6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Madde 302

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 302. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 302- (1) Taraflar, harcının ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman alabilirler. (2) Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez. (3) 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu dâhil, diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz. (4) Hükmün kesinleştiği, ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir. (5) (Ek: 20/7/2017-7035/27 md.) Kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince yapılır. Kesin hüküm

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

109 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/1698 E., 2020/966 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Çoğunluk görüşü ile ulaşılan sonuç aşağıda ayrıntılı açıklamalar belirtileceği gibi özellikle usul ekonomisi ilkesi, 6100 sayılı HMK.’un 302, Harçlar Kanunu’nun 13, değişen 28. ve 33 maddelerinin 32.
Hukuk Genel Kurulu         2017/1698 E.  ,  2020/966 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “kurum kararının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurum tarafından müvekkiline gönderilen 26.01.2011 tarihli “kurum zararının tahsili” konulu yazı ile müvekkili tarafından davalı Kuruma fatura edilen 01.11.2010 tarihli 1 adet reçete ekinde yer alan 30.09.2010 tarihli ve 575 nolu ilaç kullanım raporunun sahte olduğunun tespit edildiğini ileri sürerek protokolün 4.3.6. maddesi gereğince toplamda 1 adet reçete bedeli ve faizi olarak 12.057,63TL para kesintisi yapılacağına ilişkin kararın iptaline, sözleşmenin aynı koşullarda devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının muhakkik raporu ekinde belirtilen diğer otuz eczacıda olduğu gibi kendisine ibraz edilen sahte reçete ve raporlarda belirtilen ilaçları, reçeteyi ibraz eden kişinin kimliğini sormadan ve görmeden sadece sözlü beyanlarını reçete arkasına yazıp dolandırıcı kişiye imzalatmak suretiyle ilaçları dolandırıcı kişiye verdiğini, davacının eylemlerinin 5510 sayılı Kanun'un 67/3, 71/1, 103/2 ve sözleşme eki protokolün 6.3.3. maddelerine açıkça aykırı olduğunun müvekkili kurum muhakkiklerinin raporlarında ve Cumhuriyet Savcılığı dosyasında tespit edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/145 E., 2012/81 K. sayılı kararı ile; dava dışı Gürdal Koca ve Uğur Bayraktar tarafından sahte olarak düzenlenen ilaç kullanım raporu ve reçeteye istinaden davacının işletmekte olduğu ... Eczanesinden "Glivec" isimli ilacın alındığı, davacı tarafından ilaç bedelinin davalı kurumdan tahsil edildiği, davalı kurum müfettişleri tarafından yapılan soruşturma sonucunda 01.11.2010 tarihli ve K2LTFC protokol numaralı reçete ekinde yer alan 30.09.2010 tarihli ve 575 numaralı raporun sahte olduğu belirtilerek fatura bedeli olan 12.057,63TL’nin tahsil edileceği belirtilmiş ise de, davalı idare tarafından ceza uygulanmasına ilişkin 26.01.2011 tarihli ve 1565261 sayılı kararda eczacı ve çalışanlarının olayda kastının olmadığının ve bundan dolayı cezai işleme gerek duyulmadığının belirtildiği, bu nedenle fatura bedelinin tahsili işleminin hukuki dayanağının kalmadığı, sahte reçete ile davacı eczaneden ilaç alan şahıslar hakkında Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldığı, yargılama sonucunda şahısların mahkumiyetlerine karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 24.01.2013 tarihli ve 2012/22362 E., 2013/1337 K. sayılı kararı ile; “…Davacı tarafından verilen ilaçlara dayanak rapor ve reçetelerin sahte olduğu yapılan soruşturma sonucu tespit edilmiş, davacı eczacı hakkında bir kastı bulunmadığından cezai işlem uygulanmayacağı belirtilmiş ancak reçetelere konu ilaçların bedelinin tahsili hakkında karar alınmıştır. Davacı tarafından verilen ilaca ilişkin sağlık raporu ve reçetenin sahte olduğu Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/180-2011/231 esas ve karar numaralı dava dosyasında yapılan yargılama sonucu anlaşılmıştır. Bu durumda davalı idarenin 2009 yılı eczane protokolünün 6.3.19 ve 4.3.6. maddeleri uyarınca yaptığı işlem sözleşmeye uygundur. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.12.2013 tarihli ve 2013/496 E., 2013/916 K. sayılı kararı ile; olay, taraf ve sebep itibarı ile aynı nitelikteki Adana 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/164 E., 2012/234 K. ve Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/282 E. sayılı davalarında verilen kararlar karşılaştırıldığında, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/180 E., 2011/231 K. sayılı yargılamada cezalandırılmasına karar verilen dava dışı 3. kişi olan sanıklarla davacı arasında birlikte eylem ve fikir birliği içinde olduklarına dair delil ya da kesinleşmiş yargı kararı bulunmadığı, davalı tarafça davacı aleyhine verilen tek taraflı karar ve işlemin hukuka aykırı ve dayanaksız olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı eczacı tarafından davalı Kuruma fatura edilen ilaç kullanım raporunun ve reçetenin sahte olması sebebi ile davacılara, davalı Kurum tarafından uygulanacağı bildirilen reçete bedeli ve faizine ilişkin kesintinin hukuka uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, “Davalı tarafın harçtan muaf olduğu nispi karar ve ilam harcına tabi bir davada dava açılırken yatırılan maktu karar ve ilam harcının yeterli olup olmadığı, böyle bir davanın kısmî dava olarak açılması ve ıslah yapılmak suretiyle dava değerinin arttırılması halinde ıslah edilen miktar için nispi karar ve ilam harcının tamamlanması gerekip gerekmediği ayrıca; bu tür bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde alacağın sonradan belirlenen miktarı için nispi karar ve ilam harcının tamamlanmasının gerekip gerekmediği” konulu içtihadı birleştirme başvurusuna ilişkin olarak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.10.2020 tarihli ve 2018/4 E., 2020/2 K. sayılı kararı ile “İçtihatların birleştirilmesine karar verilebilmesi için, içtihat aykırılığına konu kararların devamlılık arz etmesinin gerekmesi ve Yargıtay’ın Özel Dairelerinin yerleşmiş kararlarına aykırılık teşkil eden Hukuk Genel Kurulunun sadece 03.11.2010 tarih ve 2010/10-550/561 sayılı kararının bulunması karşısında, içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı” şeklinde karar verildiği dikkate alındığında, davalı ... Başkanlığının harçtan muaf olduğu nispi karar ve ilam harcına tabi olan eldeki davada, dava açılırken maktu yatırılan peşin harcın usul ve yasaya uygun şekilde tamamlanmasının gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir. IV. GEREKÇE 13. Bilindiği üzere kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla Devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilir. 14. Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, “masrafı karşılama” ve “faydalanma” ilkelerine dayandırılmaktadır. Masrafları karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır. 15. Bu açıklamalar karşısında harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülükler olarak tanımlanabilir (Pınar, B.: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s. 1-3). 16. Diğer bir deyişle “…harç; muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir.” (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 23.12.1976 tarihli ve 1976/7 E., 1976/6 K. sayılı kararı). 17. Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (492 sayılı Kanun/Harçlar Kanunu) gerekçesinde harcın tanımı “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmıştır. Bu tanım, Anayasa Mahkemesinin 31.03.1987 tarihli ve 1986/20 E., 1987/9 K.; 14.02.1991 tarihli ve 1990/18 E., 1991/4 K.; 28.09.1995 tarihli ve 1995/24 E., 52 K. sayılı kararlarında da yer almıştır. 18. Bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişinin bir kamu kuruluşundan yararlanması, kişilere kamu eliyle özel bir çıkar sağlanması ve kamu idaresinin kişinin bir işiyle uğraşması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 07.12.1964 tarihli ve 1964/3 E., 1964/5 K. sayılı kararı). 19. Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır. 20. Nitekim 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 73. maddesinin üçüncü bendi “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir. 21. Bahsi geçen Anayasa hükmünün vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. 22. O hâlde, harca ilişkin bir kanun hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamalıdır. Aksi hâlde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına alınmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, kanun koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur. 23. Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır. Aynı Kanunun 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) Sayılı Tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır. 24. Anayasa Mahkemesi’nin 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; “…diğer harçlarda olduğu gibi yargı harçlarında da kural; harcın davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişi tarafından ödenmesidir. Ancak yargı yoluna başvurmak, başvuran kişiye bir harç yükümlülüğü yüklediği gibi, başvuranın haklı çıkması hâlinde bu yükümlülük yer değiştirmekte ve davada haksız çıkan tarafa yükletilmektedir. Bu nedenle nispi harca tabi davalarda, yargılama sonunda ödenecek harç miktarıyla birlikte, harcın gerçek sorumlusu da mahkeme kararıyla belirlenmektedir.”. 25. Yargı harçları; mahkeme harçları, icra ve iflas harçları, ticaret sicili harçları ve diğer harçlar olarak dört başlık altında toplanmıştır. Mahkemelerde ödenecek harçlar ise başvurma harcı, celse harcı, karar ve ilam harcı, temyiz, istinaf ve itiraz harçları ile keşif harcıdır. 26. Gereksiz davaların açılmasının ve diğer tarafın haksız yere ızrar edilmesinin önlenmesi için ihdas edilen karar ve ilam harcı, yargılama giderlerinin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. 27. Karar ve ilam harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir [492 sayılı Harçlar Kanunu m. 15, 21, (1) Sayılı Tarife (A)-III]. 28. Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tabi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir. 29. Nispi harç, konusu belli bir değerle (para veya para ile değerlendirilebilen bir şey) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden Tarifedeki belli nispete göre alınan harçtır [ (1) Sayılı Tarife, (A)-III/1-a]. 30. Maktu harç ise konusu belli bir değerle tespit edilemeyen davalarda ve davanın reddine ilişkin kararlardan alınan harçtır [ (1) Sayılı Tarife, (A)-III/2-a]. 31. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlığını taşıyan 28/1-a alt bendinin birinci cümlesi; “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. ” şeklindedir. 32. Kanunun 32. maddesinin birinci cümlesinde ise “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” hükmü yer almaktadır. Bu hükmün, itiraz yoluyla Anayasa’ya aykırılığının yerel mahkemelerce ileri sürülmesi üzerine Anayasa Mahkemesi, 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı ile, 492 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın (iptal isteminin) reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde ise “...Yargılama sürecinde, yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili (davalı veya davacı), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağını belirten kural, bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetinden yararlanmalarını, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağladığından, hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir nitelik taşımamaktadır. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 36’ncı maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir. 33. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 120. maddesine göre de “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.”. 34. Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2013 tarihli ve 2013/21-445 E., 2013/1625 K.; 06.06.2018 tarihli ve 2017/13-1984 E., 2018/1172 K. sayılı kararlarında da aynı hususlara işaret edilmiştir. 35. Yapılan bu açıklamalar ışığında, somut olayda dava değeri para ile ölçülebilir nitelikte olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 28. maddesinin 1-a alt bendi gereğince dava değeri üzerinden hesaplanacak karar ve ilam harcının dörtte birinin peşin olarak ödenmesi gerekmektedir. Bununla birlikte davacı, dava açarken nispi peşin harç yatırmayıp sadece maktu harç yatırdığından ve buna göre Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince herhangi bir işlem yapılamayacağından, mahkemece harç eksikliğinin tamamlattırılması ve daha sonra işin esasının incelenmesi gerekmektedir. 36. Belirtmek gerekir ki, dava açarken peşin nispi harç ödeme yükümlüsünün davacı olduğu gözetildiğinde, davalı tarafın harç ödemekten muaf olması, davacıyı harç ödeme yükümlülüğünden kurtarmak anlamına gelmeyecektir. 37. Nitekim davalı tarafın harçtan muaf olması, yargılama sonucunda davanın kabul edilmesi durumunda harç yükümlüsü davalı olacağından mahkemece hükmedilecek karar ve ilâm harcının belirlenmesi noktasında dikkate alınması gereken bir husustur. 38. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayda usul ekonomisi ilkesi, 6100 sayılı HMK’nın 302, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 13, değişiklik yapılan 28. ve 33. maddelerinin 32. madde ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, Hukuk Genel Kurulunun 03.11.2010 tarihli ve 2010/10-550 E., 2010/561 K. sayılı kararı da gözetildiğinde nispi harca tabi ve davalı tarafın harçtan muaf olduğu eldeki davada davanın reddi hâlinde alınması gereken harcın maktu harç olduğu, alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığı, peşin harcın ¼ nispi harç yerine maktu harç olduğu, davacıya yüklenmesi olanaklı olmayan ve ilam aşamasında tamamlama harcı alınması gerekmediğinden ön sorununun bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 39. Hâl böyle olunca, direnme kararının işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin açıklanan usulü nedenle bozulması gerekmiştir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 01.12.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 1. Davacı eczacı tarafından davalı kuruma fatura edilen ilaç kullanım raporu ve reçetenin sahte olması nedeni ile kurum tarafından uygulanacağı belirtilen reçete bedeli ve faize ilişkin kesintinin hukuka uygun olup olmadığı yönündeki uyuşmazlıkta, ön sorun olarak “Davalı tarafın harçtan muaf olduğu nispi karar ve ilam harcına tabi bir davada dava açılırken yatırılan maktu karar ve ilam harcının yeterli olup olmadığı, böyle bir davanın kısmî dava olarak açılması ve ıslah yapılmak suretiyle dava değerinin arttırılması hâlinde ıslah edilen miktar için nispi karar ve ilam harcının tamamlanması gerekip gerekmediği ayrıca; bu tür bir davanın belirsiz alacak davası olarak açılması hâlinde alacağın sonradan belirlenen miktarı için nispi karar ve ilam harcının tamamlanmasının gerekip gerekmediği” görüşülmüş ve çoğunluk görüşü ile Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” kuralı nispi ve karar ilamının tamamlanması gerektiği gerekçesi ile ön sorun olduğu kabul edilerek yerel mahkeme kararı usulden bozulmuştur. 2. Çoğunluk görüşü ile ulaşılan sonuç aşağıda ayrıntılı açıklamalar belirtileceği gibi özellikle usul ekonomisi ilkesi, 6100 sayılı HMK.’un 302, Harçlar Kanunu’nun 13, değişen 28. ve 33 maddelerinin 32. madde ile birlikte değerlendirildiğinde isabetli olmadığı görüşündeyiz. Zira; 3. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30’uncu maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141’inci maddesinin dördüncü bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir (Y.HGK. 27.06.2018, gün ve 2018/19-468 E, 2018/1257 K). 4. Harçlar Kanunu’nun 15. maddesine göre ise “Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır”. Görüldüğü gibi işlemin türü ve içeriği, harcın maktu olmasını da etkilemektedir. 5. Diğer taraftan aynı kanunun değişen 28/a maddesine göre “Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez”. Paralel düzenleme 6100 sayılı HMK’nın 302. maddesinde düzenlenmiş ve “Tarafların, harcının ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman alabilecekleri (1. fıkra) ve bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceği” açıkça ifade edilirken, 3. fıkrada “2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu dâhil, diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümlerinin uygulanmayacağı” belirtilmiştir. 6. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “özellikle yargılama giderleri ve bu kapsamda harçlar konusunda tüm sorumluluğu başvurana yüklemenin, mahkemeye erişim hakkının ihlal edeceğine, haklı bir amaç gütmeyen ve başvurulan yollar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmayan sınırlamanın AİHS’nin 6. Maddesi ile uyumlu olmayacağına, mülkiyet hakkını da ihlal edeceğine karar vermiştir" (26.06.2007 gün ve 25321/02 başvuru nolu Ülger/Türkiye kararı). 7. Keza Anayasa Mahkemesi Harçlar Kanunu’nun değiştirilmeden önceki 28. maddesini iptal ederken, “Anayasanın 36. Maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının sadece yargı mercileri önünden davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsadığını, dava açarken peşin harcı ödeyen ancak nispi harca tabi davalarda işin niteliği gereği dava sonuna bırakılan bakiye harçtan yasal olarak sorumlu olmadığı mahkeme kararı ile belirlenen davacıya sorumlusu olmadığı bir harcın tahsili koşulu ile ilamın verilmesinin hak arama özgürlüğünü engelleyici nitelik taşıdığını” belirtmiştir (14.01.2010 gün ve 2009/27 E, 2010/9 K. RG. 17.03.2010, sayı: 27524). 8. Anayasa Mahkemesi Harçlar Kanunu’nun 32. maddesinde hüküm altına alınan “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” kuralının iptali istemi aynı kararda reddetmiş ise de daha sonra yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 302. maddesi ile çelişir hâle gelmiştir. Zira anılan 32. madde uygulamada hükmün temyiz edilmesine ve icraya konulmasına engel nitelik taşımaktadır. Bu şekildeki uygulama ile 6100 sayılı HMK’nın 302. maddesi ile çeliştiğinden, 302/3 madde uyarınca dikkate alınmaması gerekir. 9. Davalısı harçtan muaf olan davalarda, davacının davada haklı bulunması hâlinde davalıdan harç tahsil edilemeyeceğinden davacının yatırdığı peşin harç kendisine iade edilecek; davayı kaybetmesi hâlinde ise alınacak harç en fazla maktu harç miktarı kadar olacaktır. 10. Hâl böyle olunca dava niteliği gereği nispi harca tabi olsa dahi bu özel durum gereği kararın verilmesi ile doğacak ve alınabilecek olan harç miktarı ancak maktu harç miktarı kadar olabileceği için başta alınacak harç miktarı da maktu harç olmalıdır. Sonuçta, davalısı harçtan muaf olan davalarda hükmedilebilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmadığından, peşin karar ve ilam harcının alınmasına da yasal olanak bulunmamaktadır. Böyle bir durumda maktu harç dışında nispi harç alınması, sonra karar ile ilgilisine iade kararı şeklinde hüküm kurulması, usul ekonomisi ve ucuzluk ilkesi ile Harçlar Kanunu’nun 15, 28, 33 ve 6100 sayılı HMK’nın 302. maddelerine aykırı olacaktır. Zira bu davada davalının harçtan muaf olması, işlemin nevi ve mahiyeti gereği sadece maktu harç alınmasını gerektirir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.11.2010 tarih, Esas: 2010/10-550, Karar: 2010/561 sayılı kararı). 11. Açılan bu dava kural olarak nispi harca tabi olmakla birlikte davalısı harçtan muaf olduğundan dava sonunda davanın reddi hâlinde dahi alınması gereken harç maktu olup; alınabilecek nispi karar ve ilam harcı bulunmamakta; bu nedenle peşin harcın da 1/4 nispi harç değil sonuçta hükmedilebilecek olan maktu harç olması gerekmektedir. Bu nedenle peşin alınabilecek olan en fazla harç, maktu harç miktarıdır. Davacıya yüklenmesi olanaklı olmayan ve ilam aşamasında tamamlama harcının alınması gerekmediğinden, sayın çoğunluğun ön sorun kabul ederek harç yönünden bozma görüşüne katılınmamıştır.

Diğer kararlar (4)

4. Hukuk Dairesi, 2021/22367 E., 2022/6606 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 2. Tüketici Mahkemesi
tam metni aç
maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 31/03/2022 gününde Başkan ...'
4. Hukuk Dairesi         2021/22367 E.  ,  2022/6606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 2. Tüketici Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş ve ... aleyhine 06/09/2019 gününde verilen dilekçe ile istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı İstanbul Medipol Üniversitesi Medipol Mega Hastaneler Kompleksine açılan davanın yargı yolu nedeniyle reddine, diğer davalı yönünden açılan davanın husumet nedeniyle reddine dair verilen 18/01/2021 günlü kararın istinaf incelemesinde; kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından HMK 353/1-b maddesi gereğince davacının istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine dair verilen 07.04.2021 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. KARAR Davacı vekili; müvekkili davacının uzun süre davalı şirket tarafından işletilen Özel Medipol Mega Hastaneler Kompleksi adlı Hastanede akciğerleriyle ilgili (Koah) tedavisi gördüğünü, bu tedavisi devam ederken 3-4 ay geçmeyen ishal şikâyeti üzerine Gastroenteroloji servisine gönderildiğini, Gastroentereloji bölümündeki davalı doktor Doç. Dr. ... tarafından muayene edilerek kolonoskopi yapılmasına karar verildiğini, Koah hastası olduğu ve ayrıca kalp yetmezliği yaşadığı davalı Hastane kayıtlarında yer aldığı gibi, konuyla ilgili olarak davalı Dr. ...'un da bilgilendirildiğini, davalı doktor tarafından 18/09/2017 tarihinde yapılan kolonoskopi işlemi sırasında gerekli dikkat ve özeni gösterilmemesi nedeniyle müvekkilin bağırsağının yırtıldığını ve işleme son verildiğini, kolonoskopi sırasındaki dikkatsizlik ve özensizlik yüzünden bağırsağı yırtılan müvekkilin komaya girdiğini, hemen başka bir ekip tarafından ameliyata alındığını, yırtılan bölümün dikildiğini, davalıların dikkatsiz ve özensiz iş ve işlemleri nedeniyle mağduriyet yaşadığını belirterek 5.000,00 TL maddi tazminat ile 300.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 305.000,00 TL'nin 18/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili; davalı hastanenin vakıf üniversitesi hastanesi olup görevli yargı yerinin idari yargı yeri olduğunu, diğer davalının ise anılan hastanede öğretim üyesi olduğunu ve aleyhine şahsi dava açılamayacağından anılan davalı yönünden de davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; davalı hastanenin kamu hastanesi olduğu, davalı doktorun ise kamu görevlisi olup Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1. maddesi gereğince; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabileceği gerekçesiyle davalı İstanbul Medipol Üniversitesi Medipol Mega Hastaneler Kompleksine açılan davanın yargı yolu nedeniyle görev hususu yönünden reddine, diğer davalı doktor yönünden açılan davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adli Mahkemesince; davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMKnın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK'nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK'nın 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 31/03/2022 gününde Başkan ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Davacı, davalı Doç. Dr. ... tarafından yapılan kolonoskopi işlemi sırasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle bağırsağının yırtıldığını ve işleme son verildiğini, komaya girdiğini, başka ekip tarafından yapılan ameliyat ile yırtılan bölümün dikildiğini ileri sürüp davalının şahsi kusuruna dayanmıştır. Bu işlem diğer davalı ... Sağlık ve Eğitim Hizmetleri A.Ş'ne ait hastanede gerçekleşmiştir. YÖK Başkanlığının Genel kurulunda iş birliği protokolü onaylanmış ve üniversite hastanesi olarak kabul edilmiş ise de kişi davalının şahsi kusuruna dayanmasına engel bir husus olarak kabulü mümkün değildir. Sayın çoğunluğun davalı ... yönünden onama kararına katılmıyorum.
4. Hukuk Dairesi, 2020/3108 E., 2022/14708 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 26,30 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 15/11/2022 gününde oybirliğiyl
4. Hukuk Dairesi         2020/3108 E.  ,  2022/14708 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki basın yoluyla kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat ile yayın talebi davası üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/01/2019 günlü kararın istinaf incelemesi taraf vekillerince istenilmekle, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme neticesinde davacının istinaf talebinin reddine, davalıların istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmesine, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Davacı vekili; davalılardan Turkuaz Gazete Basım A.Ş.nin yayın sahibi, ...'nun yönetim kurulu başkanı, ...'ın gazete tüzel kişiliğinin yönetim kurulu başkanı ...'nın eser sahibi olduğu Takvim gazetesinin 27/06/2013 tarihli nüshasının birinci sayfasından başlayıp 15. sayfasında devam eden, ... tarafından kaleme alınan "Gezi Testi”, “Diren Eczane 24 Saat Hizmet Verdi" başlıklı haber nedeniyle davacının kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi zararının giderilmesi ve kararın yayınlanması isteminde bulunmuştur. Davalılar vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, davaya konu haksız yayın ile davacının kişilik haklarına haksız saldırı yapıldığı, bu durumun davacının manevi yönden zarara uğramasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; davalı ...’nun yayın tarihinde davalı yayın şirketinin yönetim kurulu başkanı olmadığı anlaşıldığından, 5187 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre hukuken sorumluluğunun bulunmadığı, bu nedenle adı geçen davalı yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, diğer davalılar yönünden işin esasının incelenmesinde ise, dava konusu haberde, ülke gündemini uzun süre meşgul eden gezi olaylarından bahsedildiği, olaylar sırasında İspark’a ait ve bir kısmı davacı şirket tarafından otel yönetiminin kontrolünde müşterilerinin kullanımına sunulan otoparkın, eylemciler tarafından işgal edildiği ve burada yaralılara müdahale için getirilen bir takım tıbbi malzemelerin bulunduğundan bahsedildiği, anılan görüntülerin polis kamerasından ve TRT’den alınan görüntüler olduğunun açıklandığı, bu konuda bir tespit yapılamadığı, bu durumda davalı kanal tarafından doğruluğunun ve gerçekliğinin soruşturulmasının beklenemeyeceği, kullanılan ifade ve alt yazıların eleştiri mahiyetinde olduğu, hakaret içermediği gerekçesiyle istemin tümden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın davalı ... yönünden husumetten reddine, diğer davalılar ..., ... ve Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş. yönünden esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nun 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 26,30 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 15/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
4. Hukuk Dairesi, 2020/2552 E., 2022/10518 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 15.796,64 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı ...
4. Hukuk Dairesi         2020/2552 E.  ,  2022/10518 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Manavgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ...vekili Av. ... tarafından, davalı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ ve DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine 10/10/2016 gününde verilen dilekçe ile haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair verilen 28/03/2019 günlü kararın davalılar vekilinin başvurusu üzerine yapılan istinaf incelemesinde; davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılardan DSİ Genel Müdürlüğünün istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına HMK’nın 353/1-b 2.cümle uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurularak davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ yönünden davanın kabulüne, davalılardan DSİ yönünden yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine dair verilen 03/03/2020 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Dava, haksız fiilden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin ... ili Manavgat ilçesindeki Manavgat ırmağı üzerinde alabalık üretimi yaptığını, davalı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ’nin Manavgat ırmağı üzerindeki hidroelektrik santralinin işletmeciliğini diğer davalı DSİ’den devraldığını, davalı şirketin ırmağa yeterince su bırakmaması sonucu ırmak debisinin düşmesi ve buna bağlı olarak da su sıcaklığı ile tuzluluğun artması nedeniyle 08/08/2016 tarihinde müvekkiline ait iki adet çiftlikte toplu balık ölümleri gerçekleştiğini, davalının eylemi nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını belirterek oluşan maddi zararın tazminini talep etmiştir. Davalı ... Alüminyun Sanayi ve Ticaret AŞ vekili, davacının iddialarının farazi olduğunu ve ispatının mümkün olmadığını, davaya konu olay ile müvekkilinin faaliyeti arasında illiyet bağı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı DSİ vekili, ırmak yatağına bırakılan su miktarının santrali işleten şirket tarafından tespit edildiğini ve oluşabilecek zararlardan da bu şirketin sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, dosya kapsamında alınan her iki bilirkişi raporunda da balık ölümlerinin sebebinin nehir yatağındaki su debisinin DSİ'nin tebliğ ettiği değerlerden -2- düşük olması ve nehir suyu debisinin yetersiz kalmasından dolayı deniz suyunun nehrin iç kısımlarına doğru girmesi nedeniyle ani tuzluluk ve sıcaklık yükselmesi sonucu olduğu, oluşan zarardan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, mahkememizce alınan 18/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda oluşan zararın satış fiyatı, işçilik gideri, yoksun kalınan kar ve tarımsal destek kaybının birlikte hesaplanması şeklinde belirlendiği ve bu raporun hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hükme karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, hem değişik iş dosyasında sunulan kök ve ek raporda hem de eldeki dava dosyası kapsamında aldırılan raporlarda davacının balık ölümlerine ilişkin iddia ettiği olay ve olguların varit olduğu yönünde görüş bildirildiği, davalı şirketin DSİ tarafından belirlenen kurallara uygun davranmaması ve usulsüz su tutma uygulaması ile balık ölümleri arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, dolayısıyla davalı şirketin balık ölümleri sebebiyle oluşan zararından sorumlu olduğu, davalılardan DSİ Genel Müdürlüğünün bir kamu tüzel kişiliği olup, kural olarak işlem ve eylemlerinin kamusal nitelik taşıdığı, kamu idaresi niteliğinde olan davalının bakım ve denetim eksikliğinin bir hizmet kusuru olduğu, bu nedenle uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılardan DSİ’nin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk dereme mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK’nın 353/1-b bendi 2. cümle gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurularak davalılardan DSİ yönünden yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine, davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar davalılardan ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nun 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 15.796,64 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret A.Ş 'den alınmasına 19/09/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi. Davalı ... Alüminyum Sanayi ve Ticaret A.Ş
4. Hukuk Dairesi, 2021/23284 E., 2022/14135 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, duruşmada vekille temsil olunmayan davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ve aşağıda dökümü yazılı 2
4. Hukuk Dairesi         2021/23284 E.  ,  2022/14135 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Serik 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 08/11/2022 Salı günü davacı asil ... ve vekili Avukat ... geldi, davalı adına gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı vekili dinlendikten sonra dosya incelendi gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, müvekkilinin Türkiye'de yukarıda belirtilen adreste ikamet eden ve aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisinin Serik İlçe Teşkilatında 2010 yılından beri değişik toplumsal projelerde gönüllü olarak çalışan bu projeleri yöneten ya da yerine göre organize ederek yöre halkı yararına faaliyette bulunan bir parti üyesi olduğunu, 2014 yılı içerisinde yapılan yerel seçimlerde davalı Serik Belediye Başkanı ...'ın Adalet ve Kalkınma Partisine aday gösterilmesnde de dahil olmak üzere Serik Belediye Başkanı seçilmesi için bir çok seçim faaliyetlerini yürüttüğünü, müvekkilinin çıkar peşinde koşan, maddi ve manevi menfaat elde etmek amacıyla hareket eden bir kişi olarak hem yakın çevresinde hem de yöre halkı nezdinde küçük düşürdüğünü beyan ederek; kişilik hakları, itibari, mesleki ve siyasi konumu, saygınlığı, onuru zedelenen müvekkili için 1.000,00 TL maddi, 49.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 50.000,00 TL tazminatın davalıdan olay tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle beraber tahsiline karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Davalı vekili, davacının 2010 yılından beri Adalet Kalkınma Partisi Serik İlçe Teşkilatının projelerinde çalıştığı, bir parti üyesi olduğu hususunun gerçek dışı olduğunu, davacının parti üyesi dahi olmadığını, davacının kendisini çok önemli bir kişi olarak tanıtmaya çalıştığını, davacının yılın büyük bir bölümünü Almanya'da ve yurt dışında geçirdiğini sadece yaz aylarında kısa süreli Türkiye'de bulunan bir kişi olduğunu haricen öğrendiklerini, davacının 24/08/2015 tarihinde belediye özel kalem müdürlüğünde kullanılmakta olan telefonu arayarak kendisini Serik Belediyesi personeli olarak tanıttığını, ilçede yaşayan engellilere yardım projeleri hazırladıkları şeklinde beyanda bulunduğunu ve kendisinin görüştüğü birkaç turizm tesisinden de bu ve benzer konuları beyan ederek menfaat sağlamaya çalıştığı şeklinde ihbarda bulunulduğunu, davacının olmadığı halde kendisini Serik Belediyesi Kültür ve Sosyal İşlerden sorumlu personeli olarak tanıtmasının yanlış olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince, Serik çevresinde bulunan otellere gönderildiği belirtilen yazı içeriğinin bütün olarak değerlendirilmesinde; yazının amacının doğabilecek mağduriyetleri engel olmak için ilgilileri bilgilendirmek olduğu, yazının bütün olarak değerlendirildiğinde kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin açmış olduğu davanın reddine, karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; Anayasa'nın 40/3 maddesi, 125/son maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceği, somut olayda, davalının olay tarihi itibariyle Serik İlçe Belediye Başkanı olduğu, davacının belediye çalışanı olduğunu iddia ederek sosyal projeler için otellerden yardım talep ettiğinin belediyeye ihbar edilmesi üzerine davaya konu üzerinde davalının imzası bulunan yazının ilçede faaliyet gösteren otellere yazıldığı, oluştuğu iddia edilen zararın davalının görevini icra ederken meydana geldiğinin iddia edildiği, bu durumda davanın idari yargı yerinde davalının bağlı bulunduğu idare aleyhine açılabileceği, davalı belediye başkanına husumet düşmediği dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu kabulü ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının esası incelenmeden kaldırılmasına, kabul edilen istinaf nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi suretiyle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, duruşmada vekille temsil olunmayan davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 08/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Medeni Usul Hukuku

Taraflar harcının ödenmiş olup olmadığına bakılmaksızın ilamı alabilirler mi?

A) Hayır, harç ödenmeden ilam verilmez.
B) Evet, her zaman alabilirler.
C) Sadece davacı alabilir.
D) Sadece adli yardımdan yararlananlar alabilir.
E) Sadece kararın kesinleşmesinden sonra alabilirler.

Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol