6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 225

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 225. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 225- (1) Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Yemine konu olamayacak vakıalar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

17 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2019/5768 E., 2020/6984 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL 9. SULH HUKUK MAHKEMESİ
Yazılı delil yoksa, ikrar (HMK m. 188) ve yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de iddianın ispat edilmesi olanaklıdır.
3. Hukuk Dairesi         2019/5768 E.  ,  2020/6984 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 9. SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 24/11/2020 tarihinde davalı vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; AVM'nin zemin katında bulunan dava konusu taşınmazın 17/12/2010 tarihinden itibaren davalı tarafından kiracı sıfatı ile kullanıldığını, yazılı sözleşmeye göre davalı tarafça aylık % 8 oranında ciro kirası verilmesi, bunun dışında kiralanan mağazanın metrekaresine göre belirlenecek şekilde aylık ortak gider katılım bedeli ile reklam tanıtım bedeline ilişkin faturaların düzenli olarak ödenmesi hususlarında anlaşıldığını, şirket kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde davalının tüm kiracılar için ödenmesi zorunlu olan ortak gider katılım bedeli ile reklam tanıtım bedelinden doğan borçlarını 01/06/2011 tarihinden sonra herhangi bir sebep sunmaksızın ödemediğini, aylık olarak kendisine gönderilen faturaları da kabul etmeyerek iade ettiğini, akabinde davalı tarafa 10/03/2015 tarihinde tebliğ edilen 06/03/2015 tarihli ihtarname ekinde 01/03/2015 tarihine kadar tahakkuk etmiş olan alacaklara ilişkin tanzim edilen fatura asıllarının gönderildiğini, ihtarname ekindeki faturaların davalı tarafından keşide edilen Beşiktaş 11. Noterliğinin 16/03/2015 tarih ve 14180 yevmiye no.lu ihtarname ile iade edildiğini, bu kapsamda bahsi geçen alacakların tahsili için başlatılan İstanbul 22. İcra Müd.'nün 2015/8565 esas sayılı icra takibine davalı tarafça haksız olarak itiraz edilerek takibin haksız ve kötüniyetli olarak durdurulduğunu, gerek kira sözleşmesine gerekse yasal mevzuata dayanılarak diğer tüm kiracılar tarafından düzenli olarak her ay ödenmekte olan ortak gider katılım bedeli ile reklam tanıtım bedelinden doğan borçların davalı tarafından da ödenmesi gerektiğini, bu nedenlerle davalı tarafından icra takibine yapılan haksız itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir. Davalı; taraflar arasında yazılı olarak imzalanmış bulunan kira sözleşmesinin yazılı tüm hükümlerinin 01.06.2011 tarihine kadar uygulandığını ancak Yönetim Kurulu Başkanı ... ile davacı yetkilileri arasında yapılan karşılıklı görüşmeler neticesinde 01.06.2011 tarihinden itibaren sadece %8 oranında ciro kirası ödeyeceğini, bunun dışında herhangi bir ortak gider katılım payı veya reklam tanıtım payı veya başkaca gider istenmeyeceği konusunda sözlü olarak anlaşılmış olduğunu ve bu anlaşmanın yazılı kira sözleşmesinin tadili niteliğinde olduğu, bu sözlü anlaşma uyarınca 01.06.2011 tarihinden itibaren sadece %8 oranında ciro kirası ödediğini ve ortak gider ile reklam tanıtım gideri payı ödemediğini, dört yıldır süren bu kesintisiz uygulamanın bu kadar süredir davacı tarafça da kabul görmüş olmasının taraflar arasındaki sözlü anlaşma gereği kira sözleşmesinin tadil edilmiş olduğunun en açık kanıtı olduğu kadar hukuki işlem güvenliği ilkesinin de gereği olduğunu, taraflar arasında yapılan ve dört yıl boyunca kesintisiz ve istikrarlı olarak uygulanan sözlü anlaşma yok sayılarak işlem güvenliği ilkesi ve Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallına aykırı olarak geçmişe dönük yaklaşık dört yıl süreyi kapsayan fatura tanzim etmesi ve bu faturaların icra takibine konulması nedeniyle haksız başlatılan icra takibine ilişkin davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile takibin 150.507,96 TL asıl alacak, 649,45 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 151.157,41 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davalının asıl alacağın % 20'si oranında 30.101,59 TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiş; hükme karşı davalı tarafça istinaf talebinde bulunulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi'nce, davalının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davada dayanılan ve hükme esas alınan 05.11.2010 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşme ile; asgari kira bedelinden az olmamak üzere aylık cironun %5’i+KDV kira ödeneceği, cironun %8’i asgari kira bedelinin altında kalıyor ise kira bedelinin sadece cironun %8’i oranında ödeneceği, genel ortak gider başlıklı 6.maddede yönetim giderleri, temizlik vs tek tek sayıldıktan sonra kiracının kiralananın alanına göre metrekare başına 7 Euro hesabıyla ayda 952 Euro+KDV tutarında ortak gider katılım bedeli ödeyeceği, 7.maddede kiracının ortak genel gider kapsamında olmayan reklam ve tanıtım giderlerinin karşılanması amacıyla kiralananın metrakaresi başına ayda 1,5 Euro+KDV tutarında reklam ve tanıtım gideri ödeyeceği, yine 12.maddede kiraya verenin sözleşmeden doğan herhangi bir edimini yerine getirmesini istememiş olmasının, o hakkından vazgeçtiği ya da ileride bu edimin ifasını talep etmeyeceği anlamına gelmeyeceği hususlarının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Davacı kiraya veren İstanbul 22. İcra Müdürlüğü'nün 2015/8565 sayılı dosyasında davalı hakkında 07.04.2015 tarihinde başlattığı icra takibi ile Haziran/2011 ile Ocak/2015 tarihleri arası ödenmeyen reklam tanıtım bedeli ile ortak gider katılım bedeli alacağının işlemiş faizi ve gecikme tazminatı ile birlikte tahsilini talep etmiş, takibe yasal süresi içinde itiraz eden davalı ise şirket yetkilisi ile yapılan sözlü anlaşma gereği kira sözleşmesinin tadil edildiğini ve herhangi bir genel gider payı, reklam payı veya başkaca gider talep edilemeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu nedenle de sorumluluğu bulunmadığını belirtmiştir. Davalı aynı itirazlarını itirazın iptali konusunda açılan işbu davada da yineleyerek, gerekirse sözlü anlaşmayı gerçekleştirdiği şirket temsilcisine bu konuda yemin teklifinde bulunduklarını açıkça belirtmiştir. Kanunda ispat sınırı olarak gösterilen parasal belli tutarı (HMK 200/1.maddesi) aşan hukuki işlemler ve senede karşı olan iddialar (HMK 201.maddesi) kural olarak yalnız senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Yazılı delil yoksa, ikrar (HMK m. 188) ve yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de iddianın ispat edilmesi olanaklıdır. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Tüzel kişilerin taraf olduğu davalarda tüzel kişiye teklif edilen yemin, tüzel kişinin yetkili organı tarafından eda edilir. Bu temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif (eda) edildiği zamandaki temsilcidir. Ayrıca, birlikte temsil söz konusu olduğu takdirde yeminin bağlayıcı olabilmesi için birlikte temsile yetkili kişilerin tamamının da yemin etmesi zorunludur. Somut olayda; davalı taraf yazılı sözleşmenin tadil edildiği hususunda yemin teklifinde bulunmuştur. Her ne kadar Mahkemece; davacı şirket yetkilisine yemin davetiyesi çıkarılmasına yönelik kurulan ara karadan, celse sonrası taraf vekillerince sunulan deliller göz önüne alınarak vazgeçilmiş ise de; bu durumda davalıya savunduğu hususları tam olarak ispat imkanı tanındığından bahsedilemez. Tüzel kişilerin taraf olduğu davalarda tüzel kişiye teklif edilen yemin tüzel kişinin yeminin eda tarihindeki yetkili organı tarafından eda edilir. Bu temsilci yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil yemin teklif edildiği zamanki temsilcidir. O halde Mahkemece; davacı şirket temsilcisi olarak yemin teklif edildiği tarihteki temsilcilere, yemin edası yaptırılmak suretiyle toplanan tüm taraf delilleri değerlendirilip oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan hususlarda eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1.maddesi uyarınca, iş bu karara karşı davalı tarafından yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 373/1.maddesi uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 24/11/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

14. Hukuk Dairesi, 2013/1846 E., 2013/3790 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 225
14. Hukuk Dairesi         2013/1846 E.  ,  2013/3790 K. * İNANÇ SÖZLEŞMESİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL * İNANÇ SÖZLEŞMESİNİN İFA EDİLEBİLİRLİĞİ * TARIM ARAZİLERİNİN İFRAZI ŞARTLARI * İNANÇ SÖZLEŞMESİNİN ŞARTLARI VE İSPAT KÜLFETİ * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 188 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 202 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 225 * TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU (5403) Madde 8 "İçtihat Metni" Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 21.06.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 29.05.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. Maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; dosya içerisindeki 28.02.2006 tarihli “SÖZLEŞME” başlıklı belge ile dava konusu payın satın alındığı tarihte her ikisi adına pay tescilinin mümkün olmaması sebebiyle yarısının Nalan Alpüren'e ait olduğunu kabul eden davalı adına tescil yapıldığı, yine davalı tarafından bu yerin ileride satılması halinde yarı hisseye tekabül eden satış bedelinin de davacıya ait olduğu taahhüt edilerek, sözleşmenin davacı ve davalı tarafından imzalandığı anlaşılmıştır. Davaya konu olayda, Dairemizin yukarıda açıklanan ilkelerinde ifade edildiği şekilde bir inanç sözleşmesinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Bu inanç sözleşmesi gereğince tapu iptali ve tescile karar verilebilmesi için davacının adına tescilini istediği payın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gerekir. Ancak; 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 5578 sayılı Kanunla değişik 8. maddesi ile; Tarım arazileri, doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmış; belirlenen parsel büyüklüğünün mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamayacağı, tarım arazilerinin bu büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği, bölünemeyeceği veya küçük parsellere ayrılamayacağı, kural olarak tarım arazilerinin, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemeyeceği, bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu arazilerin ifraz edilemeyeceği, payların üçüncü şahıslara satılamayacağı, devredilemeyeceği veya rehnedilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle; yukarıda belirtilen bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinde oluşmuş hisselerin üçüncü şahıslara satılması devredilmesi yasaklanmakta olup bölünemez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin, paydaşlarının veya iştirakçilerinin tamamının birlikte katılımı ile üçüncü kişiye satışı yapılabilir, devredilebilir. Mahkemece, 28.02.2006 tarihli inanç sözleşmesine konu taşınmazın belirlenen tarımsal niteliğinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl veya İlçe Müdürlüğünden sorulup görüşü alındıktan sonra tescilin mümkün olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. 28.02.2006 tarihli sözleşmeye konu payın arazinin büyüklüğü itibariyle belirlenen tarımsal niteliğine göre satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde tapu iptali ve tescil davasının reddi, aksi halde kabul kararı verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 14.03.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/1131 E., 2021/983 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
7. Hukuk Dairesi         2021/1131 E.  ,  2021/983 K. "İçtihat Metni" 7. Hukuk Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 12/05/2015 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05/04/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_ K A R A R \_ Dava, şahsi hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar vekili, davacılar ile davalının kardeş olduğunu, dava konusu 294 parselin davacılar ile davalının babası ... adına kayıtlı iken davacılar ile davalı arasında yapılan 11.12.2000 tarihli adi yazılı sözleşme uyarınca babaları ...'nın 294 parseldeki hissesinin tamamını aynı gün davalı ...'a tapuda devrettiği, ...'ın da adına aldığı bu hissenin 1/3'ü uhdesinde kalmak üzere diğer 2/3 hissesini 1/3'er hisse olmak üzere davacılara devretmeyi taahhüt ettiği, tarafların taşınmazı aralarında taksim ederek kullandıkları ancak tapuda davacılara ait hissenin devredilmediği, dava konusu taşınmazda davalı adına olan tapu kaydının 2/3'ünün iptali ile davacılar adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dava konusu taşınmazı davalının babası ...'dan 11.12.2000 tarihli satış işlemi ile elde ettiğini, tescil işleminden sonra tarafların aralarında sözleşme imzaladıklarını ancak taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu, sözleşmenin geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılması gerektiğini, sözleşme geçerli kabul edilse bile zamanaşımının söz konusu olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu parselin mülkiyetinin 11.12.2000 tarihinde davalıya satış suretiyle geçtiği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 706. maddesine göre taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olmasının resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlı olduğu ancak taraflar arasındaki sözleşmenin adi yazılı düzenlendiği ve geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır. (30.4.2014-6537/1. m) Kanunun “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8. maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre, nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır. (31.01.2007-5578/2. m) Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı, asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. (30/4/2014-6537/4.m) Kanunun 3. maddesinde; mutlak tarım arazisi, özel ürün arazisi, dikili tarım arazisi, marjinal tarım arazisi, asgari tarımsal arazi büyüklüğü ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü ayrı ayrı tanımlanmıştır.(30.4.2014-6537/3.m) Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti şeklinde birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinde satışa konu edilemeyen yerlerin satış vaatlerine de konu olamayacağı kuşkusuzdur. Asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin üzerinde olan tarım arazileri yukarıda belirtilen miktarların altında ifraz edilmemek şartıyla oranına bakılmaksızın hisseli olarak satılabilir. Öte yandan inançlı işlemler ise; inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bir davada olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir.(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 33.madde) Hakim bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve talep neticeleri ile bağlı olup, kanun hükümleri (olayların hukuki nitelendirmesi) ile bağlı olmayıp, davacının dayandığı dava sebebine uygulanacak kanun hükmünü kendiliğinden (re'sen) araştırıp bulmak ve uygulamakla yükümlüdür. Somut olaya gelince; mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesinde hataya düşülmüş, "sözleşmedir" başlıklı adi yazılı belgenin aslında taraflar arasındaki inanç ilişkisini ispatlar mahiyette bir belge olduğu gözetilmeksizin adi yazılı sözleşme ile taşınmazın devrinin yapılamayacağından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Öte yandan dava; inançlı işlem hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olsa bile dava konusu 294 parsel sayılı taşınmaz 5403 sayılı Yasa uyarınca sulanabilir tarım arazisi vasfında olduğundan ve bölünerek paydaş adedi arttırılamayacağından davalıya ait hissenin 2/3'ünün 1/3'er hisse şeklinde davacılar adına tapuda intikali de mümkün değildir. Mahkemece bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken taşınmaz devri içeren sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ancak hüküm sonuç itibarı ile doğru olduğundan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 438/son maddesi uyarınca hükmün gerekçesinin açıklandığı şekilde değiştirilerek düzeltilmesine ve kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesinin yukarıdaki şekilde DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLMİŞ bu gerekçe ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.09.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/1820 E., 2020/3425 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır.
3. Hukuk Dairesi         2020/1820 E.  ,  2020/3425 K. "İçtihat Metni" Davacı ... İnşaat Taahhüt Dış Ticaret Ltd. Şti. ile davalı ... Film Turizm İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti. aralarındaki menfi tespit ve istirdat davasına dair ...3.Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 17/04/2018 tarihli ve 2016/790 E.-2018/351 K. sayılı hükmün onanması hakkında dairece verilen 07/10/2019 tarihli ve 2019/689 E.-2019/7526 K. sayılı ilama karşı davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalıdan kiraladığı işyerinin bir yıllık kira bedeline karşılık davalıya çek verdiğini, bu çeklerin 25.750 TL kısmının davalıya ödendiğini, işletme ruhsatı almak için başvuru yapıldığında kiralanının davalının mülkiyetinde olmadığını öğrendiğini, bu nedenle işletme ruhsatı alınamadığını, bunun sonucunda zorunlu olarak işine son vererek iş yerini tahliye etmek zorunda kaldığını, davalının kendisinine ait olmayan taşınmazı kiralayarak geçersiz bir kira sözleşmesi tesis ettiğini belirterek çek bedellerine mahsuben ödenen 25.750 TL'nin davalıdan tahsiline ve bedelsiz kalan çeklerin iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, süresinde cevap dilekçesi vermemiştir. Mahkemece, 04/12/2014 tarihli karar ile teklif edilen yemine icabet edilmemesi sonucu davacı yararına usulü kazanılmış hak doğduğu, yemin metninde açıkça mecura işletme ruhsatı alınmamasında bir kusurlarının bulunmadığına dair yemin teklifi yapıldığı, bu davete icabet edilmediği, davalı vekilinin kira sözleşmesi sunup savunma ileri sürmüşse de bu savunmaya itibar edilmediği, davacının savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediği, bu nedenlerle, teklif edilen yemine icabet edilmemiş olması sonucunda, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, bu nedenle davalının kira sözleşmesi uyarınca aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmesi gerektiği ve elinde kalan çekler nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle İİK.72.maddesi uyarınca davanın kabulüyle dava konusu olup davacının Yapı Kredi Bankası ... Şubesindeki hesabına keşideli 332715 seri numaralı 11.250,00 TL bedelli 30/04/2007 keşide tarihli, yine davacının Akbank ... Şubesindeki hesabına keşideli 6.000,00 TL bedelli 10/03/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 10/06/2007 tarihli ...seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli, 10/07/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 11/08/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 15/09/2007 tarihli...seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 13/10/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 10/11/2007 tarihli ...seri numaralı ve 6.000,00 TL bedelli 15/12/2007 tarihli... seri numaralı çek olmak üzere toplam 9 adet çek nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, bu çekler nedeniyle davacının davalıya ödemiş olduğu tutarın istirdadı talebinin kabulüyle 25.750,00 TL alacağın davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hükmün davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 10/03/2016 tarih, 2015/6423 Esas, 2016/1851 Karar sayılı ilamı ile, mahkemece taraflara ticari defterlerin ibrazı için verilen kesin süre içerisinde defter ibraz edilmediği, davacının, kira sözleşmesinin bulunduğuna, çeklerin kira bedeli karşılığı verildiğine ve ruhsat alınamaması nedeniyle davalı tarafın kusurlu olduğuna dair davalı tarafa yemin teklif ettiği, davalı tarafın yemin için belirlenen günde duruşmaya katılmadığı, davalı vekilinin yemin davetiyesinin tebliğinin usülsüz olduğu gerekçesiyle yeniden yemin davetiyesi tebliği talep ettiği, Mahkemece davalı tarafa tebliğ edilen yemin davetiye tebliği zarfında HMK 228. uyarınca usülüne uygun şerh bulunmadığı, bu durumda Mahkemece davacının ticari defterlerini ibrazdan kaçındığı ve davalıya tebliğ edilen yemin davetiyesinin HMK 228'e aykırı olduğu dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacının yemin teklifinin usulüne uygun olarak davalı şirket yetkililerinin her birine ayrı ayrı tebliğ edildiği, belirlenen duruşma gün ve saatinde davalı şirket yetkililerinden hiçbirinin hazır bulunmadığı ve mazeret bildirmediği, yemin metninde açıkça mecura işletme ruhsatı alınmamasında bir kusurlarının bulunmadığına dair yemin teklifi yapılmış olduğu, bu teklifi içeren davete icabet edilmediği, davacı tarafın davalı tarafça sunulan kira sözleşmesine karşı savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediğini beyan etmiş olması göz önünde bulundurularak, davalı şirket yetkililerinin yemin davetiyesine icabet etmemiş olmaları nedeni ile davacının taraflar arasında imzalanan sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğu ve davacı tarafından sözleşmeye istinaden davalıya vermiş olduğu çekler nedeni ile davacının davalıya borçlu olmadığı, bu çekler nedeni ile davacı tarafından davalıya ödenen 25.750,00-TL'nin davacıya iadesinin gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın İİK.72. maddesi uyarınca kabulüyle dava konusu olup davacının Yapı Kredi Bankası ... Şubesindeki hesabına keşideli 332715 seri numaralı 11.250,00 TL bedelli 30/04/2007 keşide tarihli, davacının Akbank ... Şubesindeki hesabına keşideli 6.000,00 TL bedelli 10/03/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 10/06/2007 tarihli ...seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli, 10/07/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 11/08/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 15/09/2007 tarihli...seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 13/10/2007 tarihli ... seri numaralı, 6.000,00 TL bedelli 10/11/2007 tarihli ...seri numaralı ve 6.000,00 TL bedelli 15/12/2007 tarihli... seri numaralı çek olmak üzere toplam 9 adet çek nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, bu çekler nedeniyle davacının davalıya ödemiş olduğu tutarın istirdadı talebinin kabulüyle 25.750,00 TL alacağın davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 07/10/2019 günlü ve 2019/689 Esas ve 2019/7526 Karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. İlama karşı davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi talep edilmiş olmakla yeniden yapılan incelemede; Davacının yemin teklifi üzerine, davalı şirket temsilcilerine 09/11/2017 tarihli duruşmada hazır bulunmaları için ihtarlı davetiye tebliğ edilmiştir. Davacı vekili ve davalı vekilinin ayrı ayrı, mahkeme hakiminin izinli olması nedeniyle yerine bakacak hakimin kendi duruşmaları olması, duruşmaya ne zaman başlanacağı belli olmadığından mesleki mazeretli sayılmalarına yönelik mazeret dilekçesi ibraz ederek 09/11/2017 tarihli duruşmaya katılmadıkları, söz konusu duruşmada taraf vekillerinin mazeret dilekçesinin okunulması yetinilerek mazeretlerin kabulü ile yeni duruşma gününün verildiği, herhangi bir usuli işlem yaplmadığı ve davalı şirket yetkililerinin hazır olup olmadıklarının tespit edilmediği anlaşılmakta olup bu haliyle davalı şirket yetkililerinin duruşmaya katılmadıkları ve yeminden kaçındıkları kabul edilemez. Bu nedenle, Mahkemenin, davalının yemin davetiyesine icabet etmediği yönündeki kabulü doğru görülmemiştir. Öte yandan, davacı, taraflar arasında düzenlenen yazılı kira sözleşmesinin kendisinde bulunmadığını beyan etmiş ve taraflar arasında kira sözleşmesi bulunduğu, çeklerin kira bedeli karşılığı verildiği, kiralananın işletme ruhsatı alınamamasında kusuru bulunmadığı hususlarında davalıya yemin teklif etmiştir. Davalı süresinde cevap dilekçesi vermemiş ise de yargılamada dava konusu taşınmazın asıl kiracısı olduğunu, asıl kira sözleşmesindeki hükme dayanarak asıl kiraya verenin onayı ile davacı ile alt kira sözleşmesi yapıldığını, sözleşmenin geçerli olduğunu, işletme ruhsatı alınması konusunda davacıya taahhüdü bulunmadığını beyan etmiştir. Davalının aşamalardaki beyanları ile taraflar arasında kira sözleşmesi bulunduğu ve kira borçlarına karşılık çekler verildiği kabul edilmiş olmakla bu hususlar yönünden uyuşmazlık kalmamıştır. Uyuşmazlık kira sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ve işletme ruhsatı alınamamasından davalının kusuru olup olmadığı hususundadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle yemin ve yemin deliline ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir. Kanunda, bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılırken (HMK. m. 225/2), tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıaların yemin konusu olamayacağı (HMK. m. 226) düzenlenmiştir. Yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere işletme ruhsatı alınamamasında davacı kiracının kusurunun olup olmadığı veya kira sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususu yemin teklifine konu olabilecek bir vakıa değildir. Bu durumda Mahkemece, öncelikle davacı kiracının ruhsat için başvuru yapıp yapmadığı, başvuru yapılmış ve kabul edilmemiş ise başvurunun reddinin hangi sebepten kaynaklandığı belirlenerek taraf delilleri de değerlendirmek suretiyle kira sözleşmesinin davacı tarafından feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığının tespit edilmesi, kiralananın tahliye tarihi de açıklığa kavuşturalarak sonucuna göre davacının talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı bu defaki incelemeden anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü ile 07/10/2019 günlü ve 2019/689 Esas ve 2019/7526 sayılı ilamın kaldırılmasına ve belirtilen gerekçeyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı tarafın karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 07/10/2019 tarihli ve 2019/689 Esas ve 2019/7526 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan gerekçeler ile davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyene iadesine, 24/06/2020 gününde oy birliği ile karar verildi.
14. Hukuk Dairesi, 2015/18818 E., 2017/8215 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
14. Hukuk Dairesi         2015/18818 E.  ,  2017/8215 K. "İçtihat Metni" Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 07.04.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 09.04.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili; davacıların murisi ile davalı arasında 29.11.1998 tarihinde imzalanan protokole göre, 135 ada 23-156 parsellerin davalıdan alınan borca karşılık teminat amacıyla bedelsiz olarak aradaki inanca dayalı olarak davalıya devredildiğini, davalının tefeci olduğunu ve alınan 207.000.000.000,00 ETL borca aylık yüzde 12,5 faizle birlikte borcun 402.000.000.000,00 ulaştığını, anılan protokol gereğince156 parselin murisin şirketinde çalışan devredildiğini ancak borcun ödenmesine rağmen diğer taşınmazların devredilmediğini, taşınmazların elektrik ve su giderlerinin de davacılar tarafından karşılandığından bahisle 135 ada 23 parsel ve 116 ada 1 parsel sayılı taşınmazların tapusunun iptali ile davacılar adına tescil edilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacıların iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davaya dayanak gösterilen 29.11.1998 tarihli protokoldeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, kabule göre de protokolün aslının ibraz edilmediğini, fotokopi belgenin davaya esas teşkil edemeyeceğini beyan ederek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacılar tarafından inanç sözleşmesi olan 29.11.1998 tarihli protokolün aslının sunulamadığı, bu sebeple yapılan imza incelemesinin hükme esas alınmadığı, sunulan diğer belgelerin ise davayla ilişkilendirilemediğinden yazılı delil başlangıcı sayılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Dava inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Dava konusu 116 ada 1 parsel, 135 ada 23-156 sayılı taşınmazlar 12.02.1998 tarihinde 53 yevmiye no'lu resmi senet ile davacıların murisi adına kayıtlıyken 2.000.000.000,00 bedel ile davalı ... adına satış yoluyla intikal etmiştir. 29.11.1998 tarihli “” başlıklı belgeye göre; ...’a vereceği 207.000.000.000,00 borca karşılık, dava konusu 116 ada 1 parsel, 135 ada 23-56 parsel sayılı taşınmazların teminat olarak ...’a devredileceği, borca yüzde 12,5 faiz uygulanarak 402.800.000.000,00 ...’a ödendiğinde taşınmazların bedelsiz olarak devredileceği hususlarının kararlaştırıldığı, ... ve protokol altında imzalarının bulunduğu anlaşılmış ancak belgenin fotokopisi dosyaya sunulmuş, aslı davacılar tarafından ibraz edilmemiştir. Dosyaya aslı ibraz edilen davalı ...’ın tapu sahibi ünvanıyla imzaladığı 10.12.2009 tarihli “Protokoldür” başlıklı belgede “ adet gayrimenkulümü 2010 yılı içinde paramı aldığım takdirde gayrimenkulu 2. bir kişiye satmayacağım...” hususlarının yer aldığı sözleşmenin altında şahit olarak ... ve ... adlı kişilerin tanık olarak imzası bulunduğu, mahkemece bu kişilerin tanık olarak dinlendiği, davacı tanığı ...’in altında imzası bulunan sözleşmenin taraflar arasındaki inanç sözleşmesi gereği yapılan bir başka protokol olduğunu, davalı tanığı ... ise altında imzası bulunan protokolün dava konusu taşınmazlarla ilgisinin olmadığını beyan etmişlerdir. Öte yandan muris 06.09.1999 tarihinde olan 100.000.000.000,00 alacağını davalı ...’a temlik ettiği, yine 29.07.1999 tarihinde olan 50.000.000.000,00 ETL alacağını davalı ...’a temlik ettiği, muri 30.03.2001 tarihinde 85.600.000.000,00 bedelli çeki davalı ...’ın hamiline düzenlediği, muris tarafından davalıya toplamda 235.600.000.000,00 bedel ödendiği anlaşılmıştır. tarafından alınan imza incelemesine göre; mahkemece, çeşitli kurumlardan getirtilen davalıya ait imza örnekleri ve dava dosyası içerisinde yer alan imza örnekleri karşılaştırıldığında davaya dayanak gösterilen 29.11.1998 tarihli fotokopi belgedeki imzanın davalı ...’ın el ürünü olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varıldığı beyan edilmiştir. Yanlar arasındaki uyuşmazlık dava konusu taşınmazların inanç sözleşmesi gereği davalıya devredilip devredilmediği, davacılar tarafından sunulan fotokopi belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla yanlar arasında inanç ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, davacıların dayandığı 29.11.1998 tarihli “Anlaşma Protokolü” başlıklı belge, 26.06.2013 tarihli incelenmiş, belgenin altındaki imzanın davalı ...’ın el ürünü olduğu bildirilmiştir. Bu durumda anılan belge yazılı delil başlangıcı kabul edilerek, tüm deliller ve tanık beyanları ile birlikte tarafların iddiaları ve savunmaları değerlendirilerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine kararın 15 günlük yasal süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. II. Bir işlemin geçerliliği için resmi şekil şartı gibi irade açıklamasının yeterli olmadığı haller yemine konu olamaz. III. Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için başka delili olduğunu beyan eden taraf yemin teklif edemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yemin deliliyle ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol