6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 226

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 226. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 226- (1) Aşağıdaki hususlar yemine konu olamaz: a) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar. b) Bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller. c) Yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar. Yemin teklifi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
22. Hukuk Dairesi, 2013/15908 E., 2014/23117 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBAKIRKÖY 14. İŞ MAHKEMESİ
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 226. maddesi uyarınca tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller, yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soru
22. Hukuk Dairesi         2013/15908 E.  ,  2014/23117 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 14. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 26/04/2013 NUMARASI : 2009/1581-2013/508 Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti,yıllık izin ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, haksız davanın reddini karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. 1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225. maddesine göre yeminin konusunu davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 226. maddesi uyarınca tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller, yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yeminin konusu olamayacağı açıklanmıştır. Davalı tarafça sunulan yemin teklifinde davacının kendi rızası ile işten ayrılıp ayrılmadığı ve günlük mesai saatlerini kendisinin düzenleyip düzenlemediği hususunun yeminin konusunu oluşturduğu ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 226. maddesi kapsamı dışında kalmasına rağmen bu hususlarda yemin ettirilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 233. maddesi uyarınca; a)Yemin, mahkeme huzurunda eda olunur. b)Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. c)Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. d)Sonra "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" diye sorar. O kimse de "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." demekle yemin eda edilmiş sayılır. e)Yemin eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır bulunan herkes ayağa kalkacağı belirtilerek yeminin şekli anlatılmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 238. maddesi uyarınca yemin tutanağı düzenlenir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin, davadaki bir olayın ispatı için tarafın teklif ettiği bir doğrulatma beyanıdır. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekilmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Yemin teklif edilen kimse yemini eda etmeye hazır olduğunu bildirdikten sonra diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil gösteremez. Yemin mahkeme huzurunda eda olunur ve yemin eda edilirken hakim dahil hazır bulunan herkes ayağa kalkar. Hakim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye hangi konuda yemin edeceğini açıklar,yeminin anlam ve önemini anlatır, yalan yere yemin etmesi halinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Hakim yemin edecek kimseye,"size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz,şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" diye sorar. Yemin edecek kimse "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." şeklinde beyanda bulunduğu takdirde yemin eda edilmiş olur. Yemin şekli yöreye, taraflara, örf ve adete göre değiştirilemez. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin eden sebat ettiğini bildirirse yemin metni kendisine imzalattırılır ve yemin işlemi tamamlanmış olur. Sebat etmediğini bildirirse yalan yere yemin etme suçu oluşmaz. Somut olayda; mahkeme 17.04.2013 tarihli celsede davacı asile yemin eda ettirilerek dinlenmiştir. Davacı asil yemin edeceği hususda dinlenmeden önce değil dinlendikten sonra yemin eda ettirilmiştir. Mahkemece yemin merasiminin şekil şartlarına uygun yapılmaması hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 08.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2017/911 E., 2020/736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kaldı ki HMK 226/1-c madde gereğince yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz.
Hukuk Genel Kurulu         2017/911 E.  ,  2020/736 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından icra takibine konu edilen senet bedellerini ödeyip ibraname aldığını belirterek davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; iddia konusu ibranameyi imzalamadığını, belgede 37.600TL tahsil edildiğinin yazılı olduğunu ancak kendisinin 3.760TL tahsil ettiğine ilişkin başka bir belgeyi okumadan imzaladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.06.2013 tarihli ve 2009/414 E., 2013/310 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesince alınan raporda davacının dayandığı ibranamedeki imzanın davalının eli ürünü olduğunun ve belgeye eklenti yapılmadığının belirlendiğinin belirtildiği, davalının davacıya yemin teklif ettiği, davacının da davalıya 37.500TL ödeyip ibraname aldığına dair yemin ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 7. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 15.01.2014 tarihli ve 2013/15795 E., 2014/1233 K. sayılı kararı ile; “…Davalı, kendisinin 3.760TL'lik ibraname verdiğini 37.600TL'lik bir ibraname imzalamadığını savunmuş ve bu savunma karşısında davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü halinde ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenerek 3760 rakamının 37.600TL haline getirildiğini belirtmiştir. Bu konuda icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmış ise de belirtilen raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının da tespit edilemediği yönünde görüş bildirilmiştir. Bu durumda mahkemece, davalının savunmalarının değerlendirilmesi yönünden uyuşmazlık konusu ibraname altındaki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı ve ayrıca 37.600 rakamındaki son sıfırın sonradan eklenip eklenmediği yani ibranamenin miktarına ilişkin bu kısımda tahrifat yapılıp yapılmadığının konusunda uzman kişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kuruluna incelettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2014/1038 E., 2015/151 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında aynı belge üzerinde üç defa Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından inceleme yapıldığı, dosya içerisine alınan bu raporlarda bozma kararında belirtilen hususların hepsinin incelendiği, ibraname üzerinde "3760" sayısına "0" eklenerek "37600"TL yapıldığına dair herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belge üzerindeki "A.halim Gelin" yazısı ve imzasının "davalının el ürünü" olduğunun tespit edildiği, ibraname üzerinde bulunan yazılarda da herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belgenin asıl olarak "37600"TL olarak tanzim edildiği bu nedenle belgenin davalının kendi el yazısı ile adını ve soyadını yazarak bizzat imzaladığının kabulünün zorunlu olduğu, eksik araştırma yapıldığına dair bozma gerekçesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı ve altındaki imzanın davacının elinin ürünü olup olmadığı noktalarında İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporların yeterli olup olmadığı buna göre aynı hususta konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kuruluna yeniden inceleme yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. 13. "Yargılama doğası gereği zamana yayılan bir süreci ifade eder. Zira hem tarafların iddia ve savunmaları ile delillerini ileri sürebilmeleri hem de hâkimin bunları değerlendirip karar vermesi zaman gerektirir. Esasen, iyi bir yargılama yapılabilmesi için taraflara uygun sürelerin tanınması da bir zorunluluktur. Ne var ki, kanunlarda öngörülen sürelerin ölçüsüz bir şekilde aşılması, hukukî himaye arayışında olan tarafların beklentilerini olumsuz etkilemekte, geciken adalet tatmin edici olmaktan uzaklaşmakta ve "geciken adalet, adalet değildir" özdeyişi haklılık kazanmaktadır. Bu bakımdan, yargılamanın makul (uygun) sürede gerçekleştirilmesi önem kazanmaktadır. Nitekim Anayasa m. 141, IV'de "davaların en az giderle ve mümkün olan sürede sonuçlandırılması, yargının görevidir" demektedir. Öte yandan 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 30’da "usul ekonomisi" başlığı altında yargılamanın "makul süre" içinde yürütülmesi hâkime yüklenmiş bir ödevdir (Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018, s.147 ). Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 32 )" (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı kararı) 14. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302). 15. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. 16. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). 17. Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845). 18. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323). 19. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nın 170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu hükümle icra mahkemesince incelemenin aynı Kanun’un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılacağı açıklanmıştır. İİK'nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır. 20. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir. 21. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi; “(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. (2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır. (3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. (4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”; “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi; “(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir” “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise; “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir. 22. Buna göre, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir. 23. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. 24. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795). 25. Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir. 26. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı alacaklının davacı borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla Hatay 1. İcra Müdürlüğünün 2009/2115 E. sayılı dosyasında başlattığı takibin 30.120TL asıl alacak, 6.114,91TL işlemiş faiz ile ihtiyati haciz harcı, vekalet ücreti ve masrafı ile birlikte toplamda 36.439,21 TL alacağa ilişkin olduğu, 19.720TL, 5.200TL ve 5.200TL bedelli olmak üzere üç adet bononun takibin dayanağını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Davacı icra takibine konu edilen borcu ödediğini karşılığında ise ibraname aldığını savunmuş iken davalı kendisinin 3.700TL bedelli bir belge imzaladığını, 37.600TL miktarında bir ibraname imzalamadığını dolayısıyla davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü durumunda ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklendiğini ileri sürerek sahtecilik iddiasında bulunmuştur. 27. Hatay İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında davacı borçlu ..., davalı alacaklı ... tarafından başlatılan takibin itfa nedeniyle iptalini istemiştir. Mahkemece davalı tarafın tahrifat ve imza inkarı üzerine, dava konusu edilen ve dosyaya sunulan "Hatay 1. İcra Bulunan 2009/2115 Esas sayılı dosyasından dolayı 37.600TL teslim aldım, avukat ücreti dahil hiçbir alacağım kalmamıştır" yazılı ve A.halim Gelin imzası bulunan ibranamedeki 37.600,00TL meblağ bölümündeki son sıfır (0) rakamının sonradan eklenip eklenmediği, ibranamedeki yazıların ve imzanın Abdülhalim Gelin'in eli ürünü olup olmadığı, yazı ve rakamların aynı zaman diliminde yazılıp yazılmadığı, tahrifat yapılıp yapılmadığı hususlarının incelenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesi üzerine, Kurumun Fizik İhtisas Dairesince 04.07.2011, 06.06.2012, 11.12.2012 tarihli raporlar tanzim edilmiştir. 04.07.2011 tarihli raporda inceleme konusu belgedeki A. Halim Gelin adına atfen atılı bulunan imzanın ...’in elinin ürünü olduğu, 06.06.2012 tarihli raporda, inceleme konusu belgede iddialar doğrultusunda tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, “A. halim Gelin” isim yazısının ...’in eli ürünü olduğu, 11.12.2012 tarihli raporda ise belgedeki “A.halim Gelin” yazısı dışında kalan tüm yazı ve rakamların ...’in elinin ürünü olmadığı, mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve hâlen kullanılagelen bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından, söz konusu belgedeki yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği bildirilmiştir. 28. Belirtilmelidir ki Özel Daire bozma kararının aksine, icra hukuk mahkemesi tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kapsamındaki düzenlemeler uyarınca aldırılan bilirkişi raporlarında, dava konusu belge üzerinde imza incelemesi yapıldığı gibi, ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı hususu da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenip eklenmediği hususuna ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi, belgede tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda ise mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından tespite gidilemediği bildirilmiştir. Nitekim mürekkeplerde yazı yaşı tespitinin mümkün olmadığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 2017/13-665 E., 2018/1465 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporlarla uyuşmazlık konusunun irdelenerek sahtecilik iddiasının çözüme kavuşturulmuş olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan üç rapor bulunmakta ise de raporların uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermediği, ayrıca verdiği kararlar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı raporun genel mahkemede yeniden rapor alınmaksızın hükme esas alınmasının olanaklı olmadığı belirtilerek açıklanan gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 30. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 14.12.2009 olduğu hâlde 29.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 31. Hâl böyle olunca, Yerel Mahkemenin yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını kabul eden direnme kararı yerindedir. 32. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Aşağıda dökümü yazılı (409,86TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesine uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Mahkemece yapılacak sahtelik incelemesi HMK 211/1. maddede düzenlenmiş olup maddede yer alan (a) ve (b) bentlerinde düzenlenmiş iki aşamalı bir incelemeyi gerektirmektedir. (a) bendine göre yapılan incelemeden bir sonuç alınamamış ise (b) bendine göre incelemeye geçilecek ve bilirkişi raporu alınacaktır. İcra hukuk mahkemesinde, sahtelik iddiası niteliğini taşıyan imza itirazının incelenmesi kısmen farklı kurala bağlanmıştır. Bunun nedeni İcra İflas Kanununda bu konuda inceleme usulüne ilişkin özel kural getirilmiş olmasıdır. İcra ve İflas Kanunu 170. maddede imza itirazı düzenlenmiş ve 3. fıkrasında incelemenin 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu maddede, "İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır. Bu maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir. Bu durumda genel mahkeme HMK 211. maddedeki iki aşamayı da gözeterek inceleme yapıp sonuca varacak iken icra hukuk mahkemesi sadece (b) bendindeki düzenleme gereği bilirkişi raporu alarak bir sonuca varacaktır. Ayrıca genel mahkeme bilirkişi raporu almadan da huzurda yazı ve imzaları alıp belge ve diğer delilleri değerlendirerek karar verebileceğinden bu konuda daha detaylı bir yetkiye sahip olduğu da açıkça görülmektedir. Bu farklılık dahi tek başına icra mahkemesinin yapacağı incelemede genel mahkemeye göre dar yetkili olduğunu göstermektedir. İcra hukuk mahkemesinin takip hukuku anlamında verdiği kararlar kesin hüküm oluşturmaz. İcra hukuk mahkemesinin imza itirazı hakkında verdiği kararlarla takibe devam edilebilir ise de bu kararları hükümden düşürecek şekilde genel mahkemeye başvurulması mümkündür. Takibin kesinleşmesi üzerine açılabilecek menfi tespit ve istirdat davaları da bir yönüyle icra hukuk mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturmadığını gösterir. İİK'da takibe devam edilmesine rağmen genel mahkemeye gidilebilecek yollar açık tutulmuş ve gösterilmiş ise icra hukuk mahkemesinin bu kararı kesin hüküm oluşturmayacaktır. İcra mahkemesi kararı kesin hüküm oluşturmaz iken bu mahkemenin aldığı rapor genel mahkemede bağlayıcı bir delil olabilecek midir? İcra mahkemesi de rapor alırken HMK hükümlerini uygulayacak ise de bu durum genel mahkemenin bu raporu doğrudan hükmüne esas alabilmesini mümkün kılmaz. HMK 282/1. maddede hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle serbestçe değerlendireceği belirtilmiş ise de bu değerlendirme raporun alındığı dosyadaki davaya bakan hakim tarafından yapılacaktır. Bu nedenle bir dosyada alınan rapor hiçbir şekilde o dosyada verilen karardan bağımsız değildir. Bu ise başka dosyadaki raporun varlığının değil bu rapora dayanılarak verilen kararın ne olduğunun önemli olduğunu ve raporun değil, delil olma koşulları var ise o dosyadaki hükmün dikkate alınması gerektiğini gösterir Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacnın iki ayrı talebi bulunmakta olup bunlar terditli taleplerdir. Birinci talep imzanın kendisine ait olmadığına ilişkindir. İmza kendisinin çıkar ise rakam eklemek suretiyle tahrifat yapıldığı iddia edilmiş olup kademeli olarak bu sahtecilik iddiası incelenecektir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmamış icra hukuk mahkemesinde alınan raporlar hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınmış üç rapor bulunmakta ise de her bir rapor farklı bölümleri incelendiğinden alınan raporlar uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermektedir. Özel daire bozma kararında hükme esas alınan raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının tespit edilemediği yönünde görüş bildirildiği belirtilerek hem imza incelemesi hem de rakam ekleyerek ekleme yapılıp yapılmadığı yönünden bilirkişi kurulu raporu alınması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur. Mahkemece icra hukuk mahkemesinde alınan rapor ve mahkemece verilen karardan da söz edilerek imzanın davacıya ait olduğu sonucuna varılmış ise de icra hukuk mahkemesi yapacağı incelemede dar yetkili olduğu gibi verdiği karar da kesin hüküm oluşturmaz. Verdiği karar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunun da genel mahkemede doğrudan delil oluşturması ve yeni rapor alınmasına gerek olmaksızın hükme esas alınması mümkün değildir. Bu gerekçeyle mahkemece yeni rapor alınması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmektedir. Mahkemece yemin delilinden de söz edilerek karar verilmiş ise de davacının yemin teklif etmiş ve davalının da yemin etmiş olması davanın reddini gerektirmemektedir. Çünkü davacı toplanmayan delillerinin toplanması isteğinden ve rapora itirazlarından vazgeçerek yemin teklif etmiş değildir. Mahkemece diğer delillerin toplanması talebinin reddedilmesi üzerine yemin teklif etmek durumunda kaldığından HMK 227. madde kapsamında diğer delillerden vazgeçerek yemin deliline dayanma söz konusu olmadığı için rapor alınmasına gerek olmaksızın yemin delilinin esas alınması gerektiği düşünülemez. Kaldı ki HMK 226/1-c madde gereğince yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz. Somut olayda ...’e atfen imzalı belgenin üç senet toplamı olan 3.760TL’ye ilişkin olmayıp benim vermiş bulunduğum 37.600TL’ye ilişkin olduğu şeklinde yemin teklif edilmesi sonuçta ibranamedeki miktarda tahrifat yapılıp yapılmadığıyla da ilgili olduğundan kişiyi kovuşturma veya soruşturmaya uğratacak konuda teklif ve eda edilmiş olan yeminin de sonuç doğurması ve hükme esas alınması mümkün değildir. Her iki nedenle de usule aykırı ve sonuç doğurmayacak biçimde yemin teklif ve eda edilmiş olması yeniden rapor alınması gereğini ortadan kaldıran bir durum değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle değişik gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
22. Hukuk Dairesi, 2017/24040 E., 2019/16574 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
rliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Kanun md.
22. Hukuk Dairesi         2017/24040 E.  ,  2019/16574 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Rektörlüğüne bağlı Sağlık Meslek Hizmetleri Yüksek Okulu nezdinde 05.03.1996-02.07.2014 tarihleri arasında farklı birimlerde işçi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik nedeni ile sona erdirildiğini, yıllık izinlerinin 2004 yılına kadar hiç kullandırılmadığını, bu tarihten sonra ise kimi yıllarda eksik kullandırıldığını, kimi yıllarda hiç kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı ... vekili, davacının müvekkili idarenin çalışanı olmadığını, yüklenici firmalara davanın ihbarı gerektiğini, müvekkili kurum bakımından davanın husumet yokluğu nedeni ile reddini talep etmiştir. Davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili, davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacının müvekkil şirkette çalışmasının bulunmadığını, müvekkili açısından davanın husumet yokluğu nedeni ile reddini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Karar süresi içerisinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre; davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin dava konusu alacaklardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve var ise sorumluluğunun sınırlı olduğu dönem tartışmalıdır. İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Değinilen Yasanın 120.nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14.üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14.üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6.ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir. Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6.ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır. Somut uyuşmazlıkta; davacı, 11.06.1997-30.06.2014 tarihleri arasında davalı kurumun değişen alt işverenleri nezdinde farklı birimlerde işçi olarak çalışmış olup; davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’ndeki çalışması 30.06.2013 tarihine kadardır. Bu tarihten sonra davacının 01.07.2013-30.06.2014 tarihleri arasında dava dışı alt işveren firma olan, ... Temizlik Ltd. Şti.’nde çalıştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece, mahkemece davacının yıllık izin ve kıdem tazminatı alacaklarından davalı şirketin müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına karar verilmiş ise de, mahkemece verilen karar hatalıdır. Zira öncelikle, feshe bağlı haklardan olan kullanılmayan yıllık izin ücretlerinden son alt işveren sorumlu olup, devreden alt işveren olan davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin yıllık izin ücreti alacağından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ayrıca, davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin devreden alt işveren olarak kıdem tazminatı alacağından sorumluluğu bakımından ise; öncelikle hizmet döküm cetvelindeki işyeri ünvanlarına ilişkin kayıtlar getirtilerek, davacının davalı şirket nezdindeki çalışma süresi tam olarak tespit edilmeli, buna göre yalnızca davalı şirketin kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücretle kıdem tazminatından sorumlu tutulması gerekirken bu husus gözardı edilerek davalı şirketin kıdem tazminatı alacağından müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırıdır. Öte yandan, dosyada yer alan ıslah dilekçesi incelendiğinde, ıslah dilekçesinin yalnızca davalı Üniversite adına düzenlendiği, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı bakımından ıslah ile arttırılan miktarların yalnızca davalıdan tahsilinin talep edildiği, yani ıslah dilekçesinde arttırılan miktarlardan davalı şirketin müşetereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının talep edilmediği, ne var ki mahkemece yukarıda anılan Kanun maddesi ve taleple bağlılık ilkesi ihlal edilmek kaydıyla talep konusu kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının müştereken ve müteselsilen tahsili yönünde hüküm kurulmasının da hatalı olduğu anlaşılmakla bu husus da bozmayı gerektirmiştir. 4-Davalının yemin deliline dayanıp dayanamayacağı ve davacının yıllık izin ücretinin bulunup bulunmadığı diğer uyuşmazlık konusudur. Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 225. maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Kanun md. 226). Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Kanun md. 227-228) Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır. Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez. Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır. Yemin, bizzat tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir (6100 sayılı Kanun md. 229 ilâ 232). Yasanın 233. maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin, "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır. Yasanın 234 ve devamı maddeleri gereğince, okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler, yemin hakkındaki beyanlarını yazıp imzalayarak yemin ederler. Okuma ve yazma bilmeyen sağır veya dilsizler, işaretlerinden anlayan bir bilirkişi aracılığıyla yemin ederler. Yemin edecek kimse, mahkemeye gelemeyecek kadar hasta veya özürlü ise hâkim, bulunduğu yerde o kimseye yemin ettirir. Bu sırada isterlerse taraf vekilleri ve karşı taraf da hazır bulunabilir. Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin ettirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 237 ve müteakip maddeleri uyarınca, hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle açılan ceza davası, esas dava bakımından bekletici sorun yapılamaz. Somut olayda; davalı Üniversite vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde davacının yıllık izin kullanıp kullanmadığı ve kullanmadıysa toplam ne kadar kullanmadığı ile ilgili yemin deliline dayanmıştır. Davalı vekilince bilirkişi raporuna karşı sunulan 11.01.2016 tarihli beyan ve itiraz dilekçesinde ise, davacıya 2004-2010 yılları arasında hiç izin kullanmadığı ve birlikişi raporunda belirtilen 191 gün izin hakkı olup olmadığı hususunda yemin teklifinde bulunulmuştur. Ancak, Mahkemece bu teklifin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalıdan yemin sorusu alınarak ve sonrasında yeminle ilgili usuli işlemler tamamlanarak davacı duruşmaya davet edilmek suretiyle yemin teklifinde bulunulması, davalı tarafın yemin teklifi davacı asile usulüne uygun şekilde bildirilip sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 18.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2012/6877 E., 2014/11816 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR 4. İŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
rliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md.
9. Hukuk Dairesi         2012/6877 E.  ,  2014/11816 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İZMİR 4. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 01/12/2011 NUMARASI : 2010/417-2011/837 DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, maaş alacağı, asgari geçim indirimi, fazla mesai ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı işçi, Ocak / 2009'dan Nisan / 2010'a kadar olan 16 aylık ücretinin ödenmemesi nedeniyle hizmet akdini 12.04.2010 tarihinde feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile maaş, asgari geçim indirimi fazla mesai ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı işveren, davacının 3.550,00 TL ücret alacağı olduğunu, elinde davacının iddia ettiği 16 aylık ücretinin ödendiğine dair belge olmamakla birlikte, başka yerden bir geliri olmayan davacının, hiçbir gelir temin etmeden 16 ay boyunca işyerinde nasıl olupta çalışmaya devam ettiğinin izahı gerektiğini iddia ile dava öncesi kabullerinde olan kıdem tazminatı, yıllık izin ücretleri ve 3.550,00 TL. ücret alacağı hususlarının nihai kararda dikkate alınmasını, fazla mesai ve kabulleri dışındaki ücret alacağı isteminin reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar davalı tarafından temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın 225 nci maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md. 226). Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Yasa Md. 227-228). Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır. Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır. Yemin, bizzat tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir (6100 sayılı Yasa Md. 229 ilâ 232). Yasanın 233 üncü maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin, "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır. Somut olayda yemin teklif edilen tarihte 6100 sayılı Yasa yürürlülükte olup yeminin yukarıdaki yasal düzenlemeler ve ilke kararına göre yemin merasimine uyularak yaptırılması gerekirken mahkemece, "davacı; H.. P.. Mehmet ve Ünzileden olma, 1966 doğumlu , yemin edecek olan davacıya, hangi koınuda yemin edeceği açıklandı yeminin önemi ve yalan yere yemin etmesi halinde cezalandırılacağı yönünde dikkati çekildi davacıdan soruldu; 16 aylık ücretli iznimi kullanmadım fazla çalışma ücretimi almadım, asgari geçim indirimi ücretlerimi almadım, namusum şerefim , kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ederim dedi beyanı okundu imzası alındı " şeklinde yemin teklifinin icra edilmesi ve ayrıca davalı yemin teklifi metninde 16 aylık maaşını almadığına ilişkin yemin teklifinde bulunmasına karşın davacının yemininde bu hususta beyanda bulunmaması ve hususun sorulmaması hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 08.04.2014 gününde oybirliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2017/6821 E., 2017/18094 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
rliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md.
9. Hukuk Dairesi         2017/6821 E.  ,  2017/18094 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi mahiyetindeki davalı işyerinde 02/05/2011-09/05/2013 tarihleri arasında .... uzmanı olarak çalıştığını, davacının velilerle yapacağı görüşmeler için gerekli bilgileri not aldığı not defterinin kaybolmasının ardından haksız ithamlarla hakkında tutanak tutulup hakaretler edilerek iş akdinin feshedildiğini iddia ederek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarının tahsilini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının 02/05/2011 tarihinde göreve başladığını, 07/05/2013 tarihinde davacıya müvekkili şirket tarafından teslim edilen ve eğitim merkezine kayıtlı öğrencilerin bilgilerinin olduğu defteri kaybettiğini, bu durumun tutanak altına alınması üzerine 10/05/2013 tarihinden itibaren işe gelmediğini, 14/05/2013 tarihinde 3 gün içinde işe başlaması için ihtarname çektiklerini ve davacının işe gelmemesi sebebi ile İş Kanunu'nun 25/II-g maddesi gereğince 30/05/2013 tarihinde iş akdini feshettiklerini, davacının yıllık izinlerini kullandığını, ulusal bayram genel tatil günlerinde çalışması olmadığını, hafta içi 09:00-17:45 saatleri arasında, cumartesi günleri 09:00-12:45 saatleri arasında çalıştığını ve fazla mesai yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içinde taraf vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın 225 nci maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md. 226). Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Yasa Md. 227-228). Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır. Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır. Yemin, bizzat tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir (6100 sayılı Yasa Md. 229 ilâ 232). Yasanın 233 üncü maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin, "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır. Yasanın 234 ve devamı maddeleri gereğince, okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler, yemin hakkındaki beyanlarını yazıp imzalayarak yemin ederler. Okuma ve yazma bilmeyen sağır veya dilsizler, işaretlerinden anlayan bir bilirkişi aracılığıyla yemin ederler. Yemin edecek kimse, mahkemeye gelemeyecek kadar hasta veya özürlü ise hâkim, bulunduğu yerde o kimseye yemin ettirir. Bu sırada isterlerse taraf vekilleri ve karşı taraf da hazır bulunabilir. Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin ettirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 237 ve müteakip maddeleri uyarınca, hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle açılan ceza davası, esas dava bakımından bekletici sorun yapılamaz. Yemin kesin delil olup özel usul kurallarına ve merasime tabidir. Yemin davetinin nasıl yapılacağı HMK 228. maddesinde belirtilmiş olup, özellikle ikinci fıkrada yemin davetiyesinde nelerin yazılacağı açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta, duruşmanın 01.12.2014 tarihli oturumunda davalı vekili aynen "Biz fazla mesai, yıllık izin alacağı ve diğer alacaklarla ilgili yemin teklif ediyoruz" şeklinde yemin teklif edeceklerini bildirmiş, mahkemece yemin teklifine ilişkin meşruhatlı davetiye çıkarılmasına ilişkin ara karar oluşturulmuştur. Davacı asile gönderilen yemine ilişkin davetiyede sadece "Mahkememizce belirtilen gün ve saatte özürsüz olarak gelmediğiniz takdirde davetiye ekindeki yemin teklifini kabul etmemiş sayılacağınız hususu HMK'nın 144. maddesi hükümlerine göre ihtar ve tebliğ olunur" şeklinde meşruhat olduğu görülmüş, ayrıca davetiyeye yukarıda içeriği belirtilen duruşma zaptı eklenmiştir. Dosyada altı kalem talep olup, davalı tarafından düzenlenmiş bir yemin metni yoktur. Yemin davetiyesinde de davacının neye ilişkin yemin edeceği açıklanmamıştır. Duruşma zaptındaki soyut açıklama yemin metni niteliğinde değildir. Ayrıca yemin davetiyesindeki meşruhatta belirtilen HMK 144. maddesi tarafların dinlenmesine ilişkin olup, meşruhat HMK'nın 228/2. maddesine uygun şekilde açıkça belirtilmelidir. Mahkemece yemin usulüne uyulmadan, yemine ilişkin merasim yerine getirilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 13/11/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. II. Bir işlemin geçerliliği için resmi şekil şartı gibi irade açıklamasının yeterli olmadığı haller yemine konu olamaz. III. Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için başka delili olduğunu beyan eden taraf yemin teklif edemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yemin deliliyle ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol