6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 293

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 293. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 293- (1) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez. (2) Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir. (3) Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz. BEŞİNCİ KISIM Hüküm ve Davaya Son Veren Taraf İşlemleri BİRİNCİ BÖLÜM Hüküm Hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

23 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/3061 E., 2024/3083 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 266/1, 281, 282 ve 293 üncü maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/3061 E.  ,  2024/3083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/1139 E., 2023/574 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/323 E., 2018/56 K. Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat (vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın maddi tazminat yönünden kabulüne, manevi tazminat yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 01.10.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı ... San. ve Tic. A.Ş. vekili Avukat ..., davalı asıl Asil ... ve vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için başka bir güne bırakılması uygun görülerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin göz kapaklarının sarkmasının görmeyi engellemesi şikayeti ile davalı hastaneye başvurduğunu, diğer davalı ... tarafından yapılan muayene sonucunda göz kapaklarının kaldırılması amaçlanarak ameliyat edildiğini, davalı doktorun hatalı ve ihmali müdahalesi sonucu müvekkilinin gözünde korneal dejenerasyon meydana geldiğini, ikinci bir operasyon gerçekleşmesine sebebiyet verildiğini, tüm bu aşamalardan sonra müvekkilinin gözünde ciddi görme kaybı meydana geldiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili; olağan geçen ameliyat sırasında sol üst kapaktaki doku fazlası kesisi yapılırken hastanın ani ve küçük baş hareketi yapması üzerine ameliyatın durduğunu ve korneada 2 mm'lik bir kesi oluştuğunu, davacıya durumun bildirildiğini, davalının durumu soğukkanlılıkla karşılayarak ameliyatın devamında öngörülmeyen bir durum çıkması durumunda müvekkilinin kendisine ve yardımcılarına yapılacak işlemler hakkında karar verecekleri ve gerekli görecekleri işlemlerin yapılması için yetki verdiğini, bunun üzerine kornea uzmanı Prof. Dr. ...'un ameliyathaneye çağırıldığını ve kornea dokusundaki kesinin ... Bey tarafından kapatıldığını, ameliyat sonrasında hastanın kontrollerinin saat başı aralıklarla yapıldığını ve olumsuz bir şey görülmediğini, gerekli tüm müdahalenin yapıldığı, muhtemelen kornea nakline gerek olmayacağı, ancak iyileşme tamamlanana kadar bu konuda kesin bir tıbbi yargıda bulunulamayacağının bildirildiğini ve hasta tarafından da bu durumun makul karşılandığını, taburcu olduktan sonra davacının kontrollerinin sürekli olarak her hafta yapıldığını, birinci haftadaki kontrollerde görme keskinliğinin gözlükle düzeltmeksizin sağ gözde 0,5 ve sol gözde 0,3 iken 27.05.2013 tarihinde keskinlik düzeltmeksizin iyileşmenin seyrine bağlı olarak sol gözde 0,1 seviyesinde saptandığını, iyileşmenin düzgün seyretmesi, ek problem olmayışı ve görme seviyesinin halen yeterli olması üzerine kornea naklinin bu aşamada kesinlikle gerekmediği, ileride de çok büyük ihtimalle gerekmeyeceğinin bildirildiğini, dava açılıp müvekkile tebligat yapıldıktan sonra, 20.06.2013 tarihinde davacının ... Göz Hastanesine gelerek muayene olmak için müvekkili aradığını, yapılan muayene sonucu sol gözde kötüye doğru bir tespit yapılmadığını, dava açıldıktan sonra davacının muayene olmak için müvekkili aramasının müvekkile duyulan güvenin, başarılı olduğunun kanıtı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... San. Ve Tic. A.Ş. vekili; maddi tazminatın ne kadarının neye dayalı olarak istendiğinin açıklanmadığını, davanın yerinde olmadığını, müvekkili şirkete ait hastanelerde, gerek hekimlerin seçiminde, gerekse alt kadronun oluşturulmasında son derece özenli davranıldığını, aydınlatma yükümlülüğü çerçevesinde ameliyatın risklerinin kendisine anlatıldığını, bu çerçevede hastanın onayının alındığını, maddi tazminat şartlarının uygun olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamıyla davacıya yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, komplikasyonların normal olduğu, yapılan ameliyatta hekim hatası bulunmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; ameliyat defteri incelendiğinde hastaya ilişkin yapılan işlemlerde kullanılan tıbbi cihazlar içerisinde kornea koruyucusunun bulunmadığını, fatura tarihinden de bunun anlaşıldığını, yapılan dikkatsiz işlem sonucu müvekkilinin görme kaybı yaşadığını, ameliyat görüntüleri de getirilerek bilirkişi raporuna itirazları doğrultusunda yeniden denetime elverişli rapor alınması gerektiğini belirterek, verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıya davalı ... tarafından yapılan göz kapaklarının kaldırılmasına ilişkin tıbbi uygulamada kornea koruyucusunun kullanımının gerekli olduğu halde kullanılmadığı, davalı doktorun kusurlu olduğu, yapılan tıbbi kötü uygulama nedeni ile davacının genel çalışma gücünden %45 oranında kayıp oluştuğu, 2 ay geçici iş görmezlik halinde kaldığı, toplam 867.462,66 TL maddi zararın oluştuğu, oluşan maddi zararın davalılar tarafından karşılanması gerektiği, davacı lehine 40.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında; 10.000 TL maddi, 40.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili; Bölge Adliye Mahkemesinde yapılan yargılamada dosyaya dair yalnızca bir kez bilirkişi raporu (Adli Tıp 7.İhtisas Kurulunun 30.09.2019 tarihli raporu) alındığını, bu raporun ardından, kornea koruyucunun kullanıldığına dair (tıbbi cihazın satın alınma faturaları dahil) tüm bilgi ve belgeler ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr....’un ve Prof. Dr. ...'ün uzman görüşleri dosyaya sunularak bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, müvekkil hastane ve işlemi yapan hekimin aşamalarda vurguladığı üzere, ameliyat sırasında kornea koruyucu kullanıldığını, kornea koruyucunun kullanıp kullanılmadığının rapor edilmesi diye bir metot bulunmadığını, zira bunun bir sarf malzemesi değil, sterilize edilip kullanılan bir materyal, bir nevi demirbaş olduğunu, Mahkemece uzman göz hekimlerinden oluşan heyetlerden alınan bilirkişi raporları ile müvekkil hekimin dosyaya ibraz ettiği uzman görüşlerinin dava konusu uyuşmazlıkta kornea koruyucu kullanımı zorunlu olmasa dahi, davacının operasyonunda bu materyalin kullanıldığını, bu koruyucunun ameliyat sırasında da yer değiştirebileceği ve koruyucuya rağmen hasarlanma görülebileceğini, İstinaf Dairesinin aksi yöndeki kanaatini destekler bir tıbbi görüş yahut koruyucunun kullanılmadığını işaret eden bir bulgunun da dosyada bulunmadığını, davacının ameliyatına ilişkin, önce Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr....’un tıbbi değerlendirmesine başvurulduğunu ve anılan değerlendirmede, hastaya konulan tanı ile uygulanan tedavide herhangi bir kusur olmadığı yönünde görüş bildirildiğini, ardından, hasta dosyasındaki verilerin de değerlendirilmesi suretiyle Prof. Dr. ...'ün görüşüne başvurulduğunu, dosyada mübrez değerlendirmede ise müvekkil hekimin tıbbi süreci yönetmede herhangi bir kusuru bulunmadığı bilakis, davacının 7 yıl sonra korneasına yönelik tedaviye başlamasının sonuca etkili olduğu yönündeki kanaatin bildirildiğini fakat maluliyet raporunda, hastanın gözünde ölçümlenen maluliyetin ameliyata izafe edilip edilemeyeceğinin de (7 yıllık sürecin etkisi) tartışılmadığını, davacınun, zararının 14.03.2013 tarihli ameliyat sonucunda doğduğunu iddia ettiğini ve bu iddiasına dayanarak 06.06.2013 tarihinde tazminat davası ikame ettiğini, bu itibarla, davacının harçlandırılmış alacağı üzerindeki tazminat isteminin de zamanaşımına uğradığını beyan ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan maddi manevi tazminatn istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 vd. maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 266/1, 281, 282 ve 293 üncü maddeleri. 3.Değerlendirme 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 2.Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (HMK m. 266/1). Taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (HMK m. 281/1). Mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (HMK m. 281/2). Mahkeme gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar incelemede yaptırabilir (HMK m. 281/3). Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK m. 282/1). Bilirkişi raporlarına itiraz halinde HMK’nın 281. madde hükümleri dikkatle uygulanmalı, uyuşmazlığın miktarı ve niteliği gözetilerek gerçeğin ortaya çıkması için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ilişkin düzenleme nazara alınmalıdır (HMK m. 281/son). 3.Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda tarafın sunduğu uzman görüşünü dava konusu ile ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK’nın 27, Anayasa'nın 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanması hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olabilecektir. 4. Davalılarca dosyaya sunulan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr.... tarafından düzenlenen uzman raporunda; ''Blefaroplasti cerrahisinde kornea koruyucusu kullanmamanın bir ihmal olmadığı, kornea koruyucusu kullanmanın tamamen hekimin tercihinde bir seçenek olduğu, blefaroplasti cerrahisi uygulanan hastalarda kornea koruyucusu kullanılması koşulunda da benzer bir sonucun olabileceği'' yönünde görüş bildirilmiş olup, her ne kadar davalılarca ameliyat sırasında kornea koruyucusu kullanıldığı beyan edilmiş ancak bu husus ispatlanamamışsa da Bölge Adliye Mahkemesince kornea koruyucusu kullanılması durumunda dahi söz konusu komplikasyonun ortaya çıkma ihtimali bulunup bulunmadığı hususlarının değerlendirilmediği, hükme esas alınan raporlarda da bu durumun tartışılmadığı anlaşılmakla, davacıya yapılan operasyonda kornea koruyucu kullanılsa dahi aynı komplikasyonun ortaya çıkma ihtimalinin bulunup bulunmadığına dair Üniversite Hastanelerinde görevli göz hastalıkları uzmanı bilirkişilerden oluşacak heyetten alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması, davalıların kusurlu olduğunun tespit edilmesi durumunda ise davalılarca maluliyetin belirlenmesine ilişkin alınan rapora yapılan itirazların da değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alının temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 15.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2022/7469 E., 2024/3399 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi
tam metni aç
adığını, mahkemece davanın esası ile ilgili olarak gösterilen delillerin tümü toplanmadan ve deliller yeterince değerlendirilmeden tanık dinletme talepleri hakkında bir karar verilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verildiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 293 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uzman tarafından hazırlanan raporun mahkemece değerlen
11. Hukuk Dairesi         2022/7469 E.  ,  2024/3399 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2661 Esas, 2022/1270 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/559 E., 2019/645 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Türkiye'de ve yurt dışında pek çok mimari projeyi çizip yapımını üstlenen saygın bir firma olduğunu, müşterilerine ait taşınmazlarda kullanılmak üzere davalıdan doğal taş plaka satın aldıklarını, taşların taşınmazdaki iç ve dış mekanlara döşendiğini, bedellerinin ise davalı satıcıya ödendiğini, ancak faturalarda yer alan kalemlerden "Azul Stone" niteliğindeki taşların üzerinde kısa bir zaman sonra kirlenme ve geçirilemeyen lekeler meydana geldiğini, bu durumun estetik ve görsel açıdan yapının görüntüsüne ve mali değerine zarar verdiğini, ayrıca müvekkillerinin taşınmazın malikine yapmış olduğu işi zamanında teslim edememesinden dolayı maddi ve itibar kaybına uğradığını, İstanbul Teknik Üniversitesinden ... tarafından yapılan inceleme sonucunda; taşın yapısı itibariyle ıslak ve trafiğin olduğu mekanlarda kullanılması durumunda kirlenme sorunu ile karşılaşabileceği, renk ve desen değişikliği gibi olumsuzlukların yaşanabileceğinin tespit edildiğini, ancak taşın özellikleri gereği döşeneceği dış mekana uygun olmayacağına dair davalı tarafça kendilerine hiçbir uyarıda bulunulmadığını, davalı tarafa müvekkillerinin uğradığı zarar nedeniyle davalıya ihtarname keşide edildiğini ancak yine de zararlarının giderilmediğini, Bodrum 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/24 D.İş sayılı dosyası ile taşlar üzerinde tespit yapıldığını, alınan numunenin sedimanter yapıda olması, kimyasal etkileşim açısından asitle tepkime vermekte-köpürmekte olması, %3,9 emme seviyesine sahip olması nedeniyle %11 aşınma direnci olan ve porozitesinin yüksekliği ile kumlu kireçtaşı olarak adlandırılan malzemenin ıslak zemin ve dış cephe kaplaması kullanımlarına uygun olmadığının belirtildiğini, ayrıca bu özelliklere sahip bir malzemenin su, hava, güneş, yağış ve havuz kimyasalları gibi ajanların etkisiyle kirlenme, renk değişimleri ve görüntü kirliliği oluşturmasının doğal olduğunun belirtildiğini, davanın haklılığı gerek Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Laboratuvarında gerekse de Türk Standartları Enstitüsü (TSE) belgeli Denizli Bilgi Zemin ve Yapı Test Laboratuvarı'nda yapılan deneylerle ve bilirkişi raporunda tespit edildiğini, dış cephe kullanımlarında ve ıslak zemin kullanımlarına uygun olmayan taşın gizli ayıplı olduğu ve renk değişikliği olacağı bilindiği halde dış cepheye ve havuz kenarlarına döşenmesinin müvekkilinin ticari itibarını zedelediğini, müvekkili şirketin davalı sebebiyle oluşan bu kötü durumu önlemek için geçici olarak çakıl taşı ile kaplanmak durumunda kaldığını, bu olay nedeniyle müvekkillerinin çok büyük iş kaybına uğradıklarını ileri sürerek Muğla İli, Bodrum İlçesi, ....Oriental Sitesi Villa 3/4 adresinde kullanılan doğal taş plakalarında meydana gelen 231.731,68 TL maddi zararlarının, taşların döşenmesi için harcanan 210.000,00 TL işçilik ücretinin, taşların sökülmesi için harcanan 27.000,00 TL işçilik ücretinin ve ticari itibar kaybından ötürü 20.000,00 TL manevi zararları olmak üzere toplamda 488.731,68 TL'nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren faiziyle birlikte talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin satıcı konumunda olduğunu ve ürünün nerede ve nasıl kullanılacağı hususunda sorumluluğu olmadığını, davacının hangi ürünün seçilmesi gerektiği ve bunun nasıl kullanılacağı, eserin oluşumundan sonra ne şekilde muhafaza edileceğinin kendisinin sorumluluğunda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesine göre davalının sorumluluğunun bulunmadığını, Kanun'un ticari satışlarda ayıbı düzenleyen hükümlerine göre alıcının derhal muayene (inceleme) ve aynı zamanda 8 gün içinde ihbar mükellefiyeti bulunduğunu, olaydan 18 ay sonra ayıp ihbarı yapmakla davacının Kanun'a aykırı hareket ettiğini, dava konusu mermer piyasalarında "Azul Stone" taşının şekli ve niteliği ile ayırdedici özelliğe sahip ve kullanım alanlarına ilişkin belirlemenin kolayca yapılması mümkün olan doğal bir taş olduğunu, bu taşın ayıplı olma şansının hiç olmadığını, Bodrum 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/13 D.İş sayılı dosyası ile yapılan bilirkişi incelemesinde; yer yer olan lekelerin olduğu ancak bu hasarın doğal sudan kaynaklanmadığının açıkça belirtildiğini, tespit dosyalarında sunulu fotoğraflar incelendiğinde zarar gören taşların nerelerde olduğu ve ne şekilde zarar gördüğünün açık olduğunu, müvekkili tarafından davalının ticari itibarını sarsmaya yönelik herhangi bir fikir ya da davranış söz konusu olmadığından manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların davalıdan Azul taşı satın almak suretiyle kendi müşterilerine ait farklı mekanlarda kullandığı, taşın Bodrum'da kullanıldığı villa bahçesinde dış mekan taban kaplaması olarak doğal taş plakalar halinde kullanıldığı, zaman içerisinde su, hava, güneş, yağmur ve havuz kimyasalları gibi ajanların etkisiyle kirlenme, renk değişimi oluştuğu, dinlenen uzman tarafından bu taşların açık havada ve özellikle asidik ortamda kullanılmasının riskli olduğu, lekelenme ve kirlenmeye maruz kaldığında taşın yapısı sebebiyle kolayca deforme olabileceğinin belirtildiği, davacı taraf tacir olup kendisinin yurt içinde ve yurt dışında pek çok mimari projeyi hazırlayan ve yapımını üstlenen saygın firma olduğunu belirttiği, bu durumda davacının kendi müşterilerine uygulayacağı kaplama malzemelerini ve bu davaya konu azul stone taşının özelliklerini, hangi durumlardan etkilenebileceği, hangi mekanlarda kullanılmasının uygun olduğunu bilebilecek durumda bulunduğu, ayrıca bu taşların ne tür zeminde kullanılmasının riskli olduğunun basit bir araştırma ile tespit edebileceğinin uzman tarafından belirtildiği, davacının bu iş alanında uzmanlığının kabulü gerektiği, dava konusu kaplama taşın özellikle kullanıldığı villalardaki havuz kenarlarında renk değiştirdiği ve havuz kimyasallarından etkilendiğinin tespit raporları ile sabit olduğu, sürekli bu işi yapan davacıların taşın kaplama yapılacak zemine uygun olup olmadığını bilebilecek durumda oldukları, davacıların uğramış olduğunu iddia ettikleri maddi zararı davalıdan talep edemeyecekleri gibi manevi şahsiyetlerine bir saldırı tespit edilemediğinden manevi tazminat isteminin de şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafından satışı yapılan azul taşının ıslak zemin ve dava dışı cephe kullanımına uygun bir taş olmadığının raporlar ile sabit olduğunu, satın alınan ürünlerin yapısal eksikliklerinin müvekkilinden saklandığını, deforme olacağının davalı şirketçe bilinmesine ya da öngörülmesine rağmen hiçbir şekilde müvekkillerine bilgilendirme yapılmadığını, davalının tacir olup taşın özelliklerini ve kullanıldığı alanda hasara uğrayıp uğramayacağını bilmediğini varsaymanın hayatın olağan akışına ve mantık kaidelerine aykırı olduğunu, müvekkillerine bilgilendirme yapılmadığını, mahkemece davanın esası ile ilgili olarak gösterilen delillerin tümü toplanmadan ve deliller yeterince değerlendirilmeden tanık dinletme talepleri hakkında bir karar verilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verildiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 293 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uzman tarafından hazırlanan raporun mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaması ve ayrıca katıldığı celsedeki beyanlarının da değerlendirmeye alınmaması gerekmekte iken mahkemenin neredeyse tümüyle kararını uzman beyanına dayandırdığını, 6102 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesi gereğince satıcının alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebi ile sorumlu olduğu gibi satıcının ayıpların varlığını bilmese bile sorumlu olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından uygulama getirildiğini, olay nedeniyle müvekkillerinin manevi yönden de zarar gördüğünü, dava konusu taşların deforme olması ve davalının bu zararı gidermeye, taşları değiştirmeye yanaşmaması nedeniyle taşınmazın taahhüt edilen zamanda malikine teslim edilemediğinden müvekkili şirketleri için önemli müşterileri karşısında büyük ticari kayba neden olduğunu, dava konusu Mandarin Oriantal Sitesi'nin Bodrum'un en lüks sitesi olduğunu ve site sakinlerinin oldukça titiz kimseler olduğu düşünüldüğünde müvekkili şirketler yönünden bir an önce önlem alma zaruretinin hasıl olduğu, müvekkilinin yapı malikine karşı çok zor durumda kaldığını, yıllardır güven esasına dayalı olan iş ilişkilerinin yıprandığını ticari itibarının zedelendiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uzman olarak ... 10.04.2019 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında; ilk getirilen malzemenin lekeli ve üzerinde birtakım beyaz pulcuklar olduğunu, kesit alarak inceleme yapıldığını, taşın içerisinde kalsiyum karbonat çamuru olduğunu tespit ettiklerini, bu taşlarda bunun olmasının normal olduğunu, doğada yaygın olduğunu, taşın su emmesinin yüksek olduğunu, bunun taş için normal olduğunu, bu taşın kalsiyum karbonat içerdiği için asitten etkileneceği, havuz sularında kullanılan maddelerin PH düzenleyici olarak kullanıldığını ve bu maddelerin oranı ve konsantrasyonun önemli olduğunu, taşın üzerindeki etkinin buna göre değiştiğini, bu taşın atmasforik ortamda ve trafiğin bulunduğu alanlarda kolay etkilenebileceği, su emeceği ve renk bozukluğunun oluşabileceği, bu taşların açık ortamda deforma olmaya müsait olduğu, ıslak zeminde kullanılmasının desenin rengine etki edeceği, diğer tarafın getirdiği taşın kullanılmamış olduğunu, ancak bu taşın Eflani yöresinden çıkarılan bir taş olduğunu, herhangi bir leke olmadığını, aynı deneylere tabi tuttuklarını, davalı tarafın havuzda kullanılan malzeme örneğini sunduğunu, bu malzemeyi farklı oranlarda suya katarak taş üzerine uyguladıklarını daha önce diğer tarafın sunduğu taşla aynı etkiyi yaptığını fark ettiklerini, benzer lekeler oluştuğunu, fotoğrafladıklarını, havuz kenarında uygulanmasının riskli olduğunu, bu taşların bu şekilde bu tür zeminde kullanılmasının basit bir araştırma ile tespit edilebileceği, bilimsel açıdan zaten bilinen bir durumdur şeklinde beyanda bulunduğu, hukuki dinlenilme hakkı kapsamında uzman görüş raporunu hazırlayan uzman kişinin duruşma da dinlenilmesinden ve kararda yer verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği, raporlar ve uzman görüşüne göre dava konusu emtianın kullanılması uygun olmayan alanlarda kullanıldığı, davacının iddiasının aksine davalı satıcının satış anında emtiaların kullanım alanını bildiği ve buna göre ayıplı mal satışı yaptığı iddialarının sübuta ermediği, aksine davacının mesleki konuda uzman bir tacir olarak dava konusu emtianın özelliklerini bilmesi veya bilebilmesi gerekirken bu hususun dikkate alınmadığı, davalı satıcının emtiada meydana gelen değişikliklerden sorumluluğu bulunmadığı, hiç kimsenin kendi kusurundan menfaat sağlayamayacağı, davacının maddi ve manevi tazminat talep şartları oluşmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, davalı tarafından satışı yapılan Azul taşının ıslak zemin ve dış cephe kullanımına uygun bir taş olmadığı tespit edilmişken davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan toplantılarda dava konusu emtianın kullanılacağı mekanın davalı tarafa bildirildiğini ancak davalı tarafın taşın niteliği bakımından müvekkilini uyarmadığını, mermer ve doğal taş alım satım işi yapan davalının sattığı taşın niteliğini, yapısal durumunu ve deforme olacağını bilmesine rağmen müvekkilinden gizlediğini, basiretli bir tacir olan ve uzun yıllardır aynı işin yapan davalının sattığı ürünün özelliğini ve kullanıldığı alanda hasara uğrayıp uğramayacağını bilmemesinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, 6100 sayılı Kanun'un 293 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dinlenmesine karar verilen ve hiçbir mazeret olmadan katılmayan uzmanın ikinci celsede muvafakatimiz olmadığı halde dinlenmesi ve beyanlarının dikkate alınmasının hatalı olduğunu, deliller yeterince değerlendirilmeden karar verildiğini, tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini, dava konusu emtianın hangi mekanlarda kullanılmasının uygun olduğunun bilimsel olarak bilinen bir durum olduğu kabulünün müvekkilinin bilim adamı olmaması nedeniyle kabul edilebilir olmadığını, müvekkilinin uzmanlığı olmayan doğal taş konusunda bilgi sahibi olmasının beklenemeyeceğini, mahkemenin kararında belirttiği şekilde basit bir araştırma neticesinde dava konusu taşın ıslak zeminde kullanımının uygun olduğu sonucuna ulaşıldığını, taş üreticisi davalının da dava konusu Azul taşının ıslak zeminde kullanılabileceğini belirttiğini, müvekkilinin de bu basit bilgi ve davalı ile olan ticari ilişkisine güvendiğini, ancak bu bilgilerin yanlış olduğunun ancak teknik rapor ile ortaya çıktığını, dolayısıyla mahkemenin belirttiğini aksine taşın ıslak zemine uygun olmadığının basit bir araştırma ile öğrenilemeyeceğinin açık olduğunu, davalının doğal taş satıcılığını meslek edinmesi nedeniyle satılan maldaki ayıplar bakımından sorumlu olacağını, yaşana olay nedeniyle müvekkilinin müşterilerine karşı zor durumda kaldığını ve itibar kaybı yaşadığını, dolayısıyla manevi zararı bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satım konusu olan "Azul Stone" taşların ayıplı olup olmadığı, davalı satıcının iddia edilen zarardan sorumlu olup olmadığı hususuna ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2021/1382 E., 2022/2808 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
Diğer yandan, taraf vekilleri alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesi gereğince aldıkları uzman görüşlerini dayanak olarak eklemişlerdir.
6. Hukuk Dairesi         2021/1382 E.  ,  2022/2808 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Avukat ... ve Avukat..ile davalı vekili Avukat ... n gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - K A R A R - 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 41/4. maddesi gereğince bir işin duruşmasında bulunan başkan ve üyelerin çoğunluğunun kurul kadrolarında değişiklik, izin veya hastalık gibi nedenler dışında o işin görüşülmesinin yapıldığı kurullarda yer alması zorunlu ise de 15.09.2020 tarihli duruşmada hazır bulunan Daire başkanı ...’ün ve üye ... ’nin emeklilik nedeniyle görevden ayrılması, üye ...’ın da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına seçilmesi, üye ...’ın Hukuk Genel Kurulu üyesi olarak görevlendirilmesi nedeniyle işin görüşülmesinin yapıldığı bugünkü kurulda yer almaları fiilen ve hukuken mümkün olmadığından temyiz incelemesinin duruşmada hazır bulunan daire üyesi ... ile duruşmada hazır bulunmayan daire başkanı ... başkanlığında daire üyeleri ..., ... ve ...’in katılımıyla yapılmasına karar verilerek işin esası incelendi. Davacı vekili, MV BUA CEMENT gemisine müvekkili tarafından bakım onarım ve tersanecilik hizmeti verildiğini, müvekkilince gemiye sağlanan hizmetlerin havuzlama işleri, çelik işleri, donatma tamirleri ve sair bakım ve onarım hizmetlerini içerdiğini, müvekkilince tamamlanan hizmet bedellerinin ödenmediğini ve geminin tersaneden çıkarılmadığını, müvekkili tarafından verilen hizmetlerin bedelleri ve verilen ek hizmetler ile rıhtım bekleme ücretiyle birlikte müvekkilinin toplamda 4.114.436,00 USD tutarında alacağı doğduğunu, davalı donatan tarafından müvekkiline yalnızca 631.758,00 USD tutarında ödeme yapıldığını ve bakiye 3.512.678,00 USD tutarındaki bedelin ödenmediğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının MV BUA CEMENT isimli geminin donatanı olan Reefer Marine SA adlı şirketin acentesi olmadığını, acentelik ilişkisinin kurulması için sözleşme yapılmasının zorunlu olduğunu, davalının Reefer Marine SA şirketinin tamir ve bakım acentesi olmadığını, davacının “Standart hükümler ve başlıklar” isimli sözleşmeye dayandığını, bu sözleşmenin donatanı temsile yetkili kişiler tarafından imzalanmaması nedeniyle sözleşmenin resmi olarak var olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının temerrüdünden kaynaklandığını, dava konusu davacı tarafından düzenlenen faturanın tebliğ edilmemesi nedeniyle gemi donatanının temerrüde düşürülmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece “Davanın KISMEN KABULÜ ile davalı borçlunun İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/18650 E.Sayılı dosyasında 3.161.410,20 USD asıl alacağa yönelik itirazının iptali ile takibin belirtilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte devamına, davacı tarafın bu konudaki fazlaya ilişkin isteminin reddine, Koşulları oluşmadığından her iki tarafın tazminat istemlerinin ayrı ayrı reddine” karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece dava konusu gemi üzerinde keşfen inceleme yapılmak suretiyle oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık gemi bakım ve onarım işi ile ilgili olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı maddeleri hükümlerince çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden mahkemece bilirkişi incelemesinin yaptırılması yerindedir. Ne var ki, mahkemece “Gemi makineleri işletme mühendisi uzakyol başmühendisi” ve “Gemi inşa ve gemi makinaları mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı” olmak üzere iki teknik bilirkişi ile mali müşavirden oluşan üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuş, teknik bilirkişilerden gemi inşa ve gemi makineleri mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı ... 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunu “Bilirkişi inceleme konusu vakıalarda farklı sonuçlara ulaştığını, bu farklı görüşü içeren ayrı bir bilirkişi raporu sunacağını” belirterek imzalamış ve 16.03.2018 tarihli ayrı bir rapor sunmuştur. Mali müşavir bilirkişi de 09.03.2018 tarihli raporu “Kayıtlar kapsamında tespitlerim raporda mevcuttur. Sektörel ayrı görüşlerin takdiri sayın mahkemeye aittir.” yazarak imzalamıştır. Görüldüğü gibi mahkemece üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuşsa da mali müşavir bilirkişi ile diğer iki teknik bilirkişinin uzmanlık alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrı ayrı rapor düzenleyen teknik bilirkişiler ise dava konusu ile ilgili birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşmışlardır. Mahkemece 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, denetlenebilir olduğu, uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğü belirtilerek hükme esas alınmış, bilirkişi raporundaki ayrık görüşe değer verilmediği belirtilmiştir. Bu şekilde birbirinden tamamen farklı sonuçlar içeren iki ayrı teknik bilirkişi raporundan biri esas alınarak hüküm tesis edilmesi mümkün değildir. Davalı tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporuna ayrıntılı ve gerekçeli olarak itiraz edilmesine rağmen mahkemece konusunda uzman yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmaksızın sonuca gidilmesi usule aykırıdır. Bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi sayısının HMK’nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır. HMK 267.maddesinde bilirkişi sayısı düzenlemekte olup anılan maddede; kural olarak bir kişinin bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmekle birlikte, açıklığa kavuşturulması gereken maddi vaka birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bunun gerekçesi açık gösterilmek suretiyle birden çok kişinin de bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmiştir. Ancak, seçilen bilirkişi sayısının tek olması gerekir; çift sayıda bilirkişi seçilemez. Bunun nedeni, oybirliği ile karar verilmemesi halinde ortaya çıkan sakıncalara meydan vermemektir. Somut olayda da her ne kadar tek sayıda bilirkişi heyeti seçilmiş görünüyorsa da bilirkişilerin uzmanlık alanları dikkate alındığında aynı uzmanlık alanından iki teknik bilirkişi seçildiği, bilirkişilerin oy birliğiyle karar vermediği ve uzmanlık alanı itibariyle bilirkişi raporunda çoğunluk görüşü oluşmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, taraf vekilleri alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesi gereğince aldıkları uzman görüşlerini dayanak olarak eklemişlerdir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde bunu dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27., Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir. Taraflarca dosyaya ibraz edilen uzman görüşlerinde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşleri arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosya yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmemiştir. Taraflarca sunulan uzman görüşlerinin kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak seçilecek deniz ticareti konusunda uzman bir kişi gemi inşa, bakım ve onarımı konusunda uzman üç kişi ve bir mali müşavir bilirkişiden oluşacak heyetle, gerektiğinde yerinde keşif de yapılmak suretiyle, davalı şirketin dava dışı ... SA Şirketinin yetkili acentesi olup olmadığı ve Standart Hükümler ve Başlıklar isimli sözleşmenin geçerliliği konuları da dahil olmak üzere taraf, iddia ve savunmaları hususunda mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli, icra takibine konu edilen alacak kalemlerinin her birinin ve ayrıca uzman görüşlerinin de değerlendirilip tartışıldığı rapor alınmasından, alınacak rapora itiraz edilmesi halinde bu itirazları karşılayacak ek rapor alınması çelişkilerin giderilememesi halinde gerek görülürse yeniden oluşturulacak aynı nitelikteki başka heyetten rapor alınmasından ve oluşacak kanaate göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır. Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 2.540,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 24.05.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/194 E., 2022/1719 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmeli, muteriz davacıların tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerinin nitelikleri ve mevzuat karşısındaki geçerlilikleri konuları üzerine değişik zamanlarda, üniversite öğretim üyelerinden 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi hükmü uyarınca aldıkları bilimsel mütalaalar incelenmeli, gerekirse bu uzman kişiler HMK'nın 293/2.
Hukuk Genel Kurulu         2022/194 E.  ,  2022/1719 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi 1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Kadastro Mahkemesince asli müdahil ...’ın davasının kabulüne, diğer davacıların davasının reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ... ve arkadaşları vekili, davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı ... İdaresi ve davalı Hazine vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı ... İdaresi ve davalı Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Asıl Davada Davacı İstemi: 4. Davacı ... vekili ... Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 06.03.1989 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyü ... mevkiinde bulunan ve doğusu: ..., batısı: ..., kuzeyi: ... taşınmazları ve güneyi: ... deresi ile çevrili olan dava konusu yaklaşık 2,5 dekar miktarındaki taşınmazı müvekkilinin 20 yıldan daha uzun zamandan beri malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız zilyetliğinde bulunduran ...’ten 13.02.1989 tarihli sözleşmeyle satın aldığını, halen de müvekkilinin zilyetliğinde bulunduğunu ileri sürerek taşınmazın müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiş, davacı asılın yargılamanın devamı sırasında ölümü üzerine tüm mirasçıları tarafından dava takip edilmiştir. 5. Asli müdahil ... vekili 06.06.1991 tarihli dilekçesinde; tescili istenen taşınmazın davacı ... tarafından müvekkiline satıldığını, dava haklarının da ekli sözleşme ile HUMK’nın 186. maddesi gereğince devredildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın müvekkili ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Birleştirilen Davada Davacı İstemi: 6. Davacılar ... mahdumları tereke temsilcisi ... vekili ... Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 21.08.1989 havale tarihli dava dilekçesinde; tescil davasına konu edilen taşınmazın müvekkilleri ve murisleri adına kayıtlı 02.07.1969 tarih 63, 64 ve 07.02.1962 tarih 4 sıra ve geldi kayıtları kapsamında kaldığını, tapulu taşınmazın zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını, araziyi ziraat eden kişilerin tapu maliklerinin kiracısı veya otlakçısı durumunda olan kişiler olduğunu, tapu kayıtlarının muntazam intikal ve tedavül gördüğünü ileri sürerek eldeki davanın tescil davası ile birleştirilmesine, tescil davasının reddine ve davalının el atmasının önlenmesine karar verilmesini istemiştir. 7. Fer’î müdahil ... vekili 10.11.1990 tarihli dilekçesinde; müvekkilinin muteriz davacılar ... ve arkadaşlarının tutunduğu tapu kaydında paydaş olduğunu, dava sonucunun müvekkilini etkileyeceğini ileri sürerek muteriz davacılar yanında davaya müdahil olmak istediğini beyan etmiştir. Asıl ve Birleştirilen Davalarda Davalı Cevabı: 8. Davalı ... idaresi vekili; orman tahdit haritası getirtilerek yapılacak keşif ile taşınmazın ormanla ilişiğinin saptanacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. 9. Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın bir hududunun dere olduğunu, yine içerisinde okaliptus ağaçları bulunduğunu, jeolog ve ziraat bilirkişileri tarafından inceleme yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 10. Davalı ... Tüzel Kişiliği; usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmadığı gibi duruşmaları da takip etmemiştir. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 11. ... Asliye Hukuk Mahkemesince; davalar birleştirildikten sonra, davaya konu parsel hakkında kadastro tutanağı düzenlenmiş olması nedeniyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 5. ve 27. maddeleri gereğince görevsizlik kararı ile dosya Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. 12. ... Kadastro Mahkemesinin 10.01.2011 tarihli ve 2009/1565 E., 2011/9 K. sayılı kararı ile; davacıların miras bırakanı ...’a isabet ettiği bildirilen çiftliklerin paylaşma işleminin 21 Haziran 1885 (1301 H.) tarihli başvuruya rağmen başvuru ile ilgili belgeler bekletilerek 25 yıl sonra 21 Ağustos 1910 (1326 H.) tarihinde yapıldığı, 26 Temmuz 1291 tarihinde yürürlüğe giren Nizamname hükümlerine göre bu tarihten sonra vakıflarla ilgili olarak her türlü kayıt ve belgelerin tapu idarelerine devredildiği, her türlü tasarruf işlemlerinin devrin yapıldığı tapu idarelerince yapılması gerektiği, miras paylaşımının 1301 tarihinde yapılması nedeni ile tapu maliki ...nin en geç bu tarihte öldüğünün kabulünün zorunlu olduğu, 1326 tarihine kadar tapu intikalinin yaptırılmayarak beklenildiği ve 1326 tarihinde Liva Meclisinde yaptırıldığı, 26 Temmuz 1291 tarihli Nizamname gereği tapu idaresi önünde yapılması gerekirken neden 25 yıl sonra liva meclisinde yaptırıldığının anlaşılamadığı, davacıların dayandıkları bütün tapu kayıtlarının bu kayda dayanan ve bu kayıttan tedavül gören tapu kayıtları olduğu, işlem tarihi itibarı ile uyulması gereken yasal prosedüre uyulmayarak intikal yapılmasının ve bu intikal için de 25 yıl beklenilmesinin tapunun hukukî kıymetinin kalmadığını gösterdiği, yapıldığı tarihte merî olan yasanın ya da mevzuatın öngördüğü maddi ya da şekli şartları taşımayan işlemlerin hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, bu durumda tapu kaydının dava konusu taşınmaz bakımından hukukî kıymetini kaybettiği; davacılar ... ve arkadaşlarının tutunduğu tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbirleri ile düz hatlarla birleştirilmesi sonucu oluşan geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere, dağ, ırmak, tepe, orman, kayalık-taşlık alan gibi yerlerin bulunması karşısında dış hat ya da sınır olarak belirlenen geometrik şeklin tarafları bağlayıcı addedilmesinin olanaksız olduğu, dayanılan tapu kaydının bu nedenle sınırları itibarı ile geçerli sayılmasının mümkün olmadığı; tapu kaydında sabit kabul edilebilecek bir sınır olmadığı için kayıtta yazılı miktarın nereden ölçüleceğini tespit etmenin mümkün olmadığı, kadastro çalışması sırasında tespit gören ve özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte olan arazilerin çevresi dağ, tepe, orman, taşlık, kayalık ve benzeri arazilerle çevrili küçük sayılabilecek alanlardan oluştuğu, sınırların birleştirilmesi ile oluşan geometrik şeklin içinde kalan arazi yapısı içerisinde miktar itibarı ile uygulama yaparak davacıların tutundukları tapu kapsamında taşınmaz belirlenemeyeceği, tapu kaydının miktarı itibarı ile de araziye uygulanmasının mümkün olmadığı, bu açıdan da tapu kaydının hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/B maddesi uyarınca harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının ise davalı tarafın taşınmazı kendilerine teb’an ve kiracı sıfatıyla kullandığını kanıtlayamadığı, eski tapu kaydının davacıların zilyetliği ile birleşmediği, mülkiyet iktisabı için zilyetliklerinin bulunmadığı; kaldı ki, ailenin dayandığı tapu kayıtlarının miktar itibarı ile geçerli olduğu varsayılsa bile tapu kaydında yazılı taşınmaz miktarı, tapu kaydında malik görünen kişi sayısı, kaydın oluşturulduğu ve tedavül gördüğü zamanın tarımsal üretim metot ve tekniği, toprak işlemenin hayvan ve insan gücü ile yapılması, bir insanın da işleyeceği alanın çok kısıtlı olması hususları nazara alındığında davacıların ve mirasbırakanlarının tapu kaydında belirtilen miktarı işlemelerinin mümkün olmadığı, eski tapu kayıtlarına tutunan davacıların işçi tutarak, araç gereç temin ederek vb. yollardan kayıtta yazılı miktarı işlediklerini de kanıtlayamadıkları, bu boyutta bir arazinin kiracılara verme usulü ile işlenmesi halinde bu durumun yöre halkının gözünden kaçmasının, şahit olan insan bulunamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, tapuda malik görünenlerin davaya konu taşınmaza hiçbir zaman zilyet olmadıkları sabit olduğu için lehlerine tapunun hüküm doğurmasının mümkün olmadığı; hukukî değerini yitiren tapu kayıtlarının tedavül görmesi neticesinde yeni hak iddia edenler ortaya çıkmış ise de hukukî geçerliği olmayan tapu kayıtlarının tedavül görmesi ile yeni hak sahibi olunamayacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının tutundukları tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazı kapsadığı kabul edilse dâhi davacı ve taşınmazı ona devredenlerin 743 sayılı Medeni Kanun’un meriyetinden evvel 10 yılı aşkın bir süre taşınmazda zilyet olduğu, bu zilyetliğin Medeni Kanun’un meriyet kazanmasından sonra da kadastro tespit tarihine kadar malik sıfatıyla nizasız ve fasılasız devam ettiği, davacıların (... ailesi) bu duruma müdahale edip varlığını iddia ettikleri haklarını korumak için herhangi bir çekişme yaratmadıkları, davacı zilyedin ve taşınmazı ona devredenlerin bir insan ömrünü aşar zilyetliğinin te’ban ve kiracılık sıfatı ile devam ettiğinin davacılar tarafından kanıtlanamadığı, halen yürürlükte olan 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunnamesinin 20. ve 78. maddeleri gereğince davacıların tutunduğu tapu kayıtlarının davacı zilyet lehine hukukî kıymetini yitirdiği, davacı ... (ve asli müdahil) ile taşınmazı ona devredenlerin bir insan ömrünü aşan kullanımlarının hiçbir itiraza uğramadan malik sıfatıyla, ekonomik amaca uygun bir şekilde sürdüğü, zilyetliğin öncesi tespit edilemeyen bir zamandan kadastro tespit tarihine ve nihayetinde de keşif tarihine kadar devam ettiği, dava konusu taşınmazın ... tarafından asli müdahil ...’a devredildiği, 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesindeki iktisap koşullarının asli müdahil lehine oluştuğu, iktisabı engelleyen hukukî, fiili ve taşınmaz vasfından kaynaklanan bir halin bulunmadığı gerekçesiyle ...’ın davasının kabulüne, diğer davacıların davasının reddine, dava konusu 366 ada 3 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki vasıfla müdahil davacı ... adına tespit ve tapuya tesciline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili, birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı ... İdaresi ve davalı Hazine vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 12.02.2013 tarihli ve 2012/5241 E., 2013/1242 K. sayılı kararı ile; "...Bir kısım davacılar vekili Avukat ... tarafından dosyaya eklenmek üzere sunulan belgeler arasında yer alan ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.10.2010 gün ve 2010/1028-926 sayılı veraset ilamından, davacılardan ...'nin, 14.10.2010 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak geride eşi ... kızı 1941 doğumlu ... ile çocukları ... ve ...'ın kaldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, ...nin adı geçen mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilmeden yargılama sona erdirilerek karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2011 gün ve 2011/11-554 -2011/684 sayılı kararında da değinildiği gibi, ...nin öldüğü tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı H.Y.U.Y'nın 73. (6100 sayılı HMK’nun 27.) maddesinde yasanın gösterdiği istisnalar dışında hakimin tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için yasaya uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyeceği öngörülmüştür. Mahkemece davacı ...'nin ölümüyle, mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilip, kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Aksi halde iddia ve savunma hakkı kısıtlanmış sayılır. Açıklanan hususlar gözetilerek, davacılardan ...'nin yargılama sırasında öldüğü anlaşıldığından, dava dilekçesi ve duruşma gününün adı geçenin tüm mirasçılarına yöntemince tebliğe edilerek, davacı sıfatıyla davayı takip etmeleri için kendilerine olanak tanınması ve bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, yargılamaya devamla işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır." gerekçesiyle ve bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 15. ... Kadastro Mahkemesinin 07.01.2015 tarihli ve 2013/124 E., 2015/6 K. sayılı kararı ile; bozma ilamına uyularak ve ... mirasçıları davaya dahil edilerek yapılan yargılama neticesinde aynı gerekçe ile ilk hükümdeki gibi karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 16. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalı ... İdaresi vekili, davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 17. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 26.05.2015 tarihli ve 2015/5472 E., 2015/4665 K. sayılı kararı ile; "…Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1967 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 1981 yılında yapılan aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması dava tarihinde kesinleşmiş, 1988 ilâ 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilân edilen aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 2896 ve 3302 sayılı kanunlarla ile değişik 2/B uygulaması dava tarihinde kesinleşmemiştir. 1) ...'nın temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; İncelenen dosya kapsamına göre, 06.03.1989 tarihinde açılan ve kadastro mahkemesine aktarılan tescil davasında ... Köyü'ne husumet yöneltildiği, 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun uyarınca ... Köyü'nün Tüzel Kişiliği kaldırılarak İlçe Belediyesine katılması nedeniyle davaya ... Belediye Başkanlığınca devam olunduğu, ancak mahkemece 10.01.2011 gün 2009/1565-9 sayılı hüküm ile davacı ...’ın davasının kabulüne ilişkin verilen kararın, köy tüzel kişiliği tarafından temyiz edilmediğinden aleyhine kesinleştiği anlaşıldığından, temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2) Orman Yönetimi vekilinin temyiz itirazlarına gelince; İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman tahdidi dışında kalan yerlerden olduğu anlaşıldığına ve yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 3) Katılan Hazine vekili ve davacılar ... mirasçıları ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazları yönünden ise; Mahkemece, dava konusu taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarının zilyedi yararına hukukî kıymetlerini kaybettikleri ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının davalılar yararına oluştuğu gerekçesiyle Hazine ve davacılar ... mirasçıları ve arkadaşlarının davasının reddine karar verilmiş ise de, dosya kapsamında toplanan deliller hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Dava konusu taşınmazların sınırında bulunan ve davalı olan taşınmazlara ilişkin dava dosyaları getirtilerek keşifte uygulanmak suretiyle çekişmeli taşınmazı ne olarak gösterdikleri belirlenmemiş, usûlüne uygun olarak olaylara dayalı şekilde zilyetlik şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılmamış, soyut beyanlar ile yetinilmiş, davacılar ... ve arkadaşlarının dayandıkları tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin olarak yapılan araştırma ve inceleme de hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Muteriz davacılar tarafından açılan davada; çekişmeli taşınmazların Temmuz 1969 tarih ve 63, 64 ve Şubat 1962 tarih 4 sıra sayılı tapuların kapsamında kaldığından katılanların dayandığı tapu kaydının mükerrer tapu olduğunu savunmuşlar, yargılama aşamasında başkaca delillere de dayanmalarına rağmen dayanılan tapu kayıtları ve delilleri taşınmazlara denetime elverişli ve yeterli kanaat oluşturacak şekilde uygulanmadığı gibi davanın tarafları arasında çözülmesi gereken, çekişmeli taşınmazın, cinsi ... Valide Sultan Vakfı olan ..., ... ve ... - ... Çiftlik tapuları kapsamında olup olmadığı, bu tapu kayıtları kapsamında ise, geldisi olan ... Valide Sultan Vakfının mülk araziden tahsis edilen, sahih ve icareteynli vakıf olup olmadığı, Mart 1290 tarih 18, 19 ve 20 numaralı çiftlik tapularından paylaşım ve intikal yoluyla oluşan Ağustos 1326 tarih 2, 3 ve 4 numaralı tapularda malik olarak görülen ... kızı ...'ın kök tapu kaydı maliki ... (...) ...'nin kızı olup olmadığı, tapu kayıtlarının doğru temele dayanıp dayanmadığı ve düzenli şekilde intikallerinin yapılıp yapılmadığı ve yine 1948 yılında ölen ... kızı ...ın davacı kişilerin miras bırakanı olup olmadığı, tapu kayıtlarının sahih esasa dayanıp dayanmadığı, çekişmeli taşınmazın bilinen en eski tarihte kimin tarafından kullanıldığı, kimden kime kaldığı, kadastro mahkemesine aktarılan tescil davasında dayanılan zilyetliğin Medenî Kanunun yürürlüğünden 10 yıl önceye uzanıp uzanmadığı, Arazi Kanunnamesinin 20 ya da 78. madde hükümlerinin yürürlükte olup olmadığı ve somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; davacıların dayandığı tapu kayıtlarının ... (... Çiftliği), ... (... çiftliği) ve ... (... Çifliği) köylerinde yapılan kadastro işlemlerinde revizyon görüp görmediği, görmüş ise hangi parsellere revizyon gördüğü, hükmen uygulanmış ise hangi parsellere uygulandığı, harita, plan ya da krokisinin bulunup bulunmadığı, değişebilir sınırlar içerip içermediği, sınırları itibariyle ya da miktarı ile çekişmeli parseli kapsayıp kapsamadığı, kayıt fazlasının nereden kaynaklandığı, zilyetlik yoluyla edinilip edinilemeyeceği, zilyetlik yoluyla kazanma iddiasında bulunan kişiler için bu koşulların oluşup oluşmadığı, adlarına tescil kararı verilen kişilerin zilyetliklerinin kiracı sıfatıyla mı yoksa malik sıfatıyla mı olduğu, zilyetlerin, tapu malikleri ve maliki evvellerine kira ya da benzeri bir ödeme yapıp yapmadıkları, çiftlik tapu malikleri ile ... köyünden 79 kişi arasında görülüp kesinleşen ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333-51 sayılı kararının ve davacıların sunduğu diğer kararların, davanın tarafları için kesin hüküm niteliğinde bulunup bulunmadığı, çekişmeli taşınmazın bu kararların kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin hususlar çözüme kavuşturulmamış, taraflarca ileri sürülen deliller gerektiği şekilde irdelenmemiş, hangi delile niçin değer verildiği ya da niçin değer verilmediği, hangisinin diğerine üstün tutulduğu konusunda yeterli açıklama yapılmamış, iddia ve savunmada ileri sürülen hususlar cevaplanmamıştır. 3402 sayılı Kanunun 26 ve devamı maddelerinde kadastro mahkemesinin yargılama usûlü düzenlenmiştir. İstisnalar dışında, kadastro mahkemesi de, genel mahkemelerde olduğu gibi, tarafların iddiaları ve savunmaları ile bağlı olup, aynı yere ilişkin olsa bile, farklı dosyalarda sunulan delillere dayanılarak, hüküm kurulamaz. Başka deyişle, istisnalar dışında, kadastro mahkemesinde de, delillerin taraflarca sunulması ve dosyasının taraflarca oluşturulması ilkesi geçerlidir. Tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmalar ile dayanılan deliller, kesin ya da takdiri delil olmasına göre mahkemece tek tek değerlendirilmelidir. Mahkemece, çiftlik tapu kaydına tutunan davacı gerçek kişilerin iddiaları ve sundukları deliller, dayandıkları tapu kayıtları yöntemince uygulanmamış, tapu kaydı uygulaması yönünden, Kadastro Mahkemesinin 05.04.2001 gün ve 1996/11-16 sayılı kararı kesin hüküm olarak kabul edilmiş ve bu dosyadaki tapu uygulamasına dayanılmışsa da, bu karar, o davanın tarafı olan tapu malikleri ... ve paydaşları yönünden Kadastro Kanununun 34. maddesi gereğince kesin hüküm oluştursa da, Kadastro Mahkemesinin sözü edilen 1996/11 E. sayılı dosyasında taraf olmayan Hazine ve bu dosyanın davacıları olan ve zilyetlikle edinme iddiasında bulunan gerçek kişiler yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı gözetilmemiştir. Tapu kaydına dayanan davacıların tapuları hakkında verilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.11.1978 gün ve 1977/11819-13674 sayılı ve 16. Hukuk Dairesinin 24.04.2001 gün ve 2001/418-2033 sayılı kararlarında açıklandığı gibi, Medenî Kanunun 04 Nisan 1926 tarihinde yayınlanıp 04 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra 29 Mayıs 1926 tarihli ve 864 sayılı Tatbikat (Uygulama) Kanununun 43. maddesinin “Kanunu Medeniye, Borçlar Kanunu ve bu Tatbikat Kanununa aykırı olan hükümler ile “mecelle mülgadır” hükmüyle, Mecelle ve Medenî Kanuna aykırı olan diğer eski mevzuat açıkça yürürlükten kaldırıldığı halde, 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunu, kaldırılan bu kanunlar arasında sayılmamıştır. Medenî Kanunun yayımlandığı tarihten sonra ve fakat yürürlük tarihinden önce, kabul edilen 02.05.1926 tarih 837 sayılı Kanunla, Arazi Kanunnamesinin 68, 69, 70, 71, 74, 76, 84 ve 85. maddeleri yürürlükten kaldırıldığına göre, Arazi Kanunnamesi'nin diğer maddelerinin (özellikle Arazi Kanununun mera, yaylak ve kışlaklarla Medenî Kanuna aykırı olmayan diğer hükümlerinin) yürürlükte olduğunun kabul edilmesi gerektiği, nitekim 28 Şubat 1998 tarihinde yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanununun 36. maddesi ile Arazi Kanunnamesi'nin 97, 98, 99, 100, 101, 102 ve 105. maddelerinin yürürlükten kaldırılmış olması ve 27.01.1943 gün ve 5/7 sayılı ve yine 09.02.1944 gün ve 4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında, 1274 (1858) tarihli Arazi Kanunnamesinin 45. maddesinin, Medenî Kanunun 658 ve 659. maddeleriyle zımnen yürürlükten kaldırıldığı, ancak, diğer maddelerinin halen yürürlükte olduğunun kabul edilmesi, yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 27.04.1949 gün ve 1948/7 - 1949/7 sayılı kararıyla da Arazi Kanunnamesinin 78. maddesi hükmüne değer verilmesi nedenleriyle, Arazi Kanunnamesinin Medenî Kanuna aykırı düşmeyen hükümlerinin, bu arada konuyla ilgili 20 ve 78. maddelerinin yürürlükte olduğunun kabulü ile somut olayda anılan kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılıp tartışılması gerekmektedir. Mahkemece, tapu kaydının çekişmeli parselleri kapsamadığı, bir an için kapsadığı kabul edilse bile, taşınmazların Medenî Kanunun yürürlüğünden önce tapu malikleri dışındaki kişiler tarafından 10 yıldan fazla süreyle zilyet edilmesi nedeniyle, Arazi Kanunnamesinin 20 ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydına değer verilemeyeceği kabul edildiğine göre, dayanılan tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmaza uyup uymadığı, başka bir anlatımla dava konusu taşınmazın davacılar ve katılan gerçek kişilere ait tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı konusunda yapılan uygulamanın yetersiz olması bir yana, zilyetliğe dayanan davacı ve önceki zilyetlerin Medenî Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından önce zilyet olup olmadıkları, zilyetlikleri varsa ne zaman ve ne şekilde başladığı, zilyetliğin çekişmesiz, aralıksız, malik sıfatıyla devam edip etmediği konularındaki araştırma ve bu konuda toplanan deliller de hüküm kurmaya yeterli değildir. Çiftlik sahibi tapu kaydı maliklerinin dayandığı kesinleşmiş mahkeme kararları, komisyon kararları, vergi kayıtları, şer’i mahkeme ilâmları, kamulaştırma kararları, Orman Yönetiminin yaptığı incelemeler ve raporlar ile şer’iye defteri örnekleri, bir kısım köylülerin çiftlik arazilerini kira ve icar vererek kullandıklarına dair 1940 yılından sonra noterde verdikleri taahhütnameler ile diğer deliller karşısında, yerel bilirkişi ve tanık sözlerine ne şekilde değer verildiği, çekişmeli taşınmaza önce ya da şimdi zilyet olan gerçek kişiler ile bu deliller arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, zilyetliğe esas sözleri hükme esas alınan yerel bilirkişi ve taraf tanıkları ile bir kısım tapu malikleri muteriz davacılar arasında aynı nitelikte davalar olup olmadığı araştırılmamış ve irdelenmemiştir. Oysa, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukukî Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. O halde, mahkemece; aynı tapu kayıtlarına dayanılarak açılan bir çok davanın bulunduğu, bunlardan bir kısmının sonuçlandırılıp bir kısmının halen devam ettiği anlaşıldığından, halen görülmekte olan dava dosyalarının birleştirilmesi, yargılamayı geciktirip, para ve emek sarfına yol açacağı ve yıllardan beri devam eden davaları daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale getireceği gözönünde bulundurularak; dava dosyaları birleştirilmeden, muteriz davacılar ... mirasçıları ve arkadaşlarının dayandığı delillerin eksiksiz olarak toplandığı aynı nitelikteki dava dosyalarından birisi kılavuz dosya seçilerek; Tapu kayıtlarında geçen ..., ... (...-..., ...), ... (...), ..., ... (...) köylerinin bulunabilecek en eski tarihli idari sınırlarına ait harita ve diğer belgeler, gerektiğinde eski kayıt ve defterler üzerinde inceleme ve araştırma yapabilecek nitelikte konunun uzmanı bilirkişiler tayin edilerek, Cemaziyelahir 1208, Zilhicce 1207 (9 Ocak 1794) Tarihli Mülkname, ... Valide Sultan Vakfıyesine ilişkin 21 Zilhicce 1209 (1795) tarih ( 12 Ramazan 1263 (1847) ) tarih 477 sayılı Temessük, 25 Safer 1291 (1876) tarihli temessük, ... Çiftliği Mart 1290 tarih D.9 V.18 ... (...) Çiftliği Mart 1290 tarih D.9V.19, ... ve ... Çiftliği Mart 1290 tarih D.9V.20 sayılı tapu kayıtları ile bu sicillerden gelen Ağustos 1326 (1910) tarih ve 3 numaralı ... (...) Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 2 numaralı ... - ... Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 4, ... Çiftliği tapu kayıtları ile bu kayıtların gittileri ve tedavülleri olan diğer tapu kayıtları ve bu kayıtların revizyonları yerel yönetim ve genel müdürlükten getirtilerek bir sıra dahilinde dosya arasına konulmalı, Bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü ya da hükmen bu tapuların uyduğu belirlenen kadastro parselleri, gerekirse mahkemedeki tüm dosyalar ve tapu sicile devredilmiş tüm dosyalar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle saptanmalı, bu parsellerin tesbit tutanakları, tesbitleri kesinleşmişse bu yolla oluşan tapu kayıtları, hükmen kesinleşenlerin bilirkişi raporları dosyaya eklenmeli, Belirlenen revizyon parselleri ile aynı şekilde dava konusu edilen tüm parselleri bir arada gösteren pafta örnekleri getirtilmeli, Sözü edilen tapu kaydına dayanılarak halen ... Asliye, Sulh ve Kadastro Mahkemelerinde devam eden davaların konusu ve kimler arasında görüldüğü, sonuçlanan davalar varsa bunların konusu ve neticesi hakkında tarafların hazırlayacağı dava listesi kendilerinden alınmalı, esas defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak aynı türden uyuşmazlıklar tutanak ile belgelenmeli, Vakıf Taşınmazları ve Vakıf Hukuku Konusunda uzman bilirkişiler belirlenip, dosyadaki tarafların tutunduğu mülknameden başlanarak tüm kayıtlar ve belgeler incelettirilmeli, ... Valide Sultan Vakfının mülk araziden tahsis suretiyle edinilip edinilmediği, sahih vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmeli, muteriz davacıların tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerinin nitelikleri ve mevzuat karşısındaki geçerlilikleri konuları üzerine değişik zamanlarda, üniversite öğretim üyelerinden 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi hükmü uyarınca aldıkları bilimsel mütalaalar incelenmeli, gerekirse bu uzman kişiler HMK'nın 293/2. maddesi uyarınca dinlenilmeli, Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait, en eski tarihlisinden en yeni tarihte düzenlenen memleket haritaları dahil, yöreye ait tüm memleket haritalarının orijinalinden renkli ve onaylı fotokopi örnekleri ile hava fotoğrafları ve amenajman planları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer ve mevki ismi, varsa yakın kadastro parsel numaraları yazılmak suretiyle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 2863 sayılı Kanun hükümlerine göre doğal ya da kültürel sit alanı olup olmadığı sorulmalı, ilgili karar ve harita örnekleri getirtilerek dosyasına eklenmeli, Tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler tesbit edilmeli, gerektiğinde tapu kayıtlarının bilinmeyen sınırlarında yardımcı olacak ve zilyetlik konusunda bilgi verecek tanık isimleri taraflardan istenmeli, önceki keşiflere katılmamış üç orman yüksek mühendisi, üç harita mühendisi, üç jeolog bilirkişi ve üç ziraat uzmanı bilirkişinin ismi yöntemince belirlenmeli, bu bilirkişilere tarafların itirazları olursa değerlendirilerek, gerektiğinde onların yerine başkaları seçilmeli, Bilahare kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; ... Valide Sultan Vakfiyesi ve 17 Rabiulevvel 1295 tarihli İcmali Hakani sureti: ... sancağında, Ula kazasında vaki bir tarafı Çıtırlılı ve bir tarafı ... ve bir tarafı ... ve ... Hududuna müntehi olup işbu hudut ile mahdut mahal derununda ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik, ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik ve ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik sınırları ve ilk tesisi Mart 1290 tarih D.9, V.18 , aynı tarih Varak 19, aynı tarih Varak 20 sayılı tapu kayıtları tüm tesis ve tedavülleri ile, bu kayıtlardan önce oluşturulmuş ise, bu kayıtların, Ağustos 1326 tarihli tarihinde yapılan ifrazlara göre oluşan yeni sınırları itibariyle yerel bilirkişiler yardımıyla yerine uygulanmalı, bu çiftlik sınırları için ayrıca oluşturulan çiftliğe ait tarla ve bina nitelikli tapu kayıtları varsa, onlar dahi uygulanmalı, uygulama sırasında, tutunulan ... Çiftliği, ... Çiftliği ve ... Çiftliği tapularında Mezar Gediği, Dikilitaş, ... sınırlarının ortak sınır, ... (...), ...(...) sınırlarının köy ya da çiftlik sınırları olduğu, tapu kayıtlarının eşcar-ı müsmire ve gayr-ı eşcarı müsmireyi müştemil çiftlik kayıtları olup, bu sınırlar içinde devlet ormanları, dereler, taşlık ve kayalık niteliğindeki devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bulunduğu, sınırlarının mevki ya da nokta sınırlar olduğu, bu sınırların çoğunluğunun devlet ormanı içinde kalması nedeniyle sabit kabul edilemeyeceğinden, 3402 sayılı Kanunun 20/C maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, ... Çiftliğine ait tapu kaydının aynı köy 1 ilâ 169 sayılı parselle uygulandığı, ancak bu parseller hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ... Çiftliği tapusunun ... köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere uygulandığı gözönünde bulundurularak, tapu kayıtları yerine uygulanmalı; bilinmeyen sınırlar konusunda tarafların gösterecekleri tanıklar dinlenmeli, yerel bilirkişi ve tanık sözleri, komşu parsel kayıtları ve eski tarihli memleket haritaları, köy isimleri ve sınırlarına ilişkin tüm kayıtlarla denetlenmeli, yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından tarif edilen ve gösterilen sınırlardaki çelişkilerin yöntemince giderilmeli, revizyon parselleri ile ... (...) ve ... (...) Köyleri (ya da Çiftlikleri) ile memleket haritasında ... Köyü olarak işaretlenmiş bulunan sınırlar gözetilerek sabit sınırların nereler olabileceği değerlendirilerek kayıtlar 3402 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddeleri hükmüne göre, sabit sınırlarla bağlantısı kesilmemek suretiyle, bu sınırlardan başlanarak, genel kadastroda revizyon gördüğü, çiftlik tapu sahipleri adına kesinleşen parseller de dikkate alınmak suretiyle uygulanarak, kayıtların yüzölçümüyle kapsadığı alanlar tereddüte yer bırakmayacak biçimde belirlenmeli, harita mühendisi bilirkişi ve fen bilirkişilere tapu kaydının sınırları itibariyle kapsadığı alanı ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını ayrı ayrı gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; Daha sonra, dosyaya getirtilen en eski tarihli hava fotoğrafları, memleket haritaları, amenajman planları ve orman kadastro haritası ile kadastro paftası ve dayanılan tapu kayıtlarının sınırları ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını gösteren bilirkişi krokisi ve haritası, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yöntemince uygulanarak, tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadığı alanlar içinde kalıp 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre devletleştirilen orman alanları belirlenmeli, yüzölçümüyle geçerli kapsamı dışında kalan orman alanlarının, 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre zaten devlet ormanı sayılması nedeniyle, devletleştirmeye ve iadeye konu edilemeyeceği gözetilmeli, devletleşen orman alanları var ise, bu alanlarının yüzölçümü, tapu kayıtlarının yüzölçümünden düşüldükten sonra, artan bölümün tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceği, başka deyişle birbirlerine sınır olduğu ve toplam 14000 dönüm yüzölçümünde olduğu anlaşılan bu üç tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadıkları alan içinde kalan ormanların devletleştirme kapsamında olduğu gözönünde bulundurularak, devletleştirilen orman alanının yüzölçümü, tapu kaydı miktarından düşüldükten sonra, kalan miktarın bir bütün halinde çiftliğin tapu kaydı kapsamındaki diğer araziler olabileceği düşünülerek muteriz davacıların tapu kayıtlarının kapsamı belirlenmeli, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, aynı yörede dava konusu edilen taşınmazların konumunu çevre taşınmazlarla birlikte bu harita ve fotoğraflar üzerinde bir arada gösterecekleri, tapu kayıtlarının sınırları, yüzölçümü ile kapsadığı alanları ve devletleştirilen orman alanlarını birlikte gösterir ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, kroki düzenlettirilmeli ve düzenlenen bu rapor ve krokiler aynı nitelikteki tüm dava dosyalarına konulmalıdır. Yukarıda anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın, muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı ile kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kalması ve nitelik yitirdiği gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarıldığının belirlenmesi halinde, 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde ile mi yoksa 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde çalışması ile mi dışarı çıkarıldığı belirlenerek, dayanılan tapu kaydı malikleri adına mı yoksa Hazine adına mı orman sınırı dışına çıkarıldığı tesbit edilmeli, Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığının belirlenmesi halinde ise, bu neviden taşınmazların 6831 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunla eklenen ek madde 10 uyarınca orman sınırları dışına çıkarılma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğinden, niteliği belirlenmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verilmelidir. Şayet, dava konusu taşınmazın davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı ve orman tahdidi dışında olduğu belirlendiği takdirde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme iddiasında bulunan davalı gerçek kişi ile tapu kaydına tutunan davacı gerçek kişilerin tanıkları ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin kiracı yada malik sıfatıyla olup olmadığı, Medeni Kanunun yürürlüğünden en az 10 yıl öncesine dayanan zilyetlik olup olmadığı, varsa zilyetliğin başlangıcının ne şekilde hatırlandığı veya kendilerine bu bilgilerin ne şekilde aktarıldığı sorulup, somut olaylara dayalı yeterli ve kesin yanıtlar alınmalı, bir birinin tekrarı niteliğindeki soyut sözlerle yetinilmemeli, tarafların dayandıkları deliller ile özellikle Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333 E. - 1994/51 K. ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 1960/104 E. 1961/25 K. sayılı kararları ile 1989/103 Esas sayılı dava dosyası krokileri yerine uygulanmalı, Çiftlik ve tapu sahipleri tarafından sunulan kiralamaya ilişkin 1940 yılından sonra noterde düzenlenen taahhüt senetleri kendilerine okunarak, bu belgelerde söz edilen kişi ve taşınmazlar ile çekişmeli taşınmazın ve taşınmaza zilyet olanın ilgisinin olup olmadığı hususundaki bilgileri sorulmalı, bu deliller karşısında bazı dosyalarda davacı, bazılarında davalı durumunda olan köylülerin zilyetliğinin asli zilyetlik olup olmadığı değerlendirilmeli, Türkiye genelinde 1936-1937 yıllarında arazi ve bina vergi yazımı yapıldığından ..., ... (..., ...), ..., ... (...) Köyleri'nde bu yıllarda vergiye kayıt edilen arazi ya da bina olup olmadığı Özel İdare Müdürlüğünden sorularak varsa getirtilip yerine uygulanmalı, bu köyde, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanan gerçek kişiler, bunların bayi ya da murislerinin, o yıllara ait hiç vergi kaydı yoksa bunun nedeni araştırılmalı, 1926 yılından önce asli zilyet olan kişilerin 1936 - 1938 yıllarında sahip oldukları yerleri vergiye kayıt ettirmemiş olmalarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, köylülerin vergi kayıtları olmayıp, çiftlik sahiplerinin vergi kayıtları olması halinde bu durumun köylülerin ... köyü arazilerine o yıllarda aslî zilyet olmadıklarının karinesi sayılıp sayılmayacağı tartışılmalı, muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamında kalması ve tapuların sahih ve geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde davacı gerçek kişiler adına tesciline karar verilmelidir. Yukarıda anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı ve orman tahdidi dışında kaldığı belirlendiği ya da tapu kaydı kapsamında kalmakla birlikte tapu kaydının, davalı yararına hukuki kıymetini kaybettiği kabul edildiği takdirde ise, kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşması nedeniyle şimdi olduğu gibi katılan ... adına tesbit ve tesciline karar verilmelidir’’ gerekçesiyle birinci bentde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin, ikinci bentde açıklanan nedenlerle davalı ... İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının reddine, üçüncü bentde açıklanan nedenlerle davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 18. ... Kadastro Mahkemesinin 09.03.2016 tarihli ve 2016/1 E., 2016/11 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 19. Direnme kararı süresi içinde birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı ... İdaresi ve davalı Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 20. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; birleştirilen davada davacıların (... ailesi) tutunduğu tapu kayıtlarının hukuken geçerli kayıtlar olup olmadığı, davacı ... (ve asli müdahil ...) zilyetliğinin 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi’nin 20 ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydının hukukî kıymetini kaybettirecek nitelikte bulunup bulunmadığı, davacıların tutunduğu tapu kayıtlarına kapsam tayini gerekip gerekmediği, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve taşınmazın niteliğinden kaynaklı olarak zilyetlik yoluyla iktisabını engelleyen bir durumun bulunup bulunmadığı, sonucuna göre de, mahkemece tapu kayıtlarına kapsam tayini yönünden bozma ilamında belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 21. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu ... ili ... ilçesi ... köyü ... mevkiinde kain 366 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 28.02.2008 tarihinde yapılan kadastro çalışması neticesinde, tarla niteliğinde, senetsizden, 2632,52 m2 olarak ... oğlu ...’in ceddinden intikalen ve taksimen zilyetliğinde iken tutanağa ekli 13.02.1989 tarihli harici satış senedi ile ... oğlu ...’e sattığı, ...’nin de tutanağa ekli 07.06.1991 tarihli harici satış senedi ile ... oğlu ...’a satarak hak ve alakasını kestiği saptanmış ise de, taşınmazın ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1989/124 esas sayılı dosyasında davalı olduğu belirtilerek ve mülkiyet hanesi boş bırakılarak tespitinin yapıldığı anlaşılmaktadır. 22. Davacılar ... ve arkadaşlarının, ... Valide Sultan Vakfı’na ait olan Mart 1290/Safer 1291 tarih, 18 numaralı (4000 dönüm), 19 numaralı (3000 dönüm) ve 20 numaralı (7000 dönüm) maliki ... adına kayıtlı çiftlik tapu kayıtlarına dayandıkları, anılan tapu kayıtlarının ... (...) kızı ...’a intikal ederek Ağustos 1326 tarih 2, 3 ve 4 numaralı tapulara gittiği, ...’ın da çocukları ..., ..., ... ve ...’e ölünceye dek bakıp gözetmeleri karşılığında verdiği ve Eylül 1340 tarih 3, 4 ve 5 numaralı kayıtların oluştuğu, bu kayıtların da 7.2.1962 tarih 1, 4 ve 5 numaralı tapulara tedavül gördüğü; 18 numaralı kök tapu kaydının 23.05.1969 tarih 10 ve 11 numaralı tapulara, oradan da 21.07.1969 tarih 63 ve 64 numaralı tapulara gittiği, bu kayıtların da ... köyü 1 ilâ 169 numaralı parsellere revizyon gördüğü; 19 numaralı kök tapu kaydının revizyon görmediği; 20 numaralı kök tapu kaydının ise ... köyü 373 ilâ 633 numaralı parsellere revizyon gördüğünün belirtildiği, ancak tespitlere itiraz edildiği; tapu kayıtlarının ... Çiftliğine ait ... köyü 1 ilâ 169 sayılı parsellere revizyon gören sınırlarının; D: Mezar Gediği, B: Dikili Taş, K: ..., G: ... ve bu yerden müfrez çiftlik; ...-... Çiftliğine ait Şubat 1962 tarih 1 sıra numarada 639 hektar 5240 m2 yüzölçümündeki (7000 dönüm) kadastro sırasında ... köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere revizyon gören sınırları; D: Kocalan ve Balan Dağı, B: Taşbük ve ..., K: Çilecik Gediği, G: Gökbel ve Karadağ ve Mezar Gediği ile çevrili olan ve ... (...) Çiftliğine ait Şubat 1962 tarih 4 sıra numarada 275 hektar 7907 m2 (3000 dönüm) yüzölçümündeki ve kadastro sırasında hiç bir parsele revizyon görmeyen sınırları; D: Mezar Gediği, B: İnbükü ve Dikilitaş K. ..., G: ... sınırlı kayıtlar olduğu ve bu kayıtların doğru temele dayanan, intikalleri düzenli yapılan tapu kaydı niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. 23. Öncelikle, davacı ... ve arkadaşlarının dayandığı tapu kayıtları; hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbiri ile düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunması, diğer bir anlatımla 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/C maddesine göre sınırların değişebilir ve genişletilmeye elverişli olması nedeniyle dayanılan kayıtlar sabit hudutlu tapu kayıtları olmadığından hudutları ile değil, miktarı ile geçerli olan tapu kayıtlarıdır. 24. Diğer yandan, davacı tapu maliklerinin (... ailesi) dayandığı Mart 1290/Safer 1291 tarih 18, 19 ve 20 numaralı kök tapu kayıtları kapsamındaki taşınmazların ... Kadastro Mahkemesinin 1996/11 Esas, 2001/16 Karar sayılı dosyasına sunulan 08.03.2000 tarihli ..., ... ve ... tarafından düzenlenen raporda belirtildiği gibi, gayrisahih (tahsisat kabilinden, irsadi ) vakıf taşınmazı olarak ... Valide Sultan Vakfına ait olan ve geliri vakfedilen mirî araziler olduğu ve bu hususun aynı tapu kayıtlarına dayalı olarak açılan ve Yargıtay’dan geçerek kesinleşen bir çok dava sonucunda saptandığı da açıktır. 25. Mirî arazilerde uygulanan 1274 tarihli (1858) Arazi Kanunnamesi’nin 20. ve 78. maddesinin yürürlükte olduğu da tartışmasızdır. Dava konusu edilen taşınmazda/taşınmazlarda da koşulları varsa bu hükümler uygulanacaktır. Arazi Kanunnamesi’nin 20. maddesinin uygulanmasında öncelikle dava konusu taşınmazın zilyet edilebilir nitelikte bir taşınmaz olması gerekir. Diğer iktisap şartları da şöyle sıralanmaktadır: 1) Davacının kesintisiz 10 yıl boyunca araziye malik sıfatıyla zilyet olması 2) Davacının süre boyunca küçük veya gayri mümeyyiz olmaması 3) Davacının araziye kaba güçle el koymuş olmaması 4)Arazinin ulaşması çok uzun sürecek uzak bir yerde olmaması (Sahibinin yaşadığı yer açısından) 5)Davacının araziyi geçerli bir sebep olmaksızın ele geçirip kullandığını süre içinde ikrar ve itiraf etmiş olmaması. Şu hâlde, 10 yıl boyunca malik sıfatıyla zilyet olma, Arazi Kanunnamesi’nin 20. maddesine göre hak kazanmanın temel şartıdır. 20. maddenin aradığı maddi vakıaların ve kanuni şartların Medeni Kanun’un yürürlük tarihi olan 04.10.1926 tarihine dek tamamlanmış olması gereklidir. Buna göre, mirî arazi niteliğindeki tapulu taşınmaz zilyedi tarafından malik sıfatıyla 04.10.1926 tarihinde yürürlüğe giren Medeni Kanun’dan geriye doğru yani en az 1916 yılından 1926 yılına kadar kullanılıyorsa ve anılan maddedeki diğer koşulların da gerçekleşmesi hâlinde zilyet lehine tescil kararı verilebilecektir. Bunun yanı sıra edinim koşullarının oluşup oluşmadığının, her parsel yönünden ayrı ayrı irdelenmesi, parsel bazında tapu kaydının hukukî kıymetini koruyup korumadığının değerlendirilmesi gerekir. Tapu kaydının dava konusu edilen bir taşınmaz yönünden Arazi Kanunnamesi’nde belirtilen hükümler gözetilerek hukukî kıymetini yitirmiş olması, o tapu kaydının tamamen hukukî kıymetini yitirdiği anlamına gelmeyip, sadece dava konusu edilen ilgili taşınmaz yönünden hukukî kıymetini kaybettiğini göstermektedir. Başka bir taşınmaz yönünden aynı tapu kaydı, Arazi Kanunnamesi’ndeki koşullar oluşmamışsa hukukî kıymetini koruyacaktır. 26. Mahkemece dikkate alınması gereken husus, dava konusu edilen taşınmaz kadim tarım arazisi ise zilyedi lehine 1274 tarihli (1858) Arazi Kanunnamesi’nin 20.maddesinde düzenlenen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasıdır. Taşınmaz kadim tarım arazisi olmayıp, hâli arazi gibi zilyet edilmesi olanaklı bir yer değilse, en az 1916-1926 yılları arası 10 yıl zilyet olma koşulu gerçekleşmiş olmayacağından ve tapu hukukî kıymetini kaybetmeyeceğinden tapu kaydının kapsamının belirlenmesi ve hak sahibi olacak kişinin belirlenen bu kapsamdaki yeri kullanıyor olması gerekir. 27. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Asliye Hukuk Mahkemesi aşamasında 22.01.1990 tarihinde dava konusu taşınmaz başında yapılan keşif sırasında dinlenen 1932 doğumlu mahalli bilirkişi beyanında, dava konusu taşınmazın öncesinde ...’e ait olduğunu, ...’e de babası ...’dan kaldığını, ...’ın ölümü sonrasında mirasçılar arasında yapılan taksim ile ...’e düştüğünü, ... tarafından davacı ...’e satıldığını, bu taşınmazda itiraz eden ... ve arkadaşlarının hakları olmadığını, zaten ... köyünde de kullandıkları bir yerin bulunmadığını ifade etmiş, 1915 doğumlu ve 1930 doğumlu davacı zilyet tanıkları da dava konusu taşınmazın evveliyatı ile ilgili mahalli bilirkişi beyanını tekrarlamışlardır. 28. Kadastro Mahkemesi aşamasında 06.11.2010 tarihinde dava konusu taşınmaz başında yapılan keşif sırasında dinlenen 1928 doğumlu mahalli bilirkişi beyanında, dava konusu taşınmazın öncesinde ...’e ait olduğunu, ...’e de 1980’li yıllarda ölen babası ...’dan kaldığını, ...’a da seferberlikte kaldığı (öldüğü) söylenen babası ...’dan intikal ettiğini, ...’in bu yeri yirmi yıl kadar önce ... isimli kişiye sattığını, onun da ...’a sattığını, davacılar ... ve arkadaşlarının isimlerini köyde 1970’li yıllarda kadastro çalışmaları sırasında duyduğunu, çok sayıda taşınmaza dava açmışlar ise de hepsini kaybettiklerini, köyde yerleri olduğunu ve bu yerlerini kiraya verdiklerini şimdiye kadar duymadığını ve görmediğini ifade ettiği, 1933 doğumlu davacı zilyet tanıklarının da dava konusu taşınmazın evveliyatı ile ilgili mahalli bilirkişi beyanını tekrarladıkları, mahkeme tarafından yapılan gözlemde; dava konusu taşınmazın ... mevkisi olarak bilinen ve zirai amaçlı kullanılan taşınmazların olduğu zemini düz bir alanda yer aldığı, taşınmaz içerisinde eski bir temel olduğu, kalan kısmının tarla olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. 29. Kadastro Mahkemesince yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporları incelendiğinde; ziraat bilirkişi, dava konusu taşınmazın düz bir ovanın içinde yer aldığını, taşınmazdaki toprağın derin bir profile sahip (120-130 cm) killi-tınlı, su tutma kapasitesi yüksek, gevşek, geçirgen ve süzek olduğunu, bu hususların toprağın uzun yıllardır işlendiğini gösterdiğini, taşınmazın zirai manada imar-ihyasının tespitten geriye doğru yaklaşık 30-35 yıl öncesinden tamamlanmış olduğunu (bir başka ifadeyle zilyetliğin tamamlanma tarihinden daha da öncesine dayandığı), uzun yıllardır zirai amaçla kullanıldığını ve kadim ziraat arazisi olduğunu saptamıştır. Orman bilirkişi, dava konusu taşınmazın orman tahdidi dışında kaldığını, toprak yapısı ve bitki örtüsü yönünden orman niteliğinin bulunmadığını, orman içi açıklık olmadığı gibi 6831 sayılı Kanun’un 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B maddesi kapsamında orman dışına çıkarılan yerlerden de olmadığını tespit etmiştir. Jeolog bilirkişi, dava konusu taşınmazda kayalık, taşlık, doğal kumluk, çakıllık, sazlık ve bataklık bir alanın bulunmadığını, dava konusu taşınmaz sınırındaki yoldan sonra bir dere bulunduğunu, taşınmazın dere kesit alanı içerisinde kalan bir kısmı olmadığını belirtmiştir. 30. Dosya içeriği, toplanan deliller ve özellikle bilirkişi raporları ile de doğrulanan mahalli bilirkişi ve zilyet tanık beyanlarına göre; ... Kadastro Mahkemesinin 1996/11 Esas, 2001/16 Karar sayılı dosyasına sunulan 08.03.2000 tarihli ..., ... ve ... tarafından düzenlenen raporda da belirtildiği gibi, davacı tapu maliklerinin (... ailesi) dayandığı Mart 1290/Safer 1291 tarih 18, 19 ve 20 numaralı kök tapu kayıtları kapsamındaki taşınmazların ... Valide Sultan Vakfı’na ait taşınmazlardan geliri vakfedilen (tahsisat kabilinden, irsadi ) miri arazilerden olduğu, miri arazilerde uygulanan ve hâlen yürürlükte olan 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi’nin 20. ve 78. maddelerinin eldeki davaya uygulanması gerektiği, dava konusu taşınmazın zilyet edilebilir nitelikte bir taşınmaz olduğu, davacı ve önceki zilyetlerin dava konusu taşınmazı bir insan ömrünü aşan zamandan beri malik sıfatıyla ve zirai amaçla kullandığı, bu zilyetliğin Medeni Kanun’un yürürlük tarihi olan 04.10.1926 tarihinden önce en az 10 yıllık süreyi kapsadığı, bir başka ifadeyle en az 1916 yılından 1926 yılına kadar davacı tarafın zilyetliğinin kanıtlandığı, bu durum karşısında davacı ... ailesinin tutunduğu tapu kayıtlarının Arazi Kanunnamesi’nin 20. maddesi gereğince dava konusu taşınmaz bakımından hukukî kıymetini yitirdiği, o hâlde dayanılan tapu kayıtlarına kapsam tayini gerekmediği, öte yandan anılan 20. maddedeki diğer koşulların da davacı zilyet lehine gerçekleştiği anlaşıldığından, davacı zilyet ... lehine tescil kararı veren yerel mahkeme kararının isabetli olduğu anlaşılmaktadır. 31. Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Birleştirilen davada davacılar ... ve arkadaşları vekili ile davalı ... İdaresi ve davalı Hazine vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle ONANMASINA, Harçlar peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/161 E., 2022/1775 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKadastro Mahkemesi
tam metni aç
vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmeli, muteriz davacıların tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerinin nitelikleri ve mevzuat karşısındaki geçerlilikleri konuları üzerine değişik zamanlarda, üniversite öğretim üyelerinden 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi hükmü uyarınca aldıkları bilimsel mütalaalar incelenmeli, gerekirse bu uzman kişiler HMK'nın 293/2 maddesi uyarınca dinlenilmel
Hukuk Genel Kurulu         2022/161 E.  ,  2022/1775 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “kadastro tespitine itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Kadastro Mahkemesince davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine, müdahil davacı Hazine’nin davasının kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalılar ... ve arkadaşları (... mirasçıları) ve müdahil davacı Hazine vekilinin (orman niteliği yönünden) temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar ... ve arkadaşları vekili ve müdahil davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 438. maddesinin ikinci fıkrasında direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılması öngörülmediğinden davacılar ... ve arkadaşları vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar ... ve arkadaşları vekili ... Kadastro Mahkemesine sunduğu 02.08.1991 havale tarihli dava dilekçesinde; ... ilçesi ... köyü kadastro çalışmaları neticesinde davalılar adına tespit gören dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın müvekkilleri ile murislerine ait 07.02.1962 tarih ve 1, 2, 3 numarada kayıtlı kadim ve sahih tapu kayıtları içerisinde kaldığını, bilirkişilerin yalan beyanı ile davalı adına tespit gördüğünü, dayandıkları tapu kayıtları geldisinin ... Valide Sultan Vakfından tesis edildiğini, icareteynli bir vakıf olduğunu, mutasarrıfının da ... ve onun mirasçıları olduğunu, 2762 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince 1961 yılında taviz bedeli ödenerek taşınmazların mülkiyetini kazandıklarını, bu durumun Eylül/1340 tarihli geldi kaydında yazılı olduğunu, icareteynli vakıf taşınmazlarının üçüncü kişilerce kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabının mümkün olmadığını, ormanların devletleştirilmesi ve bir kısım yerlerin kamulaştırılması için tapu maliklerine ödeme yapıldığı gibi 1936-1937 yıllarında yapılan tahrirde de taşınmazların tapu malikleri adına kayıt edildiğini ileri sürerek davalılar adına yapılan tespitin iptali ile müvekkilleri ve diğer paydaşlar adına tespit ve tescile karar verilmesini istemiş, bilahare sunduğu tarihsiz dilekçesinde; dayandıkları tapunun geldi kayıtlarının 1290/Mart tarih, 9 defter ve 18, 19, 20 varakta kayıtlı olduğunu, dava konusu taşınmazların anılan çiftlik tapu kayıtları kapsamında kaldığını beyan etmiştir. 5. Asli müdahiller ... ve ... vekili harçlandırdığı 21.08.1995 tarihli dilekçesinde; ... ...’nin murisleri..., ... ve ... ... ...’nin vekili... tarafından ... maa ... ve ... çiftliklerinin tamamının dava dışı Mustafa Aktaş’ satış vaadi sözleşmesi ile satıldığını, Mustafa tarafından da değişik tarihlerde müvekkillerine satışlar yapıldığını, eldeki davanın kendilerine satılan taşınmazlarla ilgili olduğunu ileri sürerek davacılar yanında asli müdahil olmalarına ve mirasçı ... ... adına tescil edilecek payın müvekkilleri ...ve Hamza adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 6. Asli müdahil Hazine vekili 22.04.2005 havale tarihli dilekçesinde; dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın orman içi açıklık olduğunu, bu durumun OTS paftalarından anlaşıldığını, 6831 sayılı Kanun ve yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda dört tarafı orman ile çevrili dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlik iddiasının dinlenmeyeceğini ileri sürerek asli müdahale taleplerinin kabulü ile çekişmeli 275 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Cevabı: 7. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacıların dayandığı tapu kayıtlarının düzenli intikal görmediği gibi gayri sabit hudutlu ve hukuken geçersiz kayıtlar olduğunu, tutunulan tapu kayıtları içerisindeki ormanların 4785 sayılı Kanun gereğince Hazine adına kamulaştırıldığını, davacıların bu bölgedeki taşınmazlarını köylülere satarak teslim ettiklerini belirterek davanın reddi ile dava konusu taşınmazların tespit gibi müvekkili adına tescilini istemiştir. 8. Davalı ...; usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış, 22.02.1993 tarihli celsede; dava konusu taşınmazı babası ...’e ait bildiğini, ancak babasıyla bu konuda konuşmadıklarını beyan etmiştir. 9. Davalı ...; usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamış, 16.06.1993 tarihli celsede; dava konusu taşınmazın kendilerine ait olduğunu, bu hususu altı yaşından beri bildiğini belirterek davanın reddini savunmuş, bozma sonrası sunduğu 09.08.2016 tarihli dilekçesiyle; kardeşi ...’ın dava konusu taşınmazdaki hak ve hisselerini ... 2. Noterliğinin 30.07.1999 tarih ve 12353 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile bedeli peşin ödenmek suretiyle kendisine sattığını, yine ... 3. Noterliğinin 17.10.2012 tarih ve 7264 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde muvafakatnamesi ile de tescil için onay verdiğini ileri sürerek ...’a ait hisseyi devraldığı hususunun dikkate alınmasını talep etmiştir. 10. Diğer davalılar; davaya cevap vermemişlerdir. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı: 11. ... Kadastro Mahkemesinin 20.04.2009 tarihli ve 1991/191 E., 2009/524 K. sayılı kararı ile; davacıların mirasbırakanı ...’a isabet ettiği bildirilen çiftliklerin paylaşma işleminin 21 Haziran 1885 (1301 H.) tarihli başvuruya rağmen başvuru ile ilgili belgeler bekletilerek 25 yıl sonra 21 Ağustos 1910 (1326 H.) tarihinde yapıldığı, 26 Temmuz 1291 tarihinde yürürlüğe giren Nizamname hükümlerine göre bu tarihten sonra vakıflarla ilgili olarak her türlü kayıt ve belgelerin tapu idarelerine devredildiği, her türlü tasarruf işlemlerinin devrin yapıldığı tapu idarelerince yapılması gerektiği, miras paylaşımının 1301 tarihinde yapılması nedeni ile tapu maliki ... efendinin en geç bu tarihte öldüğünün kabulünün zorunlu olduğu, 1326 tarihine kadar tapu intikalinin yaptırılmayarak beklenildiği ve 1326 tarihinde Liva Meclisinde yaptırıldığı, 26 Temmuz 1291 tarihli Nizamname gereği tapu idaresi önünde yapılması gerekirken neden 25 yıl sonra liva meclisinde yaptırıldığının anlaşılamadığı, davacıların dayandıkları bütün tapu kayıtlarının bu kayda dayanan ve bu kayıttan tedavül gören tapu kayıtları olduğu, işlem tarihi itibarı ile uyulması gereken yasal prosedüre uyulmayarak intikal yapılmasının ve bu intikal için de 25 yıl beklenilmesinin tapunun hukukî kıymetinin kalmadığını gösterdiği, yapıldığı tarihte meri olan yasanın ya da mevzuatın öngördüğü maddi ya da şekli şartları taşımayan işlemlerin hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, bu durumda tapu kaydının davalı zilyet lehine hukukî kıymetini kaybettiği; davacılar ... ve arkadaşlarının tutunduğu tapu kaydının gayri sabit sınırlı olup, dayanılan kayıtlardaki hudutların arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, bazı hudutların nokta hudutlar olması, hudutların birbirleri ile düz hatlarla birleştirilmesi sonucu oluşan geometrik şekil içerisinde kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dere, dağ, ırmak, tepe, orman, kayalık-taşlık alan gibi yerlerin bulunması, dış hat ya da sınır olarak belirlenen geometrik şeklin tarafları bağlayıcı addedilmesinin olanaksız olduğu, dayanılan tapu kaydının bu nedenle sınırları itibarı ile geçerli sayılmasının mümkün olmadığı; tapu kaydında sabit kabul edilebilecek bir sınır olmadığı için kayıtta yazılı miktarın nereden ölçüleceğini tespit etmenin mümkün olmadığı, kadastro çalışması sırasında tespit gören ve özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte olan arazilerin çevresi dağ, tepe, orman, taşlık kayalık ve benzeri arazilerle çevrili küçük sayılabilecek alanlardan oluştuğu, sınırların birleştirilmesi ile oluşan geometrik şeklin içinde kalan arazi yapısı içerisinde miktar itibarı ile uygulama yaparak davacıların tutundukları tapu kapsamında taşınmaz belirlenemeyeceği, tapu kaydının miktarı itibarı ile de araziye uygulanmasının mümkün olmadığı, bu açıdan da tapu kaydının hukukî sonuç doğurmasının mümkün olmadığı; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/B maddesi uyarınca harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılacağı, davacılar ... ve arkadaşlarının ise davalı tarafın taşınmazı kendilerine teb’an ve kiracı sıfatıyla kullandığını kanıtlayamadığı, eski tapu kaydının davacıların zilyetliği ile birleşmediği, mülkiyet iktisabı için zilyetliklerinin bulunmadığı; kaldı ki, ailenin dayandığı tapu kayıtlarının miktar itibarı ile geçerli olduğu varsayılsa bile tapu kaydında yazılı taşınmaz miktarı, tapu kaydında malik görünen kişi sayısı, kaydın oluşturulduğu ve tedavül gördüğü zamanın tarımsal üretim metot ve tekniği, toprak işlemenin hayvan ve insan gücü ile yapılması, bir insanın da işleyeceği alanın çok kısıtlı olması hususları nazara alındığında davacıların ve mirasbırakanlarının tapu kaydında belirtilen miktarı işlemelerinin mümkün olmadığı, eski tapu kayıtlarına tutunan davacıların işçi tutarak, araç gereç temin ederek vb. yollardan kayıtta yazılı miktarı işlediklerini de kanıtlayamadıkları, bu boyutta bir arazinin kiracılara verme usulü ile işlenmesi hâlinde bu durumun yöre halkının gözünden kaçmasının, şahit olan insan bulunamamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, tapuda malik görünenlerin davaya konu taşınmaza hiçbir zaman zilyet olmadıkları sabit olduğu için lehlerine tapunun hüküm doğurmasının mümkün olmadığı; hukukî değerini yitiren tapu kayıtlarının tedavül görmesi neticesinde yeni hak iddia edenler ortaya çıkmış ise de hukukî geçerliği olmayan tapu kayıtlarının tedavül görmesi ile yeni hak sahibi olunamayacağı, müdahil davacılar ... ve ...’ın dava konusu taşınmaz için kadastro tespit tutanağından sonra doğduğunu iddia ettikleri hakka dayandıkları, 3402 sayılı Kanun’un 25. maddesi uyarınca Kadastro Mahkemesinin tespit tarihine kadar olan uyuşmazlıklara bakmakla görevli olduğu, bu tarihten sonra doğan uyuşmazlıklara genel mahkemelerce bakılacağı, bu nedenle anılan müdahillerin davalarına Kadastro Mahkemesince bakılamayacağı, davalarının görev yönünden reddine karar vermek gerektiği, dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışması sırasında tarla vasfıyla davalı Hazine (doğrusu davalılar) adına tespit gördüğü, orman bilirkişi raporunda taşınmazın orman içi açıklık olduğunun belirtildiği, taşınmazın etrafının orman ile çevrili olduğu, Kanun Koyucu tarafından hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunun kapatıldığı, dava konusu taşınmazın memleket haritasında açıklık gözükmesinin bu olguyu değiştirmeyeceği, aksi durumda orman bütünlüğünün bozulacağı, bu tür yerlerin kanun gereği orman sayıldığı, zilyetlik yoluyla kazanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine, müdahil davacı Hazine’nin davasının kabulü ile dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespitin iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline, müdahil davacılar ... ve ...’ın davalarının görev yönünden reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalılar ... ve ... vekili ve müdahil davacı Hazine vekili (orman niteliği yönünden) temyiz isteminde bulunmuştur. 13. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 10.12.2009 tarihli ve 2009/18037 E., 2009/18352 K. sayılı kararı ile; yerel mahkeme kararı onanmış ise de, onama kararına karşı süresi içinde davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... İşler karar düzeltme isteminde, davalı ... (...’in boşandığı eşi ...Kaz’dan olma çocuğu) vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 14. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 03.05.2011 tarihli ve 2011/4286 E., 2011/5447 K. sayılı kararı ile; ‘’…Yargılama sırasında taraf olarak yer almayan ancak, yargılamadan sonra karar tebliği aşamasında, davalı ...’in ...Kaz ile evliliğinden doğan çocuğu ve mirasçısı olarak kararın kendisine tebliğini isteyen ... vekili, Yerel Mahkemenin 20.09.2009 gün ve 1991/191-524 sayılı hükmünün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesini ve bozulmasını istemekle, tayin olunan 03.05.2011 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davalı ... mirasçısı ... vekili Avukat .... ile katılan Hazine vekili Avukat ....geldiler, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü: Dairece ... mirasçıları ..., ... ve ....’in karar düzeltme istemi ve ....in ...Kaz ile evliliğinden doğan çocuğu ve mirasçısı ...’ın temyiz istemi incelenecektir. H.Y.U.Y.sının 73. maddesi gereğince, yasada öngörülen ayrık durumlar hariç, hakim davanın taraflarını, istek, iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için yöntemince davet etmedikçe hükmünü veremez. Dava ve katılma dilekçeleri, ölü davalı ...’in ...Kaz ile olan evliliği nedeniyle mirasçıları olan çocukları ... ve ...’a yöntemince tebliğ edilip, taraf teşkili sağlanmadan yargılamaya devamla hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup mutlak bozma nedenidir.’’ gerekçesiyle davalılar ..., ... ve ...’in karar düzeltme istemlerinin kabulü ile onama kararının kaldırılmasına, aynı nedenlerle ..., ... ve ...’in karar düzeltme; ... mirasçısı ...’ın temyiz istemlerinin kabulüyle hükmün taraf teşkili yönünden bozulmasına, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 15. ... Kadastro Mahkemesinin 26.12.2011 tarihli ve 2011/303 E., 2011/457 K. sayılı kararı ile; bozma ilamına uyularak ve taraf teşkili sağlanarak yapılan yargılama neticesinde aynı gerekçe ile ilk hükümdeki gibi karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 16. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalılar ... ve arkadaşları (... mirasçıları) ve müdahil davacı Hazine vekili (orman niteliği yönünden) temyiz isteminde bulunmuştur. 17. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 24.02.2015 tarihli ve 2014/3037 E., 2015/888 K. sayılı kararı ile; ‘’… Dava kadastro tespitine itiraz niteliğindedir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde ... serisi olarak, 1967 yılında yapılıp tesbit tarihinden önce kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 22 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1981 yılında yapılıp 24.07.1981 tarihinde ilân edilerek 24.07.1982 tarihinde aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması ve 1988 ila 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 ve 3302 sayılı kanunlar ile değişik 2/B uygulaması vardır. Mahkemece, dava konusu taşınmazın orman içi açıklık niteliğinde bulunduğu gerekçesiyle Hazine tarafından açılan davanın kabulüne karar verilmiş ise de, dosya kapsamında toplanan deliller hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Şöyle ki; 25.12.2002 tarihinde yapılan keşif sonucu rapor düzenleyen orman bilirkişisi A. Altınçekiç dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın, 1967 yılında yapılan orman tahdidinde orman içi açıklık poligonu içinde bırakıldığını, 6831 sayılı Kanunun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddeleri kapsamında orman sınırı dışına çıkartılan yerler ile ilgisinin bulunmadığı yönünde görüş belirttiği halde, 20.03.2009 tarihinde yapılan keşif üzerine rapor düzenleyen orman bilirkişisi İ.Y. Ertoğlu ise, dava konusu taşınmazın orman tahdidi sırasında orman içi açıklık niteliğinde olduğu ve orman tahdidi içinde bırakıldığı, nitelik yitirdiği gerekçesiyle 2/B madde uygulaması ile XXXIV nolu 2/B parseli olarak orman sınırı dışına çıkarıldığını belirttiğinden, çekişmeli taşınmazın orman tahdidi içinde kalıp kalmadığı ve nitelik yitirdiğinden orman sınırı dışına çıkarılıp çıkarılmadığı konusundaki bilirkişi raporlarında varolan çelişki giderilmeden hüküm kurulmuştur. Ayrıca, çekişmeli taşınmazın sınırlarında bulunan ve bir kısmı hükmen kesinleşen taşınmazların da nitelik yitirdikleri gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarıldıklarının belirlendiği gözetilmemiş, davacılar ... ve arkadaşlarının dayandıkları tapu kayıtlarının uygulamasına ilişkin olarak yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. … O halde, mahkemece; aynı tapu kayıtlarına dayanılarak açılan bir çok davanın bulunduğu, bunlardan bir kısmının sonuçlandırılıp bir kısmının halen devam ettiği anlaşıldığından, halen görülmekte olan dava dosyalarının birleştirilmesi, yargılamayı geciktirip, para ve emek sarfına yol açacağı ve yıllardan beri devam eden davaları daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale getireceği gözönünde bulundurularak; dava dosyaları birleştirilmeden, muteriz davacılar ... mirasçıları ve arkadaşlarının dayandığı delillerin eksiksiz olarak toplandığı aynı nitelikteki dava dosyalarından birisi kılavuz dosya seçilerek; Tapu kayıtlarında geçen ..., ... (...-..., ...), ... (...), ..., ... (...) Köylerinin bulunabilecek en eski tarihli idari sınırlarına ait harita ve diğer belgeler, gerektiğinde eski kayıt ve defterler üzerinde inceleme ve araştırma yapabilecek nitelikte konunun uzmanı bilirkişiler tayin edilerek, Cemaziyelahir 1208, Zilhicce 1207 (9 Ocak 1794) Tarihli Mülkname, ... Valide Sultan Vakfıyesine ilişkin 21 Zilhicce 1209 (1795) tarih ( 12 ..... 1263 (1847) ) tarih 477 sayılı Temessük, 25 Safer 1291 (1876) tarihli temessük, ... Çiftliği Mart 1290 tarih D.9 V.18 ... (...) Çiftliği Mart 1290 tarih D.9V.19, ... ve ... Çiftliği Mart 1290 tarih D.9V.20 sayılı tapu kayıtları ile bu sicillerden gelen Ağustos 1326 (1910) tarih ve 3 numaralı ... (...) Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 2 numaralı ... - ... Çiftliği, Ağustos 1326 (1910) tarih ve 4, ... Çiftliği tapu kayıtları ile bu kayıtların gittileri ve tedavülleri olan diğer tapu kayıtları ve bu kayıtların revizyonları yerel yönetim ve Genel Müdürlükten getirtilerek bir sıra dahilinde dosya arasına konulmalı, Bu tapu kayıtlarının revizyon gördüğü ya da hükmen bu tapuların uyduğu belirlenen kadastro parselleri, gerekirse mahkemedeki tüm dosyalar ve tapu sicile devredilmiş tüm dosyalar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle saptanmalı, bu parsellerin tesbit tutanakları, tesbitleri kesinleşmişse bu yolla oluşan tapu kayıtları, hükmen kesinleşenlerin bilirkişi raporları dosyaya eklenmeli, Belirlenen revizyon parselleri ile aynı şekilde dava konusu edilen tüm parselleri bir arada gösteren pafta örnekleri getirtilmeli, Sözü edilen tapu kaydına dayanılarak halen ... Asliye, Sulh ve Kadastro Mahkemelerinde devam eden davaların konusu ve kimler arasında görüldüğü, sonuçlanan davalar varsa bunların konusu ve neticesi hakkında tarafların hazırlayacağı dava listesi kendilerinden alınmalı, esas defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak aynı türden uyuşmazlıklar tutanak ile belgelenmeli, Vakıf Taşınmazları ve Vakıf Hukuku Konusunda uzman bilirkişiler belirlenip, dosyadaki tarafların dayandığı mülknameden başlanarak tüm kayıtlar ve belgeler incelettirilmeli, ... Valide Sultan Vakfının mülk araziden tahsis suretiyle edinilip edinilmediği, sahih vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmeli, muteriz davacıların tapu kayıtlarının tesis ve tedavüllerinin nitelikleri ve mevzuat karşısındaki geçerlilikleri konuları üzerine değişik zamanlarda, üniversite öğretim üyelerinden 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi hükmü uyarınca aldıkları bilimsel mütalaalar incelenmeli, gerekirse bu uzman kişiler HMK'nın 293/2 maddesi uyarınca dinlenilmeli, Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait, en eski tarihlisinden en yeni tarihte düzenlenen memleket haritaları dahil, yöreye ait tüm memleket haritalarının orijinalinden renkli ve onaylı fotokopi örnekleri ile hava fotoğrafları ve amenajman planları, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer ve mevki ismi, varsa yakın kadastro parsel numaraları yazılmak suretiyle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 2863 sayılı Kanun hükümlerine göre doğal ya da kültürel sit alanı olup olmadığı sorulmalı, ilgili karar ve harita örnekleri getirtilerek dosyasına eklenmeli, Tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişiler tesbit edilmeli, gerektiğinde tapu kayıtlarının bilinmeyen sınırlarında yardımcı olacak ve zilyetlik konusunda bilgi verecek tanık isimleri taraflardan istenmeli, önceki keşiflere katılmamış üç orman yüksek mühendisi, üç harita mühendisi, üç jeolog bilirkişi ve üç ziraat uzmanı bilirkişinin ismi yöntemince belirlenmeli, bu bilirkişilere tarafların itirazları olursa değerlendirilerek, gerektiğinde onların yerine başkaları seçilmeli, Bilahare kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; ... Valide Sultan Vakfiyesi ve 17 Rabiulevvel 1295 tarihli İcmali Hakani sureti: ...... sancağında, Ula kazasında vaki bir tarafı Çıtırlılı ve bir tarafı ... ve bir tarafı ... ve ... Hududuna müntehi olup işbu hudut ile mahdut mahal derununda ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik, ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik ve ... Çiftliği denmekle arif bir kıta çiftlik sınırları ve ilk tesisi Mart 1290 tarih D.9, V.18, aynı tarih Varak 19, aynı tarih Varak 20 sayılı tapu kayıtları tüm tesis ve tedavülleri ile, bu kayıtlardan önce oluşturulmuş ise, bu kayıtların, Ağustos 1326 tarihinde yapılan ifrazlara göre oluşan yeni sınırları itibariyle yerel bilirkişiler yardımıyla yerine uygulanmalı, bu çiftlik sınırları için ayrıca oluşturulan çiftliğe ait tarla ve bina nitelikli tapu kayıtları varsa, onlar dahi uygulanmalı, uygulama sırasında, tutunulan ... maa ... Çiftliği, ... Çiftliği ve ... Çiftliği tapularında Mezar Gediği, Dikilitaş, ... sınırlarının ortak sınır, ... (...), ...(...) sınırlarının köy ya da çiftlik sınırları olduğu, tapu kayıtlarının eşcar-ı müsmire ve gayr-ı eşcarı müsmireyi müştemil çiftlik kayıtları olup, bu sınırlar içinde devlet ormanları, dereler, taşlık ve kayalık niteliğindeki devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bulunduğu, sınırlarının mevki ya da nokta sınırlar olduğu, bu sınırların çoğunluğunun devlet ormanı içinde kalması nedeniyle sabit kabul edilemeyeceğinden, 3402 sayılı Kanunun 20/C maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, ... Çiftliğine ait tapu kaydının aynı köy 1 ilâ 169 sayılı parselle uygulandığı, ancak bu parseller hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ... maa ... Çiftliği tapusunun ... Köyü 373 ilâ 633 sayılı parsellere uygulandığı gözönünde bulundurularak, tapu kayıtları yerine uygulanmalı; bilinmeyen sınırlar konusunda tarafların gösterecekleri tanıklar dinlenmeli, yerel bilirkişi ve tanık sözleri, komşu parsel kayıtları ve eski tarihli memleket haritaları, köy isimleri ve sınırlarına ilişkin tüm kayıtlarla denetlenmeli, yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından tarif edilen ve gösterilen sınırlardaki çelişkilerin yöntemince giderilmeli, revizyon parselleri ile ... (...) ve ... (...) Köyleri (ya da Çiftlikleri) ile memleket haritasında ... Köyü olarak işaretlenmiş bulunan sınırlar gözetilerek sabit sınırların nereler olabileceği değerlendirilerek kayıtlar 3402 sayılı Kanunun 20 ve 21. maddeleri hükmüne göre, sabit sınırlarla bağlantısı kesilmemek suretiyle, bu sınırlardan başlanarak, genel kadastroda revizyon gördüğü, çiftlik tapu sahipleri adına kesinleşen parseller de dikkate alınmak suretiyle uygulanarak, kayıtların yüzölçümüyle kapsadığı alanlar tereddüte yer bırakmayacak biçimde belirlenmeli, harita mühendisi bilirkişi ve fen bilirkişilere tapu kaydının sınırları itibariyle kapsadığı alanı ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını ayrı ayrı gösteren ayrı renkli kalemlerle işaretli müşterek imzalı kroki düzenlettirilmeli; Daha sonra, dosyaya getirtilen en eski tarihli hava fotoğrafları, memleket haritaları, amenajman planları ve orman kadastro haritası ile kadastro paftası ve dayanılan tapu kayıtlarının sınırları ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını gösteren bilirkişi krokisi ve haritası, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yöntemince uygulanarak, tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadığı alanlar içinde kalıp 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre devletleştirilen orman alanları belirlenmeli, yüzölçümüyle geçerli kapsamı dışında kalan orman alanlarının, 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre zaten devlet ormanı sayılması nedeniyle, devletleştirmeye ve iadeye konu edilemeyeceği gözetilmeli, devletleşen orman alanları var ise, bu alanlarının yüzölçümü, tapu kayıtlarının yüzölçümünden düşüldükten sonra, artan bölümün tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceği, başka deyişle birbirlerine sınır olduğu ve toplam 14000 dönüm yüzölçümünde olduğu anlaşılan bu üç tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadıkları alan içinde kalan ormanların devletleştirme kapsamında olduğu göz önünde bulundurularak, devletleştirilen orman alanının yüzölçümü, tapu kaydı miktarından düşüldükten sonra, kalan miktarın bir bütün halinde çiftliğin tapu kaydı kapsamındaki diğer araziler olabileceği düşünülerek muteriz davacıların tapu kayıtlarının kapsamı belirlenmeli, orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, aynı yörede dava konusu edilen taşınmazların konumunu çevre taşınmazlarla birlikte bu harita ve fotoğraflar üzerinde bir arada gösterecekleri, tapu kayıtlarının sınırları, yüzölçümü ile kapsadığı alanları ve devletleştirilen orman alanlarını birlikte gösterir ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, kroki düzenlettirilmeli ve düzenlenen bu rapor ve krokiler aynı nitelikteki tüm dava dosyalarına konulmalıdır. Yukarıda anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın, muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı ile kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kalması ve nitelik yitirdiği gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarıldığının belirlenmesi halinde, 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. madde ile mi yoksa 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde çalışması ile mi dışarı çıkarıldığı belirlenerek, dayanılan tapu kaydı malikleri adına mı yoksa Hazine adına mı orman sınırı dışına çıkarıldığı tesbit edilmeli, Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığının belirlenmesi halinde ise, bu neviden taşınmazların 6831 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunla eklenen ek madde 10 uyarınca orman sınırları dışına çıkarılma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceğinden, niteliği belirlenmek suretiyle Hazine adına tesciline karar verilmelidir. Şayet, dava konusu taşınmazın davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı ve orman tahdidi dışında olduğu belirlendiği takdirde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme iddiasında bulunan davalı gerçek kişi ile tapu kaydına tutunan davacı gerçek kişilerin tanıkları ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin kiracı ya da malik sıfatıyla olup olmadığı, Medeni Kanunun yürürlüğünden en az 10 yıl öncesine dayanan zilyetlik olup olmadığı, varsa zilyetliğin başlangıcının ne şekilde hatırlandığı veya kendilerine bu bilgilerin ne şekilde aktarıldığı sorulup, somut olaylara dayalı yeterli ve kesin yanıtlar alınmalı, bir birinin tekrarı niteliğindeki soyut sözlerle yetinilmemeli, tarafların dayandıkları deliller ile özellikle Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333 E., 1994/51 K., ve Asliye Hukuk Mahkemesinin 1960/104 E. 1961/25 K. sayılı kararları ile 1989/103 Esas sayılı dava dosyası krokileri yerine uygulanmalı, çiftlik ve tapu sahipleri tarafından sunulan kiralamaya ilişkin 1940 yılından sonra noterde düzenlenen taahhüt senetleri kendilerine okunarak, bu belgelerde söz edilen kişi ve taşınmazlar ile çekişmeli taşınmazın ve taşınmaza zilyet olanın ilgisinin olup olmadığı hususundaki bilgileri sorulmalı, bu deliller karşısında bazı dosyalarda davacı, bazılarında davalı durumunda olan köylülerin zilyetliğinin asli zilyetlik olup olmadığı değerlendirilmeli, Türkiye genelinde 1936-1937 yıllarında arazi ve bina vergi yazımı yapıldığından ..., ... (..., ...), ..., ... (...) köylerinde bu yıllarda vergiye kayıt edilen arazi ya da bina olup olmadığı Özel İdare Müdürlüğünden sorularak varsa getirtilip yerine uygulanmalı, bu köyde, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanan gerçek kişiler, bunların bayi ya da murislerinin, o yıllara ait hiç vergi kaydı yoksa bunun nedeni araştırılmalı, 1926 yılından önce asli zilyet olan kişilerin 1936 - 1938 yıllarında sahip oldukları yerleri vergiye kayıt ettirmemiş olmalarının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı, köylülerin vergi kayıtları olmayıp, çiftlik sahiplerinin vergi kayıtları olması halinde bu durumun köylülerin ... Köyü arazilerine o yıllarda aslî zilyet olmadıklarının karinesi sayılıp sayılmayacağı tartışılmalı, muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamında kalması ve tapuların sahih ve geçerli olduğunun kabul edilmesi halinde davacı gerçek kişiler adına tesciline karar verilmelidir. Yukarıda anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı ve orman tahdidi dışında kaldığı belirlendiği ya da tapu kaydı kapsamında kalmakla birlikte tapu kaydının, davalı yararına hukuki kıymetini kaybettiği kabul edildiği takdirde ise, kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşması nedeniyle davalı gerçek kişiler adına tesbit gibi tesciline karar verilmelidir’’ gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 18. ... Kadastro Mahkemesinin 24.08.2016 tarihli ve 2016/4 E., 2016/55 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamında mevcut bilirkişi raporuna ekli memleket haritaları ve hava fotoğraflarından davaya konu taşınmazın 1959 ve 1978 tarihli memleket haritalarında orman olarak nitelendirildiği, 1939 ve 1953 tarihli hava fotoğraflarında da zira-i amaçlı kullanılmadığının sabit olduğu, dolayısıyla zilyet olunması hâlinde miktar itibarı ile geçerli olabilecek ancak zemine uymadığı için geçerli olmayan davacılar ... ve arkadaşlarının dayandığı tapu kaydının bir an için geçerli olduğu varsayılsa bile tapuda malik görünenlerin dava konusu taşınmaza hiçbir zaman zilyet olmadıkları sabit olduğu için lehlerine tapunun hüküm doğurmasının mümkün olmadığı; davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine dair mahkemece verilen 20.04.2009 tarih ve 1991/191 esas 2009/524 karar sayılı hükmün davacılar ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmediği(doğrusu karar düzeltme isteminde bulunmadıkları), aleyhlerine verilen hükmün kesinleştiği, bu nedenle davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine yönelik verilen eski kararda direnilmesi gerektiği, öte yandan davaya konu 275 parsel sayılı taşınmazın senetsizden davalılar adına tespit edildiği, müdahil davacı Hazinenin davaya konu taşınmazın orman içi açıklık vasfında olduğundan bahisle orman vasfı ile Hazine adına tescilini talep ettiği, dosya kapsamına, kesinleşmiş orman kadastro tutanak ve haritası ile memleket haritaları, hava fotoğrafları ve amenajman planı uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarıyla çekişmeli parselin 1967 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları dışında kaldığı, 2. madde ve 2/B uygulamaları ile orman dışına çıkarılan yerlerden olmadığı, ayrıca taşınmazın orman içi açıklık vasfında olmadığı, çekişmeli taşınmaza komşu olan taşınmazların nitelik yitirdikleri gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarıldıkları gerekçesiyle davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine yönelik eski kararda direnilmesine, davacılar ... ve arkadaşları ile müdahil davacı Hazinenin davasının reddine, dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline, müdahil davacılar ... ve ...'ın davalarına yönelik mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 19. Direnme kararı süresi içinde davacılar ... ve arkadaşları vekili ile müdahil davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 20. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıların (... ailesi) tutunduğu tapu kayıtlarının hukuken geçerli kayıtlar olup olmadığı, davalıların zilyetliğinin 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi’nin 20 ve 78. maddeleri gereğince tapu kaydının hukukî kıymetini kaybettirecek nitelikte bulunup bulunmadığı, davacıların tutunduğu tapu kayıtlarına kapsam tayini gerekip gerekmediği, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve taşınmazın niteliğinden kaynaklı olarak zilyetlik yoluyla iktisabını engelleyen bir durumun bulunup bulunmadığı, sonucuna göre de, mahkemece tapu kayıtlarına kapsam tayini yönünden bozma ilamında belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 21. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle direnme adı altında verilen kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 22. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. 23. Başka bir deyişle mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez. 24. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarında mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp yeni hüküm olarak kabul edilmektedir. 25. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemenin birinci kararında, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davacıların davasının reddine, müdahil davacı Hazinenin davasının kabulü ile dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davacı Hazine vekilinin (orman niteliği yönünden) temyizi üzerine Özel Dairece hükmün onandığı, davalı ... (davalı ...’in boşandığı eşi ...Kaz’dan olma çocuğu) vekili, davalılar ..., ... ve ... vekillerinin karar düzeltme istemleri üzerine Özel Dairece bu kez; bozma nedenine göre diğer temyiz itirazları incelenmeksizin onama kararı kaldırılarak taraf teşkili yönünden hükmün bozulduğu, mahkemenin ikinci kararında, bozma ilamına uyularak ve taraf teşkili sağlanarak aynı gerekçe ile ilk hükümdeki gibi karar verildiği, davacılar ... ve arkadaşları vekili, davalılar ... ve arkadaşları (... mirasçıları) vekili ve davacı Hazine vekilinin (orman niteliği yönünden) temyizi üzerine Özel Dairece; yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı gerekçesiyle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulduğu anlaşılmaktadır. 26. Yukarıda açıklanan son bozma kararından sonra mahkemece 15.06.2016 tarihli celsede; ‘’Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24/02/2015 tarih ve 2014/3037 Esas 2015/888 Karar sayılı bozma ilamında müdahil davacı hazinenin temyiz itirazı kabul edilerek yapılan bozma ilamına uyularak açık yargılamaya devam olundu’’ şeklinde ara karar kurulduğu, yargılamaya devam olunarak yeniden mahallinde keşif icra edildiği (18.07.2016 tarihinde), orman bilirkişinin ana ve ek raporları ile fen bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu, mahkemece; önceki gerekçe yanında davacılar ... ve arkadaşlarının davalarının reddine dair verilen 20.04.2009 tarih ve 1991/191 E., 2009/524 K. sayılı kararı temyiz etmedikleri(doğrusu onama kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunmadıkları), bu nedenle aleyhlerinde verilen hükmün haklarında kesinleştiği değerlendirmesinin yapıldığı, davacılar ... ve arkadaşları yönünden hem usulden hem de esastan bir değerlendirme ile direnme kararı verildiği gibi ilk ve ikinci kararda dava konusu taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş iken, direnme kararında müdahil davacı Hazinenin de davasının reddi ile dava konusu 275 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki tespit gibi tapuya tesciline karar verildiği anlaşılmıştır. 27. Buna göre mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozma konusu ile ilgili bozma kararı sonrası ortaya çıkan yeni bir delil ve yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. 28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, mahkemece ilk hükümde orman vasfıyla Hazine adına tescil hükmü kurulmuş iken direnme kararında tespit gibi tescile karar verildiği, usule uygun verilmiş bir direnme kararının bulunmadığı, bu nedenle usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 29. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. 30. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacılar ... ve arkadaşları vekili ile müdahil davacı Hazine vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.12.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Bir tıbbi uygulama hatası davasında davacı, mahkemece görevlendirilen adli tıp uzmanı tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun, uygulanan cerrahi tekniğin karmaşıklığını yeterince yansıtmadığını iddia etmektedir. Bu nedenle, alanında uluslararası tanınırlığa sahip bir profesörden, dava konusu cerrahi müdahaleye ilişkin bilimsel bir mütalaa almış ve bu mütalaayı dosyaya sunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, davacı tarafından sunulan bu bilimsel mütalaanın yargılamadaki yeri ve sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Taraflarca sunulan bilimsel mütalaa, mahkemenin atadığı bilirkişi raporuyla çelişiyorsa, hâkimin çelişkiyi gidermek üzere zorunlu olarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırması gerekir.
B) Hâkim, talep üzerine veya re'sen, mütalaayı hazırlayan uzman kişiyi duruşmaya davet edebilir ve uzman kişinin geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya katılmaması hâlinde, hazırladığı raporun delil değerini serbestçe takdir eder.
C) Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler ve bu mütalaanın hazırlanması için ayrıca süre talep edemezler.
D) Bilimsel mütalaa, ancak soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının izniyle alınabilir; kovuşturma aşamasında sunulan mütalaalar hükme esas alınamaz.
E) Mahkeme, bilimsel mütalaayı hazırlayan uzmanı dinlemeye karar verirse, taraflar bu uzmana yalnızca mahkeme başkanı aracılığıyla soru yöneltebilir.

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol