6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 244

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 244. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 244- (1) Tanıklara gönderilecek davetiyede; a) Tanığın adı, soyadı ve açık adresi, b) Tarafların ad ve soyadları, c) Tanıklık yapacağı konu, ç) Hazır bulunması gereken yer, gün ve saat, d) Gelmemesinin veya gelmesine rağmen tanıklıktan ya da yemin etmekten çekinmesinin hukuki ve cezai sonuçları, e) Adalet Bakanlığınca hazırlanan tarife gereğince ücret ödeneceği, yazılır. Çağrıya uyma zorunluluğu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

74 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2022/5199 E., 2023/2325 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğuna keşif ye
1. Hukuk Dairesi         2022/5199 E.  ,  2023/2325 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı, 144 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsel sayılı taşınmazların güneyinden eski dere yatağı geçtiğini, Karayolları ve davalı tarafından dere yatağı doldurulmak suretiyle parsellerin güney yönüne doğru genişletildiğini, taşınmazların kadastro tespitindeki edinme sebeplerinin zilyetlik ile kazanım olduğunu, ancak dere yatağından doldurulma yerlerin zilyetlik ile kazanımlarının mümkün olmadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların dere yatağından kazanılan kısımlarının tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı, derenin taşınmazların batı kısmından geçtiğini, her ne kadar kadastro tespiti zilyetlik ile kazanılmaya dayalı olarak yapılmış ise de, aslında taşınmazların evveliyatının tapulu olduğunu, dava konusu edilen alanların dere yatağı ile ilgisinin olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.03.2013 tarihli ve 2008/109 E. 2013/67 K. sayılı kararıyla; davacı tarafından dava konusu edilen yerlerin aktif dere yatağı olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu, Karayolları ve DSİ Bölge Müdürlüğü'nden gelen cevaplarda ıslah çalışmasından bahsedilmediği, derenin aktif yatağı ve etki alanında bulunmayan yerlerin olağanüstü zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile kazanılabileceği, ancak dava konusu edilen yerlerin aktif dere yatağı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Birinci Bozma Kararı Karar; Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 12.03.2015 tarihli ve 2015/2939 E, 2015/5877 K. sayılı kararıyla; "...Bilindiği üzere aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, aktif dere yatağında ve etki alanında kalmayan bir yerin koşulları mevcut olduğu takdirde, niteliğine göre zilyetlik ve imar-ihya yoluyla kazanılmaları olanaklıdır. Ne var ki, dava konusu taşınmazların tespit tarihinde dere yatağı vasfında bulunmadığı sabit ise de, hangi tarihte derenin etkisinden kurtuldukları, hangi tarihte imar-ihya edildikleri ve ekonomik amacına uygun tarımsal zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususunda yeterli araştırma yapılmamış, uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır. Bir arazinin kullanım süresi ve niteliği ile üzerinde imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihin en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğuna keşif yerinde dinlenmeleri, öncesi dere yatağı olan taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvarın hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazlarının kim tarafınden ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, HMK.m.290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir..." gerekçesiyle bozulmuştur. C. Mahkemesince Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.01.2019 tarihli ve 2017/272 E. 2019/29 K. sayılı kararıyla; denetime elverişli ve bilimsel verilere uygun tanzim edildiği anlaşılan ziraat bilirkişi raporuna göre taşınmazlarda dere yatağında kaldığı iddia edilen alanlarda yirmibeş yıl ve üzeri bir zamandan beri işlemeli tarım yapıldığı, bu hususun hava fotoğrafları ve memleket haritaları üzerinde yapılan teknik inceleme ile de denetlenebildiği, sonuç itibariyle taşınmazlarda dere yatağında kaldığı ve dereden bozularak doldurma ile özel mülkiyete geçirildiği iddia edilen alanların ne tespit tarihinde ne de tespitten önceki yıllarda dere yatağı kapsamında kaldığı hususunda bilimsel verilere uygun bir delilin dosya içerisinde yer almadığı, aksine bu alanların dere yatağı vasfında bulunmadıklarının alınan teknik raporlar ve yerel bilirkişi beyanları ile sabit olduğu anlaşılmakla sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir. D. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. E. İkinci Bozma Kararı Karar; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2019/6362 E, 2020/4589 K. sayılı kararıyla; "...hükmüne uyulan bozma ilamındaki kazanılmış haklar da gözönünde bulundurulmak suretiyle; dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu yeni bir ziraat bilirkişisi ile fen, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nın 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, daha önce dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporları da irdelenmek ve raporlar arasındaki çelişkiler giderilmek suretiyle, taşınmazların öncesinde ne kadarının dere yatağı etkisinde olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti, taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvar varsa hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazların dere yatağında ve etkisinde kalan kısmının ve taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, dosyadaki fotoğraflar birbirinden farklı olduğundan HMK'nın mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bozma gerekleri yerine getirilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır..." gerekçesiyle bozulmuştur. F. Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.03.2022 tarihli ve 2020/333 E, 2022/106 K. sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazlar ile dere yatağı arasındaki setin (duvarın) Karayolları tarafından 1996 yılında bölgede meydana gelen sel felaketi nedeniyle yapıldığı, dava konusu parsellerin kadastro tespitinden çok önce tarım arazisi olarak kullanılmak suretiyle imar ihyasının tamamlandığı, gerek zirai bilirkişi raporunda gerekse Mahkemenin gözleminde yer aldığı üzere parseller ile dere arasında kalan duvarın hemen yanında davalı tarafından dikildiği anlaşılan ceviz ve kavak ağaçlarının mevcut olduğu, keza 25 yaş ve üzeri kapama fındık bahçesinin varlığı, ziraat bilirkişi raporuna göre taşınmazların dere yatağında kaldığı iddia edilen alanlarda 25 yıl ve üzeri bir zamandan beri işlemeli tarım yapıldığı, bu hususun hava fotoğrafları ve memleket haritaları üzerinde yapılan teknik inceleme ile de denetlenebildiği, dava konusu alanların dere yatağı vasfında bulunmadıklarının sabit olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. G. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Hazine temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. H. Temyiz Sebepleri Davacı Hazine temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamında belirtilen bozma gereklerinin yerine getirilmeden karar verildiğini, dere sınırı yönünde sabit veya gayrisabit olup olmadığının, aktifliğini kaybedip kaybetmediğinin, bu hususu ortaya koyacak duvar inşasının Karayolları ve Devlet Su İşleri gibi kurumlar tarafından yapılıp yapılmadığının, ya da hangi amaçla dere taşkınlarından korunma amaçlı yaptırılıp yaptırılmadığı ve hangi tarihlerde tamamlandığı gibi hususların araştırılmadan karar verildiğini, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazın değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. I. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir: "Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden: A) Kamu hizmetinde kullanılan, bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesisler, (Hükümet, belediye, karakol, okul binaları, köy odası, hastane veya diğer sağlık tesisleri, kütüphane, kitaplık, namazgah, cami genel mezarlık, çeşme, kuyular, yunak ile kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar yerleri, parklar ve bahçeler ve boşluklar ve benzeri hizmet malları) kayıt, belge veya özel kanunlarına veya Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre Hazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya mahalli idare birlikleri tüzelkişiliği, adlarına tespit olunur. B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır. Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler. Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekle yetinilir. C) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar) gibi, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genel sular tescil ve sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır. D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tabidir. 2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir." 3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde Hazine adına tespit edilir." 4. 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir." düzenlemelerine yer verilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Çekişmeli taşınmazların kadastro çalışmaları sonucunda; sınırlandırmasının yapıldığı, tapu ve vergi kaydına rastlanılmadığı gibi ilgililerince de ibraz edilmediği, ceddinden irsen ve intikalen ve taksimen 30-40 yılı aşkın süreden beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatı ile Hasan oğlu ...’in zilyet ve tasarrufunda olduğu ve arazi yapısı gereği kuru arazi vasfında olduğu, maliklerin çalışma alanı içerisinde senetsizden adlarına tespit ve tescil edilen taşınmazların toplamda 100 dönümü doldurmadığı, taşınmazların hudutlarında Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığı muhtar ve bilirkişi beyanlarından anlaşıldığı gerekçesiyle 29.05.2006 da yapılan kadastro tespiti 28.08.2006 tarihinde kesinleştiğinden davalı adına tescil kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna ve bozma kararına uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün HMK'nın Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'un 438. maddesi uyarınca ONANMASINA, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesinin “j” bendi gereğince davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

8. Hukuk Dairesi, 2019/6362 E., 2020/4589 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
tilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif y
8. Hukuk Dairesi         2019/6362 E.  ,  2020/4589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, dava konusu 144 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsel sayılı taşınmazların güneyinden eski dere yatağı geçtiğini, Karayolları ve davalı tarafından dere yatağı doldurulmak suretiyle parsellerin güney yönüne doğru genişletildiğini, taşınmazların kadastro tespitindeki edinme sebeplerinin zilyetlik ile kazanım olduğunu, ancak dere yatağından doldurulma yerlerin zilyetlik ile kazanılmalarının mümkün olmadığını açıklayarak, taşınmazların dere yatağından kazanılma kısımlarının tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı taraf, derenin taşınmazın güney kısmından değil batı kısmından geçtiğini, dava konusu edilen alanların tapulu arazisi olduğunu, her ne kadar kadastro tespiti zilyetlik ile kazanılmaya dayalı olarak yapılmış ise de, aslında taşınmazın evveliyatının da tapulu olduğunu, dava konusu edilen alanların dere yatağı ile ilgisinin olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın, Daire’nin 12.3.2015 tarihli ve 2015/2939 Esas., 2015/5877 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlere ilişkin tapu iptal ve tescil davasıdır. Hükmüne uyulan bozma ilamında, “Dava dilekçesinin içeriği ve dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazların öncesinde aktif dere yatağı kapsamında olduğu, ne var ki, dava konusu taşınmazların tespit tarihinde dere yatağı vasfında bulunmadığı sabit ise de, hangi tarihte derenin etkisinden kurtuldukları, hangi tarihte imar-ihya edildikleri ve ekonomik amacına uygun tarımsal zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususunda yeterli araştırma yapılmadığı, uyuşmazlığın çözümünde hava fotoğraflarından yararlanılmadığı, sağlıklı bir yargıya ulaşmak için dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığı'ndan, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu ile teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, öncesi dere yatağı olan taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvarın hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazlarının kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, HMK'nin mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği” açıklanmıştır. Her ne kadar mahkemece Dairenin 12.3.2015 tarihli ve 2015/2939 Esas, 2015/5877 Karar sayılı bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gerekleri yerine getirilmeden hüküm tesis edilmiştir. Şöyle ki; Mahkemece bozma sonrası dosyaya ibraz edilen, 13.8.2018 havale tarihli Jeoloji Mühendisleri raporu esas alınmak suretiyle hüküm tesis edilmiş olup, sözkonusu raporda, 1982 yılına ait hava fotoğrafının, 1982 yılına ait memleket haritasının ve 2012 yılına ait ortofoto haritasının incelenmesi neticesinde, dava konusu parsellerin batısında bulunan derenin, davalı parsel sınırları içinde kalmadığının tespit edildiği, bu nedenle taşınmazların dere yatağında kalmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Bozma öncesi dosyaya sunulan 25.8.2009 tarihli Jeoloji bilirkişi raporunda ise, tescili istenen sahada yapılan gözlemsel çalışmalar ve açılan araştırma çukurundan elde edilen veriler ışığında derenin eski yatağının geçtiği saha belirlenmiş, bu bölgenin dere yatağı olduğu bildirilmiş, yine bozma öncesi dosyaya ibraz edilen 12.11.2012 havale tarihli jeoloji bilirkişi raporunda ise, dava konusu alanda açılan araştırma çukurunda, 0-50 cm arasında toprak dolgu, 50-150 cm arasında taşkın malzemesi, 130-200 cm arasında ise alüvyonal malzeme (dere malzemesi) tespit edildiği, yani dava konusu taşınmazda açılan gözlem çukurunda tabanda dere yatağına ait blok, çakıl, kum ve siltten oluşan materyal tespit edildiği, bu durumun geçmişte bölgenin dere yatağı olduğunu gösterdiği, Karayolları ve DSİ ekiplerince dere ıslah çalışmaları yapılmadan önce taşkın alt eşik düzeyi içerisinde kalan taşınmazın, Karayolları ve DSİ ekiplerince yapılan çalışmalar sonucunda dere yatağı vasfını yitirdiği belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, taşınmazların dere yatağında kalmadığı belirtilmiş olmasına rağmen, bu raporda daha önce dosyaya ibraz edilen raporlar irdelenmemiş, bu raporlardan neden ayrılındığına dair herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş, Mahkemece de, raporlar arasındaki çelişkiler giderilmemiş, hükme esas alınan rapora üstünlük tanınma gerekçesi de açıklanmamıştır. Hal böyle olunca, Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamındaki kazanılmış haklar da gözönünde bulundurulmak suretiyle; dava konusu parsellerin tespitlerinin yapıldığı 2006 yılından önceki yıllara ait (1986-1976 yılları arası) 1/20000 veya 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulması, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulu yeni bir ziraat bilirkişisi ile fen, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte uygulanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle mümkün olduğunca keşif yerinde dinlenmeleri, daha önce dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporları da irdelenmek ve raporlar arasındaki çelişkiler giderilmek suretiyle, taşınmazların öncesinde ne kadarının dere yatağı etkisinde olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti, taşınmazları derenin etkisinden koruyan duvar varsa hangi tarihte kim tarafından inşa edildiği, bu duvarın inşaasından sonra dava konusu taşınmazların dere yatağında ve etkisinde kalan kısmının ve taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde imar-ihya edildiği, imar ihyanın hangi tarihte başlayıp hangi tarihte sona erdiği, taşınmazlar üzerinde ekonomik amacına uygun tarım amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı ve tespit tarihine kadar kim tarafından ne şekilde kullanıldığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması, dosyadaki fotoğraflar birbirinden farklı olduğundan HMK'nin mad. 290/2. (HUMK'un 366.) maddesi uyarınca bilirkişi olarak tayin edilecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresini gösterir biçimde yakın plan ve panoramik renkli fotoğrafları çektirilerek Mahkeme Hakimince onaylandıktan sonra dosya arasına konulması, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bozma gerekleri yerine getirilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru olmamıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 07.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
14. Hukuk Dairesi, 2012/13985 E., 2013/419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
* HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 244
14. Hukuk Dairesi         2012/13985 E.  ,  2013/419 K. * KADİM MERA İDDİASINA DAYALI TAPU TESCİLİ VE SINIRLANDIRMA TALEBİ * TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 719 * KADASTRO KANUNU (3402) Madde 20 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 243 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 244 * HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 288 "İçtihat Metni" Davacı tarafından, davalı aleyhine 24.12.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.02.2012 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Dava, kadim mera iddiasına dayalı tapu tescil ve sınırlandırma isteğine ilişkindir. Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, Karabey Köyü sınırları içerisinde yer alan dava konusu yerin, taşlık, kayalık alanlardan oluştuğu, kadastro çalışmaları sırasında tapulama harici bırakıldığı, mer'a çalışmaları sırasında mera alanları dışında bırakıldığı, yerin tarıma elverişli ve ekonomik amaca uygun tasarruf edilebilecek yerlerden olmadığı, köylülerin bu yeri hayvanlarını otlatmak, sulamak için kullandıkları, dava konusu yerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki sahipsiz yerlerden olduğu, bu tür yerlerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığı ve özel mülkiyete konu olamayacakları gerekçesi ile ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı köy muhtarı temyiz etmiştir. Taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde en önemli delillerden biri olan keşif; re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine davanın her aşamasında çekişmeli taşınmazda gerekli inceleme ve araştırmaların yapılması demektir. Keşfin nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemelere ise 6100 sayılı HMK’nun 288 ve devamındaki hükümlerinde yer verilmiştir. Keşif, taraflara keşif gün ve saatini bildirir usulüne uygun şekilde davetiye çıkarıldıktan sonra tarafların huzurunda, davete icabet etmedikleri takdirde yokluklarında yapılabilir. Keşif yapılmasına ilişkin ara kararında; keşif giderlerinin neler olduğu ve bu giderlerin hangi tarafça karşılanması gerektiği, keşifte bilirkişi incelemesi yapılacak veya tanık dinlenecek ise bu hususların açıkça yazılması gerekir. Keşif gün ve saati duruşmada taraflara bildirilmiş ise artık taraflara ayrıca davetiye gönderilmesine gerek yoktur. Bilirkişi ve tanıkların keşif mahalline çağrılması hakkında HMK’nun 243. ve 244. maddelerinde belirtilen mahkemeye çağırmaya ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar, kendilerine davetiye tebliğ edilmeden de göstermiş oldukları tanıkları keşifte hazır bulundurabilir. Fakat buna zorlanamazlar. Bilirkişi ve tanıkların davetiye masrafları ile tespit edilecek yollukları ilgililerden tahsil edilerek, keşif gün ve saati ile keşif mahalli keşif gününden makul bir süre önce kendilerine bildirilmelidir. Bu kuralın dışına çıkılarak, “tarafların, tanıklarını bizzat keşifte hazır bulundurmaları” şeklinde verilecek ara kararı tarafların savunma hakkını kısıtlayacağından usul hükümlerine aykırıdır. Uygulamada yararlanmak üzere komşu taşınmazların tapu kayıtları getirtilmeli, keşifte yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişiler ve konularında uzman olan teknik bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılmalı, kayıtlardaki her sınır bilirkişilere sorularak arazi üzerinde tespit ettirilmeli, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığı duraksamasız belirlenmeli, saptanan sınırlar teknik bilirkişinin çizeceği krokide işaret ettirilmeli, diğer yandan mahalli bilirkişilerin söylediklerinin denetimi açısından komşu taşınmaz revizyon tapu veya vergi kayıtlarının nizalı taşınmaz yönünü ne şekilde nitelendirdiği üzerinde durulmalıdır. Dava konusu taşınmazın tapu kaydı harita ve krokisi mevcut ise, bu tapu kaydına Türk Medeni Kanununun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddeleri uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Taşınmazın harita ve krokisi yoksa veya bunlar uygulama niteliğinden yoksunsa, tapu kaydı ilk tesisinden itibaren getirtilmeli, gitti kayıtlarının yüzölçümlerine ve sınırlarına bakılmalı, bir değişiklik varsa bunun dayandığı belgeler incelenmeli, doğru ve yasal bir nedeni olup olmadığı araştırılmalı, doğru esasa dayanmıyorsa ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmelidir. Ayrıca, karşı tarafın dayanak belgeleri ile savunmasında ileri sürdükleri kayıtların da tüm geldiler ile birlikte merciinden getirtilerek aynı şekilde mahallinde uygulanması gerekir. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılageldiğinin saptanması yahut taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera niteliği ile tahsis edilmiş olması gerekir. Mahkemece yapılan araştırma ve incelemeler hüküm kurmaya yeterli değildir. Bu itibarla doğru sonuca varılabilmesi için, öncelikle dava konusu taşınmazlar ile komşu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı birleşik harita getirtilmeli, komşu parsellerin onaylı tutanak suretleri ve dayanağı olan belgeler mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, komşu köylerde ikamet edip davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle taraf tanıkları, uzman ve teknik bilirkişiler huzuruyla keşif icra edilmelidir. Yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazın tamamının veya bir bölümünün kamu orta malı mera niteliği taşıyıp taşımadığı, kim tarafından, ne zamandan beri, ne suretle kullanıldığı, kullanmanın ekonomik amaca uygun olup olmadığı, etraflıca sorulup, maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalıdır. Dava konusu taşınmazın komşu parsellerden mera olarak sınırlandırılıp, kesinleşen parsellerle toprak yapısı itibariyle bütünlük arz edip arzetmediği, ayırıcı unsurlar bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Uzman ziraat mühendisinden arazinin niteliğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, teknik bilirkişiye uygulanan kayıtların kapsamını belirtir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmeli ve bundan sonra tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 15.01.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2022/6257 E., 2023/1214 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
rakılan taşınmazın niteliği de yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan sonra, davacı tarafa tanık listesi sunması için süre verilmesi, tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tanıklarının 6100 sayılı HMK'nin 243 ve 244. maddeleri (HUMK'un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun’un 259/2 ve 290/2 maddele
7. Hukuk Dairesi         2022/6257 E.  ,  2023/1214 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; hakkında kamulaştırma kararı verilen 137 parsel sayılı taşınmaza komşu ve derenin zamanla çekilmesi sonucu oluşan dava konusu yerlere ağaç ve bağ dikimi yaptığını belirterek meyve ağaçları ve bağın vekil edenine ait olduğunun tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Hazine vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine (kamulaştırma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle) karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince: “…fen bilirkişi raporlarına göre, A harfi ile gösterilen 8.174,92 metrekarelik bağ ile B harfi ile gösterilen 12.021,65 metrekarelik ağaçlık alanın paftasında tapulama harici alanda kaldığı ifade edilmiştir. Ne var ki; muhdesatların üzerinde bulunduğu kısımlar hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritası getirtilip uygulanmamış, bağ ve meyve ağacı niteliğindeki muhdesatların bulunduğu taşınmazların kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı belirlenmemiştir. Ayrıca davacı vekili, dava dilekçesinde (açıkça) tanık deliline dayanmış olmasına rağmen tanık listesi sunulması için süre verilmediği anlaşılmıştır. O halde Mahkemece, tespit harici bırakılan taşınmazın niteliği de yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulduktan sonra, davacı tarafa tanık listesi sunması için süre verilmesi, tanık listesi sunulduktan sonra yeniden yapılacak keşifte mahalli bilirkişi ve tanıklarının 6100 sayılı HMK'nin 243 ve 244. maddeleri (HUMK'un 258) uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılarak aynı Kanun’un 259/2 ve 290/2 maddeleri (HUMK 259) gereğince taşınmaz başında yapılacak keşif yerinde dinlenmesi, yine az yukarıda açıklandığı şekilde, kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazların kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması, ondan sonra toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk derece mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda: “.... Genel Müdürlüğü'nün 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı kamulaştırma kararı ile ...Barajı Göl Alanı içerisinde kalan taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği, kamulaştırılmasına karar verilen Harmanlar Köyü, 73 parsel sayılı taşınmazın (davacı) ... adına kayıtlı olduğu, kamulaştırma dolayısı ile 73 parsel 98375,00 m2 yüzölçümlü taşınmazın A ve B parsellerine ayrılarak 85947,87 metrekaresinin (136 parsel) davacı adına ipka edilerek , 12427,13 metrekaresinin (137 parsel) kamulaştırılmasına karar verildiği, mahkeme kararıyla 12.427,13 metrekarenin kamulaştırılmasına karar verildiği, taşınmazın baraj gölü vasfı ile terkinine karar verildiği, dava konusu taşınmazın ise kamulaştırılmasına karar verilen 137 parsel sayılı taşınmazın güneydoğusunda, 136 parselin doğusunda yer aldığı, tescil harici bırakıldığı, kamu yararı kararının 03/09/2010 tarih ve 5797 sayılı onay, kamulaştırma kararının ise 21/11/2011 tarih ve 435875 sayılı olur ile alındığı dikkate alındığında kamu yararı kararının alındığı tarihte herhangi bir muhdesatın bulunmadığı, Fen bilirkişisi, Jeodezi ve Fotogrametri raporunda da izah edildiği üzere sahasının tapuya kayıtlı olan ve göl alanına isabet eden kısımlarından ibaret olduğu, dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında kaldığı, netice olarak dava konusu taşınmazın evveliyatının dere yatağı olduğu, keşif tarihi itibariyle göl alanının içerisinde kaldığı, dere yatağının kamu malı olduğu gibi devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, tescil ve sınırlamaya tabi olmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın DSİ kamulaştırma sahasının içinde kalmadığı, dava konusu tescil harici taşınmazın bu nitelikte bir işleme konu edilmediği, ayrıca taşınmazın dere yatağı vasfında olması, özel mülkiyete konu olamaması ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile mülkiyet sahibi mümkün olmadığından Hazine'nin, davacının haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliğinden bahsedilemeyeceği gibi bunun davacıyı meşru bir beklenti içerisine soktuğunun düşünülemeyeceği, zira bu tür alanların tescil ve sınırlamaya tabi olmadığının tartışmasız olduğu, Kadastro Kanunu kapsamında 16'ıncı madde gereğince kamu malı olduğunun tartışmasız olduğu, davacının tespit davası açmak bakımından korunmaya değer hukuki yararının bulunmadığı…” gerekçesiyle, hukuki yarar dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın aktif dere yatağında bulunmadığını, kamulaştırma alanında kalmadığı tespitinin doğru olmadığını, jeodezi mühendisinin aktif dere yatağı konusunda rapor veremeyeceğini, 2015’te baraj su toplayınca su altında kaldığını taşınmazın, müvekkilinin 1984-2015 arası taşınmazı kullandığını, meşru beklentiye girmemesinin mümkün olmadığını, mahkemenin raporları yanlış yorumladığını savunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muhdesatın aidiyetinin tespiti talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, birarazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklindedikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez. 2. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğinikaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 m.) 3. Öğretide ve Yargıtay'ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir. 4. 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri ve bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara da hukuki değer verilemeyeceği göz önüne alınmalıdır. 2. Değerlendirme Mahkemece muhdesatların bulunduğu yerin kamulaştırma sahasında kalmadığı belirlenmiş ise de; 03.01.2022 tarihli Fen, Jeodezi ve Fotogrametri bilirkişilerinden alınan heyet raporunda dava konusu tescil harici bırakılan alanın kamulaştırma sahasının dışında olduğu ancak keşif tarihi itibariyle ...Barajı Göl alanında kaldığı, mahkeme gözleminde de dava konusu alanın göl suları altında kaldığının tespit edilmiş olduğu belirtilmiş olup, bu haliyle heyet raporunda çelişki bulunmaktadır. Önceki bozmada belirtildiği şekilde davacının muhdesat iddiasında bulunduğu yerin tereddüte yol açmayacak şekilde baraj kamulaştırma alanında kalıp kalmadığının belirlenmesi, davacının dava açmakta hukuki yararının olup olmadığının tespit edilmesi gerekirken bu yönde de tespit yapılmamış olması doğru olmamış, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş bu sebeple hüküm bozulmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2022/7866 E., 2023/5973 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 243 ve 244 üncü maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmesi, dava konusu taşınmazın komşularına ait kadastro tutanakları ile dayanak kayıt ve belg
8. Hukuk Dairesi         2022/7866 E.  ,  2023/5973 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2021/10 E., 2022/18 K. ... ... ... KARAR : Davanın Kabulü Taraflar arasındaki kadastro (genel mahkemeden devreden) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16 ncı Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Kadastro sırasında ... ili ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 185 ada 64 parsel ... 10.802,05 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 1996 yılında ... tarafından imar ve ihya edilerek tarım alanına dönüştürüldüğü ve halen bu kişinin zilyetliğinde olmakla beraber, zilyetlikle iktisap koşullarının süre yönünden gerçekleşmediği belirtilerek Hazine adına tespit edildikten sonra, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi davalı hale getirilmiştir. 2.Davacı ... dava dilekçesinde, ... İli ... Beldesi Merkez mahallesinde bulunan ve tesis kadastrosu sırasında "taşlık" olarak tescil harici bırakılan yaklaşık 10.200,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz bölümünü, imar ve ihya etmek sureti ile 40 yılı aşkın süredir zilyetliğinde bulundurduğunu ileri sürerek iddiasına konu taşınmaz bölümünün adına tescilini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; çekişmeli taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, zilyetlikle iktisabı mümkün bulunmadığı gibi iktisap koşullarının da bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 2. Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22.02.2010 tarihli ve 2009/627 Esas, 2010/693 Karar ... kararı ile; "...hükme esas bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısmın 40 yıldan fazladır davacının zilyetliğinde olduğu, ziraat bilirkişisinin raporuna göre dava konusu yerin imar ve ihyasının 25-30 yıl önce tamamlandığı, dolayısı ile ile davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği, (B) harfi ile gösterilen bölümün ise DSİ'nin istimlak sahası içinde kaldığı..." gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 13.03.2009 tarihli bilirkişi raporu ve eki krokilerde (A) harfi ile gösterilen 8.647,21 metrekare yüzölçümündeki kısmın davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfi ile gösterilen kısım yönünden ise tescil talebinin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.03.2012 tarihli ve 2011/4596 Esas, 2012/1857 Karar ... kararıyla; "...yapılan araştırma ve incelemenin yeterli bulunmadığı, dava konusu taşınmaz Anamur Kadastro Müdürlüğü'nün 21.05.2010 tarihli ve 1454 ... karşılık yazısına göre, 1971 yılında yapılan tapulama çalışmalarında "taşlık" vasfı ile tespit harici bırakıldığı ve kural olarak, taşlık niteliği ile tapulama harici bırakılan yerlerin imar ve ihyaya muhtaç olduklarının kabulü gerektiği halde taşınmazın niteliğinin belirlenmesi amacıyla hava fotoğraflarından yararlanılmadığı gibi, komşu parsellere ait kadastro tutanakları ile varsa bu tutanaklara dayanak kayıt ve belgelerin bulunduğu yerden getirtilerek dava konusu taşınmazın yönünü ne okuduğu üzerinde durulmadığı, öte yandan taşınmazın tapulu olup olmadığının ve imar planı kapsamında bulunup bulunmadığının da ilgili yerlerden sorulup saptanılmadığı açıklanarak İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıkların 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) 243 ve 244 üncü maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağrılması, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmesi, dava konusu taşınmazın komşularına ait kadastro tutanakları ile dayanak kayıt ve belgeleri getirtilerek yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtası ile uygulanması, bu kayıt ve belgelerin dava konusu taşınmazın yönünü ne okuduğu, dava konusu taşınmazın kim tarafından hangi tarihte imar ve ihyasına başlandığı, imar ve ihyanın ne şekilde sürdürüldüğü, hangi tarihte tamamlandığı, tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususları ile kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunması halinde 6100 ... Kanun'un 261 inci maddesi gereğince bu çelişkilerin giderilmesine çalışılması, keşifte ziraat mühendisi, kadastro fen elemanı, jeodezi ve fotoğrametri mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu marifetiyle dava tarihine göre 20–25 yıl öncesine ait ve iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının getirtilip stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılarak taşınmazın niteliği ve ne zaman kullanılmaya başlandığının belirlenmesine çalışılması, tanık ve bilirkişi sözlerinin ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerine başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetliğin başlangıç tarihinin ayrı ayrı belirlenmesi, ayrıca tescil davalarının konusunu ancak tapusuz taşınmazların oluşturacağı ve çifte tapunun önlenmesi bakımından teknik bilirkişi raporu ve krokisi de eklenmek suretiyle taşınmazın tapulu olup olmadığının ilgili yerden sorulması, imar planı kapsamında kalan taşınmazların imar-ihya yoluyla edinilmesi mümkün olmadığından, taşınmazın imar planı kapsamında bulunması halinde tespit harici bırakılma tarihi ile imar planı kapsamına alındığı tarih arasında 20 yıllık sürenin geçip geçmediğinin gözönünde tutulması ve toplanacak deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar 1.Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 03.06.2013 tarihli ve 2012/371 Esas, 2013/522 Karar ... kararı ile; "...yörede yapılan kadastro çalışmaları sırasında davaya konu olan taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle..." Kadastro Mahkemesine yönelik olarak görevsizlik kararı verilerek dava dosyası Anamur Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. 2.İlk Derece Mahkemesinin 24.06.2015 tarihli ve 2014/21 Esas, 2015/38 Karar ... kararı ile; "...çekişmeli taşınmazda imar ve ihya sureti ile zilyetlikle kazanım koşullarının gerçekleştiği..." gerekçesi ile davanın kabulüne, çekişmeli 185 ada 64 parsel ... taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile ... adına tapuya kayıt ve tesciline, 10.06.2015 havale tarihli teknik bilirkişi raporuna ekli krokide 1 numara ile gösterilen 42,01 metrekare yüzölçümündeki ahır ile 2 numara ile gösterilen 101,17 metrekare yüzölçümündeki kargir evin ... oğlu ... 'a, 3 numara ile gösterilen 109,50 metrekare yüzölçümündeki kargir evin ... oğlu ...'a ve 4 numara ile gösterilen 37,07 metrekare yüzölçümündeki kargir evin ise ... kızı ...'e ait olduğunun beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili ile dahili davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 16 ncı Hukuk Dairesinin 13.12.2017 tarihli ve 2015/17733 Esas, 2017/8887 Karar ... kararıyla; "...dosyanın incelenmesinde; davacı ...'in, Anamur Asliye Mahkemesi'nin 2012/371 Esasına (öncesi Anamur Sulh Hukuk Mahkemesinin 2006/381 Esas ... ve Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/627 Esas ... dosyaları) kayıtlı dosyasında imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenine dayalı olarak tescil davası açtığı, taşınmaz başında yapılan keşif sonucunda bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 13.3.2009 tarihli raporda davacının iddiasına konu kısımların iki ayrı bölüm halinde (A) ve (B) harfleri ile gösterildiği, yargılama sonucunda ise Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22.12.2010 tarih ve 2009/627 Esas, 2010/693 Karar ... ilamı ile yukarıda sözü edilen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 8.647,21 metrekare yüzölçümündeki bölüm yönünden davanın kabulü ile taşınmaz bölümünün davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, geriye kalan ve (B) harfi ile gösterilen 1.502,28 metrekare yüzölçümündeki bölüm yönünden ise bu bölümün DSİ istimlak sahası içerisinde kaldığı belirtilerek tescil talebinin reddine karar verildiği, anılan hükmün yalnızca Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8 inci Hukuk Dairesi'nin 15.03.2012 tarihli ilamı ile araştırmaya yönelik (A bölümüne ilişkin) olarak bozulduğu ve bilahare ise 03.06.2013 tarihinde 3402 ... Kadastro Kanunu'nun (3402 ... Kanun) 27 inci maddesi uyarınca Kadastro Mahkemesine aktarıldığının anlaşıldığı, dolayısı ile sözü edilen Asliye Hukuk Mahkemesi kararını davacı ... temyiz etmediğine göre bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen bölüme yönelik hükmün kesinleşmiş olup, aktarılan davanın kapsamının, Asliye Hukuk Mahkemesi'nin hükmüne dayanak bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen yer olduğunun kabulünün zorunlu olduğu, dava aktarıldıktan sonra Kadastro Mahkemesinde yapılan keşif sonucunda düzenlenen ve hükme esas alınan rapora ekli krokide Asliye Hukuk Mahkemesi'nin hükme dayanak yaptığı haritanın çekişmeli taşınmaza ait pafta ile çakıştırıldığı, bu çakıştırma sonucunda temyize konu dosyada hükme de esas alınan 10.06.2015 tarihli bilirkişi kurulu raporunda önceki tarihli raporda (A) harfi ile gösterilen kısmın (64-A) rumuzu ile, (B) harfi ile gösterilen kısmın ise (64-B) rumuzu ile gösterildiği, hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince (64-B) rumuzu ile gösterilen kısmın aktarılan davanın kapsamında bulunmadığına göre bu bölüm yönünden olağan usule göre kesinleştirme işlemi yapılmak üzere tutanak ve eklerinin kadastro müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi gerektiği, diğer taraftan, aktarılan davanın kapsamında kaldığı anlaşılan (64-A) rumuzu ile gösterilen kısma yönelik araştırma ve incelemenin de yeterli bulunmadığı, zira taşınmazın niteliğinin belirlenmesinde esaslı unsur olan hava fotoğraflarından yöntemince yararlanılmadığı, yalnızca 1990 yılına ait hava fotoğrafı incelenmiş olup, aktarılan tescil davasının 2006 yılında açıldığı göz önüne alındığında bu hava fotoğrafının tarihi itibariyle davayı aydınlatmaya elverişli bulunmadığı açıklanarak öncelikle, dava tarihi olan 2006 yılından 15-20-25 yıl öncesine ait üç farklı tarihe ait hava fotoğraflarının getirtilerek dosya arasına konulması, bundan sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, ziraat mühendisi bilirkişi ve fen bilirkişisinin katılımı ile yeniden keşif yapılması, taşınmaz başında yapılacak keşif sırasında; mahalli bilirkişi ve tanıklardan aktarılan davanın kapsamında bulunan (64-A) rumuzu ile gösterilen bölümün geçmişte ne durumda bulunduğu, ilk olarak ne zaman ve nasıl kullanılmaya başlandığı, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, taşınmazın imar-ihyaya konu edilip edilmediği, imar-ihyaya konu edilmiş ise ihyanın ne zaman başlayıp bitirildiğinin etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılması, bilirkişi ve tanık sözlerinin komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmesi, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişkilerin giderilmesine çalışılması, ziraat mühendisi bilirkişiden belirtilen bölümün toprak yapısı ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şekli ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü, dava konusu taşınmazın imar-ihyaya konu olmaya başladığı ve imar-ihyanın tamamlandığı tarihi bildirir ve komşu parsellerle karşılaştırmalı değerlendirmeyi ve taşınmazın değişik yönlerden çekilmiş fotoğraflarını da içerir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınması, jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişiye, dava konusu taşınmazın (64-A ile gösterilen bölümün) dava tarihine göre 15-20-25 yıl öncesine ait ve üç ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları tevdi edilip stereoskop aletiyle incelemesi yaptırılarak; bu yerin önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılması, fen bilirkişisine ise keşfi takibe elverişli krokili rapor düzenlettirilmesi; keşifteki tanık ve yerel bilirkişi ifadelerinin bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, harita bilirkişisinin raporunda (64-B) rumuzu ile gösterilen bölüm yönünden ise aktarılan davanın kapsamı dışında kaldığının anlaşılmasına göre olağan usule göre kesinleştirme işlemi yapılmak üzere tutanak ve eklerinin kadastro müdürlüğüne gönderilmesi gerektiğinin göz önünde bulundurulması, bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi..." gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2018 tarihli ve 2018/7 Esas, 2018/47 Karar ... kararı ile; "...hükme esas bilirkişi raporunda A1 rumuzu ile gösterilen kısımda davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği, A2 ve A3 rumuzu ile gösterilen kısımların taşlık, kayalık ve hali arazi niteliğinde olup, bu kısımlarda iktisap koşullarının gerçekleşmediği..." gerekçesi ile davanın kabulüne, dava konusu 185 ada 64 parsel ... taşınmazın 09.10.2018 havale tarihli bilirkişi raporu ekinde yer alan krokide (A1) rumuzu gösterilen 8474.09 metrekare yüzölçümündeki kısmının tarla vasfıyla ... adına tapuya kayıt ve tesciline, bu kısmın içerisindeki 4 numaralı evin ...'e; 3 numaralı evin ...'a; 2 numaralı evin ve 1 numaralı ahırın ise ... 'a ait olduğunun tapu kaydının beyanlar hanesine şerh düşülmesine, krokide (A2) rumuzu gösterilen 332.90 metrekare yüzölçümündeki kısım ile (A3) rumuzu gösterilen 585.59 metrekare yüzölçümündeki kısmın ayrı ayrı hali arazi vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. E. Üçüncü Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili ile dahili davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Yargıtay (Kapatılan) 16 ncı Hukuk Dairesinin 02.06.2021 tarihli ve 2019/759 Esas, 2021/4636 Karar ... kararıyla; "...davanın, Hazine ile ... Belde Belediyesi hasım yöneltilerek açıldığı, yargılama sırasında Anamur Belediyesi ile ilgisi bakımında DSİ’nin davaya dahil edildiğinin anlaşıldığı, ancak, karar tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 ... On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (6360 ... Kanun) 1. maddesi gereğince ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının tescil davası yönünden ilgili kamu tüzel kişisi olarak yasal hasım sıfatını kazandığı, ne var ki, İlk Derece Mahkemesince bu hususun gözden kaçırılarak ... taraf olarak davada yer almaksızın karar verildiği, öte yandan işin esası yönünden yapılan araştırma ve incelemenin de hüküm kurmak için yeterli bulunmadığı, hükme esas alınan ziraat mühendisi bilirkişi raporunda taşınmaz üzerinde bulunduğu belirtilen ağaçların aktarılan dava tarihi göz önüne alındığında yaşları itibariyle zilyetlikle iktisap süresini ispata elverişli olmadıkları anlaşıldığı halde, bu bölümün niteliği, öncesinden itibaren kullanım şekli ve süresi hususlarında dosyadaki tereddütleri ortadan kaldıracak şekilde rapor alınmadığı, ayrıca ziraat mühendisi bilirkişi raporu ile jeodezi bilirkişi raporu arasında çelişki oluştuğu halde bu çelişkilerin de giderilmediği açıklanarak İlk Derece Mahkemesince öncelikle davacıya, davasını ... Büyükşehir Belediye Başkanlığına da yönelterek taraf teşkilini sağlaması için süre ve imkan tanınması; bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde anılan Büyükşehir Belediyesinden savunma ve delillerinin sorulması, bildirdiği takdirde delillerinin toplanması; bundan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile 3 kişilik ziraat mühendisi bilirkişi kurulu ve 3 kişilik jeodezi-fotogrametri uzmanı bilirkişi heyetinin katılımıyla keşif yapılması ve yapılacak bu keşifte, tanık ve yerel bilirkişilerden, çekişmeli taşınmaz bölümünün önceki durumu, kime ait olduğu, kimden kime nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, imar -ihya çalışmalarının hangi tarihte tamamlandığı hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması; tanık ve yerel bilirkişi beyanlarının bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi; beyanları arasındaki çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak yöntemince giderilmeye çalışılması; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, çekişmeli taşınmaz bölümünün niteliği, toprak yapısı, zirai faaliyete konu olup olmadığı, imar-ihya çalışmalarının hangi tarihte tamamlandığı, zilyetliğin kimden kime ne zaman geçtiği ve hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü, kullanım sınırlarının oluşup oluşmadığı ve komşu parseller ile dava konusu taşınmaz arasında nitelik farkı bulunup bulunmadığı hususlarında, önceki bilirkişi raporunu irdeleyecek şekilde, ekinde çekişmeli taşınmaz bölümünün tüm yönden çekilmiş görüntülerini de içeren ayrıntılı rapor alınması, jeodezi mühendisi bilirkişi kuruluna dosyada mevcut stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle incelemesinin yaptırılması; taşınmazın kadastro paftasındaki konumunun bilgisayar programı aracılığıyla ölçekleri eşitlenmek suretiyle uydu ve hava fotoğraflarına aktarılması; temin edilebilen en eski tarihli uydu fotoğraflarının değerlendirilmesi, çekişmeli taşınmaz bölümünün önceki ve şimdiki niteliğinin, imar-ihya işleminin ne zaman tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının, zilyetliğin sürdürülüş şeklinin ve süresinin belirlenmesine çalışılması ve bundan sonra da iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek, aktarılan dava tarihi itibariyle davacı adına imar-ihyaya dayalı olarak tescil koşularının gerçekleşip gerçekleşip gerçekleşmediği tereddütsüz olarak belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi..." gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. F.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...hükme esas bilirkişi raporunda A1 rumuzu ile gösterilen kısımda davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleştiği..." gerekçesi ile davanın kabulüne, davanın kabulüne, çekişmeli 185 ada 64 parsel ... taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile 22/07/2022 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli fen bilirkişisi ... tarafından hazırlanan krokide (A1) rumuzu ile gösterilen 8.474,09 metrekare yüzölçümündeki kısmının tarla vasfıyla ... adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın beyanlar hanesine 1 numaralı ahırın ... ’a; 2 numaralı evin ... ’a; 3 numaralı evin ...’a ve 4 numaralı evin ...’e ait olduğunun yazılmasına, taşınmazın (A2) rumuzu ile gösterilen 332,904 metrekare ve (A3) rumuzu ile gösterilen 585,587 metrekare yüzölçümündeki kısımlarının Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, (B) harfi ile gösterilen 1.409,418 metrekare yüzölçümündeki kısma ilişkin kadastro tutanağının hükmün kesinleşmesine müteakip olağan usule göre kesinleştirme işlemlerinin yapılması için kadastro müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı Hazine vekili temyiz başvuru dilekçesinde, kararın usul ve kanuna aykırı olup, bilirkişi raporlarının hüküm vermeye yeterli olmadığını ileri sürerek ve res'en dikkate alınacak sebeplerle hükmün bozulmasını istemiştir. 2. Dahili davalı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde, kararın usul ve yasaya aykırı olup, bilirkişi raporlarının hüküm vermeye yeterli olmadığını ileri sürerek ve resen dikkate alınacak sebeplerle hükmün bozulmasını istemiştir. 3.Dahili davalı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde, kararın usul ve kanuna aykırı olup, taşınmazın bir kısmı kamulaştırıldığı halde muhdesatlar yönünden kazanılmış haklar gözardı edilerek karar verildiğini ileri sürerek ve resen dikkate alınacak sebeplerle hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, çekişmeli taşınmazda zilyetlikle iktisap koşullarının davacı taraf yararına gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 ... Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 ... Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3402 ... Kanun'un 14 ve 17 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 ... Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekili, dahili davalı ... vekili ve dahili davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 189,15 TL'nin temyiz eden ... Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınmasına 1086 ... Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 08.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, tanıklara gönderilecek davetiyenin içeriğinde aşağıdaki hususlardan hangisi yer almaz?

A) Tanığın adı, soyadı ve adresi
B) Tarafların ad ve soyadları
C) Tanıklık yapacağı konu
D) Gelmemesinin hukuki ve cezai sonuçları
E) Tanıklıktan çekinme hakkı kapsamında olup olmadığına dair ön bilgi