Hukuk Muhakemeleri Kanunu 227. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 227- (1) Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.
(2) Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.
Yemine davet
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
11 karar eşleşti
17. Hukuk Dairesi, 2016/6077 E., 2016/8249 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Nitekim HMK'nın 227. Maddesi "yemin delili" değil açıkça "yemin teklifi" başlığını taşımaktadır.
17. Hukuk Dairesi 2016/6077 E. , 2016/8249 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirket tarafından kasko poliçesi ile sigortalanmış olan ve müvekkili adına kayıtlı bulunan aracın müvekkilinin kızı ... idaresinde iken tek taraflı kaza yaparak hasarladığını, davalı ... şirketine yapılan bildirim üzerine tanzim olunan eksper raporuna göre müvekkilinin aracında 31.817.74-TL hasar olduğunun belirtildiğini ancak davalı tarafından ödeme yapılmadığını, müvekkilinin ödemelerini kendisi karşılamak suretiyle aracını haricen tamir ettirdiğini belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 30.341,44-TL'nin kaza bildirim tarihi olan 23/03/2013 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, sürücü değişikliği yapıldığını, trafik kazası tespit tutanağı ve kendilerince alınan araştırma raporunun bunu doğruladığını, ayrıca hasarın beyan edilen kaza şekline uymadığını, bu nedenlerle zararın sigorta teminatı dışında kaldığını, davacının çelişkili ve yanıltıcı ifadelerde bulunmakla doğru beyanda bulunma yükümlülüğüne de aykırı hareket ettiğini, faiz başlangıç tarihinin yanlış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 27.400,00 TL alacağın temerrüt tarihi olan 22/04/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davalı vekili 01.10.2013 tarihli cevap ve delil dilekçesinde kazada sürücü değişikliği yapıldığını ve kazanın iddia edildiği gibi araç ...'ın sevk ve idaresinde iken olmadığını iddia etmiş ve delilleri arasında yemin delilini açıkça belirtmiştir.Şayet davalının mevcut ve irdelenen delilller ile savunmasını ispat edemediği kabul ediliyorsa davalı tarafa HMK'nin 225 ve devamı maddelerinde düzenlenen ve cevap dilekçesinde dayandığı "yemin" delilini kullanıp kullanmayacağı hatırlatılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece davalıya yemin teklifi hakkının hatırlatılması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 27.09.2016 tarihinde üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.
-KARŞI OY-
Açılan kasko tazminat davasında mahkemenin vermiş olduğu davanın kısmen kabulü yönünde ki kararı sayın çoğunluk " Davalı vekili 01.10.2013 tarihli cevap ve delil dilekçesinde kazada sürücü değişikliği yapıldığını ve kazanın iddia edildiği gibi araç Nilay'ın sevk ve idaresinde iken olmadığını
iddia etmiş ve delilleri arasında yemin delilini açıkça belirtmiştir. Şayet davalının mevcut ve irdelenen deliller ile savunmasını ispat edemediği kabul ediliyorsa davalı tarafa HMK'nin 225 ve devamı maddelerinde düzenlenen ve cevap dilekçesinde dayandığı yemin delilini kullanıp kullanmayacağı hatırlatılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.." gerekçesi ile oy çokluğu ile hükmün bozulması yönünde karar vermiştir.
Mahkeme ile sayın çoğunluk arasındaki uyuşmazlık davalının açıkça davacıya yemin yöneltmeden hakimin kendiliğinden yemin yöneltip yöneltmeyeceği hususunu hatırlatıp hatırlatmayacağı ile ilgilidir.
Yemin bir kimsenin esas davasının halline etkili olan bir olayın ispatı için diğerine teklif ettiği bir doğrulatma beyanıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki delil olarak yemine dayanılması, bir başka anlatımla delil listesinde yemine yer vermek ile yemin teklif etmek ayrı hususlardır. Nitekim HMK'nın 227. Maddesi "yemin delili" değil açıkça "yemin teklifi" başlığını taşımaktadır. Bir başka anlatımla delil listesinde sadece yemine yer verilmesi yeterli olmayacak madde metninde belirtildiği gibi sadece tarafça karşı tarafa yenim teklifi yapılmalıdır. HMK 227. madde "Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir." İfadesinde "taraf" kavramı ile yemini ancak tarafın teklif edeceğini açıkça düzenlemektedir.
Nitekim, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı üzerinde hazırlanan Adalet Komisyonu Raporunda “Dördüncü Kısmın Üçüncü Bölümünde yemin düzenlenmiştir. Tamamlayıcı yemine Tasarıda yer verilmemiştir. Takdiri delillerle ispatın mümkün olduğu hâllerde, hâkimin kanaatini yemin ile değil, diğer delillerle tamamlaması kabul edilmiştir. 1086 sayılı Kanunda yer alan yemin formülü, taraf yemini düzenlemesinde, daha laik hale getirilmeye çalışılmıştır.” (Türkiye Büyük Millet Meclisi (S. Sayısı: 393)) İfadesi ile hakimin taraflarca sunulan taktiri delillerle bir kanaate varamaması durumunda ispat külfeti kendisine düşen tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatması durumunun ortadan kalktığı açıkça belirtilmiştir.
Yasayı hazırlayan komisyonda yer alan Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES ise yeni düzenlemeyi“..Yemin konusunda en önemli yenilik re’sen yeminin kaldırılmasıdır ve yemin şeklinin yeniden düzenlenmesidir. Yemin konusu çok tartışılmış, az da olsa faydası olması sebebiyle muhafaza edilmiştir. Ancak, yeminin gerçek bir delil olmaması ve kişinin vicdanına yönelik olması sebebiyle, bu konudaki riski isterse tarafın alması düşünülmüş, hâkimin yemin teklifi kaldırılarak sadece taraf yemini düzenlenmiştir. Yemin şekli, diğer kanunlardaki yeminler de dikkate alınarak, sadece belirli bir inanca yönelik değil, daha genel ifadelerle düzenlenmiştir.”şeklinde ifade etmiştir.
Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ, Prof. Muhammet ÖZEKEŞ, Prof. Dr. Oğuz Atalay Medeni Usul Hukuku Ders Kitabının 442 ve 443. Sayfalarında bu düşüncemizi destekler şekilde "Hukuk Muhakemeleri Kanunu, sadece bir tarafın diğerine yemin teklifini kabul etmiş, hakimin kendiliğinden yemin teklifine izin vermemiştir. Çünkü yemin karşı tarafın vicdanına bırakılan bir durum olup bu riski sadece tarafın alması düşünülmüştür. Böylece gerek sair deliller ibaresinin doğuracağı sonuç gerekse hakimin yemin hakkını hatırlatma zorunluluğunda olması artık Hukuk Muhakemeleri Kanunu düzenlemesi çerçevesinde geçerli sayılamaz. Çünkü, taraf dayandığı delilleri açıkça göstermek zorundadır" Şeklinde ifade etmişlerdir.
Prof. Dr. Baki Kuru /Prof. Dr. Ali Cem Budak ise birlikte kaleme aldıkları makalelerinde "Yeni kanunun sistemiyle yalnızca taraf yeminine yer verilmiş olup, re’sen teklif olunan yemin kaldırılmıştır. Buna göre tarafların ellerindeki belgeleri mahkemeye ibraz etmeleri zorunluluğuna iliskin HMK m.220(2) hükmündeki yeminin de, taraf yemini seklinde uygulanması gerektiği kanısındayım." Şeklinde bu konuda düşüncelerini ifade etmişlerdir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nda olmayan bir yenilik getirmiştir. Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi başlıklı 194. Maddesinde “Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” İfadesi ile taraflara hangi vakıayı hangi delil ile ispatlayacağını açıkça göstermek zorunluluğu getirmiştir. Bu kapsamda taraflardan biri iddia
ettiği vakıayı yemin delili ile ispat edecekse bunu delil listesinde hangi vakıayı yemin delili ile ispat edeceğini açıkça göstermedikçe hakimin kendiliğinden o vakıayı ispat için tarafa yemin teklif hakkını hatırlatması yasal olarak mümkün değildir. Ancak taraf iddia ettiği vakıalardan birini yada tüm iddiasını karşı tarafa yemin teklif etmek suretiyle kısacası yemin ile ispat edeceğini açıkça belirtmiş ise ancak bu durumda hakim o tarafa o vakıanın ispatı için delil listesinde belirtmiş olduğu gibi yemin ile ispatlamak isteyip istemediği hatırlatılmalıdır. Bunun dışında delil listesinde sadece "yemin" şeklinde delil gösterimi, yemini hangi vakıanın ispatı için kullanacağını belirtmeden hakimin yemin teklifi hatırlatmasında bulunarak davaya müdahalesi uygun olmamaktadır.
Kaldı ki yemin davanın aydınlatılması kapsamında değil davanın kesin bir delil ile ispatı meselesi olup hakimin tarafların iddiasını ispatlaması gibi bir görevi bulunmamaktadır. Taraf bir vakıanın ispatı için açıkça yemin deliline dayanmamasına rağmen, hakimin tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatılması gerektiği düşüncesi HMK 25. Maddesinde “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.” İfadesi ile yapılan düzenlemeye de aykırıdır. Çünkü Yeminin düzenlendiği HMK 225 ve devamı maddelerinde hakime kendiliğinden delil toplama yetkisi veren bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yargı mevcut kanun kurallarını uygulamakla görevlidir. Kanun kurallarını yorumlama görevini yerine getirilirken kanunda olmayan bir kuralı getirme yani yeni kural ihdası mümkün değildir. Ayrıca hakim tarafların lehine ve aleyhine sonuçlar doğuracak müdahalelerde bulunamaz. Nitekim HMK 227. Maddesinin 2. Fıkrasında " Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez." İfadesi ile yemin teklif edildikten sonra artık bu iradesinden vazgeçemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Bu haliyle de hakimin davasını ispat edemediği düşüncesi ile yapacağı hatırlatma sonucu tarafı yanıltması durumunda tarafın yapacağı yemin teklifi ile bağlı kalacağı artık dosya içinde ki diğer delillere dayanma şansının kalmayacağı gibi bir sonuca hakim sebebiyet vermemelidir.
Bütün bu anlatılan hususlardan şu sonuçları çıkarabiliriz:
1- Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte hakime taraflara yemin teklif etme ve hatırlatmayı düzenleyen maddeler tamamen kaldırılmış HMK da yer verilmemesine ve Kanun koyucunun bu iradesi meclis Adalet Komisyon raporu ile açıkça ifade edilmesine rağmen hakimin yemin teklifi hatırlatması yasal değildir.
2- HMK 25. Maddesi gereği kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Bu nedenle hakimin yemin teklifini hatırlatması “delillerin taraflarca getirilmesi” ve “hakimin kendiliğinden delil toplayamayacağı” temel ilkelerine aykırıdır.
3- Yemin diğer delillerden tamamen farklı bir delildir. Bu delil tamamen yemin teklif edilen kişinin dinsel ve vicdani sorumluluğu ile ilgilidir. Bir başka anlatımla dinsel ve vicdani sorumluluğu hissetmeyen bir kişi teklif edilen yemini rahatlıkla eda edecek ve iddia sahibi iddiasını ispat edememiş olacak ve davayı kaybedecektir. Nitekim kanun koyucu gerekçesinde bu hususa vurgu yapmıştır. Bu nedenle hakimin bir şekilde yemin deliline müdahalesi doğru değildir.
4- Yemin teklif edilen kişi yemin teklifini kabul etmesi ile birlikte yemin teklif eden taraf artık bununla bağlı olup, yemin teklifinden vazgeçerek dosyada ki diğer delillerinin değerlendirilmesini isteyemez. Bu haliyle yemin teklifi kabul edilmesi ile birlikte kabul edene kazanılmış hak sağlar. Bu nedenle tarafları yönlendirici bir tavır içinde hakimin yer alması doğru değildir.
7- Hakimin yemin teklif hakkını hatırlatması ile taraf, dosyada toplanan delillerin hakim tarafından yeterli bulunmadığı ve hakimin davasını reddedeceği kaygısı ile çoğu zaman yeminin sonuçlarını düşünmeden karşı tarafa yemin teklif etmektedir. Bu haliyle hakim bir taraftan tarafları yanılttığı bir taraftan da ihsası rey yani görüşünü önceden bildirmiş olmakta ve HMK gereği bu hakimin reddi sebeplerinden birini oluşturmaktadır.
Sayılan bu nedenler de göstermektedir ki artık Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmesi ile birlikte hakimin yemin teklif etme hakkını hatırlatması kalmamıştır. Nitekim aşağıda ki Yargıtay 15 ve 7. Hukuk Dairelerinin kararları bizim bu düşüncemizi desteklemektedir.
"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, Kanunun 25. maddesinde delillerin taraflarca getirilmesi ilkesi düzenlenmiş, kanunda öngörülen istisnalar dışında hakimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatacak davranışlarda dahi bulunamayacağı belirtilmiş, 119. maddesi (f) bendinde ise iddia edilen vakıaların hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde bildirileceği hükme bağlanmıştır. Yemin ise HMK'nın da 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 1086 sayılı HUMK'un 355 ila 362. maddelerinde mahkemece taraflara tamamlayıcı olarak re'sen yemin teklif edebileceği düzenlenmişken 6100 sayılı HMK'da bu düzenlemeye yer verilmemiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun aksine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda dava dilekçesi veya süresinde sunulan delil listesinde açıkça yemin deliline dayanıldığının bildirilmesi gerektiği gibi, hakimin yemin delilini hatırlatması veya tamamlayıcı yemin yöneltmesi de mümkün değildir. Dava, 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra 20.12.2011 tarihinde açıldığından uyuşmazlığa usul yönünden bu kanun uygulanacaktır."( YARGITAY 15.HUKUK DAİRESİ 13.11.201 2014/4315 Esas 2014/6559 Karar)
"6100 sayılı HMK'nun 448, 450 ve Geçici 1.madde hükümlerine göre yemine ilişkin hükümlerinin davada uygulanması gerekmektedir. Buna göre hakimin taraflara yemin teklif etme hakkı olduğunu hatırlatması gerekmediği gibi resen yemin teklif etmesi de mümkün değildir." (YARGITAY 7. Hukuk Dairesi 28.01.2014 Tarih ESAS NO: 2014/606 KARAR NO: 2014/1154)
Bir başka açıdan sürücünün başka birinin olması tazminatın teminat kapsamı içinde olmadığını tek başına göstermez. Bunun yanında davalı sigortacı sürücünün kim olduğu yanında sürücü olduğu iddia edilen kişinin Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5. maddesinde belirtilen tazminatı teminat dışında bırakan hususları da delilleri ile ispat etmek zorundadır. Bir başka anlatımla sigortacı sigortalı aracın iddia edilen kişi dışında başka bir kişinin sürücü olduğu yanında bu kişinin ehliyetsiz yada münhasıran alkolün etkisinde kalarak kazayı yaptığını ispat
etmelidir. Bu haliyle sürücünün iddia edilen kişi olup olmadığı yönündeki yemin teklifi HMK 225 ve devamında düzenlenen yeminin davanın çözümü bakımından önem taşıyan vakıa olması gerektiği olgusuna da uygun düşmeyecektir.
Yukarıda anlatılan gerekçelerle çoğunluğun hakimin davalıya yemin teklif edip etmeyeceğini hatırlatması düşüncesine katılmamaktayım.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2025/1699 E., 2025/2099 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
sı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yerel Mahkemece, yemininin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK'nın 227/2. maddesi uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka del
1. Hukuk Dairesi 2025/1699 E. , 2025/2099 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/150 E., 2023/1104 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/17 E., 2021/200 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar ..., ... ve ...'un muris ...’ün kardeşleri, diğer davacıların ise murisin kardeşi ...'in çocukları olduğunu, murisin 16.02.2018 tarihinde altsoy mirasçısı olmadan öldüğünü, eşi ...'ün ise muristen önce öldüğünü, murisin geriye yasal mirasçı olarak kardeşleri ve kardeşlerinin altsoy mirasçılarını bıraktığını, murisin uhdesinde değeri milyon TL olan taşınmazlar yer almakta iken bu taşınmazlardan bir kısmını yasal mirasçılarından mal kaçırmak için iki vasiyetname düzenlediğini, ayrıca davaya konu Adana ili, Pozantı ilçesi, ... Mahallesinde bulunan 386 ada 4 parsel sayılı taşınmazını muvazaalı bir şekilde davalı ...'a devrettiğini, murisin 14.06.2013 tarihinde 260.000,00 TL bedelle satın aldığı dava konusu taşınmazı edindiği tarihten 3 ay gibi kısa bir süre sonra ... 9. Noterliğince düzenlenen 13.09.2013 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetname ile dava dışı kardeşi ...'a bıraktığını, vasiyetnameye rağmen daha sonra 18.12.2014 tarihinde 8.000,00 TL bedelle dava konusu taşınmazı davalı ...'a satış yoluyla muvazaalı olarak devrettiğini, davalı ...'un dava dışı ...'ın gelininin abisi olduğunu, her ne kadar dava konusu taşınmaz ...’a satış gösterilmiş ise de murisin yayladaki dava konusu taşınmaza her yaz gitmeye devam ettiğini, iptali gereken vasiyetname ve muvazaalı şekilde satış yaparak davacılardan sağlığında malını kaçırdığını ve muvazaalı şekilde işlem yaparak davacıları miras payından mahrum etmeyi amaçladığını ya da buna zorlandığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, ekte sundukları vasiyetnamelerden ve murisin malvarlığı listesinden anlaşılacağı üzere murisin mamelekinde yer alan değerli olan taşınmazları diğer mirasçılardan kaçırmak amacıyla muvazaalı işlem yaptığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasçı davacılar adına payları oranında tesciline, mirasçılara iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili 23.11.2020 tarihli beyan dilekçesinde terekeye iade isteminde bulunduklarını belirtmiştir.
Davacılardan ...'un aşamada 28.01.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ..., kardeşleri ..., ..., ..., ..., ...'un kaldığı, mirasçı ...'un müteveffa davacı vekiline vekalet vermek suretiyle davayı sürdürdüğü, diğer mirasçıların zaten davacı olarak ekli olduğu anlaşılmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıların murisi olan ...'ün mirasçısı olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin üçüncü kişi konumunda olduğunu ve iyi niyetli olarak taşınmazı yatırım amacı ile satın aldığını, taşınmazın satış bedelinin 15.000,00 TL'sini elden, geri kalan kısmı olan 225.000,00 TL'sini de murisin banka hesabına yatırmak sureti ile ödediğini, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında yerleşik Yargıtay kararları gereğince murisin dava konusu taşınmazı sattığı dönemde başka taşınmazları olup olmadığının araştırılması gerektiğini, murisin birçok taşınmazının bulunduğunu, bu itibarla murisin bu kadar taşınmazları varken dava konusu taşınmazı kaçırmasının imkansız olduğunu, tapu harcının fazla çıkmaması için taşınmazın satış bedelinin 8.000,00 TL olarak rayiç bedel üzerinden gösterildiğini, zira muris ...'ün de dava konusu taşınmazı satın alırken satış değerinin 5.000,00 TL olarak gösterildiğini, muris ve kız kardeşi ...'ın dava konusu yayla evini beğenmesi ve müvekkilin de kiraya verebileceğinin kabulü ile taşınmazda kiracısı ... olarak kira sözleşmesi ile kira bedelleri ödenerek oturmaya devam edildiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.05.2019 tarih ve 2018/74 Esas ve 2019/115 Karar sayılı kararıyla; tapu kayıtları incelendiğinde dava konusu taşınmazın davacıların murisleri tarafından 8.000,00 TL bedel üzerinden 18.12.2014 tarihinde davalı ...'a devredildiği, dava konusu taşınmazın dava tarihi olan 15.05.2018 tarihi itibariyle değerinin 294.569,80 TL olarak tespit edildiği, satış bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş bir fark olduğu, davalı vekili söz konusu satış işlemi nedeniyle davacıların murisi ...'ün banka hesabına müvekkili tarafından 18.12.2014 tarihinde 225.000,00 TL'nin yatırıldığını beyan etse dahi, ilgili banka şubesine yazılan müzekkerenin 02.05.2019 havale tarihli cevabından bu hesabın 18.12.2014 tarihinde açılmış olduğu, ayrıca 18.12.2014 tarihinde yatırılan 225.000,00 TL'nin bu işlemden 6 dakika sonra çekilmiş olduğu ve bu Vakıfbank hesabının bir daha kullanılmadığının anlaşıldığı, dinlenilen tanık beyanları ve murisin malvarlığına ilişkin yapılan araştırmalar neticesinde murisin başkaca yerlerde de taşınmazlarının olduğu, varlıklı bir insan olduğu, taşınmazını satmaya ihtiyacı olmadığı neticesine varıldığı, her ne kadar davalı vekili müvekkili ile dava dışı ... arasındaki kira sözleşmesini dosyaya sunmak sureti ile dava konusu satışın gerçek bir satış olduğunu kanıtlamaya çalışsa dahi dosya içerisine alınan kira sözleşmesinin şekli itibari ile bir kanıt niteliği taşımayacağı, ayrıca davacı vekilinin dava dışı ... ile ilgili iddialarının davacı tanıkları tarafından doğrulandığı, dava konusu taşınmazın ...'ın kullanımında olmasının satışın gerçek bir satış olmadığı hususunu güçlendirici nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Kaldırma Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 16.12.2019 tarihli ve 2019/1186 Esas, 2019/1138 Karar sayılı kararıyla; öncelikle davacı tarafa süre verilerek paya yönelik mi yoksa tereke adına mı istekte bulunduğunun tam olarak açıklattırılmasının istenmesi, tereke adına istekte bulunduğunu açıklaması halinde, dava dışı mirasçıların olurlarının alınması ya da miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi, davanın görülebilirlik koşulunun yerine getirilmesi, ondan sonra işin esasına girilmesi; yok eğer davacının payına yönelik istekte bulunduğunun saptanması halinde ise terekenin elbirliği mülkiyetine tabi olması nedeniyle paya yönelik isteğin dinlenme olanağı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın görülebilirlik koşulu göz ardı edilerek yazılı olduğu şekilde davanın esası hakkında hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
B. Kaldırma Kararı Sonrasında İlk Derece Mahkemesince Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tereke temsilcisi ile davanın görüldüğü ve taraf teşkilinin sağlandığı, dava dilekçesinde davacıların yemin deliline dayandığı, davacılar vekilinin 08.03.2019 tarihli dilekçesinde yemin metni sunularak davalıya yemin teklifinde bulunulduğu, yemin edası için yazılan talimat sonucunda davalı tarafından Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/126 talimat sayılı celsesinde davalının evi 240.000,00 TL bedel ödeyerek satın aldığına dair yemin eda ettiği, yeminin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK 227/2 uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve tereke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yerel Mahkemece, yemininin kesin delil teşkil edeceği, yemin hükümleri yerine getirildikten sonra vakıanın kesin biçimde kanıtlandığının kabulü gerekeceği, HMK'nın 227/2. maddesi uyarınca yemin teklif edildikten ve karşı tarafça yemini edaya hazır olduğu bildirildikten sonra tekliften vazgeçilemeyeceği ve başka delile dayanılamayacağı değerlendirilerek davanın reddine yönelik karar verildiği, dava dilekçesi içeriği ve dosyaya yansıyan beyanlar dikkate alındığında davanın muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olduğu, sözleşmenin yanlarından birine teb'an açılan bir davanın söz konusu olmadığı, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına açılan bir dava olduğu, bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği, tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı, başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisinin sona ereceği ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkının miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçeceği, davacı mirasçılar tarafından tüm mirasçılar adına dava açılması ve Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması nedeniyle mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalktığından mirasçıların hükmü istinaf hakkının olmadığı, bu hakkın tereke temsilcisine ait olduğu, dosya içeriğine, toplanan delillere, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi gereği istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesine ait kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olduğunu, Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ... çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; dosyada davacılar lehine usuli kazanılmış hak söz konusu olup Mahkemece bu husus yok sayılarak hüküm kurulduğunu, muris muvazaasının delillerle ispatlanmasına rağmen Mahkemenin 2 yıl önce ortadan kaldırma kararı öncesinde verilen ara karardan dönerek yemin deliline dayanmasının usul, yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, usuli kazanılmış hak ve aleyhe bozma yasağı ilkelerinin ihlal edildiğinin sabit olduğunu, dosya kapsamından muvazaanın varlığı sabit olmasına rağmen, yazılı delillerle zıt düşen sadece yemine itibar edilerek hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyadaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmediğini, muvazaa şartlarının açıkça gerçekleştiğini, murisin maddi anlamda dava konusu taşınmazını satmasını gerektirecek bir nedenin bulunmadığını, murisin muvazaalı olarak sattığı taşınmazın mamelekinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu, dava dilekçesinde taşınmazların listesinin sunulduğunu bu taşınmazlardan dava konusu ev ile Adana'da bulunan ev ve tarlalarla ilgili ... ve ...'ın çocukları lehine vasiyetname düzenlendiğini, dava konusu taşınmazın satış bedelinin ödenmediğini, satışın dava konusu taşınmazın gerçek değeri üzerinden yapılmadığını, bunun yanında ayrıca ... açıldığı belirtilen vadeli hesaptan para çeken adına işlem yapanın ... olduğunu, ...'ın da davalı ...'un kız kardeşinin eşi olduğunu, davalı kira sözleşmesi ile yaylanın kiralandığını savunmuşsa da davalının taşınmazı gerçekten kiraya vermediğini ve kira sözleşmesinin yine Mahkemeyi yanıltmaya yönelik olarak sonradan düzenlendiğini, murisin milyonluk nakdi ve gayri nakdi malvarlığının bulunduğunu, bu hususun tanık beyanları ve yazılı belgelerle ispatlandığını, murisin dava konusu taşınmazı satmasının davacı mirasçılardan mal kaçırmak dışında hiçbir gerekçesinin olmadığını, murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini, muvazaalı olarak sattığı taşınmazın, uhdesinde bulunan mallara oranla çok daha fazla değerli olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B . Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere göre; muris ...'ün 16.02.2018 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kardeşleri ..., ..., ..., dava dışı kardeşi ..., ölü kardeşi ...'un çocukları davacılar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un kaldığı, ...'un yargılama sırasında 28.01.2019 tarihinde öldüğü ve mirasçısı ...'un davayı sürdürdüğü anlaşılmıştır.
Muris ...'ün terekesini eldeki davada temsil etmesi için Adana 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.05.2021 tarihli ve 2020/65 Tereke ve 2021/40 Karar sayılı kararı ile ... tereke temsilcisi olarak atandığı, kararın 28.06.2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Başka bir söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer ve bununla bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer.
Somut olayda, Mahkemece verilen karara karşı tereke temsilcisi haricinde davacılar vekili tarafından da temyiz talebinde bulunulmuştur. Ne var ki; davacıların davada takip yetkisi kalmadığından karara karşı temyiz talebinde bulunma hakları da bulunmamaktadır. Bu durumda, davacıların temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekir.
Tereke temsilcisinin temyiz itirazlarına gelince;
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması HMK'nın 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup tereke temsilcisi tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
2. Tereke temsilcisinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 345,55 TL bakiye onama harcının terekeden alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2017/911 E., 2020/736 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mahkemece diğer delillerin toplanması talebinin reddedilmesi üzerine yemin teklif etmek durumunda kaldığından HMK 227. madde kapsamında diğer delillerden vazgeçerek yemin deliline dayanma söz konusu olmadığı için rapor alınmasına gerek olmaksızın yemin delilinin esas alınması gerektiği düşünülemez.
Hukuk Genel Kurulu 2017/911 E. , 2020/736 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından icra takibine konu edilen senet bedellerini ödeyip ibraname aldığını belirterek davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; iddia konusu ibranameyi imzalamadığını, belgede 37.600TL tahsil edildiğinin yazılı olduğunu ancak kendisinin 3.760TL tahsil ettiğine ilişkin başka bir belgeyi okumadan imzaladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.06.2013 tarihli ve 2009/414 E., 2013/310 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesince alınan raporda davacının dayandığı ibranamedeki imzanın davalının eli ürünü olduğunun ve belgeye eklenti yapılmadığının belirlendiğinin belirtildiği, davalının davacıya yemin teklif ettiği, davacının da davalıya 37.500TL ödeyip ibraname aldığına dair yemin ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra takibinden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
7. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 15.01.2014 tarihli ve 2013/15795 E., 2014/1233 K. sayılı kararı ile; “…Davalı, kendisinin 3.760TL'lik ibraname verdiğini 37.600TL'lik bir ibraname imzalamadığını savunmuş ve bu savunma karşısında davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü halinde ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenerek 3760 rakamının 37.600TL haline getirildiğini belirtmiştir. Bu konuda icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmış ise de belirtilen raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının da tespit edilemediği yönünde görüş bildirilmiştir. Bu durumda mahkemece, davalının savunmalarının değerlendirilmesi yönünden uyuşmazlık konusu ibraname altındaki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığı ve ayrıca 37.600 rakamındaki son sıfırın sonradan eklenip eklenmediği yani ibranamenin miktarına ilişkin bu kısımda tahrifat yapılıp yapılmadığının konusunda uzman kişilerden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kuruluna incelettirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2015 tarihli ve 2014/1038 E., 2015/151 K. sayılı kararı ile; İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında aynı belge üzerinde üç defa Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından inceleme yapıldığı, dosya içerisine alınan bu raporlarda bozma kararında belirtilen hususların hepsinin incelendiği, ibraname üzerinde "3760" sayısına "0" eklenerek "37600"TL yapıldığına dair herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belge üzerindeki "A.halim Gelin" yazısı ve imzasının "davalının el ürünü" olduğunun tespit edildiği, ibraname üzerinde bulunan yazılarda da herhangi bir tahrifat yapılmadığı, belgenin asıl olarak "37600"TL olarak tanzim edildiği bu nedenle belgenin davalının kendi el yazısı ile adını ve soyadını yazarak bizzat imzaladığının kabulünün zorunlu olduğu, eksik araştırma yapıldığına dair bozma gerekçesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı ve altındaki imzanın davacının elinin ürünü olup olmadığı noktalarında İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında Adli Tıp Kurumundan alınan raporların yeterli olup olmadığı buna göre aynı hususta konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kuruluna yeniden inceleme yaptırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlıkların çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
13. "Yargılama doğası gereği zamana yayılan bir süreci ifade eder. Zira hem tarafların iddia ve savunmaları ile delillerini ileri sürebilmeleri hem de hâkimin bunları değerlendirip karar vermesi zaman gerektirir. Esasen, iyi bir yargılama yapılabilmesi için taraflara uygun sürelerin tanınması da bir zorunluluktur. Ne var ki, kanunlarda öngörülen sürelerin ölçüsüz bir şekilde aşılması, hukukî himaye arayışında olan tarafların beklentilerini olumsuz etkilemekte, geciken adalet tatmin edici olmaktan uzaklaşmakta ve "geciken adalet, adalet değildir" özdeyişi haklılık kazanmaktadır.
Bu bakımdan, yargılamanın makul (uygun) sürede gerçekleştirilmesi önem kazanmaktadır. Nitekim Anayasa m. 141, IV'de "davaların en az giderle ve mümkün olan sürede sonuçlandırılması, yargının görevidir" demektedir. Öte yandan 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 30’da "usul ekonomisi" başlığı altında yargılamanın "makul süre" içinde yürütülmesi hâkime yüklenmiş bir ödevdir (Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E.: Medenî Usul Hukuku, Ankara 2018, s.147 ).
Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 32 )" (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 E., 2019/3 K. sayılı kararı)
14. Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2006, s. 302).
15. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
16. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
17. Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
18. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323).
19. Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nın 170. maddesinde düzenlenmiş, bu maddenin üçüncü fıkrasında aynen; “İcra mahkemesi, 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapacağı inceleme sonunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir. İtirazın kabulü kararı ile takip durur. Alacaklının genel hükümlere göre dava açma hakkı saklıdır. İnkar edilen imzanın borçluya ait olduğu anlaşılırsa ve itiraz ile birlikte takip ikinci fıkraya göre durdurulmuşsa, borçlu sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere inkar tazminatına ve takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm edilir ve itiraz reddedilir. Borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, hükmolunan tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve davanın borçlu lehine sonuçlanması halinde daha önce hükmedilmiş olan tazminat ve para cezası kalkar.” düzenlemesine yer verilmiş olup, bu hükümle icra mahkemesince incelemenin aynı Kanun’un 68/a maddesinin dördüncü fıkrasına göre yapılacağı açıklanmıştır.
İİK'nın 68/a maddesinin 4. fıkrasında ise, "...imza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkraları ve 310, 311 ve 312. maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
20. 6100 sayılı HMK'nın 447. maddesinin 2. fıkrası gereğince Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan yollamalar 6100 sayılı HMK'ya yapılmış sayılır. Bu hüküm uyarınca HMK'nın yürürlük tarihinden sonra icra mahkemesinde 6100 sayılı HMK'nın 208, 211 ve 217. maddelerine göre imza incelemesi yapılması gerekmektedir.
21. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun;
“Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi;
“(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.
(2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır.
(3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.
(4) Resmî bir senetteki yazı veya imzayı inkâr eden tarafın bu iddiası, ancak ilgili evraka resmiyet kazandıran kişiyi de taraf göstererek açacağı ayrı bir davada incelenip karara bağlanabilir. Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir”;
“Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi;
“(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir”
“Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise;
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir”. şeklinde düzenlemeler içermektedir.
22. Buna göre, 6100 sayılı HMK’nın 211/a maddesine göre yapılan incelemeye rağmen hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamış ise 6100 sayılı HMK’nın 266. ve devamı maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. Aynı Kanun’un 211/b maddesine göre bilirkişi incelemesinden önce mevcutsa o tarafa ait karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar ilgili yerlerden getirilir. Bilirkişi o mahkemede elde edilen yazı ve imzalarla inceleme yapar. Bu husus maddenin gerekçesinde "...Bilirkişi incelemesinde, bu yazı ve imzalarla mahkemece elde edilen yazı ve imzalar esas alınır. Bilirkişi inceleme için gerekli görürse kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı üzere takibe dayanak senedin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.
23. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
24. 6100 sayılı HMK'nın 211. maddesinde yer alan ve imza incelemesi konusunda getirilen bu sıraya uyulması zorunludur. Buna göre hâkim imzayı inkâr eden tarafın isticvap edilmesine karar verdiği hâlde, bu davete icabet edilmemesi imzanın ikrar edilmiş sayılması sonucunu doğuracak ve bilirkişi incelemesi yapılmasına ihtiyaç kalmayacaktır. Aynı şekilde inkâr edilen imza ile karşılaştırılan imzanın birbirine benzemediğinin ilk bakışta tespit edilebildiği hâllerde bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur ( Pekcanıtez, H./ Özekes, M./ Akkan, M./ Korkmaz, H.T.:Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 1795).
25. Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir.
26. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı alacaklının davacı borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla Hatay 1. İcra Müdürlüğünün 2009/2115 E. sayılı dosyasında başlattığı takibin 30.120TL asıl alacak, 6.114,91TL işlemiş faiz ile ihtiyati haciz harcı, vekalet ücreti ve masrafı ile birlikte toplamda 36.439,21 TL alacağa ilişkin olduğu, 19.720TL, 5.200TL ve 5.200TL bedelli olmak üzere üç adet bononun takibin dayanağını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Davacı icra takibine konu edilen borcu ödediğini karşılığında ise ibraname aldığını savunmuş iken davalı kendisinin 3.700TL bedelli bir belge imzaladığını, 37.600TL miktarında bir ibraname imzalamadığını dolayısıyla davaya konu ibraname altındaki imzanın kendisine ait olmaması gerektiğini, imzanın kendisine ait olduğunun kabulü durumunda ise miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklendiğini ileri sürerek sahtecilik iddiasında bulunmuştur.
27. Hatay İcra Hukuk Mahkemesinin 2009/753 E. sayılı dosyasında davacı borçlu ..., davalı alacaklı ... tarafından başlatılan takibin itfa nedeniyle iptalini istemiştir. Mahkemece davalı tarafın tahrifat ve imza inkarı üzerine, dava konusu edilen ve dosyaya sunulan "Hatay 1. İcra Bulunan 2009/2115 Esas sayılı dosyasından dolayı 37.600TL teslim aldım, avukat ücreti dahil hiçbir alacağım kalmamıştır" yazılı ve A.halim Gelin imzası bulunan ibranamedeki 37.600,00TL meblağ bölümündeki son sıfır (0) rakamının sonradan eklenip eklenmediği, ibranamedeki yazıların ve imzanın Abdülhalim Gelin'in eli ürünü olup olmadığı, yazı ve rakamların aynı zaman diliminde yazılıp yazılmadığı, tahrifat yapılıp yapılmadığı hususlarının incelenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesi üzerine, Kurumun Fizik İhtisas Dairesince 04.07.2011, 06.06.2012, 11.12.2012 tarihli raporlar tanzim edilmiştir. 04.07.2011 tarihli raporda inceleme konusu belgedeki A. Halim Gelin adına atfen atılı bulunan imzanın ...’in elinin ürünü olduğu, 06.06.2012 tarihli raporda, inceleme konusu belgede iddialar doğrultusunda tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, “A. halim Gelin” isim yazısının ...’in eli ürünü olduğu, 11.12.2012 tarihli raporda ise belgedeki “A.halim Gelin” yazısı dışında kalan tüm yazı ve rakamların ...’in elinin ürünü olmadığı, mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve hâlen kullanılagelen bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından, söz konusu belgedeki yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği bildirilmiştir.
28. Belirtilmelidir ki Özel Daire bozma kararının aksine, icra hukuk mahkemesi tarafından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kapsamındaki düzenlemeler uyarınca aldırılan bilirkişi raporlarında, dava konusu belge üzerinde imza incelemesi yapıldığı gibi, ibranamenin miktar bölümünde tahrifat yapılıp yapılmadığı hususu da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Miktar hanesine “0” rakamının sonradan eklenip eklenmediği hususuna ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi, belgede tahrifat yapıldığını gösterir nitelikte bulgu saptanamadığı, yazı ve rakamların aynı zamanda mı yoksa farklı zamanlarda mı yazıldıkları hususunda ise mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan bilimsel herhangi bir yöntem bulunmadığından tespite gidilemediği bildirilmiştir. Nitekim mürekkeplerde yazı yaşı tespitinin mümkün olmadığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.10.2018 tarihli ve 2017/13-665 E., 2018/1465 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bağlamda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan raporlarla uyuşmazlık konusunun irdelenerek sahtecilik iddiasının çözüme kavuşturulmuş olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
29. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, icra hukuk mahkemesince Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınan üç rapor bulunmakta ise de raporların uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermediği, ayrıca verdiği kararlar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı raporun genel mahkemede yeniden rapor alınmaksızın hükme esas alınmasının olanaklı olmadığı belirtilerek açıklanan gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
30. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 14.12.2009 olduğu hâlde 29.12.2014 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
31. Hâl böyle olunca, Yerel Mahkemenin yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığını kabul eden direnme kararı yerindedir.
32. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı (409,86TL) harcın temyiz edenden alınmasına,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesine uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.10.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Mahkemece yapılacak sahtelik incelemesi HMK 211/1. maddede düzenlenmiş olup maddede yer alan (a) ve (b) bentlerinde düzenlenmiş iki aşamalı bir incelemeyi gerektirmektedir. (a) bendine göre yapılan incelemeden bir sonuç alınamamış ise (b) bendine göre incelemeye geçilecek ve bilirkişi raporu alınacaktır.
İcra hukuk mahkemesinde, sahtelik iddiası niteliğini taşıyan imza itirazının incelenmesi kısmen farklı kurala bağlanmıştır. Bunun nedeni İcra İflas Kanununda bu konuda inceleme usulüne ilişkin özel kural getirilmiş olmasıdır. İcra ve İflas Kanunu 170. maddede imza itirazı düzenlenmiş ve 3. fıkrasında incelemenin 68/a maddesinin 4. fıkrasına göre yapılacağı belirtilmiştir. Bu maddede, "İmza tatbikinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun bilirkişiye ait hükümleri ile 309 uncu maddesinin 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü fıkraları ve 310, 311 ve 312 nci maddeleri hükümleri uygulanır." hükmü yer almaktadır.
Bu maddede yollama yapılan HUMK yürürlükten kalkmış ise de 6100 sayılı HMK 447/2. madde gereğince HUMK'na yapılan yollamalar HMK'ya yapılmış sayılacağından HMK'da yer alan karşılığı maddeler uygulanacaktır. Karşılığı maddelere bakıldığında uygulanması gereken maddeler HMK 211/1-b, 208/2 ve 217. maddelerdir.
Bu durumda genel mahkeme HMK 211. maddedeki iki aşamayı da gözeterek inceleme yapıp sonuca varacak iken icra hukuk mahkemesi sadece (b) bendindeki düzenleme gereği bilirkişi raporu alarak bir sonuca varacaktır. Ayrıca genel mahkeme bilirkişi raporu almadan da huzurda yazı ve imzaları alıp belge ve diğer delilleri değerlendirerek karar verebileceğinden bu konuda daha detaylı bir yetkiye sahip olduğu da açıkça görülmektedir.
Bu farklılık dahi tek başına icra mahkemesinin yapacağı incelemede genel mahkemeye göre dar yetkili olduğunu göstermektedir.
İcra hukuk mahkemesinin takip hukuku anlamında verdiği kararlar kesin hüküm oluşturmaz. İcra hukuk mahkemesinin imza itirazı hakkında verdiği kararlarla takibe devam edilebilir ise de bu kararları hükümden düşürecek şekilde genel mahkemeye başvurulması mümkündür. Takibin kesinleşmesi üzerine açılabilecek menfi tespit ve istirdat davaları da bir yönüyle icra hukuk mahkemesi kararlarının kesin hüküm oluşturmadığını gösterir. İİK'da takibe devam edilmesine rağmen genel mahkemeye gidilebilecek yollar açık tutulmuş ve gösterilmiş ise icra hukuk mahkemesinin bu kararı kesin hüküm oluşturmayacaktır.
İcra mahkemesi kararı kesin hüküm oluşturmaz iken bu mahkemenin aldığı rapor genel mahkemede bağlayıcı bir delil olabilecek midir? İcra mahkemesi de rapor alırken HMK hükümlerini uygulayacak ise de bu durum genel mahkemenin bu raporu doğrudan hükmüne esas alabilmesini mümkün kılmaz. HMK 282/1. maddede hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle serbestçe değerlendireceği belirtilmiş ise de bu değerlendirme raporun alındığı dosyadaki davaya bakan hakim tarafından yapılacaktır. Bu nedenle bir dosyada alınan rapor hiçbir şekilde o dosyada verilen karardan bağımsız değildir. Bu ise başka dosyadaki raporun varlığının değil bu rapora dayanılarak verilen kararın ne olduğunun önemli olduğunu ve raporun değil, delil olma koşulları var ise o dosyadaki hükmün dikkate alınması gerektiğini gösterir
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacnın iki ayrı talebi bulunmakta olup bunlar terditli taleplerdir. Birinci talep imzanın kendisine ait olmadığına ilişkindir. İmza kendisinin çıkar ise rakam eklemek suretiyle tahrifat yapıldığı iddia edilmiş olup kademeli olarak bu sahtecilik iddiası incelenecektir.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmamış icra hukuk mahkemesinde alınan raporlar hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınmış üç rapor bulunmakta ise de her bir rapor farklı bölümleri incelendiğinden alınan raporlar uyuşmazlık hakkında tek bir teknik görüşü içermektedir.
Özel daire bozma kararında hükme esas alınan raporda imza incelemesi yapılmadığı gibi rakam hanesine sonradan ekleme yapılıp yapılmadığının tespit edilemediği yönünde görüş bildirildiği belirtilerek hem imza incelemesi hem de rakam ekleyerek ekleme yapılıp yapılmadığı yönünden bilirkişi kurulu raporu alınması gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Mahkemece icra hukuk mahkemesinde alınan rapor ve mahkemece verilen karardan da söz edilerek imzanın davacıya ait olduğu sonucuna varılmış ise de icra hukuk mahkemesi yapacağı incelemede dar yetkili olduğu gibi verdiği karar da kesin hüküm oluşturmaz. Verdiği karar kesin hüküm ve kesin delil oluşturmayan mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunun da genel mahkemede doğrudan delil oluşturması ve yeni rapor alınmasına gerek olmaksızın hükme esas alınması mümkün değildir. Bu gerekçeyle mahkemece yeni rapor alınması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmektedir.
Mahkemece yemin delilinden de söz edilerek karar verilmiş ise de davacının yemin teklif etmiş ve davalının da yemin etmiş olması davanın reddini gerektirmemektedir. Çünkü davacı toplanmayan delillerinin toplanması isteğinden ve rapora itirazlarından vazgeçerek yemin teklif etmiş değildir. Mahkemece diğer delillerin toplanması talebinin reddedilmesi üzerine yemin teklif etmek durumunda kaldığından HMK 227. madde kapsamında diğer delillerden vazgeçerek yemin deliline dayanma söz konusu olmadığı için rapor alınmasına gerek olmaksızın yemin delilinin esas alınması gerektiği düşünülemez.
Kaldı ki HMK 226/1-c madde gereğince yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar yemine konu olamaz. Somut olayda ...’e atfen imzalı belgenin üç senet toplamı olan 3.760TL’ye ilişkin olmayıp benim vermiş bulunduğum 37.600TL’ye ilişkin olduğu şeklinde yemin teklif edilmesi sonuçta ibranamedeki miktarda tahrifat yapılıp yapılmadığıyla da ilgili olduğundan kişiyi kovuşturma veya soruşturmaya uğratacak konuda teklif ve eda edilmiş olan yeminin de sonuç doğurması ve hükme esas alınması mümkün değildir.
Her iki nedenle de usule aykırı ve sonuç doğurmayacak biçimde yemin teklif ve eda edilmiş olması yeniden rapor alınması gereğini ortadan kaldıran bir durum değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle değişik gerekçeyle bilirkişi kurulu raporu alınmak üzere hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
22. Hukuk Dairesi, 2017/24040 E., 2019/16574 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
orular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Kanun md.
22. Hukuk Dairesi 2017/24040 E. , 2019/16574 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... Rektörlüğüne bağlı Sağlık Meslek Hizmetleri Yüksek Okulu nezdinde 05.03.1996-02.07.2014 tarihleri arasında farklı birimlerde işçi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik nedeni ile sona erdirildiğini, yıllık izinlerinin 2004 yılına kadar hiç kullandırılmadığını, bu tarihten sonra ise kimi yıllarda eksik kullandırıldığını, kimi yıllarda hiç kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı ... vekili, davacının müvekkili idarenin çalışanı olmadığını, yüklenici firmalara davanın ihbarı gerektiğini, müvekkili kurum bakımından davanın husumet yokluğu nedeni ile reddini talep etmiştir.
Davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili, davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacının müvekkil şirkette çalışmasının bulunmadığını, müvekkili açısından davanın husumet yokluğu nedeni ile reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre; davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin dava konusu alacaklardan sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve var ise sorumluluğunun sınırlı olduğu dönem tartışmalıdır.
İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
Değinilen Yasanın 120.nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14.üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
İşyeri devri halinde kıdem tazminatı bakımından devreden işveren kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücreti ile sınırlı olmak üzere sorumludur. 1475 sayılı Yasanın 14.üncü maddesinin ikinci fıkrasında, devreden işverenin sorumluluğu bakımından bir süre öngörülmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 6.ncı maddesinde sözü edilen devreden işveren için öngörülen iki yıllık süre sınırlaması, kıdem tazminatı bakımından söz konusu olmaz. O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.
Feshe bağlı diğer haklar olan ihbar tazminatı ve kullanılmayan izin ücretlerinden son işveren sorumlu olup, devreden işverenin bu işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
İşyerinin devredildiği tarihe kadar doğmuş bulunan ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücretlerinden 4857 sayılı Kanunun 6.ncı maddesi uyarınca devreden işveren ile devralan işveren müştereken müteselsilen sorumlu olup, devreden açısından bu süre devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlıdır. Devir tarihinden sonraki çalışmalar sebebiyle doğan sözü edilen işçilik alacakları sebebiyle devreden işverenin sorumluluğunun olmadığı açıktır. Bu bakımdan devirden sonraya ait ücret, fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacaklarından devralan işveren tek başına sorumlu olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı, 11.06.1997-30.06.2014 tarihleri arasında davalı kurumun değişen alt işverenleri nezdinde farklı birimlerde işçi olarak çalışmış olup; davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’ndeki çalışması 30.06.2013 tarihine kadardır. Bu tarihten sonra davacının 01.07.2013-30.06.2014 tarihleri arasında dava dışı alt işveren firma olan, ... Temizlik Ltd. Şti.’nde çalıştığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece, mahkemece davacının yıllık izin ve kıdem tazminatı alacaklarından davalı şirketin müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına karar verilmiş ise de, mahkemece verilen karar hatalıdır. Zira öncelikle, feshe bağlı haklardan olan kullanılmayan yıllık izin ücretlerinden son alt işveren sorumlu olup, devreden alt işveren olan davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin yıllık izin ücreti alacağından herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
Ayrıca, davalı ... Temizlik Bilgi İşlem Otomasyon Sağlık Hizm. İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin devreden alt işveren olarak kıdem tazminatı alacağından sorumluluğu bakımından ise; öncelikle hizmet döküm cetvelindeki işyeri ünvanlarına ilişkin kayıtlar getirtilerek, davacının davalı şirket nezdindeki çalışma süresi tam olarak tespit edilmeli, buna göre yalnızca davalı şirketin kendi dönemi ve devir tarihindeki son ücretle kıdem tazminatından sorumlu tutulması gerekirken bu husus gözardı edilerek davalı şirketin kıdem tazminatı alacağından müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesi “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” hükmü uyarınca taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talepten fazlasına karar verilmesi usule aykırıdır.
Öte yandan, dosyada yer alan ıslah dilekçesi incelendiğinde, ıslah dilekçesinin yalnızca davalı Üniversite adına düzenlendiği, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı bakımından ıslah ile arttırılan miktarların yalnızca davalıdan tahsilinin talep edildiği, yani ıslah dilekçesinde arttırılan miktarlardan davalı şirketin müşetereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının talep edilmediği, ne var ki mahkemece yukarıda anılan Kanun maddesi ve taleple bağlılık ilkesi ihlal edilmek kaydıyla talep konusu kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının müştereken ve müteselsilen tahsili yönünde hüküm kurulmasının da hatalı olduğu anlaşılmakla bu husus da bozmayı gerektirmiştir.
4-Davalının yemin deliline dayanıp dayanamayacağı ve davacının yıllık izin ücretinin bulunup bulunmadığı diğer uyuşmazlık konusudur.
Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Kanunun 225. maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Kanun md. 226).
Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Kanun md. 227-228)
Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır.
Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez.
Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır. Yemin, bizzat tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir (6100 sayılı Kanun md. 229 ilâ 232).
Yasanın 233. maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin, "Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?" şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır.
Yasanın 234 ve devamı maddeleri gereğince, okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler, yemin hakkındaki beyanlarını yazıp imzalayarak yemin ederler. Okuma ve yazma bilmeyen sağır veya dilsizler, işaretlerinden anlayan bir bilirkişi aracılığıyla yemin ederler.
Yemin edecek kimse, mahkemeye gelemeyecek kadar hasta veya özürlü ise hâkim, bulunduğu yerde o kimseye yemin ettirir. Bu sırada isterlerse taraf vekilleri ve karşı taraf da hazır bulunabilir. Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin ettirilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 237 ve müteakip maddeleri uyarınca, hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle açılan ceza davası, esas dava bakımından bekletici sorun yapılamaz.
Somut olayda; davalı Üniversite vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde davacının yıllık izin kullanıp kullanmadığı ve kullanmadıysa toplam ne kadar kullanmadığı ile ilgili yemin deliline dayanmıştır. Davalı vekilince bilirkişi raporuna karşı sunulan 11.01.2016 tarihli beyan ve itiraz dilekçesinde ise, davacıya 2004-2010 yılları arasında hiç izin kullanmadığı ve birlikişi raporunda belirtilen 191 gün izin hakkı olup olmadığı hususunda yemin teklifinde bulunulmuştur. Ancak, Mahkemece bu teklifin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalıdan yemin sorusu alınarak ve sonrasında yeminle ilgili usuli işlemler tamamlanarak davacı duruşmaya davet edilmek suretiyle yemin teklifinde bulunulması, davalı tarafın yemin teklifi davacı asile usulüne uygun şekilde bildirilip sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 18.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2018/7147 E., 2019/4439 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Davacıların, ispat yükü kendilerinde olmamasına rağmen HMK7nun 227.maddesi gereğince davalılara yemin teklifinde bulunması usulsüz olup, davacılar açısından bağlayıcı değildir.
3. Hukuk Dairesi 2018/7147 E. , 2019/4439 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; muris ... ' ın mirasçıları olduklarını, davalıların ise muris ... ın varisleri olduğunu, mütevveffaların kardeş olduğunu, murislerinin vefatından sonra, ... ' ın varisleri ile biraraya gelerek aralarında hesap gördüklerini ve ...' ın murislerine borcu olduğunun ortaya çıktığını ileri sürerek, 4. 000 EURO alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemişlerdir.
Davalılar; ...'ın 25/10/2000 yılında vefaat ettiğini, Euro' nun ise 01/01/2002 tarihinde piyasaya çıktığını, bu itibar ile tarafların euro üzerinden hesap görme imkanı ve ihtimalinin olmadığını, ... ' ın mirasçıları ile müvekkilleri arasında yapılan ve bizzat ...' un eşi ... un eli ürünü olarak yazıya dökülen hesaplaşma olduğunu, bu hesap neticesinde kendilerinin 5030 Alman Markı borçlandıklarını, borcun ise o dönemde davacılara ödenmek suretiyle sona erdiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Dava; tarafların, murislerinin ölümlerinden önceki borç ilişkileri nedeniyle yapılan mahsuplaşma neticesinde ortaya çıkan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık; davaya konu olayda ispat yükünün davanın hangi tarafı üzerinde olduğu noktasında toplanmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür.
HMK'nun 187. (...nun 238.) maddesinde “İspatın konusu, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz” hükmü getirilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.madde hükmüne paralel olarak düzenlenen HMK'nun 190.maddesinde de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmektedir.
Somut uyuşmazlıkta; davacılar murisleri dolayısıyla alacaklı olduklarını iddia etmiş davalıların tamamı ise borç ilişkisini cevap dilekçeslerinde ve mahkeme huzurundaki sözlü beyanlarında kabul etmekle birlikte, borcun miktarı hususunda itirazda bulunarak, borcun ödendiğini ifade etmişlerdir. Bu durumda davada ispat yükü, borç ilişkisini kabul etmekle birlikte ödeme iddiasında bulunan davalı tarafa düşmektedir. Davacının, borcun ödenmediğini ispat etmesi söz konusu değildir. Davacıların, ispat yükü kendilerinde olmamasına rağmen HMK7nun 227.maddesi gereğince davalılara yemin teklifinde bulunması usulsüz olup, davacılar açısından bağlayıcı değildir.
Bu aşamada; borç ilişkisinin asıl taraflarının kardeş olmaları nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünde ispat hukuku yönünden geçerli kuralların neler olduğu ve tarafların mirasçı olmalarının uygulanacak kurallara bir etkisi olup olmadığı üzerinde de ayrıca durmak gerekmiştir.
6100 sayılı HMK'nun 189/3. maddesi uyarınca "Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. " Aynı Kanunun 200/I maddesi " senetle ispat" maddesinde de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebilir.” Yine Aynı Kanunun 201 maddesinde de "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin … liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamayacağı " açıklanmıştır. Nihayet 203. maddesinde de; "senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" na yer verilmiş ve hangi hallerde tanık dinlenebileceği belirtilmiştir.
HMK'nun 203. maddesinin birinci fıkrasının a bendi uyarınca; "altsoy, üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki hukuki işlemler, miktar ve değerine bakılmaksızın tanıkla ispat edilebilir. " Burada mirasçı taraflar bakımından da bu hükmün uygulanma imkanı bulunup bulunmadığı hususuna değinmek gerekecektir. Borç ilişkisinin taraflarının mirasçıları(küllü halefiyet ilkesi gereğince taraf kavramına dahildir. Bu nedenle, mirasçı, mirasbırakanın taraf bulunduğu bir borç ilişkisinde ileri sürülen iddiayı yukarıda belirtilen istisnai yasa hükmünden yararlanarak tanıkla ispat edebilir.
Yukarıda yazılı yasa hükümleri ve açıklamalar çerçevesinde; mahkemece, ispat külfetinin davalılarda olduğu gözetilerek, ödeme iddiasında bulunan davalılara delillerini ibraz etmeleri için mehil verilerek oluşacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken, ispat külfeti ters çevrilerek, ve ispat kurallarının uygulanmasında hataya düşülerek davacı taraf yönünden bağlayıcı bulunmayan yemin teklifi sonrası alınan davalı taraf beyanlarına itibar edilerek yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacı tarafa iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.05.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Medeni Usul Hukuku
I. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. II. Bir işlemin geçerliliği için resmi şekil şartı gibi irade açıklamasının yeterli olmadığı haller yemine konu olamaz. III. Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için başka delili olduğunu beyan eden taraf yemin teklif edemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, yemin deliliyle ilgili yukarıdaki ifadelerden hangisi/hangileri yanlıştır?
A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.