6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 222

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 222. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 222 - (1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.[24] (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Yabancı dilde yazılmış belgeler

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

25 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2019/851 E., 2019/3253 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Ancak HMK nın 222. maddesinde ticari defterlerin hangi koşullarda sahibi lehine delil olacağı belirtilmiştir.
23. Hukuk Dairesi         2019/851 E.  ,  2019/3253 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi K A R A R Davacı vekilince açılan sıra cetveline itiraz davası sonucunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu kez Dairemiz kararına karşı davacı vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK'nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, karar düzeltme harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 384,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine 03.07.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. - MUHALEFE ŞERHİ - Dava, sıra cetveline itiraz davasıdır. Davacı şirket sıra cetveline konu taşınmaz üzerine davalı şirketten sonra haciz koyduğunu ancak davalı şirketin dava dışı borçlu şirketle anlaşarak gerçek bir alacağının bulunmamasına rağmen muvazaalı olarak taşınmazına haciz koydurduğunu belirterek, sıra cetvelinde davalıya ayrılan payın öncelikle kendi alacağına tahsis edilmesini talep etmiştir. Sıra cetveline itiraz davalarında, davalı taraf alacağının gerçek bir alacak olduğunu ispatlaması gerekir. Somut olayda davalı şirket, kendi ticari defterlerine dayanarak alacağının gerçek alacak olduğunu, muvazaa iddiasının yerinde olmadığını ispatlamaya çalışmıştır. Ancak HMK nın 222. maddesinde ticari defterlerin hangi koşullarda sahibi lehine delil olacağı belirtilmiştir. Buna göre; ticari defterlerin, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Tüm bu koşullara rağmen ticari defterlerin delil olarak kabul edilebilmesi için; ayrıca, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Somut olayda davalının, borçludan çeke dayalı alacağının olup olmadığı sadece davalı defterleri incelenerek ispatlanmaya çalışılmıştır. Davalının sıra cetveline alınan alacağının muvazaaya dayalı bir alacak olduğunun ticari defterlere göre ispatlanabilmesi için, HMK nın 222. maddesi gereğince borçlu şirketinde ticari defterlerinin incelenmesi, borçluya ait ticari defter ve kayıtların davalının ticari defter ve kayıtlarına aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesinin tespit edilmesi gerekirdi. Sadece davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde davalının alacağının muvazaadan ari olduğu sonucuna varmak mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulması gerekirken, Dairemizin Sayın çoğunluğunun yerel mahkeme kararının onaması yönündeki kararına muhalifim.

Diğer kararlar (4)

17. Hukuk Dairesi, 2015/9426 E., 2016/297 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var........Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
Ayrıca taraflar dayanmasa dahi TTK 83/1 ve HMK 222/1 maddeleri gereği hakim uyuşmazlığın çözümü için kendiliğinden taraflardan ticari defterlerin ibraz edilmesine ve incelenmesine karar verebilir.
17. Hukuk Dairesi         2015/9426 E.  ,  2016/297 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :........Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; müvekkil şirkete kasko poliçesi ile sigortalı taşıtta davalı ............ tarafından araca yapılan elektrik sistemi tadilatından dolayı kaynaklanan yangın çıkması sonucunda, araçta 20.601 TL hasarın oluştuğunu, hasar bedelinin sigortalısına 20.09.2012 tarihinde ödendiğini, bu nedenle halefiyet kuralı gereğince tazminat bedelinin bu kişiden tahsili için, İstanbul 24 İcra Müdürlüğünün 2012/29450 nolu dosyasında icra takibi başlattıklarını, ancak davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; araç yangını nedeni ile kendisi arasında bir illiyet bağının bulunmadığını, araçtaki değişikliğin davalı tarafından yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA 13/01/2016 gününde üye .'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. Uyuşmazlığın konusu davacı tarafından zararı karşılanan sigortalı araçta çıkan yangının daha sonradan takılan farların neden olup olmadığı , araçta ki yangın farlardan kaynaklanmış ise bu farların davalı tarafından araca monte edilip edilmediği ile ilgilidir. Araçta ki yangının farlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda düzenlenen rapor araç üzerinde inceleme yapılmadan hazırlanmıştır. Bu haliyle bu rapora itibar edilerek karar verilmesi uygun değildir. Araçta ki yangının ilave edilen farlardan kaynaklandığının kabulü durumunda ise farların davalı tarafından takılıp takılmadığı davalının ticari defterleri incelenmek suretiyle tespiti mümkündür. 6102 sayıl TTK 64. maddesi gereği her tacir yasalarda belirtilen ticari defterleri tutmak ve yaptığı ticari alışverişi ve faaliyetlerini ticari defterlerine işlemek zorundadır. Ayrıca taraflar dayanmasa dahi TTK 83/1 ve HMK 222/1 maddeleri gereği hakim uyuşmazlığın çözümü için kendiliğinden taraflardan ticari defterlerin ibraz edilmesine ve incelenmesine karar verebilir. Somut davada davacının sigortalısı yangına sebebiyet verdiği belirtilen farların davalı tarafından monte edildiğini iddia etmektedir. Bu iddia açısından davalının ticari defterlerini sunması için mahkemece kesin süre verilerek bu süre içinde ticari defterlerin sunulması durumunda konusunda uzman muhasebeci bilirkişi marifetiyle ticari defterler üzerinde yapılacak inceleme neticesinde usulüne uygun tutulan defterlerde yangına sebebiyet veren farlar ile ilgili fatura kayıtları yer almaması durumunda davacının davasını ispat edemediği, buna ilişkin faturaların defterlerde yer alması durumunda ise, ticari defterler usulüne uygun tutulmasa dahi tutan kişinin aleyhine delil teşkil edeceği HMK 222/4 maddesinde belirtilmesine göre davanın davacı tarafından ispat edildiği sonucuna varılması gerektiği, keza davalı verilen kesin süre içinde defterlerini sunmadığında ibrazdan kaçınmış sayılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu incelemeler yapılmadan verilen kararın bozulması gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun onama kararına katılmamaktayım. Karşı Oy
6. Hukuk Dairesi, 2014/12657 E., 2015/8916 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara 10. Sulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 Sayılı HMK'nun 222. maddesinde;"Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
6. Hukuk Dairesi         2014/12657 E.  ,  2015/8916 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 10. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 09/09/2014 NUMARASI : 2013/527-2014/1188 Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, kira alacağının tahsili amacı ile başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile takibin 14.750 TL olarak devamına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı 03.12.2012 tarihinde başlatmış olduğu icra takibinde 08/05/2012 tarihli 5. seri numaralı 7.670,00 TL tutarlı fatura, 14/06/2012 tarihli 5. seri numaralı 7.080,00 TL bedelli fatura, 01/02/2011 tarihli 5. seri numaralı 3.540,00 TL'lik fatura bedeli olmak üzere toplam 18.290,00 TL'lik kira alacağının tahsilini talep etmiştir. Taraflar arasında kira sözleşmesinin varlığı ve kira miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı kiracı ödeme savunmasında bulunmuş ve üç adet tediye makbuzu ibraz etmiştir. Davacı tarafın ibraz edilen makbuzlardaki imzaya itiraz etmesi üzerine Mahkemece üç adet makbuz üzerinde imza incelemesi yaptırılmış, makbuzlardan iki tanesindeki imzanın davacıya ait olmadığı, 3.540 TL bedelli olan makbuzdaki imzanın ise davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın iki adet fatura yönünden olmak üzere kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kural olarak kira bedelinin ödenmesini davalı kiracı, dava konusu alacak miktarına göre yazılı delil ile kanıtlamalıdır. Davalı şirket olan kiracı delil listesinde ticari defterlerine dayanmaktadır. 6100 Sayılı HMK'nun 222. maddesinde;"Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. HMK.nun 222/5.maddesi hükmü gereği taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtlarını kabul ettiğini belirtir, ancak karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Davacı vekili de, delil listesinde delil olarak ticari defterlerine dayanmış, Mahkemece taraflara ticari defterlerin ibrazı için verilen kesin süre içerisinde davalı taraf defterlerini sunmuş ve onun defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış, davacı taraf ise defter ibraz etmemiştir. Daha sonra davacı vekiline 01.07.2014 tarihli celsede defterlerini ibraz etmesi için ihtarlı kesin süre verilmiş, davacı yine defterlerini ibraz etmemiştir. Bu durumda Mahkemece davacının ticari defterlerini ibraz etmekten kaçınmış olması nedeniyle diğer faturalar nedeniyle de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 22/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/216 E., 2024/3783 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)150 ve 222 nci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2024/216 E.  ,  2024/3783 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/589 E., 2023/375 K. Taraflar arasında birleştirilerek görülen menfi tespit ve kurum işleminin iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl davada; müvekkilinin ... Eczanesinin sahibi ve mesul müdürü olduğunu, usule uygun biçimde ibraz edilen reçetelerdeki ilaçların hastalara teslim edildiğini, 17.05.2012 tarihinde reçetelerin dayanağı sağlık kurulu raporlarının sahte olduğu gerekçesi ile davalının ilaç bedellerinin iadesini 9 ayrı ihtarla istediğini, raporun sahteliğinden eczacının kusuru ve sorumluluğunun bulunmadığını ileri sürerek, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise; müvekkilinin sahibi ve mesul müdürü olduğu ... Eczanesinden 9 adet reçete karşılandığını, yürürlükte olan 2009 Protokolünün (6.3.19.) maddesi gereği sahte reçete ve rapor fatura edilmesi suretiyle kurumun zarara uğratıldığından bahisle reçete bedellerinin 10 katı tutarında 82.626,10TL cezai şart uygulandığını ve Kurum ile müvekkili arasındaki sözleşmenin de 2 yıl süreyle feshedildiğinin taraflarına bildirildirildiğini belirterek, davalı Kurumca tesis edilen 28.12.2012 tarihli kurum işleminin iptali ile talep edilen miktarlardan dolayı müvekkilin borçlu olmadığının tespitini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; olaya eczacı ve eczacı kalfaları yönünden bakıldığında sağlanan menfaat ilişkisinin açık ve net olduğunu, Kurum işleminin yerinde bulunduğunu, konuyla ilgili Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/85 E. sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiğini belirterek, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 17.04.2014 tarihli ve 2012/209 E., 2014/212 K. sayılı kararıyla; Elazığ Özel ... Hastanesinde görev yapan doktorlarca düzenlenen sağlık kurulu raporlarına istinaden düzenlenmiş olan 9 adet reçetenin eczacı olan davacı tarafından gereği yapılarak davalı Kuruma fatura edildiği, söz konusu sağlık kurulu raporlarının usulsüz olarak düzenlendiğinin davalı Kurum müfettişlerince tespit edildiği, raporların davacı tarafından düzenlenmediği, davacının eczacı olarak doktorlar tarafından düzenlenen reçetelerin gereğini yerine getirdiği, bu nedenle davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacının 17.05.2012 tarihli ve 9.164.580, 9.171.301, 9.194.876, 9.195.380, 9.196.624, 9.198.419, 9.199.404, 9.200.8080 ve 9.201.915 sayılı borç bildirim belgelerinden dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile, davalı kurumca gönderilen 17.05.2012 tarihli ihtarnamelere binaen talep edilen bedellerden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve kurum işlemlerinin iptaline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/33201 E., 2015/31266 K. sayılı ilamıyla; bozma sebebine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmediği belirtilerek, davalı Kurum müfettişleri tarafından yapılan soruşturma sonucu, özel bir hastanede düzenlenen sahte sağlık kurulu raporlarına istinaden düzenlenen reçetelerin eczanelerden temin edildiği, ilaç temine ilişkin protokolün (6.3.19) maddesine aykırı davranıldığı gerekçesi ile dava konusu işlemin tesis edildiği, aynı rapor dayanak yapılarak Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 2012/85 E. sayılı dosyada ceza davası açıldığı ve halen derdest olduğu, yine dosya içerisinde 13.2.2013 tarihli ve 2013/73 nolu davacının da şüpheli olduğu iddianame bulunduğundan, Mahkemece ceza davaları ve taraf delilleri toplanarak bilirkişi kurulundan taraflar ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınarak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki Protokolün (5.3.10) maddesinin son cümlesinde; "..Söz konusu sahte ilaç fiyat küpürü/ sahte karekod, sahte reçete veya sahte raporun eczacı yada eczane çalışanları dışında 3. Kişilerin dahili ile kuruma fatura edildiğinin yapılacak araştırma ve/veya inceleme sonucunda tespit edilmesi halinde bu madde hükmü uygulanmaz." düzenlemesinin bulunduğu, ceza dosyası içeriği incelendiğinde, söz konusu sahtecilik eylemlerinin Özel ... Hastanesinde doktor olarak çalışan A.Y'nin sekreteri olan F.K. tarafından gerçekleştirildiğinin kesinleşmiş mahkumiyet kararı ile tespit edildiği, Protokol hükmü dikkate alındığında zararlandırıcı eylemin davacı veya sahibi olduğu eczane çalışanları dışındaki 3. kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olduğu, davacı veya sahibi olduğu eczane çalışanlarının bu fiillere dahili oldukları yönünde dosyada bir delil bulunmadığı, bu durumda davalı Kurum tarafından ana dosyada 9 adet borç bildirim belgesine yönelik düzenlenen işlemin yerinde olmadığı, birleşen dosyada da aynı şekilde davalı Kurum tarafından tesis edilen işlemin hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile davalı Kurumca düzenlenen; 17.05.2012 tarihli ve 9.164.580 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.171.301 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.194.876 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.195.380 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.196.624 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.198.419 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.199.404 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.200.808 sayılı, 17.05.2012 tarihli ve 9.201.915 sayılı borç bildirim belgelerinin iptali ile davacının söz konusu borç bildirim belgelerine konu miktarlar yönünden borçlu olmadığının tesbitine, birleşen davanın kabulü ile davalı Kurumca tesis edilen B.13.2.SGK.4.06.20.03/SÖZLEŞME-18230243/1368531 sayılı ve 28.12.2012 tarihli işleminin iptali ile bu işleme konu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; huzurdaki davada yetkili mahkemelerin Ankara Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunun taraflarca açıkça sözleşmede kararlaştırıldığını, sahteliğinin reçetelerin muhatapları olan vatandaşların beyanları ile de ortaya konulduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini, eczanenin söz konusu sirkülasyona dahili bulunmamış olsa idi 9 kez aynı durumun aynı şekilde tekrar etmesinin mümkün olamayacağını, eczanenin raporların sahteliği ve reçetelerin sahte imza ve kaşelerle hazırlanmış olmaları sürecine bizzat katılımı olmasa dahi, sahiplerince getirilmeyen reçetelere konu ilaçların muhattaplarca teslim alınmasına 9 kez onay vererek kurumun zarara uğratılması sürecine müteselsilen ve müştereken dahil olduklarını, kaldı ki her ne kadar davacının talebi üzerine 2012 yılı Protokolü uygulandığından bahsedilmiş ise de reçete tarihleri itibariyle olayda geçerli olan 2009 yılına ait Protokol uyarınca değerlendirme yapılması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek ile beraber özellikle asıl davanın kabulü neticesinde davacı lehine taktir olunan vekalet ücretinin yanlış hesaplandığını, müvekkili Kurum harçtan muaf olmasına rağmen aleyhlerine harca hükmedildiğini ifade ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, taraflar arasında imzalanan protokol gereği davacıya tahakkuk ettirilen sahte reçete bedelinin iadesine dair kurum işleminin iptali ve borçlu olunmadığının tespiti, birleşen dava ise; sahte reçetenin davalı Kuruma fatura edilmesinden kaynaklı uygulanan cezai şart ve fesih işlemine dair kurum işleminin iptali ve borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (492 sayılı Kanun) 28, 30 ve 32 nci maddeleri, 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)150 ve 222 nci maddeleri. 3. Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamındaki kişilerin Türk Eczacıları Birliği üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 yılı protokolünün (4.3.6) ve (5.3.10) maddesi, 4. Dairemizin 16.11.2020 tarihli ve 2020/1356 E., 2020/6618 K. sayılı ilamı. 3. Değerlendirme 1. Her ne kadar Mahkemece asıl davanın kabulüne karar verilmiş ise de yukarıda yer verilen Dairemizin ilamında da açıklandığı üzere, kesinleşen ceza dosyası kapsamında, söz konusu sahtecilik eylemlerinin Özel ... Hastanesinde doktor olarak çalışan A.Y.'nin sekreteri olan F.K. tarafından gerçekleştirildiğinin mahkumiyet kararı ile tespit edildiği, reçetelerin üçüncü kişiler tarafından sahte olarak tanzim edildiğinin sabit olduğu, davaya konu sahte reçetelerin kuruma fatura edilmesinde davacı eczacının kastı bulunmasa da, üçüncü kişilerin suç teşkil eden eylem ve fiillerinden davalı Kurumun sorumlu tutulamayacağı; diğer bir anlatımla, suç teşkil eden eylem sonucunda ortaya çıkan bedelin ödenmesinin davalı Kuruma külfet olarak yüklenemeyeceği, davacının reçete bedellerini ancak sahtecilik yapan kişilerden isteyebileceği, davalı Kurumun, protokolün (4.3.6) maddesinde yer alan hüküm uyarınca yersiz ödemelerini geri isteme hakkı olduğu kabul edilerek, davacının sahte reçete bedeline ilişkin işlemin iptali talebine ilişkin asıl davanın reddi gerekirken, reçete bedellerine dair borç bildirim belgelerinin iptali ile davacının söz konusu borç bildirim belgelerine konu miktarlar yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. 492 sayılı Kanun'un 28 inci maddesi uyarınca, harca tabi davalarda değeri parayla ölçülebilen davalar açılırken nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır ve aynı Kanun'un 30 uncu maddesi uyarınca Mahkemece yargılamaya devam edilebilmesi için davacıya eksik harcı tamamlamak üzere süre verilir. Şayet verilen süreye rağmen eksik harç ikmal edilmez ise dosya işlemden kaldırılır ve 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesi uyarınca (borç süresinde tamamlanarak) yenilenmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Aynı Kanun'un "Harç Ödenmeyen İşlemler" başlığını taşıyan 32 nci maddesinde ise; "Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır." hükmüne yer verilmiştir. 3. Hal böyle olunca Mahkemece; birleşen davada; Kuruma sahte reçete ve rapor fatura edilmesi suretiyle Kurumun zarara uğratıldığından bahisle uygulanan cezai şart ve fesih işlemin bildirildiği kurum işleminin iptali ile bu miktarlardan borçlu olunmadığının tespiti yönünden cezai şart miktarı olan 82.626,10 TL üzerinden eksik harcın tamamlanması için davacıya süre verilmesi, harç tamamlanmadığı takdirde dosyanın işlemden kaldırılması, yasal süresi işleyen harç tamamlanarak yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, harç tamamlandığı takdirde ise; yargılamaya devam edilerek davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 4. Bozma nedenine göre, davalı Kurum vekilinin birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, 2. Bozma nedenine göre, davalı vekilinin birleşen davaya yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi uyarınca asıl dava yönünden karar düzeltme yolu kapalı, birleşen dava yönünden kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/2825 E., 2024/3381 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
HMK. m.222/4.fıkra gereğince davacının bu kaydı kendi aleyhine delil kabul edileceğinden başka hiçbir delile gerek olmaksızın taşınmaz hissesinin davalıya satıldığının kabulü gerekir.
6. Hukuk Dairesi         2024/2825 E.  ,  2024/3381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2024/241 E., 2024/428 K. Taraflar arasında tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı Şenay Dölek vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 01.02.2024 tarihli, 2022/3990 E., 2024/471 K. sayılı kararı ile bozulmuştur. Dairemizin bozma kararına karşı İlk Derece Mahkemesince direnilmesi üzerine karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede; Dairemiz kararının usul ve kanuna uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeple; Dosyanın YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 10.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) - MUHALEFET ŞERHİ- Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur.(M.K.m.1023) Üçüncü kişinin yolsuz kayda dayanarak ayni hak kazanımının korunabilmesi için tescilin yolsuzluğunu bilmemesi veya bilebilecek durumda olmaması gerekir. Bu bağlamda, üçüncü kişilerin Medeni Kanun’un 3. maddesi çerçevesinde iyiniyetli olması esastır. Buna göre, kendisinden beklenen özeni göstermeyen, tescilin yolsuz olduğunu bilen veya bilebilecek durumda olan üçüncü kişiler iyi niyet iddiasında bulunamazlar. Burada aranan iyi niyet, tescil isteminin yevmiye defterine kaydı esnasında mevcut olmalıdır. Ancak, kütükteki tescilin belgelerle çeliştiğini bilmesine ya da şüphelenmesine rağmen bunu incelemekten veya gerekli özeni göstermekten kaçınır ise, iyiniyet iddiasında bulunamaz. Üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etme yükü, iddia eden tarafa aittir. Ancak iyiniyetin olmadığını kanıtlamak zor olduğundan bunu iddia eden bazı fiili karinelerden yararlanabilir. Örneğin, ayni hak kazanan kişiyle yakın bir ilişkinin bulunması, malın kısa sürede el değiştirmesi veya düşük bir bedelle el değiştirmesi durumlarında iyiniyet iddiasında bulunulamayacağı karine olarak kabul edilebilir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan koşullarda binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını yüklenici adına tescil ettirmekte ve yüklenici finans ihtiyacını karşılamak için devredilen bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshedildiği bir realitedir. Yukarıda izah edildiği gibi, yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan iyi niyetli üçüncü kişinin TMK nın 1023. maddesine istinaden "tapuya güven ilkesi" gereğince iktisabının korunması gerekir. Bu ilkeden ancak üçüncü kişinin taşınmazı satın alırken kötü niyetli olduğunun ispatlanması halinde vazgeçilebilir. Yüklenici adına yapılan tescil işlemini her halde "yolsuz tescil" kabul etmek, toplumda onarılmaz zararlara sebep olmakta ve adalet duygusuna zarar vermektedir. Her arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine istinaden tapu intikali yapılan yükleniciden tamamen iyi niyetli olarak arsa payı veya bağımsız bölüm satın alanın bu iktisabını geçersiz saymak TMK'nın 1023. maddesi karşısında açıkça Kanuna aykırı davranmak olacaktır. Arsa sahibi iyi niyetli ve risk almak istemiyorsa; tapu devrinin, sözleşme nedeniyle yapıldığını tapunun beyanlar hanesine şerh vermek suretiyle üçüncü kişilerin iyi niyet iddialarını bertaraf edebilir. Tapu siciline basit bir şerh vermekten kaçınan arsa sahibinin tamamen iyi niyetli üçüncü kişiler karşısında ve onların zararına sebep olacak şekilde korunması menfaatler dengesine aykırıdır. Sayın çoğunluk, üçüncü kişilerden arsa sahibi ile yüklenici arasında tapu sicili dışında esas borç ilişkisinden doğan sorunları bilmesini beklemekte, buna göre iyiniyetli olmadıkları kabul edilerek adeta bir kötü niyet karinesi icat edilmektedir. Oysa TMK'nın 1023. maddesi, iyi niyetle taşınmaz üzerinde aynî hak edinen üçüncü kişilerin tapu siciline olan güvenini yolsuz tescile rağmen korumaktadır. Bir başka değişle, hukuki işlem güvenliği ve tapuya güven ilkesini gerçek hak sahipliğine tercih etmektedir. Kaldı ki, ticari bir risk alarak ve yükleniciye güvenerek arsanın mülkiyetini intikal ettiren, yüklenici seçiminde gerekli özeni göstermeyen, peşin ifa yükümlülüğü olmamasına rağmen arsa tapusunu teminat almadan yükleniciye devreden arsa sahibinin, tapuya güvenmiş olan üçüncü kişiler karşısında korunmaya değer bir yanı da bulunmamaktadır. Keza, arsa sahibinin tapuyu yükleniciye devretmesinin “avans” niteliğinde olduğu, mülkiyetin ancak yüklenicinin tüm borcunu ifa ettikten sonra geçeceğini kabul edilmesi de hukuki dayanağı olan bir kabul değildir. Zira hukukumuzda “yolsuz tescil” terimi mevcut olmasına rağmen “avans tapu” terimi mevcut değildir. Somut olayda, dava konusu 947,82 m²’lik arsanın 337,60 m²’sine malik olan davacı şirket bu arsasını 175.000 TL karşılığında davalıya 09.10.2017 tarihinde satmıştır. Bu satış faturaya bağlanmış ve defter incelenmesinde faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu sabittir. HMK. m.222/4.fıkra gereğince davacının bu kaydı kendi aleyhine delil kabul edileceğinden başka hiçbir delile gerek olmaksızın taşınmaz hissesinin davalıya satıldığının kabulü gerekir. Öte yandan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin düzenleme şeklinde noterde yapılması sıhhat koşuludur. Taraflar arasında resmi şekilde yapılmış bir sözleşme bulunmamaktadır. Arsa halen boş vaziyette olduğu bilirkişi raporuyla sabit olduğuna göre Sayın çoğunluğun geçerli bir sözleşmenin varlığını kabul etmesi ve sözleşmenin geriye etkili feshi ile tapu iptaline karar verilmesi gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi doğru olmamıştır. Kaldı ki geçerli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi olsaydı bile; arsa sahibi kendisine ait hisseyi davalıya tapuda devretmiştir. Davalı/alıcı, boş olan arsa hisselerini diğer davalılara tapuda hisse devri şeklinde intikal ettirmiştir. Davalı/üçüncü kişiler, yargılamanın tüm aşamalarında tapuya güvenerek taşınmazı satın aldıklarını iyi niyetli olduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Tapu maliki üçüncü kişilerin bu konudaki haklı savunmalarına istinaden ilk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş, istinaf mahkemesi ise istinaf istemini esastan reddetmiştir. Dairemizin Sayın çoğunluğunca, doğru ve isabetli olan ilk derece mahkemesi kararını yazılı gerekçelerle bozması TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen "tapuya güven ilkesine" aykırı olmuştur. Anılan ilkeye göre tapuya güvenen kişinin iyi niyetli olduğu karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini, yani davalıların kötü niyetli olduğunu davacı tarafın ispatlaması gerekir. Somut olayda davacı taraf, “afaki” iddialar dışında davalıların kötü niyetli olduğuna dair hiçbir delil sunamadığı gibi taşınmazın davalı alıcıya satıldığına dair fatura düzenlemiş ve ticari defterlerine kaydetmiştir. Bu nedenlerle davalıların mülkiyet hakkının TMK nın 1023. maddesi gereğince korunmasına yönelik kararın onanması gerekirken yazılı gerekçelerle bozulması doğru olmamıştır. İlk Derece Mahkemesinin, muhalefet şerhimiz doğrultusunda Dairemizin bozma ilamına direnmesinin yerinde olmasına rağmen bozma kararı kaldırılarak, kararın onanması gerekirken, Sayın çoğunluğun direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle direnme kararının incelenmesi için dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi kararına muhalifim.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili ticari düzenlemeler çerçevesinde, ticari defterlerin bir davada "delil olma vasfı" ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur? I. Defterlerin delil sayılabilmesi için her iki tarafın da defter tutmakla yükümlü (tacir vb.) olması şarttır. II. Açılış ve kapanış onayları yaptırılmamış defterlerdeki kayıtlar, hiçbir durumda sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. III. Defter kayıtlarının birbirini doğrulamaması durumunda, bu kayıtlar sadece sahibi aleyhine delil teşkil eder.

A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) I ve III
E) I, II ve III

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol