6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 27

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 27. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Aleniyet ilkesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

831 karar eşleşti
7. Hukuk Dairesi, 2016/19043 E., 2016/17764 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında + kararın kendi atfıİş Mahkemesi
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olun
7. Hukuk Dairesi         2016/19043 E.  ,  2016/17764 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, feshin geçerli bir nedeni bulunmadığını öne sürerek feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, davalı şirket tarafından davacının iş akdinin fesih sebebinin kuruma 04 kodu ile belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden fesih olarak bildirildiği gibi iş akdinin haklı ve geçerli nedenlerle feshedildiğine dair de herhangi bir savunmada bulunulmadığı ve delil ibraz edilmediği, kuruma bildirilen fesih sebebine göre fesih bildiriminin yazılı olarak yapıldığına ve fesih sebebinin bildirildiğine dair de herhangi bir delil ibraz edilmediği açıklanan nedenlerle feshin geçerli veya haklı nedenlerle yapıldığı davalı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur. AİHM'ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, yargılama makamlarının işlemlerinin çelişkili bulunmaması gerekmektedir. Yani mahkemece, adaletin görünür kılınmasını sağlayacak usul ve esaslara uyulurken, taraflarda farklı anlamlandırılabilecek işlemlerden kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, taraflara tebliğ edilen davetiyelerde kesin süre verilmesine rağmen kesin süre sona ermeden karar verilmesi gibi... Somut olayda, davalı kendisine ön inceleme duruşmasına gelmemesinin sonuçlarının usulüne uygun olarak hatırlatılmadığını, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığını öne sürmektedir. Mahkemece davalı işverene 19.02.2016 tarihinde tebliğ edilen tebligat mazbatası incelendiğinde 08.03.2016 tarihinde ön inceleme yapılacağının bildirildiği, tahkikat aşamasından söz edilmediği anlaşılmaktadır. Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra 10.12.2015 tarihinde açılmıştır. Mahkemece karşılıklı dilekçelerin verilmesi aşaması (HMK. m.126-136) tamamlandıktan sonra, ön inceleme aşamasına geçilmiş ( HMK md. 137-142), ön incelemenin duruşmalı yapılmasına karar verilerek davalıya ön incelmeme davetiyesi tebliğ edilmiş; ancak, davalı taraf belirlenen ön inceleme duruşmasına gelmemiştir. Mahkemece, ön inceleme duruşmasında dava nihai olarak karara bağlanmayıp tahkikat aşamasına geçildiğine göre; davalının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147. maddesi gereğince tahkikat duruşmasına davet edilmesi zorunludur. 08.03.2016 tarihli celsede ön inceleme duruşmasının yapılacağı belirtilmiştir. Oysa, davalının herhangi bir sebeple ön inceleme duruşmasına katılamaması halinde HMK 147/2 gereğince tahkikat duruşmasına katılmaması halinde sonuçları gösterir meşruhatlı davet kağıdı tebliğ edilmeden karar verilmesi açıkça yasaya aykırıdır. Davalı davet edilmeden yokluğunda tahkikat aşamasına geçilemez. Mahkemece yukarıda açıklanan usul hükümlerine riayet edilmeden yargılama yapılıp sonuca gidilmesi adil yargılanma hakkının ihlali olup bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 27.10.2016 tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

Diğer kararlar (4)

23. Hukuk Dairesi, 2015/952 E., 2016/823 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç
23. Hukuk Dairesi         2015/952 E.  ,  2016/823 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kocaeli(Kapatılan) ... Asliye Ticaret Mahkemesi -KARAR- 1- 6100 sayılı HMK'nın 301/1. maddesine göre "Hüküm yazılıp imza edildikten sonra ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir." Gerekçeli kararın, davacı vekili Av. ......'e, kim tarafından tebliğ edildiği açıklanmadan, kalemde tebliğ edildiği anlaşılmıştır. HMK'nın 301/1. maddesi uyarınca hükmün yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilmesi gerektiğinden ve 03.04.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve tebliğ tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin, "Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesi" başlıklı 6/3-b maddesi gereğince talep halinde gerekçeli kararın tebliğini sağlamak yazı işleri müdürünün görevleri arasında olduğundan, tebligatın usulüne uygun olduğu söylenemez. 06.08.2015 tarihinde yürürlüğe giren, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 169/3-b maddesi de aynı hükmü içermektedir. Bu bilgiler ışığında, gerekçeli kararın davacı vekiline Yazı İşleri Müdürü tarafından HMK'nın 301/1. ve 06.08.2015 tarihinde yürürlüğe giren, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 169/3-b maddelerine ya da kalem dışında 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun tebliği ile temyiz süresinin beklenmesi ve temyiz edilmesi halinde temyiz dilekçesinin dosya içerisine konulması, 2- 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 17. maddesi, “Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır." hükmünü; tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan Yönetmeliğin 26. maddesi, "Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlere, o yerde de tebligat yapılabilir. Muhatabın işyerinde bulunmaması halinde tebliğ, aynı yerde sürekli olarak çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Muhatap, meslek veya sanatını konutunda icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Bunlardan hiç birinin bulunmaması durumunda tebliğ, aynı konutta sürekli olarak oturan kişilere veya hizmetçilerden birine yapılır." hükmünü içermektedir. Bu madde hükümlerinde muhatabın bulunmama nedeninin araştırılması ve tebliğ belgesinde gösterilmesi gerektiğine yönelik bir düzenleme getirilmemiş ise de, önce muhatabın aranması, muhatabın tevziat saatinde o yerde bulunmadığının ancak aynı gün tevziat saatinden sonra döneceğinin tespiti halinde daimi memur veya müstahdemlerden birine, işyeri ev ise memur ya da müstahdemlerden birine, bunlar da yok ise aynı konutta oturan kişilere ya da hizmetçilerden birine tebligat yapılması gerekir. Tebligat Kanunu'nun 20. maddesinde ise, tevziat saatinde o yerde bulunmayıp, aynı gün tevziat saatinden sonra dönmeyeceği belirlenen muhataplar için "13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerinde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21. maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ, tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerinde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren 15 gün sonra yapılmış sayılır. "hükmüne; Yönetmeliğin 29. maddesinde," 11, 21, 22, 23, 25, 26 ve 27. maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Bu kişilerin beyanlarını imzadan kaçınmaları veya tebliğ evrakını kabul etmemeleri durumunda, tebliğ memuru bu hususu tutanağa yazar, imzalar ve tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti üyesinden birine ya da kolluk amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve teslim ettiği kişinin adresini içeren ihbarnameyi gösterilen adresin kapısına yapıştırır." hükmüne yer verilmiştir. Davalı vekilinin temyiz dilekçesi davacı vekili adına tebliğ edilmiş olup, tebliğ belgesinde, muhatabın tevziat saatinde işyerinde bulunmadığına ve aynı gün döneceğine ilişkin bir tespite yer verilmeksizin daimi çalışan ..... imzasına tebligat yapıldığı anlaşılmıştır. Tebligat Kanunu'nun tevziat saatinde o yerde bulunmayıp, aynı gün tevziat saatinden sonra dönmeyeceği belirlenen muhataplar için düzenleme içeren 20. ve Yönetmeliğin 29. maddesinde aranan, anılan belirlemeye ilişkin bir açıklama da tebliğ belgesinde bulunmamaktadır. Bu tebligat, Tebligat Kanunu'nun 17 ve 20; tebliğ tarihinde yürürlükte olan Yönetmeliğin 26 ve 29. madde hükümlerine uygun yapılmış değildir. Bu nedenle, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin davacı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilip, temyize cevap süresinin beklenmesi ve temyize cevap verilmesi halinde bu dilekçenin eklenmesi, İçin dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, dosyanın yerel mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, .... tarihinde oybirliğiyle karar verildi
23. Hukuk Dairesi, 2015/6582 E., 2016/959 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç
23. Hukuk Dairesi         2015/6582 E.  ,  2016/959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi ŞİKAYETÇİ : ... Vek. Av. ... ŞİKAYET OLUNAN : ... Vek. Av. ... Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - Şikayetçi vekili, müvekkili kurum tarafından 6183 sayılı Yasa çerçevesinde takip yapılarak borçlu adına kayıtlı taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, hacizli taşınmazın satışından elde edilen bedelin tüm alacaklıların alacaklarını karşılamaması nedeniyle düzenlenen sıra cetvelinde ipotek alacaklısının alacağı ödendikten sonra bakiye miktar için paylaşım yapıldığını, müvekkili kurumun cetvelde 5 ve 6. sıralarda yer aldığını, kurum alacağının imtiyazlı olması sebebiyle sıra cetvelinde 1. sırada yer alan şikayet olunan alacağı ile garameten paylaşım yapılmasının hatalı olduğunu, müvekkiline ait imtiyazlı alacağın 1. sırada yer alması ve 100. madde bilgileri dikkate alınarak satış bedelinden pay verilmesi gerektiğini ileri sürerek, 19.02.2014 tarihli sıra cetvelinin iptalini talep ve şikayet etmiştir. Şikayet olunan vekili, şikayetin süresinde olmadığını, sıra cetvelinin usulüne uygun düzenlendiğini, cetvelde şikayetçi kurum payının mevzuata uygun şekilde hesaplandığını savunarak, şikayetin reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma,ve tüm dosya kapsamına göre; İİK'nın 142. maddesi gereğince cetvel suretinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde her alacaklının takibin icra edildiği mahal mahkemesinde alakadarlar aleyhine dava etmek suretiyle cetvel münderecatına itiraz edebileceği, icra müdürlüğü tarafından düzenlenen sıra cetvelinin şikayetçi kuruma 21.02.2014 tarihinde tebliğ edildiği, 06.03.2014 tarihli şikayetin yasal sürede olmadığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir. Şikayet, sıra cetvelinde sıraya ilişkindir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. maddesinde, “Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise, yalnız birine yapılır. Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ muteberdir" hükmüne; Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 20. maddesinde de, "Tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden çok ise yalnız birine yapılır. Bakanlıkların ve bunların teşkilatının, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile il özel idarelerinin, belediyelerin, köylerin ve özel kanunlarına dayanılarak kurulmuş bulunan teşekküllerle, şirketlerin, derneklerin ve vakıfların yetkili temsilcileri, bağlı bulundukları kanunlara ve statülerine göre tayin edilir. Gerçek ve tüzel kişilere ait ticari işletmelerin işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, ticari işletmenin o işlem de yetkili ticari temsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir. Aynı Yasa'nın 13.maddesinde ise, “Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir sebeple mütat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o .../... S.2. sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.” hükmüne; Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 21.maddesinde, “Tüzel kişiler adına tebligatı almaya yetkili kişiler, herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmamaları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde olmaları durumunda tebliğ, tüzel kişinin o yerdeki sürekli çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Ancak, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin, tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde görev itibariyle tebligatın muhatabı olan tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu tür işlerle görevlendirilmiş bir kişi olması gereklidir. Bu kişilerin de bulunmaması halinde, bu husus tebliğ mazbatasında belirtilir ve tebliğ, o yerdeki diğer bir memur veya müstahdeme yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, sıra cetveli şikayetçi kuruma tebliğe çıkarılmış ve evrak memuru Serap Demirtaş imzasına tebliğ edilmiş ise de, tebliğ belgelerinde yetkili kişinin tevziat saatinde işyerinde bulunmadığına veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğuna ilişkin tespite yer verilmediği görülmüştür. Bu tebligat, Tebligat Kanunu'nun 12 ve 13; tebliğ tarihinde yürürlükte olan Yönetmeliğin 20 ve 21. madde hükümlerine uygun yapılmış değildir. Şikayetçi vekilince de şikayet dilekçesinde öğrenme tarihinin 27.02.2014 olarak açıklandığı gözetildiğinde, şikayetin İİK'nın 142/1 maddesindeki 7 günlük hak düşürücü süre içinde yapıldığı anlaşıldığından, mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet görülmemiştir. Somut olayda, borçluya ait 2 nolu bağımsız bölümün satışı nedeniyle düzenlenen 02.01.2013 tarihli sıra cetvelinde 1. sırada İstanbul 29. İcra Müdürlüğü'nün 2007/16416 Esas sayılı icra dosyasının bulunduğu, şikayetçi SGK'nın 6. ve 7. sıradaki alacaklarının 1. sıradaki anılan dosya ile, 1.380,92 ve 69,06 TL isabet etmek üzere, garameten paylaştırma yapılmasına karar verildiği, şikayet olunan ve İstanbul 25. İcra Müdürlüğü'nün 2007/4565 Esas sayılı icra dosyasının alacaklısı ...'ın şikayeti üzerine, 22. İcra Hukuk Mahkemesi'nin / E., K. sayılı ilamı ile 1. sıradaki haczin 2007/4565 Esas sayılı dosya alacaklısına ait bulunduğu gerekçesiyle, sıra cetvelinin iptaline karar verildiği, şikayetçi SGK'nın iptal edilen bu sıra cetveli ile ilgili olarak, 1. sıradaki haciz alacaklısı ile garameten paylaştırma nedeniyle ayrılan paylara herhangi bir şikayetinin bulunmadığı, bu miktarların ve garameten paylaştırmanın şikayetçi yönünden kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece, garameten paylaştırma ve ayrılan miktarların şikayetçi yönünden kesinleştiği, şikayetçinin aynı taşınmazın satış bedeli ile ilgili düzenlenen 19.02.2014 tarihli sıra cetveline itirazda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle, şikayetin HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın, HUMK'nın 438/son maddesi gereğince gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın giderilmesi, yeniden yargılamaya gereksinim göstermediğinden, hükmün HUMK'nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklandığı üzere, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın gerekçesi değiştirilerek ve HÜKÜM bölümünün 1. bendindeki "Davanın süreden" ibaresi çıkarılarak yerine “Şikayetin HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca usulden” ibaresi yazılmak suretiyle hükmün, DÜZELTİLEREK ONANMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
21. Hukuk Dairesi, 2015/17435 E., 2015/20741 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç
21. Hukuk Dairesi         2015/17435 E.  ,  2015/20741 K. "İçtihat Metni" Y A R G I T A Y İ L A M I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Erzincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 07/04/2015 NUMARASI : 2014/247-2015/136 K A R A R 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre; kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir). Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veya gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir. Davanın tümden kabulü yada reddi söz konusu olsa bile tarafların kararın gerekçesini temyiz etmekte hukuki yararları bulunabileceğinden, bu gibi durumlarda bile gerekçeli kararın yöntemince taraflara tebliği zorunludur. Öte yandan, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 19. maddesinde hükümlü kişilere tebligat yapılmasını müessese müdür veya memurunun temin edeceği, aynı yasanın 11. maddesinde kanuni temsilcisi bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligatın bizzat kendilerine yapılması icap etmedikçe kanuni temsilciye yapılacagı belirtilmiştir. Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 28. maddesinde tutuklu ve hükümlülere tebligat yapılmasını, bu kişilerin bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin edeceği, bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkûm olup kendilerine kanuni temsilci atanmış olanlara ait tebligatın, 19 uncu maddeye göre yapılacağı, 19. madde de ise, kanuni temsilcisi bulunanlara yapılacak tebligatın temsilciye yapılacağı, kanuni temsilcisi bulunanlara kanun hükümleri gereğince bizzat kendilerine tebligat yapılması icap ederse temsilciye tebligat yapılmayacağı, kanuni temsilcisi olmayıp da bulunması gerekenlere usulüne göre kanuni temsilci tayini yoluna gidileceği belirtilmiştir. ..../.... Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda; 1- Gerekçeli kararın ve Temyiz eden Davacılar vekilince sunulan temyiz dilekçesinin, HUMK'nun 433. maddesi gereğince davalı Aras Elektirik Dağıtım A.Ş. vekiline yöntemince tebliğ edilerek, tebligat parçası eklendikten sonra gönderilmek üzere, Dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 23.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
22. Hukuk Dairesi, 2012/26252 E., 2012/26924 K.
yüksek eşleşmeŞerhte bu maddenin altında basılmış
tam metni aç
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi         2012/26252 E.  ,  2012/26924 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, feshin haklı ve geçerli nedene dayanmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve müvekkilinin işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir. Davalı, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, dava dilekçesinde davacı asilin tebliğe yarar açık adresinin belirtilmemesi nedeni ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119/II. maddesi gereğince davacı vekiline davacı adresini bildirmesi için iki hafta kesin süre verildiği ve aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ihtaratını içeren davetiyenin 16.02.2012 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen, 17.05.2012 tarihli dilekçe ile davacının adresi dosyaya sunulduğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119/II. maddesi gereğince iki haftalık kesin süre içinde davacının tebliğe yarar açık adresini bildirmemesi sebebi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili süresinde temyiz etmiştir. Somut olayda, mahkemece 30.01.2012 tarihli dava dilekçesinde davacı asilin tebliğe yarar açık adresinin belirtilmemesi nedeni ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119/II. maddesi gereğince davacı vekiline davacı adresini bildirmesi için iki hafta kesin süre verildiği ve aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği ihtaratını içeren davetiye gönderilmiştir. Dosya içeriğindeki tebligata göre, davetiye, 16.02.2012 tarihinde Durmuş COŞKUN imzasına tebliğ edilmiştir. Davacı vekili tarafından Durmuş COŞKUN'un sigortalı işçisi olmadığı, bürosunun bulunduğu handa fiilen kapıcı olarak çalıştığı belirtilerek 17.05.2012 tarihli dilekçe ile davacının adresi dosyaya sunulmuştur. Mahkemece, yargılamaya devam olunmuş, 20.09.2012 tarihli oturumda iki haftalık kesin süre içindedavacının tebliğe yarar açık adresini bildirmemesi sebebi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre, davacı kendisini vekille temsil ettirmektedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 17. maddesi ile Tebligat Tüzüğü’nün 23. maddesinin 1. fıkrasına göre, tebligatın aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birisine yapılması gerekir. Davacı vekilinin bürosunun bulunduğu hanın kapıcısı, bu kapsama dâhil değildir. Dosyanın esasına girilerek incelenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın açılmamış sayılması bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Hükmün açıklanan nedenlerle bozulmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

I. Tasarruf ilkesi II. Hukuki dinlenilme hakkı III. Teksif ilkesi Yukarıdakilerden hangisi/hangileri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılamaya Hakim Olan İlkeler" kısmında açıkça düzenlenmiş ilkelerden biri değildir?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III

Bu maddeyle ilgili 7 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol