6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 220

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 220. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 220- (1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. (2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. (3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir. Üçüncü kişinin belgeyi ibraz etmemesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

28 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2023/7983 E., 2023/6842 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
a arttırdığını ve 2017 yılında önceki yılın aynı ayına oranla daha fazla kâr ettiğini ileri sürdüğü ve prim alacağı yönünden emsali genel müdür yardımcılarına ödenen prim oranında prim alacağının ödenmesini talep ettiği, Mahkemece işverene 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesi sonuçlarını hatırlatan ihtarın yapılmadığı anlaşıldığından işverene 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesi gereğince emsal iş
9. Hukuk Dairesi         2023/7983 E.  ,  2023/6842 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 05.03.2008-28.02.2017 tarihleri arasında mali işler genel müdür yardımcısı olarak başarılı bir şekilde görevini ifa etmiş olması sebebiyle yaklaşık 9 yıllık görev sürecinde 2016 yılına kadar her sene başarı primi olarak jestiyon primi aldığını, 2016 yılında ise dengi olan tüm genel müdür yardımcılarına prim ödemesi yapıldığı hâlde müvekkiline ödeme yapılmamasının hakkaniyete ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, 2016 yılında kârın %39 oranında olması nedeniyle 2016 yılı için bir önceki yıl aldığı tutarın %39 fazla oranında arttırılarak (GV stopajı sonrası) net 222,00 TL prim ödenmesi gerektiğini, 2017 yılının Şubat ayı dâhil davalı Banka 2016 yılının aynı dönemine göre daha yüksek (40 milyon TL dolayında) net kâr elde ettiğinden 2 aylık çalışması dikkate alınmaksızın o döneme denk düşen priminin de tarafına ödenmemiş olmasının haksız olup bu prim ödemesinin de yapılması gerektiğini, prime hak kazanması için işyerinde prim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olmasının gerekmeyeceğini, bu sebeple keyfi ve haksız olarak ödenmeyen 2017 Ocak ve Şubat ayları baz alınarak hak ettiği prim alacaklarının (GV stopajı sonrası) net 37.000,00 TL olup bilirkişi tarafından ayrıca hesaplanması gerektiğini, işçiye ödenen çıplak ücret dışındaki düzenli olarak her yıl ödenen jestiyon (prim) ödemeleri de ücret niteliğinde olduğundan ve giydirilmiş ücret tanımına girdiğinden, ihbar tazminatı hesaplanırken işçiye ödenen brüt tutarın dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek ihbar tazminatı ile prim ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının genel müdür yardımcısı unvanı ile çalışmakta iken 28.02.2017 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile iş sözleşmesinin 28.02.2017 tarihinde yasal hakları ödenmek suretiyle feshedildiğini, davacının prim ödemeleri, izin ücreti ve ihbar tazminatının ödenmediğine ilişkin iddia ve beyanlarının dayanaksız olduğunu, müvekkili Bankada her yıl belirli oranda jestiyon primi dağıtılması yönünde bir uygulama olmadığını, bir yılın tamamlanması kaydı ile performansa bağlı olarak Genel Müdürlüğün takdir ve inisiyatifine göre yine takdir edilen bölüm yöneticilerine prim ödemesinin söz konusu olduğunu, genel bir uygulama olmadığını, davacının çalıştığı süreye ilişkin ihbar tazminatının kendisine tam ve eksiksiz ödendiğini, yapılan hesaplamanın davacı tarafından kabul edildiğini ve herhangi bir itirazının da olmadığını, davacının çalıştığı süreye ilişkin olan izin ücretinin kendisine eksiksiz ve tam olarak ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.03.2020 tarihli ve 2017/863 Esas, 2020/190 Karar sayılı kararıyla; davacıya her yıl prim ödemesi yapılması nedeniyle son üç yılın ortalaması alınarak prime hak kazandığı ve yıllık prim tutarının bir aya gelen karşılığının ihbar tazminatına eklenmesi gerektiği gerekçesiyle prim ve ihbar tazminatı fark alacaklarının kısmen kabulüne, yıllık izin yönünden ise talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 02.12.2021 tarihli ve 2020/2214 Esas, 2021/2663 Karar sayılı kararıyla;, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ... alt bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Dairemizin 20.04.2022 tarihli 2022/3716 Esas ve 2022/4936 Karar sayılı kararıyla; davalının tüm, davacının diğer temyiz itirazları reddedilmiş ve davacının mali işler genel müdür yardımcısı olarak çalıştığı, Şirketin 2016 yılında kârını %39 oranında arttırdığını ve 2017 yılında önceki yılın aynı ayına oranla daha fazla kâr ettiğini ileri sürdüğü ve prim alacağı yönünden emsali genel müdür yardımcılarına ödenen prim oranında prim alacağının ödenmesini talep ettiği, Mahkemece işverene 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesi sonuçlarını hatırlatan ihtarın yapılmadığı anlaşıldığından işverene 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesi gereğince emsal işçilere ait prim bordrolarını sunması için kesin süre verilmesi, kesin süre içinde 2017 ve 2018 yıllarında davacı ile emsal nitelikteki genel müdür yardımcılarına yapılan ödemelere ilişkin kayıtların ibrazı hâlinde bilirkişilerce gerekli inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre, aksi hâlde 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesindeki usul gözetilerek duruma göre mali işler genel müdür yardımcısı olarak çalışan davacının mali işlere dair verileri bildiğinden davacı tarafın beyanı kabul edilerek uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına uyularak davalıya 6100 sayılı Kanun'un 220 nci maddesine göre ihtarlı kesin süre verilmiş, davalının kayıtları sunmaması nedeniyle davacının, davalı Şirketin %39 oranında kâr ettiğine yönelik beyanına göre prim alacakları hesaplanarak taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; müvekkili Bankada her yıl belirli oranda jestiyon primi dağıtılması yönünde genel bir uygulama olmadığını, yılın tamamlanması kaydıyla ve performansa bağlı olarak tamamen Genel Müdürlüğün takdir ve inisiyatifine göre jestiyon primi verildiğini, davacının 2017 yılına ilişkin jestiyon primi alacağının dayanağı olmadığını, zira 2017 yılında iki aylık çalışması olduğunu, davacının çalıştığı süreye ilişkin ihbar tazminatının kendisine eksiksiz ödendiğini, bilirkişi tarafından davacının talebinin bile üstünde bir hesaplama yapıldığını ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının jestiyon prim alacağının hesabına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2022/3716 E., 2022/4936 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 29. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220 nci maddesi ise;
9. Hukuk Dairesi         2022/3716 E.  ,  2022/4936 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 29. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... ... 26. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı şirkette 05/03/2008 tarihinde mali işler bölümünde genel müdür yardımcısı pozisyonunda işe başladığı çalışmasının iş sözleşmesinin 28/02/2017 tarihli ve 2017/28 nolu yönetim kurulu kararı ile gerekçesiz ve hukuka aykırı feshedildiği tarihe kadar kesintisiz devam ettiğini, ... ... 6. İş Mahkemesi'nin 2017/185 esas sayılı işe iade dosyasında alınan raporla haksız feshin varlığının tespit edildiğini, müvekkilinin başarılı bir şekilde görevini ifa etmiş olması sebebiyle yaklaşık 9 yıllık görev sürecinde 2016 yılına kadar her sene başarı primi olarak jestiyon primi aldığını, 2016 yılında ise dengi olan tüm genel müdür yardımcılarına prim ödemesi yapıldığı halde müvekkiline ödeme yapılmamasının hakkaniyete ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, 2016 yılında % 39 karını arttıran bir kurumda mali işler genel müdür yardımcısı olarak çalışan müvekkiline prim ödenmemesinin haksız olduğunu, 2016 yılı için hesaplanan bir önceki yıl aldığı tutarın % 39 fazla oranında arttırılarak (GV stopajı sonrası) net 222.00 TL prim ödenmesi gerektiğini, 2017 yılının 2. ayı dahil davalı banka 2016 yılının aynı dönemine göre daha yüksek 40 milyon TL dolayında net kar elde ettiğinden 2 aylık çalışması dikkate alınmaksızın o döneme denk düşen priminin de tarafına ödenmemiş olmasının haksız olup bu prim ödemesinin de yapılması gerektiğini, prime hak kazanması için işyerinde prim ödemesinin gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olmasının gerekmeyeceğini, bu sebeple keyfi ve haksız olarak ödenmeyen 2017 Ocak ve Şubat ayları baz alınarak hak ettiği prim alacaklarının (gv stopajı sonrası) net 37.000 TL olup bilirkişi tarafından ayrıca hesaplanması gerektiği, ayrıca iyi niyetten yoksun bir biçimde yılı doldurmasına tam 5 gün kala iş sözleşmesi haksız nedenle feshedilerek 20 iş günü kadar izin ücreti almasının açıkça engellendiğini, davalı banka tarafından müvekkiline ödenen ihbar tazminatında matrah hatası yapıldığını ve ödenmesi lazım gelen tazminattan daha az bir miktar ödendiğini, işçiye ödenen çıplak ücret dışındaki düzenli olarak her yıl ödenen jestiyon (prim) ödemeleri de ücret niteliğinde olduğundan ve giydirilmiş ücret tanımına girdiğinden, ihbar tazminatı hesaplanırken işçiye ödenen brüt tutarın dikkate alınması gerektiğini, dolayısıyla her yıl düzenli ödenen jestiyonların da ihbar tazminatı matrahı hesabında ücret olarak dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek prim alacağı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının genel müdür yardımcısı unvanı ile çalışmakta iken 28/02/2017 tarihli YK kararı ile hizmet sözleşmesinin 28/02/2017 tarihinde yasal hakları ödenmek suretiyle feshedildiğini, davacının prim ödemeleri, izin ücreti ve ihbar tazminatının ödenmediğine ilişkin iddia ve beyanlarının dayanaksız olduğunu, 28/02/2017 tarihinde bankaca tüm yasal haklarının ödendiğini bu ödemelere ilişkin itiraz veya ihtirazı kaydının bulunmadığını, müvekkili bankada her yıl belirli oranda jestiyon primi dağıtılması yönünde bir uygulama olmadığını, bir yılın tamamlanması kaydı ile performansa bağlı olarak genel müdürlüğün takdir ve insiyatifine göre yine takdir edilen bölüm yöneticilerine prim ödemesinin söz konusu olduğunu, genel bir uygulama olmadığını, bu jestiyon oranının da tamamen genel müdürlük takdirine göre belirlendiğini, 2016 yılı için prim ödeme şartlarını taşıdığından prim ödemesi gerçekleştirildiğini, 2017 yılına ilişkin olan prim alacağına ilişkin talebinin dayanağının bulunmadığını, davacı tarafın 2017 yılında sadece 2 ay çalıştığından prim ödeme şartı olan yıl sonuna kadar çalışılmadığından ödeme şartını yerine getirmediğini, davacının çalıştığı süreye ilişkin ihbar tazminatının kendisine tam ve eksiksiz ödendiğini yapılan hesaplamanın davacı tarafından kabul edildiğini ve herhangi bir itirazının da olmadığını, davacının çalıştığı süreye ilişkin olan izin ücretinin kendisine eksiksiz ve tam olarak ödendiğini, izin ücretine hak kazanması için sürenin doldurulması yasal düzenleme gereği olup bu şartın yerine gelmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1 bendi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE dair hüküm kurulmuştur. Temyiz: Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuştur. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Taraflar arasında davacının prim alacağının hesaplama yöntemi hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Prim, işçinin mal veya hizmet üretiminde daha istekli hale gelmesi ve başarısının artması için işverence ödül niteliğinde verilen ek ödemeler şeklinde tanımlanabilir. Prim ödemesinden amaç, işçinin dava verimli bir şekilde çalışmaya özendirilmesidir. Primin kişiye özgü olması sebebiyle ikramiyeden farklı olarak prim ödemelerinin genel bir nitelik taşıması gerekmez. Bununla birlikte, işveren tarafından ayrımı haklı kılan geçerli nedenler olmadığı sürece prim uygulaması yönünden de işverenin eşit davranma borcu söz konusudur. İşçinin prime hak kazanması için işyerinde prim ödemesini gerektiren dönemin sonuna kadar çalışmış olması gerekmez. İşyerinde çalışılan süreyle sınırlı olmak üzere işçinin prim talep hakkı vardır. Prim uygulaması, bireysel ya da toplu iş sözleşmeleri ile de kararlaştırılabilir. İş sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence tek taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesi “işyeri şartı” niteliğindedir. Her durumda uygulamanın tek taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılması doğru değildir. Prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişiklik, 4857 sayılı Kanunun 22’nci maddesi kapsamında gerçekleştirilmelidir (Yargıtay 9. HD. 22.1.2009 gün 2007/34717 E, 2009/638 K.). Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tarafın belgeyi ibraz etmemesi” başlıklı 220 nci maddesi ise; “(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. (2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. (3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” hükmünü içermektedir. Dosya içeriğine göre davacı mali işler genel müdür yardımcısı olarak çalışmış olup şirketin kar ve zarar parametrelerini bilebilecek vasıftadır. Davacı vekili davalı şirketin 2016 yılında önceki yıla göre % 39 karını arttırdığını ve 2017 yılında ise ilk iki aylık dönemde önceki yılın aynı dönemine göre 40 milyon TL fazla kar elde ettiğini belirterek emsal işçilere ödenen miktarda prim alacağının hesaplanarak ödenmesini talep etmiştir. Davacıya 2016 yılı ve 2017 yılında 2 aylık dönem için prim ödemesi yapılmamıştır. Primler bir sonraki yılda ödendiğinden işverenin 2016 yılında yaptığı ödeme 2015 yılına aittir. İlk Derece Mahkemesince prim uygulamasına ilişkin davacıya çalışma süresi boyunca ödenen primlere ilişkin miktar ve tür bilgilerini ayrıca davaya esas olacak 2017 ve 2018 yılları davacı ile emsal nitelikteki personele ilişkin aylık ücretleri, görev tanımları ve ödenen prim miktarlarını gösteren belge ve bilgileri bildirmesi için davalıya 2 haftalık KESİN süre verildiği, bu süre içerisinde sunulmadığı takdirde dosyanın mevcut haliyle değerlendirilmesine karar verilmiş olup açıkça Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220 maddesi sonuçlarını hatırlatan ihtarın yapılmadığı anlaşıldığından, işverene Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220 nci maddesi gereğince kesin süre verilmeli, kesin süre içinde 2017 ve 2018 yıllarında davacı ile emsal nitelikteki Genel Müdür Yardımcılarına yapılan ödemelere ilişkin kayıtların ibrazı halinde bilirkişilerce gerekli inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre, aksi halde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220 nci maddedeki usul gözetilerek duruma göre davacının mali işler genel müdür yardımcısı olarak çalıştığından mali işlere dair verileri bildiğinden davacı tarafın beyanı kabul edilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır. Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olmuştur. SONUÇ: Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 20.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/17202 E., 2020/13649 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
ir belgeler, hizmet alım sözleşmesi/sözleşmeleri, ihale belgeleri, var ise dosyadaki eksik Komisyon kararları, davacının işyeri şahsi sicil dosyası / dosyaları, olur ise tarafların delil olarak bildirecekleri yeni /diğer belgeler gerekirse HMK’nun 220. maddesi uygulanarak celbedilmelidir.
9. Hukuk Dairesi         2017/17202 E.  ,  2020/13649 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, ihalelerle taşeronlara işveren ... nezdinde çalışan davacının işçilik alacaklarından, ...’ın kapanması nedeni ile davalının sorumlu olduğunu, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe: 1-6360 sayılı Kanun ile ...’ın tüzelkişiliğinin kaldırılması sonucunda ... nezdinde çalışan alt işveren işçilerinin işçilik alacaklarından hangi kurumun sorumlu olduğu uyuşmazlık konusudur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Dairemiz daha önce incelenen benzer dosyaların kapsamındaki çeşitli bilgi ve belgelerden, söz konusu işçilerin yaptıkları görev veya fiilen yaptığı işi, komisyonun 2014/42 sayılı kararı eki listeler bakımından neticeye etkili değildir, zira, Antalya Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 2014/42 sayılı kararının eki tutanaklar ve listelerde borç ve sorumlulukların hizmet alım sözleşmeleri kapsamında bir bütün olarak kurumlara devredildiği, işçilerin işine ve göreve göre devredilmediği anlaşılmaktadır. Bu karara itirazların incelendiği Komisyonun 2014/108 sayılı kararı da mevcut olup, Komisyonun 2014/128 sayılı kararı ile 2014/42 karar ve eki tutanaklar / listeler ile 2014/108 sayılı kararın geçerli olmasına ve aynen kabulüne karar verilmiştir. Neticeten, Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunmadıkça ve 6360 sayılı Kanun’da veya mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunmadıkça, 2014/42 sayılı kararın ekindeki listelere göre hangi hizmet alım sözleşmesi hangi kuruma devredilmiş ise o kurum, belirtilen hizmet alım sözleşmesine dayanılarak çalıştırılan işçinin işçilik alacaklarından bir bütün olarak, işçinin yaptığı görev her ne olursa olsun, sorumlu olacaktır. Hizmet alım sözleşmelerinden doğan sorumluluklar bir bütün olarak kurumlara devredilmiştir. Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama var ise veya 6360 sayılı Kanun’da ya da mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunması halinde, bu düzenlemenin gerektirdiği ölçüde davacının görevi ve bu işi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığı dikkate alınmalıdır. Ancak, her hizmet, işin özünü oluşturan işi sahada yapan personel kadar o işle ilgili çalışan büro personeli, odacı, şoför ve benzeri görevlerde çalışan, işin esas kısmını yapmasa dahi yapılmasına katkı sağlayan, yardım eden personel ile bir bütün olarak yürür. Bu nedenle belli bir hizmetin bir kuruma özel mevzuat hükmü veya komisyon kararı açıklaması ile devredildiğinin anlaşılması halinde, mevzuatta ayrı ve açıkça ortaya konmuş aksi yönde bir düzenleme bulunmadıkça, söz konusu hizmetin devredildiği kuruma o hizmetin gerçekleştirilmesi için çalıştırılan tüm personelin, görevlerine bakılmaksızın, devredildiğinin kabulü gerekeceği göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar kapsamında, davacının yaptığı görevi ve/veya bu görevi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığının tespiti önem arzedebilecektir. Komisyonun 2014/126 sayılı kararına gelince, bu kararın ...’ın alt işverenlerinde çalışan işçiler ile ilgisi olmadığı, ...’ın alt işverenlerinin işçilerini kapsamadığı intibaı doğmaktadır ki bu husus da ele alınmalıdır, irdelenerek açığa kavuşturulmalıdır. Bu nedenle, davacı işçişnin görevi ne olur ise olsun, en son hangi hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığı taraflardan sorularak ve gerekirse ilgili bilgi ve belgeler getirtilerek tespit edilmelidir. Bu hizmet alım sözleşmesinin hangi kuruma Komisyon kararı/kararları ile devredilidği belirlenerek davalı ...’nin davacının işçilik alacaklarından sorumlu olup olmadığı ortaya konmalıdır. Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama var ise veya 6360 sayılı Kanun’da ya da mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunması halinde, bu düzenlemenin gerektirdiği ölçüde davacının görevi ve bu işi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığı dikkate alınmalı, yukarda belirtildiği şekilde sonuca gidilmelidir. Sonuca gidilmesi için gereken davacının en son çalıştığı işyeri sicil dosyası, hangi görevde ve hangi kamu hizmetine yönelik olarak davacının çalıştığına dair belgeler, hizmet alım sözleşmesi/sözleşmeleri, ihale belgeleri, var ise dosyadaki eksik Komisyon kararları, davacının işyeri şahsi sicil dosyası / dosyaları, olur ise tarafların delil olarak bildirecekleri yeni /diğer belgeler gerekirse HMK’nun 220. maddesi uygulanarak celbedilmelidir. Tarafların bildirmesi halinde konuya ilişkin diğer sair deliller toplanmalıdır. Taraflardan husumetin belirlenmesi konusunda bildirecekleri başka delil olup olmadığı sorularak varsa toplanmalı ve gerekirse HMK’nun 220. maddesi de tatbik edilmelidir. Gerekmesi halinde husumetin tespiti noktasında tanıklar dinlenmelidir. Buna göre davalı ...’ye devredilmiş bir işçilik alacağı ise mahkeme tarafından işin esasına girilerek bir karar verilmelidir. Esas hakkında karar verilmesi için de eksik belgeler var ise gerekmesi halinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 220. maddesi uygulanmalıdır. İşin esasına girilmesi halinde hizmet süresi gibi kamu düzenine ilişkin konuların yanı sıra tüm iddia ve savunmalar ele alınarak sonuca gidilmelidir. Davacının ...’ın tüzel kişiliğinin sona ermesinden sonra fiilen çalıştığı bir kurumun olduğu iddiası var ise bu şekilde ...’ın sona ermesinden sonra süren fiili çalışması olup olmadığı, böyle bir fiili çalışması olduğunun anlaşılması halinde bu kurum tespit edilerek, bu kurum davalı kurum ise işçilik alacaklarında davalı kurum da kendisine karşı dava açılmış alt işveren var ise o alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmalıdır. Zira, genel kural, işçiyi fiilen çalıştıran asıl işverenin alt işveren ile birlikte işçilik alacaklarından sorumlu tutulmasıdır. Bir diğer deyişle, işçinin hizmetinden fiilen yararlanan kurum, salt bu fiili faydalanmanın neticesi olarak işçilik alacaklarından sorumlu hale de gelir. Bu durum da gözetilmelidir. Davacının işçilik alacaklarının davalı ...’ye değil de başka bir kuruma devredildiğinin anlaşılması halinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi işletilerek sonuca gidilmelidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 27.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/13238 E., 2018/17500 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
ir belgeler, hizmet alım sözleşmesi/sözleşmeleri, ihale belgeleri, var ise dosyadaki eksik Komisyon kararları, davacının işyeri şahsi sicil dosyası / dosyaları, olur ise tarafların delil olarak bildirecekleri yeni /diğer belgeler gerekirse HMK’nun 220. maddesi uygulanarak celbedilmelidir.
9. Hukuk Dairesi         2017/13238 E.  ,  2018/17500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı ...'nün vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, müvekkilinin 29.04.2008 tarihinden 03.04.2014 tarihine kadar ... ... Alt Yapı ve Turizmi Geliştirme Birliğinde yönetim sistemleri elemanı olarak çalıştığını, davalılardan şirketin...'ın temizlik işi ihalesini alan taşeron firma olduğunu, davacının...'ın Kemer'de bulunan atık su arıtma tesislerindeki idari binada çalışmasına rağmen sigorta primlerinin bu davalı şirket tarafından ödendiğini, diğer davalı kurumun ise...'ın tüm alacak ve borçları ile birlikte devir alan işveren olduğunu, kurumunda davacının kıdem ve ihbar tazminatından sorumlu olduğunu, müvekkilinin en son yapılan 30.03.2014 tarihli yerel seçimlerden sonra 03.04.2014 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarıldığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve eşitsizlik tazminatı alacaklarını istemiştir. B)Davalı cevabının özeti: Davalı Asat vekili, davanın müvekkili kurum Asat ile hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacı ile müvekkili idarenin...'dan dolayı hiçbir bağının mevcut olmadığını, müvekkili kurumun kamu tüzel kişiliği haiz mahalli bir kamu kurumu olduğunu, davacının geçerli neden olmaksızın işten çıkarılmasına bağlı tazminat taleplerinden müvekkili kurumun sorumlu olmayacağını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, davacı işçinin 03.04.2014 tarihinde kişisel sebeplerden dolayı ayrılmak istediğini beyan ederek kendi iradesi ile işyerinden istifa ettiğini, davacının bu açık istifa beyanı karşısında kıdem ve ihbar tazminatı talep hakkı bulunmadığını, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. C)Yerel Mahkeme kararının özeti: Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın, iş sözleşmesinin haksız feshi nedenine dayalı kıdem ve ihbar tazminatı ile eşitsizlik tazminatı isteklerine ilişkin olduğunu, eşitsizlik tazminatı talebi yönünden miktar gösterilip harcı yatırılmadığından usulüne uygun açılmış dava bulunmadığını, iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdirildiğini işveren her türlü delil ile kanıtlayabileceğini, işverenlikçe bu konulardaki ispat külfetinin yerine getirilmediğini, davacının, ... ... Turizmi Geliştirme ve Alt Yapı İşletme Birliğinin (Gatab) asıl işveren, davalı şirketin de alt işveren olduğu işte çalıştığı, 4857 sayılı Kanun'un 2/6.maddesi gereği asıl işveren ve son alt işveren işçilik hak ve alacaklarından birlikte sorumlu olduklarını, ne var ki; bir mahalli idare birliği olan...'ın tüzel kişiliğinin 6360 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 26. fıkrası gereği kaldırıldığı, tüzüğünde tasfiyeye ilişkin bir hüküm olmaması sebebi ile bu Kanun hükümlerine göre ... İli Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 04.04.2014 tarih ve 2014/42 sayılı kararı ile tasfiye edildiği, kararın eki devir tutanakları incelendiğinde somut olarak kimi taşınır, taşınmaz ve geçmiş dönem alacak ve borçları ile ilgili olduğu dava konusu işçi alacaklarıyla ilgili bir devir kararının bulunmadığı, ancak, söz konusu kararın 3.maddesinde "devir tutanaklarında yer almayan...'ın doğmuş ve doğacak hak, alacak ve borçları, devam eden davaları ile her türlü personel, taşınır mallar, tahsisli ve kiralık taşınmazlar, iş makinaları ve diğer taşıtlar ile abone türlerine göre .../kapalı abonelerin Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına girenlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı kuruluş Asat Genel Müdürlüğünün görev alanına girenlerin Asat Genel Müdürlüğüne, çöp toplamaya ilişkin olanların Kemer Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine..." karar verildiği, anılan komisyonun daha sonra yeniden toplanarak 17.10.2014 tarihli 2014/108 sayılı kararı aldığı, anılan kararda da dava konusu alacak ile ilgili somut devir yapılmadığı gibi Mahkeme'nin bu konudaki müzekkeresine alt işveren personellerinin birlik personeli olmadığı şirket elemanı olarak çalıştırıldığı için herhangi bir kuruma devir işleminin yapılmadığının bildirildiği, 2014/108 sayılı kararda 2014/42 sayılı kararın geçerli olmasına ancak; "...Kemer İlçe Belediyesi'nin Büyükşehir Belediyesi'nin ve Asat Genel Müdürlüğü'nün görev alanına giren hizmetleri ile ilgili devir tutanaklarında yer almayan doğmuş ve doğacak hak, alacak ve borçları ve devam eden davaları ile her türlü personel, taşınır mallar, iş makinaları ve diğer taşıtlarının Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına girenlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, Asat Genel Müdürlüğü'nün görev alanına girenlerin Asat Genel Müdürlüğü'ne diğerlerinin ise Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine..." karar verildiği, 2014/42 sayılı Karar'ın 3. maddesi değiştirilerek önceki düzenlemede çöp toplamaya ilişkin işlerin Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmesine karar verilmişken son kararda Büyükşehir Belediyesi'nin görev alanına giren işlerin Büyükşehir Belediyesi'ne, Asat'ın görev alanına girenlerin Asat'a diğerlerinin ise Kemer İlçe Belediyesi'ne devredilmiş kabul edilmesine karar verildiği, davacı vekilinin 23.10.2015 tarihli dilekçesinde sözünü ettiği 477, 516, 574, 612 sıra nolu devredilen borçların dava konusu alacak/borçla ilgisi bulunmadığı, onlar devredildiyse bu da devredilmiştir şeklindeki bir çıkarım doğru olmadığı gibi devir kararı ve eki tutanaklara ve Valilikçe Mahkeme'nin 11.11.2014 tarihli müzekkeresine verilen cevaba da aykırı olduğu, son devir kararı ile Kemer Belediyesi'nin sorumluluğu asıl/genel, Büyükşehir Belediyesi ve Asat'ın sorumluluğunun ise istisnai/özel olarak düzenlendiği, alt işveren işçileri ve kapsamında çalıştırıldıkları sözleşme ile ilgili devir tutanakları ve bağlı kararda özel bir düzenleme ve somut bir hüküm bulunmadığı emsal dosyalarımız üzerinden yazılan 11.11.2014 tarihli müzekkeremize verilen cevapta açıkça ifade edildiği, bu duruma göre gerçek hasım belirlenirken, ihaleli işlere ilişkin davacının çalıştırıldığı sözleşme kapsamı ve davacının fiilen yaptığı işin tespiti gerekeceği, dosyaya sağlanan ihale sözleşmeleri, şartnameler ve ... kayıtlarına göre davacı basın-danışma-hukuk elemanı ve sayaç işinde çalıştığı, davacı vekili müvekkilinin atık su arıtma tesisindeki idari binada çalıştığını savunduğu, işten ayrılma bildirgesi incelendiğinde davacının meslek adının büro işçisi olarak gösterildiği, tanık A'nın beyanından davacının arıtma tesisinde çalıştığının anlaşıldığı, açıklanan bu durum, fiilen yapılan işin bu niteliği ve devir tasfiye komisyonunun 17.10.2014 tarih ve 2014/108 karar sayılı kararı gözetildiğinde...'a izafeten asıl işverenin Asat olduğunun belirlendiği, davalılardan Asat'ın asıl işveren diğer davalıda son alt işveren / devralan işveren sıfatı ile tespit edilen tazminat ve alacaklardan birlikte sorumlu oldukları, 6552 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme asıl işverenin sorumluluğunu pekiştirmekte, 4857 sayılı Yasa'nın halen yürürlükteki 2/6.maddesi karşısında alt işverenin sorumluluğunu kaldırmadığı, savunulan istifa dilekçesinin gerçeği yansıtmadığı, davalı işyeri ile ilgili olmadığı davacının iradesi dışında işveren vekilince ilaveler yapıldığı görülüp anlaşılmakla itibar edilmediği, tazminat hesapları açısından ise; ihbar tazminatı yönünden davacı dilekçesindeki hesap hakimliğimizce de oluşa ve dosya içeriğine uygun ve hüküm vermeye elverişli görüldüğü, ancak kıdem tazminatı yönünden yapılan hesap hüküm vermeye elverişli olmadığı, davacının hizmet süresi eksik gün kodu 1 olarak gösterilen 8 gün ilavesi ile 4 yıl 11 ay 10 gün olduğu, davacının çalışmasının 29.04.2008 de başladığını ifade ettiği ancak çalışmaların geçtiği işyerinin davalı işyeri ile ilgisi bulunmadığı, davacının davalı işyerinde 06.02.2009 - 03.04.2014 tarihleri arasında çalıştığı kabul edildiğinde anılan ... süresine ulaşıldığı, buna göre 4 yıl karşılığı 6540 TL olduğu (4x1635,30), 11 ay için 1499,02 TL (1635,30/12x11), 10 gün için 44,80 TL (1635,30/365x10) olmak üzere toplam 8083,82 TL brüt, %07,59 oranında damga vergisi karşılığı 61,35 TL nin düşülmesi ile 8022,46 TL net kıdem tazminatına ulaşıldığı gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne, eşitsizlik tazminatı talebi hakkında karar vermeye yer olmadığına karar verilmiştir. D)Temyiz: Karar süresi içinde davalı Asat vekili tarafından temyiz edilmiştir. E)Gerekçe: Husumetin kime yöneltileceği taraflar arasında ihtilaflıdır. Davalı Asat’ın 12/05/2015 ıslak havale tarihli yazısında davacının Zigana Şirketinde çalıştığı belirtilerek dava konusu hizmet alım sözleşmesinin gönderildiği belirtilmiştir. Gönderilen sözleşme, ... ve Zigana Şirketi arasındaki "Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım, Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı " sözleşmesidir. Bu sözleşme 42 sayılı Komisyon kararı ekindeki listenin 518. sırasında "Zigana Şirketi 12/2013 hakedişi" yönünde açıklama ile Büyükşehr Belediyesi'ne devredilmiş görünmektedir. İlk derece Mahkemesi kararının gerekçesinde "alt işveren işçileri ve kapsamında çalıştırıldıkları sözleşme ile ilgili devir tutanakları ve bağlı kararda özel bir düzenleme ve somut bir hüküm bulunmadığı emsal dosyalarımız üzerinden yazılan 11.11.2014 tarihli müzekkeremize verilen cevapta açıkça ifade edilmiştir" denmiş ise de Mahkemenin bu sonucuna nasıl vardığı anlaşılamamaktadır. Gene aynı Mahkeme gerekçesinde "Davacı vekilinin 23.10.2015 tarihli dilekçesinde sözünü ettiği 477, 516, 574, 612 sıra nolu devredilen borçların dava konusu alacak/borçla ilgisi yoktur. Onlar devredildiyse bu da devredilmiştir şeklindeki bir çıkarım doğru olmadığı gibi, devir kararı ve eki tutanaklara ve valilikçe mahkememizin 11.11.2014 tarihli müzekkeresine verilen cevaba da aykırıdır. " yönünde açıklama bulunmakta ise de "Borçlar devir tutanağının" 518. sırasında "Basın Danışmanı, Turizm Tanıtım Elemanı, Hukuk Elemanı, Sayaç Okuma Elemanı ve Genel İdari Hizmet Alımı, 2013 Aralık ayı hakedişi-Zigana Tem. Tic. Ltd. Şti." şeklindeki açıklamalar ile Büyükşehir Belediyesine devredildiği görülmektedir. Benzer durum Komisyon kararı eki listenin örneğin 442. srası için de geçerli olup, Mahkeme kararında belirtilen sıra numaralarındaki devredilen borçların eldeki dava dosyası ile ilgisi olmadığı sonucuna nasıl / hangi gerekçeler ile varıldığı anlaşılamamaktadır. Valilik yazısında, davacının şirket elemanı olarak çalıştığı, davacının... personeli olmadığı için herhangi bir kuruma devrinin yapılmadığı belirtilmiştir. Dava dilekçesinde davacının işi, “Gatab’ın atıksu arıtma tesislerindeki idari binada çalışan yönetim sistemleri elemanı” olarak açıklanmıştır. Tanık beyanlarının ve “Hakediş raporları” adlı belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, davacının iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hizmet alımı sözleşmesi kapsamında 3. kişi yüklenici hakkında hazırlanan hakediş raporunu "Yönetici Sistem Sorumlusu" olarak imzaladığı anlaşılmaktadır. Yani davacının işi bellidir. Davacı tanığı A.Ö., Dairemiz tarafından 2018/443 Esas sayısı ile incelenen Kemer 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatı ile) 2016/375 Esas sayılı dosyasının davacısı olup, görevleri farklı olabilir ise de her iki davacının da büro personeli olup aynı yerde çalıştıkları anlaşılmaktadır. Eldeki dosyada ilk derece Mahkemesi tarafından davalı olarak işçilik alacaklarından sorumlu tutulan Asat, A.Ö.nün dosyasında ilk derece Mahkemesi tarafından davalı olarak işçilik alacaklarından sorumlu tutulan ise Kemer Belediyesidir. Tüm bu açıklamalar da göz önüne alınarak; 6360 sayılı Kanun ile...’ın tüzel kişiliğinin kaldırılması sonucunda... nezdinde çalışan alt işveren işçilerinin işçilik alacaklarından hangi kurumun sorumlu olduğu uyuşmazlık konusudur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Dairemiz tarafından aynı gün birlikte incelenen benzer dosyaların kapsamındaki çeşitli bilgi ve belgelerden, söz konusu işçilerin yaptıkları görev veya fiilen yaptığı işi, komisyonun 2014/42 sayılı kararı eki listeler bakımından neticeye etkili değildir, zira, ... Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 2014/42 sayılı kararının eki tutanaklar ve listelerde borç ve sorumlulukların hizmet alım sözleşmeleri kapsamında bir bütün olarak kurumlara devredildiği, işçilerin işine ve göreve göre devredilmediği anlaşılmaktadır. Bu karara itirazların incelendiği Komisyonun 2014/108 sayılı kararı da mevcut olup, Komisyonun 2014/128 sayılı kararı ile 2014/42 karar ve eki tutanaklar / listeler ile 2014/108 sayılı kararın geçerli olmasına ve aynen kabulüne karar verilmiştir. Neticeten, Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunmadıkça ve 6360 sayılı Kanun’da veya mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunmadıkça, 2014/42 sayılı kararın ekindeki listelere göre hangi hizmet alım sözleşmesi hangi kuruma devredilmiş ise o kurum, belirtilen hizmet alım sözleşmesine dayanılarak çalıştırılan işçinin işçilik alacaklarından bir bütün olarak, işçinin yaptığı görev her ne olursa olsun, sorumlu olacaktır. Hizmet alım sözleşmelerinden doğan sorumluluklar bir bütün olarak kurumlara devredilmiştir. Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama var ise veya 6360 sayılı Kanun’da ya da mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunması halinde, bu düzenlemenin gerektirdiği ölçüde davacının görevi ve bu işi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığı dikkate alınmalıdır. Ancak, her hizmet, İşİn özünü oluşturan işi sahada yapan personel kadar o işle ilgili çalışan büro personeli, odacı, şoför ve benzeri görevlerde çalışan, işin esas kısmını yapmasa dahi yapılmasına katkı sağlayan, yardım eden personel ile bir bütün olarak yürür. Bu nedenle belli bir hizmetin bir kuruma özel mevzuat hükmü veya komisyon kararı açıklaması ile devredildiğinin anlaşılması halinde, mevzuatta ayrı ve açıkça ortaya konmuş aksi yönde bir düzenleme bulunmadıkça, söz konusu hizmetin devredildiği kuruma o hizmetin gerçekleştirilmesi için çalıştırılan tüm personelin, görevlerine bakılmaksızın, devredildiğinin kabulü gerekeceği göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar kapsamında, davacının yaptığı görevi ve/veya bu görevi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığının tespiti önem arzedebilecektir. Komisyonun 2014/126 sayılı kararına gelince, bu kararın...’ın alt işverenlerinde çalışan işçiler ile ilgisi olmadığı,...’ın alt işverenlerinin işçilerini kapsamadığı intibaı doğmaktadır, ki, bu husus da ele alınmalıdır, irdelenerek açığa kavuşturulmalıdır. Bu nedenle, davacı işçinin görevi ne olur ise olsun, en son hangi hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığı taraflardan sorularak ve gerekirse ilgili bilgi ve belgeler getirtilerek tespit edilmelidir. Bu hizmet alım sözleşmesinin hangi kuruma Komisyon kararı/kararları ile devredilidği belirlenerek davalı Kurumun davacının işçilik alacaklarından sorumlu olup olmadığı ortaya konmalıdır. Komisyon kararlarının metin kısmında hangi kurumun ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama var ise veya 6360 sayılı Kanun’da ya da mevzuat hiyerarşisinde komisyon kararlarının daha üstünde yer alan mevzuatta hangi kurumun ne ile / ne işle sorumlu olduğuna dair ayrı ve açık bir açıklama bulunması halinde, bu düzenlemenin gerektirdiği ölçüde davacının görevi ve bu işi hangi kamu hizmetinin yerine getirilmesi kapsamında yaptığı dikkate alınmalı, yukarda belirtildiği şekilde sonuca gidilmelidir. Sonuca gidilmesi için gereken davacının en son çalıştığı işyeri sicil dosyası, hangi görevde ve hangi kamu hizmetine yönelik olarak davacının çalıştığına dair belgeler, hizmet alım sözleşmesi/sözleşmeleri, ihale belgeleri, var ise dosyadaki eksik Komisyon kararları, davacının işyeri şahsi sicil dosyası / dosyaları, olur ise tarafların delil olarak bildirecekleri yeni /diğer belgeler gerekirse HMK’nun 220. maddesi uygulanarak celbedilmelidir. Tarafların bildirmesi halinde konuya ilişkin diğer sair deliller toplanmalıdır. Taraflardan husumetin belirlenmesi konusunda bildirecekleri başka delil olup olmadığı sorularak varsa toplanmalı ve gerekirse HMK’nun 220. maddesi de tatbik edilmelidir. Gerekmesi halinde husumetin tespiti noktasında tanıklar dinlenmelidir. Buna göre davalıya devredilmiş bir işçilik alacağı ise Mahkeme tarafından işin esasına girilerek bir karar verilmelidir. Esas hakkında karar verilmesi için de eksik belgeler var ise gerekmesi halinde HMK’nun 220. maddesi uygulanmalıdır. İşin esasına girilmesi halinde hizmet süresi gibi kamu düzenine ilişkin konuların yanı sıra tüm iddia ve savunmalar ele alınarak sonuca gidilmelidir. Davacının...’ın tüzel kişiliğinin sona ermesinden sonra fiilen çalıştığı bir kurumun olduğu iddiası var ise bu şekilde...’ın sona ermesinden sonra süren fiili çalışması olup olmadığı, böyle bir fiili çalışması olduğunun anlaşılması halinde bu kurum tespit edilerek, bu kurum davalı kurum ise işçilik alacaklarında davalı kurum da kendisine karşı dava açılmış alt işveren var ise o alt işveren ile birlikte- sorumlu tutulmalıdır. Zira, genel kural, işçiyi fiilen çalıştıran asıl işverenin alt işveren ile birlikte işçilik alacaklarından sorumlu tutulmasıdır. Bir diğer deyişle, işçinin hizmetinden fiilen yararlanan kurum, salt bu fiili faydalanmanın neticesi olarak işçilik alacaklarından sorumlu hale de gelir. Bu durum da gözetilmelidir. Davacının işçilik alacaklarının davalı Kuruma değil de başka bir kuruma devredildiğinin anlaşılması halinde 6100 sayılı HMK’nun 124. maddesi işletilerek sonuca gidilmelidir. F)SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/1084 E., 2025/195 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
na göre İlk Derece Mahkemesince salt davalı tarafın beyanlarına dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, davacının yaralanmasına neden olduğu iddia edilen tüpün uhdelerinde olduğunu kabul eden davalılara tüpün temini için HMK'nun 220/3. maddesi ihtarını içeren meşruhatlı davetiyenin usulüne uygun olarak tebliği ile sonucuna göre HMK 220/3 maddesi uyarınca işlem yapılması;
3. Hukuk Dairesi         2024/1084 E.  ,  2025/195 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1578 E., 2022/771 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Zile 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2014/688 E., 2020/462 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin işlettiği kantin için davalı Pet Gaz Zile Tüp bayiinden aldığı tüpü yakmaya çalışırken tüpün gaz kaçırdığını fark edip tüpün başına takılan vanayı çıkarttığında tüpün sibobunun olmadığını ve tüpün içine düştüğünü gördüğünü mutfakta yanar vaziyette büyük tüplerin bulunması, içeride çok sayıda öğrenci olması nedeniyle büyük bir patlamadan korkarak, tüpün gaz kaçıran haznesini elleriyle kapatıp koşarak kantinden tüpü çıkarmaya çalıştığını ve ayrıca bir felaket yaşanmaması adına öğrencilere bağırarak uzaklaşmalarını istediğini, müvekkilin bir patlama olmadan tüpü dışarıya çıkarmayı başardığını, ancak bu esnada tüpü elleriyle kapatmaya çalıştığı için çıkan kimyasal gaz ellerine sirayet ettiğini, akabinde müvekkilin hastaneye kaldırıldığını, müdahale sonrası ise müvekkilin iki elinde de ağır yanıklar ve sol el yüzük parmağında hissizlik meydana geldiğini, bu konuyla ilgili olarak Zile Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/2507 dosyası ile soruşturmanın yürütüldüğünü, müvekkilin kazadan sonra ellerini kullanamadığını ve çalışamaz hale geldiğini ileri sürerek; adli yardımdan yararlanmasını, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı .... vekili; müvekkil firmanın kusuru bulunmadığını, muhtemelen davacının tecrübesizliği sebebiyle vanayı takarken tüpe zarar verdiğini, zira tüpün yetkili personel eliyle ve köpükle sızdırmazlık kontrolü yapılarak takıldığını, davacının itfaiyeyi çağırmayarak ihmali davranışta bulunması ve tüpe bizzat müdahale etmek suretiyle oluşan kusurlu davranışı nedeniyle olayın yaşanmasına neden olduğunu, öte yandan hastane kayıtlarına göre kaza sonrası davacıda oluşan yanıkların birinci derece üzerinde olmadığını, yani maddi bir zararının bulunmadığını, ayrıca müvekkil firma ve bölgedeki ilgili bayinin yaşanan olay sonrasında davacıyla ilgilendiklerini ve yardımcı olmaya çalıştıklarını, ancak davacı tarafın yaşamış olduğu bu kötü olayı bir kazanç kapısına dönüştürmeye çalıştığını , bu manada davacı tarafın manevi tazminat talebinde haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Aziz Petrol Ürünleri Şti yetkilisi; şirketin ....'nin Zile bayisi olup sadece müşterilere sattığını ve kullanılan boş tüpleri de .... Şirketine göndermekle yükümlü olduğunu, şirketlerinde kesinlikle tüp dolumu ve üretimi yapılmadığını, dolayısıyla açılan bu davaya karşı husumet itirazında bulunduklarını, öte yandan davacının şirketlerinden 04/11/2014 tarihinde satın alınan tüpün sağlam ve kullanılmaya elverişli bir şekilde kendisine teslim edildiğini, hasarlı ve gaz kaçıran bir tüpün tesliminin mümkün olmadığını, kullanıcının kullanım hatası nedeniyle iddia edilen olayda şirketin kesinlikle sorumluluğunun bulunmadığını, ayrıca yaşanan olay neticesinde şirket prensipleri gereği davacı ile bizzat ilgileniklerini, buna rağmen kendi yükümlülüklerini yerine getirmeyen ve kendi kusuru ile bu kazaya sebebiyet veren davacının, şirketi ilgisizlik ile suçlamış olmasını kabul etmediklerini belirterek davacının kendi kusuru nedeniyle oluştuğunu iddia ettiği kaza nedeniyle şirketin hiçbir sorumluluğu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... Türk Sigorta Şirketi vekili; davaya konu olaya ilişkin LPG tüpünün müvekkil şirkete sigortalı ait bir tüp olduğuna dair herhangi bir somut belge bulunmadığını, olay anında şofbene takılı olan tüpün hangi marka tüp olduğuna dair hiçbir delil ve tespit bulunmaksızın sorumluluk sigortacısı olarak müvekkil şirkete husumet yöneltilmesine itiraz ettiklerini, dosya üzerinde konusunda uzman bilirkişiler marifetiyle kusur dağılımına(şofben, tüpgaz) ve maluliyet tazminata ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yapılması, SGK’ya her hangi bir gelir bağlanıp bağlanmadığının sorulması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının elinde meydana gelen zararın davalıların kusurundan kaynaklandığını ispat edemediği, ayrıca olay sonrası zarara neden olduğu iddia edilen tüpe ulaşılamadığından üzerinde bilirkişi incelemesi yapılamadığından tüpün üretiminden kaynaklı davalıların sorumluluğunun gerekip gerekmeyeceğinin anlaşılamadığı, bunun dışında davacı olay sırasında itfaiye haber vermek yerine kendisinin tüpe müdahale etmesi ile meydana gelen zararın kendi kusurundan kaynaklandığı yönünde mahkemede kanaat uyandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; davacının yaralanmasına ilişkin yürütülen soruşturmada verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edildiğini, Sulh Ceza Hakimliğince verilen itirazın süre yönünden reddine dair karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulduğunu, davacının yaralanmasına sebep olan tüpün davalı bayi tarafından incelenmek üzere alındığını, tüpün bulunmaması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının ayıplı tüp nedeniyle yaralandığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. 1.Somut olayda; davacı, davalı bayiiden aldığı tüpü yakmaya çalışırken tüpün gaz kaçırdığını farketmesi üzerine tüpün başına takılan vanayı çıkarttığında tüpün sibobunun olmadığını ve tüpün içine düştüğünü fark ettiğini, mutfakta yanar vaziyette büyük tüplerin bulunması nedeniyle büyük bir patlamaya neden olmaması için tüpün gaz kaçıran haznesini elleriyle kapatıp koşarak kantinden tüpü çıkardığını, ancak bu esnada tüpü elleriyle kapatmaya çalıştığı için çıkan kimyasal gazın ellerinde ağır yanıklara neden olduğunu iddia etmiştir. Davalı tüp bayiisi yetkilisi ceza soruşturmasında alınan ifadesinde; davalı şirket yetkilisinin talimatı doğrultusunda dava konusu tüpü alarak incelenmek üzere şirketin Hatay ili Dörtyol ilçesindeki tüp dolum merkezine gönderdiklerini beyan etmiştir. Davalı şirket ceza soruşturma dosyasına verdiği beyan dilekçesinde; dava konusu tüpün üretim yılı, seri numarası, tesise getirlidiği tarih vb. bilgilerin bildirilmesi halinde kayıtların tetkik edilerek bilgi verileceğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının elinde meydana gelen zararın davalıların kusurundan kaynaklandığını ispat edemediği, ayrıca olay sonrası zarara neden olduğu iddia edilen tüpe ulaşılamadığından üzerinde bilirkişi incelemesi yapılamadığından tüpün üretiminden kaynaklı davalıların sorumluluğunun gerekip gerekmeyeceğinin anlaşılamadığı, bunun dışında davacı olay sırasında itfaiye haber vermek yerine kendisinin tüpe müdahale etmesi ile meydana gelen zararın kendi kusurundan kaynaklandığı yönünde mahkemede kanaat uyandığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’un (HMK) “İspat Yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır.Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” 3.Aynı Kanun’un “Tarafların Belgeyi İbraz Etmesi” başlıklı 220 nci maddesinde; “(1) İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. (2) Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. (3) Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.” hükümlerine yer verilmiştir. 4. Buna göre İlk Derece Mahkemesince salt davalı tarafın beyanlarına dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, davacının yaralanmasına neden olduğu iddia edilen tüpün uhdelerinde olduğunu kabul eden davalılara tüpün temini için HMK'nun 220/3. maddesi ihtarını içeren meşruhatlı davetiyenin usulüne uygun olarak tebliği ile sonucuna göre HMK 220/3 maddesi uyarınca işlem yapılması; davacının yaralanmasına ilişkin tüm hastane evrakları getirtilerek davacıda meydana gelen yaralanmanın tüpten kaynaklanıp kaynaklanmadığı, olay tarihinde tüpte herhangi bir ayıp bulunup bulunmadığı, tüpün iddia olunan zarara sebebiyet verip vermeyeceği, davacının eylemlerinin illiyet bağını kesip kesmediği, zararı ağırlaştırıp ağırlaştırmadığı, davacının müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda üniversitelerde görevli akademik kariyere sahip makine mühendisi, iş güvenliği uzmanı ve cildiye alanında uzman hekim bilirkişiden oluşturulacak bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve açıklayıcı, denetime elverişli, tarafların itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir tazminat davasında, davanın çözümü için kritik öneme sahip bir belgenin davalı tarafın elinde olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, bu belgenin ibrazı için davalıya kesin süre vermiştir. Davalı tarafın, haklı bir mazeret göstermeksizin belgeyi ibraz etmemesi veya belgenin elinde olduğunu inkar etmesi halindeki yaptırım aşağıdakilerden hangisidir?

A) Mahkeme davalıya 4 güne kadar disiplin hapsi uygular.
B) Mahkeme davalıyı doğrudan tazminat ödemeye mahkum eder.
C) Mahkeme, belgenin içeriği konusunda diğer tarafın (davacının) beyanını kabul edebilir.
D) Davalının cevap dilekçesi verilmemiş sayılır.
E) Mahkeme dosyayı işlemden kaldırır ve 3 ay içinde yenilenmezse davanın açılmamış sayılmasına karar verir.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol