6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 245

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 245. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 245- (1) Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere, tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır. Usulüne uygun olarak çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir, gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Zorla getirtilen tanık, evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır. Tanığa soru kâğıdı gönderilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
2. Hukuk Dairesi, 2014/9856 E., 2014/16717 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGörele Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
Mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanıkla ilgili hangi işlemin yapılacağı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 245. maddesinde gösterilmiştir.
2. Hukuk Dairesi         2014/9856 E.  ,  2014/16717 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Görele Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :27.11.2013 NUMARASI :Esas no:2013/132 Karar no:2013/394 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı tanığı N.. G.. usulüne uygun olarak çağrıldığı halde 02.10.2013 tarihli duruşmaya mazeret bildirmeksizin katılmamıştır. Mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanıkla ilgili hangi işlemin yapılacağı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 245. maddesinde gösterilmiştir. Bu yönde işlem yapılmadan tanık N.. G.. dinlenilmeksizin karar verilmiştir. Yasal sebep bulunmadıkça gösterilen tanığın dinlenmemiş olması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır. Davacı baba da sözü edilen tanığın dinlenilmesinden açıkça vazgeçmemiştir. O halde, Tanık N.. G..'ün Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243, 244 ve 245. maddelerinde gösterilen çerçevede usulünce çağrılıp dinlenmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca, sosyal inceleme raporu, davalı anne ve müşterek çocuk ile yapılan görüşme sonucu hazırlanmış, davacı baba ile Giresun ilinde yaşadığından bahisle görüşme yapılmamıştır. Mahkemece talimat yolu ile davacı baba yönünden de uzman raporu tanzimi sağlanıp tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 08.09.2014 (Pzt.)

Diğer kararlar (4)

2. Hukuk Dairesi, 2023/8949 E., 2024/559 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
tam metni aç
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 6 ncı maddeleri, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 245 inci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri
2. Hukuk Dairesi         2023/8949 E.  ,  2024/559 K. "İçtihat Metni" ... MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/112 E., 2023/1267 K. DAVA TARİHİ : 21.06.2019 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Aile Mahkemesi SAYISI : 2019/505 E., 2022/620 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'ilerine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; erkeğin kadına ve ortak çocuklara ilgi göstermediğini, akşamları sürekli eve geç geldiğini, bazı geceler eve hiç gelmediğini, evin ve çocukların ihtiyaçlarının kadın tarafından karşılandığını, tarafların arasında 10 yıldır karı koca ilişkisinin bulunmadığını, ortak çocuğun rahatsızlığı ve tedavisi ile ilgilenmediğini, ortak çocuk ...'un cep telefonuna babasının başkaları ile birlikte olduğuna ve ayrı ev açtığına dair mesajlar gönderildiğini, bu durumun erkek tarafından ortak çocuğa da itiraf edildiğini belirterek davanın kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 10.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 100.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde; kadının sürekli ailesinin etkisinde kaldığını, bencil davrandığını, erkeği aşağılayıp dışladığını, erkeğin arada sırada arkadaşları ile maç izlemeye gittiği zamanlarda kadının kapıyı açmayarak erkeği eve almadığını, kadının gösterişe meraklı ve müsrif olduğunu, kadının babasının erkeğe tövbe edip namaz kılma, Hacca gitme, alkol kullanmama ve el öpüp özür dileme yönlerinden baskı yaptığını, kadının da babasının yanında yer aldığını, erkeği iki aydır eve almadığını, erkeğe hakaret ettiğini, erkeğin ayrı ev açtığı iddiasının asılsız olduğunu, ortak çocuğun bu konuyu yanlış anladığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkek vekili tarafından bildirilen tanıklar ....., ... A. ve ... I.'nın dinlenilmeleri için davetiye çıkartıldığı, çıkartılan davetiyelerin ... ve ...'e usulüne uygun tebliğ edildiği, tanıklar ... ve ...'in davetiyeye rağmen duruşmaya katılmadıkları, adlarına çıkartılan ihzarların olumsuz geldiği, tanık ... Ş.'nin tebligata yarar açık adresini iki haftalık kesin süre içerisinde bildirmek üzere erkek vekiline süre verildiği, bildirmediği takdirde bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılacağının ihtar edildiği, verilen kesin süre içerisinde tanık ... ş'nin adresinin bildirilmeyerek dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayıldığı, taraflarca getirilmesi ilkesi, dosyanın mahiyeti, yargı da hedef süre göz önüne alınmakla erkek tarafın tanıkları ... ve ...'in dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verildiği, erkeğin kadının ve evinin iaşesini karşılamadığının, gece geç saatlere kadar ve bazı günler eve hiç gelmeyerek kadına, evine ve çocuklarına karşı ilgi göstermediğinin, başkalarıyla ilişki kurarak sadakat yükümlülüğüne aykırı harekette bulunduğunun sabit olduğu, erkeğin tam kusurlu olduğu, kadının kusurunun bulunmadığı, kusur durumu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet ilkesi gereğince kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminatlara hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 5.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddî, 100.000,00TL manevî tazminata karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı kadın vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle;erkeğin ortak konuttan kadını çıkardığını ve burayı kiraya verdiğini, ayrıca emekli maaşı aldığını, bu nedenle erkeğin ekonomik durumu dikkate alındığında kadın yararına hükmedilen nafakanın miktarının düşük kaldığını belirterek tedbir-yoksulluk nafakası miktarı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2. Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; erkeğe kusur olarak yüklenen olayların hiçbirisinin sübuta ermediğini, tanık olarak dinlenen kadının babası ile erkeğin husumetinin olduğunu, yine ortak çocuk ...'un erkeği darp ettiğini ve soyut olarak beyanda bulunduğunu, bu nedenle tanıkların beyanlarının esas alınmaması gerektiğini, ayrıca bu tanıklar hakkında yalan tanıklıktan dolayı açılan soruşturma dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, kadının sadakat yükümlülüğüne aykırılık vakıasına dayanmadığını, bu iftiranın tarafların ortak çocuğu ile.... arasında geçen mesajlaşmanın sonradan dosyaya sunulduğunu, Anıl D.'nin dosyaya sunduğu dilekçe ile bu yazışmaların bu yazışmaların laf olsun diye yapıldığını bildirdiğini, bu konuşmanın erkeğin dahil olmadığı diğer kişiler tarafından yapıldığının göz önüne alınması gerektiğini, bu delilin hukuka uygun olmadığını, erkeğin tanıklarının dinlenmediğini, erkeğin gelir durumu dikkate alınmadan nafakaya hükmedildiğini, tazminatların kaldırılması gerektiğini, kadın aleyhine açılan vasi tayini talepli davanın kesinleşmediğini belirterek tanıklarının dinlenmemesi, soruşturma dosyalarının bekletici mesele yapılmaması, davanın kabulü, kusur belirlemesi, hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; tanıkların isimlerinin süresinde bildirilmesine rağmen bu tanıklara ulaşılamadığı için dinlenmediğini, erkeğin hiçbir tanığının böylelikle dinlenmemiş olduğunu, tanık olarak dinlenen ortak çocuk .... ve kadının babası .... hakkında yalancı şahitlikten suç duyurusunda bulunulduğunu, bu nedenle soruşturma dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, erkeğin başka erkeklerle beraber olduğuna dair ortak çocuk ... ile .... arasında geçen mesajlaşmanın dikkate alınmaması gerektiğini, ... D.'nin İlk Derece Mahkemesine sunduğu dilekçede yazışmanın hayal ürünü olduğunu belirttiğini ancak bu dilekçenin dikkate alınmadığını, istinaf dilekçesinde dayandıkları bozma sebeplerine aynen tekrar ettiklerini, erkeğin kusurunun bulunmadığını, açılan davanın ve hükmedilen nafaka ile tazminatların reddi gerektiğini belirterek tanıklarının dinlenmemesi, soruşturma dosyalarının bekletici mesele yapılmaması, davanın kabulü, kusur belirlemesi, hükmedilen tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddî ve manevî tazminat yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davanın kabulü ile kadın yararına tazminat ve nafaka verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, şartları var ise miktarlarının dosya kapsamı ve hakkaniyete uygun olup olmadığı, erkeğin tanıklarının dinlenmesinden vazgeçilmesine dair kararın usule uygun olup olmadığı, kadının tanıkları hakkında yalan tanıklık suçlaması ile açılan soruşturma dosyalarının sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 6 ncı maddeleri, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 245 inci maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen ..., tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/6754 E., 2020/6752 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Kabule göre de, HMK’nin 245. maddesine göre, tanıklara verilen disiplin cezasına karşı itirazların Yerel Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğinden, temyizde inceleme konusu yapılmamıştır.
8. Hukuk Dairesi         2018/6754 E.  ,  2020/6752 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, tarafların boşandığını ve davalının müvekkiline ait dairede haklı nedene dayanmaksızın oturduğunu, davalıya taşınmazı boşaltması için ihtarname gönderildiğini, davalının ise ihtarnameye verdiği cevapta evden çıkmayacağını belirttiğini ileri sürerek, elatmasının önlenmesini talep etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasında katkı payı alacağı davası derdest olduğundan ve dava konusu taşınmaza ilişkin müvekkilinin hakkı ödenmediğinden, müvekkilinin hapis hakkına dayalı kullanma hakkı bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, çaplı taşınmaza yönelik elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Mahkemece yüze karşı verilen kısa kararda, “davalının elatmasının önlenmesine” karar verilmiş; ancak gerekçeli kararda bundan ayrı olarak “davalı tarafın hapis hakkı tanınmasına yönelik talebinin reddine” de karar verilmekle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. TC. Anayasası yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı; yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. HMK'nin 298/2. maddesi gereğince, sonradan yazılacak gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve Mahkeme kararına da güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki bulunmasının bozma nedeni olacağı içtihat edilmiş bulunmasına göre, Mahkemece yapılacak iş; bozmadan sonra kısa karar ile bağlı olmaksızın çelişkiyi gidermek kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar vermekten ibarettir. Kabule göre de, HMK’nin 245. maddesine göre, tanıklara verilen disiplin cezasına karşı itirazların Yerel Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğinden, temyizde inceleme konusu yapılmamıştır. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 04.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verdi.
3. Hukuk Dairesi, 2015/18225 E., 2017/4257 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Dosyanın incelenmesinde, davacı tanıklarının 17/09/2015 tarihli celsede beyanlarının alınması için usulüne uygun davetiye ile duruşmaya davet edildikleri, duruşmaya mazeret bildirmeksizin gelmedikleri, mahkemece HMK.'nın 245. maddesinde yer alan çağrıya uymayan tanıkların zorla getirilmesine ilişkin hükmün uygulanmadan nihai karar verildiği anlaşılmaktadır.
3. Hukuk Dairesi         2015/18225 E.  ,  2017/4257 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, tarafların ortak murisin hesabına taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle 756.497,00 TL yatırıldığını, bu paranın davalıya borç olarak verildiğini, davalı tarafından bir kısmına ev alındığını, diğer kısmını banka hesabına aktardığını, davalının parayı murise iade etmediğini, murisin vefatında hesabında para bulunmadığını, miras payı oranında iade etmesi gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla 96.405,00 TL miras alacağının 20/6/2013 tarihinden yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davacıya borcu olmadığını, muris annelerine kendisinin baktığını, davacının bakım masraflarına katılmadığını, murisin kendisine yaptığı iyiliklere karşılık vermek istediğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Hukuk Muhakemeleri Kanununun "hukuki dinlenilme başlıklı 27.maddesi, T.C. Anayasasının hak arama hürriyetini düzenleyen 36.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6.maddesi nazara alındığında; davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. Dosyanın incelenmesinde; hüküm verilen 17/09/2015 tarihli 4. celse için davalı vekili tarafından aynı tarihte, davacı vekili tarafından 16/09/2015 tarihinde mazeret dilekçesi sunulduğu, dilekçelerde yeni duruşma gününün öğrenilmesine karar verilmesini talep ettikleri, mahkemece aynı celsede verilen ara karar ile mazeretlerin kabul edildiği, sonrasında ise araştırılması gereken başka bir husus kalmadığı belirtilip duruşmaya son verilerek davanın reddine karar verildiği görülmektedir. O halde mahkemece; davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilmekle yeni duruşma günü belirlenmesi ve taraflara bildirilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, mazeretin kabulüne karar verildikten sonra yeni duruşma günü verilmeden doğrudan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. 2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 240 ve devamı maddelerinde tanıkların dinlenilme usulü belirlenmiştir. Aynı Kanun'un, “tanığın davet edilmesi” başlıklı 243. maddesinde, tanığın davetiye ile çağrılacağı, “çağrıya uyma zorunluluğu” başlıklı 245. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde, usulüne uygun olduğu halde çağrıya uymayan tanığın zorla getirileceği hüküm altına alınmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 253 ve 258. maddelerinde aynı düzenleme yer almaktadır. Dosyanın incelenmesinde, davacı tanıklarının 17/09/2015 tarihli celsede beyanlarının alınması için usulüne uygun davetiye ile duruşmaya davet edildikleri, duruşmaya mazeret bildirmeksizin gelmedikleri, mahkemece HMK.'nın 245. maddesinde yer alan çağrıya uymayan tanıkların zorla getirilmesine ilişkin hükmün uygulanmadan nihai karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde; mahkemece, usulüne uygun davetiyeye rağmen gelmeyen tanıklar hakkında tanıklar hakkında zorla getirme kararı verilmesi gerekirken, usul kuralları tüketilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 3- Bozma nedenine göre, şimdilik davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA, üçüncü bentte açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2012/6199 E., 2012/12868 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Aynı gerekçeyle yerel bilirkişilerinde yukarıda açıklandığı biçimde çağrılıp dinlenmeleri davetiye ile gelmedikleri takdirde HMK.nun 245. maddesinin göz önünde tutulması düşünülmelidir.
8. Hukuk Dairesi         2012/6199 E.  ,  2012/12868 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tescil ... ve ... ile Hazine ve Hıdırşeyh Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Polatlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.01.2012 gün ve 265/4 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Hazine vekili ile Hıdırşeyh Köyü Tüzel Kişiliği temsilcisi taraflarından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacılar vekili dava dilekçesinde, mevkii ve sınırlarını açıkladıkları taşınmazı vekil edenlerinin zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu, önceleri miras bırakanları ...tarafından kullanıldığını, ...’ın 1980 yılında ölmesi üzerine davacıların müştereken tasarruf ettiklerini, kadastro çalışmaları sırasında taşlık niteliğiyle tespit harici bırakıldığını açıklayarak toplam 49810 m2 yüzölçümlü taşınmazın TMK.nun 713. maddesi gereğince ½ oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde, taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik ve imar ihya ile edinilecek yerlerden olup olmadığının araştırılması gerektiğini, kazanma koşullarının oluşmaması halinde davanın reddine karar verilmesini, 01.04.2011 havale tarihli dilekçesiyle de teknik bilirkişinin krokisinde G ve H harfiyle işaretli yerlerin Hazine adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir. Davalı ... Tüzel Kişiliğini temsilen köy muhtarına dava dilekçesi tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamıştır. Mahkemece, “harita yüksek mühendisi Ömer Yurdakul’un 01.04.2010 tarihli raporuna ekli krokisinde K ve L harfleriyle işaretli yerler bakımından davanın kabulüne, davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, davacıların fazlaya ilişkin isteğinin reddine, 05.06.2009 tarihli aynı bilirkişiye ait ek raporda; G ve H harfleriyle belirlenen yerlerin davalı Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine, hükmün, davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilen krokide K ve L harfleriyle gösterilen bölümleri davalı Hazine vekili ve Köy Tüzel Kişiliği temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1,999, 3402 ... Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, krokide K ve L ile, G ve H harfleriyle gösterilen yerler bakımından davanın kabulüne karar verilmiş ise de; dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi, K ve L harfleri yönünden yapılan araştırma ve incelemede hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Davacılar adına kabulüne karar verilen K ve L harfleriyle işaretlenen taşınmaz bölümlerinin 1980 yılında ölen davacıların babası ...’dan kaldığı, uyuşmazlık konusu değildir. Davacılar vekili dava dilekçesinde, taşınmazın ...’dan kaldığını bildirmiş ancak, davacılara intikal biçimi konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ise, dava konusu yerlerin davacıların babasından kaldığını ve davacıların diğer kardeşlerinin Polatlı’da oturmadıklarını bildirmişler, açıklanan yerlerin muristen davacılara intikali hususunda herhangi bir beyanda bulunmamışlardır. K ve L harfleriyle belirlenen yerler muristen kaldığına ve muris 1980 yılında öldüğüne göre terekesi TMK.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı taşınmazların tamamı üzerinde söz konusudur. Davacılar bakımından kabulüne karar verilen taşınmaz bölümleri satış, bağış, miras payının devri yada terekenin paylaşımı sonucu davacılara kalmış ise, davanın bulunduğu bu hali ile yürütülmesi ve aşağıda belirtilecek eksikliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Şayet anılan taşınmaz bölümleri belirtilen yollardan herhangi biri ile davacılara kalmamış ve tereke kapsamında kalan yerlerden ise, bu takdirde TMK.nun 702. maddesi uyarınca terekeye dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına 3. kişi durumunda bulunan davalılara karşı aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyetleri bulunmadığından ve sadece kendi adlarına tescil isteğinde bulunduklarından davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Çünkü TMK.nun 702. maddesinde tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olup, tüm mirasçıların birlikte 3. kişilere karşı dava açması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, dava konusu ve kabulüne karar verilen yerler 1955 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında taşlık, kayalık, tepelik gibi tarıma elverişli olmayan yerler kapsamında tespit harici bırakıldığı belirlenmiştir. Taşınmazın belirlenen bu niteliğine göre imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle 3402 ... Kadastro Kanununun 17. maddesinde imar ve ihya için öngörülen tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmelidir. Dava, 22.03.2007 tarihinde açıldığına göre bu tarihten geriye doğru en az 20-30 yıl öncesine ait ( 1970-1987 yılları arası) iki ayrı zamanda çekilmiş yüksek çözünürlü hava fotoğraflarının Harita Genel Komutanlığından, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftaların ise, İl Kadastro Müdürlüğünden, dava konusu taşınmazlara komşu 407, 409, 421, 427, 417, 429, 428, 828, 887, 489, 490, 494, 495,496, 833 ve 834 ... kadastro parsellerine ait kadastro tutanak ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının, bulundukları yerlerden getirtilerek dosya arasına konulması, komşu 487, 488 ve 501 ... parsellerin tapu kayıtlarının hükmen oluştuğu gelen tapu kayıtlarından anlaşıldığından, bu parsellere ait hüküm dosyalarının Tapu Sicil Müdürlüğünden veya bulundukları yerden getirtilerek dosyaya eklenmesi, yeniden yapılacak keşifte uzman bilirkişi, jeodezi ve fotogrametri uzmanı mühendis, teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla açıklanan hava fotoğrafları, Kadastro Müdürlüğünden getirtilecek paftalar ve komşu parsellere ait tapu ve vergi kayıtları ile komşu parsellere ilişkin hüküm dosyalarına ait teknik bilirkişi raporlarının keşifte uygulanması, hava fotoğraflarının çekildikleri, Kadastro Müdürlüğünden gelen paftaların ise, düzenlendikleri ( 1970-1987 yılları arasında düzenlenen paftalar olacak) tarihlere göre dava konusu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı veya hangi nitelikte bulundukları konusunda uzman bilirkişilerden tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık gerekçeli rapor alınması, komşu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtları ile hüküm dosyalarına ait teknik bilirkişi raporlarının taşınmaz yönlerini ne gösterdikleri üzerinde durulması, teknik bilirkişiye krokisi üzerinde işaret ettirilmesinin sağlanması, yerel bilirkişi ve tanıkların HMK.nun 243, 244, 259 ve 290/2. maddeleri gereğince, keşif yerine davetiyeyle çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, davacılar ile miras bırakanlarının hangi tarihte taşınmazın imar ve ihyasına başladıkları, imar ve ihyayı ne şekilde sürdürdükleri ve hangi tarihte imar ve ihyanın tamamlandığı konularında yerel bilirkişi ve tanıkların bilgilerine başvurularak belirlenmesi, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten tespit tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığının hesaplanması, daha önce götürülmeyen başka bir uzman bilirkişi ziraat mühendisi aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı incelenerek yukarıdaki açıklamalarda göz önünde tutularak kendilerinden gerekçeli, denetime açık, karşılaştırmalı rapor istenmesi, bir önceki bilirkişinin raporundaki gerekçelerde eleştirilerek aynı konuda görüşünün ortaya konulmasının istenilmesi, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK.nun 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, çifte tapu oluşumunun önlenmesi bakımından teknik bilirkişilerin rapor ve krokisi eklenmek suretiyle krokide K ve L harfleriyle saptanan yerlerin tapuda kayıtlı yerlerden olup olmadığı hususunun Tapu Sicil Müdürlüğünden sorulması ve yazı cevabının dosya ile birleştirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, terekenin elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğunun ve mirasçılar arasında terekenin paylaşılmadığının saptanması halinde, muris ve tüm mirasçılarının 3402 ... Kanunun 14. maddesindeki sınırlamalar karşısında tek kişi sayılması gerektiği gözetilerek 3402 Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca davacılar muris Sadık ve diğer tüm mirasçıları bakımından miktar araştırılmasının yapılması, murise ait veraset belgesinin alınıp dosyaya sunulması için davacılara süre ve imkan tanınması, miras bırakan ve mirasçılarının belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğü ile zilyede dayalı tescil davası açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait tapu kayıtları ile kadastro tutanaklarının Tapu Sicil Müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı olarak açılmış tescil davalarına ait dosyaların ise, bulundukları mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden gözönünde bulundurulması, davacılar bakımından kabul edilen taşınmaz bölümlerinin peyderpey kullandıkları yerleri genişletmek suretiyle elde ettikleri gözönünde bulundurularak sonraki zamanlarda açılan bu taşınmaz bölümlerinin ayrıca belirlenmesi, kroki üzerinde gösterilmesi, miktarlarının teknik bilirkişiye hesaplattırılması, HMK.nun 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulması gerekir. Bundan ayrı davacının gösterdiği 5 tanıktan 2‘sinin dinlendiği, 3 kişinin ise dinlenmediği belirlenmiştir. Taşınmazın niteliği, imar ve ihya konusunda duraksama söz konusu olduğu davacı tarafın herhangi bir vazgeçmesi olmadığı halde mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin diğer tanıkların dinlenilmemesi doğru değildir. zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 ... Kadastro Kanununun 14/1. maddesi uyarınca yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Aynı biçimde mahkemece belirlenen yerel bilirkişi listesinde 5 kişinin ismi bulunduğu halde keşifte liste dışı sadece 1 yerel bilirkişinin dinlenmesi de usule aykırıdır. Aynı gerekçeyle yerel bilirkişilerinde yukarıda açıklandığı biçimde çağrılıp dinlenmeleri davetiye ile gelmedikleri takdirde HMK.nun 245. maddesinin göz önünde tutulması düşünülmelidir. Davalı Köy Tüzel Kişiliği temsilcisinin G ve H harflerine yönelik yerlerin temyiz itirazlarına gelince dosyadaki bilgi ve belgeler ile uzman bilirkişi ziraat mühendisi raporunun kapsamına göre, G ve H harfiyle gösterilen yerler içerisinde bulunmaması gereken taş yığınlarına ve parselin kenar kısımlarında mera bitkilerine rastlanıldığı anlaşılmaktadır. Şu halde G ve H harfleriyle gösterilen taşınmaz bölümleri TMK.nun 715 ve 3402 ... Kadastro Kanununun 16/C maddesi kapsamında kalan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, özel mülkiyete konu olamayacak ve TMK.nun 999.maddesi gereğince tapu tescili mümkün olamayacak yerlerden olması nedeniyle Hazine adına tesciline karar verilmesi anılan Kanun hükümlerine ve taşınmaz bölümlerinin niteliğine aykırı bulunmaktadır. Hazine adına tescile karar verilecek yerlerinde anılan maddeler kapsamında kalmayan ve özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması esastır. Bu nedenle bu taşınmaz bölümleri yönünden Hazinenin tescil isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken özel mülkiyete konu olacak biçimde kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Sözü edilen G ve H harfiyle işaretlenen bölümlerin mera niteliğinde bulunması ve özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olması gözetildiğinde bu kısımlara yönelik olarak davalı Köy Tüzel Kişiliğinin kararı temyiz etmesinde hukuki yararı bulunmaktadır. Çünkü meraların mülkiyeti Hazineye ait ise de, kullanım (intifa) hakkı ait olduğu köy veya belde halkına aittir. Davalı Hazine vekili ile Köy Tüzel Kişiliği temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 ... HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 ... HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 21.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Usulüne uygun çağrıldığı halde mazeretsiz gelmeyen tanık hakkında aşağıdaki yaptırımlardan hangisi uygulanmaz?

A) Zorla getirtilir.
B) Gelmemesinin sebep olduğu giderlere hükmedilir.
C) Disiplin para cezasına hükmedilir.
D) Gıyabında tutuklama kararı verilir.
E) Sonradan haklı sebep bildirirse cezalar kaldırılabilir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol