nedenlerle, HMK'nın 219. ve 220. maddeleri gereğince uyuşmazlık konusu döneme ilişkin davalı tarafa reklam veren diğer firmalarla davalının yaptığı sözleşmelerin ibrazının usulüne uygun olarak emredilerek tüm ticari kayıt ve belgeler üzerinde gerekli inceleme ve araştırmaların yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının talep halinde temyiz edene iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 21.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
İdari Yargılama Usulü
Bir büyükşehir belediyesi tarafından yapılan raylı sistem ihalesini kazanan (A) A.Ş.’ye karşı, ihaleye katılan (B) A.Ş. tarafından, (A)’nın ihaleyi kazanmasının hukuka aykırı olduğu, özellikle aşırı düşük teklif sunduğu ve bu teklifi karşılayacak mali ve teknik yeterliliğe sahip olmadığı iddiasıyla idare mahkemesinde iptal davası açılmıştır. Davacı (B), iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeden, (A)’nın ticari defterleri ile projeye özgü maliyet analizi raporlarının celbini talep etmiştir. (A) ise söz konusu belgelerin ticari sır niteliğinde olduğunu ve rakiplerinin eline geçmesinin telafisi imkânsız zararlara yol açacağını belirterek belgeleri ibraz etmekten kaçınmıştır. Bu durumda, idari yargılama usulü ilkeleri çerçevesinde mahkemenin yetkisi ve (A)’nın yükümlülüğüne ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesi gereğince idari yargının denetimi hukuka uygunlukla sınırlı olduğundan, (A)'nın mali yeterliliğinin incelenmesi yerindelik denetimi teşkil eder ve mahkemenin bu belgeleri isteme yetkisi yoktur.
B) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun üçüncü kişiden belge istenmesine ilişkin 221. maddesi uyarınca, davada üçüncü kişi konumunda olan (A), tanıklıktan çekinme hallerine dayanarak ticari sırlarını koruma gerekçesiyle belge ibrazından kesin olarak kaçınabilir.
C) Uyuşmazlığın aydınlatılması için zorunlu olan bilgi ve belgelerin istenmesi idari yargı yerinin yetkisi dahilindedir; ancak mahkeme, ibraz edilecek belgelerdeki ticari sır niteliğindeki bilgilerin gizliliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
D) 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nda haberleşmenin gizliliğini ihlal edecek belgelerin kanun kapsamı dışında tutulması, ticari sırları da kapsadığından, mahkemenin bu ilke uyarınca (A)'nın ticari sırlarını istemesi mümkün değildir.
E) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi gereğince, (A)'nın ticari defterlerinin lehine delil olabilmesi için kanuna uygun tutulmuş olması şart olduğundan, mahkeme öncelikle bu şartların varlığını araştırmalı ve ancak bu şartlar varsa belgelerin ibrazına karar vermelidir.