6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 243

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 243. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 243- (1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. (2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir. (3) Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz. Davetiyenin içeriği

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

82 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2022/5199 E., 2023/2325 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğuna keşif ye
1. Hukuk Dairesi         2022/5199 E.  ,  2023/2325 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı, 144 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsel sayılı taşınmazların güneyinden eski dere yatağı geçtiğini, Karayolları ve davalı tarafından dere yatağı doldurulmak suretiyle parsellerin güney yönüne doğru genişletildiğini, taşınmazların kadastro tespitindeki edinme sebeplerinin zilyetlik ile kazanım olduğunu, ancak dere yatağından doldurulma yerlerin zilyetlik ile kazanımlarının mümkün olmadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların dere yatağından kazanılan kısımlarının tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı, derenin taşınmazların batı kısmından geçtiğini, her ne kadar kadastro tespiti zilyetlik ile kazanılmaya dayalı olarak yapılmış ise de, aslında taşınmazların evveliyatının tapulu olduğunu, dava konusu edilen alanların dere yatağı ile ilgisinin olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2013 tarihli ve 2008/109 E. 2013/67 K. sayılı kararıyla; davacı tarafından dava konusu edilen yerlerin aktif dere yatağı olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu, Karayolları ve DSİ Bölge Müdürlüğü'nden gelen cevaplarda ıslah çalışmasından bahsedilmediği, derenin aktif yatağı ve etki alanında bulunmayan yerlerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile kazanılabileceği, ancak dava konusu edilen yerlerin aktif dere yatağı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Birinci Bozma Kararı Karar; Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 12.03.2015 tarihli ve 2015/2939 E, 2015/5877 K. sayılı kararıyla; "...Bilindiği üzere aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, aktif dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yerin koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılmaları olanaklıdır. Ne var ki, dava konusu taşınmazların tespit tarihinde dere yatağı vasfında bulunmadığı sabit ise de, hangi tarihte derenin etkisinden kurtuldukları, hangi tarihte imar-ihya edildikleri ve ekonomik amacına uygun tarımsal zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususunda yeterli araştırma yapılmamış, uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır. Bir arazinin kullanım süresi ve niteliği ile üzerinde imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihin en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğuna keşif yerinde dinlenmeleri, öncesi dere yatağı olan taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvarın hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazlarının kim tarafınden ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, HMK.m.290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir..." gerekçesiyle bozulmuştur. C. Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.01.2019 tarihli ve 2017/272 E. 2019/29 K. sayılı kararıyla; denetime elverişli ve bilimsel verilere uygun tanzim edildiği anlaşılan ziraat bilirkişi raporuna göre taşınmazlarda dere yatağında kaldığı iddia edilen alanlarda yirmibeş yıl ve üzeri bir zamandan beri işlemeli tarım yapıldığı, bu hususun hava fotoğrafları ve memleket haritaları üzerinde yapılan teknik inceleme ile de denetlenebildiği, sonuç itibariyle taşınmazlarda dere yatağında kaldığı ve dereden bozularak doldurma ile özel mülkiyete geçirildiği iddia edilen alanların ne tespit tarihinde ne de tespitten önceki yıllarda dere yatağı kapsamında kaldığı hususunda bilimsel verilere uygun bir delilin dosya içerisinde yer almadığı, aksine bu alanların dere yatağı vasfında bulunmadıklarının alınan teknik raporlar ve yerel bilirkişi beyanları ile sabit olduğu anlaşılmakla sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir. D. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. E. İkinci Bozma Kararı Karar; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2019/6362 E, 2020/4589 K. sayılı kararıyla; "...hükmüne uyulan bozma ilamındaki kazanılmış haklar da gözönünde bulundurulmak suretiyle; dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu yeni bir ziraat bilirkişisi ile fen, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, daha önce dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporları da irdelenmek ve raporlar arasındaki çelişkiler giderilmek suretiyle, taşınmazların öncesinde ne kadarının dere yatağı etkisinde olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti, taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvar varsa hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazların dere yatağında ve etkisinde kalan kısmının ve taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, dosyadaki fotoğraflar birbirinden farklı olduğundan HMK'nın mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bozma gerekleri yerine getirilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır..." gerekçesiyle bozulmuştur. F. Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2020/333 E, 2022/106 K. sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazlar ile dere yatağı arasındaki setin (duvarın) Karayolları tarafından 1996 yılında bölgede meydana gelen sel felaketi nedeniyle yapıldığı, dava konusu parsellerin kadastro tespitinden çok önce tarım arazisi olarak kullanılmak suretiyle imar ihyasının tamamlandığı, gerek zirai bilirkişi raporunda gerekse Mahkemenin gözleminde yer aldığı üzere parseller ile dere arasında kalan duvarın hemen yanında davalı tarafından dikildiği anlaşılan ceviz ve kavak ağaçlarının mevcut olduğu, keza 25 yaş ve üzeri kapama fındık bahçesinin varlığı, ziraat bilirkişi raporuna göre taşınmazların dere yatağında kaldığı iddia edilen alanlarda 25 yıl ve üzeri bir zamandan beri işlemeli tarım yapıldığı, bu hususun hava fotoğrafları ve memleket haritaları üzerinde yapılan teknik inceleme ile de denetlenebildiği, dava konusu alanların dere yatağı vasfında bulunmadıklarının sabit olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. G. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. H. Temyiz Sebepleri Davacı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamında belirtilen bozma gereklerinin yerine getirilmeden karar verildiğini, dere sınırı yönünde sabit veya gayrisabit olup olmadığının, aktifliğini kaybedip kaybetmediğinin, bu hususu ortaya koyacak duvar inşasının Karayolları ve Devlet Su İşleri gibi kurumlar tarafından yapılıp yapılmadığının, ya da hangi amaçla dere taşkınlarından korunma amaçlı yaptırılıp yaptırılmadığı ve hangi tarihlerde tamamlandığı gibi hususların araştırılmadan karar verildiğini, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazın değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. I. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir: "Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden: A) Kamu hizmetinde kullanılan, bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesisler, (Hükümet, belediye, karakol, okul binaları, köy odası, hastane veya diğer sağlık tesisleri, kütüphane, kitaplık, namazgah, cami genel mezarlık, çeşme, kuyular, yunak ile kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar yerleri, parklar ve bahçeler ve boşluklar ve benzeri hizmet malları) kayıt, belge veya özel kanunlarına veya Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre Hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya mahalli idare birlikleri tüzelkişiliği, adlarına tespit olunur. B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır. Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler. Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekle yetinilir. C) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil ve sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır. D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tabidir. 2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir." 3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir." 4. 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." düzenlemelerine yer verilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Çekişmeli taşınmazların kadastro çalışmaları sonucunda; sınırlandırmasının yapıldığı, tapu ve vergi kaydına rastlanılmadığı gibi ilgililerince de ibraz edilmediği, ceddinden irsen ve intikalen ve taksimen 30-40 yılı aşkın süreden beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatı ile Hasan oğlu ...’in zilyet ve tasarrufunda olduğu ve arazi yapısı gereği kuru arazi vasfında olduğu, maliklerin çalışma alanı içerisinde senetsizden adlarına tespit ve tescil edilen taşınmazların toplamda 100 dönümü doldurmadığı, taşınmazların hudutlarında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı muhtar ve bilirkişi beyanlarından anlaşıldığı gerekçesiyle 29.05.2006 da yapılan kadastro tespiti 28.08.2006 tarihinde kesinleştiğinden davalı adına tescil kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna ve bozma kararına uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 438. maddesi uyarınca ONANMASINA, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesinin “j” bendi gereğince davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2019/6362 E., 2020/4589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
tilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif y
8. Hukuk Dairesi         2019/6362 E.  ,  2020/4589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, dava konusu 144 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsel sayılı taşınmazların güneyinden eski dere yatağı geçtiğini, Karayolları ve davalı tarafından dere yatağı doldurulmak suretiyle parsellerin güney yönüne doğru genişletildiğini, taşınmazların kadastro tespitindeki edinme sebeplerinin zilyetlik ile kazanım olduğunu, ancak dere yatağından doldurulma yerlerin zilyetlik ile kazanılmalarının mümkün olmadığını açıklayarak, taşınmazların dere yatağından kazanılma kısımlarının tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı taraf, derenin taşınmazın güney kısmından değil batı kısmından geçtiğini, dava konusu edilen alanların tapulu arazisi olduğunu, her ne kadar kadastro tespiti zilyetlik ile kazanılmaya dayalı olarak yapılmış ise de, aslında taşınmazın evveliyatının da tapulu olduğunu, dava konusu edilen alanların dere yatağı ile ilgisinin olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın, Daire’nin 12.3.2015 tarihli ve 2015/2939 Esas., 2015/5877 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere ilişkin tapu iptal ve tescil davasıdır. Hükmüne uyulan bozma ilamında, “Dava dilekçesinin içeriği ve dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazların öncesinde aktif dere yatağı kapsamında olduğu, ne var ki, dava konusu taşınmazların tespit tarihinde dere yatağı vasfında bulunmadığı sabit ise de, hangi tarihte derenin etkisinden kurtuldukları, hangi tarihte imar-ihya edildikleri ve ekonomik amacına uygun tarımsal zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususunda yeterli araştırma yapılmadığı, uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğraflarından yararlanılmadığı, sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, öncesi dere yatağı olan taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvarın hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazlarının kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, HMK'nin mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği” açıklanmıştır. Her ne kadar mahkemece Dairenin 12.3.2015 tarihli ve 2015/2939 Esas, 2015/5877 Karar sayılı bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gerekleri yerine getirilmeden hüküm tesis edilmiştir. Şöyle ki; Mahkemece bozma sonrası dosyaya ibraz edilen, 13.8.2018 havale tarihli Jeoloji Mühendisleri raporu esas alınmak suretiyle hüküm tesis edilmiş olup, sözkonusu raporda, 1982 yılına ait hava fotoğrafının, 1982 yılına ait memleket haritasının ve 2012 yılına ait ortofoto haritasının incelenmesi neticesinde, dava konusu parsellerin batısında bulunan derenin, davalı parsel sınırları içinde kalmadığının tespit edildiği, bu nedenle taşınmazların dere yatağında kalmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Bozma öncesi dosyaya sunulan 25.8.2009 tarihli Jeoloji bilirkişi raporunda ise, tescili istenen sahada yapılan gözlemsel çalışmalar ve açılan araştırma çukurundan elde edilen veriler ışığında derenin eski yatağının geçtiği saha belirlenmiş, bu bölgenin dere yatağı olduğu bildirilmiş, yine bozma öncesi dosyaya ibraz edilen 12.11.2012 havale tarihli jeoloji bilirkişi raporunda ise, dava konusu alanda açılan araştırma çukurunda, 0-50 cm arasında toprak dolgu, 50-150 cm arasında taşkın malzemesi, 130-200 cm arasında ise alüvyonal malzeme (dere malzemesi) tespit edildiği, yani dava konusu taşınmazda açılan gözlem çukurunda tabanda dere yatağına ait blok, çakıl, kum ve siltten oluşan materyal tespit edildiği, bu durumun geçmişte bölgenin dere yatağı olduğunu gösterdiği, Karayolları ve DSİ ekiplerince dere ıslah çalışmaları yapılmadan önce taşkın alt eşik düzeyi içerisinde kalan taşınmazın, Karayolları ve DSİ ekiplerince yapılan çalışmalar sonucunda dere yatağı vasfını yitirdiği belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taşınmazların dere yatağında kalmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, bu raporda daha önce dosyaya ibraz edilen raporlar irdelenmemiş, bu raporlardan neden ayrılındığına dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, Mahkemece de, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmemiş, hükme esas alınan rapora üstünlük tanınma gerekçesi de açıklanmamıştır. Hal böyle olunca, Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamındaki kazanılmış haklar da gözönünde bulundurulmak suretiyle; dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu yeni bir ziraat bilirkişisi ile fen, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, daha önce dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporları da irdelenmek ve raporlar arasındaki çelişkiler giderilmek suretiyle, taşınmazların öncesinde ne kadarının dere yatağı etkisinde olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti, taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvar varsa hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazların dere yatağında ve etkisinde kalan kısmının ve taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, dosyadaki fotoğraflar birbirinden farklı olduğundan HMK'nin mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bozma gerekleri yerine getirilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
14. Hukuk Dairesi, 2012/13985 E., 2013/419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 243
14. Hukuk Dairesi         2012/13985 E.  ,  2013/419 K. * KADİM MERA İDDİASINA DAYALI TAPU TESCİLİ VE SINIRLANDIRMA TALEBİ * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 719 * KADASTRO KANUNU (3402) Madde 20 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 243 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 244 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 288 "İçtihat Metni" Davacı tarafından, davalı aleyhine 24.12.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.02.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Dava, kadim mera iddiasına dayalı tapu tescil ve sınırlandırma isteğine ilişkindir. Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, Karabey Köyü sınırları içerisinde yer alan dava konusu yerin, taşlık, kayalık alanlardan oluştuğu, kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakıldığı, mer'a çalışmaları sırasında mera alanları dışında bırakıldığı, yerin tarıma elverişli ve ekonomik amaca uygun tasarruf edilebilecek yerlerden olmadığı, köylülerin bu yeri hayvanlarını otlatmak, sulamak için kullandıkları, dava konusu yerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olduğu, bu tür yerlerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığı ve özel mülkiyete konu olamayacakları gerekçesi ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı köy muhtarı temyiz etmiştir. Taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde en önemli delillerden biri olan keşif; re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine davanın her aşamasında çekişmeli taşınmazda gerekli inceleme ve araştırmaların yapılması demektir. Keşfin nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemelere ise 6100 sayılı HMK’nun 288 ve devamındaki hükümlerinde yer verilmiştir. Keşif, taraflara keşif gün ve saatini bildirir usulüne uygun şekilde davetiye çıkarıldıktan sonra tarafların huzurunda, davete icabet etmedikleri takdirde yokluklarında yapılabilir. Keşif yapılmasına ilişkin ara kararında; keşif giderlerinin neler olduğu ve bu giderlerin hangi tarafça karşılanması gerektiği, keşifte bilirkişi incelemesi yapılacak veya tanık dinlenecek ise bu hususların açıkça yazılması gerekir. Keşif gün ve saati duruşmada taraflara bildirilmiş ise artık taraflara ayrıca davetiye gönderilmesine gerek yoktur. Bilirkişi ve tanıkların keşif mahalline çağrılması hakkında HMK’nun 243. ve 244. maddelerinde belirtilen mahkemeye çağırmaya ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar, kendilerine davetiye tebliğ edilmeden de göstermiş oldukları tanıkları keşifte hazır bulundurabilir. Fakat buna zorlanamazlar. Bilirkişi ve tanıkların davetiye masrafları ile tespit edilecek yollukları ilgililerden tahsil edilerek, keşif gün ve saati ile keşif mahalli keşif gününden makul bir süre önce kendilerine bildirilmelidir. Bu kuralın dışına çıkılarak, “tarafların, tanıklarını bizzat keşifte hazır bulundurmaları” şeklinde verilecek ara kararı tarafların savunma hakkını kısıtlayacağından usul hükümlerine aykırıdır. Uygulamada yararlanmak üzere komşu taşınmazların tapu kayıtları getirtilmeli, keşifte yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişiler ve konularında uzman olan teknik bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılmalı, kayıtlardaki her sınır bilirkişilere sorularak arazi üzerinde tespit ettirilmeli, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığı duraksamasız belirlenmeli, saptanan sınırlar teknik bilirkişinin çizeceği krokide işaret ettirilmeli, diğer yandan mahalli bilirkişilerin söylediklerinin denetimi açısından komşu taşınmaz revizyon tapu veya vergi kayıtlarının nizalı taşınmaz yönünü ne şekilde nitelendirdiği üzerinde durulmalıdır. Dava konusu taşınmazın tapu kaydı harita ve krokisi mevcut ise, bu tapu kaydına Türk Medeni Kanununun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddeleri uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Taşınmazın harita ve krokisi yoksa veya bunlar uygulama niteliğinden yoksunsa, tapu kaydı ilk tesisinden itibaren getirtilmeli, gitti kayıtlarının yüzölçümlerine ve sınırlarına bakılmalı, bir değişiklik varsa bunun dayandığı belgeler incelenmeli, doğru ve yasal bir nedeni olup olmadığı araştırılmalı, doğru esasa dayanmıyorsa ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmelidir. Ayrıca, karşı tarafın dayanak belgeleri ile savunmasında ileri sürdükleri kayıtların da tüm geldiler ile birlikte merciinden getirtilerek aynı şekilde mahallinde uygulanması gerekir. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılageldiğinin saptanması yahut taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera niteliği ile tahsis edilmiş olması gerekir. Mahkemece yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir. Bu itibarla doğru sonuca varılabilmesi için, öncelikle dava konusu taşınmazlar ile komşu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı birleşik harita getirtilmeli, komşu parsellerin onaylı tutanak suretleri ve dayanağı olan belgeler mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, komşu köylerde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle taraf tanıkları, uzman ve teknik bilirkişiler huzuruyla keşif icra edilmelidir. Yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazın tamamının veya bir bölümünün kamu orta malı mera niteliği taşıyıp taşımadığı, kim tarafından, ne zamandan beri, ne suretle kullanıldığı, kullanmanın ekonomik amaca uygun olup olmadığı, etraflıca sorulup, maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalıdır. Dava konusu taşınmazın komşu parsellerden mera olarak sınırlandırılıp, kesinleşen parsellerle toprak yapısı itibariyle bütünlük arz edip arzetmediği, ayırıcı unsurlar bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Uzman ziraat mühendisinden arazinin niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, teknik bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını belirtir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli ve bundan sonra tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.01.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
2. Hukuk Dairesi, 2023/5402 E., 2024/2228 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; tarafların uzunca bir süredir ayrı yaşadıklarını, davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, evliliğin fiilen sona erdiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 243 üncü maddesi uyarınca, Mahkemenin tanıklarının beyanlarını dikkate almamasının usul kanuna aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasına tarafları
2. Hukuk Dairesi         2023/5402 E.  ,  2024/2228 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2648 E., 2023/455 K. DAVA TARİHİ : 26.04.2018 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2018/97 E., 2019/977 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava ve cevaba cevap dilekçelerinde özetle; tarafların evliliklerinin 1. yılından sonra aralarında anlaşmazlıkların çıkmaya başladığını, bu anlaşmazlıkların sürekli tartışamalara ve kavgalara dönüştüğünü, davacının herhangi bir kötü alışkanlığının olmadığını, serbest meslek sahibi olduğunu, evlilik süresinde eşine ve çocuklarına karşı maddî ve manevî tüm sorumluluklarını yerine getirdiğini, ancak bunlara rağmen eşini bir türlü memnun edemediğini, davalının 1.5 yıl önce ortak evden ayrılarak annesinin yanına gittiğini, ancak pişman olarak 3 ay sonra geri döndüğünü, davalının davacıyı suçlar bir biçimde konuştuğunu, sinirli davrandığını, yoktan sebeplerle gece saatlerinde tartışma çıkartıp eşi ve üçüncü kişileri rahatsız ettiğini, davacının evdeki huzursuzluğa dayanamadığı için ortak konutu terk ettiğini iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin davacıya verilemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın vekili cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde özetle; 19 yıllık evlilik birliğinin sona erdirilmesine dayanak ispatı kabil hiç bir somut vakıadan bahsedilmediğini, dava dilekçesinin samimiyetten uzak olduğunu, dava dilekçesinde davalının memnuniyetsiz bir kişi olduğu ve sürekli kavga çıkardığından bahsedilmişse de bu afaki iddiaların boşanmaya sebep arama gayretinden ibaret olduğunu, dilekçede bahsi geçen hususların hilaf-ı hakikat olduğunu, davacının serbest meslek sahibi olduğunun beyan edildiğini, davacının halihazırda işsiz olduğunu, eşler arasında boşanmayı gerektirecek boyutta bir çatışma sözkonusunun olmadığını, ortak hanenin davacının anne ve babasının da bulunduğu binada olduğunu, davacının anne ve babasının da davacının bu sorumsuzca davranışından yakınmakta olduğunu, davalının kimi zaman gündelik temizliğe giderek kimi zaman da annesinden maddî yardım alarak kendisinin ve çocuğunun geçimini sağlamaya çalışmakta olduğunu, davalıya atfedilecek bir kusur bulunmadığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ortak haneyi terk ederek giden davacı erkeğin kendi kusurundan istifade ederek boşanmak istediğini, davalının aile birliğini korumak için gayret sarf etmekte olduğunu, bu nedenle davanın reddine; dava sonuna kadar davalı kadın lehine 500,00 TL., ortak çocuk lehine 500.00 TL tedbir nafakasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı, tanık bildirmesi için verilen kesin sürede tanık bildirmediği, bir sonraki celse de hazır etmediği, daha sonraki celse hazır ettiği, her ne kadar hazır ettiği tanık dinlenmiş olsa da beyanının karara esas alınmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresinde davacı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; tarafların uzunca bir süredir ayrı yaşadıklarını, davanın reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, evliliğin fiilen sona erdiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 243 üncü maddesi uyarınca, Mahkemenin tanıklarının beyanlarını dikkate almamasının usul kanuna aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasına tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı, İlk Derece Mahkemesinin 12.09.2018 tarihli duruşmasında davacı vekiline tanıklarını bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, aksi takdirde tanık deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ihtar edilmiş, davacı vekili, verilen kesin süre içinde tanık listesi sunmamış, takip eden 13.12.2018 tarihli oturuma sağlık mazereti vererek katılmamış, davacı vekilinin sağlık mazereti kabul edilmiş, takip eden 14.03.2019 tarihli oturumda hazır edilen davacı tanığı dinlenmiş, ancak İlk Derece Mahkemesince "davacıya tanık bildirmesi için verilen kesin sürede tanık bildirmediği, bir sonraki celse de hazır etmediği, daha sonraki celse hazır ettiği, her ne kadar hazır ettiği tanık dinlenmiş olsa da beyanının karara esas alınmadığı, davasını ispat edemediği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup dinleme gününde davacı vekili mazeretli olduğundan dinlenemeyerek sonraki celse dinlenen davacı tanığının beyanının karara esas alınması gerekirken alınmamasının doğru olmadığı, davacı tanığı Ahmet Metin tarafların karşılıklı olarak tartıştıklarını, birbirlerine seslerini yükselttiklerini beyan etmiş ise de, tartışmaların neden kaynaklandığına, davalının kusurlu bir davranışına tanıklık etmediğinden, dosya kapsamından evlilik birliğinin sarsıldığı ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş olmasının sonuç olarak doğru olduğu gerekçesi ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı erkek vekili temyiz başvurusunda özetle; kararın gerekçesiz olduğu, dinlenen tanık beyanları ile evlilik birliğinin temelden sarsıldığı hususunun ispat edildiğini ileri sürüp kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı erkek vekili tarafından açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte davalı kadından kaynaklanan bir geçimsizlik ispat edilip edilmediği, davanın kabulü koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı, 194 üncü, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/6257 E., 2023/1214 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
rakılan taşınmazın niteliği de yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan sonra, davacı tarafa tanık listesi sunması için süre verilmesi, tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tanıklarının 6100 sayılı HMK'nin 243 ve 244. maddeleri (HUMK'un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun’un 259/2 ve 290/2 maddele
7. Hukuk Dairesi         2022/6257 E.  ,  2023/1214 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; hakkında kamulaştırma kararı verilen 137 parsel sayılı taşınmaza komşu ve derenin zamanla çekilmesi sonucu oluşan dava konusu yerlere ağaç ve bağ dikimi yaptığını belirterek meyve ağaçları ve bağın vekil edenine ait olduğunun tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine (kamulaştırma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle) karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince: “…fen bilirkişi raporlarına göre, A harfi ile gösterilen 8.174,92 metrekarelik bağ ile B harfi ile gösterilen 12.021,65 metrekarelik ağaçlık alanın paftasında tapulama harici alanda kaldığı ifade edilmiştir. Ne var ki; muhdesatların üzerinde bulunduğu kısımlar hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, bağ ve meyve ağacı niteliğindeki muhdesatların bulunduğu taşınmazların kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiştir. Ayrıca davacı vekili, dava dilekçesinde (açıkça) tanık deliline dayanmış olmasına rağmen tanık listesi sunulması için süre verilmediği anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tespit harici bırakılan taşınmazın niteliği de yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan sonra, davacı tarafa tanık listesi sunması için süre verilmesi, tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tanıklarının 6100 sayılı HMK'nin 243 ve 244. maddeleri (HUMK'un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun’un 259/2 ve 290/2 maddeleri (HUMK 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenmesi, yine az yukarıda açıklandığı şekilde, kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazların kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk derece mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda: “.... Genel Müdürlüğü'nün 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı kamulaştırma kararı ile ...Barajı Göl Alanı içerisinde kalan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği, kamulaştırılmasına karar verilen Harmanlar Köyü, 73 parsel sayılı taşınmazın (davacı) ... adına kayıtlı olduğu, kamulaştırma dolayısı ile 73 parsel 98375,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın A ve B parsellerine ayrılarak 85947,87 metrekaresinin (136 parsel) davacı adına ipka edilerek , 12427,13 metrekaresinin (137 parsel) kamulaştırılmasına karar verildiği, mahkeme kararıyla 12.427,13 metrekarenin kamulaştırılmasına karar verildiği, taşınmazın baraj gölü vasfı ile terkinine karar verildiği, dava konusu taşınmazın ise kamulaştırılmasına karar verilen 137 parsel sayılı taşınmazın güneydoğusunda, 136 parselin doğusunda yer aldığı, tescil harici bırakıldığı, kamu yararı kararının 03/09/2010 tarih ve 5797 sayılı onay, kamulaştırma kararının ise 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı olur ile alındığı dikkate alındığında kamu yararı kararının alındığı tarihte herhangi bir muhdesatın bulunmadığı, Fen bilirkişisi, Jeodezi ve Fotogrametri raporunda da izah edildiği üzere sahasının tapuya kayıtlı olan ve göl alanına isabet eden kısımlarından ibaret olduğu, dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında kaldığı, netice olarak dava konusu taşınmazın evveliyatının dere yatağı olduğu, keşif tarihi itibariyle göl alanının içerisinde kaldığı, dere yatağının kamu malı olduğu gibi devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, tescil ve sınırlamaya tabi olmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın DSİ kamulaştırma sahasının içinde kalmadığı, dava konusu tescil harici taşınmazın bu nitelikte bir işleme konu edilmediği, ayrıca taşınmazın dere yatağı vasfında olması, özel mülkiyete konu olamaması ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile mülkiyet sahibi mümkün olmadığından Hazine'nin, davacının haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliğinden bahsedilemeyeceği gibi bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine soktuğunun düşünülemeyeceği, zira bu tür alanların tescil ve sınırlamaya tabi olmadığının tartışmasız olduğu, Kadastro Kanunu kapsamında 16'ıncı madde gereğince kamu malı olduğunun tartışmasız olduğu, davacının tespit davası açmak bakımından korunmaya değer hukuki yararının bulunmadığı…” gerekçesiyle, hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın aktif dere yatağında bulunmadığını, kamulaştırma alanında kalmadığı tespitinin doğru olmadığını, jeodezi mühendisinin aktif dere yatağı konusunda rapor veremeyeceğini, 2015’te baraj su toplayınca su altında kaldığını taşınmazın, müvekkilinin 1984-2015 arası taşınmazı kullandığını, meşru beklentiye girmemesinin mümkün olmadığını, mahkemenin raporları yanlış yorumladığını savunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, birarazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklindedikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. 2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğinikaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.) 3. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. 4. 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri ve bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara da hukuki değer verilemeyeceği göz önüne alınmalıdır. 2. Değerlendirme Mahkemece muhdesatların bulunduğu yerin kamulaştırma sahasında kalmadığı belirlenmiş ise de; 03.01.2022 tarihli Fen, Jeodezi ve Fotogrametri bilirkişilerinden alınan heyet raporunda dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında olduğu ancak keşif tarihi itibariyle ...Barajı Göl alanında kaldığı, mahkeme gözleminde de dava konusu alanın göl suları altında kaldığının tespit edilmiş olduğu belirtilmiş olup, bu haliyle heyet raporunda çelişki bulunmaktadır. Önceki bozmada belirtildiği şekilde davacının muhdesat iddiasında bulunduğu yerin tereddüte yol açmayacak şekilde baraj kamulaştırma alanında kalıp kalmadığının belirlenmesi, davacının dava açmakta hukuki yararının olup olmadığının tespit edilmesi gerekirken bu yönde de tespit yapılmamış olması doğru olmamış, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu sebeple hüküm bozulmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Yemin davetiyesi çıkarılmadan taraflarca hazır bulundurulan tanığın durumu nedir?

A) Dinlenemez, mutlaka davetiye gerekir.
B) Dinlenir.
C) Karşı taraf kabul ederse dinlenir.
D) Sadece yazılı beyanı alınır.
E) Mahkeme kalemine başvurması gerekir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol